TESLİMİYET VE TAKVA BAĞLAMINDA KURBAN BİLİNCİ

Mehmed MAKSUT

26-05-2026 18:41


Kurban bayramının gölgesi üzerimize düşerken başta Filistin, Lübnan, İran olmak üzere mahzun coğrafyalarımızda kanlar hala akıyor, katliamlar hala devam ediyor. İslâmî camialarda büyük bir Kurban dağıtım seferberliği var. Özellikle Filistin için Kurban bağışları vurgusu ön planda tutuluyor. Muhakkak ki Filistin'e ulaşan her Kurban kıymetlidir. Fakat esas olan Filistine Kurban ulaştırmaktan öte Filistini Kurban olmaktan kurtaracak çabalara daha çok yönelmeliyiz. 

Kurban ibadetimize diğer ibadetlerimiz gibi ruhundan uzaklaştırılarak manasını yitirmektedir. Toplumda bir et endişesi, kilo söylemleri şimdiden konuşuluyor. Manayı kaybetmiş her ibadet nakıstır. 

Kurban sadece bir hayvanın kesilmesi değil; insanın bencilliğini, korkularını aşmasıdır. Samimiyetini ve sadakatini Rabbine sunmasının adıdır. Hz. İbrahim’in sadakatiyle, Hz İsmail'in teslimiyetiyle başlayan bu büyük ibadet, bugün de ümmete bir bilinç, bir direniş ve bir adanmışlık çağrısı yapmaktadır. Bu çağrıya topluca lebbeyk diyecek yüreklere muhtacız. 

Modern dünya kurbanı yalnızca et dağıtımına indirgemeye çalışırken, Kur’an bize kurbanın özünün “takva” olduğunu hatırlatır. (Hac Süresi 37) Çünkü Allah’a ulaşan ne kandır ne et; O’na ulaşan insanın niyeti, teslimiyeti ve samimiyetidir. İşte bu yüzden kurban, tüketim çağının insanına karşı bir bilinç eylemidir. Nefsini merkeze alan bir hayat anlayışına karşı “Ben yalnızca Rabbime teslim oldum” diyebilmenin adıdır.

Bugün Gazze’de, Kudüs’te, Lübnan’da, Yemen’de, İran'da, Afganistanda, Suriye'de ve dünyanın birçok mazlum coğrafyasında insanlar sadece açlıkla değil; kuşatma, işgal ve unutulmuşlukla mücadele ediyor. Böyle bir çağda kurban ibadeti, ümmet bilincini yeniden diri tutan büyük bir semboldür. Kurban kesen mümin, sadece bir ibadeti yerine getirmez; aynı zamanda kardeşinin acısını paylaştığını ilan eder. Sofrasını paylaşır, yüreğini paylaşır, duasını paylaşır.

Kurban, Hz. İsmail gibi teslim olabilmenin; gerektiğinde hakikat uğruna en değerli olanı feda edebilmenin pratik eğitimidir. Çünkü direniş yalnızca cephede verilmez. Direniş; harama karşı durmakta, zulme boyun eğmemekte, mazlumun yanında saf tutmakta ve ümmetin derdiyle dertlenmektedir. Cihat sadece cephede verilmez. Münkere karşı verilen her mücadele cihattır. 

Bugün Müslümanların yeniden kurbanın ruhuna ihtiyacı vardır. Gösterişten uzak, bilinçle yapılan her kurban; kapitalizmin bencilliğine, zulmün duyarsızlığına ve modern insanın ruhsuzluğuna karşı bir itirazdır. Her tekbir, ümmetin hala ayakta olduğunun ilanı olmalıdır. Her kesilen kurban, “İbrahim’in yolunu unutmadık, İbrahimi bilinç hala canlı bir şekilde devam ediyoru" izhar etmelidir. 

Kurban Bayramı, sadece bayramlaşmak değil; ümmetin yaralarını hatırlamak, mazlumları unutmamak ve yeniden kardeşliği inşa etmektir. Çünkü gerçek kurban, insanın Rabbine yaklaşırken aynı zamanda insanlığa merhametle yaklaşabilmesidir. Merhamete, adalete, takvaya ve teslimiyete yaklaştırmayan her Kurban anlamını kaybetmiştir. 

Kurban, ümmet olmanın en canlı sembollerinden biridir. Aynı gün dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslümanın aynı tekbirlerle Rabbine yönelmesi, İslam ümmetinin ortak vicdanını ve ortak hafızasını diri tutar. Irkların, dillerin, coğrafyaların ötesinde aynı teslimiyet etrafında birleşmek; kurbanın en büyük mesajlarından biridir.

