
Kılınç: Çin, Doğu Türkistan’da çok boyutlu bir soykırım uyguluyor
Yazar Taha Kılınç’la “Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi” adlı kitabı, yüzyıllardır Çin işgal ve zulmü altında inancına sahip çıkmaya çalışan bir İslam beldesi, Müslümanların gönlündeki hüzünlü noktalardan biri olan Doğu Türkistan üzerine söyleşi...
29-05-2026
– Hocam, kitabınızı büyük bir heyecan ve üzüntüyle okuduk. Türkiye’de birçok isim çeşitli coğrafyalara seyahat edip ardından bu seyahatlerindeki izlenimlerini yazıya dökerek okurlarına aktarıyor. Ancak siz öyle bir coğrafyaya seyahat gerçekleştirdiniz ki kitabı okudukça gönlümüzün o topraklara dair susuzluğunu hatırladık. Öncelikle şunu merak ediyoruz: 9 Haziran 2025 ile 16 Haziran 2025 tarihleri arasında seyahat ediyorsunuz. Bu süre böyle büyük bir coğrafya için yeterli mi; bu kadar kısa sürede böylesine kapsamlı bir geziyi nasıl başardınız?
Doğu Türkistan, Türkiye’nin iki katından daha geniş bir coğrafya. Dolayısıyla sekiz günlük bir seyahat, elbette bu kadar büyük bir alanı tam anlamıyla görmek için yeterli değil. Ancak bölgedeki mevcut şartlar sebebiyle en büyük ve önemli şehirleri kapsayan bir seyahat planı hazırladım. Gulca’dan başlayarak Kaşgar, Artuş, Yarkent, Hoten, Urumçi ve Turfan’ı gördüğümüz bir seyahat oldu. Bölge içinde üç defa uçak yolculuğunun yanı sıra tren, taksi ve otomobil kullanarak vaktimizi en iktisatlı biçimde kullanmaya çalıştık. Elhamdülillah, Rabbimiz bereketini ihsan buyurdu.
– Notlarınızda, seyahat esnasında yabancı dil ile ilgili birtakım zorluklardan bahsediyorsunuz. Doğu Türkistan’a gitmek ve coğrafyayı etkili bir şekilde gezmek isteyen biri nelere dikkat etmeli; sadece istemek yetiyor mu?
Öncesinde elbette uzun ve dikkatli bir hazırlık gerekiyor. Bölgede nerelere gidilecek, nelere odaklanılacak, hangi noktalar gözden kaçırılmayacak... Tüm bunların hesaplanması ve idrak edilmesi gerekiyor. Tabii ki Doğu Türkistan’da bugün çok yoğun bir baskı ve gözetim olduğundan dolayı seyahatin bizatihi kendisi riskli ve tehlikelerle dolu. Ancak Uygur kardeşlerimizin yaşadıklarıyla kıyaslandığında bu riskler ve tehlikeler de insanın gözünde küçülüyor doğrusu.
– Seyahatinizden döndükten sonra, eser üzerinde çalışırken veya eser yayımlandıktan sonra herhangi bir baskı veya tehdit aldınız mı?
Seyahatten döndükten sonra veya kitabı hazırlarken herhangi bir doğrudan tehditle karşılaşmadım. Ancak Çin’in Türkiye’deki diplomatik misyonları, kitabın yayımlanmaması için çok yoğun bir çaba gösterdi. Çinli diplomatlar ve bizzat Çin’in Ankara Büyükelçisi devreye girerek yayına engel olmaya çalıştı. Fakat çok şükür, tüm bu girişimler sonuca ulaşmadı.
– Gerek sosyal medya gerek başka mecralarda, özellikle son zamanlarda Müslüman camia arasında yoğunluk teşkil etmese de tartışma konusu olan bir konu var. "Hep Filistin’e sahip çıkıyorsunuz ama Doğu Türkistan’daki kardeşlerimize gereken desteği vermiyorsunuz, yeterince dillendirmiyorsunuz." diyenlere nasıl bir tutum sergilemeliyiz? Nasıl cevap vermeliyiz?
Bu türden davranışlar sergileyen insanların kahir ekseriyetinin kötü niyetli olduğunu düşünüyorum doğrusu. Yazıyoruz, okumuyorlar. Konuşuyoruz, dinlemiyorlar. Çağırıyoruz, gelmiyorlar. Üstüne üstlük Türkiye’de yaşayan Müslümanlar olarak bizler bir de "suçlu" ilan ediliyoruz. Çoğunluğun dışında, iyi niyetli azınlığa da derdimizi anlatmayı sürdüreceğiz elbette.
– Çin’in uyguladığı bu asimilasyon ve zulüm politikaları, zamanla Uygur Müslümanları üzerinde gerçekten bir dinden uzaklaşmayı sağlıyor mu? Yani notlarınızda oruç tutanlar için Çin’in artık tedbir almaya ihtiyaç duymadığını, zira artık oruç tutmamanın normalleştiğini ifade ediyorsunuz. Yine aynı şekilde birçok cami ibadete kapalı ve diğer ibadetler yasak. Bu şekilde devam ederse bir süre sonra oradaki Müslüman kimliğinin silinmesinden söz edebilir miyiz?
Bölgede şu anda sert bir kasırga esiyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu birçok İslam ülkesinin yakın dönemde yaşadığı bir tecrübe bu. İslami ve millî kimliğin yok edilmesinden kültürel asimilasyona kadar Çin, çok boyutlu bir soykırım uyguluyor. Fakat gördüğüm ve şahit olduğum onca olumsuzluğa rağmen ben Doğu Türkistan’ın istikbali konusunda ümitsiz değilim.
– Seyahatiniz boyunca en çok etkilendiğiniz ve etkisinden çıkamadığınız bir anınızı bizlerle paylaşabilir misiniz?
Etkilendiğimiz çok fazla hatıra oldu. Ancak tarihî Hoten şehrindeki Cuma Camii’nde bir avuç ihtiyara gözlerimizin önünde Çin’e bağlılık yemininin ettirildiği o korkunç sahne, herhâlde seyahatimizin en dokunaklı tablosuydu.
– Son olarak Doğu Türkistan coğrafyası için sizlerin çözüm önerisi nedir, neler yapılmalıdır?
Tabii fertlere düşenler var, kurumlara düşenler var, devletlere ve hükûmetlere düşenler var. Evvela meseleyi bütün boyutlarıyla kavramak gerekiyor. Ardından mantıklı ve meşru argümanlarla dünyanın gündeminde tutmak şart. Sonrasında da herkes kendi gücünün ve imkânlarının yettiği kadarıyla mücadeleyi sürdürecek.(Söyleşi: Necmeddin Yılmaz / Milli Gazete)
Kılınç: Çin, Doğu Türkistan’da çok boyutlu bir soykırım uyguluyor
Ümit Aktaş: Türkiye Kemalizm travmasını aşamadı
Prof. Dr. Şinasi Gündüz: İslam, Savaşa Ahlak Kazandırmıştır
Prof. Dr. Şinasi Gündüz: Cihad, Her Zaman Hakkın Yanında Yer Almaktır
Akif Emre ile unutulmayan söyleşi: "Müslümanlar hiç Kur'an okumuyorlar mı?"
Gazeteci, Yalın Gerçeklikle Muhatap ve Mükellef Olan Kişidir
"Boykot bir kampanyanın parçası olmalı ve hedefleri açıkça belirtilmeli"
“Hak İle Dalâlet Arasında Ara Form Yoktur”
Makaleler
Hava Durumu
































































