Mehmed DURMUŞ

12 Nisan 2024

MEHDİ KUDÜS'E İNDİ Mİ?

Mehdi konusu gündemden hiç düşmüyor. Bitli baklanın kör alıcısı bulunuyor illaki. “Aleyhisselam” demeyi de ihmal etmedikleri Mehdi gelecek ve dünyayı kurtaracak. Dünyayı adaletle dolduracak, zulüm bitecek. Çocuğun yılanla oynaması vaka-i adiyeden olacak. (Yahudi yılanı hariç). Mehdi’nin adaleti, kaç yıl hüküm süreceği, ne ile hükmedeceği, onun zamanında yaşanacak bolluk vb. anlatmakla bitecek gibi değil.

Şu anda yeryüzünde Mehdi adı verilen yaratığın bulunup bulunmadığının, böyle bir olağanüstü kurtarıcının gelip gelmeyeceğinin kesin sonuç veren bir testini yapmamız mümkündür. Çünkü hem İsa Mesih’in hem de annesinin adı Amine, babasının adı Abdullah, kendi adı Muhammed olan Mehdi’nin ineceği yer olan Kudüs’te ve bilhassa Gazze’de -deyim yerindeyse- tam bir kıyamet savaşı yaşanmaktadır. Gazze’de öldürülen Müslümanların sayısı olarak 30 bin rakamı telaffuz edilmektedir. Tabi ki gerçek rakamın bunun çok daha üstünde olmasının da önemi yoktur. Önemli olan şudur: Gazze’de kan gövdeyi götürürken Mesih ya da Mehdi neden gelmemektedir? Bugün gelmeyen Mehdi hazretleri ne zaman gelecektir?

Doğrusu şu ki ne gökten inecek bir Mesih İsa vardır ne de Muhammed (as)’ın soyundan gelecek bir Mehdi. İsa (as) mezarındadır, Mehdi ise hiçbir yerde. Böyle bir (ya da iki) kurtarıcının geleceğine dair rivayetler tertip etmek, kitaplar yazmak, kitaplarda bölümler açmak, ikide bir Mehdi/Mesih haberleri yaymak biz Müslümanların bir ayıbımız ve utancımızdır. Çünkü genel olarak hurafe deyip geçtiğimiz İsrailiyyat kültüründen her bir parça içimize yayıldıkça, Kur’an’ın tebliğ ettiği İslam’dan bir şeyleri alıp götürmektedir. Ka’bu’l-Ahbar’ın, Vehb b. Münebbih’in Siyonizmin ayak sesleri olan her bir rivayeti Rasûlullah Muhammed (sav)’in tebliğinden bir hükmü silip süpürmektedir. Zaten İsrailî/Siyonist rivayetler eğer İslam’ın akide ve temel esaslarından bir şeyleri örtmeyecek olsaydı, irad edilmezlerdi.

Müslümanlar olarak duyduğumuz utancı ve hissettiğimiz ayıbı şu anda sadece Gazze Müslümanları tamir etmektedir. İnşaallah birçok ayıptan ve utançtan olduğu gibi, Mesih/Mehdi ayıbından da bizi bu mübarek insanlar kurtaracaklardır. Çünkü şu anda sünnetullaha uygun şekilde İslam’ın şahitliğini bu insanlar yapmaktadırlar. Ümmetin, Kur’an’ı mehcur bırakmamış olan bölüğünü görmek isteyenlerimiz Gazze’ye bakmalıdırlar.

Gazze neden ayıbımızı, utancımızı tamir etmektedir? Çünkü bu asîl insanlar Mesih ve Mehdi rivayetlerini -kendileri de bu rivayetlere sıcak baksalar da- fiilen hükümsüz kılmışlardır. Uzaylı bekler gibi hariçten gelip dünyanın belirli bir bölgesine (bir Mescide ve bir minareye) inecekleri ve fakirlik ve kötü yönetim altında inim inim inleyen Müslüman halkları, hem de onlar hiç rahatlarını bozmadan kurtarmaları beklenen kurtarıcılardan -en azından kendi toplumlarını- ‘kurtarmaktadırlar.’