Bugün ümmet parçalanmış, sınırlarla ayrılmış ve acılar içinde bırakılmış olabilir. Gazze’de çocuklar bombalarla parcalanırken, Lübnan'da, İran'da, Yemen'de, Afganistan'da mücadeleye her gün yeni kurbanlar verilirken kurban ibadeti Müslümana şunu hatırlatır: “Sen yalnız değilsin, ümmetin bir parçasısın.” Çünkü kurban yalnızca bireysel bir ibadet değil, kolektif bir bilinçtir.

Hz. İbrahim’in teslimiyetiyle başlayan bu yürüyüş, ümmete fedakârlığın ve sadakatin yolunu öğretmiştir. Ümmet olmak; sadece aynı kıbleye dönmek değil, aynı acıya yanmak ve aynı umudu taşımak, aynı duada buluşmak, aynı istikamette yol almaktır. Kurbanın pay edilen eti aslında kardeşliğin yeniden paylaşılmasıdır. Sofralar birleşirken kalpler de yakınlaşmalıdır.

Modern çağ insanı bireyselliği kutsarken, kurban ümmete yeniden dayanışmayı öğretir. “Ben” merkezli hayatlara karşı “biz” olabilmenin çağrısıdır. Çünkü ümmet bilinci olmayan bir toplum, zamanla merhametini ve direncini kaybeder. Kurban ise Müslümanın kalbini yeniden ümmetin yarınlarına açar.

Her tekbir, ümmetin hala diri olduğunun sesidir. Her kurban, mazlumların unutulmadığının işaretidir. Ve her bayram, parçalanmış coğrafyalara rağmen aynı Allah’a kulluk eden milyonların kardeşlik ahdidir.

Kurban bize şunu öğretir: Ümmet, sadece bir nüfus değil; aynı iman uğruna sevinen, ağlayan, paylaşan ve direnen büyük bir yürektir.

Kurban, yalnızca bir ibadet değil; insanın hakikat karşısındaki kıyamının ilanıdır. Hz. İbrahim’in putlarla çevrili bir toplumda tek başına ayağa kalkışı nasıl bir kıyam ise, kurban da bugün müminin modern putlara karşı duruşudur. Malın, nefsin, konforun ve korkuların ilahlaştırıldığı bir çağda kurban; “Allah’tan başka hiçbir güce teslim olmuyorum” diyebilmenin adıdır. Kurbanımız bizi bu bilince yaklaştırmalıdır. 

Kıyam, sadece öfkeyle ayağa kalkmak değildir. Kıyam; hakikatin yanında dimdik durmak, zulme rıza göstermemek ve teslimiyetini yalnızca Rabbine sunmaktır. Kurban ise bu kıyamın en derin eğitimidir. Çünkü insan, en sevdiğini Allah için feda etmeyi öğrendiğinde, zalimlerin tehditleri karşısında da özgürleşir. Gazze en sevdiklerini Kurban ederek kurbiyetin zirvesinde yer alıyor. 

Hz. İsmail’in teslimiyetiyle büyüyen bu bilinç, ümmete şunu öğretir: Hak yolunda yürüyenler bazen yalnız kalır, bazen ağır imtihanlardan geçer; fakat Allah için verilen hiçbir fedakârlık boşa gitmez. Kurbanın bıçağı sadece hayvana değil, insanın içindeki korkuya, bencilliğe ve teslimiyetsizliğe yönelir.

Bugün yeryüzünün birçok yerinde mazlumlar kıyam halindedir. Gazze’de enkazların arasında tekbir getiren çocuklar, Mescid-i Aksa’nın gölgesinde direnen insanlar, zulme rağmen imanını koruyan halklar bize kurbanın ruhunu yeniden hatırlatıyor. Çünkü kıyam, yalnızca meydanlarda değil; sabırda, sadakatte ve hakikatten vazgeçmemekte de yaşanır.

Kurban Bayramı bu yüzden bir rahatlama değil, bir hatırlayıştır. Müslümana kendi sorumluluğunu yeniden hatırlatır. “İbrahim gibi teslim oldun mu? İsmail gibi sadık kaldın mı? Zulüm karşısında susmadın mı?” sorularını insanın vicdanına bırakır.

Her tekbir bir kıyam çağrısıdır. Her kurban, teslimiyetin içindeki direniştir. Ve her mümin, İbrahim’in ateşinden geçen o büyük yürüyüşün bugünkü taşıyıcısıdır.

Kurban Bayramımız bu bilinçle mübarek olsun...

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN