07-01-2019 12:06

Rasul’ün (a.s.) Hicret’teki stratejik dehâsı gerçek sünnettir

Venhar Kur’an Evi Siyer okumalarının 05 Ocak 2019 tarihli konuşmacısı, Erzurum At. Üniversitesinde görev yapan Prof.Dr.Mustafa Ağırman idi. Armağan `Değerli dostlar, mucizelerle örülmüş bir hicret yerine örnek alacağımız bir hicret anlatmak istiyorum sizlere` diyerek Hicret`i anlattı.

Rasul’ün (a.s.) Hicret’teki stratejik dehâsı gerçek sünnettir

Hicret konusunu masaya yatıran Ağırman, Mele-mütref  tanımı ve vahiy geldiği dönemdeki Mekke toplumunun sosyo-ekonomik yapısı ile sözlerine başladı. Ağırman, Allah Rasulü’nün İslam’ı Mekke dışına taşıma gayretinde olduğu bir dönemde, Kureyşlilerin bu dine hangi gerekçelerle karşı çıktıklarına kısa vuru yaptı ve konuşmasını şu şekilde sürdürdü;

“Rasulullah’ın hayatında; Taif, Habeşistan ve Medine’ye 3 hicret denemesi  olduğunu ve bunlardan sadece Medine’nin tuttuğunu söyleyen Ağırman, ilk defa Taif’ten bir beklentiye girilmesinin 2 nedeni olduğunu belirtti. “Birincisi, Taif  Mekke’ye çok yakın (80 km uzaklıkta)  olan bir şehirdi.

 İkincisi, Sakif kabilesi Taif’te oturan, gözü kara,  korkusuz ve cevval bir kavimdi. Siz vur dediğinizde, Sakifliler adamı öldürürlerdi. Örneğin bir nutuk ile Irak’taki halkı dizginleyen Haccac-ı Zalim  Sakiflidir. Hz. Hasan’ın  intikamını Ebû Ubeyd Es-Sekafi  almıştır. Onların İslam’ı kabul etmesi tüm Arap Yarımadasının İslamlaşmasında önemli bir adım olacaktı.  Bunlar Müslüman olsa Müslümanlar Kureyş’e karşı durabileceklerdi.

Mekkeliler paranın sahibi oldukları için,  Taif’te yazlıkları vardı. Taif dönüşü Allah Rasulü’nün sığındığı bağın sahibi Utbe ve Şeybe mesela Mekkelidir. O bağ, onların yazlığı idi. Ticaretle uğraşan aileler, işte Medine’de bağ alacak kadar zengindi. Taifliler’in ise korkuları şu idi; Kavim olarak tek geçim kaynakları tarımdı. Fakat Mekkeliler ürünlerini almazsa, ellerinde kalırdı.

Allah Rasulü, Taif’ten üzücü bir şekilde çıkarıldı. Oraya giderken zaten hüzünlü idi.Eşini ve amcasını kaybettiği hüzün yılında idi. Üstüne üstlük bir acı da bu eklendi. Taifliler’in İslam’ı  kabulü ile bir açılım elde etmeyi umuyordu ama olmadı. Mut’im b. Adiyy himayesinde Mekke’ye döndü. O dönemde Mekke’deki adet şu idi; Eğer birisi habersiz olarak Mekke’yi terkederse vatandaşlıktan çıkmış olurdu. Birisinin emanı olmadan yeniden şehre giremezdi.

Burada çok güzel bir örneklik var. Allah’ın Rasulü; ‘Gayret ettik olmuyor ya Ebubekir! Ya Ömer! Artık yeter.’ felan… diyebilirdi.  Ama o şunu biliyordu. Allah bir kapıyı kapatınca, bizi açık olana yönlendiriyordu. Sizler de İslam davanızda böyle yapınız. Lütfen onun Taif dönüşü duasını sık sık okuyalım.