Hayatta hiçbir zaman hiçbir toplumda Mehdi rivayetlerindeki gibi bir kurtarma ve kurtarılma yaşanmamıştır. Rasûllerin başlarına nelerin geldiğini tekrar etmeye gerek yok. Rasûlullah Muhammed (sav)’in müşrik kavmini cahiliye bataklığından -Allah’ın izni ile- kurtarması da Mehdi (aleyhisselam!)ın ‘kurtarıcılığı’ ile kıyaslanacak gibi değildir. Rasûlullah’a atfedilen, “Cennet kılıçların gölgesi altındadır” (Buharî, Cihad, 22) hadisi, onun (sav) kurtarıcılığını özetlemektedir. Bu söz, kâfir ve zorba kavimlerin kölesi olmadan, zillet değil izzet içinde yaşamak istiyorsanız hem imanınız güçlü olacak hem de bileğiniz şeklinde bir anlam içermektedir. İslam cihadla yaşanabilir bir dindir. Cihadı terk eden İslam ümmeti aslında İslam’ı terk etmiştir. Cihadı terkten sonrası zillettir. İsrail adındaki batı beslemesi bir terör şebekesi Müslümanlara kan kusturuyor ama Gazze haricindeki ‘Müslümanlar’ çareyi yine gidip İsrail’e ve onu besleyen batılı devletlere sığınmakta buluyorlar. Müminlerin velisi, kafirlerin hasmı olmak istiyorsak, kılıcı elden bırakmayacağız. Rabbimiz, Allah’ın düşmanlarını ve sizin düşmanlarınızı korkutmak (caydırıcı olmak) için kuvvet ve ‘besili atlar’ hazırlayın uyarısını (Enfal, 60), şerefimizi korumamız için emretmiştir. Sulh ve selameti istiyorsak, cenge hazır olacağız.

Dünya siyaset sahnesi dediğimiz kurtlar sofrasında ancak aklen ve bedenen güçlü olan toplumlar ayakta kalabilirler. Hiçbir toplum varlığını Mehdi ya da Mesih’le koruyor değildir. İsrail adı verilen dünyanın en kanlı terör örgütü 1948 yılında Müslümanların harîm-i ismetine büyük bir hıyanet eseri olarak ‘devlet’ tabelasıyla ikame ettiğinde ne Yahudilerin bir Mesihi vardı ne de Müslümanların bunu engelleyen Mehdisi. Sultan II. Abdülhamid de Mehdi olmadığı halde Siyonistlerin Filistin’den toprak taleplerini 33 sene reddedebilmişti.

Hamas’ın İzzeddin Kassam Tugayları Mehdi olmadıkları halde 7 Ekim’de Aksa Tufanı adıyla başlattıkları askerî harekâtı 145 gündür bütün cevvaliyetleriyle sürdürmektedirler. Aksa Tufanı altıncı ayına girmek üzeredir ve altı aydır Gazze boydan boya kırmızıya boyanmış bulunmaktadır, bu, Gazzelilerin kanıdır. Gazze’nin asil mücahidleri dünyanın en gelişmiş silahlarına sahip olan ABD, İngiltere ve İsrail şeytanına karşı -Allah’ın yardımı olarak- tek başlarına savaşmaktadırlar. Gazze mücahidleri sadece dünyanın silahı ve parası en çok devletleriyle savaşmıyorlar. Hamas Müslümanları ayrıca -başta Türkiye olmak üzere- kendilerine hıyanet eden, ateş çemberinin ortasında onları yalnız bırakan, Gazze çocuklarının oluk oluk kanları akarken dansöz yarıştıran, İsrail’le ticaretini sürdüren Arap ve sözde İslam ülkelerine rağmen savaşı sürdürdükleri için destan yazmaktadırlar. Dünya tarihinde herhalde bugünkü cihadın bir benzeri görülmediği gibi, bugünkü hıyanetin bir benzeri de görülmemiş, duyulmamış, yazılmamıştır.

Gazze kan ağlıyor. Gazze kan kusuyor. Gazze yanıyor. Amerikalı bir asker İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde Gazze lehine dikkat çekmek için (saygı duyulacak büyük bir ‘kurban’ örneği olarak) kendisini yaktı. Ama Gazzelilerin her gün bu şekilde yüzlercesinin yandığını niçin kimse görmemektedir? Gazze’nin iffet ve namus abidesi kadınları hayvan yemlerinden ekmek yapıyorlar, henüz yanmamış olan yavrucaklarına. Gazze’nin yiğit erkekleri ve gençleri haykırıyorlar, Suud, BAE, Ürdün, Mısır ve Türkiye saraylarına müteveccihen, “sesimizi duyan var mı?” diye. Ama heyhat. Türkiye’deki Ayasofya fatihi muhafazakâr iktidar bütün şehvetiyle yerel seçimlere abanmış bulunmaktadır. İsrail’e karşı yanlış bir şey yaparsa, seçimleri kaybetmekten korkuyor belli ki. Ama bilmeliler ki Gazze’deki zulüm göz ardı edilerek yapılacak seçimden vallahi de billahi de hiç kimseye bir hayır gelmeyecektir.

Gazze’nin bebekleri, çocukları, kadınları ve erkekleri… Onlar şu anda Allah’ın indireceği her hayra muhtaçlar. Onlar yere saçılmış, toza-toprağa bulanmış unu elleriyle süpürüp evlerine götürmeye de muhtaçlar. Bu asil insanlar açız diye bağırıyorlar ama dilenmiyorlar. Kardeş bildiklerinden ‘haklarını’ istiyorlar. Bu aziz insanlar düşmana zerre kadar meyletmiyorlar, katillerine olan öfke ve düşmanlıklarını hiç yitirmiyorlar, düşmanla savaşma azimlerinden hiçbir şey azaltmıyorlar. Onların bu metaneti düşmanı deliye döndürmektedir. Düşman da böyle bir ilki yaşamaktadır. İnşaallah bu, Gazze’nin düşmanı ve düşmanın soytarıları için sonun başlangıcı olacaktır. Velev ki bu dünyada hiçbir şey değişmese bile, ahirette Gazze insanı herkesin gıpta ettiği konumda olacaklardır (inşaallah). Tarihin şeref levhaları bundan sonra hep Gazze yazacak. Türkiye’den Gazze’ye -bireysel ve dernekler vasıtasıyla yapılan kısmi yardımların dışında- bir yardım eli uzanmasa da, hiç değilse, kendini yakan Amerikalı bir asker Gazzelileri anlamış bulunmaktadır…

Şimdi artık sözümüzü toparlamanın zamanı gelmiştir. Mesih’le ne kastediliyorsa, Mehdi deyince ne anlaşılıyorsa, bunların hepsi ve daha fazlasını şu anda Gazze Müslümanları yapmaktadırlar. Mehdi adında bir kurtarıcı yok, hiç olmayacak da. Böyle bir ucube varlık gelmeyecektir. Fakat Mehdi’den ne umuluyorsa, Gazze’nin çocukları, kadınları ve erkeklerinin her biri bu işleri fazlasıyla yapmaktadırlar. Mehdi ve Mesih bekleyen bütün insanlar öncelikle kendi benliklerinden özür dilemelidirler, yıllardır onu böyle bir yalanla kandırdıkları için. 

Asırlardır en hayati sorunlarını Mehdi ve Mesih gibi hayali varlıklara havale eden; her gün burnunun dibinde, onunla iç içe yaşadığı, kendisinin bütün kutsallarına savaş açmış düşmanını Deccal gibi uydurma isimlerle adeta buharlaştıran İslam ümmeti artık bu ölümcül uykudan uyanmalıdır. Düşmanın adı gizli, şifreli değildir, düşman deccal değildir. Düşman kafirdir, düşman münafıktır, düşman Yahudidir, Hristiyandır vd. Bunlar hayatta hep yüzleştiğimiz gerçek düşmanlardır. Deccal adında bir düşmanımız ise hiç olmamıştır.

Mesih ve Mehdi meselesi de aynen bunun gibidir. Allah Teala kurtuluşumuzun vasıtalarını, bizi hidayete kimin, nasıl erdireceğini hiçbir eksiklik ve fazlalık ihtiva etmeyen Kitabında açıklamıştır. Bizim kurtarıcımız Allah, rehberimiz Kur’an, Rasulümüz/önderimiz Muhammed (sav)’dir. Bizim yapmamız gereken tek şey Allah’a dayanmak, sa’ye sarılmak, hikmete râm olmaktır. Yol varsa budur, bilmemeliyiz başka çıkar yol. (Akif).

(İktibas)