ÇIPLAKLIK VE MODERN CAHİLİYE

Asım ŞENSALTIK

13-07-2026 09:09


وَقَرْنَ فٖي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰتٖينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُؕ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهٖيراًۚ

“Evlerinizde oturun ve daha önce Câhiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın, namazı güzelce kılın, zekâtı verin, Allah’a ve resulüne itaat edin. Ey peygamber ailesi! Allah sizi sadece günah kirlerinden arındırmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab, 33)

İslâm, kulluk yönüyle kadın ve erkeği eşit görmüştür. Bu yönüyle kadın ve erkek arasında bir fark yoktur. Nice kadın vardır ki yığınlarca erkekten bu yönüyle üstündürler. Meryem annemiz, Asiye annemiz, Hatice annemiz, Aişe annemiz ve Fatıma annemiz gibi kadınlar sözüm ona yığınlarca, milyarlarca erkekten -Allah’u âlem- Allah’a daha sevimlidirler.

İslâm’a göre kadın ile erkek arasındaki fark, onların fıtratlarına uygun olacak şekilde yapılan görev ve sorumluluk alanlarının farklı oluşundadır. Görevlerinden dolayı da birinin Allah katında diğerlerine bir üstünlüğü yoktur. Yani erkek kendi fıtratına uygun olduğu için kendisine verilen kavvam olma görevi sebebiyle Allah indinde kadından daha faziletli olamaz. Kadın da fıtratına uygun oluğu için kendisine tevdi edilen sorumluluğu sebebiyle erkekten üstün olmaz. Kadını da erkeği de üstün kılan şey, görev alanlarında üzerlerine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirmeleri, Allah’ın kendileri için belirlediği hududullaha riayet etmeleriyle ilgilidir. Yani kadın, kendi sorumluluklarını hakkıyla yerine getirdiği bir durumda; sorumluluk alanında vazifelerini yerine getirmeyen erkekten daha üstün olabilmektedir. Bunun tersi de mümkündür.

Modernizm olarak ifade edilen paradigma, İslâm’ın tanımladığı kadın erkek arasındaki bu görev ve sorumluluk farklını kabul etmediğinden kadın ve erkeğin eşit olduğunu iddia ederek kadınları, erkeklerin sorumluluk alanlarında da söz sahibi kılmaya başladı. Allah’ın, insan fıtratına uygun olarak belirlediği bu görev dağılımı kabul edilmediğinde kadın erkek arasında rekabet de bu vesileyle başlamış oldu.

Modern denilen paradigmanın da etkisiyle, kendi hayatı üzerinde özgür olduğunu düşünen kadın, istediğini giyinmeye, istediği işte çalışmaya, istediği ortamlarda bulunma gibi nice tercihin sadece kendi umdesinde olduğunu düşünerek hareket etmeye başladılar. Bu durum öncelikle Allah’ın, sonra anne ve babanın sonra da kocanın otoritesini kadının üzerinden kaldırmaya sebebiyet vermiştir.

İslâm’a göre bir kadın, ilk önce Allah’a karşı sorumludur. Bu durum O’nun kendisi için belirlediği ölçüye uymayı içermektedir. Sonra anne ve baba ve sonra da eğer evliyse kocasına karşı sorumludur. Allah’ın belirlediği ölçülere uymak kaydıyla anne-baba ve eşinin meşru olan taleplerini de dikkate almak durumundadır.

Ergen olmuş Müslüman bir kadın, toplum içinde çıkacağı zaman vücut hatlarını belli etmeyecek kadar geniş, şeffaf olmayan ve el, yüz ve ayak dışında bütün vücudu kapatacak bir elbise giymesini şart koşmaktadır. Bu dine iman eden bir kadın da Allah’ın diğer emirlerine riayet etme zorunluğu olduğu gibi bu emrini de yerine getirmekle mükelleftir.

İslâm’ın kadına yüklemiş olduğu bu sorumluluğun en temel sebebi şudur: Kadın vücudunun erkek için cinsel bir obje olmasından kaynaklanmaktadır. Allah erkeğin fıtratına bu şekilde bir özellik koymuştur. İnsan neslinin devamı için de bu duygunun olması bir gerekliliktir. Bir başka sebep ise kadın ve erkeğin bu emir üzerinden imtihana tabi tutulmalarıdır.