İkinci denemeler Habeşistan’a yapıldı. Üst üste gidildi. Burada da bir başarı sağlandı aslında. Ama Mekkeliler, Müslümanların Habeşistan’da tutunmalarına rahatsız oldular.  Diplomat gönderip  geri istediler. Allah Rasulü’nün 25 yaşındaki amcaoğlusu Cafer’in bu dini nasıl güzel müdafaa ettiğini biliyorsunuz. Bu olayı Mevdudî çok güzel anlatır.

Peygamberin Kabilelere Yönelmesi

Mekke’de Cahiliyeden beridir devam eden hacc ibadeti vardı. Hacılar, Zülkade ayında yola çıkıp Muharrem ayında dönerlerdi.

Zulkade, Zulhicee ve Muharrem, hacc mevsiminden dolayı haram idi.  ‘Allah’ın ayı’ da denen Recep ayında  da savaş haramdı. Dolayısı ile haram aylar dört tane idi. Hacc dönemleri önemli zamanlardı.

Arap yarımadası, yüzölçümü olarak Türkiye’nin üç katı büyüklüğündedir.  Necid’den Yemen’den, Şam’dan  kalkıp müşrikler hacca geliyorlardı. Dönemin şartlarına göre çok insan geliyordu. Bunların otelleri çadırlarıdır. Mekke’de onları ağırlayacak kadar yer yoktu.  O yüzden, Kâbe’ye 6 km mesafede Mina’da çadır kurarlardı.  Her kabile kendilerine ayrılan yerde çadır kurup burada gecelerler.  Akşamları şiir müsabakaları ve ticaretlerini yaparlardı. Gündüz Kabe’ye gidip ibadetlerini yaparlardı.

İşte Peygamber, Taif dönüşü bu çadırları gezmeye başladı. Onlara kendini tanıtıp tek bir Allah’a iman etmeleri gerektiğini ve kendisinin Abdullah oğlu Muhammed olarak son elçi olduğunu anlatıyordu. Mekkeli  müşrikler de, tek tek onun çıktığı çadırlara girip anlattıklarına inanmamaları gerektiğini söleyip onun bir meczup olduğuna ikna etmeye çalışıyorlardı. Rivayetlere göre Rasullullah’ın girdiği  15 çadıra Mekkeliler de girmiştir. Kureyşin ileri gelenleri, her anlamda Mekke ekonomisine ve siyasetine bağlı kabileleri bir daha panayıra almamakla tehdit ettiler. İşte mahalle baskısının âlâsı bu idi.

Herkes yattıktan sonra hacılardan  Hazrec kabilesinden birileriyle tanıştı. Medineli olduklarını öğrenince Neccarogulları’nın kendisinin akrabası olduğunu ve  Abdulmuttalib’in dayısının kabilesi olduğunu söyledi. Arada bir  yakınlık oluştu. Ona kulak verdiler ve dinlediler. Bu  kişiler diğer müşrik araplar gibi değildi. Yahudilerle iç içe yaşadıklarından ahir zaman Peygamberinin geleceğini duyuyorlardı. Yahudiler yeni gelecek Peygamberin onlardan çıkacağına inanıyordu.

Peygamber onlardan sadece, bu buluşmayı kimsenin duymamasını tembihledi ve gelecek yıl aynı yerde buluşmayı teklif etti. 621 yılında Biatlaşma olmadı.  (Burada Peygamberin bu sırrı saklamaya çalışmasını, önlemini aldığına dikkat ediniz) Peygamber artık 1 yıl sabredecekti.

Arada şunu söyleyelim; Allah kimlerle beraberdi Kur’an’a göre ? Bir, sabredenlerle beraberdir. İki, günahtan kaçanlarla ve üç  işini güzel yapanlarla beraberdir. Dört, Allah’ı  görür gibi ibadet edenlerle beraberdir..  Bunları unutmayacağız.

Bir yıl sonra, 622 yılında ise aynı çadırda 12 kişi vardı. Onlardan 6 maddelik söz aldı. ‘Allâh’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuklarınızı açlık korkusuyla öldürmemek, yalan-dolanlarla hiç kimseye iftirada bulunmamak, hiçbir hayırlı işte bana muhalefet etmemek üzere bana biat ediniz!’ dedi.

Dikkat edin burası önemli; Beş vaktin üstüne  beş vakit daha namaz kılın demedi. Hayır hasenat yapacaksınız demedi. Şu kadar oruç tutacaksınız da demedi. Yola çıkacağı adamlardan sağlam söz aldı. Yola çıkacağınız Müslümanların Hayatlarında olan olumsuzlukları önce dökeceksiniz değerli kardeşler. Beraber yürüyeceğiz omuz omuza yürüyeceğiz insanların dört dörtlük imanı olması gerekir. Ne demiş şair;

Onlar ki laf ile verirler dünyaya nizamat 

Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde  -Ziya Paşa-

Peygamber burada bir liderin sözünün dinlenmesini de istedi. Ama yine Mekkeliler’e anlatmayın dedi.  Ama Medine’de anlatmalarına izin verildi. Fakat Medine’ye gidenler oradan bir sürü sorular soruyorlardı. En sonunda kendilerine İslam’ı anlatacak birisini istediler. Musab b. Umeyr Medine’de İslami tanıtmaya gönderildi.

622 yılında II. Akabe biatlarına bu kez 75 Müslümanla geldiler. Yeniden
6 maddelik biatı bunlardan da aldı. 9 Hazrec ve 3 Evs olmak üzere  12 aile vardı. Bunlardan birer temsilci istedi. Bunlara “Nakib”   unvanı verdi.

Nakib-i Nukeba olarak da Esad b. Zürare ilan edildi. Onların sıkıntılarından o sorumlu oldu.   Medineyi İslamlaştıran   Esad b. Zürare  ve Musab b. Umeyr önemli isimlerdir. Onların hayatlarını iyi okuyunuz kardeşlerim. Musab b. Umeyr de eğitimlerinden sorumlu idi.

Bir şey daha istedi. Beni koruyabilecek misiniz? Diye sordu onlara. Abbas ayağa kalktı ve onlardan, bu işin sonunda tüm Arap yarımadasını karşılarına alabileceklerse evet demelerini istedi. Aksi halde yeğenini korumaya devam edebileceklerini söyledi. Onlar da bu şartı kabul ettiler. Onlar gittikten sonra Allah hicrete izin verdi. Bu süreç, işte Hicretin altyapısı, hazırlığı idi.

Neden Taif ve Habeşistan denemelerinde bu gerçekleşmedi kardeşlerim sizce? Neden tutmadı da Medine’de tuttu?

Çünkü, tepeden inmeden metodlarla İslam gelmez. Sünnetullaha uygun olan buydu. İnsanların gönüllerine girip teşkilatlanarak bu iş oldu. Artık insanlar sözlerine kulak verdikleri Peygamberlerinin ne zaman Medine’ye geleceğini bekliyordu.

Artık Mekke’deki Müslümanlar gizlice hazırlık yapıp Medine’ye gitmeye başladı. Sadece Hz.Ömer açıktan hicret etti. Hz.Aişe den rivayet edilen bir hadiste, Allah Rasulü, Ebubekir ve Ali dışında tüm Müslümanların Medine’ye gittiği belirtilmektedir.

Ebubekir hicret etmek isteyince Hz.Muhammed kendisine, ‘Sen bekle ya Ebubekir! Allah sana belki hayırlı bir yol arkadaşı nasip eder’ dedi.

Müslümanların gittiğini öğrenince, Darun Nedve’de  toplandı Kureysliler. Perşembe sabahı olduğu tahmin ediliyor. Enfal Suresi 30. Ayet bu olay üzerine nazil olduğu bilinmektedir.

“Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.”

Ebu Cehil bu toplantıda bu işin sonunun ne olacağını, İzin verilmesi halinde olacakları güdneme getirdi ve  Muhammedi öldürmeyi  teklif etti. Durduk yere günahsız birini öldürmeyi ve Haşimoğlularına diyet ödemeyi göze alamadıkları için her kabileden birer kişinin bulunduğu bir grupla bu işi yapmaya karar verdiler.

