

KÖTÜLÜĞÜ EMREDEN İMAN!
Asım ŞENSALTIK
14-04-2026 11:35
قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِه۪ٓ ا۪يمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
“De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” (Bakara, 2/93)
“E-m-n” kökünden türeyen “iman” kavramı nötr bir kavramdır. “Güzel iman” olduğu gibi “kötü iman” da söz konusudur. يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ“Cipte ve tâğûta iman ederler”[1]örneğinde olduğu gibi. Tıpkı inkâr konusunda olduğu gibi. “Kötü inkâr” olduğu gibi dinimiz tarafından emredilen güzel inkârlar da söz konusudur. فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ“Kim tâğûtu inkâr eder de Allah’a iman ederse”[2] örneğinde olduğu gibi. Yani yüce dinimizin inanılmasını emrettiği hususları inkâr etmek, kötü bir küfür iken; şeytanı, tâğûtları ve Allah dışında kendisine yönelinen her türlü anlayışı reddetmek de güzel küfürdür.
Güzel iman; yüce dinimizin inanılması gereken hususlar olarak emrettiği hükümlere imanı içerirken; kötü iman da İslâm'ın reddedilmesini gerekli gördüğü hususlara inanmayı ifade etmektedir. Söz gelimi; şeytana ve şeytanî her türlü anlayışların doğru ve hak olduğuna inanmak kötü bir iman iken; dinin bizden istemiş olduğu tüm inanılması gereken hususlara tüm benliğimizle iman etmek ise olumlu bir imanın örnekleridir.
Müslüman kimse odur ki; Allah'ın Kitab-ı Kerim'inde “inanın” dediği her şeye gönülden ve tereddütsüz bir şekilde inanacağı gibi yine Rabbimizin Kitab-ı Kerim'in de “reddedin” dediği her şeyi de reddeder ve onların bâtıl olduğuna gönülden inanır.
Gelinen noktada kendilerini İslâm'a nispet eden insanların çoğunun, dinlerinin reddedilmesini kendilerinden istediği halde nice bâtıl inanışları İsrailoğulları gibi benimseyebildiklerini, onlara inanabildiklerini, hayatlarında onlara yer verebildiklerini görmekteyiz.
Bu sebepten dolayıdır ki Rabbimizin İsrailoğulları üzerinden bizleri uyarmaktadır. Onların iman ettiklerine dair sözlerinin gerçeği yansıtmadığını ifade etmek için; قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِه۪ٓ ا۪يمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ“Eğer siz inanıyorsanız bu imanınız size ne kadar kötü şeyleri emrediyor”[3]diye buyurmaktadır. Rabbimiz bu ifade üzerinden; biz Müslümanlara aynı soruyu soruyor. Bizde bu yazımızda aynı soruyu taaccüple kendilerini İslâm’a nispet edenlere sormak istiyoruz.
Hayatın merkezine Allah konulması gerekirken; tüm benliğimizle Allah’ı her şeyden yüce ve tek tereddütsüz bir şekilde itaat etmemiz gereken varlık olarak görmemiz gerekirken; O’nu bırakıp da O’nun bizlere reddetmemizi emrettiği nice bâtıl anlayışlara ve varlıklara inanmamızı sağlayan bu inancımız; bizlere “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
Tüm kainat üzerinde olduğu gibi insanlar üzerinde de tek söz sahibi olması gereken varlık Allah iken, kendisine boyun bükülecek tek varlık Allah iken, emretme, yönetme, hüküm koyma gibi haklar ancak Allah'ın hakkı iken bu hakları Allah’tan alarak Allah dışındaki başka varlıklara vermeyi bizlere güzel gösteren iman “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
Hayatı, tüm yönleriyle Allah'ın belirlemiş olduğu ölçülere göre yaşamamız gerekirken, mutlak mânâda itaat etmemiz gereken varlık Allah olması gerekirken, bu alanları Allah dışındaki varlıklara tahsis etmemizi, Allah’a rağmen başka varlıklara itaat etmemizi bize emreden imanımız, bizlere “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
Hayat rehberi olarak; dünya ve ahirette bizleri saadete ulaştıracak tek kılavuz olarak Kur'an-ı Kerim'i kabul etmemiz gerekirken, onu bir kenara koyarak hem kendimiz hem de insanlık için başka doğru yollar aramaya çalışmamızı, başka kılavuzlar ve hayat rehberleri edinmemizi bize emreden iman “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
İnsanlar arasında hükmederken tüm insanları bir tarağın dişleri gibi görerek aralarında eşit bir şekilde hükmetmeyi esas gören dinin koymuş olduğu ölçüleri bir kenara koyarak bunun yerine çeşitli ideoloji mensuplarını, çeşitli statülere sahip olan insanları ayrıcalıklı görerek onlar lehine gariban müstahzarların ise aleyhine cezalandırmayı esas alan bir hukuk anlayışını bize doğru gösteren iman bize “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
Dinimiz tarafından tüm Müslümanları kardeş görerek onlarla velayet ilişkisi üzerinden bir dostluk oluşturmamız gerektiği bize emredilmiş temel bir itikadî hüküm iken; onu bir kenara koyarak Müslümanların aleyhine kafirlerle beraber olup, onlarla velayet ilişkisi kurarak onları Müslümanlara tercih etmek; onların faydasını olacak şekilde Müslümanlara zarar vermeye çalışmamızı bize emreden iman “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
İman ettiğimiz İslâm bize vahdet olmayı emrederken, tüm Müslümanlarla birlikte, birlik ve beraberlik içinde olmamız emredilmişken, dağılmak ve parçalanmak yasaklanmışken, bize, mezhepler, cemaatler, ırklar ve devletler üzerinden ayrışmayı bize güzel gösteren iman “ne kötü” bir imandır.
Zalimleri, tâğûtları, müstekbirleri, insanlığa kan kusturan o zalimlerin karşısında durmamız gerekirken; onların safında yer tutmayı, onların değirmenlerine su taşımayı, onların âli menfaatlerine hizmet etmeyi bize emreden iman bize “ne kötü” şey emreden bir imandır.
Allah’ın dini bizden hizmet beklerken, yapmamız gereken birçok toplumsal sorumluluğumuz varken, sanki yapacağımız birkaç bireysel ibadetlerle kurtulacağımızı zannettiren, toplumsal sorumluluklarımızı yok saydıran ve bunun sonucunda da toplumda ifsadın yayılmasına sebebiyet veren iman “ne kötü” bir imandır.
Toplumsal hayatımız için dinin belirlemiş olduğu ahlâkî prensipleri esas görmemiz gerekirken; onları bir kenara koyarak Batılıların üretmiş olduğu değersizlikleri hayatın merkezine koyduran, insanı adeta nefsi arzularının kölesi haline getiren anlayışları bize doğru gösteren iman “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
İbadeti ve taati yalnızca Allah'a ve O’nun belirlemiş olduğu ölçüler içerisinde yapmamız gerekirken bunu bir kenara koyarak Allah'ın bizden reddetmemizi istediği, kendilerine itaat etmekten yüz çevirmemiz gerektiğini emrettiği anlayışlara, ideolojilere, küfrün liderlerine itaat etmemizi bizden isteyen iman bize “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
İnsanın toplumsal ve bireysel yaşayışı için olumsuz etkiler meydana getiren ve dinimiz tarafından bize haram kılınan hususlara riayet ederek onlardan şeytandan kaçar gibi kaçmamız gerekirken, nefsî arzularımızın hoşuna gittiği için fütursuzca bu haramları bize güzel göstererek işleten iman bize “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
Mazlumun dini-imanı sorulmaz diyen kabullerimiz, tüm Müslümanları kardeş görerek onların haklarına yönelik olan her türlü saldırıyı reddeden bir anlayışın müntesipleri olmamız gerektiği halde; mazlumlar arasında ayrım yapan, kendi mezhebinden olanlar için gözyaşı döktüren lakin bir başka mezhepte olan mazlumlar için sevindiren; bir coğrafyanın insanlığın gördüğü zulme karşı duyarlı hareket ederken bir başka coğrafyada zulüm gören Müslümanların zulmüne sevinen veya tepki vermeyen; Müslümanlar ve mazlumlar arasında ayrım yapmamızı bize emreden iman “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
Zulmetmek, zulme uğramak ve zulme sessiz kalmak dinimiz tarafından şiddetli bir şekilde yasaklanmışken, dünyanın bazı coğrafyalarında zulüm yapılırken yapılan o zulümleri alkışlayan, diğer coğrafyalarda yapılan zulümlere karşı ise feryad-ı figan ederek oradaki mazlumların yanında yer almayı bize güzel gösteren, mazlumu dinine ve müntesibi olduğu ırka ve coğrafyaya göre faklı değerlendirmemizi salık veren iman “ne kötü” bir imandır.
Kendi nefsi arzularımızı bile Allah'ın koymuş olduğu buyruklar karşısında yok saymamız gerekirken, dinin belirlemiş olduğu ölçüleri egemen kılmak için yeri geldiğinde kişinin kendi canından bile geçmesini salık veren bir dinin müntesipleri olduğumuz halde yüce dinimizin bizden istemiş olduğu sorumluluklar, nefsimizin arzuları ile çatıştığında nefsinin arzularını öncelikleyerek dini sorumluluklarımızı bir kenara koymamızı bize emreden iman “ne kötü” bir imandır.
Sürekli olarak haktan, hukuktan, adaletten, ahlâktan dem vurduğu halde, en yakınındaki insanlara; yani kardeşlerine, eşine, anne-babasına, çocuklarına yönelik olduğu zaman ise bu değerlerin hemen hiçbirsini önemsemeyen, dolayısıyla gayr-i ahlâkî davranan, vefa göstermeyen, sanki dinin koymuş olduğu ölçüler buralarda geçerli değilmiş gibi davranmamızı bize salık veren iman “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
Müslümanlar bölük pörçük bir haldeyken, Müslümanların bu durumlarını fırsat bilen zalimler her daim tüm güçlerini kullanarak Müslümanlara kan kusturan katliamlar yaparak bedeller ödetirken; Müslümanlar üzerlerinde tahakküm oluşturdukları bir durum söz konusuyken bundan ders alarak Müslümanlarla beraber olunması lazım gelirken, Müslümanların arasındaki birliği zedeleyerek kafirlerin ekmeğine yağ süren, Müslümanların yaşamış oldukları zilleti daha uç noktalara taşıyacak görüş ve yaklaşımlara hayatlarında yer vererek bu söylemleri gündemde tutmayı, Müslümanlar arasına kin ve nefret sokacak anlayışları savunmalarını onlara emreden imanları “ne kötü” bir imandır.
Yeryüzünde ilâhî kelimetullah'ın hakim olması için gayret göstermesi gereken, zulme azıcık dahi olsa meyletmemesi gereken, bir elimize güneşi diğer elimize ayı verseler de davamızdan vazgeçmememiz gerektiğini bize salık veren bir dâvanın müntesipleri olduğumuz halde; ne yazık ki ufacık dünya menfaatleri için, makam, mevki, mal-mülk elde etmek için, kendi zihnimizle kurguladığımız çeşitli maslahatlar için, “biz olmayalım da başkaları mı olsun” diyerek kendimizi ve vicdanımızı rahatlatacak bir takım argümanlar öne sürerek küfre bağlı kalmayı, neticede o anlayışlara hizmet etmeyi ve süreç içerisinde onların tahakkümlerinin daha kalıcı bir şekle gelmesini sağlayan imanımız bize “ne kötü” şey emreden bir imandır.
Din bir bütün olduğu halde, dinin koyduğu hükümler içinde önemli ve önemsiz gibi bir ayrım yapmadan tümünü hayatımızda titizlikle uygulamamız gerekirken, ne yazık ki dinin koyduğu hükümleri parça parça ettik. Bazısını önemli, bazısını az önemli ve bazısını da hiç önemsiz; bazısını bazı gruplar için çok önemli görürken diğer bir kısmını da diğerleri için çok önemli yapıverdik. İşte bu şekilde dini parçalara ayırarak bir kısmını önemli diğer bir kısmını da hiç önemsiz gibi görmemizi bize güzel gösteren iman “ne kötü” bir imandır.
İslâm nizamının savunucuları ve destekleyicileri olmamız gerekirken, tüm gücümüz ve imkânlarımızla İslâm nizamını egemen kılmak için çalışmamış gerekirken; İslâm dışı düzenlerin, ideolojilerin, dünya görüşlerinin egemen kalmasına hizmet etmemizi bize güzel ve hoş gösteren iman “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
Gönlümüz de kılıcımız da Müslümanlardan, mazlumlardan yana olması gerekirken gönlümüz mazlumlardan yana olduğu halde korkularımızdan ve endişelerimizden dolayı, kılıcımızı zalimlerden yana tutmamızı bize salık verim iman “ne kötü” bir imandır.
Hayatımız ve ölümümüz ancak Allah için olması gerekirken, Kur’an’ın, insanın hayatını inşa etmek için gönderildiğini bildiğimiz halde, hayatı tüm yönleriyle egemen tâğûtlara ve onların ideolojilerine tahsis eden, sadece ölüm ve sonrası hayat için İslâm’a söz hakkı tanıyan bir anlayışı bize güzel gösteren iman “ne kötü” bir imandır.
Bir başkasına ait olan -bir kuruşta olsa- mal, bizlerin yanından emanet, o mallara ancak emanet bilinciyle yaklaşmamız gerekirken, emanete ihanet dinimizce cehennem sebebiyken, üzerlerine idareci olarak atandığımız o malları şahsî ikballerimiz için hoyratça kullandıran, hortumlatan, yandaş vampirlere peşkeş çektiren iman “ne kötü” şey emreden bir imandır.
Allah’ı zikretmekle kalplerimizin tatmin olması gerekirken, Allah’ın buyrukları karşında kalbimizin harekete geçmesi gerekirken, Allah’ın adı anıldığı zaman tüylerimizin diken diken olması gerekirken, ne yazık ki dinin bizden istediği sorumluluklar karşısında ve ibadetlere iştiyak duyma konusunda kalplerimiz adata taş gibi hatta taştan daha katı hale geldi. İşte bu yaklaşımı bize güzel gösteren iman “ne kötü” şeyler emreden bir imandır.
Ellerimizle yaptıklarımız ve ahirette karşımıza çıkacak olan günahlar sebebiyle çok ağlamamız ve az gülmemiz gerekirken, bir insanın taşımasının mümkün olmayacağı kadar çok fazla günahı fütursuzca işlememizi bize güzel gösteren iman “ne kötü” bir imandır.
Allah için sevmemiz ve Allah için kızmamız gerekirken, her türlü davranışımızın belirleyicisi Allah ve yüce dinimiz olması gerekirken, gelinen noktada nefsimiz için sevmemiz ve nefsimiz için kızmamızı bize güzel gösteren iman “ne kötü” bir imandır.
Allah’a yaklaşmak temel amacımız olması gerekirken, O’nun rızası ve rahmetine nail olmak için kılı kırk yararcasına hareket etmemiz gerekirken, bizi Allah’tan, O’nun rızası ve rahmetinden fersah fersah uzaklaştıracak olan amellere yönelmeyi bize güzel gösteren iman “ne kötü” bir imandır.
Dünyanın fânî ahiret ise bâkî olduğuna yönelik temel bir inancımız varken, yatırımlarımızı ahirete yönelik yapmamız gerekirken, sanki dünyada ebedî kalacakmış gibi, tıpkı Yahudiler gibi sanki bin yıl yaşayacakmış gibi tüm hesaplarımızı, hedeflerimizi, planlarımızı şu geçici olan dünyaya yönelik yaptıran iman bize “ne kötü” şeyler emreden imandır.
İslâm’ın bizlerden güzel ahlâk sahibi olmamızı istediği halde ve güzel ahlâkın neler olduğunu da bize Kitab-ı keriminde ve Efendimizin pak sünnetinde bize modelleyerek öğrettiği halde ve bizler de insanları güzel ahlâka davet ediyorken, ahlâklı olmayı unutarak kötü ahlâkın numune-i timsali haline gelmemizi bize salık veren iman “ne kötü” imandır.
Allah’ın rahmetinden, yardımından ve biz müminleri galip kılmasından umut kesmememiz gerekirken, “Allah varsa başarıda vardır, umutta vardır” dememiz gerekirken, Allah’ın gösterdiği hedefe Allah’ın belirlediği ölçülere riayet ederek yürümekten sorumluyken, Allah’ın bizlere gösterdiği hedeflere yönelik umutlarımızı tüketen, Allah’ın vaatlerinden ümidimizi keserek başka yollara, başka yöntemlere, başka üsûllere bizi yönlendiren, başarıyı oralarda aratan iman “ne kötü” imandır.
İslâm inancı, insanlık için her daim hayır olanı, onların hem dünya hem de ahiretlerini kurtaracakları şeyleri kendilerine emreden bir inancı ve davranışları salık vermektedir. Gelin o imana ve onun gereği olan sahil amellere sahip çıkalım; sahih imanı hayatımızın merkezine koyalım ve hayatımız üzerinde o belirleyici olsun.
Eğer bunu başaramazsak; onun yerine başka bir imanı yerleştirirsek, işte o zaman ortaya çıkacak sonuç bizim helâkımız olur. Yanlış iman pişmanlık getirir. Dünyada zillet, ahirette de azap getirir. Bizi Allah’tan, Allah’ı da bizden uzaklaştırır. Allah’a uzak olan şeytanlara yakın olur. Şeytana yakın olan da onunla aynı akıbeti paylaşır. Şeytanın ve dostlarının akıbeti de ancak alevli ateştir.
Selam Allah’ın belirlediği gibi inanan ve bu inancının gereklerini hakkıyla yerine getirmeye çalışan samimi mü’minlerin üzerine olsun!
[1] Nisâ, 4/51.
[2] Bakara, 2/256.
[3] Bakara, 2/93.
- 14-04-2026 KÖTÜLÜĞÜ EMREDEN İMAN!
- 24-03-2026 İRAN-ABD SAVAŞINA NASIL BAKMALIYIZ?
- 30-12-2025 DİNDE ORİJİNAL KALMAK!
- 28-11-2025 BAŞÖĞRETMENİMİZ KİMDİR?
- 31-05-2025 DİNÎ DUYARLILIKLARDA İTİDAL VE DENGE
- 11-03-2025 RAMAZAN SORULARI!
- 01-03-2025 RAMAZANI HAKKIYLA NASIL DEĞERLENDİREBİLİRİZ?
- 03-02-2025 DİNLE ALDATILANLARDAN OLMAYALIM!
- 20-01-2025 İNSANA İNANÇ VE EYLEMLERİNİN SÜSLÜ GÖSTERİLMESİ VE BUNA ETKİ EDEN UNSURLAR
Makaleler
Hava Durumu































































