4 oğlu şehid anne de Kafkas Konferansı'ndaydı

13 Mayıs Pazar günü Haliç’te, İmkan-Der tarafından organize edilmiş uluslararası düzeyde geniş çaplı bir Kafkasya Konferansı düzenlendi.

16-05-2012


13 Mayıs Pazar günü Haliç’te, İmkan-Der tarafından organize edilmiş uluslararası düzeyde geniş çaplı bir Kafkasya Konferansı düzenlendi. Önemli mevzuların ele alındığı konferansın 3. oturumuna yetişebildik ve not aldıklarımızı, aktarılması gerekenleri; Müslümanlar olarak “belirli halklar” üzerinde değil de yeryüzünde zulüm görmüş/ gören her halk üzerinde yoğunlaşabilmek adına paylaşıyoruz.

Eşi, babası ve dört oğlu şehit düşen Kesirat Anne de sahnedeydi

Kafkasya’nın çileli anneleri oradaydı o gün. Ve bir isim “simge” olarak sahneye çağrıldı. Eşi Rus yanlısı yahut Rus kuvvetlerince yapılan işkenceyle şehit olan, babası Kur’an-ı Kerim okurken aynı güçlerce yakalanan ve gözleri oyulduktan sonra yakılarak şehit edilen, 4 oğlunu 1’er yıl arayla şehit veren, Komutan Hattab’ın muhabbet ettiği isimlerden ve Hattab’ı evinde ağırlayıp saklayan Kesirat Anne sahneye çağrıldı.

Kesirat Teyze’yi, son oğluyla beraber yaşadığı Türkiye’de daha önce bilmediklerini söyleyen İmkan-Der başkanı Murat Özer, oğlunun sınır dışı edilme kararı sırasında Kesirat Teyze’nin hikâyesinden haberdâr olduklarını belirtti. Ödülünü Alev Erkilet’ten alan Kesirat Teyze “Allah razı olsun” diyerek teşekkür etti.

En azından panel masasında Kafkasya Birliği kuruldu

Kesirat Teyze

Bizim yetişebildiğimiz “Kafkasya’da İşgal, Sürgün ve Direniş Olgusu” başlıklı son oturumun moderatörlüğünü Murat Özer yaptı. Çeçenistan’dan Ahmet Sardali (1994’teki savaştan sonra sürgün edilmiş, diasporayı temsilen), İnguşetya'dan Rüstem Khalukhaev (’94 savaşı sürgünlerinden) Kabardin-Balkar-Karaçay'dan Muhammed Gergef (dedeleri Kabardin Balkarya yani Çerkezistan’dan sürgün edilmiş) ve Dağıstan'dan Özden Öner (Dağıstan’dan sürgün edilmiş bir ailenin ferdi) sahneye çağrıldı.

Kafkasya Konferansı’nı özetleyen şeyin aslında masada Kafkasya’nın birliğini gerçek anlamda vurguladığını söyleyerek sözlerine başladı Özer. Ve ilk sözü Dağıstan Diasporası’nı temsilen Özden Öner’e bıraktı.

Biz sürgün edildik, buraya isteyerek gelmedik

Sözlerine bir gerçeği açıkça ifade ederek başladı konuşmasına Özden Öner. Türkiye’ye severek/ isteyerek değil, zorla geldiklerini ve Türkiye’ye seyahat ederek gelmek istediklerini fakat bunun şu an böyle olmadığını belirtti. “Aramıza sınırlar koydular. Bu sınırları İmam Mansur yıktı, İmam Şamil yıktı, İmam Gazi Muhammed yıktı, devamında Cevher Dudayevler yıktı, Şamil Basayevler yıktı, Dokko da yıkmak için uğraşıyor ama dünya 3 maymunu oynuyor” diyen Öner, 1994’te başlayan ‘özgürlük ateşi’ sürecine diaspora olarak sevindiklerini fakat son 10 yılda değişik olayların meydana geldiğini söyledi.

