28 Şubat'ın hikayesi bir gecede başlamadı

Antalya Özgür-Der Temsilciliği’nin Mart ayındaki misafiri Beytullah Emrah Önce idi. Önce, 28 Şubat’ı hikayeler bağlamında anlatırken, soru-cevap faslında meseleyi siyasal ve sosyolojik açıdan değerlendirdi

07-03-2011


İslam ve Hayat

Antalya Özgür-Der Temsilciliğinin Mart 2011 Aylık Seminerinin bu ayki misafir konuğu Eğitimci Yazar Beytullah Emrah Önce idi. 28 Şubat sürecini anlatan kısa bir video gösterisiyle başlayan programda Beytullah Emrah Önce ” 28 Şubat Sürecinde Başörtüsü Zulmü ve 28 Şubat’ın dokunduğu hikâyeler, 28 Şubat’a dokunan hikâyeler” konulu bir sunum yaptı.

Halil Demirtaş’ın Kur’an-ı Kerim ve Meali’ni okumasıyla başlayan programda, Harun Çetinkaya 28 Şubat’la ilgili kısa bir konuşma yaparak, sürecin önemli özelliklerini anlattı.

Daha sonra sunumunu yapmak üzere söz alan Beytullah Emrah Önce özetle şunları söyledi: “28 Şubat’ın hikâyesi, daha önce gerçek hayatta ya da romanlarda, hikâyelerde kurulan hayali cemaat atmosferinin Şubat soğuklarında dağıldığı ve insanların “büyük hikâye”nin bittiği iddiasına sarılarak “küçük hikâyeler”in peşinde kendini avutmayı tercih ettiği bir dönemin hikâyesi… Yine bu dönem daha modernizmi anlayamadan, onu tanımlayamadan anti-modernist tasavvurların peşinde olanların, hızlı bir tüketicilikle post-modernizmin etkilerine kapıldığı bir dönemdir.

Söylediklerimin etkilerini, hikâye anlatımlarındaki biçimsel arayışlardan işlenen konulara kadar geniş bir yelpazede gözlemleyebilirsiniz. 28 Şubat aynı zamanda çok parçalı bir hakikatten bahsedildiği, toplumsallığı yitirmiş ve boşluğun içinde tutunmaya çalışanların ya da tutunamayanların, modern karşısındaki çözülmüşlüğün daha çok öne çıktığı ve “kurtuluş” için çıkışı yeniden ama yeni bir geleneğin kurgulanarak sağlanabileceğini anlatan hikâyelerin de dönemidir.

Bu hikâyeler, bizi ne kadar anlatmaktır, tartışılır. Lakin hikâyenin bu noktaya gelişini tek başına 28 Şubat’la açıklayamayacağımızı belirtmek istiyorum. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Sanırım Cihan Aktaş’ın 1995 Şubat’ında yayınlanan “Son Büyülü Günler”deki Seçilen hikâyesi de aslında 28 Şubat 1997 sonrasında sık anlatılan hikâyelerin birçoğunun gelişine işaret etmektedir.



28 Şubat bir başörtüsü hikayesidir

“Entelektüel bir miyopluk” yaşamayan ve hayata dalgınlıkla değil dikkatle bakan bir göz için 28 Şubat sonrasında yaşanan hikâyelerin bir gecede başlamadığını görmek zor değildir. 28 Şubat hikâyesi, kesinlikle bir “başörtüsü” hikâyesidir. Aslında bunda şaşıracak bir durum da yok. Nitekim Kemalist Cumhuriyet, Müslüman mahallesine egemenliğini kabul ettirme ve diz çöktürme maksadıyla 28 Şubat sürecinde en çok bu yasağa yoğunlaştı ve “çözülme” ya da “tutunamama” diyebileceğimiz hal tam bu noktadan başladı.

28 Şubat’ın etkisine en yoğun şekliyle üniversitelerde okuyan ya da kamu kurumlarında çalışan başörtülü kadınlar maruz kaldılar, zorbalıkla her gün herkesten çok onlar yüzleştiler. Dolayısıyla, hayata dokunabilen ya da konusunu hayattan alan edebiyatçıların hikâyelerinde 28 Şubat bir arka plansa ya da anlatılan hikâyeler 28 Şubat’tan bugüne kadar geçen zaman zarfında geçiyorsa “başörtüsü yasağı”nın derin etkisini görür ya da hissedersiniz. Bazen bu doğrudan bir anlatımdır, adı konmuş bir yasak halidir; bazen ince bir gönderme size 28 Şubat’ın olanca soğukluğunu hissettirebilir.

Direnenlerin hikayesi azınlıktadır

28 Şubat’ın direnen kahramanlarını pek anlatılmayanların hikayelerini ise daha çok Nehir Aydın Gökduman’ın ve Ahmet Örs’ün kaleminden okuyoruz. Nehir Aydın Gökduman 28 Şubat zorbalığa karşı genelde diğer hikâyelerde sık karşılaşmadığımız bir direngenliği, başörtüsünü siyasal bir kimlik olarak sahiplenişi ve vazgeçmemeyi işaretleyenlerin başında geliyor. Öyküye Ağıt’taki Veda hikâyesinde başörtülü olduğu için meslekten ihraç edilen hemşire, “İçin için yanacağım ama başımı asla eğmeyeceğim…” der. Nitekim bu hikâyedeki kararlılığın, aslında yazarın kendi gerçek hayatına da dokunan bir yönü vardır.

Güvercinler hikâyesinde tüm direnmişliklerden geriye ağır bedeller kaldığını hatırlatırken, sonunda umuda kaçışın notunu düşmeyi ihmal etmez. Umut, Bahar ve Cellâtlar ise bu ağır bedellerin hangi süreçlerde ödendiğinin tasviridir. Bir öğrenci evi baskını, her yerin tarumar edilişi, gözaltında geçen uzun günler, dışarıya çıkınca yalnız bırakılmalar, diploma almaya ramak kalmışken okuldan ilişiğin kesilmesi, ikna odaları… Ve bunlar sadece kampüslerle sınırlı kalmamıştır.

Peruğuma Örgü de Öreyim mi Hocam? hikâyesinin anlattığı gibi, başörtüsü yasağı bugün olduğu gibi o günlerde de lise kapılarında büyük acıların yaşanmasına sebep olmuştur. Özellikle imam-hatip liselerinde öğrencilere koltuklarını kaybetmek istemeyen dindar öğretmenlerin “peruk” baskısı, üstelik bunu ilahiyatçı formasyonlarını kullanarak dini gerekçelerle izah etmeye kalkışmaları darbe sürecinin başka bir ibretlik sahnesidir ve yazar, her şeye rağmen başını açmama kararı alan bir İHL öğrencisinin gözünden bize bu çelişkileri yansıtır.

28 Şubat Ahmet Örs’ün Yüzümüzü Ağartan kitabındaki bir hikâyeye atıfla söyleyecek olursam “belgisiz zamirlerin” çoğaldığı bir dönemin hikâyesidir aynı zamanda… Ama Örs de Nehir Aydın Gökduman gibi, umudun kapısını hep açık tutmaktan yanadır. Özgür Başlangıçların Vakti Yoktur hikâyesi, 28 Şubat’tan sonra ortaya çıkan yeni kuşağın çelişkilerini ve sıkışmışlıklarını anlatırken, vicdan muhasebesinden örtünerek çıkmayı tercih eden bir lise öğrencisinin kararını umudun bir işaretçisi olarak gösterir. Bu işaretlerin neden belirgin bir ize, hatta dönüşemediği ise sanırım hikâyeden ayrı bir tartışma konusudur.



28 Şubat bitmedi!

28 Şubat’tan geriye kalan, o soğuk günlerin değdiği hikâyelere bakınca bu gerçekliğin izdüşümlerini görebiliyoruz. Kadın kahramanların çokluğuna rağmen erkeklerin bu hikâyelerde neredeyse silinmesini de bu sebeple tesadüf saymıyorum. Hayal kırıklıklarından, yalnızlıklardan, kafa karışıklıklarından, arayışlardan, çaresizliklerden, dağılmışlıklardan, savrulmalardan ve bunlara rağmen yine de tutunma çabalarından, boşlukta yitip gitmeme kaygılarından bahsedilirken anlatılanların kadınların hikâyeleri olması, bu hikâyelerin hep bir şekilde başörtüsüne değmesi de tesadüf değil!

İşte tam da bu yüzden son günlerde 28 Şubat’ın bittiğini iddia etmek ya aşırı bir iyimserliktir ya da boş laftır. Başörtülü kadınların 28 Şubat’ının bittiğini kim, nasıl iddia edebilir?”

Beytullah Emrah Önce soru-cevap bölümünde 28 Şubat, 6 yıldır devam eden başörtüsü direnişi, AK Parti sürecinde Müslümanların siyasal muhalefet konusundaki eksiklikleri ve zaafları, Ergenekon vb. davaların hangi gerçekliğe tekabül ettiği gibi konularda gelen soruları cevaplandırarak sunumuna son verdi.

Etiketler : #28   #Şubat'ın   #hikayesi   #bir   #gecede   #başlamadı   
YORUMLAR
  • Ahmet Örs   09-03-2011 17:16

    tebrik ediyoruz efendim, Allah razı olsun. 28 şubatı sistemin hülasası olarak değerlendirecek çalışmaları artırmak zorundayız.

İlginizi çekebilecek diğer haberler

Makaleler

Hava Durumu


VAN