İçinde yaşadığımız ülkede de “uygar medeniyetler seviyesine ulaşacağız” diye birçok devrim yapılmıştır. Bu hedefe ulaşmak için yapılan devrimlerinde birisi de kılık ve kıyafet devrimidir. Müslüman halkın yüzyıllardır giyindiği kılık-kıyafet yasaklanarak Batılıların giyindiği elbiseleri giyinmeleri şart koşuldu. Bu yasağa uymayan bazı kimseler toplumun gözü önünde idam edilerek halka da göz dağı verildi. Halklar devlerin demir yumruğundan korktukları için istemeye istemeye de olsa o elbiseleri giyinmeye başladı. Kemalist ideolojiye göre yapılan kılık-kıyafet devrimi bu topraklar üzerinde yaşayan cahil halkın uygar medeniyetler seviyesine ulaşmanın en önemli adımlarından bir tanesidir. Cahil halkın! “uygar” toplumlarla ayni seviyeye çıkması, adeta geleneksel kıyafetlerden sıyrılarak kadının vücudunu ortaya çıkaracak yeni kıyafetler giymesiyle mümkün olacağına inanılmıştır.

Toplumumuza “modernlik” olarak yutturulmaya çalışılan “modern kadının kıyafeti” asasında, kadim cahiliyede de var olan bir olguydu. Bu adımlar esasında kadim cahiliyede var olan, kadını bir cinsel obje olarak gören yaklaşımlara geri dönmek manasına geliyordu. Kadim cahiliye kadını bir insan, hele erkekle aynı seviyede olan bir varlık olarak görmüyor ve ona İslâm’ın kazandırdığı -hayat içindeki olmazsa olmaz saygı duyulacak- konumunu ona vermiyordu. Onu adeta erkeğin arzuların tatmin aracı olarak görüyordu. Batının hayranı olan zihniyetlerin sözüm ona “modernlik” diye insanlara yutturmak istedikleri şeyde bunun tamda aynısıydı. Lakin bu maksatlarını “kadın özgürlüğü”, “kadın hakları”, “bireyin özgürlüğü” gibi süslü kelimelerle gizliyorlardı. Batının başlattığı kültürel emperyalizmden olabildiğince etkilenen bu zümreler halklı da kendileri gibi yapmak için her yola başvurmaktan geri durmadılar. Halklar öncelikle tepkiyle karşıladıkları bu durumları süreç içinde aşama aşama benimsemeye başladılar. En azından her yeni nesil bir önceki neslin bu olguya verdikleri tepkileri doğru görmeyerek geleneksel kıyafetlerden ödün vermeye başladılar. Bu normalleşme her geçen nesilde biraz daha artarak devam etti ve gelinen noktada halkın büyük çoğunluğu dinin ve kültürün reddettiği bir elbise anlayışını, benimseyerek topluma hâkim kılınmasını sağladı.

Sokakların dili bize şu hakikati hatırlatıyor ki; bu ülke insanına “uygar medeniyetler” hedefini gösterenlere sözümüz odur ki, “gözünüz aydın olsun, ışıklar içinde uyuyun -uyuya bilirseniz- insanlarımız o “uygar medeniyet” seviyesine ulaştılar.”

Sokaklarımız artık insan eti sergileme pazarlarına dönüşmüştür. Malum olduğu üzere Pazar tezgahlarından satılmak istenen “mallar/ürünler” ön tarafta sergilenirler. Modern dünyanın ister bilinçli ister de bilinçsiz olarak kadınlara biçtiği rol de ancak bu kadardır. İslâm’ın bir insan, bir anne, bir evlat olarak görerek saygın bir konuma yerleştirdiği kadınlarımız, maalesef modernizm pazar tezgahlarında sergilenen nesnelere dönüştürülmüş durumdadırlar. Artık modern olduğunu ispatlamak isteyen veya onlara benzemek isteyen kadınlarımız, sokaklarda kendi vücutlarını sergiliyorlar. Biraz daha fazla beğenilme arzularını tatmin etme ve nefsinin hoşuna giden kıyafeti giymek için her geçen gün biraz daha kendi vücudunu teşhir edecek kıyafetler giymektedirler.  

Gerek eski cahiliyenin ve gerekse de modern cahiliyenin dünya görüşünü benimseyen kadınların bu şekilde giyinmeleri anlaşılır da Müslüman olma iddiasında bir kadın hangi gerekçeyle bu şekilde kıyafetler giyebilir? Sözüm ona herkes yapıyor diye, modern olacağım diye Allah’ın kendisi için belirlediği tesettür emrini hem de sürekli olarak yok sayarak toplum içine çıkabilir?

Müslüman bir kadın Allah’ın tesettür emrini sürekli olarak ihlal ettiği bir durumda, acaba Müslüman olarak kalabilir mi? İşlediği bu günah -başka bir günah olmasa da- onun imanına zarar vermez mi? Her günaha meyletmek insanın Allah’ın emrinden uzaklaştırarak şeytanın yoluna düşürmektedir. Her daim günah işleyen bir kimse; şeytanın adımlarını takip ettiği halde nasıl olur da hâlâ Müslüman olarak kalabilir? Bu ifadelerimizden, tesettürlü olmayan herkesi dinin dışından gördüğümüz gibi yanlış bir çıkarıma gidilmemelidir. Lakin her günahın, ısrarla yapılması durumunda kişiyi ebedi cehennemlik yapacağına dair Kur’anî ilkelerden[1] de hareketle böylesine bir riskin olduğu akıldan ırak tutulmamalıdır.

Tesettürsüz bir şekilde sokağa çıkan bir kadın, sadece Allah’ın emrini ihlal etmiş olmaz aynı zamanda başaklarının da günaha girmelerine sebebiyet vermiş olur. Şöyle ki;

  • Allah’ın erkekler için belirlediği “gözlerinizi haramdan sakındırın”[2] emrini ihlal etmelerine sebebiyet vermekte, erkeklerdeki şehevî duyguları harekete geçirmektedirler. Bu durum da kendileri için haramdır.
  • Yine bu durum başka kadınların da o şekilde giymelerine, kendisine özenmelerine sebebiyet vererek Allah’ın emrine karşı gelmesine neden olabilir. Çıplaklığın normalleşmesine sebebiyet vermelerinin ve bu durumun getirdiği olumsuz sonuçlardan paylarına düşeni de alacaklardır.

Sıcakların oluşmasıyla birlikte kadınların teşhirciliği iyice artmış bir durumdadır. Sıcağı bahane eden kadınlarımız daha da açık elbise giyerek toplumda ifsadı yaygınlaştırıyorlar. Oysaki Allah’ın kâinata koyduğu her ayeti gibi sıcaklık ayeti de bize, cehennemi hatırlatması gerekirken, cehennemi düşünerek yapıp ettiklerimize daha bir dikkat etmemizi sağlaması gerekirken, ne yazıktır ki günahlarımızın artmasına sebebiyet veriyor. Oysaki yaz aylarında artan sıcakların getirdiği zorluklara insanın tahammül etmesi mümkündür -çokça kadın bu zorlukları göze alarak dinin tesettür emrine riayet etmektedirler- lakin cehennem ateşinin oluşturacağı duruma, bir kimsenin tahammül edebilmesi mümkün değildir. Dünya da bahane ederek Allah’ın emirlerini gözden çıkardığımız sıcakların, çok daha şiddetli olanı ahirette olacaktır. Sıcağın bahane edilerek sokaklarda sergilenen çıplaklığın da, ahiretteki asıl sıcaklık azabının sebebi olduğu herkesin malumudur. O halde nasıl oluyor da Müslüman olma iddiasındaki kadınlar, dünyada dayanamadıkları için çareler aradıkları sıcakların çok daha şiddetlisi ahirette olacağı halde ona karşı neden tedbir almak istememektedirler?

Kıymetli hanım kardeşlerim, şu an sizlere modernizm adına dayatılan bu hayat anlayışı; nefsi arzularınıza hitap etse de, bu şekilde giyindiğiniz için insanlar size değer verdiklerini gösterseler de, giydiğiniz bu elbiseleri siz çok yakıştırsalar da bu durum sizi, Allah’tan, Cennetten daha da önemlisi hidayete girecek yoldan her geçen gün biraz daha uzaklaştırmaktadır. Girdiğiniz bu yol, sizleri, ebedî düşmanımız olan şeytanın ağlarına tıkılmanıza sebebiyet vermektedir. Gelin, Rabbimizin konuyla ilgili şu buyruklarına kulak verelim:

“Ey Âdem oğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takvâ elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar. Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık.” (A’raf, 7/26-27)

Gelin şeytanın sizi çağırdığı yola değil, rabbinizin sizi çağırdığı yola girelim. Yarın hesap gününde modernizm denilen düzenler, bu düzenleri oluşturan kimseler sizleri Allah’ın azabından koruyamaz. O gün tüm sahte güçler kaybolup gidecekleri gibi sizleri de bu yaşantının içine iten güçler kaybolup gidecektir. O gün Allah’tan başka kimse kimseye yardım edemeyecektir. O gün suçlu kimselerin ortaya koyacakları mazeretler de kabul edilmeyecektir.

Modernizm denilen dünya görüşünün; inancımıza, geleneklerimize, insan fıtratına, kısacası insanımızda ne ciddi bedeller ödettiğini daha ne zaman fark edeceğiz? Kadınların, toplum içinde dişiliğiyle bulunmasının şeytanın hazırladığı bir tuzak olduğunu, bu tuzağa düşmemek gerektiğini asla unutmayalım. Allah’tan, dinden ve kültürel değerlerimizden uzaklaşmanın toplumlar için esasında felaket olduğunu bilmeliyiz. Allah’ın biz kullarına gösterdiği gibi doğru yolu gösterecek bir başka varlığının olmadığını asla unutmadan Allah’ın bizlere gösterdiği yola girmeli ve orada istikametimizi korumalıyız.

Selam, Allah’ın insan için belirlediği hudutlara riayet ederek yaşamını sürdüren, şeytan ve avenelerinin bizleri sürüklemek istediği bataklığının farkında olan samimi Müslümanların üzerine olsun!

 


Makaleler

Hava Durumu


VAN