Kuzey Kafkasya’nın diasporasının kötü bir imtihan verdiğini kaydeden Öner, “Bir çocuğun nasıl etrafa kaçışmaya başladığını gördüm. Babasına ‘ne oluyor’ dediğim zaman babası ‘Grozni’deki hâlimizi hatırlıyor’ dedi.” diyerek bir soykırımın tanımlanması için kaç insanın ölmesi gerektiğini sordu.

O dağlardan Allahuekber sesleri inmeyecek!

Kuzey Kafkasya’nın ümmet coğrafyasından ayrı olmadığını vurgulayan Özden Öner, unutulmuşlukların sorunların devamına neden olacağını söyledikten sonra aynen aktarılması gereken bir şey söyledi: “Ama inanın ki, vallahi o dağlardan Allahu Ekber sesleri inmeyecek!” Evet, Çeçenya’da mücadele edenlerin ‘toprak parçası’ için değil Allah yolunda cihad amacıyla mücadele ettiklerini hatırladık tekrar.

Afganistan, Irak, Kuzey Kafkasya ve Filistin’deki mücadelenin kesinlikle bitmeyeceğini hatırlatan Öner, daha sonra Türkiye’de var olan “ciddi duymamazlığa” değindi. Buraya sürgünle gelen insanların isteyerek gelmediğinin hatırlanması gerektiğini söyleyen Özden Öner, Türkiye’deki ciddi sessizliğe dikkatlerimizi çekti. Hiç gündeme getirilmeyen Dağıstan’daki şehir savaşlarına değinen Öner, bu konuya hiç kimsenin değinmek istemediğini belirttikten sonra devam etti:

“Dün şehir içinde operasyonlar vardı. Kimse duymuyor. Yabancı basın aktarıyor bir şekilde ama bu haberi çarpıtarak ve bu bizim ajanslarımız tarafından alınıyor çarpıtıldığı hâliyle.” Dünya Müslümanları arasında, Avrupalılar’da dâhi olmayan, Çeçenya’dakileri Vahhabi olarak isimlendirme hastalığını eleştiren Öner “Putin Şafii mi? Hanefî mi? Nakşi mi? Bizim mi haberimiz yok?” dedikten sonra Kuzey Kafkasya’nın kendi kendine yettiğini ve bir gün İslâm ümmetinin Kuzey Kafkasya ile birlikte tek bir bayrak altında dinini yaşayacağının duasını yaparak konuşmasına son verdi.

Kafkas Konferansı İstanbul

İlan edilecek Kafkas Emirliği’nde geçmişteki hatalar tekrarlanmasın

2. olarak sözü Çeçenistan Diasporası’nı temsilen Türkiye’ye gelen Ahmet Sardali aldı. “Allah yolunda olan herkesi selamlamak istiyorum. İmkan-Der'e ve özellikle sayın başkana teşekkür ederim. Bu mücadelede yer alan herkes tek bir elden mücahit kardeşlerimize yardım etmeliyiz.” diyerek sözlerine başlayan Sardali, Kafkas Emirliği vurgusuyla devam etti konuşmasına. Dudayev’in şeriat devleti kurulmasını sağladığını ve insanları cihada davet ettiğini söyleyen Ahmet Sardali, Çeçenistan’da şeriat devleti kurulduğunda varlığı bilinen görüş farklılıkları hasebiyle bazı kesimlerin bu devletten memnun kalmadığını söyledi.

Çeçenler arasında laik cumhuriyet tarafları da olduğunu ve bunların topraklarını terk etmeye başladıklarını söyledi. “Şeriat taraftarları var olan direnişe son vermedi ve dinin gereksinimini daha net bir şekilde anlamaya başladılar.” diyen Ahmet Sardali, ilan edilecek Kafkas Emirliği’nde geçmişteki hataların tekrar edilmeyeceğini umduklarını belirtti.

Batı yardım etmez, koz olarak görür

Yüz yıllarca mücadele eden bir halk olan Çeçenlerin çok kayıp verdiğini ve bunun sadece maddiyatla sınırlandırılmaması gerektiğini, bu yapılanların özgürlük için yeterli olup olmadığının sorgulanması gerektiğini hatırlattı. Konuşmacı, kurulabilecek bir devlet hakkındaki görüşlerini, yapılabilecekleri söyledikten sonra bunların acaba Çeçenistan'a uygun olup olmadığının, nüfus, sosyal haklar (eğitim, sağlık vb.) gibi etkenlerin irdelenmesi gerektiğini aktardı. Bu mücadelede Batı’dan güç yardımı beklemenin yanlışlığını da hatırlatan Sardali, Batı’nın yalnızca bu mücadeleyi Rusya karşısında bir koz olarak görüp olayı dinlemekten öteye geçmeyeceğini hatırlattıktan sonra konuşmasına birkaç şey daha ekledikten sonra son verdi.

Büyük Çerkes Sürgünü’nü hatırlayanımız var mı?

Sardali’nin ardından Çerkez Diasporası adına gelen Muhammed Gergef konuşmasına başladı. Konuşmasına başlamadan evvel anneleri unutmayan Gergef, Türkiye’de doğan bir Çerkez olup Çerkez kökenli bir Türk vatandaşı olduğunu belirtti. Özden Öner’in de vurguladığı gibi, sürgünle, acıyla, katliamlar ve soykırımlarla bu topraklara geldiklerini belirtti ve kısaca aile hikâyelerini anlattı. Gergef daha sonra Çerkesya’nın Kurtuluş Savaşı’nı anlatmaya başladı.

1829 Edirne Antlaşması’yla Çerkesya’nın kıyı kesiminden Osmanlı ayrıldıktan sonra Ruslar bu olayı bir başarı olarak görüp Çerkesya’nın kendilerine bırakıldığını ilan ederek bugünü kendi bayramı olarak kutlamaya devam ederler. Söz konusu antlaşmadan sonra hukuksal sorunlarla cebelleşen bir Çerkezya kalır ve bu süreçten sonra 1830’lu yılların sonunda kuşatma altına alınır Çerkesya. Katliamlar ve temizlikler, kan gölüne çevrilmiş bir toprak bırakarak ilerler Ruslar ve çatışmalar devam eder bir süre daha. Kırım Savaşı’yla beraber daha da ağırlaşır şartlar ve Şamil’in önderliğinde ciddi mücadeleler verilir.

 

Alu Amca

1864’ün 21 Mayıs’ında başlayan Çerkes SürgünüRusların bayramı, Çerkeslerin acı günü olarak hafızalara kazınır. Gergef bunları, bizim burada aktardıklarımızdan daha ayrıntılı bir şekilde aktardı. Çerkeslerin yaşadıklarını gündemimizde çok fazla göremediğimiz bir gerçek. Türkiye’de yaklaşık 4 milyon Çerkes yaşıyor. 3 milyon da Çeçenistan, Dağıstan, Osetya ve Abhazya taraflarından gelen insanlardan oluşuyor. Hatırlıyor muyuz Çerkezlere ne zulümler yapıldığını, biliyor muyuz yahut?

Son olarak Rüstem Khalukhaev konuştu. Daha çok Dokko Omerov’u anlattıktan sonra konuşmasına son verdi. Konuşmalar bittikten sonra konuşmacılara plaketleri takdim edildi. Ondan önce 3 oğlunu şehit veren Alû Amcaya plaket verildi.

Daha sonra diasporaların ortaklaşa hazırladığı deklarasyon okundu. Deklarasyonu, konferansta Murat Özer tarafından okunan tam hâliyle sizlere sunuyoruz.

BİRLEŞİK, BAĞIMSIZ KAFKASYA İÇİN İSTANBUL DEKLARASYONU

(13 Mayıs 2012- İSTANBUL)

Tüm dünyanın vicdan sahibi, özgür halklarına!

Çarlık Rusya'sının, Sovyet Rusya'sının ve şimdi Putin İmparatorluğunun hâkim olduğu 2012 Rusya'sının işgallerine ve katliamlarına karşı direnen, bu uğurda yüz binlerce şehit veren, dünyanın farklı coğrafyalarına sürülen Kafkas halklarının çocukları olarak diyoruz ki:

Topraklarımızı işgal eden emperyalist Rusya'nın biz Kafkas halklarına karşı uyguladığı bu zulüm ve işkence dolu kirli geçmişi ve bugünüyle hesaplaşabilmek için aldığımız kararları tüm dünyaya deklare ediyoruz.

1- Bizler aramızda etnik milliyetçilik, ayrılık ve bölücülük tohumları atarak aramıza suni duvarlar, sınırlar ören Rus yayılmacılığına karşı Çeçenler, İnguşlar, Çerkesler, Dağıstan Halkları, Karaçaylar, Kumuklar, Nogaylar, Balkarlar ve diğer tüm şerefli Kafkas halkları olarak, aramızdaki tüm ihtilafları kaldırdığımızı, kenetlenmiş, büyük bir Kafkas halkı olduğumuzu ve birlik içinde olacağımızı ilan ediyoruz.

2- Rusya'nın kuzeyde Nogay Steplerinden, güneyde İnguşetya'ya kadar, doğuda Hazar Denizi'nden, batıda Karadeniz'e kadar uzanan topraklarımız üzerindeki tüm tasarruf hakkını reddediyoruz. Kuzey Kafkasya toprakları Kafkas halklarınındır! Rusya'nın bu topraklar üzerindeki tüm egemenlik haklarını ve işgalini reddediyoruz!

3- Kuzey Kafkasya'da Rusya tarafından kurdurulmuş, kendi halkına karşı zulmeden ve ihanet içindeki başta Rusya'nın Çeçenistan'daki işgal valisi Ramazan Kadirov yönetimi olmak üzere, Kabardin Balkar Karaçay’daki Knokov yönetiminin, İnguşetya’daki Yevkurov yönetiminin, Dağıstan’daki Magomed Salamov yönetiminin ve diğer tüm işbirlikçi, teslimiyetçi yönetimlerin gayrı meşru olduğunu ilan ediyoruz. Kafkasya’daki tek meşru yönetim Çeçenistan- İçkerya Cumhuriyeti’nin devamı olan Kafkasya Emirliği’dir.

4- Bizler, tıpkı atalarımız İmam Mansur ve İmam Şamil gibi, esarete, zillete boyun eğmeyen ve bu uğurda şehit düşen başta Cevher Dudayev olmak üzere Dokko Omarov’u ve tüm mücahit liderlerimizi ve onların başlattığı bu kutlu davayı hâlâ Kafkasya dağlarında sürdüren tüm mücahitlerimizi selamlıyoruz!

5- İşgale ve zulme karşı direnmenin en temel insan hakkı olduğundan hareketle; Rusya'ya ve işbirlikçilerine karşı sürdürülen mücadeleyi meşru/İslâmî sınırlar içinde olduğu sürece destekleyeceğimizi ilan ediyoruz!

6- Kuzey Kafkasya'nın özgürlük mücadelesini başından beri destekleyen Gürcistan başta olmak üzere tüm komşularımızla barış içinde yaşama arzumuzu ifade ediyoruz. Bundan hareketle Gürcistan’a yönelik 2008 yılında gerçekleşen Rus saldırısını şiddetli bir biçimde kınıyoruz.

7- Topraklarımızda Rus bayraklarının dalgalanmadığı, kimliklerimizde Rus vatandaşı ifadesinin olmadığı bağımsız bir Kafkasya'nın ancak birleşik bir Kafkasya'nın kurulmasıyla mümkün olduğunu, bu uğurda Kafkas Diasporası olarak siyasi, akademik, kültürel ve diğer tüm alanlarda çalışacağımızı ilan ediyor, dünyanın onurlu tüm insanlarını bu mücadeleye destek vermeye çağırıyoruz.

8- Uluslararası Kafkasya Konferansı, tüm bu çalışmaları yapabilmek için Kafkas halkları adına bir komite kurmaya ve bu tarihten sonra çalışmalarını Uluslararası Kafkasya Halkları Kongresi adıyla sürdürmeye karar vermiştir.

(Haber: Esad Esedoğlu / Dünya Bizim)

Etiketler : #4   #oğlu   #şehid   #anne   #de   #Kafkas   #Konferansı'ndaydı   
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
İlginizi çekebilecek diğer haberler

Makaleler

Hava Durumu


VAN