Yakup DÖĞER

05 Ekim 2013

BU DÜNYAYI DEĞİŞTİRMELİYİZ

Modern çağın insanı bunalım içerisinde, modernite ile gelenekselliğin, İslam ile laikliğin,  dünya ile ahretin ortasında kısmış, kıstırılmış durumda. Ne dünyalarını mamur edebiliyorlar, ne ahretlerini düşünüyorlar. Zengininden fakirine, işçisinden iş verenine bir, şikayetler manzumesi sürekli kulaklarımızda yankılanıyor. Tv haberlerinde olumlu bir habere rastlamak neredeyse mümkün değil, hangi kanalı seyretseniz mutlaka insanın ve toplumun bozukluğuna dair yüzlerce haberle karşılaşıyorsunuz. Huzursuz insanların uykusuz gecelerini adeta kendi bünyenizde bir maraz gibi hissederek yattığınızda yatağınızda rahatsız oluyor, aynı keder ve acıyı bire bir yaşıyorsunuz.

İnsanların inanca dair zafiyetleri ve pişmanlık ifade eden sözleri, dillerinden aşağı kursaklarına inmiyor bir türlü. Kime dokunsanız bin bir figanla ahlarını feryat ediyor. Allah ile aralarına çekilen duvarları bir türlü aşamıyorlar.

Bu dünyanın, bu düzenin, bu bozuk çarkın değişmesi gerek ve bu dünyayı değiştirecek olanlarda bizleriz, yani Müslümanlardır. Yüce Allah değiştirin diyor, mücadele edin, kaldırın bütün beşer ilahlı dinleri yeryüzünden, yalnızca benim dinim egemen olsun diyor. “Sizin elinizle bu düzeni değiştirmek istiyorum” diyor.

Evet değişmesi gerek, ne varsa ağır aksak giden, Yüce Allah’a rağme,n Allah’ın hükmünü tanımayan, Allah’a rağmen yaşayan örf ve ananelerin, gelenek ve göreneklerin, düşünce ve duyguların, yanlış din algılarının, seküler anlayışa dayanan çevre kültürünün, rasyonel ve hümanist düşüncelerin değişmesi gerek.

Ne kadar gözü yaşlı, yokluk ve sefalet çeken, gündüzleri cefa, geceleri kahır olan, yetimler, öksüzler, dullar yani yeryüzünde ne kadar mazlum varsa inleyen, bütün mazlumlar için bu dünyayı değiştirmeliyiz.

Yeryüzünü saran ifsat çemberini, fitne-fesadı, müstekbirlerin iktidar koltuklarını, emperyalistlerin sömürü çarklarını, kumar, fuhuş, içki tezgahlarını, velhasıl insanlığa kan kusturan bütün gayri meşru odakları yeryüzünden temizlemeliyiz.

Ülke-ülke, şehir-şehir, cadde-cadde, sokak-sokak, ev-ev, kapı-kapı, gizili-gizli, açık-açık, gece ve gündüz ama hiç durmadan bu dünyanın değişmesi için cehd ve gayret etmeliyiz. Her kim varsa ulaşılabilen, konuştuğumuz selam verdiğimiz, el kaldırıp esenlik dilediğimiz, inandıklarını sorgulatmalıyız.

Düğünleri, nişanları, sünnetleri hayırları, sağlıklıları hastaları bir-bir gezip bozuk düzenin ipliğini pazara çıkarmalıyız. Bir yandan alabildiğine yokluk, bir yanda alabildiğine israf bir düzenin bütün adaletsizliğini mazlumların önüne sermeliyiz. Köy kahvelerinde oturan boynu bükük insanlara, heybesi omzunda ırgatlara, alnı kırışmış yaşlılara, yeni yetme delikanlılara, yeryüzünde yaşayan bütün insanlara, ilahi olanı iletmeliyiz.

Bu düzen değişmeli, değiştirmeliyiz. İlahı beşer olan bütün dinlerin yeryüzünden hükmü kalkmalı, kaldırmalıyız. Bu bir görevdir, farizadır, vecibedir, mecburiyettir, hedeftir, çıtanın seviyesidir, ilahi bir emirdir. “Yeryüzünde fitneden eser kalamayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar…” mücadeledir.

Her düğünde, her cenazede, hastanelerde, huzur evlerinde, parklarda, bahçelerde, kahvelerde, kafelerde, düğünlerde, hayırlarda, odunsuz ocaksız evlerde, mazlum-mustazaf gariplerin yanında hep olmalıyız, bu düzen değişene ya da bu yolda ölene kadar, kim varsa nefes alan bizden haberdar olmalı, biz her yerde olmalıyız.

Yaşlı genç demeden, kadın erkek ayırmadan, kimseyi dışlamadan ama yanlışlarını da onaylamadan ve ilmek-ilmek, nakış-nakış, düğüm-düğüm derler ya işte öyle sabırla sebatla hakkı haykırmalı bu bozuk düzenin bozukluğunu anlatmalıyız.

Bu dünya düzeni değişmeli, bizler bunun için varız, amacımız, hedefimiz, gayretimiz, samimiyeti kuşanmış bir ihlasla, cahiliye denen bu illetin tahakkümüne son vermeliyiz. Hiçbir şey eskisi gibi, olmamalı, böyle gelmiş ama böyle gitmemeli, her birimiz, “Ben varım, öyleyse bu düzen değişecek” diyerek sahada aktif rol almalı.

Bizim karşımızda, ne demokrasi ne laiklik, ne faşizm ne Kemalizm, ne sol görüş ne de sağ görüş direnme gücü gösteremez, çünkü biz Allah’ın (c) dinini hükümran kılma derdindeyiz ve biz Hakkı temsil ediyoruz. Hak karşısında batılın hükmü nedir ki? O yüzden ey Müslümanlar, bu düzeni değiştireceğiz.

Bütün resullerin örnekliklerini kuşanarak, vahyin ilahi kuvvetini kalbimize nakşederek sabırla, dirençle, azimle, Nuh(as) gibi, Şuayb(as) gibi, Hud(as), İbrahim(as) gibi, Yusuf(as)  gibi ve alemlere rahmet Muhammed(as) gibi, korkmadan, yılmadan, boş vermeden, arayı soğutmadan, gece demeden, kış-yaz beklemeden, işlerimizden, dünyalık meşgalelerimizden, günü birlik kazanımlarımızdan, fedakarlık yaparak ve hiç durmadan bu bozuk düzenin değişmesi için var gücümüzle çabalayacağız.

Allah (c), bizim ellerimizle kafirlere azap etmek istiyor, bu cahiliyeyi bizim ellerimizle değiştirmek istiyor. Bu bir lutuftur, nimettir, bize verilen erişilmez bir derecedir, sonu mükafattır, bağışlanmadır, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir ve Allah’ın (c.) fazlından fazlası da vardır.

Allah(c.c.), sabikun olmamızı istiyor, bu düzen öncülerle değişecek diyor ve öncülerin nimetlerini daha çok zikrediyor. Kur’anı, Rasulullah’ı(s.v.a.), adaletin yaşandığı örnek nesli, gündemleştirerek, zulümlerden bıkmış, materyalist düşüncenin kölesi, hümanist düşüncenin oyuncağı, sahte ilahların mecburi kulları olan insanlara, “İşte bizim düzenimiz ilahidir, Haktır, Adildir, Allah’tan gelmiştir, kullarını en iyi bilen Allah’tır” diye ilan etmeliyiz.

Bakkalımıza, berberimize, manavımıza, asgari ücretli yakınımıza, üniversiteli gencimize, uydurma müfredatları uygulayan öğretmenimize, kapitalist sistemin egemenliğinden yılmış esnafımıza, alın teri sömürülen işçimize, bir maaşından bin vergi alınan memurumuza, eşi aylardır işsiz kadınımıza, “Bu düzen sömürü düzenidir, Hak olan Allah’ın nizamıdır” diye anlatabilmeliyiz.

“Bakmayın paketlere, açılımlara, bireysel özgürlüklere ve hakların verildiğine, arada bir ayet okumalarına, başörtüsünün serbest bırakıldığına, Ya Allah, Bismillah demelerine. Bunlar bir yandan Bismillah derler, bir yandan da Hakimiyet milletindir derler. Bir yandan dindar nesil derler, bir yandan laiklik ihraç etmek isterler, bunlar yalancıdır, bunlar ikiyüzlüdür, onun için bu düzen değişmelidir” diye haykırmalıyız.

Dönüştürmeliyiz toplumu, dönüştürme mücadelesi vermeliyiz, insanlar Kur’andan, peygamberden habersiz, bilmiyorlar, habersizler, habersiz yaşamışlar, biz haberdar etmeliyiz, önlerine servis etmeliyiz, işimiz bu, gücümüz Allah(c.c.), bunun için varız, bunun için yaşamalıyız, bilenlerimiz, ağabeylerimiz, hocalarımız toplumun içinde olmalı, hayatı varoşlarda yaşamalı ve bu düzeni değiştirmeliyiz.

Artık gidiyorlar, sallanıyorlar, ayakta zor duruyorlar, ekonomileri bitti, cesaretleri bitti, dirençleri bitti, ideolojileri iflas etti, sömürüleri kesildi-kesiliyor. Allah(c.c.) güçlerini, akıllarını karıştırdı, tuzak kuruyorlar tuzakları tutmuyor, her kurdukları tuzağa kendileri düşüyor, her yerde direniş her yerde isyanla karşılaşıyorlar. Artık vakit bizim vaktimiz, bu düzeni değiştirmeliyiz.

Bu dünya düzeni değişmeli, bireysel değil, el-ele, kol-kola, yürek-yüreğe, el birlik beraberce, bölünmeden parçalanmadan, saflarımızı sıklaştırarak, düşüncelerimizi birleştirerek, gücümüzü toplayarak, izzet ve şerefin Allah’ın, Resulünün ve iman edenlerin yanında olduğu bilinciyle sıhhatli bir vücut gibi hareket ederek, bu “Yeni Dünya Düzeni” denen köhnemiş yapıyı değiştirmeliyiz.

Ne varsa cahiliyeye ait, anlayış, değer, ölçü-kriter, yasa-kanun, açılım-paket, cahili hak ve özgürlükler, kısacası ne varsa cahili olan, ilahı beşer olan, hepsini tarihin çöplüğüne atıp yeni bir ilahi nizam kurmalıyız. Bunu hep beraber birlikte yapabiliriz.

Bizler bu cahili düzeni değiştirmeye talibiz, çünkü bizler Müslümanız.