04-05-2009 23:04

İlk mescidimizdir “Kuba”

Medine’deki ziyaret yerlerimizden en etkileyici olanlardan birisi; şüphesiz ki Kuba Mescidi idi... Tevbe Suresi 108. ayette şöyle buyrulur: “(...) İlk günden îtibâren Allah’tan çekinmek ve ona itaât etmek temeli üstüne kurulmuş olan mescit, elbette namaz kılmana daha lâyıktır. Orada öyle erler var ki arınmayı severler ve Allah, temizlenip arınanları sever.”

İlk mescidimizdir “Kuba”

Umre gezisinde Medine’deki ziyaret yerlerimizden en etkileyici olanlardan birisi; şüphesiz ki Kuba Mescidi idi... Tevbe Suresi 108. ayette şöyle buyrulur: “(...) İlk günden îtibâren Allah’tan çekinmek ve ona itaât etmek temeli üstüne kurulmuş olan mescit, elbette namaz kılmana daha lâyıktır. Orada öyle erler var ki arınmayı severler ve Allah, temizlenip arınanları sever.”

Mescidin ilk hali, hurma kurutulan bir harmanın üzerine inşa edilmişti ve kare şeklinde bir düzlüğü çevreleyen dört duvardan ibaretti. Arsa hazırlandıktan sonra temele ilk taşı bizzat Hz. Peygamber koymuştur. Daha sonra bu uygulama devlet başkanlarının ilmi, dini ve toplumsal nitelikli yapıların temeline ilk harcı koyma geleneğinin başlangıcı olmuştur.

“İLK MESCID KURULUYOR”
Kuba Mescidi yapılırken Sevgili Efendimiz’in (sav) bir işçi gibi çalıştığı, taşıdığı ağır taşları ellerinden alıp yardımcı olmak isteyenlere bir başkasına yardım etmelerini söylediği aktarılır. Onlar bu şekilde hummalı bir telaşla ilk mescid için çalışırlarken, sahabelerden Abdullah b. Revaha’nın, “Mescidin inşasına katılanlar, ayakta olsun oturarak olsun Kur’an okuyanlar, geceleri uykuyla geçirmeyenler kurtuluşa erdiler” diye şiirler okuduğu, her beytin son kelimesinin Resülullah (sav) tarafından tekrarlandığı rivayet edilmektedir.

“SIK SIK NAMAZ KILARDI”
Sevgili Efendimiz (sav) Medine’de bulunduğu zamanlar bazen Cumartesi günleri bazen de Pazartesi günleri ve Ramazan’ın 17. gününde Kuba Mescidi’ne giderek namaz kılardı. Ayrıca Kuba Mescidi’nde devam eden İslami eğitime bizzat nezaret eder ve takipçisi olurdu. Kuba Mescidi’nde namaz kılmayı, Umre’ye eşdeğer gördüğü de rivayetler arasındadır... Kuba Mescidi’nin hemen karşı kıyısındaki hurma bahçelerinde Resulullah Efendimizin kendi elleriyle dikiği söylenilen hurma bahçeleri vardır. Sulak ve yemyeşil görünümüyle Kuba, gönülleri yeşerten bir bahar tazeliğindedir...

MESCİD-İ KIBLETEYN:
İslam’ın ilk yıllarında namazlar, Kudüs’te bulunan İnsanlığın ilk kıblesi Mescid-i Aksa’ya doğru kılınıyordu. Peygamber Efendimiz’in (sav) bu durumu bazı Yahudiler tarafından incitilmesine yol açıyordu. Efendimiz de için için kıblenin Kâbe olmasını, yani namazların Kâbe’ye dönülerek kılınmasını çok arzu ediyor ve bu konuda Allah’tan gelecek emri bekliyordu. Rivayetlere göre Hicretten 18 ay kadar sonra, Şaban ayının 15. günü (Beraat Kandili’nde) Hz. Peygamber, öğle veya ikindi namazının farzını kıldırdığı esnada, ikinci rekatın sonunda şu âyet-i kerime inzal olmuştu: “Seni elbette, hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. O halde hemen Mescid-i Haram’a (Kâbe’ye) doğru dön. Ey mü’minler, siz de nerede olursanız olun, (namazda) oraya doğru dönün” (Bakara 144)

“NAMAZI BOZMADAN KABE’YE DÖNDÜLER”
Bunun üzerine, Hz. Peygamber, namazı bozmadan hemen Kâbe istikametine dönmüştü, cemaat de saflarıyla birlikte döndüler, hatta arka saflarda olan kadınlar, ön tarafa isabet etmişlerdi... Böylece Kudüs’e doğru başlanan namazın son iki rekatı Kâbe’ye yönelerek tamamlandı. İşte bu bakımdan ziyaret ettiğimiz bu camiye İki Kıbleli Mescit anlamında Mescid-i Kıbleteyn denmektedir. Medine Belediye Başkanlığı’nın son yıllarda şehircilik konusunda yaptığı önemli çalışmalar, Kıbleteyn Camii civarında da göz dolduruyor. Camiyi çevreleyen ağaç ve biteviye fışkıran fıskiyelerle latif bir ziyaret mekanıdır. Vakit gazetesi gurubu olarak insanlığın ilk kıblesi Mescid-i Aksa’mızın bir an evvel zulümden kurtulması için dualarla ayrılıyoruz, Kudüs’e selamlar söylüyoruz...

“Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever”
Vakit gazetesi umre kafilesinin en heyecanlı olduğu seferlerden biriydi Uhud ziyaretimiz… “Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever” diyen Kainatın Efendisi için çok özel anlamı vardı şüphesiz ki bu dağın... Ki bu dağ, Efendimize yar olmuş, onu bir ana kucağı gibi saklamış ve şehitleriyle örtünmüş bir dağdır.

Uhud Dağı’nın eteklerinde mukim mahalle sakinlerinin ifade ettiğine göre, Uhud’da yaz kış ve geceler boyunca da asla onu terk etmeyen bir aydınlık olurmuş. Mehtapsız gecelerde bile ışıklarla aydınlatılmış gibi berrak olurmuş, yarları, mağaraları, dorukları bile... Uhud, Medine’nin 5 km. kadar kuzeyindeki bir dağın adıdır. Hicretin üçüncü yılında (M. 625) bu vadide vuku bulan Uhud harbinde hayatını kaybeden Peygamberimizin amcası “Şehitlerin Efendisi” (seyyidüşşüheda) Hz.Hamza, genç muallim Mus’ab bin Umeyr ve 70 sahabenin kabirleri burada bulunmaktadır. Uhud Harbi, halen dahi işaret ettiği hakikatler itibariyle bizim gündemimize de denk düşen bir canlılıktadır. Şöyle ki, ilk aşamada harbi kazandığını düşünen Müslümanların yerlerini terk ederek ganimet sevdasına kapılmaları büyük bir gaflete sebep olmuş, geri dönen düşman İslam ordusuna epey büyük bir zayiat verdirmiştir. Efendimizin (sav) “Asla yerinizden kalkmayacaksınız, üzerimizden kuşların inip kalktığını görseniz dahi nizamınızı bozmadan durunuz, yerlerinizi terk etmeyiniz” uyarsına rağmen, zafer kazanıldığını düşünen askerlerimiz, siperlerini bırakmış ve büyük bir bozgun ve dağılma yaşanmıştır.

Hatta Sevgili Efendimiz (sav) mübarek yüzlerinden yaralanmış, miğferinin halkları yüzünü delmiş, dişleri kırılmış ve akan kanı uzun süre durdurulamamıştır. Kızı Hz.Fatıma Zehra tarafından ancak durdurulabilen kan, mü’minler için acı bir hatıra olarak kalmıştır. Uhud, sadece bir hatıra değil, ibretli bir ders olarak bizlere hala nasihatler vermektedir... Bugünkü bizlerin ganimet imtihanını ve terk ettiğimiz siperleri düşündük şehitliği ziyaret ederken...
Sevgili Efendimizin (sav) yaralı bir halde çıkarıldığı Uhud Dağı yarıklarından hala Kainatın Efendisi’nin tarifi imkansız o güzel ve latif miski, buram buram yayılmaktadır... Gözyaşları içinde şehitleri selamlıyoruz... “Cennetten bir dağ olduğu” söylenen Uhud’un rüzgarı, bitkisi, dağı, taşı, her şeyi farklı ve hala bir sevda yankısı halinde yaşamaya devam ediyor. Selam şehitlerin ve canını Allah yolunda feda edenlerin üzerine olsun.

(Sibel Eraslan / Vakit)

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !