

MUSALLANIN SESSİZ VAAZI
Mustafa GÜVEN
16-06-2026 18:59
Geçtiğimiz günlerde bir kardeşimizin dedesini ebediyete uğurladık. Musalla taşının önünde, omuzlar üzerinde kapıya doğru süzülen tabutun arkasındaki insan kalabalığına bakarken, cenaze namazını kıldıran hocanın yükselen sesi kulaklarımda çınlıyordu.Hocaefendi, vefat eden merhumun son günlerini hastanede geçirirken bile, banisi olduğu bu camiden ve İstanbul dışında başka bir şehirde yaptırdığı diğer camideki işçilerden bahsettiğini anlatıyordu: "Çocuklarına, oradaki camide çalışan işçiler aç kalmış olabilir, onlara yemek yedirin, ikram edin, aç bırakmayın..." diyordu. Ve en dokunaklısı da, "İyileşir ayağa kalkarsam hocam, beş vakit namaza cemaate geleceğim, camide kılacağım." hasretiydi... Yaptırdığı bu güzel mabetten, arkasında güzel bir şahitlikle, dualarla uğurlanan bir fani...
Bu tablo, cami avlusundaki kalabalıkla birleşince zihnimde sarsıcı bir ufuk açtı. Ölüm; insanoğlunun var olduğu günden beri yüzleştiği, kaçmak istedikçe yakalandığı ve kıyamete kadar da son insana varıncaya dek değişmeyecek olan o mutlak hakikat... Bizler ne kadar gündemimizin arkalarına itmeye çalışsak da o, hayatın en tavizsiz gerçeğidir. Ne var ki, bu kaçınılmaz sonun ortasında, insanoğlu sürekli bir kandırmacanın ve unutuşun pençesinde yaşıyor.
Dünya hayatı, ahiretin tarlasıdır; burada ne ekersek orada onu biçeceğiz. Ancak bu ekin yolculuğunda önümüzde çok büyük tuzaklar var. Şeytan, her insanın zaafına göre apayrı bir tezgah açıyor. Kimi insanı mala, mülke, paraya olan düşkünlüğünden yakalayıp alt ediyor; kimini nefsinin ve arzularının esiri yapıyor. Bazılarını ise en tehlikeli virüsle, "erteleme hastalığı" ile vuruyor. "Daha gencim, şu işi bir büyüteyim, şu okulu bitireyim, ev bark kurayım, hele bir emekli olayım da sonra kul olurum." dedirterek, ömrü bir "keşke"ler mezarlığına çeviriyor.
Şeytanın en sinsi oyunlarından biri de insanı "sağdan", yani ibadetleriyle ve iyilikleriyle vurmasıdır. Kul, üç beş kuruş hayır hasenat yaptığında, birkaç umreye gittiğinde veya namazlarını kılıverdiğinde, şeytan onun kalbine "Tamam, sen cenneti garantiledin, en iyi Müslüman sensin" fısıltısını üfler. İnsan kendi ameline güvenip rehavete kapılır. Ya da bazen insanı kendi soyuyla, sopuyla, çevresiyle aldatır. "Falanın torunuyum, falan zatın yakınıyım, dedem hayırseverdi" avuntusuyla kalbi uyutur.
Oysa İslam’ın bu aldanışa cevabı nettir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.v.), gözünün nuru kızına ne buyurmuştu? "Ey Peygamber kızı Fatıma! Nefsini Allah’tan satın al (salih ameller işle); zira ben (baban bile olsam) Allah katında senin adına hiçbir şeyi değiştiremem, sana bir fayda sağlayamam." Peygamber kızı olmak bile imansız ve amelsiz bir kurtuluş yolu sunmuyorsa, bizler hangi amelimizi, hangi nesebimizi cennetin tapusu görebiliriz?
Şeytanın bir diğer yüzü ise ümitsizlik tuzağıdır. Günaha batan, hatalar yapan insana "Senden adam olmaz, artık battın" diyerek tövbe kapısını kapatmaya çalışır. Halbuki Rabbimiz, Allah’ın rahmetinden ümit kesilmeyeceğini açıkça ilan etmiştir. Bizim vazifemiz, korku ile ümit arasında, hiçbir amelimizi yeterli görmeden ama asla ümitsizliğe de düşmeden bir kulluk şuuru taşımaktır.
Etrafımıza bir bakalım; her gün sosyal medyada, televizyonda, gazete manşetlerinde ölüm haberleri akıp gidiyor. Mezarlıklar, bizden önce bu dünyayı ebedi sananların sessiz çığlıklarıyla dolu. Sadece ölümler mi? Kendi bedenimiz de her gün bize ölümün yaklaştığını fısıldıyor. Çocukluk bitti, gençlik geride kalıyor, aynalarda parıldayan beyaz saçlar, dizlerde azalan o eski güç, kucağımıza aldığımız çocuklarımız ve torunlarımız... Her bir çizgimiz, her bir beyaz saç telimiz aslında bize yaklaşan o büyük randevunun habercileridir.
Tam da bu sarsıcı hakikatlerin ortasında, özellikle ömrünün en dinamik çağında dünya telaşına, rızık endişesine, zevk ve sefasına dalıp giden evlatlarımıza, gençlerimize ve aslında nefsime hitaben içimden şu feryat mısraları dökülüyor:
"Ey beklenen gençlik, neredesin?
Neredesin?
Bekliyor yığınla insanlar.
Ey beklenen gençlik, neredesin?
Bekliyor umutla koca bir dünya..."
Evet, koca bir dünya ve en başta kendi ruhumuz bizi bekliyor. Hayatın ve ölümün tek sahibi olan Zat’ın rızasını kazanmaktan daha sağlam, daha makul bir yol yoktur. Dünya telaşı, ticaretin hızı, gündelik koşturmacalar bizi tamamen yutmadan silkinelim. İmkanlarımızın varlığı bizleri rehavete, kalplerimizi gaflete sürüklemesin.
Vakit varken, nefes alıyorken, her günümüzü beş vakit namazla taçlandırmaya, Kerim kitabımız Kur'an'ı hakkıyla okuyup tefekkür etmeye, bizi asıl yurdumuza hazırlayacak olan o ilim, irfan ve sohbet halkalarımıza yeniden sımsıkı sarılmaya niyet edelim.
Rabbim sonumuzu hayreylesin, bizleri ömrünü salih amelle süsleyen, şeytanın tuzaklarını fark edip her daim uyanık kalanlardan eylesin.
15 Haziran 2026 / 1 Muharrem 1448
YORUMLARHenüz Yorum Yok !Diğer Yazıları
- 16-06-2026 MUSALLANIN SESSİZ VAAZI
- 17-01-2026 SECDENDEN KIYAMA
- 15-02-2024 KUR’AN VE SÜNNETE GÖRE SAHABE
- 10-01-2024 ALLAH (C.C) BENİ MÜSLÜMAN OLARAK KABUL EDİYOR MU?
- 15-10-2023 KALK AYAĞA EY MÜSLÜMAN!
- 17-08-2023 DERİN DÜŞÜNMEK: TEFEKKÜR
- 22-05-2023 TARTIŞMAK, FAKAT NEREDE, NASIL?
- 26-02-2023 DEPREM BÖLGESİ İZLENİMLERİ
- 02-07-2022 KÖLELİĞİN ÖZGÜRLÜK KİSVESİNE BÜRÜNDÜĞÜ ZAMANLAR
- 08-03-2022 İZ BIRAKANLAR: ABDULHAMİD TURGUT
- 25-01-2022 İSLAM'DA CİHAD- II-
- 07-01-2022 İSLAMDA CİHAD - I -
- 05-12-2021 HAKKI ARAYANLARA NASİHATLER
- 18-10-2021 MISIR GEZİ NOTLARI
- 30-03-2021 PEYGAMBERLERİN ORTAK ÇAĞRISI
- 02-03-2021 İSLAMİ HAREKET YERYÜZÜNDE ŞUANA KADAR NEDEN İKTİDARA GELEMEDİ?
- 31-12-2020 YILBAŞI KUTLAMALARI HAKKINDA
- 21-12-2020 BİR ÂLİMİN ARDINDAN…
- 07-11-2020 EN MÜHİM MESELEMİZ
- 16-07-2020 BÜYÜK İSLAM AİLESİ
- 04-07-2020 BİR DEVLETİN, BİR TOPLUMUN ÇÖKÜŞ VE YÜKSELİŞ SEBEBLERİ
- 08-12-2018 CEZA VE MÜKAFAT
- 19-07-2018 HEDEFİMİZ, İSLAM'IN GÖLGESİNDE BİR HAYAT YAŞAMAKTIR
Makaleler
Hava Durumu
































































