12-12-2010 14:38

Mesele, Hz. Yusuf gibi olabilmek

Yusuf olabilmek oyun kurmaktan, senaryo yazmaktan değil, Cenab-ı Hakk`a kendini tercih ettirecek kadar has kul olabilmekten geçiyor. Ve hadiseler -Mısır`a sultan olmak ne ki- insanlar Hz. Yusuf gibi olabilsinler diye arkası arkasına geliyor. Mesele de, ister sarayda olalım, ister zindanda ve isterse kardeş eliyle itildiğimiz kuyunun dibinde, nerede bulunursak bulunalım Hz. Yusuf gibi davranabilmektir zaten.

Mesele, Hz. Yusuf gibi olabilmek

İslam ve Hayat

Zaman gazetesi yazarı Hamdullah Öztürk, bugünkü köşesinde "Mesele, Hz. Yusuf gibi olabilmek" başlıklı bir yazıya yer verdi. Yazısında Hz. Yusuf'un hayat hikayesinden çıkarılması gereken derslere değinen Öztürk, "Yusuf olabilmek oyun kurmaktan, senaryo yazmaktan değil, Cenab-ı Hakk'a kendini tercih ettirecek kadar has kul olabilmekten geçiyor. Ve hadiseler -Mısır'a sultan olmak ne ki- insanlar Hz. Yusuf gibi olabilsinler diye arkası arkasına geliyor. Mesele de, ister sarayda olalım, ister zindanda ve isterse kardeş eliyle itildiğimiz kuyunun dibinde, nerede bulunursak bulunalım Hz. Yusuf gibi davranabilmektir zaten." ifadeleriyle, yüce Allah'ı razı etmenin başarının da temel şartı olduğunu kaydediyor.

Öztürk'ün dile getirdiği bu Kur'ani perspektife, bugün en çok da bu yazının yer aldığı Zaman gazetesi çevresinin ihtiyacı olduğunu söylemek gerekir. İslami ölçü ve ilkeleri konjonktür öyle gerektirdiğinde rahatlıkla esnetebilen, daha da ötesi yıkıp geçebilen pragmatist bir anlayışla hareket eden bu çevrenin, "Mesele Hz. Yusuf gibi olabilmek" perspektifi üzerinde ciddiyetle durması gerekir.

Tabii ki bu yazıdan bizlerin de çıkaracağımız önemli dersler var. Öztürk, kıssanın her çağa akseden mesajlarını gerçekten güzel özetlemiş. 

İşte Hamdullah Öztürk'ün yazısı:

Mesele, Hz. Yusuf gibi olabilmek

Hamdullah Öztürk / Zaman

Ankara kulislerinde referandum sonrası konuşulanlar, dost meclisleri ve dosttan da, kardeşten de öte ilişkilerin seyri... Kısacası hayat, insana ne muhteşem dersler veriyor! Hadiseler zaman şeridi üzerine öyle bir diziliyor ki, "Zaman en büyük müfessirdir." hakikati, işte o zaman bir parça da olsa anlaşılıyor.

Hele bir de Kur'an "mehcûr" değilse.. yani hiç olmazsa günde bir cüz'ünü düşünüp-taşınarak okuyabiliyorsak, hadiselerin Kur'an ayetlerini tefsiri, Kur'an'ın da hadiseler üzerinden insana telkini karşısında, ancak, "Şehadet ederim ki, bu kitap Allah'ın (cc) kelamıdır." ikrarı, insanın heyecanlarını teskin edebiliyor.

Kur'an'ın nurlarıyla kafalarımızı aydınlatan, hayatı, Kur'anî mantık ve muhakeme usulüne göre kavrayarak, şekillendirmenin yollarını öğreten üstatlarımızdan Allah razı olsun. "et-Tefsîru'l-Vâqı'î"yi, yani hayat ile kitabı birlikte okuyabilmenin pratiğini ve usullerini öğrettiler. O bilgiler bizlere gösterdi ki, gerçekten müminlerin işi çok hayret verici imiş. Musibet dediğimiz şeyler de, bizler için, tıpkı nimetler gibi birer rahmet eseriymiş aslında...

İsterseniz, insani ilişkilerin oluşturduğu girdaplar tarafından yutuluyormuş gibi olduğunuz bir zamanda Yusuf Sûresi'ni okuyun. Sonra sorun kendinize: Hangisini tercih edersin? Hz. Yusuf gibi olmayı mı? Allah'ın takdirine razı olmayıp, sanki takdiri hilelerle değiştireceğini zanneden diğer kardeşler gibi olmayı mı?

Hz. Yusuf gibi olmak sabır istiyor. Ah etmemek, ah edip de âhından ağyarı âgâh etmemek istiyor. Köz düşse yüreğine, o közü kin, intikam, haset, enâniyet, mukâbele-i bi'l misil gibi beşeri duyguları dağlayarak tedavide kullanabilmek istiyor. Bir gün bütün imkânlar ele geçse, kardeşini kuyuya atanlar da bütün imkânlarını yitirmiş olarak gelip, acz içinde diz çökse, hiçbir şey olmamış gibi kerim olup, kerimce davranabilmek istiyor.

Kalbe düşen korları, kendi kendisini pişirmekte kullanabilenler başarıyor bunu da... "Yalnız Sana ibadet ederim ve yalnız Senden yardım isterim." sözünü günde kırk defa söyleyenler, sözlerinde sadık olsunlar diye Allah hadiselerle terbiye ediyor. Bizleri yalandan arındırmak ve ağzından çıkanı kulağı duymayan gafiller olmaktan kurtarmak için düşünmeye, ders almaya zorluyor. Çünkü biz ibadetlerimizde ve işlerimizde ihlâslı olamasak bile teneffüs ettiğimiz havaya kadar her şeyi zaten o veriyor. Başkasının eliyle gelenleri de gerçekte O veriyor. Mesele, kulluğu yalnızca O'na yapabilmekte!

Hz. Yusuf'u kuyuya atanların eline ne geçiyor ki? Sonunda bin pişman bir vaziyette "Yemin olsun ki, Allah seni bizlere tercih etti." diyerek secdeye kapanmak zorunda kalmıyorlar mı?

Allah'ın (cc), Hz. Yusuf'u seçtiğini o gün mü öğrendiler? Hayır.

Kuyuya attıkları gün bunu çok iyi biliyorlardı aslında. Mesele bilmemek değil, razı olamamaktan kaynaklanıyordu. Razı olamadılar da ne oldu? Maksatlarına ulaşabildiler mi?

Hayır.

Sadece bir hakikati çok iyi öğrendiler: Allah'ın (cc) tercihi karşında secdeye kapanmaktan başka kulun elinden gelebilecek bir şey yoktur.

Hangi zamanda ve hangi hadisede olursa olsun, Yakup'lara gözyaşı döktürenler, ciğerini dağlayanlar, elindeki emaneti zayi ettirecek işlere kalkışanlar beyhude uğraştıklarını yaşayarak öğrenecekler. Yusuf olabilmek oyun kurmaktan, senaryo yazmaktan değil, Cenab-ı Hakk'a kendini tercih ettirecek kadar has kul olabilmekten geçiyor. Ve hadiseler -Mısır'a sultan olmak ne ki- insanlar Hz. Yusuf gibi olabilsinler diye arkası arkasına geliyor. Mesele de, ister sarayda olalım, ister zindanda ve isterse kardeş eliyle itildiğimiz kuyunun dibinde, nerede bulunursak bulunalım Hz. Yusuf gibi davranabilmektir zaten...

YORUMLAR
  • ali derda   02-05-2015 14:49

    Hz. Yusuf Gibi Görünmek!! Hz.Yusuf'un gayesi, Allah'ı memnun etme yolunda çalışmaktı. O üstlendiği misyona uygun davrandı. Adam gibi adam oluşu, kendi nefsi uğruna intikam peşine takılıp egosunu tatmin etme gibi boş uğraşılardan yüz çevirmeyi gerektiriyordu. O'nun amacı zafer ilanı değil, kendisini kuyuya layık gördükleri halde kardeşlerinin gönlünde sultan olmayı başarabilmekti. Nitekim fazlasıyla oldu. Yusuf(a.s.) kendi kardeşlerini bağışlamışken, başkasına ne oluyor ki O'nun ve babasının yerine beddua okuyor. Ağlamaktan gözlerini kaybeden Yakup (a.s.)dahi affetmişken, onların takipçisi olduklarını her fırsatta söyledikleri halde onlardan daha bilgin edalarıyla affetmeyen vede beddua okuyanlara ne oluyor?! Rabbim sen her şeyi görüp gözeten ve işlerin iç yüzünü bilensin. Adaletinle hükmedeceğin den zerre kadar şüphem yok.

  • Fatma Ceren   27-02-2015 22:49

    Hz.Yusuf'u kuyuya atanların eline ne geçiyor ki?... diye ne güzel sormuş yazar. İç rahatlatan bir avuntu, hakkını verememiş kaypak bir mücadele, kuyuya bir damla olamayacak bir hayat ile biçare bir hal-i ahval ancak.. Rabbim! Sen Yusuf'u kuyuya atanlara nasıl bir kalp verdin ki, azıcık zorlukta yılar, yıkılırlar! Rabbim! Sen fitneyi ortadan kaldırma telaşıyla Yusuf'u zindana gönderenlere nasıl bir kalp verdin ki, bir rüya ile vurulurlar! Ve dua; Rabbim! Yusuf'u kuyuya layık görenleri kuyuya, zindana layık görenleri zindana uğratmadan onların canlarını alma. Yakup gibi gözyaşı döktürmeden bu dünyadan onları ayırma! Şikayetim yalnızca Rabbimedir diyen Aişe'nin yürek acısını tattırmadan onları öldürme! Amin..