Değerli dostlar, mucizelerle örülmüş bir hicret yerine örnek alacağımız bir hicret anlatmak istiyorum sizlere. Güneş tam tepede iken müşrikler öğle uykusuna gittiler. Peygamber bu tuzağı haber aldı ve doğruca Ebubekir’e hicret müjdesini vermek için evine gitti. Bunu yaşlı bir hanımın duyup haber verdiği ya da vahiyle bildirildiği söylenir. Şunu unutmayalım; Hanımlar kötü bir şeye  razı olamayacak fıtrattadır. İkincisi İslam’a ilgileri erkeklere göre daha fazladır. Bu yüzden bir kadın peygamberi korumak istemiş olabilir.

O dönem Hz. Aişe annemiz ile nişanlı olan Allah Rasulü, Normalde sabah ve akşam serinliğinde Ebubekir’in evine gelirdi. Hz.Muhammed öğle uykusu zamanı eve gelince Hz.Aişe fevkalade bir durum olduğunu anladı. Evde, Peygamberimiz Ebubekir’le özel olarak görüştü. Bir planlama yaptılar. Akşam herkes evine çekilince Hz.Muhammed de evine çekildi. O sırada evinde  ikinci hanimi Sevde vardı  52 yaşının sonunda evlenmişlerdi. Habeş muhâciri idi. Kızı Ümmü Külsüm, Fâtıma ve Ali vardı. Kızları ağlıyordu. Şimdi hanım kardeşlerimden kendilerini bu sahabelerin yerine koymalarını istiyorum. Babaları adeta kendilerini ateşin içine atıp şehir değiştiriyordu ve kendilerinden korkmamalarını istiyordu.

Peygamber Sevde’ye;  ‘Ya Sevde! Kızlarım sana, sen de Allaha emanetsin’ dedi. Ali’den yatağına kendisinin yatmasını istedi. Üzerindeki emanetleri Ali’ye verdi. O dönem, Mekke dışına ticarete giden tüccarlar, güvendiklerinden dolayı paralarını Muhammed’e bırakırdı. İşte bizler de bugün, bu kadar güvenilir biri, el-emin olamadıkça kimseye bu dini anlatamayız değerli kardeşlerim.

O sırada Hz.Ebubekir’in evinde; eşi Ümmü Ruman, kızları   Esma(Esma’nın eşi Zübeyr ticaret için Mekke dışında idi),  Ayşe, Abdullah ve babası Ebu Kuhafe Osman (Mekke’nin fethinde müslüman oluyor)  vardı.  Ebubekir ile Hz. Muhammed herkesin uykuda olduğu bir vakit, bahçe kapısından çıkıp Medine’ye doğru değil, Yemen’e doğru gittiler. Sevr adında mağaraya benzer bir kovuğa sığındılar. Ebubekir’in oğlu Abdullah’a ve Abdullah b. Uraykıt’a yerlerini söylediler.

Sabah olduğunda Müşrikler; “Efendin nerde ya Ali? Dediler. ‘Muhammed gitti’ cevabını aldıklarında çok sinirlendiler. Strese girdiler ve aramaya koyuldular. Çok koşturdular, yoruldular. Hatta Hz.Ebubekir’in evine baskın yaptılar. Ebu Cehil kendisine hiçbir bilgi vermeyen Esma’ya tokat attı.

Abdullah herkes yattıktan sonra  Sevr’e gidip olanları Peygamber’e anlattı.
Hz Muhammed öyle siyasi bir deha ve oyun kurucuydu ki, tüm Mekkelileri parmağında oynatıyordu. Hz.Ebubekir, evine baskın yapıldığını ve kızlarının darp edildiğini duydu ama o mağaradan çıkamadı. Çünkü İslam bunu gerektiriyordu. Kendi ailesini düşünüp yerlerini belli edemezdi.

Peygamber gibi bir liderin siyasetini güvercin ve yılan gibi birtakım hikâyelere kurban etmemeliyiz. Sapla samanı birbirine karıştırmamalıyız. Yaş kuru ne varsa inanıp bunları anlatırsak; Allah Rasulü’nün siyaseti, stratejisi ve taktikleri
güme gider.  Peygamber mucizeleri ile değil, hal ve hareketleri ile bize örnek olmalıdır. Çünkü biz mucize gösteremeyiz. Yoksa onun davasını küllendirmiş oluruz.

Allah, ‘Biz onları görünmez ordularla destekledik’ der. O kadar… detay vermiyor Kur’an. Bunu demesi yeterlidir. Mağara dediğimiz bu yer(Sevr);  geniş, büyük bir alan değildi. Hatta Ebubekir(a.s.) ‘Eğilip ayaklarının ucuna baksalar bizi göreceklerdi’ der. ‘İşte geldiler ya Rasûlullah’ diyince; ‘Korkma, Allah bizimle beraberdir’ demiştir Allah Rasulü.

Perşembe gecesi girdiler Sevr mağarasına. Pazarı Pazartesiye bağlayan gece oradan çıktılar. Bu iki yolcuya deve temin eden Abdullah  b. Uraykıt,  müslüman değil ama ben işimi yaparım diyen birisiydi. Diğer yardımcıları Ebubekir oğlu Abdullah ise daha bir çocuktu. Özellikle bir müşrik ve çocuğa görev verilmişti. Şu stratejiye bakar mısınız? 8 gün devam edip Kubâ köyüne ulaştılar. ‘Gündüz taş gölgelerinde gizlenip gece yol aldık’ demiştir Ebubekir(a.s.). Çobanlardan su aldıklarını ve sorularına cevap verdiklerini anlatır. Sonunda Medine’ye vardılar.”

Daha sonra konuşmasının sonuç bölümüne geçen Ağırman şu şekilde özetledi;

“Hicret bir stratejidir taktiktir. Hz.Muhammed’i öldürmeye karar vermiş Mekkeli şirk toplumunun siyasetini çöpe atmış bir harekettir hicret. Cemaatten  devlete geçiş aşamasıdır.

Yemeğe tuzla başlamak, sarık sarmak, cübbe giymek veya sağdan yürümek unutulan sünnetlerimiz deniyor sürekli.  Sünnet denince neden yeme içme endeksli düşünüyoruz. Allah Rasulü  İslam’ı nasıl anladı nasıl yaşadı ?  İslam’ın yaşanması için hangi  taktik ve stratejilere başvurdu.. Esas sünnet budur. Allah Rasulü Medine’yi en son terkeden kişi idi. Oysa ilk önce Ebubekir ile gidip, Mekke’deki sahabeye, “Biz bir gidelim, yerinizi yurdunuzu hazırlayalım siz de arkamızdan gelirsiniz” diyebilirdi. Ama öyle yapmadı. Çünkü kaptanlar gemiyi en son terkeder.” diyen Ağırman,  sözlerine şöyle devam etti.

 “Maddi imkânlar bakımından şimdi bir “Ebûbekir” olabilecek o kadar çok adamımız var ki ama bu nasip işi… Bakın hanım kardeşler, Türkiye’deki erkeklerin çoğu Allah bilir şuan ne bataklıklarda geziyordur. Ama sizin eşleriniz oğullarınız buradalar… Bununla gurur duyun ve bu adamların ellerini rahat ettirin.

Allah bize lütfetmiş. Bizim de ayaklarımız kayabilirdi. Etrafınıza bakın insanlar ne ile iştigal ediyor, boş uğraşlarını görün. Bulunduğunuz yol, her gün imanınızdan ahlakınızdan bir şeyler alıyorsa ziyandasınız demektir. Gelin Allah’ın emanet ettiği değerlere daha çok hizmet etme noktasında yarışalım.”

Program soru cevap bölümü ile sona erdi. Bir dinleyicinin “Siz bize, ayakları yere basan, bizden olan, insan bir Peygamber anlattınız hocam…” demesi üzerine Ağırman’ın “ O zaman anlaşılmışım demektir.” demesi dikkat çekici idi.

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !