"ORTADOĞU"DA ÇELİŞKİLERDEN KURTULMAK, ÇÖZÜME İLK ADIMDIR

Mehmed MAKSUT

09-08-2026 05:18


"Ortadoğu" coğrafyası tarih boyunca siyasi olayların çok yoğun gerçekleştiği bir coğrafya olduğu için tarihçiler tarafından "Fırtınalar Merkezi" olarak ifade edilmiştir. Bu terim siyasi olayların çok hızlı geliştiğini ve değiştiğini ifade etmesi açısından önemlidir. 

Gazze'de "Aksa Tufanı"yla başlayan gerilim Amerika-İsrail ile İran arasındaki savaşlar ile çok boyutlu bir alana yayıldı. Gazze'nin hesabı sorulmadan, enkazı kaldırılmadan Ortadoğu'da yeni Gazzeler Lübnan, İran ve Yemen'de oluşturulmaya çalışıldı. 

Bir yandan dünyanın en büyük şer güçleri Amerika, İsrail ve işbirlikçi Körfez ülkelerinin saldırı ve ihanetleri; diğer yandan yıllarca ambargoya maruz bırakılmış, her türlü saldırıya, propagandaya maruz bırakılarak kuşatılmış Gazze, İran, Lübnan ve Yemenin direnişi devam ediyor. 

Direniş sürecinde tarih boyunca açık düşmanlardan daha çok işbirlikçiler her zaman denklemi zora koymuştur. İşbirlikçilerin ihanetiyle mücadele Amerika'yla mücadeleden daha zor olmuştur. Süreti haktan görünüp batılla sürekli iş tutan bu ülkeler kınama toplantılarından öteye geçmeyen birliktelikleriyle, hiçbir etkisi olmayan diplomatik girişimleriyle son dönemde alay konusu dahi oluyor. 

En son "20 Müslüman ülke!", Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın durumunu görüşmek üzere Ürdün'de toplandı. "İsrail'in eylemleri kınandı. Uluslararası toplum Gazze ve Kudüs için harekete geçmeli denildi." Toplantının diğerlerinden hiçbir farkı olmasa da "Uluslararası kamuoyunu harekete geçirme çağrısı" trajik bir durumdur. 

Peki bu ülke temsilcilerine;

Uluslararası toplum demez mi sizin paralarınızdan imkanlarınızdan, topraklarınızdan, siyasetinizden, eylemsizliğinizden destek alan bu saldırılara karşı önce siz bir kendinize bakın. 

Önce siz katliamları destekleyenlerle ilişkinizi sorgulayın. Önce siz katliamcılara olan bağlılığınızı; direnenlere olan düşmanlığınızı gözden geçirin. 

Önce işgalcileri destekleme yüzsüzlüğünden vazgeçin, işgali meşrulaştıran antlaşmaları yırtıp atın, boş kınamalardan vazgeçin. 

Kardeşleriniz, dindaşlarınız, insanlarınız, soydaşlarınız öldürülürken, topraklarınız işgal edilirken, tarihiniz talan edilirken televizyon izler gibi izleme pozisyonundan önce siz çıkınız ki çağrınızın anlamı olsun...

Ortadoğuda son günlerin en sıcak bir diğer konusu "Mekke Antlaşması"dır. 

Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında "Mekke Savunma antlaşması" imzalandı. Buna göre herhangi üç ülkeden birine yapılan saldırı herkese yapılmış sayılacak. 

İslami semboller ve isimlendirmelerle yapılınca haliyle muhafazakar camiada bir heyecan oluşturdu. "İslam birliğinin ilk tohumu, ittihadı İslamın yolu, Müslümanların Natosu" gibi gerçekci olmayan anlamlarla abartılarak sunuldu. "İsrail'in sonu geliyor" gibi söylemlerle antlaşma domine edildi. Peki bu antlaşma gerçekten İsrail'e karşı caydırıcılık amacıyla mı yoksa İran'a karşı bölgesel gözdağı mıdır? Suudi Arabistanın, Pakistan'ın ve Türkiyenin Amerikayla müttefik olduğu bir denklemde bu antlaşma İsrail'e karşı bir girişim olabilir mi? Bence olamaz. Amerika ortadoğuda İsrail aleyhine olabilecek hiçbir girişime müsade etmez. Zira Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın gerçek manada bir İsrail düşmanlığı olsaydı Gazze sürecinde bunu ortaya koyar; İran'ın darbeleriyle zayıflayan Amerika ve İsrail etkisini bölgeden atmak için harekete geçerlerdi. Hiç olmazsa İsraile karşı İran'a sahada görülür bir destek verirlerdi. Bu olmadığı gibi her platformda İran kınamalara maruz bırakıldı. 

Kendi içinde bir çok çelişkiye gebe olan bu savunma antlaşması Amerika karşıtlarına karşı kullanılır; lakin Amerika müttefiklerine karşı asla işlevsel olmaz. 

Mesela Amerika'nın isteğiyle Pakistan Afganistan'a saldırdığında Afganistan'da Pakistan'a cevap verdiğinde ne olacak? 

Mesela Suudi Arabistan topraklarındaki Amerika'nın üsleri vurulduğunda bu Suudi Arabistan'a saldırı mı olacak? Suudi Arabistan direnen Yemeni, İran'ı, Irakı vurduğunda cevap olarak bunlar da Suudi Arabistan'ı vurduğunda ne olacak? Suudi Arabistan adeta Suudi Amerika olmuş iken böyle bir antlaşmanın tamamen Amerika'nın Suudi çıkarlarını koruma yönü gözönünde bulundurulmalıdır. 

Bu antlaşmanın İsrail'e karşı değil İsrail'e karşı direnenlere karşı birer gözdağı olduğu "zamanlaması dahi" gözönünde bulundurulduğunda aşikârdır. 

Bu savunma paktlarının hiçbir karşılığı ve çaydırcılığı saha da zaten yok. Hele ki Amerika ve İsraile karşı hiç yoktur. Dolayısıyla büyük umutlar bağlamanın doğru olmadığını düşünüyorum. İttihadı İslam, İslam Birliği gibi ifadeler gerçekten uzak söylemlerdir. Zira daha önce 40 ülkenin katıldığını ve muhafazakar basının "İslam ordusu" diye sunduğu ordunun hiçbir gerçekliği olmadı. Gazze gibi bir gerçeklik önümüzde durururken hangi ittifak, işbirliği ile gurur duyulur. 

"Müslüman Natosu" gibi anlamlandırmalar abartıdır. NATO'nun kendisi Amerika ve müttefiklerini koruduğu gibi bu "Müslüman Natosu" da müslümanları korumak yerine direnlere karşı caydırıcı gözdağı için kurulmuştur. 

Türkiye başta olmak üzere tüm bölge ülkeler Amerika ve Batı denkleminden çıkmadıkladıkları sürece asla Müslümanların lehine bağımsızlık anlamında müsade edilmeyecektir. Türkiye Batı denkleminde kendi konumlandırdıkça asla beklenilen o büyük umutlara müsade edilmeyecektir.

Bölge için en büyük tehdit Amerika ve İsrail'dir. Bölgesel güvenlik için önce kendi ülkelerimizdeki Amerika ve NATO üslerini çıkaralım. Amerika ve İsrail'i bölgeden çıkarmadıktan sonra güvenlik sorunu hep olacaktır.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN