Murat ERASLAN

22 Ocak 2007

ÜMMETİN YETİMLERİ

ÜMMETİN YİTİKLERİ

Sokakta yürürken, elinde bir poşet, bali çeken veya tiner koklayan bir sokak çocuğu gördüğünüzde ona nasıl bakıyorsunuz?

Cezalandırılması gereken birer suçlu olarak mı, yoksa bu ülkede 150 yıldır süren, İslam’ı toplum hayatından uzaklaştırma çabalarının doğurduğu bilinçli dejenerasyon sürecinin bir ürünü ve mağduru olarak mı?

Şayet bu çocuklara hemen suçlu damgası vuruyorsanız, her nereden bakarsanız bakın, hangi dünya görüşüne sahip olursanız olun, bunun bir saplanmışlığın ve yamuk bir bakışın ürünü olduğunu bilmelisiniz. Bakın okullara, bakın medyaya, bakın sokaklara, bu çocukların niçin ortaya çıktığını kolayca göreceksiniz. Bir tarlaya ısırgan otu ektiğinizde nasıl olur da o tarladan gül dermeyi düşünebilirsiniz ki?

Şahsen ben, Rabbime hamd-ü senalar olsun, meseleye İslam’ın o ufuk açıcı penceresinden baktığım, hayatı Rabbimizin görmemizi istediği şekilde okumaya çalıştığım için, bu çocuklara anında suçlu damgası vuranlardan değilim. Ben bu çocukların durumuna, bedenimizin bir uzvunun çürümeye terk edilmesi, kangren olmasına sebebiyet verilmesi ve buna göz yumulması şeklinde bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

“Kamusal alan” tinercilerle doldu

Önce şu soruyu sormalıyız, bizler akşam olunca evimize, sıcak yuvalarımıza çekilirken bu çocuklar niçin sokakları kendilerine sığınak ediniyorlar? Soğuğu, beton zeminler üzerinde yatmayı, açlığı, horlanmayı çok sevdikleri için mi? Biz hiç dışarıda kaldık mı, bir günü bırakalım bir saat sokakta, yorgansız, battaniyesiz yattık mı? Tabii ki hayır. Bunu hiç birimiz istemez öyle değil mi? Hatta evimizde soğuk odada yatmak bile bize çok zor gelir öyle değil mi?

Kısacası bu çocuklar sokağa çıkmadı; itildi, atıldı. Sokağa terk edildi. İslam’ı kamusal alandan kovmayı kendisine dava edinmiş zalim sistemin ve onun kemik yalayıcısı medyanın gayrimeşru yaşantıyı ve “yaşamak güçlülerin hakkıdır” mantığına sahip kapitalist hayat kurgusunu dayattığı bir toplumda bu çocukların mantar biter gibi türeyip sokakları doldurmasından daha doğal ne olabilirdi ki!

Evet, tinerci denip suçlanan, hor görülen “sokak çocukları”nı sokağa iten sebeplerin başında bu topluma “İslamsızlığın” aşılanması gelmektedir. Toplumu İslamsızlaştırma projesinin en önemli sac ayaklarından biri görsel ve yazılı medyadır.

Toplumun İslamsızlaştırılması projesi, beraberinde ahlaki yozlaşmayı, ailelerin dağılmasını, gayri meşru ilişkilerin çoğalmasını, alkol ve uyuşturucu tüketiminin yaygınlaşması ve orta okullara kadar inmesini vs. beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda sevgisizlik, ilgisizlik, aile içi geçimsizlik, aile içi şiddet, sokağa terk edilen çocuklar, gayri meşru ilişkiler sonucu cami avlularına bırakılan bebekler ortaya çıkmıştır. Neticede de fuhuş, hırsızlık, uyuşturucu satıcılığı vs sektör haline getirilmiştir. Bu acı tablo içerisinde binlerce evladımız fuhuş ve uyuşturucu çetelerinin elinde bataklığa sürüklenmekte, hiçbir yetkili kurum da ne yazık ki bunlara el atmamaktadır. Tam tersine sistem hala Kur’an kurslarını nasıl daha da işlevsizleştireceğinin hesabını yapmaktadır. Bu acı tablolar ortaya çıktığı halde bile sistemin toplumu İslamsızlaştırma operasyonu tam gaz sürmektedir.

Daha önce de belirttiğim gibi bu dejenerasyonun yaşanmasında, medyanın payı oldukça büyüktür. Şiddet ve cinsellik içerikli filmler, diziler, müzik klipleri, reklam kuşakları ve bunlardaki özellikle kadınların istismarı oldukça had safadadır. Bütün bunların faturası topluma, sonuç olarak köprü altlarında, bir torba baliye, bir bardak içkiye, iki duman esrara, bir iğne eroine mahkum olmuş çocuklar olarak çıkıyor.

Şimdi bu gerçekler karşısında sokakta elinde bali torbası koklayan bir çocuğu görünce o çocuğa öfkemiz mi kabarmalı, yoksa vicdanımız mı daralmalı?

Süreci tersine çevirmek

Toplum olarak üzerimize düşeni yapmadığımız, ümmetin yitiklerine el atmadığımız, onlara sırt döndüğümüz, yüz çevirdiğimiz, hor gördüğümüz taktirde bu sorunun bumerang gibi gelip bizleri vurduğunu görmüyor muyuz? Hem bu dünyada, hem de ahirette bu acı durumdan dolayı sıkıntı çekmemek istiyorsak, hep birlikte bu süreci tersine çevirmek için çabalamalıyız. İslamsızlaştırma sürecini tersine çevirip, toplumu İslamlaştırma gayretine dört elle sarılmalıyız.

Rabbimizin şu beyanına dikkatlice kulak asmalıyız:

“…Bir milet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allâh onların durumlarını değiştirmez. …” (Rad Suresi 11)

Rabbimizin hükümlerini hayatımıza hakim kılmamız (onlarla amel etmemiz) neticesinde toplumumuzu kuşatan bu kirliliklerden kurtulabileceğiz. Bunun başka yolu ve çaresi de yoktur. Kötü alışkanlıkları terk edip, makam, servet, şöhret gibi denizin köpüğü kadar kısa geçici sevdalara tutulmadan, benliklere saplanmış zehirli iğneleri tek tek çıkarmalı ve kendimizi düzeltmemizden aldığımız güçle toplumu ıslah mücadelesini yükseltmeliyiz.

Şu an İslam ümmetinin manzarası şudur: Adeta imamesi kaybolmuş, taneleri dağılmış bir tesbih gibiyiz. Ya da dağılmış bir ailenin görüntüsünü veriyoruz. Baba ölmüş, anne evlatlarını terk etmiş, evlatların bir kısmı sokakta yaşamaya mahkum olmuş, bir kısmı bataklığa düşmüş, sahipsiz, çaresiz…

Biz Müslümanlar olarak Allah’ın yolunda daimi olmak, iyiliği emr, kötülükten nehy sorumluluğunu aksatmadan yerine getirmekle yükümlüyüz. Bugün toplumu kuşatan kokuşmuşluk, İslamsızlaştırma projelerinin ürünü ise, ki öyledir, biz de İslamlaştırma çabalarımıza ivme kazandırmalı ve toplumu bataklığa sürükleyen bu büyük fitnenin önüne geçmeliyiz.

Dağılmış bir tesbih misali, imamesi kaybolmuş, her tanesi farklı bir köşede olmak yerine, Allah’ın ipine topluca sımsıkı sarılmış bir örnek Kur’an neslini inşa etmekten başka çaremiz yok. Mazlumlar ve mahrumlar da bizden bunu bekliyor.