BAŞÖĞRETMENİMİZ KİMDİR?

Asım ŞENSALTIK

28-11-2025 19:05


İnsan denen varlık doğuştan Rabbinin kendisine kodladığı birtakım -adına fıtrat dediğimiz- donanımlarla dünyaya gelir. Bu kodlar, onun yaşamını sürdürebilmesi için zaruridir.

Lakin insanın yaşamını erdemli bir şekilde sürdürebilmesi için bunlar yeterli değildir ve kendini yeterli ve faydalı bir duruma getirmek için yeni donanımlar elde etmelidir.

İnsan sadece doğuştan getirdiği donanımlarla değil sonrada elde ettiği kazanımlarla hayatını daha donanımlı bir şekilde sürdürür.

İnsanın dünya dediğimiz bir yaşam alanında daha donanımlı olabilmesi için eğitilmeye ihtiyaç hisseder. Doğduğu andan itibaren ailesinden, sosyal çevresinden, eğitim kurumlarından faydalanarak eğitimini, donanımlarını zenginleştirmeyi sürdürür.

Vahiy dediğimiz olgu ve risâlet müessesesi de bu konuda insana kılavuzluk etmek için vardır.

Eğer insan, daha doğumuyla beraber kendisine nice donanımlar veren Allah’ın, kendisini eğitmek için gönderilen vahiy ve Rasûllerin öğretilerini dikkate alırsa, fıtrat ve vahyi buluşturarak hakkı ve hakikati bulabilecek bir niteliği ulaşır.

Öncelikle “başöğretmen” kelimesiyle ilgili şu izahları yaparak yazımıza devam etmek itiyorum:

Başöğretmen kelimesi iki anlamı içerisinde barındıran bir kelimedir.

Birincisi: İlk öğretmen.

İkincisi: Eğitimde bilginin referansları kendisine ait olan.

İnsanoğlu için ilk öğretmen Kur’an’ın da ifadesiyle Rabbimiz olan Allah’tır. İlk insan olan babamız Âdem (a.s.)’a rabbimiz tarafından isimlerin öğretilmesi örneğinde olduğu gibi: وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰٓئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُ۫نٖى بِاَسْمَٓاءِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ“Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra bunları meleklere gösterip “Sözünüzde doğru iseniz şunların isimlerini bana söyleyin” dedi.”[1]Görüldüğü üzere insanoğlunun ilk öğretmeni Rabbimiz olan Allah’tır.

Yine bir Müslüman için bilginin referanslarını kendisinden alacağı merci Rabbimiz olan Allah’tır. O’nun verdiği bilginin hilafına olacak hiçbir bilgiyi bir Müslüman kabul edemez. Onun bildirdiği açık bilgiler her daim en doğru ve doğruluğunda asla şüphe olmayacak bilgilerdir. Bu sebepten dolayı biz Müslümanlar için “başöğretmen” her daim Rabbimiz olan Allah’tır.

Bir Müslüman’ın, dünya adlı bu yeni yaşam alanında eğitimini alacağı mercilerin ilki; eğiten, terbiye eden, kemale ulaştıran Rabbidir; O’nun gönderdiği vahiylerdir.

Bununla birlikte vahiy dediğimiz olgu, somut olmaktan uzak olduğundan ve insanın da somut olan hususlar üzerinden daha fazla istifade edebilecek bir kabiliyette yaratıldığından, gönderilen soyut vahyi somut hale getirecek bir modele ihtiyacı söz konusudur. İşte bu misyonu yerine getirecek müessese risâlet müessesesidir. Rabb olan Allah hiçbir zaman, sadece vahiy göndererek insana kılavuzluk yapmamış, onun eğitimini bundan ibaret görmemiş vahiyle birlikte Rasûller de göndererek onların gönderdiği vahyi somut hale getirerek insanlara model olmalarını murat etmiştir.

Birinci Başöğretmenimiz

Şurası değişmez bir hakikattir ki insanoğlunun “başöğretmeni” öncelikli olarak Rabbimiz olan Allah’tır.

اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَؕ خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ  “Rahmân, Kur’an’ı öğretti, insanı yarattı ve ona beyanı öğretti.”[2]Kur’an’ı öğreten, öğreneceğimiz sebepleri yaratan da Rabbimiz olan Allah’tır. Bizleri yaratmakla kalmayarak bizlere yaratılışın, everenin, ölüm sonrası hayatımızın açık delillerini de öğretmiştir. Bu alemleri meydana getiren zât kendisi olduğundan onlar hakkındaki en doğru bilgiye de O, sahiptir. اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَؕYaratan yarattığını hiç bilmez mi?” (Mülk, 14)

قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۘ وَاُبَلِّغُكُمْ مَٓا اُرْسِلْتُ بِه۪ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ“Hûd da! Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben size, bana gönderilen şeyi duyuruyorum. Fakat sizin cahil bir kavim olduğunuzu görüyorum, dedi.”[3]Peygamberler toplumları içinde en donanımlı insanlar olmalarına rağmen onların sahip oldukları donanımın arkasındaki saikte Allah’ın kendilerine öğrettiği bilgidir. Peygamberler de beşer olmaları yönüyle vahiy olmadan ancak belirli oradan bilgi sahibi olabilirler. Lakin onlar vahyin muhatabı olduklarından vahiy sayesinde insanların bilemeyeceği nice meselelere vakıf olabilmektedirler. Onlar sahip oldukları bilginin kendilerinden kaynaklanmadığını, o bilgilerin Allah tarafından kendilerine öğretildiğinin her daim dile getirmişlerdir. Bilginin kaynağının, diğer adıyla “başöğretmenin” Rabbimiz olan Allah olduğunu her daim tekrar etmişlerdir. Ayrıca toplumlar ne kadar donanımlı olurlarsa olsunlar vahiyden yüz çevirdiklerinde cehaletin içerisine sürüklendikleri Hud (a.s.)’ın lisanıyla bizlere öğretilmektedir.

وَقُلْ رَبِّ زِدْن۪ي عِلْمًا“De ki; Rabim ilmimi artır”[4]Görüldüğü gibi ilim Allah’a izafe edilmiştir. Çünkü O, “El-Âlim”dir. Gerçek bilgi de ondan sudur eden bilgidir. Bütün bu deliller bize göstermektedir ki insanoğlunun “başöğretmen”i kendisini ve tüm kâinatı yaratan ve bunlara bir düzen koyan zât olan Rabbidir. Bir Müslümanın O’ndan baka bir “başöğretmen” kabul etmesi söz konusu olamaz. Kabul etmesi durumunda da Müslüman olarak kalması söz konusu olamaz.

İkinci Başöğretmenimiz

İkinci olarak insanların “başöğretmen” olan Rabbimizden direk bilgi alan ve insanlar için kılavuzluk yapabilecek kendi cinslerinden varlıklar olan Rasûller de; örnek ve model olmaları yönüyle insanlar için “başöğretmen”dirler. Tüm varlıklar için “başöğretmen” olan Rabbin, insan kulları için göndermiş odluğu vahiy olgusunu insanlara öğreten ve onlar daha verimli bir insan haline getirecek olan donanımları kazanmalarını sağlayan kişiler Rasûllerdir. Dolaysıyla bir Müslüman için insanlar arasında kendisi için “başöğretmen” olacak insan, sadece peygamberlerdir.

كَمَٓا اَرْسَلْنَا ف۪يكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِنَا وَيُزَكّ۪يكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَۜ“Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.”[5]

Bu âyet, peygamberimizin bir öretmen olarak bizlere şu hususları öğrettiği ifade edilir:

a)Allah’ın yazılı âyetlerini okuyan,

b)İnsanları kendilerine zarar verecek olumsuz duygu ve davranışlarından uzaklaştırarak onları manevi olarak arındıran,

c)Kitabı/Kur’an’ı öğreten kimse,

d)Hikmeti öğreten kimse: Dinin koyduğu ölçülerle birlikte doğru düşünce ve eylemlerin neler olduğunun da ölçüsünü öğreten kimse.

e)Bilemediğimiz/bilemeyeceğimiz hususları Allah’tan aldığı vahiyle öğreten kimse,

İşte tüm Rasûllerin insanlık için taşıdıkları misyon budur. Allah, tüm rasûlleri insanlar içerisinden seçerek onlara başöğretmen olarak belirlemiştir.

Ulemanın Müslümanlar için öğretmen olmalarının meşruiyeti ancak “başöğretmen” olan vahyin sahibi Rabbimiz ve O’nun biz kullarına gönderdiği Rasûllere bağlık kaldıkları sürece söz konusudur. Vahyi ve Rasûlleri “başöğretmen” olarak kabul etmeyen bir kimse -istese kendisine alim denilsin- bir Müslüman için öğretmen olması düşünülemez. İslâm’a göre bir kimsenin öğretmen olabilmesi için icazeti, diplomayı, formasyonu “başöğretmen”den alması gerekmektedir.

Saptırıcı Eğiticiler

Lakin vahiyden yüz çevirerek kendisini vahyin ve Rasûllerin öğretileri dışından bir gelişimle kendisini eğittiğinde, özden uzaklaştığı için hak ve hakikate ulaşması söz konusu olmayacaktır.

İnsanlık tarihine baktığımızda bu tür bir yolu kendileri için doğru görerek hareket eden insanlar hep olagelmiştir.

Başta İblis olmak üzere “başöğretmen” olarak Allah’ı tanımamış, O’nun öğretilerinin kendisi hiçin kazanım olduğunu kabul etmemiştir.

Onun yolunun yolcuları tarihin hemen her döneminde karşımıza çıkmış ya kendilerini ya da başkalarının öğretilerini kendileri için daha hayırlı görmüşlerdir.

Öğrendiğimiz şeyler önemli olduğu gibi öğrendiklerimizi kimden öğrendiğimiz de önemlidir. Genel itibariyle insanlar, bir şeyler öğrenme konumunda gördüğü kimselerin etkisinde de kalır. Âdem babamız kısa bir zaman için de olsa İblis’i öğretmen konumuna koyduğu zaman -onun verdiği bilgilere itibar ettiği zaman- başına nelerin geldiğini unutmamamız gerekiyor.

İnsanlar ne zaman ki öğrenme ve öğretme konusunda Allah’ı, dini ve Rasûlleri dikkate almayan insanları konumlandırdıklarında sapmalar kaçınılmaz olmuştur. Sapma kaçınılmaz olduğu gibi saptırma da kaçınılmaz olmaktadır.

Toplumlar kendilerini dinden, dolayısıyla Allah’tan ve hakikatten uzaklaştıran kimseleri “başöğretmen” olarak kabul etme gafletine düşmüş ve bu yanlışında da ısrar ederek hem dünyalarını daha da önemlisi ahiretlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır.

İçinde yaşadığımız ülkede, yaptığı devrimle toplumu dine ait olan değerlerden uzaklaştıran, hatta insanların dinin kutsal metniyle aralarında çok önemli bir yeri olan Arapça alfabeyi kaldırarak bunun yerine Batılıların kullandığı Latin harflerinden olan alfabeyi getirdiği günü öğretmenler günü olarak kutlayıp, bu devrimleri yapanları “başöğretmen” olarak kabul etmekte ve her yıl bu kimseye minnet duyduklarını deklere etmektedirler.

Bu kimselerin İslâm’a göre durumu; meşruiyetini vahiyden ve Rasûllerden almadığı için bırakın “başöğretmen” olmayı, saptırıcı önderlerden olduğu açık seçik ortada olan birisidir. İnsanlara öğrettiği bir şey varsa o da İslâm’dan uzaklaşmak, dini değerleri bir kenara bırakmak, her türlü fahşanın yaygınlaşması ve insanın hevasına dayana bir ideolojinin saptırıcı öğretmenidirler.

Bizler nasıl ki İblis’i/Şeytanı (aleyhilaneyi) Allah’ın emirlerine karşı gelerek büyük taslayıp kafirlerden olduğu için saptırıcı öğretmen olarak görüyor ve ona tabi olmuyorsak, aynen onun gibi dinin koyduğu ölçüleri dikkate almayan kimseleri de aynen onun gibi görerek onlarında arkasında gitmemeliyiz. Hele de onları kendimiz için “başöğretmen” göremeyiz. Hatta bu kimseler, kendileri en kaliteli Müslüman olarak görseler bile.

O halde bizler bir şeyler öğrenmeye her zaman açık olmalı, eğitimin ölene kadar devam etmesi gerekliğine inanan kimseler olarak eğimimizi hakkı ve hakikati yakalamak için sürdürmeliyiz. Lakin kimleri kendimiz için eğitmen seçtiğimizi, başöğretmenlerimizin Rabbimiz olan Allah ve O’nun gönderdiği elçiler olduğunu/olması gerektiğini her daim unutmamalıyız. Allah’tan, dinden ve Rasûllerden yüz çeviren kimselerin bırakın bizler için başöğretmen olmayı, söylediklerinin ayaklarımızın altında bulunması gereken saptırıcı eğiticiler olduğunu unutmamalıyız.

Asıl “başöğretmen”imiz olan Rabbimize yarattığı her şey adedince hamd ediyor, ondan icazet alarak insanlar rol model olan, insanları vahiyle eğiterek inşayı gerçekleştiren “başöğretmen”lerimiz olan rasûllere salat ve selam ediyoruz. Yine “başöğretmen”lerinin kendilerini eğitmek için bildirdiği hakikatlere bağlı kalarak hayatlarını yaşamaya çalışan samimi mü’minlere de selam olsun!

 

 


[1] Bakara, 2/31.

 

[2] Rahmân, 55/1-4.

 

[3] Ahkâf, 46/23.

 

Makaleler

Hava Durumu


VAN