Yakup DÖĞER

06 Haziran 2013

MÜSLÜMANIN DERDİ OLMALI

Bir derdi olmalı Müslümanın, dert edineceği türden bir derdi. Gelişi güzel değil, dert gibi bir derdi olmalı. Ama mutlaka olmalı, dersiz yaşayamamalı. Gece gündüz kendisini meşgul eden, rahatsız eden, dürten, motive eden, yerinde durdurmayan bir derdi. Varsa yoksa o olmalı hayatında, sabah kalktığına o derdiyle uyanmalı, gündüz işinde, öğlen çayında, akşam aşında, ama hep aklında olmalı. 

     

Derdiyle hem hal olmalı, sımsıcak dost olmalı, kuşatmalı derdi kendisini, derdine ait olmalı Müslüman. Ne gündelik söylemleri, ne günübirlik işleri, ne kendisine ait kobisi, nede dünyalık hobisi, ne fakirliği ne zenginliği, ne varlığı ne de yokluğu velhasıl neyi varsa fani olan, yani bu dünyalı, derdinden büyük dert olmamalı. Öyle sevmeli yani derdini. Derdim var demeli haykırarak, utanmadan sıkılmadan, kınanma korkusu olmadan, kimseden gocunmadan. Ama haykırmaya değecek bir derdi olmalı illaki. Her kesin sahip olmayacağı türden, başka dünyalı olmalı, bu dünyalı değil.  Öyle uyumalı ki derdinin rüyasını görmeli, uyandığında kan-ter içinde gerçek gibi gelmeli. 

 

Genelde birçoğumuzun bir derdi vardır hayatta, dertlerimizle dertlenir durur, sızlanır durur, dövünür dururuz. Asıl derdin hasıraltı olduğu dertlerle, evimizle, barkımızla, arabamızla, işimizle, günlük işlem hacmimizle, aylık ciroların kasaya yansıyan getirisiyle, gelecek yıllara yapacağımız yatırım hesaplarıyla. Gelgit monoton bir hayatın yaşanmayan çoğunluğunda geçer gider ömrümüz. “Ve  halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn”  hakiaktinden uzak bir dert yumağı, sarmıştır hayatımızı, derdimizin aslından uzak yapay meşgalelerdir bunlar, oyun ve oyalanma, dünya süsü, bir eğlencedir. Dünyamızı da unutalım demiyorum tabi ki, lakin derdin aslını unutturmasın… da unutup gidiyoruz ışık hızıyla akan hayatta, sürekli koşuşturma yarışında, biraz sonrası olmayan hayatta,  kahvaltımız bile bir simitçide sokak başında, bakmışız gün bitmiş, dertlenmediğimiz derdimiz başımıza püsküllü bir dert olmuş. 

 

Derdimiz başka olmalı bizim, hatta adanmışlığı bile aşmalı, bedel ödemenin üstünde, kağıtları kalemleri, yazıları aşarak, dört duvardan çıkarak  “ elestü birabbiküm” den “Gal-u Bela” ya uzanmalı, bütün hayat bu dertle yaşanmalı, gözlerinizi ufka diktiğinizde, görebildiğiniz her yer bizim olmalı, nefes alan kim varsa aklı başında, bir kelam etmek, her söze bir mana yüklemek, sözüm var demek derdimiz olmalı. Bütün sözlerin bittiği yerden bizim sözümüz çare olmalı, sözlüklerde yer almayan, lugatlerin anlatamadığı kavramlar, bizim heybemizde olmalı. Ama her şeyden önce derdimiz olmalı.  

 

Alıkoymamalı hiçbir şey bizi derdimizle dertlenmekten, oyun ve oyalanma olan bu dünyada, ebede çıkan yolda, dertsiz bir hayatın derdini çekmemeliyiz bizler. Derdimizle dertlenmeliyiz, hatta delisi olmalıyız. Derdinin delisi olmayanların, aslında derdi de yok demektir. Ne türden derdiniz olursa olsun, derdinizin delisi değil iseniz olmuyor. Ucundan kıyısından ilişik dertlenerek, arada bir gaza gelerek, derdim var demek, sonra da derdinizden başka şeylere sahiplenmek bir yere getirmiyor insanı. İllaki de derdini sahipleneceksin.  Uyumaman gerekiyorsa uyumayacaksın, zaten ömrün üçte biri uykuyla geçmiyor mu? Diğer doğal diyebileceğin ihtiyaçlarını da toplarsan bir üçte bide öyle geçiyor, derdinle dertlenecek zaman kaldı mı ki? Bu gün derdini anlatacağın bir yere gideceksen, bütün toplantılarını, randevularını iptal edeceksin, mesai saatlerini değiştireceksin ki, esas derdini kendinde anlayacaksın. Korkma sakın kaybetmekten, kardan zarar etmekten, işlerin kesat olacağından, çünkü bizim, “Zengin olan Allah’tır, siz fakirsiniz” diyen bir Rabbimiz var.  

 

Derdin için her gün bir şeyler yapacaksın ki, dertlendiğini kendine gösterebilesin, başkalarına değil kendine göstereceksin. El-Basir olan zaten görüyor. Hayatın ve ölümün, hangimizin daha güzel işler yapacağının belirlenmesi için yaratıldığını bilerek derdine sahip çıkacaksın. Derdinin delisi olacaksın,  “Ashabu meymene” den “Sabikun” ’a ulaşacaksın.  Derdin sana “Kalk ve uyar” diyecek, “Rabbini yücelt” kelamı, seni derdinin delisi yapacak. Sonra, sonrasında sen Allah’a tevekkül et,  Allah vekilin olacak, Vekil olarak Allah yetmez mi? 

 

Derdinin delisi olan dünyalılar, nasıl gayret ediyor dünyalık için, ibret alacak ebediliğin delisi olacaksın, gittiğin her yere, tevhidin çivisini çakacaksınZülkarneyn(as) gibi bentler yapacaksın çağdaş yecüc-mecüclere, bir İbrahim(as) gibi tek başına bir ümmet olacaksın, Şuayb(as) gibi namazından dolayı kovulacaksın, Muhammed(as) gibi çadır çadır dolaşacaksın, ama illaki de derdinin delisi olacaksın. Derdinin delisi olmazsan bir yere varamayacağını anlayacaksın. 

 

Derdine sahip çıkacaksın, aldanmadan, uzlaşmadan, eksen kaymasına uğramadan. Derdinle gurur duyacaksın, parasıyla, makamıyla, atıyla, katıyla, yazlığıyla, kışlığıyla, limitsiz kartlarıyla, müsrif harcamalarıyla gurur duyanlara inat, sen derdinin delisi olmakla gurur duyacaksın. Kördüğüm gibi olacaksın, gevşemeyen, çözülmeyen, çözülemeyen. Ve hep dua edeceksin, “Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen." diye.     

 

Derdin olacak, Hasan El Benna gibi, köyleri, şehirleri dolaşacaksınMalkom X gibi baş ağrıtacaksın, bıkmadan usanmadan Allah’a davete koşacaksın. Ahdini yerine getirenlerden sonra sırada bekleyenler gibi sende bekleyeceksin. Belki bir gün, şehri uyarmaya gelen elçilere arka çıkan adam gibi, “Keşke kavmim bilseydi” diyeceksin.  

İnşaallah gün gelecek, “Ey mutmain nefis, Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. Artık kullarımın arasına gir. Cennetime gir.” denileceksin.