06-04-2011 12:04

Kayseri`de `Metin Tenkidinin Önemi` konuşuldu

İktibas Dergisi Kayseri şubesinde konuşan Şükrü Hüseyinoğlu: Öncü sahabiler, Allah Rasulü’nün, akide ve şahsiyetini Kur’an’la inşa ettiğini ve yürüyen bir Kur’an olarak yaşadığını çok iyi bildikleri için, Allah Rasulü’ne herhangi bir söz veya haber nisbet edildiğini işittiklerinde hemen o söz veya haberi Kur’an’a arz etmeyi bir yükümlülük bilmişler ve Kur’an’ın ölçüleriyle örtüşmeyen rivayetleri kesin olarak reddetmişlerdir.

Kayseri`de `Metin Tenkidinin Önemi` konuşuldu

İktibas Dergisi Kayseri Temsilciliği, konferanslar dizisine devam ediyor. Pazar günü gerçekleştirilen ve ilgi ile takip edilen “Hadiste Metin Tenkidinin Önemi” başlıklı konferansın konuşmacısı Şükrü Hüseyinoğlu idi.

 

Konuşmasına, Hz. Peygamber’in ahlakı ile ilgili kendisine soru yönelten iki genç sahabiye Hz. Aişe’nin verdiği “Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an’dı” cevabını aktararak başlayan Hüseyinoğlu, ilk Kur’an talebesi olarak onunla hakka ulaşan ve Kur’an’ı ahlak edinen Hz. Peygamber’in yetiştirdiği ilk neslin de örnek bir “Kur’an nesli” olarak tarihe geçtiğini kaydetti. Kur’an’la karanlıklardan aydınlığa çıkan ve Kur’an mesajlarını iman-amel bütünlüğünde hayatına hakim kılan ilk neslin, Medine’de Kur’an toplumunu teşekkül ettiğini belirten konuşmacı, “Hz. Peygamber’in aralarında bulunduğu dönemde olduğu gibi, sonrasında da onlar için birincil referans kaynağı, hakkın mutlak belirleyicisi Kur’an’dı. Kur’an denilince onlar nazarında akan sular duruyor, Kur’an’ın önüne başka hiçbir ölçü ve değer yargısının geçirilmemesi konusunda titizlik gösteriyorlardı. Kur’an’a aykırı bir iddia veya haber kulaklarına çalındığında hiç tereddüt etmeden onu reddediyorlar ve bu tür durumlarda güçlü şekilde Kur’an’a vurgu yapıyorlardı” ifadelerini kullandı.

 

Hz. Peygamber’in vefatından sonra henüz sahabe döneminde Kur’an’a, yaşayan ve yaşanan sünnete, akla ve tarihi gerçeklere aykırı rivayetlerin ortaya çıkmaya başladığını ifade eden Şükrü Hüseyinoğlu, Hz. Peygamber’in yetiştirdiği öncü sahabilerin bu duruma duyarsız kalmadıklarını ve her defasında ortaya atılan rivayetlerin metnini öncelikle Kur’an’a, ardından da yaşanan sünnete, akla ve tarihi gerçeklere arz ederek değerlendirdiklerini belirtti.

 

Öncü sahabilerin Kur’ani duyarlılığı

 

Hüseyinoğlu şöyle devam etti: “Kur’an’a, sünnete, akla ve tarihi gerçeklere aykırı düşen rivayetleri, rivayet edenler tanıdıkları kimseler olsa da tenkide tâbi tutmuşlar, rivayet edenin yanılmış olabileceğini, yanlış işitmiş veya yanlış veya eksik aktarmış olabileceğini söylemiş ve bu tür rivayetlere asla geçit vermemişlerdir. Fatıma bint Kays’ın, eşinden boşandığında Allah Rasulü’nün kendisine mesken ve nafaka hakkı uygun göemediği yönündeki haberi karşısında Hz. Ömer’in ‘Unutup unutmadığı bilmediğimiz bir kadının bir sözü için Allah’ın Kitabı’nı terk edemeyiz’ şeklindeki müthiş cevabı, öncü sahabilerin bu konudaki hassasiyet ve net çizgilerini en güzel şekilde ortaya koymaktadır.”

 

Öncü sahabiler, Allah Rasulü’nün, akide ve şahsiyetini Kur’an’la inşa ettiğini ve yürüyen bir Kur’an olarak yaşadığını çok iyi bildikleri için, Allah Rasulü’ne herhangi bir söz veya haber nisbet edildiğini işittiklerinde hemen o söz veya haberi Kur’an’a arz etmeyi bir yükümlülük bilmişler ve Kur’an’ın ölçüleriyle örtüşmeyen rivayetleri kesin olarak reddetmişlerdir.”

 

Öncü sahabilerin ve sonraki dönemlerde onların bu Kur’ani çizgi ve duyarlılıklarını sürdüren öncülerin, Hz. Peygamber’e atfedilen söz ve haberler konusunda başta Kur’an’a arz olmak üzere dört kıstasa başvurduğunu anlatan konuşmacı, bunları şu şekilde sıraladı:

 

1- Hadislerin Kur’an’a arzı

2- Hadislerin sünnete arzı

3- Hadislerin akla arzı

 

4- Hadislerin tarihi gerçeklere arzı

 

Metin tenkidinde dört kıstas

 

Şükrü Hüseyinoğlu, söz konusu dört maddelerle ilgili olarak da kaynaklarda yer alan haberlerden şu örnekleri zikretti:

 

Ebu Hureyre’nin ortaya attığı belirtilen “Ailesinin ağlaması sebebiyle ölünün azap göreceği” rivayeti Hz. Aişe’ye sorulduğunda, o Necm Sûresi 39. ayeti hatırlatmış ve bu rivayeti kesin olarak reddetmiştir.

 

İbn Abbas’ın dile getirdiği bildirilen “Allah Rasulü’nün Yüce Allah’ı gördüğü” yönündeki rivayet yine Hz. Aişe’ye sorulduğunda, En’am Sûresi 103. ayeti hatırlatarak söz konusu haberi de reddetmiştir. 

 

Bunlar, hadislerin Kur’an’a arzı konusuna örnektir.

 

Rivayetlerin yaşanan ve yaşayan sünnete arzı konusuna gelince:

 

Ebu Hureyre’nin hadis olarak rivayet ettiği aktarılan “Cünüp olarak sabahlayan oruç tutmasın” haberi Hz. Aişe ve Ümmü Seleme’ye iletildiğinde, her ikisi de bunu yalanlamış ve Hz. Peygamber’in cünüp olarak sabahlasa da orucunu tuttuğunu söylemişlerdir. Kaynaklara göre, Ebu Hureyre bu yalanlama karşısında “Onlar bu konuyu daha iyi bilir” demekle yetinmiştir.

 

Şu haber de, hadislerin akla arzına örnektir:

 

Ebu Hureyre’nin hadis olarak aktardığı belirtilen “Keş peynirinden bir parça bile olsa, ateşin dokunduğu şey dolayısı ile abdest gerekir” rivayetini duyduğunda İbn Abbas’ın tepkisi şöyle olmuştur: “Ey Ebu Hureyre! Yağ ve ısınan su sebebiyle abdest alıyor muyuz?”

 

Hadislerin tarihi gerçeklere arzı konusuna gelince:

 

Bu konuda da Kur’ani duyarlılık sahibi öncülerin geçmişten günümüze tenkide tâbi tuttukları rivayetler olduğunu görmekteyiz. Mesela, Tirmizi’de yer alan bir rivayette dile getirilen “Allah Rasulü’nün, Mekke’nin Fethi günü Abdullah b. Revaha’nın okuduğu bir şiir eşliğinde şehre girdiği” yönündeki haber, Abdullah b. Revaha’nın Mekke’nin Fethi’nden dört ay önce Mu’te savaşında can feda ettiği gerçeğinden ötürü tenkid edilmiş ve rivayette bir yanılgı olduğu belirtilmiştir.

 

Kur’an’ın temel belirleyici olmaktan uzaklaştırılması

Bu örneklerin ardından Hüseyinoğlu sunumunu şöyle sürdürdü:

 

“Öncü sahabilerin, Hz. Peygamber adına Kur’an’a aykırı sözler uydurulmasına geçit vermeyen Kur’an merkezli bu titiz tutumu sonraki dönemlerde Müslümanlar arasında hep yaşatılmakla birlikte, özellikle hicri 2 ve 3. yy’larda hadislerin tedvini sürecinde hadis rivayetlerinin Kur’an’a ve yaşanan ve yaşayan sünnete arzını önceleyen metin tenkidi yöntemi yerine, sened zincirlerinin incelenmesine dayalı sened tenkidi yönteminin öne çıkarılması, bu alanda Kur’an’ın belirleyiciliğini önemli ölçüde devre dışı bırakan bir gelişme olmuştur. Bu yöntem değişikliğiyle birlikte, hadis rivayetlerinin Kur’an’la örtüşüp örtüşmediği değil, hadis ravilerinin güvenilir olup olmadıkları üzerinde yoğunlaşılmaya başlanmış, bu da gerek farklı fırkaların iyi niyetlerle hadis uydurma tutumunun, gerekse muharref kültürlere mensup kötü niyetli kimselerin Müslüman görüntüsü altında hadis uydurmaya yönelmesinin önünü açmıştır.

 

Bu büyük kırılmaya bir de Şafii’nin hadisleri de Kur’an gibi vahy ürünü olarak gören ve böylece Kur’an’ın belirleyiciliğini buharlaştıran yaklaşımının giderek genel kabul halini alması eklenince, hadis kültürü tamamen Kur’an’ın kontrolü dışına çıkartılmış, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş hali olarak yaşamış olan Allah Rasulü adına Kur’an dışı bir kültür ve din anlayışı oluşturulmasına zemin kazandırılmıştır.

 

Böylece Kur’an temel belirleyici olmaktan çıkarılmış, hadis rivayetleri Kur’an’a arz edilecek ve hadis rivayetleri Kur’an’la değerlendirilecek yerde, yer yer apaçık Kur’an ayetleri hadis rivayetlerine tâbi kılınmaya çalışılmış, böylece İslam’ın yapısı tamamen ters yüz edilmiştir.”

 

Hüseyinoğlu, tarihsel süreçte Kur’an’ın açık beyanları yerine rivayetlerin birincil kaynak haline getirildiği konusunda şu örnekleri verdi:

 

“Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de Hz. İsa’nın akıbeti ile ilgili şu apaçık beyanlarda bulunmuştur:

 

‘Onlar hileye başvurdular, Allah da onların tuzağını boşa çıkardı. Allah hileleri boşa çıkaranların en hayırlısıdır.

 

O zaman Allah şöyle dedi: Ey İsa, şüphesiz ki seni öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim.’ (Âl-i İmran Sûresi 54 – 55)

 

‘Ve Allah demişti ki: Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?. Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen.

 

Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen her şeyi görensin.’ (Maide Sûresi 116-117)

 

Kur’an’da Hz. İsa’nın vefatı bu şekilde apaçık ifadelerle bildirildiği halde, Ehl-i Kitab’ın muharref kültürünün hadis uydurmacılığı yoluyla Müslümanlar arasında yaygınlaştırılmasıyla, Hz. İsa’nın ölmediği ve kıyamet öncesi yeniden yeryüzüne gönderileceği inançları ortaya çıkmış ve yerleşik hale gelmiştir. Müslümanların bu konudaki inançlarını Kur’an’ın apaçık beyanları yerine, önemli ölçüde kaynağı muharref kültürlere dayanan rivayetler oluşturur olmuştur.

 

Yine Kur’an’da Rabbimiz, “(Allah) gökleri ve yeri yoktan var edendir. Size kendinizden çiftler, hayvanlardan çiftler yaratıştır. Bu (düzen içi)nde sizi üretiyor. Zatına benzer hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şûra 11) buyurduğu halde, sahih bilinen kaynaklarda yer alan bir rivayette, “Sizden biri kardeşiyle kavga edince yüze vurmaktan sakınsın. Zira Allah Adem’i kendi suretinde yaratmıştır” iddiasına yer verilebilmiştir. Bu rivayetin, muharref Tvrat’ın Tekvin bölümü 1. Bap 26-27’de yer alan şu ifadelerle benzerliği ise dikkat çekicidir: “Ve Tanrı dedi ki: Suretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım… Ve Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı’nın suretinde yarattı…”   

 

Görüldüğü üzere ortada apaçık Kur’ani beyanların bulunduğu konularda bile, bu Kur’ani beyanlar yerine konuyla ilgili hadis rivayetleri temel belirleyici kılınmış ve Kur’an’ın apaçık beyanları hadis rivayetleri yönünde tevile tâbi tutulmuştur. İlk dönemde yapıldığı gibi hadis rivayetleri Kur’an’a arz edileceği yerde, tam tersine Kur’an ayetleri hadislere arz edilerek tevile tâbi tutulmuştur. Oysa doğrusu, Kur’ani beyanların hadis rivayetlerine göre tevili değil, hadis rivayetlerinin Kur’an’a arzı ve Kur’an’la sağlamasının yapılmasıdır.”

 

“Efdaliyet”, “hilafetin Kureyşiliği”, “Emevilerin ve Şam’ın faziletleri” gibi siyasi menşeli konularda kaynaklarda yer alan Kur’an’a aykırı rivayetlerin yanı sıra, insan iradesini “rüzgârın karşısındaki yaprak gibi” gören ve kişinin said mi, şaki mi olacağının yaratılışı sırasında kaderine yazıldığını ve insan ne yaparsa yapsın ahiret hayatında bu kaderinin karşılığını bulacağını iddia eden cebriye anlayışını dile getiren rivayetlerden örnekler veren konuşmacı, tüm bu rivayetleirn bugün hadis külliyatlarında “sahih hadis” olarak yer aldığını ve bunun sebebinin de, tarihsel süreçte hadis rivayetlerinin Kur’an’a ve sünnete arzını ifade eden metin tenkidi perspektifinin yitirilmesi olduğunu kaydetti.

 

Konferans, soru-cevap ve çay ikramıyla sona erdi.

YORUMLAR
  • resul   08-11-2011 09:31

    ceza kellah şükrü abi bu bahsettigin usul rasulullahında usuluydu kendisine vahiy gelmeden önce yaşadıgı toplumda peygamberler hakkında çeşitli rivayetler vardı kendisi bu rivayetlerin tümünü kurana arz ediyordu örnek olarak hiristiyan yahudi ve müşrikler kendilerini ibrahimin dinine nispet ederken, yahudiler kendilerinin özel şefatını, hiristiyanlar ısa efendimizin haşa ilahlıgını iddaa ederken, ahsabı kehf hakkındaki rivayetler, hac usulundeki şirk içerikli sözde ibrahim as kalma rivayetler safa ve merve say meselesi örnegini kuranın özellikle vurgular örnekleri çogaltmak mumkundur. kısacası rasulullah kendi döneminde peygamberler hakkındaki genelde tüm rivayetleri kurana arz etmiştir sonra gerçegi insanlara açıklamiş ve o günde bugün oldugu gibi ona kendi uyduruyor yani (aklını kullanıyor) iltifatını yapmışlardır elhamdulillah s.a

  • Ali DURMUŞ   20-04-2011 17:13

    Şükrü abiden Allah razı olsun, katılamasak da ders notlarını okuyarak bilgilenmeye çalıştık. Hadis usulü ile ilgili ciddi okumalar yapmak şart.

  • Tuncay KÜNT   13-04-2011 08:19

    İslam ve hayat sitesine bu tür haberleri yaptığı ve bu yönüyle de bir nevi mektep özelliği taşıması sebebiyle teşekkür ediyorum.

  • necati türkoğlu   10-04-2011 14:01

    "Kim benim hakkımda bilerek yalan yere hadis uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın."

  • ömer bitlis   07-04-2011 13:30

    İyi tamam hadisleri tenkit edelim, kontrol edelimde sonuçta ortaya bir kitap çıkaralım. İşte bu hadislerde doğrusunu Allah bilir problem yok diyelim. Çalışmalarımızda, yazılarımızda, konuşmalarımızda hadis kullanmayınca doğal olarak yaftayı yiyiyoruz.