KİRLENMEK KÖTÜDÜR

Şükrü HÜSEYİNOĞLU

08-01-2026 13:03


İnsan fıtratı, kiri ve kirliliği kötü görür, giderilmesi gereken arızi bir durum olarak algılar. Buna mukabil temizliği sever, temizlikten yanadır. Fıtrat dini olan İslam da bunu hem teyit hem de teşvik eder. Tertemiz bir hayat yaşamayı ve Âlemlerin Rabbi’nin huzuruna tertemiz olarak çıkmayı bize öğretir.

İlk inzal olan ayet gruplarından olan Müddessir 1-7. ayetler bize bunun talimini yapar, İslam her şeyin başında “ruczdan, hadesten ve necasetten tahareti” öngörür.

Zümer 73. ayet de bize, meleklerin, Rabbimizin râzı olduğu kulları cennet kapılarında “Selam olsun size, tertemiz olarak geldiniz” ifadesiyle karşılayacağını haber verir:

“Rablerinden korkup sakınanlar ise bölük bölük cennete sevk edilirler. Sonunda oraya geldikleri zaman kapıları açılır ve (cennetin) bekçileri onlara der ki: Selam üzerinize olsun, hoş ve temiz olarak geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin.” (Zümer, 39/73)

Temizlik, temiz olmak ve temiz kalmak, kısacası tüm boyutlarıyla tertemiz bir hayat yaşamak İslam’ın temel şiarlarından biridir.

Bu sebeple bir Müslüman fert ve topluluk, tertemiz olmak ve termemiz kalmak, o büyük Hesap Günü için Rablerinin huzuruna böylece tertemiz çıkmak çabası üzere yaşar. Bunun için de cahiliyenin kirliliklerinden titizlikle uzak durmaya çaba gösterir, ruczdan ve rucz ortamlarından hicret bilinci üzere hareket eder.

Konuyla ilgili ayet-i kerimelerin henüz risaletin ilk yılı içinde inzal olan beyanlar olması dikkat çekicidir. Zira bu, söz konusu ayetlerde bildirilen emir ve nehiylerin kurucu niteliğine işaret eder. Birlikte yaptığımız bir tefsir dersinde Dr. Mehmet Arslan, bu emir ve yasaklarla ilgili olarak “akidevi hükümler” nitelemesini kullanmıştı, ki çok yerinde bir tanımlamaydı. Zira İslam binası, Rabbimiz tarafından bu hükümlerin üzerine kurulmuştur.

Söz konusu ayet-i kerimeleri hatırlayalım:

“Elbiseni temizle. Ruczdan kaçınıp uzaklaş.” (Müddessir, 74/4-5)

“Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzel bir ayrılışla ayrış.” (Müzzemmil, 73/10)

Rucz; İslam’ın meşru görmediği, ma’ruf değil münker kabul ettiği her türlü inanış, yöneliş, pratik ve işleyişin adıdır. Müslüman insan, gerek fert gerek topluluk olarak elbisesini her türlü ruczdan, cahiliye kirliliklerinden temizlemekle ve temiz tutmakla mükellef olduğunu bilir.

Cahiliye kirliliklerinden uzak durmanın ön şartı evet, ruczdan hicrettir, kalbi, kavli ve fiili bütünlükte teberridir. İlk ayet bölümlerinde bu hususun emir kipiyle güçlü bir şekilde gündeme getirilmesi, yukarıda da belirttiğimiz gibi bu mükellefiyetin hayati niteliğini ifade etmektedir.

Evet, İslam her türlü kirliliği mahkûm eder ve inanç ve amel binasını kirliliklerden arınma üzerine kurar. Müslüman, elbisesini temizlemek ve temiz tutmakla mükelleftir. Akidevi/ahlaki hicret, İslami yönelişin temelidir. Bu, hem fert planında hem de topluluk ve toplum planında böyledir.

Ayetteki “siyab/elbise” kelimesinin, hem insanın üzerine giydiği, bilinen elbiseyi, hem de mecazen insanın inanış, yöneliş ve pratiklerini ifade ettiği bilinen bir durumdur. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ayetin tefsirinde bu hususu şöyle ifade etmektedir:

“Ve giysilerini, elbiseni artık temizle. Giysi ve elbise, bazen bunları giyen kişinin kendisinden, bunların temizliği de giyenin temizliğinden kinaye olur. Nitekim, ‘Filân kişinin eteği temizdir’ denildiği zaman onun iffetli ve ahlâkının temiz olduğu anlatılmak istenir. Gaylân b. Seleme: ‘Allah'a hamdolsun ben ne ahlâksız elbisesi giydim, ne de bir özür ile maskelenirim’ beytinde kendisinin ne ahlâksızlık, ne de bir leke ile kirlenmediğini ve kirlenmeyeceğini anlatmıştır…

Bunlar gibi bu âyette de ‘siyab’ (giysi) kelimesi nefisten veya kalpten kinaye olmak üzere birçok tefsirci bu âyeti ‘kendini veya kalbini günahtan, haksızlıktan temiz tut, yaptığın uyarıları kabule engel olacak kirli huylardan sakın, öğütlerinin kabul edilmesini sağlayacak olan güzel ahlâk ile ahlâklan’ diye manevî ve ahlâkî temizlik ile tefsir etmişlerdir. Fakat kinaye, hakikî mânânın da kastedilmesine engel olmadığı için, bu şekilde bir tefsir aynı zamanda gerek bedenin gerek elbisenin maddi temizliğinin emredilmiş olmasına aykırı olmaz. Çünkü ‘taharet’ ve ‘nezafet’ kelimeleri dilimizde temizlik mânâsına gelmekle birlikte taharet, nezafetten daha genel olarak maddî ve manevî temizliği kapsar…”[1]

İslam, ruczdan (her türlü cahiliye kirliliklerinden) hicreti/uzaklaşmayı ve ihlas ve safiyetle tertemiz bir hayatı öngörürken, cahiliye ise bizatihi kirliliktir. Cahiliyenin binası; fısk-fücur, tuğyan ve cürüm üzerine kuruludur.

Baştan sona bir bataklık olan cahiliye, insanları bataklığına çekerek ayakta kalmaya çalışır. Bu sebepledir ki tüm cahiliye öğreti ve düzenlerinin ana sermayesi, fısk-fücurun yaygınlaştırılmasıdır.

1923 yılında kurulan Kemalist rejimin, açık-saçıklığın, içki kullanımının, kumar oyunlarının ve benzeri türlü fısk-fücurun toplumda yaygınlaştırılmasını bir devlet politikası olarak benimsemesi bu durumun misalidir. Kemalizmin tıpkı basımı olan Apoizmin de Kürt toplumu arasında LGBT sapkınlıkları dahil her türlü fısk-fücuru yaygınlaştırmaya yönelik bir politika izlemesi de aynı durumun yansımasıdır.

Unutmamak gerekir ki, tam anlamıyla bir tuğyan ve fısk-fücur düzeni olan Kemalist rejim, “yasal” kabul ettiği kısmıyla fuhşu, kumarı, faizi ve içkiyi sadece onaylamakla kalmamakta, bunun ötesinde teşvik de etmektedir. Tüm bu cürümlerden aldığı vergiyi ise “kutsal kazanç” olarak vasf ve taltif etmektedir. Kemalist düzenin “akidevi” umdelerinden biri de “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” mottosudur.

Nitekim, kerhane işletmecisi bir necis kadın bu ülkede yıllarca “vergi rekortmeni” olmuş ve onun fuhuştan elde ettiği gelirden ödediği vergi bu düzen tarafından “kutsal kazanç” olarak nitelendirilmiştir.

“Vergi rekortmeni” olduğu 1985 yılında gazetelere verdiği demeçte dile getirdiği “Aslında vergi listesinde başlarda yer almamın tek nedeni vergi kaçırmadan ödemem. Çalmıyorum, çırpmıyorum, sattığım kadınların vergisini son kuruşuna kadar ödüyorum. Namusumla kadın satıyorum”[2] ifadeleri, güncel cahiliye bataklığının ne menem bir şey olduğunun özeti gibiydi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında içki içilmesini özendirmek için dönemin gazetelerinde yer alan içki reklamları ibretlik olarak zaman zaman gündeme gelir. “İştah ve kuvvet için birinci ilaç”, “Çek kafayı sür sefayı”, “Biranın gıda-i kıymeti” gibi ifadelerin yer aldığı bu reklam görsellerinde dans eden yarı çıplak kadın-erkek figürlerine de yer verilmesi, içkinin yanı sıra başka haramları da özendirme, yaygınlaştırma çabasını ifade etmektedir.

Bunların yanı sıra, “içki içme yarışmaları”yla da içki özendirilmiş ve yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Yine rejimin “ebedi şefinin” her gece Çankaya Köşkü’nde kurdurduğu içki sofrası ve kendi eliyle çocuklara içki içtirdiği fotoğraflar da, “Türk modernleşmesi” denilen sürecin, asli olarak insan hevasının azgınlaştırılması ve fısk-fücurun yaygınlaştırılmasına dayalı olduğunu gösterir. Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi, cahiliyenin geçmişten bugüne ana sermayesi budur.

İnsan hevasını azdırma ve insanı hevasının kulu-kölesi kılmaya[3] dayalı bir bataklık olan cahiliye, fert ve toplumların kirlenmesi için elinden geleni yapmaktadır. Zira insanların kirliliklerden teberri ve hicret bilinci kazanması durumunda varlığını sürdüremeyeceğini bilmektedir.

Siyonist sermayeye ait bir deterjan markasının bir döneme damgasını vurmuş olan “Kirlenmek güzeldir” şeklindeki reklam repliğini hatırlayalım. Bakın reklam adı altında bunu bile söylediler ve bütün bir toplumun zihnine kazıdılar. Bu ifadenin salt deterjan satmaya matuf olduğunu düşünecek kadar saf olanlar için tabii ki söylenecek bir söz yok. Tıpkı bir GSM şirketinin yine bir döneme damgasını vurmuş olan “Özgür kız” temalı reklam çalışması gibi.

Dilediğince yaşayan, kimseye hesap vermek zorunda olmayan, aile ve akrabalık bağları dahil tüm bağ ve bağlamlardan özgürleşmiş, “Benim bedenim benim kararım” anlayışıyla yaşayan bir genç kız. Şehvetperest alçaklar için kolay bir av.

Gerçi Cumhuriyetin ilk yıllarından verdiğimiz misallerde de görüldüğü gibi, egemen cahiliye daha önce işbu “Kirlenmek güzeldir” mottosunu bir reklam repliği olarak dile getirmiyor olsa da, tüm yapıp ettikleriyle bunu ifade ediyor, bunun propagandasını yapmış oluyordu zaten. Yine belirtelim ki çünkü kirlilik ve kirletmekle var olabiliyor, ayakta kalabiliyor.

Ne demişti şair; “Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu / Ne olduysa hep bize azar azar oldu”. Evet, “Çek kafayı sür sefayı” dediler, “Kirlenmek güzeldir” dediler, “Özgür kız” dediler vs ve bir neslin algı ve anlayışını ifsad ettiler. Oysa bizler din-i mübin-i İslam’la, onun güzellikleriyle ihya ve inşa etmeliydik nesilleri, etmeliyiz.

“Özgür kız” ayartıcılığı yerine, “Takva sahibi, Rabbine ve ailesine karşı sorumlu kız” portresiyle ihya ve inşa olmalı zihinler. “Kirlenmek güzeldir” yanılsaması yerine, “Kirlenmek kötüdür, hem de çok kötüdür” bilinciyle yetişmeli nesiller.

Uyuşturucu ve fuhşiyat eksenli son yaşananlar, kirlenmenin ne kadar kötü olduğunu, cahiliye bataklığının nasıl kirletici bir zemin oluşturduğunu bir kez daha gözler önüne sermedi mi?

İslam’ın “ruczdan hicret” öğretisinin ne kadar hayati olduğunu bize bir kez daha hatırlatmış olmadı mı? Ruczdan hicret bilinci kaybedildiğinde ve cahiliye ortamlarına dahil olunduğunda, elbiselere cahiliye kirliliklerinin bulaşmasından sakınmak zorlaşmaktadır.

“Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah’tan, günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar ve bütün kalbi pas tutar. ‘Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler kalplerinin üzerine pas tutmuştur’ (Mutaffifin,14) ayetindeki ‘rân’ budur.”[4]

Rasulullah (a.s.)'dan rivayet edilen bu hadis, tevbeye yönelinmediği takdirde, günahın insanı nasıl kuşatıp fâsıklığa mahkum ettiğini çok iyi anlatmaktadır. Kur’an’da yer alan tevbeyle ilgili ayetlerle de birebir örtüşen bu hadisi, fertlerle ilgili olarak okuyup anlayabileceğimiz gibi, topluluk, toplum, kurum ve devlet organizasyonuyla ilgili olarak da okuyup anlayabiliriz.

Bir kimse günah işleyip de tevbeye yönelmediğinde o günah yeni günahların üreticisi, teşvikçisi, hâmisi ve gerekçesi olmaya başlar. Günah günahı doğurur, günah arttıkça insanda günaha karşı var olan fıtri hassasiyet kaybolur, yüz artık kızarmaz olur. Günah normalleşmeye, sıradanlaşmaya başlar. Artık tevbe ertelenmeye, ertelendikçe de kişi üzerindeki günah kuşatması işgale dönmeye yüz tutar.

Bu, tıpkı bembeyaz bir gömlek giymiş olup, gömleğine leke bulaşmasın diye titizlenen, fakat ona bir çamur damlası sıçradığında “nasıl olsa leke bulaştı ve yıkanması gerekiyor” mantığıyla artık kire, çamura karşı hassasiyetini kaybeden ve temizliği erteleyen kimsenin durumuna benzer.

Kısacası, kirlenmek asla güzel değildir, temiz olmak ve temiz kalmak ise güzel olmanın ötesinde elzemdir.

Hrant Dink katledildiğinde, eşi Rakel Dink çok isabetli bir tesbitte bulunmuştu, “Asıl sorgulamamız gereken, masum bir bebekten bir katil üreten düzendir” şeklinde. Buradan mülhem, son yaşananlarla ilgili şunu söylemek gerekir: Asıl sorgulanması gereken, masum bebeklerden aşüfteler ve şehvetperestler üreten bu cahiliye düzenidir, cahiliye bataklığıdır.

Rabbimizin Tahrim 6. ayetteki buyruğu üzere kendimizi ve ehlimizi ateşten koruma yükümlülüğümüz var ve bu yükümlülüğü yerine getirebilmemizin ön şartı da cahiliyeden hicret/ayrışma ameliyesidir.

Cahiliyenin egemen işleyişinden ve ideolojik kurumlarından, Müzzemmil 10. ayette bildirildiği üzere kırıp dökmeden, güzellikle ayrışmalı ve Darul Erkamlarımızı inşa etmeyi bilmeliyiz. Özellikle de eğitim-öğretim konusunda ve iş hayatında bunu gerçekleştirmek öncelikli bir sorumluluktur.

Çoluk çocuğumuzu cahiliye bataklıklarına terk ve teslim ederek ateşten koruyabilir miyiz?

Şu son yaşananlar, cahiliye bataklıklarının nesilleri nasıl kirlettiğini çok acı misallerle bize bir kez daha göstermişken, bu konularda sorumluluk üstlenmekten kaçınmak ve cahiliyeden hicret bilincini pratik alanlarda ihya ve inşa etme çabasından uzak kalmak hesabını kolay verebileceğimiz durumlar olmasa gerektir.


[1] Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, c. 8, s. 417, Azim Dağıtım

[2] https://www.sabah.com.tr/magazin/namusumla_kadin_satiyorum-1120308

[3] Bkz: Furkan, 25/43; Câsiye, 45/23

[4] Tirmizî, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an, 75

(Not: Bu makale, İktibas Dergisi'nin Ocak 2026 sayısında yayınlanmıştır.)

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN