Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
Şanlıurfa’da “Sessiz mi kalacağız? Suriye konferansı   |   Lübnan'da yükselen tansiyona Nasrallah'tan itidal çağrısı   |   Bakan Şahin'den Uludere olayı hakkında ilginç açıklamalar   |   NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
Ziyaretçi Defteri

İsim Soyisim

:

E-mail

:

Web Sayfası

:

Ülke

:

Şehir

:

Mesajınız

:

1 2 3 4 5 6 7 8 9
Sayfa: / 9 Toplam Mesaj : 223
TARİH : 12-03-2012 -- 08:56:58 tarihinde ihsan tarafından gönderildi...
WEB : http://www.afyon03.com
Ülke : Türkiye
Şehir : afyon
Güzel bi yolda güzel bir hizmet.Allah razı olsun
TARİH : 06-03-2012 -- 10:43:02 tarihinde bilgi tarafından gönderildi...
WEB : http://www.blokbims.com.tr
Ülke : Türkiye
Şehir : Nevşehir
merhaba. siteniz gayet hoş ve içeriği özgün olmuş. başarılar dilerim, iyi çalışmalar.
TARİH : 09-02-2012 -- 12:41:33 tarihinde yeşim şahin tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
videoları face de yayınlamak istiyorum herkes görsün istiyorum nasıl olcak acaba...
TARİH : 23-01-2012 -- 10:05:46 tarihinde mikdat ERYİĞİT tarafından gönderildi...
WEB : http://mikdateryigit78@hotmail.com
Ülke : Türkiye
Şehir : karabük\safranbolu
selamunaleyküm islam ve hayat sitesini kuran hazırlayan emeği geçen herkesten allah razı olsun selam ve dua ile
TARİH : 04-12-2011 -- 12:06:56 tarihinde CENGİZ SARSMAZELSOY tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : ANTALYA
ÇOCUKLARIN T.C OKULUNDA
OKUMALARI
Tevhid hareketinden bahsedip
çocuklarını okula göndermeyi
en büyük fazilet bilenlere
üzülmemek elde değil.
Tağuti düzenlerin işleyişini
ve amaçlarını iyice kavrayacak
olursak , yapmamız gerekenin
ilk olarak öğrenci ve öğretmen
olarak şirk planyasından
geçmeme hakkı için mücâdele
etmek olduğunu anlarız.
Okullardaki küfür - şirk kokan
söz ve hareketler, müslüman
halkın başörtüsü sorunundan
çok fazla önemsenmesi gereken
en ciddi problemlerdir.
Başörtüsünden daha öncelikli
sorunlar ortadayken, varsa
yoksa sadece başörtüsü yasağı
gündemde. ABD gibi, Avusturya
veya Avrupa ülkeleri gibi,
başörtüsünün suç olmadığı bazı
memleketlerde yaşasaydık, biz
bu tağutların okullarından
(rejimlerinden) razı mı
olacaktık?
Çocuk, anne ve babaya emânet
olarak teslim edilmiş bir
fitnedir/sınavdır. Ana ve
baba, kendisi veya vekilleri
eliyle çocuğun ya İslâm
fıtratını koruyacak, ya da
şirke bulaştıracak. İkincisi
olursa, âhirette de kendisini
bu şekilde yetiştiren
büyüklerine evlât şöyle
diyecek:
"Yüzleri ateşte evrilip
çevrildiği gün, 'Eyvah bize!
Keşke Allah'a itaat etseydik,
Peygamber'e itaat etseydik!'
derler. 'Ey Rabbimiz! Biz
reislerimize/beylerimize ve
büyüklerimize itaat edip uyduk
da onlar bizi yoldan
saptırdılar' derler.
'Rabbimiz, onlara iki kat azap
ver ve onları büyük bir
lânetle lânetleyip rahmetinden
kov." (Ahzâb, 66-68)

Şehid Seyyid Kutub'un kardeşi
Muhammed Kutub, Vakîuna el-
Muasır kitabı sayfa 503'te,
günümüz okullarının durumu ve
amaçları hakkında şöyle
demektedir:
“Şüphesiz bu okullar cahiliyye
devrinin boyasıyla
boyanmışlardır. İslam
düşmanları bu okulları açarken
bizleri dinden çıkarmak için
açmışlardır. Müslümanları
tamamen dinden çıkarmayı
başaramamış olsalar da içinde
anlatılan vatancılık,
kavmiyetçilik, laiklik,
sosyalizm gibi kavramların
özendirilmesi günah olarak
yeterlidir. Bu okulların
hedefi insanları Allah’a
kulluk etmekten
uzaklaştırmaktır.” (Vakîuna
el-Muasır , 503)
Hepimizin çok iyi bildiği
gibi, bugün tağuti düzenin
okullarında çocuklar her sabah
Putun ve tağuti rejimin
simgesi Bayrağın karşısında
sıraya geçerek ant içerler.
Ant ismi konularak söylenen bu
sözlerin içerisinde şirk,
küfür cümlelerde bulunduğu
malumdur.
TARİH : 17-11-2011 -- 13:58:36 tarihinde sedat sarıca tarafından gönderildi...
WEB : http://www.kosedagevdenevenakliyat.com
Ülke : Türkiye
Şehir : kayseri
siteniz çok güzel çok faidalı bilgiler var
TARİH : 19-09-2011 -- 22:17:19 tarihinde Hancı tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : Adana
DEİSTLERİN İDDALARINA CEVAPLAR (50 İddaa ya 50 cevap) -Yeni-


İddaa 1) benim allahımın haram ayları olmaz benim allahımın her ayı mubarek ve kutsaldır...

Cevap :

Araplarda söz konusu olan bu haram aylar, Hz. İbrahim (as)’in hak dininden onlara miras kalan bir bilgidir. Cahiliye Arapları, bazen bunların yerlerini değiştirseler de, bu İbrahimî geleneği sürdürmüşlerdir.

Câhiliye devrinde Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnız haram aylarda savaş yapılmazdı. Bu aylarda panayırlar kurulur, şiir yarışmaları yapılır; yahudiler, hristiyanlar ve puta tapıcılar dinlerini yayarlardı. Eğer bu barış aylarında savaş olursa, yasak çiğnendiği için "Ficâr savaşı" denirdi.

İslam dini prensip olarak ulaştığı toplumlarda var olan iyi ve güzel uygulamalara dokunmaz.

Doğrusu, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü kesin hükmünde, ayların sayısı on iki ay olup bunlardan dördü hürmetlidir / haram aylardır.

Bu 4 ayda savaş yapmak Haram sayılmıştır.Yoksa ayın kendisi Haram değildir.

Ayrıca savaş yapılmaması insanlar için güzel bir şey değimidir? İnsanlar birbiriyle iyi anlaşmak için çaba göstermez mi?

Şimdi diyeceksiniz “ Peki neden bütün aylarda yasaklanmamış savaş ”

Bu 4 ayda Müslümanların mazeretsiz savaş yapması haramdır.Bunu fırsat bilen diğer devletler bu fırsattan yararlanıp Müslümanlardan çıkar elde etmeye çalışabilir.Bunun için diğer aylarda savaş yasaklanmamıştır. Ayrıca bütün zamanlarda Müslümanlar karşı taraf savaş açmadan Müslümanlar saldıramaz.

“savaş açanlara Allah yolunda siz de savaşın, ancak (sakın) aşırı gitmeyin " (Bakara Suresi, 2/190)

İddaa 2) benim tanrımın sağı solu olmaz bütün yönler onundur ve onun bütün yönleri kutsaldır...

Cevap :

Elbette bütün yönleri Kutsaldır.

Doğu da Batı da Allah’ındır, hangi tarafa dönerseniz, orada Allah’a itaat ve ibadet ciheti vardır. Muhakkak ki Allah’ın lûtfu ve rahmeti geniştir, ilmi her şeyi kuşatır." (Bakara/2: 115)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Beyti Makdis’e doğru on altı veya on yedi ay namaz kıldı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ka’be’ye yönelmeyi seviyordu. Allah Teâlâ, Bakara suresinin 144. ayetini indirdi:

Bu arada Yahudiler, "Bizim kıblemiz olmasa, Muhammed ve ashabının kıblesi de olmazdı. Biz gösterinceye kadar kıblelerinin neresi olduğunu bile bilmiyorlardı" şeklinde dedikodu yaptılar.

Bu laflar Peygamberimizi üzüyordu. Başını sık sık semaya çeviriyor, dua ediyor, vahiy bekliyordu. Bir gün Medine'de Mescid-i Kıbleteyn'in bulunduğu Benî Seleme semtinde 30 kadar sahabesiyle ikindi namazını kılarken, kıblenin değiştiği emri geldi:

"Yüzünün sık sık semaya üevrildiğini muhakkak ki Biz gürüyoruz. Seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yününü Mescid-i Haram yününe çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin. Kendilerine kitap verilen Hıristiyan ve Yahudiler de bilirler ki, bu emir Rablerinden gelen hakkın ta kendisidir. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir." Bakara Sûresî, 2:144.

Bu Konuda Daha geniş bilgi için:

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/12743/bakara-suresi-143-ayette-kiblenin-degistirilmesi-manasina-gelen-bir-kelime-var-midir-ayetin-dogru-meali-hangisidir.html


İdda 3) benim tanrım insanların öldürülmesi için emir vermez...

Cevap :


Elbette vermez.Fakat ya başka biri insanlara Zulmediyorsa?
Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir. Mâide / 32
"Allah'ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Kim mazlum olarak öldürülürse biz onun velisine (mirasçısına hakkını isteme konusunda) bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü o, zaten yardıma mazhar kılınmıştır." (el-İsrâ, 17/33)
Yani başkasını kasden öldüren, maktulün akrabaları tarafından affedilmedikçe ona kısas uygulanması gerekir.
İdda ) benim tanrım yarattığı bir grup insanı başka bir grup insandan üstün görmez...
Cevap :
Siz,size inanıp ve sizi seven birini mi daha çok seversiniz yoksa sizi sevmeyip,inanmayan ve dediğinizi yapmayan birini mi seversiniz?
Patronu olduğunuz iş yerinde dediğinizi yapmayan birini çalıştırırmısız?
Ayrıca Allah onu sevmeyenlere de merhamet eder.Yoksa onlar yeryüzünde rahat dolaşabilirlermiydi?
Kudsî hadiste şöyle bildiriliyor:
– Rabbimiz kulunun işlediği amelleri içinde en çok tevbesini sever.
– Neden?
– Çünkü tevbe eden kul cehennemden kurtulur da ondan. Rabbimiz de kulunu cehennemden kurtaran ameli çok sever.
Bir kadın Peygamberimize gelerek:
Allah (cc)ın kullarına merhameti bir ananın yavrusuna olan merhametinden daha çok değil mi?
Efendimiz (sav):
– Hiç şüphen olmasın öyledir, buyurunca kadın:
– Öyle ise bir ana yavrusunu ateşe atmaz, diye sızlandı.

Efendimiz (sav)in gözleri yaşardı da buyurdu ki:
– Yüce Allah (cc) ancak kendisine isyan edenleri ateşe atar. Müstahak olmayanları asla!
Demek oluyor ki, Allah (cc) kullarını ateşe atmayı asla istemiyor, sonsuz merhamet ve şefkati ateşi gerektirmiyor. Ancak kullar dürüst hareket etmiyor, ille de ateşlik işler yapıyor, birilerine zulmediyor, haksızlıkta bulunuyor, Yaradanına da isyandan geri kalmıyor, böylece kendi amelleriyle kendilerini ateşe attırıyorlarsa bu da kulların kendi tercihleri...

Sözün özü bu olsa gerektir!..
İddaa 4) -benim tanrım insanların cinsel hayatına karışmaz...
Cevap :
Cinsel Hayat,insanların bedeni ve ruhi sağlığı için sınırlandırılmıştır.İnsanların ruhi ve bedeni sağlığının bozulması demek aynı zamanda Toplumun da bozulması demektir.Bugün sınırsız bir cinsel hayatın insanlara ne gibi Ciddi zarara yol açacağı bilimsel olarakta kanıtlanmıştır. Mesela bir erkeğin adetli iken hanımıyla ilişkiye girmesi hem adetli kadının eziyet ve acı çekmesine hem de erkeğe hastalık bulaşmasına sebep olur.Allah ise kullarına zarar veren bir şeyden onları sakındırır.Allah hiç Şüphesiz çok merhametlidir,bu yüzden onun emirlerini yerine getirmeliyiz .
İslamda Cinsel hayat önemli ve geniş bir konudur bunun için linke girerek daha geniş bilgiye ulaşabilirsiniz.
http://www.sorularlaislamiyet.com/search?aranan=cinsellik
http://www.biriz.biz/mahrem/
İdda 5) benim tanrım kullarını aşağılamaz ve lanetlemez...
Cevap :
Evet, dediğiniz gibi Allah kullarını aşağılamaz ve lanetlemez. Allah ancak ona kul olmayanları lanetler.
"Verdikleri sözlerden caydıkları için onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin anlamlarını değiştirirler, kendilerine verilen öğütleri unuturlar. Pek azı dışında, onlardan sürekli ihanet görürsün. Yine de onları bağışla, yaptıklarına aldırış etme. Hiç şüphesiz Allah iyi davrananları sever." [Maide 13]
“Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak salih bir amel işlerse işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.” 40/40-
İddaa 6) benim tanrım taşı,toprağı vs...kullarından üstün görmez...
Allah meleklere, İlk insan Ademe secde edin emrini vermedi mi? Sonra, beni ateşten onu ise topraktan yarattın deyip Secde etmeyen iblis(Şeytan) huzurundan kovmadı mı?
Sonra insanı yeryüzünün halifesi yapmadı mı?
”RABB’in meleklere demişti ki Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Onu tamamlayıp içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman derhâl ona secdeye kapanın! Bütün melekler toptan secde ettiler yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.” (Sad 98/71-74)
”Yeri sizin için yerleşim alanı, göğü de bir bina kılan, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan ve sizi temiz besinlerle rızıklandıran ALLAH’dır. İşte ALLAH sizin RABB’inizdir. Âlemlerin RABB’i ALLAH, yücelerden yücedir.” (Mü’min 40/64)
Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.İsra/70
Allah insanları çamurdan ve bir damlacık meniden yarattığı halde ona değer verdi, Meleklere boyun eğdirdi ve onu şan ve şeref sahibi yaptı.
İddaa 7) benim tanrım sözünden dönmez,emirlerini değiştirmez...
Cevap :
Allah dilediği hükmü verir.O yaptıklarından sual edilmez.
O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar.Enbiya 70
İşte gerçek bir tanrının ve gerçek bir hükümdarın böyle olması gerekmez mi ?
Ayrıca Kuranda değişen bir hüküm yoktur.Kıble konusunda yukarıda bilgi verildi.
“Allâh’ın kanununda bir değişme bulamazsin; Allâh’ın kanununda bir sapma bulamazsın.” (Fâtır 35: 43)
İddaa 8) -benim tanrım kitaplarını korumaktan aciz değildir...
Elbette aciz değildir.Öncelikle diğer kutsal kitapların korunmaması bugünkü inan farklılıklarına sebep olmuştur.Bu da Allahın bir imtihan ortamı yaratması ile ilgilidir,yani bir sebeptir.Ayrıca Allah diğer kitapları kendisinin indirdiğine de inanmamızı istiyor.Ancak Tahrif edildikleri için Kıyamete kadar kurana uymamız isteniyor.
— "Siz ehl-i kitabın sözlerini ne tasdik, ne de tekzib ediniz. Ancak deyiniz ki: 'Biz ALLAH'a, bize indirilen Kur'an'a; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere; Musa'ya ve İsa'ya verilenlere ve (bütün) peygamberlere Rabları katından gönderilen (kitab ve âyetler)'e îman ettik. Onlardan hiçbirini (kimine inanmak, kimini inkâr etmek suretiyle) diğerlerinden ayırdetmeyiz. Biz (ALLAH'a) teslim olmuş Müslümanlanz.' (Bakara, 136)."

İddaa 9) benim tanrım sadece bir kavim anlasın diye sadece o dilde peygamber göndermez...
Cevap :
Kur'ân-ı Kerim bütün insanlığa gönderilmiş ilâhi bir kitaptır. O'nun mesajı evrenseldir. Kur'ân'da bir çok âyette "Ey insanlar" denilerek bu evrenselliğe işaret edilmiştir.
"Kur'ân, başka değil, sadece bütün insanlar için bir derstir, evrensel bir mesajdır" (Yusuf sûresi, 12/104).
Her peygamber sadece kendi kavmine gönderiliyordu; ben ise, bütün insanlığa elçi olarak gönderildim" (Buharî, salat 65; Nesâi, gusül 26).
Allah, Hz.Adem’i dünyanın dört bir yanından alınan topraklarla yarattı.Bu da Hz.Ademden sonra gelen
neslin farklı dil,renk ve ırklarda olmasına sebep oldu.
“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”(Hucurat 13)
Ayetten de anlaşıldığı üzere insanların farklı ırklarda yaratılması Allahın imtihan etmesinin bir parçasıdır.Hz.Muhammed’den önce gelen peygamberler belirli kendi topluluklarına gelmiştir fakat; Allah son Peygamber Hz.Muhammedi bütün insanlığa göndermiştir ve daha önce kendisine peygamber gönderilenlerin de Hz.Muhammede tabi olmasını emrediyor.
Eğer Kur’an İngilizce olarak inseydi, aynı bozuk mantıkla, (Diğer milletler kendi kulu değil mi de, Tanrı Kur’anı İngilizce indirdi) diyecekti.
Allah kuranı Arapça indirerek “Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin lisanınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının, şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemiyor. Bunun insan sözü olmadığını, İlahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.”demek istiyor.

Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur’an-ı kerimi insanlara açıklaman için indirdik) mealindeki âyet-i kerimeye zıt olurdu. (Nahl 44)
Anayasayı, bir kanunu anlamak için hukukçulara gidiliyor. Halbuki bunları da insan yazmıştır. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allah’ın kelamını herkes nasıl hemen kolayca anlayabilir?

İddaa 10) benim tanrım dünyada yasakladığını ahirette serbest bırakmaz...
Cevap :
Her yönüyle nezih ve temiz olan, sadece temiz, iyi ve güzel şeylerin toplandığı bir mekân olan cennette, dünyada günah addedilen şeylerin bulunması söz konusu değildir.
“Cennetlikler cennette ne bir boş söz ne de günah işitmezler.” (Vâkıa, 56/25),

“Orada boş sözler ve yalan işitmezler.” (Nebe78/, 35)
Âyetleri cennette, değil günah sayılan fiillerin işlenmesi, günah şeylerden bahsedilmesinin hatta boş, manasız, malayani sözlerin konuşulmasının bile söz konusu olmadığını açık bir şekilde ifade etmektedir.
Cennette verilen şarap dünyadaki gibi necis(pis) değildir.Özellikleri başkadır,tadı dünyadaki gibi değildir.
Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarab içirmiştir. (İnsan Suresi, 21)
Bu tür bir anlayış eksikliği Kuran'ın geneline hakim olmamak, akledememek, art niyetli ve ön yargılı bir bakışa sahip olmaktan kaynaklanmaktadır.
Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. (Vakıa Suresi, 18-19)
Oysa dünyadaki şarap ve içki baş ağrısı ve kişinin şuurunu kaybetmesine sebep olur.
Nahl Suresi'nin 67. ayetinde Allah; "Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz�" buyurmaktadır.

Akledemeyen bazı cahil kişiler burada kendilerince şarabın övüldüğünü, haram olan bir şeyin övülmesinin de çelişkili olduğunu söylerler. Herşeyden önce, dikkatli bakıldığında ayette şarabın övülmesi gibi bir durum yoktur. Ayette övülen kısım hurmaların ve üzümlerin bizzat kendilerinin güzel rızıklar olduklarıdır. Ayetin birinci bölümünde bahsedilen ise insanların bunlardan elde ettikleri sarhoşluk verici içkidir ki zaten Kuran'ın pek çok yerinde bu içkinin zararları sayılmış ve kötülenmiştir. Ayetin ifadelerinden şarap içmeye, sarhoş olmaya bir teşvik, bir övgü olduğunu çıkarmak da ortada kasıtlı bir yaklaşım ya da önemli bir anlayış ve muhakeme bozukluğu olduğunu göstermektedir.
İddaa 11) -benim tanrım insanlarla arasına aracı koymaz...
Aracı yani peygamberler ve veliler(Allahın sevdiği kullar) Allah ile olan irtibatı kolaylaştırmak Allahın ayetlerini açıklamak içindir. Bunun dışında inananlar istediği zaman Allah ile tek başına Dua ile irtibat kurabilir.
Allah sevdiği kulun dualarını kabul eder,veliler ve alimler da Allahın sevdiği kullardır.
"O ki, karanın ve denizin karanlıklarında yolunuzu şaşırmayasınız diye size yıldızları kılavuz yaptı.(en-am 97
Allah merhametinden dolayı bazı seçilmiş iyi kullarına diğer cehennemlik kullarını cehennemden kurtarması için şefaat hakkı verir. Allah hem sevdiği kuluna ödül veriyor hem de cehennemlik bazı kullarını affediyor.Bu yüzden Allahın sevdiği iyi kullarını sevmek gerekir.
Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:
"Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik."
N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş.
İdda 12) -benim tanrım şeytana insanları saptırması için zaman vermez şeytanla işbirliği yapmaz...
Cevap :
Şeytanlarla mücadele etmek suretiyle insanların dereceleri yükselir Şeytan, devamlı
insana Allah'ın emirlerinin tersini yapmasını emreder İnsan da şeytanın emirlerini
yapmayıp, Allah'ın emirlerini yaparsa Allah katında büyük derecelere yükselir Şeytanı
insanlara musallat etmek suretiyle, Allah'ın emrini tutacak insan ile, tutmayacak insan
ayırt edilir Böylece, bu imtihan dünyasında kötü ruhlu insan ile iyi ruhlu insan
birbirlerinden ayrılır Şeytan imandan kuvvetli değildir
Kötü olan kötünün yaratılması değil kötülüğün yapılmasıdır.
Mesela çok faydalar düşünülerek bıçak gibi kesici bir alet icat edilmiş. Bu faydalı aletle aklını kullanamayan biri tutup kendini öldürmüşse “bıçak kötüdür ve icadı boşunadır. Neden icat edilmiş!” denilebilir mi?
İmtihan için açılan bu dünyada insan ya nefsine uyarak hayvandan daha aşağıya düşecek ya da nefis ve şeytana uymaksızın meleklerden daha üstün bir dereceye çıkacaktır.
İddaa 13 ) -benim tanrım insanları aç bırakmaz,insanların başka insanlarca öldürülmesine müsade etmez...
Cevap :
Verdikleriyle denemek için sizi yeryüzünün halifeleri kılan ve kiminizi kiminize derecelerle üstün yapan O’dur.( Enam Suresi, 165 )
Fakirin beni niye zengin yaratmadın diyerek Allah’tan hesap sormaya kalkması uygun olur mu?
Kadın, ben güçlü bir pehlivan olmak isterdim, beni niye erkek yaratmadın dese uygun olur mu?
Zenci, beni niye beyaz yaratmadın diyebilir mi?
İnsanın yaradılış gayesi bilinmeyince, dünyadaki olayların sebebi anlaşılamaz. Allahü teâlâ, dünya ve ahireti, sevgili kulu ve resulü Muhammed aleyhisselam için yarattı. Diğer canlı ve cansız varlıkları da, insanoğlunun istifadesi için yarattı. Dünya zevk için yaratılmadı. Ahiret ise, ebedi mükâfat ve ceza yeridir. Dünya, ahiretin imtihan yeridir. Herkes her bakımdan eşit olsa, imtihanın manası kalmaz, iyi ile kötü ayrılmazdı. Allah’ın emir ve yasaklarına uymakla çeşitli sıkıntılar çekilecek, itaat edenle, isyan eden, birbirinden ayrılacaktır.
İnsan cansız varlık gibi, ot veya hayvan gibi değil, kulluk ve imtihan için yaratıldı. İnsan, ihtiyaçsız, sıkıntısız ve her bakımdan eksiksiz yaratılsaydı, imtihan ve dünya manasız olurdu.
İyinin kıymeti, kötü ile bilinir. Herkes iyi olunca, iyinin kıymeti kalmaz. Çirkinlik olmayınca, güzellik anlaşılmaz. Hastalık olmayınca sağlığın kıymeti bilinmez.
Öldürmeye gelince,cevabı 3. iddaa da verildi.
İddaa 14 ) benim tanrım insanların para vererek tepeler arasında koşmasına, taşın tuğlanın etrafında dönmesine izin vermez...
Cevap :
Önemli olan zengin veya fakir olmak değil, hayatını Allah’ın emir ve yasakları çerçevesinde geçirmektir.İnsan bu dünyaya eğlenmek için gelmedi Malını Allah yolunda harcamayanların cezası ahirette verilecektir.Kim malını nereye harcamışsa onun Hesabını verecektir.
Kıyamet gününde fakirlerin hesabının zenginlere göre daha kolay ve süratli olacağı çeşitli rivayetlerde belirtilir. Çünkü insanlar, bu dünyada sahip oldukları her şeyin hesabını Allah huzurunda verecekler.
“Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği, fakat şöyle olacak diye yemin etseler, Allah'ın isteklerini geri çevirmeyeceği kimselerdir.” (Buhârî , Eymân, 9; Müslim, Cennet, 47).
Bununla beraber malını Allah yolunda harcayan zenginler de cennete girecektir.Ayrıca fakir olan Müslümanlar da çalışıp zengin olmaya çalışarak malını Allah yolunda harcamalı diğer fakirlere yardım etmelidir.Çünkü insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.
İddaa 15) benim tanrımın tahtını taşıtmaya meleklere ihtiyacı yoktur...
Cevap :
Öncelikle bahsettiğiniz ayete bakalım
Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Mü'minlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler). (40/7)
Meleklerin arşı yüklenmeleri şu manaya gelir; Allah c.c. meleklere işler yaptırmaktadır. Melekler Allah c.c.'ın büyük arşının (kudret tahtının) etrafında el-pençe durmakta, verilecek emirleri beklemekte, Allah'ı tesbih etmekte (övmekte)dirler.Yani melekler de insanlar gibi Allaha kulluk etmek ve onun emirlerini yerine getirmek için yaratılmıştır.
Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adaletle hükmolunmuş ve "alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" denilmiştir. (39/75)
Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. 13:2
"... Allah muhakkak her şeye gücü yetendir"(Bakara suresi ayet 109)

İddaa 16 ) -benim tanrım kadını aşağılamaz...
Cevap :
İslamiyet’ten önce kadının hiç değeri yoktu. Araplar, kız çocuklarını diri diri gömüyorlardı. Kâbe etrafında bile kadınlar çıplak dolaşırlardı. Müslümanlık gelince bu kötü âdetler son bulmuştur.
Bugün de dünyanın birçok yerinde kadınlar horlanmaktadır. Rusya’da da kadına zulmedildi. Zorla Kolhozlara sokuldu. Erkek gibi, en ağır işlerde, erkek şeflerin baskısı altında, insafsızca boğaz tokluğuna, hayvanlar gibi, en ağır işlerde zorla çalıştırıldı. Fakat zulüm payidar olmadı. Bilinen akıbete uğradı.
Bir kadın yazar da diyor ki:
(Ne zaman bir fuara gitsem, bacaklarını açıp son model arabaların üstüne oturmuş mini etekli mankenleri görsem içim kalkıyor, midem bulanıyor. Ve şaşıyorum: İyi kötü birer kişilikleri olan bu kadınlar, orada öylece durup o arabaların birer aksesuarı gibi pazarlanmayı nasıl içlerine sindiriyorlar? Hem, kadın cinsini bu kadar aşağılatan o kadınlara karşı, hem de onları oraya oturtup müşteriyi kandırarak mal satmaya çalışanlara karşı öfke doluyor içim.)
Kadınlar, İslam dininin kendilerine verdiği kıymeti, rahatı, huzuru, hürriyeti ve boşanma hakkına malik olduklarını bilmiş olsalar, bütün dünya kadınları, hemen Müslüman olurlardı.
İslamiyet’te kadın ev içinde ve dışında çalışmak, para kazanmak zorunda değildir. Evli ise erkeği, evli değilse babası, babası da yoksa, en yakın akrabası çalışıp onun her ihtiyacını karşılamaya mecburdur. Kendisine bakacak hiç kimsesi bulunmayan kadına, devletin yardım sandığı bakar.
Peygamberimiz Hadis-i şeriflerde buyurdu ki:
(En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.) [Tirmizi]
(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!) [Müslim]
Kur’an-ı kerimde de mealen, (Onlarla iyi, güzel geçinin!) buyuruluyor. (Nisa 19)
(Erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptir.) [Bekara 228] (Bu üstünlük aile reisliğinden ibarettir)
Kadın mı üstün yoksa erkek mi?
Bu soru yanlış. Bu mühendis mi üstün, avukat mı demek gibi bir şeydir. Avukattan üstün mühendis, mühendisten üstün avukat olur. Erkekten üstün kadın çoktur. Cinsleri, vasıfları farklı olanlar arasında mukayese olmaz. Çünkü cinsleri farklıdır.
Kadınla erkek mukayese edilerek, Kadın doğum yapıyor, erkek yapmıyor, böyle eşitlik olmaz denemez. Allahü teâlâ, kadını, erkeği ayrı işler için yaratmıştır. Fiziki yapısı birbirine benzemez. Birbirine benzemeyen iki şey, birbiri ile kıyaslanamaz.
Cenab-ı Hak, kadını da, erkeği de her işe elverişli olarak yaratmamıştır. Kadının boksör, güreşçi olmaması onun değerini düşürmez. Limonun ekşi olması limon için bir eksiklik değildir. Çünkü limon ekşiliği için alınır. Allahü teâlâ da kadını ağır işlere elverişli olarak yaratmamıştır.
Maide suresinin 38. âyetinde, (Hırsızlık eden erkek ve kadın) ifadesi geçiyor. Önce erkeğin bildirilmesi onun Allah katında yüksek olduğunu göstermez. Belki de hırsızlık daha çok erkekler tarafından yapıldığı için önce söylendi. Nur suresinin 2. âyetinde, (Zina eden kadın ve erkek) ifadesi geçiyor. Burada belki kadının rolü daha çok olduğu için, kadın erkekten önce bildirildi. Önce hitap edilmesi onun üstün veya aşağı olduğunu göstermez. Bir âyet meali de şöyle:
Şu halde, İslamiyet kadına fazla değer vermiyor demek, din düşmanlığından başka şey değildir.
(Allah indinde en şerefliniz, takva ehli olanınızdır.) [Hücurat 13]( Takva, Allah’a inanıp, Onun emir ve yasaklarına riayet etmek, yani Allahü teâlâdan korkup haramlardan sakınmak demektir.)
İddaa 17) benim tanrım köleliği kabul etmez...
Cevap :
Cariye, kadın köle demektir. Köle de cariye de alınıp satılırdı.
Kölelik sistemini sanki İslamiyet kurmuş gibi, bazıları dinimizi kötülüyorlar. Kölelik asırlardır olan bir şeydir. İslamiyet’in bu husustaki hükümleri, Yunan ve Roma’da görülen kölelikten çok farklıdır. Hem de, her fırsatta kölelerin azledilmesini ve kölelere iyi muamele edilmesini emretmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kölelere iyilik edin.) [Nisa 36]
(Yemin kefareti, on fakiri yedirmek, giydirmek veya bir köle azat etmektir.) [Maide 89]

(Bir mal karşılığı kölelikten kurtulmak isteyenlere yardım edin.) [Nur 33]

(Savaşta alınan esirlere iyilik edin veya fidye alarak bırakın.) [Muhammed 4]
İslamiyet, normal insanı köle yapmıyor. Vatana, cana, mala ve namusa kasteden düşmanı esir alınca, o da razı olursa ölüm cezasına çarptırmayıp köle kabul ediyordu. Bununla beraber dinimiz, köleyi azat etmek için çeşitli yollar koymuş ve köle azat etmeyi ibadet olarak bildirmiştir. Mesela Ramazan orucunu veya yeminini bozanın, bunun kefareti olarak, varsa bir köle azat etmesi gerekir. Dinimizin köleye verdiği hakkı, gayrimüslimler kendi halkına tanıyor mu?
(Kölelere yediğinizden yedirin, güç iş vermeyin ve onları hiç üzmeyin.) [Ebu Davud]
(Cennete ilk girecek olanlar, şehitler, efendisine hizmet ve Rabbine ibadet eden köleler ile kalabalık aileye malik olan iffet sahibi fakirlerdir.) [Tirmizi]
Bir batılı ilim adamının basında yer alan itirafı:
En önemli Ortadoğu uzmanlarından kabul edilen, Fransa’da Aix-en-Provence Üniversitesi'nde Siyasi ve Kültürel Antropoloji dersi veren, Fransız siyaset bilimcisi Bruno Etienne şöyle diyor:
“Osmanlı İmparatorluğundaki köleler, bugünün sözde özgür bireylerinden daha çok özgürlüğe sahiptiler.” (Yeni Şafak, 21.10.2002)
İddaa 18 ) benim tanrım düşünmeyi soru sormayı yasaklamaz...
Cevap :
Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.(Enbiya 7.ayet)
Bilmiyorsanız ilim ehline sorun. ( Nahl 43.ayet)
Kuranda düşünmekle ilgili 100 e yakın ayet vardır.Bunlardan bazıları:
İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar; ki akıl erdiresiniz. (BAKARA SURESİ / 242)"...
yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" (Nahl Suresi, 17),
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

İddaa 19) -benim tanrım kimsenin gözlerini, kulaklarını, aklını mühürlemez...

Cevap :
“Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır.” (Bakara, 2/7)

Aslında kalplerinde bir mühür ve gözlerinde bir perde yoktur. Bundan murat, küfür ve günahı hoş gösteren, iman ve taatı da çirkin gösteren bir durumun nefislerinde meydana gelmesidir.
Bu.durum,
-Yoldan.sapmaları,
-Taklidde.kalmaları,
- Sağlıklı bir bakıştan yüz çevirmeleri sebebiyledir.
Böylece artık onların kalplerine hak nüfuz etmez, kulakları mühürlenir, öğüt alamazlar. Afak ve enfüste dikilen ayetler(bk. Fussılet, 53), bunlardan ibret alanlara çok manalar ifade ederken, bunlara fayda vermez. Böylece sanki perdelenmiş gibi olur, görmeleri engellenir.
Cenab-ı Hakk'ın böyle "mühür" ve "perde" ile anlatması, istiare yoluyla bir anlatımdır. (bk. Beydavi, Tefsir, ilgili ayetin tefsiri)
İstiare, bir kelimenin mânasını geçici olarak başka mânada kullanmak veya herhangi bir varlığa ya da mefhuma asıl adını değil de, benzediği başka bir varlığın adını verme san’atıdır. “Adam sevinçten uçuyordu.” dediğimizde, “uçuyordu” kelimesinde istiare vardır. Kuşa ait olan bu özellik, mecazi anlamda çok sevinçli kimse hakkında kullanılmıştır. Onun gibi, kâfirlerin kalplerinde bir mühür ve gözlerinde bir perde olmamakla beraber, bu kelimeler kullanılmak sûretiyle iman etmemeleri ve gerçekleri görmemeleri çok daha etkili bir şekilde anlatılmıştır.
İddaa 20 ) -benim tanrım kulları anlamasın diye ayet göndermez...
Cevap :
Oysa biz apaçık âyetler indirdik.(Mücadele 5)
Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Resulullah anlamıştır. Çünkü muhatabı Odur. Kur’an Ona gelmiştir. Ondan başkası tam anlayamaz. Onun için Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44]
Hadis-i şeriflerde, (Benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer olurdu), (Osman’ın şefaati ile Cehennemlik 70 bin kişi sorgusuz Cennete girecek) ve (Ben ilmin şehriyim Ali de kapısıdır) buyuruldu. Her üçü de bu derece yüksek olduğu ve Arapçayı çok iyi bildiği halde, Hazret-i Ebu Bekir’e anlatılan tefsiri bile anlayamadılar. Çünkü Peygamber efendimiz herkese derecesine göre anlatıyordu.
(İnsanlara akıllarına, anlayışlarına göre söyleyin, inkârcı olmasınlar, Allah’ı ve Resulünü yalanlamasınlar.) [Buhari]
Kur’an-ı kerim hiçbir dile, hatta Arapça’ya bile tercüme edilemez. Herhangi bir şiirin bile, tam tercümesine imkan yoktur. Ancak izah edilebilir. Kur’an-ı kerimin manası tercümeden anlaşılmaz.
Hangi tercüme olursa olsun, hiçbir Kur’an tercümesinden din öğrenilemez. Dinini öğrenmesi için bir kimsenin eline, en uygun tercümeyi vermek, okyanus ortasında bulunan insana bir tahta parçası vermekten daha kötüdür.
Kur’an-ı kerimde, Resulullaha ve âlimlere uymamız emrediliyor. (Al-i İmran 31, Haşr 7, Nahl 43)
Dinimizi doğru olarak öğrenmek için fıkıh kitaplarını okumak gerekir.
Anayasa kitabı Türkçedir. Hukukçu olmayanlar okursa, farklı görüşler meydana çıkar. Hukukçular arasında bile farklı anlayışlar oluyor. Anayasa birçok konularda kanunlara havale eder. Kanunlar birçok hükmü tüzüklere, yönetmeliklere havale eder. Kanunu, tüzüğü, yönetmeliği bilmeden Anayasaya göre bu iş şöyledir demek çok yanlış olur. Dinimizde de Kur’an-ı kerimden başka hadis-i şerifler var, icma var, kıyas-ı fukaha var. Ancak bunları bilmekle Kur’an-ı kerim anlaşılabilir, tercümesini okumakla anlaşılmaz.
İdda 21 ) benim tanrımın paraya,pula,ganimete ihtiyacı yoktur ilgiside yoktur..
Cevap :
Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye hakkıyla lâyık olandır.(Fatır 15.ayet)
Beşerin bütün ihtiyaçlarına cevap veren şu kâinat, insana yaptığı bu kadar yardıma karşılık, onun hiçbir şeyine muhtaç değil. Yani kâinat insandan değil, insan kâinattan istifade etmektedir. Hakikat bu iken, kâinatın yaratıcısı hakkında nasıl böyle bir söz söylenebilir?
İddaa 22 ) -benim tanrım kaderlerini yazıpta insanlarla oyun oynamak için onları sınava sokmaz...
"BİZ GÖĞÜ, YERİ VE BU İKİSİ ARASINDA OLANLARI OYUN OLSUN DİYE YARATMADIK." (ENBİYA SURESİ, 16)
İnsanlar bu dünyada kendi amel defterlerini diledikleri gibi doldurmuyorlar mı? İlâhî emir ve yasaklara uyup uymama konusunda serbest değiller mi? O hâlde, bu adamlar neyin davasını görüyorlar?!..
“Mâdem Cenâb-ı Hak, ezelî ilmiyle benim ne yapacağımı biliyor, öyleyse benim kabahatim ne?”

Bu cümlede iki tane fiil geçiyor: biri, “yapmak”, diğeri “bilmek”. Yapmak fiilinin öznesi: ben. Bilmek fiilinin öznesi: Cenâb-ı Hak. Yâni soru sahibi, “Ben yapıyorum, Allah da biliyor.” diyor. Ve sonra bize soruyor: Benim kabahatim ne? Ona nazikane şu cevabı veriyoruz: “Senin kabahatin o işi yapmak.”
“Madem Cenâb-ı Hak benim ne yapacağımı biliyor,” denilmekle, Allahın âlim olduğu, soru sahibinin ise, o fiili yapacağı peşinen kabul edilmiştir. İşte o adamın, söz konusu fiili işlemesi malûm, Allahın, bunu ezelî ilmiyle bilmesi ise ilimdir. Ve bu ilim, malûma tâbidir.
*”kader, öncelikle ilim nev'indendir. Cenâb-ı Allah'ın (celle celâlühü) ezelî ve ebedî ilmiyle olmuş ve olacak her şeyi bilip Levh-i Mahfuz'da kaydetmesidir. Allah'ın ilim, kudret, hikmet sıfatları; alîm, kadîr, hakîm isimleriyle doğrudan alâkalıdır. Dolayısıyla; isim ve sıfatlarıyla sağlıklı bir Allah inancı olmayanların kader konusunu doğru anlamaları beklenmemelidir.
Biz daha yaratılmadan, her şeyin ilmine vâkıf olan Rabbimiz hayatımızı en ince teferruatına kadar bilmektedir. Ama bunun biliniyor olması irademizin olmadığı, birer robot gibi yaşadığımız mânâsına gelmemektedir. Allah ebedî ilmiyle tercihimizi hangi yönde kullanacağımızı bilir ve kaderimizi ona göre yazar. Ama bunu yazması ve bilmesi müdahale etmesi mânâsına gelmez. Tabiri caizse Allah, ihtiyarî kaderle ilgili meseleleri, "Şöyle şöyle olacaktır." diye yazmıştır, "Şöyle şöyle olsun!" diye değil. Kul, iradesini kullandığında Allah (celle celâlühü) dilerse o fiili yaratır, dilerse atâsıyla o fiili yaratmaz. Dolayısıyla bizim mesuliyetimiz, irademizin hakkını vermek, istemek ve talep etmek iken, Rabbimiz bu isteklere bire bir cevap verebileceği gibi, bizim bilemediğimiz hikmetiyle erteleyebilir veya başka bir fiile dönüştürebilir. Fakat umumî kâide, irademizle yapmak istediğimiz bir fiilin haricî vücud giydirilerek yaratılmasıdır. Zaten, "De ki: Hakikat Rabbinizdendir. Artık dileyen
iman etsin, dileyen inkâr etsin..." (Kehf, 29) "Biz ona yolu gösterdik: Ya şükredici ya nankör olur." (İnsan, 3) gibi âyetler kulun davranışlarında hür olduğunu ayan beyan ortaya koymaktadır.(sızıntı Haziran 2010)”
"Güneş ve Ay tutulması gibi astronomik hâdise¬ler önceden tespit edilip ilmî raporlara, takvimlere saati saatine kaydedilir. Şimdi Güneş veya Ay tutulması, ilim ehlince tespit edildiği veya takvimlerde yazıldığı için mi gerçekleşir; yoksa o saatte gerçekleşeceği önceden hesaplandığı için mi ilim adamlarının raporlarına geçer? Gerçek şu ki, Güneş ve Ay takvimlerde yazıldıkları için tutulmuyor, bilakis önceden tutulacağı bilindiği için takvimlere yazılıyor.
Rabbimizin irademize müdahale ettiği durumlar hiç yok mudur? Elbette vardır! Sevap işleyen birine O'nun müdahale ederek bundan alıkoyması düşünülemez. Fakat bunun tersi mümkündür: günaha girecek birine bazen edilen bir dua, bazen verilen bir sadaka, bazen yapılan bir salih amel vesîlesiyle, bazen de hiç vesîle olmadan Rabbimiz lütuf, ihsan ve atâsıyla müdahale ederek günaha girme fırsatı vermeyebilir. Sanırım inanan hiçbir kimse böyle bir "fazlî zorlama"dan, "cebrî lütuf"tan rahatsızlık duymaz! (* Yener Öztürk, Yeni Bir Yorumla İslâm İnanç Esasları, Işık Yay., İst., 2006.)
İddaa 23) -benim tanrım kimseye SALAVAT getirmez...
Cevap :
"Âllâh ve O'nun melekleri Peygamber'e hep salât ederler. Ey mü'minler, siz de Ona salât (ve dua) ediniz ve samimiyetle selam veriniz." (Ahzab, 33/56).
Birincisi, bizler Resul-ü Ekrem'e (S.A.V) salâtü selâm okumakla, ahd-ü peymanımızı yeniliyor ümmet olma isteği ile kendisine müracaat ediyoruz. Yani "Seni andık, seni düşündük; Hakkın senin kadrini yüceltmesi için dua ve dilekte bulunduk" diyoruz.
ıkincisi, bir kişinin Peygamberimizin (S.A.V) hakkında, O'nun kadir ve kıymetinin yükselmesi istikametinde yapacağı dua, kendisinin, O'nun himâyesi altına girmesine vesile olması içindir. Böylece, o kişi hakkında şefaat dairesi vüs'at kazanmış oluyor.
Ayrıca Allah(c.c) çok sevdiği ve Alemlere rahmet olarak gönderdiği peygamberi salavat ile anmamızı emrediyor.
İddaa 24) benim tanrım zebanileri çağırmaz...cezayı da mükafatıda kendi verir...

Cevap :
Cezayıda mükafatı da Allah verir . Zebaniler ve mükafatı veren melekler Allahın dilemesi ile o işi yapar. Zebanileri ve Melekleri,Allah yönetir zaten bu varlıkları Allah özel olarak bu işi yapmaları için yaratmıştır. Kullarına da böyle varlıkları yarattığını ilan ederek insanların korkmasını ve cehennemi hak edecek günahlar işlememeleri için uyarıyor.Bu daAllahın sonsuz Merhametine bir örnek olarak gösterilebilir önemli olan görünenin arkasıdaki güzelliği görebilmektir.
İddaa 25) benim tanrım yemin etmez çünkü yemin etmesi için gerekçesi yoktur.
Cenab-ı Hak bazen yıldızlara yemin ettiği gibi, bazen güneşe, aya ve bütün bir semaya yemin eder. Hatta bazen yerdeki nimetlerine de yemin eder; zeytine, incire ve Tur'a yemin bu türdendir. Bazen olur gündüze bazen de geceye yemin eder. Şüphesiz bu yeminlerin hepsinde onlarca sır ve onlarca hikmet gizlidir.
Peki Allah (c.c.) neden yemin ediyor? Elbette ki, Allah'ın (c.c.) sözünün doğruluğunu ispatlamak için bir başka varlığa ihtiyacı yoktur. O'nun bu yemininden kasıt, yemin ettiği varlıkla ilgili olarak insanların yanlış düşüncelerini düzeltmek ve insanların dikkatini yeminden sonra gelen ifadenin önemine çekmektir.
Konuya mânâ-yı ismiyle değil, mânâ-yı harfiyle bakmamız gerekiyor. Yani, Allah’ın üzerine yemin ettiği her şey, kendi başlarına değerli değil, Allah’ın yaratmış olması itibariyle yücedir, değerlidir ve kıymetlidir.
Allahın üzerine yemin ettiği şeylere bakıldığında,yemin ettiği şeyde nice nimetler olduğu açıkça görülür. mesela Allah vakıa suresinde “Hayır, yıldızların düştükleri yere (mevkilerine) yemin ederim.” diye yıldıza yemin etmesindeki hikmetlerden bazıları şunlardır:
Birincisi: Yıldızlar her devrin insanı için önemlidir. Zira insanla yıldızlar arasında daima bir münasebet olagelmiştir. Bu münasebetlerin en asgarisi ise, insanların yıldızlar vasıtasıyla yönlerini tayin etmeleridir. Bir ayet bu hakikata parmak basmakta ve şöyle demektedir: "Bir de Allah bir kısım alametler yarattı. Onlar yıldızlarla da yollarını bulurlar." (Nahl/16).
İkincisi: Güneş ve güneş sisteminin halihazırdaki konuma ulaşabilmesi, ayrıca dünyanın şu andaki şeklini kazanabilmesi ancak yüzlerce şartın mevcudiyetiyle mümkün görülebilmektedir. Mesela, atmosferden havanın kaçması, içindeki gazlarının dengelerinin bozulması derhal atmosferin genel yapısını bozar ve onu hayata nâmüsait hale getiriverir. Aslında hava ile küre-i arz birbirini iter. Bunların bir araya gelmesi kerhendir. Yani bunlar Allah'ın emirleri karşısında ister istemez bu işe bel kırıp boyun bükmüşlerdir. Biz bunları tetkik edip öğrendikçe hayret ve hayranlığa düşüyor.. ve bunlardan Allah'ın varlığına ve birliğine deliller istinbat ediyoruz. Kendi varlığına ve birliğine deliller mahiyetinde olan bu yıldızlara ve onların yerlerine Cenab-ı Hakk'ın Yemin etmesi gayet ma'kul ve yerindedir.
Üçüncüsü: Bu âyetten şöyle bir hususa da intikal edilebilir; yıldızlar öylesine yerli yerindedir ki, siz bir tek sistem üzerinde yapacağınız araştırmalarla, diğer sistemler hakkında da sağlam bir fikir sahibi olabilirsiniz. Hatta sistemlerle diyaloğa geçebilir ve oralarda kentler kurabilirsiniz. Evet, birini anladığınız zaman, diğerleri hakkında edineceğiniz malumat da kendi kendine anlaşılmış olur. Çünkü bunlar, o kadar esaslı, o kadar yerli yerindedir ki, hiçbirinde başıbozukluk ve gelişigüzellik yoktur. Aksine hemen hepsinde gayet ciddi bir nizam ve intizam mevcuttur. Dikkat edersek, "Rahman Sûresinde" Allah, Rahmaniyetini bu muhteşem denge ve düzenle göstermiştir.
http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/644/allah-u-teala-kur-an-i-kerim-de-neden-yildizlarla-yemin-etmektedir.html
İddaa 26) benim tanrım zamandan etkilenmez aksine zamanın sahibi ve yaratıcısıdır...
Cevap :
Allah’ın zatı gibi sıfatları da ezelîdir. Ezelî olan varlığın en belirgin özelliği, değişmemektir. Çünkü, değişmek dışarıdan bir etkinin sonucudur ve sonradan var olan varlıkların özelliğidir.

Allah’ın kâinatı yaratmadan önceki ilmi, kudreti, iradesi hangi konumda ise, varlığı var ettikten sonra da aynı konumdadır. Bunun aksini iddia etmenin hiçbir dinî, ilmî ve mantıkî bir delili yoktur. Allah’ın yaratma sıfatı tecelli etmeden önce de yine vardı. Bu tecellinin ortaya çıkması, bu sıfatın sonradan ortaya çıktığını ve dolayısıyla bir değişikliği ifade ettiğini göstermez.
Eğer Allah’ın sıfatlarında -hâşâ- bir değişiklik olsaydı, bu takdirde, bu değişiklik ya bir artıyı veya bir eksiği ifade etmiş olacaktı.
“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim (bilinmek istedim) de kâinatı yarattım.”
Bu kutsî hadisin ışığında şöyle diyebiliriz: Bu varlık âleminin yaratılmasında ilk safha, Allah’ın bilinmeye muhabbet etmesidir. Bu ise ilâhî şuunâttan bir şe’ndir.
Demek oluyor ki, âlemlerin yaratılmasıyla Allah’ın fiilî isimleri tecelli etmiş oldular. Böylece şu gördüğümüz ve göremediğimiz ilâhî eserler vücut buldular.
Allah’ın hem zâtı ezelî, hem de sıfatları... Bizim ise zâtımız ve sıfatlarımız sonradan yaratılmış... Elbette biz onun ne zâtını, ne de sıfatlarını lâyıkıyla bilemeyiz, ezelî ve zamandan münezzeh oluşunu hakkıyla kavrayamayız... Nasıl kavrayabiliriz ki, henüz zamanın ne olduğunu bile anlamış değiliz!..
“Yaratan bilmez olur mu? O lâtiftir, her şeyden haberdardır.”
( Mülk Sûresi, 67/14 )

İddaa 27) benim tanrım kullarına meydan okumaz okumaya ihtiyacı yoktur...
Cevap :
Allah meydan okuyarak ne kadar büyük ve kudretli olduğunu insanlara gösteriyor ve inanmayanları korkutuyor.Yoksa Allah kimseye gücünü göstermek zorunda değildir.Biz insanların onun büyüklüğünü bilmemiz için ve kudretini daha iyi kavrayabilmemiz için bu gereklidir.Yani bizim Allahın meydan okuyuşuna ihtiyacımız vardır Onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
"Kulumuza vahiy ettiğimizden şüpheniz varsa ona benzer bir sûre getirin, davanızda gerçek iseniz, Allah'tan gayrı bütün ortaklarınızı da yardım için çağırınız. Bunu yapamazsanız ki, elbette yapamıyacaksınız, kâfirler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten korkun. " (Bakara Sûresi)
İddaa 28) benim tanrım haklının,emeğin,bilimin,doğrunun vs...vs yanındadır....
"İyi bilin ki Allahın lâneti zalimlerin üzerinedir" (Hûd 11/18).
“Zulmedenleri Allah affetmez ve onlara bir yol da göstermez.” (Nisa; 4/168)
“Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.”
(Buharî, Müslim)
“İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm süresi, 39)
Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur Ve çalışması da ileride görülecektir Necm / 39-40
Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez Kasas / 77
Bilim
"Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti." (Ra'd, 13/2) ayeti göklerin dağlar sayesinde ayakta duruyor hurafesini ortadan kaldırmıştır.
Kainatın daima genişlediği artık ilim ve bilim dünyasının kabul ettiği bir ilmi buluştur. Buna Kur'an şu ayetiyle işaret etmektedir. "Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik. Ve şüphesiz biz onu genişleticiyiz." (Zariyat, 51/47)
20. asrın bir buluşu da her yıldız ve gök cisimlerin bir yörüngede durduğu gerçeğidir. Bu duruma Kur'an "Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ay'ı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor." (Enbiya, 21/33)
Güneşin sabit olarak durduğu zannedilirdi. Oysa Kur'an güneşin sabit değil, aksine daima hareket eden ve belirli bir hızla ilerleyen bir gök cismi olduğunu söylüyordu. Ve asırlar sonra da ilim onu tasdik edecekti. Şöyleki "Güneş de kendisi için tespit edilen bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan bilenin takdiridir." (Yasin, 36/38)
Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler..." (Neml Suresi, 88)
Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı…." (Talak, 65/12)
Rabbimiz asırlar önce yerin ve göğün yedişer kat olduğunu bildirmiştir. Asırlar sonra uzun jeolojik araştırmalar sonucunda varılan netice de aynı olmuştur. Bilim adamlarının sıraladığı bu katmanlar şöyledir: Hidrosfer, Litosfer, Astenosfer, Üst manto, Alt Manto.
İddaa 29 ) benim tanrımın mutlu olmak için hayvanların öldürülmesine ihtiyacı yoktur...
Cevap :
1 - Kurban kelimesi, lügatta, kendisi ile Allah'a yaklaşılan şey mânasına gelir. Bu isimden de anlaşıldığı gibi kurban; Allah'a yaklaşma ve O'nun rızasını kazanma vesilesidir. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulmaktadır: "Biz her ümmet için kurban kesmeyi meşrû' kıldık (emrettik). Allah'ın rızık olarak verdiği dört ayaklı davarlar üzerinde (yalnız) Allah'ın ismini ansınlar (o davarların) gerçek sâhibinin Allah olduğunu bilsinler) diye... O halde hepiniz O'na teslim olun. (Habîbim)! Sen itâatli ve mütevâzî olanları (ebedî saâdet ve selâmetle) müjdele.." (el-Hacc, 34). Bu âyette kurban kesmenin, Allah'ın hatırlanması, yeryüzünde mevcut bütün hayvanların Allah'ın mülkü olup, sırf rahmet eseri olarak insanların istifadesine verilmiş olduğunun bilinmesi için emr olunduğu belirtilmektedir.
2 - İnsanın yaptığı bütün ibâdetler gibi kurban kesmesine de Allah'ın ihtiyacı yoktur. Ancak Allah, kurban kesme emriyle kullarını imtihan etmekte, onların takvâlarını, ilâhî emre itâattaki titizliklerini, Allah'a yakınlık derecelerini ölçmektedir. Hacc sûresi, 37. âyette bu husus şöyle belirtilir: "Onların ne (sadaka edilen) etleri, ne de kanları hiçbir zaman Allah'a (yükselip) erişmez. Fakat sizden O'na (yalnız) takvâ (Allah'ın emirlerine itâat ve yasaklarından ictinab titizliği) ulaşır..." Bu âyette de görülüyor ki, kesilen kurbanlarda gaye; ihlas, takvâ ve Allah'a yaklaşmadır. Maksad, Allah'ı verdiği nimetleriyle hatırlama ve O'nun rızâsını kazanmaktır. Bu maksad ve gaye olmadıktan sonra kesilip dağıtılan etlerin, akıtılan kanların, ne kadar çok olursa olsun, Allah katında hiçbir değer ve kıymeti yoktur.
3 - Her yıl müslümanlar tarafından binlerce kurban kesilmektedir. Bu, bir bakıma, bir müslümanın Allah'a ibadet ve onun emrine uymak için her şey'ini fedâ edebileceğinin, Allah yolunda bütün varlığından vazgeçebileceğinin sembolik bir ifadesi olmaktadır.
4 - İslâmın koyduğu kurban kesme hükmü, aynı zamanda insanlar için büyük bir nimet ve rahmettir. Bir yıl boyunca pek çok sıkıntılar çekmiş, belki de ağzına bir lokma et koyamamış fakirler, kurban bayramı münasebetiyle bol bol et yeme fırsatına kavuşurlar. Fazla gelen etleri kavurma yapıp uzun zaman o etten faydalanma imkânını elde ederler. İslâmın sosyal adâleti te'min edici bir hususiyeti de böylece ortaya çıkmış olur.
İddaa 30 ) benim tanrım; cezalandırmak için insanların ölmesini beklemez...
Cevap :
Kafirlere mühlet verilmesi hem iman etmelerine bir fırsat tanınması, hem de eğer iman etmezlerse azaplarının artması içindir.
"Senden önce de nice peygamberlerle alay edildi. Fakat Ben, o kâfirlere akıllarını başlarına toplamaları için bir süre mühlet verdim. Ama onlar akıllanmayınca sonra da onları azabımla kıskıvrak yakaladım, cezam nasılmış, gördüler." (Ra’d Sûresi 32)
"- Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır.
- İman karşılığında inkarı satın alanlar Allah'a hiç bir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.
- Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin, şahısları için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır." (Al-i İmran Suresi,176-178)
Bu açıdan kafirlere zaman tanınmasının birden çok hikmeti vardır. Bu sadece onlardan biridir.
İddaa 31) benim tanrım; insanlara verecekse bir ceza ahirette verir, insanların dünyada recm edilmesine musade etmez...
Cevap :
"Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar." (Enfal, 8/25)
Bu ayetten almamız gereken bazı dersler vardır. Fakat akla gelen ilk konu "neden musibetlerin sadece zalimlere gelmeyip masumları da içine adlığı konusudur." Yani musibet gelince kurunun yanında yaş da yanmakta, masum insanlarda canlarını ve mallarını kaybedebilmektedirler.

Bunun cevabı, bu dünyanın tecrübe ve imtihan yeri olması sırrında yatmaktadır. Yani eğer musibet geldiği vakit sadece zalimler ve günahkarlara isabet etse, masumlar ve günahsızlar bu musibetlerden korunsalar o zaman imtihan sırrına zıt bir durum ortaya çıkardı.
"…Bir deprem oluyor, yıkılan binaların altından sadece günahkarlar ölü çıkıyor, diğerlerine bir şey olmuyor, diğer taraftan bir sel felaketi geliyor zalimler boğuluyor masumlar gaybi bir el ile kurtarılıyor. Bunu duyan günahkar insanlar artık tövbe etmeye başlıyor, çünkü tövbe etmezse ibadetlerini yapmazsa bu dünyada hemen musibete maruz kalacağı düşüncesine kapılıyor…."
İmtihan gereği olarak bir musibet geldiği zaman hem iyileri hem de kötüleri beraberce içine alıyor. Böylece imtihan sırrı kaybolmuyor. Eğer musibetlerde ve zulümlerde iyiler kurtulup sadece kötüler zarar görseydi, imtihan sırrı kaybolurdu. Kötüler de iyi olmak zorunda kalırlardı. Böylece Ebubekir (ra.) ruhlu insanlar ile Ebucehil ruhlu insanlar aynı seviyede kalırdı. Bu açıdan bazen hiç suçu olmayan günahsız kimseler de zulme maruz kalabilmektedirler. Fakat masumların bu musibetlerden dolayı büyük mükafatlar görürler. Musibetler onların günahlarına kefaret olur, derecelerini artırır. Eğer musibete maruz kalanlar, henüz teklif çağına gelmemiş çocuklar ise, zerre kadar hayrı ve şerri neticesiz bırakmayan Cenab-ı Hakk'ın rahmetinden umulur ki, onlara ahiret aleminde diğer çocuklardan çok daha ileri bir saadet bahşetsin.
(Yanınızdaki dünyalıklar geçici, Allah katındaki hazine ve rahmetler ise daimidir.) [Nahl 96]
Bu musibetlerde masumlara Cenab-ı Hakk' ın Rahmetinin büyük mükâfatları söz konusudur. Çünkü o masum ve günahsız insanların fani malları onlar hakkında sadaka olup bâki bir mal olmakta ve sona eren hayatları ise ebedi bir hayatı kazandıracak şekilde, bir nevi şehitlik mertebesi onlara kazandırmaktadır. Elbette bu dünyadaki az ve geçici bir zahmete karşılık, büyük ve ebedi bir saadeti, mükâfatı kazanmak az bir mükâfat değildir.
İddaa 32 ) benim tanrımın; can almak için meleğe ihtiyacı yoktur çünkü kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur...
Cevap :
Evet, Allahü teâlânın hiç kimsenin yardımına ihtiyacı olmadığı gibi, her şeyi yoktan bir ol demekle yaratabilir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allah bir şeyi yaratmak isteyince, ol der, o da hemen oluverir.) [Bekara 117]
Ancak, âdet-i ilahi şöyledir ki, Allahü teâlâ, her şeyi bir sebeple yaratır. Mesela Cebrail aleyhisselamı Peygamberlere vahiy göndermekle, Azrail aleyhisselamı insanların ruhunu almakla görevlendirmiştir. Dilerse, Cebrail aleyhisselam olmadan da, Peygamberlerine vahiy gönderebilirdi, nitekim onların mübarek kalbine ilham ederek gönderdiği de, vaki olmuştur. Azrail aleyhisselam olmadan da, canımızı alabilir. Bulutsuz da, yağmur yağdırır. Çocuğun olması için, ana babayı sebep yaratmıştır. Her ne kadar, âdeti sebeplerle yaratmaksa da, dilerse sebepsiz de yaratır. Nitekim Hazret-i İsa’yı babasız, Hazret-i Âdem’i de, hem anasız, hem de babasız yaratmıştır.
Allahü teâlâ, ekmeği doyurmaya sebep yaptığı gibi, ilaçları da, hastalıkları gidermeye sebep yapmıştır. Bütün sebepleri yaratan, bunlara tesir kuvveti veren, Allahü teâlâdır.
Musa aleyhisselam, şöyle bir sual sordu:
— Ya Rabbi, hastalığı yapan kimdir, hastalığı iyi eden kimdir?
Cenab-ı Hak buyurdu ki:
— Her ikisini de yapan benim.
— O halde, doktora ne lüzum var?
— Doktorlar, şifa için yarattığım sebepleri bilir ve kullarıma verir. Ben de onlara, bu yoldan rızk ve sevab veririm. (Kimya-i saadet)
Şu halde, melekler niye yaratıldı demek, Allah ilaçlara niye faydalı tesir kuvveti verdi demeye benziyor. Onun için atalarımız, (Hikmetinden sual olunmaz) demişlerdir.
İddaa 33) -benim tanrım; meleklerle bulutlar arasından dünyaya gelme ihtiyacı duymaz...
Cevap :
Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah’ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)
, Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Allah'ın Zatı başkadır. Allah'ın tecellileri ise her yerdedir. Bir kişi bir odaya girse burada Allah yok derse, Allah'ı inkar etmiş olur. Allah'ın tecellileri o oda da dahil her yerdedir. Siz her nereye dönerseniz, Allah'ın tecellisi oradadır. Allah'ın her yeri sarıp kuşattığı, bize şah damarımızdan yakın olduğu, her nereye dönersek Allah'ın yüzünü göreceğimiz birçok Kuran ayeti ile bildirilmiştir. Örneğin Allah, Bakara Suresi'nin 255. ayetinde "... O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır...." diye bildirmektedir. Hud Suresinin 92. ayetinde ise, "... Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır." denilerek, Allah'ın insanları da yaptıklarını da kuşattığı bildirilmektedir.

İddaa 34) benim tanrım; için meleklerin kanat sayısı önemli değildir...
Cevap :
“Hamd o Allah'a mahsustur ki, gökleri ve yeri yoktan var etmiş, melekleri de ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılmıştır. O, yarattıkları için neyi dilerse onu arttırır. Muhakkak ki Allah her şeye hakkıyla kadirdir." (Fâtır, 35/1)
Mealini verdiğimiz ayette kanatların varlığı “elçilik” göreviyle bağlantılı bir şekilde söz konusu edilmiştir. O halde bu kanatların varlığı uçmaktan ziyade meleklerin aynı anda farklı elçilik görevlerine bir işaret olarak algılanmalıdır.

Meleklerin, nuranî mahiyetlerine uygun (yaptıkları iş ve vazifelerine göre) ikişer, üçer, dörder kanatları vardır.
Ancak; gâyb (görülmeyen) âlemden olan, maddî kesafetten soyutlanmış, mahiyeti bilinmeyen melekleri kuşlar gibi kanatlı, maddî varlılar olarak tasavvur etmek, yanlış bir anlayıştır. Çünkü onlar Allahu Teâlâ'nın irade ve takdiri ile bizim gözlerimizle görülecek şekilde yaratılmamış, Kur'an-ı Kerim’de ve hadislerde bir konuyla ilgili açık bilgi verilmemiştir. Sözü edilen kanat, meleğin yaratılış gayesi ve nuranî mahiyeti ile bağdaşan, vazifelerini en süratli bir şekilde yerine getirmelerine delâlet eden manevî bir kanat, bir kuvvet ve iktidar sembolüdür.
Melekler büyüklük, küçüklük bakımından çok farklı türlere sahip bir millettir. Güneşe müekkel bir melek ile yağmur tanesine görevli bir melek elbette çok farklıdır.

Bazı meleklerin şarktan garba/dünyanın doğusundan batısına kadar her yeri kaplayacak kanatlara sahip olması, onların sadece uçmalarını sağlamaya yönelik değil, aynı zamanda Allah’ın yarattığı pek harika bir sanat eseri olarak melekut aleminde arz-ı endam etmeleri içindir.

İddaa 35 ) benim tanrım; insanlarla doldurmak için ateş yakmaz çünkü sadist değildir...
Cevap :
Bu sorular sorulur; çünkü insana şefkat verilmiştir ve şefkatinden dolayı insan birileri acı çeksin veya cehennemde yansın istememektedir.

Bu sorular sorulur; çünkü soruyu soran bizatihî ne acıdan zevk alır, ne de cehennemde yanmak ister. Zaten, bütün bu sorular, ihtimal ki, onun en başka kendisine olan şefkatinden, kendi ruhunun acı çekmesini ve kendi bedeninin yanmasını istemeyişinden doğmaktadır.
Fakat, her hâlükârda, ortada bu sorular vardır; ve birçok insan iç dünyasında bu sorulara cevap bulamadığı için bocalayıp durmaktadır.

İçinde musibet olan ve sonunda cehenneme gitme ihtimali bulunan dünya imtihanı karşısında geliştirilen böylesi soruların ardındaki en önemli sebeplerden biri, esasında, insanın 'var olma'nın kıymetini bilemeyişidir. 'Yok olma'nın dayanılmaz ağırlığını duymayan, zira var olan insan, var olmanın değişik mertebeleri arasından en iyisini ve en mükemmelini istediği için musibetlere, ölüme ve cehenneme itiraz etmektedir. Gözünü en üstte olana diktiği için, var olanın kıymetini dahi bilememektedir.
Özetle, cehennem, cennete gitmemiz için vardır. Cehennemin varlığı, cennete teşvik içindir. Rabbimiz, cennete gitmemizi sağlayacak her türlü donanımla bizi donatmış; ayrıca, yine rahmetinin bir cilvesi olarak bu donanımı yarı kapasitede kullanmamızdan bile razı olmuş; daha da ötesi cennete lâyık amellere on sevap, cehenneme lâyık amelleri ise bir günah yazacağını ferman buyurmuştur.
Velhasıl, Rabb-ı Rahîm, cehenneme gitmememiz için gereken ne varsa temin etmiş olduğu, cehennemle tehdidi dahi bizi cennete sevk için yaptığı halde birileri illa da cehennemi hak edecek şekilde yaşıyorsa, sorumluluk kendilerinindir.

Cehennemsiz olmaz mıydı sorusunun fiilî cevabını ise, çağlar boyu, cehenneme düşme korkusunun cennete lâyık mü'minâne bir hayata sevkettiği milyonlarca, milyarlarca insan vermektedir.
insan vermektedir.
İşte, Rabb-ı Rahîm de, bu dünyayı, birilerine zayıf not verip cehenneme atmak için imtihan meydanı kılmış değildir. Nasıl öğretmenin çalışmayanı zayıf notla tehdit etmesi esasında onu iyi not almaya teşvik için ise, Rabb-ı Rahîm'in kullarını cehennemle tehdit etmesi onları cennete sokmak isteyişindendir.

İddaa 36) -benim tanrımın; saray gibi yanan üstünde sarı develer gibi kıvılcımlar çıkaran üç çatallı gölgeleri yoktur...
Cevap :
Haydi gidin üç kola ayrılmış bir gölgeye!

“Allah'ın birliğini tanıyan, onun tek olduğuna inanan müminlere özgü koyu gölgede, Arş'ın gölgesinde nimet içinde yaşamaya ve gölgelenmeye sizin hakkınız yoktur. Siz Allah'a inanmıyordunuz. Onun bir ortağı olduğunu; baba, oğul ve mukaddes ruh gibi üç parçadan oluştuğunu zannediyordunuz. Şimdi onun bir olduğuna inanan müminler Arş'ın gölgesinde, o koyu gölgede gölgelenirlerken siz inandığınız üç çatallı gölgeye sığınınız. Gidin, üç kola ayrılan, sizi her taraftan kuşatan, yoğun Cehennem dumanı ile gölgelenin! Ona sığının!”
Demek ki, "Üç çatallı bir gölge", hıristiyanlığın teslis inancının, Allah'ı oluşturduğuna inandıkları üç unsurun bir simgesidir. Haç, onu temsil eder. Hıristiyanlık bunu ve Ahireti yalanlamıyor fakat en büyük kurtuluşu bu haçtan bekleyerek buna inanıyor. Bu nedenle Ahirette, o hüküm günü müslümanlar inanmış oldukları o saf bir Allah inancı gölgesinde gölgelenirlerken, "Allah hem birdir, hem üçtür" diye üç unsur ile teslis (üçlemey)e inananlara: "Haydin gidin, o "üç çatallı teslis gölgesine" denecek.
İddaa 37) benim tanrım; kısası,kan davasını övmez aksine cezalandırılmanın adaletli olmasını savunur...
Cevap :
İslâma göre insan öldürmek, intihar etmek, kana, mala ve ırza (iffete) tecavüz haramdır Müslümanın canı, malı, ırzı ve şerefi koruma altındadır Yine
Öldürmek birçok ülkede meşru müdafaanın dışında büyük suçtur ve ceza görmelidir.. Ancak öyle durumlar vardır ki, kişi ölmemek ve canını kurtarmak için, istemeyerek öldürmek zorunda kalabilir. Kuran burada bir cana karşılık bir can almayı farz kılıyor.. Ve diyor ki, hüre hür, köleye köle, kadına kadın, öldürülür.. Yani bir erkek, bir kadın öldürdü diyelim… Ne olacak o zaman.. ? Eğer bağışlanma yoksa, öldüren kişinin ailesinden bir kadın seçin.. Sonrada ayeti uygulayın..
Bir sonraki ayet de, kısas’ı teşvik etmekte, ve bu şekilde sanılmaktadır ki, kısas yolu ile, kan davaları başlamayacak ve kişi kısastan korktuğu için adam öldürmeyecektir..
Bakara /179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.
“Ey iman edenler! (haksızca) öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı) Özgüre karşı özgür (hüre karşı hür), köleye karşı köle, kadına karşı kadın Ancak her kimin kardeşi (öldürülenin varisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) haklarına razı olmalı ve öldüren ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir Bu söylenenler Rabbinizden size bir hafifletme ve rahmettir Her kim bundan sonra hakkına razı olmazsa onun için elem verici bir azap vardır? Ey akıl sahipleri, kısasta sizin için hayrat vardır Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız ” (2 Bekara/178-179)
Günümüzde kimileri kısas cezasını ağır bulurlar ve karşı çıkmaya çalışırlar Kısas, dengiyle karşılık vermektir, yani adaleti yerine getirmedir Üstelik katilin varislerine af etme veya diyet alma yetkisi de verilmiştir Hatta bunu Kur’an’ın teşvik ettiğini de yukarıda gördük Asıl haksızlık bu cezaların kaldırılması, ölenin yakınlarının haklarının kendilerine sorulmadan ellerinden alınmasıdır
Kötülüğün cezası yapılan kötülük kadardır Ancak af edip barışma yolunu seçenlere Allah mükâfat verecektir (42 Şura/40) İslâmda, bir yanağına vurana öbür yanağı da çevirmek yoktur Ne zulmetmek vardır, ne de zulme uğrayınca sessiz kalmak

İddaa 37) benim tanrım; insanlar arasında kin,nefret gibi duyguların ve savaşa sebep olabilecek durumların oluşmasına izin vermez..
Cevap :
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)
"Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır." (Araf Suresi, 181)
"Birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olamazsınız" [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]
Bu kitabın amacı ise, Kuran'daki adaleti insanlara tarif etmektir. Ancak unutmayın ki, böylesine huzur ve güven dolu bir hayatı yaşamak için siz de birşeyler yapmalısınız. Eğer huzur dolu bir hayat yaşamak istiyor ve gelecek nesillerin de adaletli, güven dolu bir ortamda büyümelerini istiyorsanız, öncelikle sizin adaleti gözeterek insanlara örnek olmanız gerekir. Sizin de ayette bildirilen "adaleti emreden ümmet"ten olmak için önünüzde bir fırsat var. Unutmayın ki "... Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever." (Maide Suresi, 42)
(İki kişinin arasını düzeltmek, nafile oruç ve namazlardan daha faziletlidir.) [Taberani]

iddaa 38) benim tanrım; matematiği,anatomiyi,astronomiyi,psikolojiyi,felse fe yi...vs...vs iyi bilir ve bu konularda hata yapmaz...
Cevap :
Bahsettiğiniz hesap hatası miras konusu ile ilgili olmalı, Ayet şöyle;
Nisa
Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah'tan gelen bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
Zevcelerinizin geriye bıraktığının yarısı sizindir, eğer onların çocuğu yoksa. Eğer onların çocuğu varsa, vasiyet ettikleri ve borçları ödendikten sonra geriye bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri zevcelerinizindir. Eğer sizin çocuğunuz varsa bu durumda, yaptığınız vasiyet ve borcunuz ödendikten sonra geriye kalanın sekizde biri zevcelerinizindir. Eğer miras bırakan erkek veya kadının ana-babası ve çocuğu yok da erkek kardeşi veya kız kardeşi varsa, bu kardeşlerden herbirine altıda bir düşer. Kardeşler bundan fazla ise bu takdirde onlar, yapılmış bulunan vasiyet ve borç ödendikten sonra üçte bire ortaktırlar. Kimseye zarar verilmemelidir. Allah'tan bir öneridir bu. Allah Alîm'dir, Halîm'dir.
Kuran’da bu oranların “sabit” ya da “mutlak” olmadığına dair delil hemen bu ayetlerin devamında mevcut… Surenin 13 ve 14. ayetleri aynen şöyle:
Nisa / 13-14
İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır. Kim de Allah'a ve onun resulüne isyan eder, Allah'ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır.
"İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır" şeklinde çevrilen ifadenin Arapçası "Tilke hududu(A)llah". Yani çeviride bir hata/kasıt yok. Hudut kelimesi Türkçe'ye de geçmiş bir kelimedir. Sınır kelimesinin ise ne anlama geldiği herkesçe malum. “Aşılmaması gereken bir nokta, bir çit, bir değer”… Yani bu oranlar sadece birer sınır ve asıl olan bu “sınır” değerlerini aşmadan onlara yaklaşmak… Dolayısıyla bu oranların “mutlak” olduğunu iddia etmenin hiçbir temeli yok…
Allah’ın emri olan şey bu sınırlara riayet etmek! Bu sınırlara riayet etmek ise onları aşmamak ve onlara mümkün olduğunca yaklaşmak ile olur. Yani “emrin” ne olduğunu anlamak için önce aşağıdaki ayetlere bakmak ve sonra dönüp “emri” buna göre değerlendirmek gerekiyor. Kısacası Allah’ın emri olan şey mirasçılar arasında ayrım yapmayarak verilen oranları birer “sınır” olarak alıp bunlara uymak! (Ama sonuçta bunların “sınır” olduğunu unutmamak şartıyla!)
Aslında problemin kaynağı Kuran’ın bu ayetlerinde verilen oranları “mutlak” oranlar olarak kabul etmekten kaynaklanıyor. Yani örneğin 3 kız kardeş için verilen 2/3 oranı “mutlak” bir oran farz ediliyor. İyi de gerçekten öyle mi? Bu oranlar mutlak oranlar mı, yoksa bir tür “tavan” ya da “taban” değerler mi?
Her 2 ifade de verilen oranlardan hemen sonra gelmiyor. İlk ayette araya “Babalarınız var, oğullarınız var …” diye başlayan 2 cümle giriyor, ikincisinde ise arada “Kimseye zarar verilmemelidir” şeklinde bir ifade mevcut. Şu halde “Allah’tan bir buyruk” ya da “Allah’tan bir görev” olan şey nedir? Bu oranları sabit kabul edip aynen uygulamak mı? Babalar ve oğullar ve diğer mirasçılar arasında ayırım yapmayıp adaletli bir dağılım yapılmasına izin vermek mi? Bence ikincisi! Aslında bu “emrin” ne olduğunu anlamak için bu ayetlerin devamına bakmak gerekiyor.
http://www.quran-miracle.info/islamda-miras.htm

İddaa 39) benim tanrım; sorguya çekilemez dilediğini yapmakta serbesttir çünkü hata ve yanlış yapmaz...
Cevap :
“Allah, yaptıklarından sorumlu değildir.” (Enbiyâ: 23)

29/62- Allah kullarından dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

- O gün geldiği zaman Allah’ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da. 11/105

iddaa 40) benim tanrımın; cezalandırmak için yıldırıma,gök gürültüsüne vs...ihtiyacı yoktur...


Cevap :

Yüce Allah, şimşek ile ilgili ayetlerde şimşeği bir korku ve umut olarak insanlara gösterdiğini bildirmiştir. Gerçekten de şimşeğin çakması yağmurların yağacağına işarettir ve yağmurlar ya ekinlere bereket olarak umut verecektir ya da sel, taşkın, toprak kayması gibi felakete sebep olarak insanları uyaracaktır.

Allah, Rum Suresi’nde şimşeğin korku ve umut olduğunu şöyle bildirmiştir:

"Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği gö
TARİH : 11-09-2011 -- 18:32:09 tarihinde cengiz sarsmazelsoy tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : antalya
RESULULLAHIN AHLAKI
Rasulullah (a.s) a gelen ilk vahiy, uykusundaki sadık rüya hâlindeydi. Ne zaman bir rüya görse mutlaka gün aydınlığı gibi çıkardı. Sonra ona yalnız başına kalmak hoş gösterildi.



O, Hıra Dağı'ndaki mağaraya çekilerek belirli gecelerde orada ibadet etmekteydi. Bu sırada ailesine yaklaşmamaktaydı. Beraberinde yiyeceğini de götürüyordu. Yiyeceği tükenince tekrar Hz. Hatice'nin yanına gelip azığını almakta ve geri gitmekteydi. Nihayet 27 Ramazan pazartesi gecesi Hak ona Hıra mağarasında geldi. Yaklaşan melek 'Oku' dedi. O ise 'Ben okuyamam' diye cevap verdi. Rasulullah buyurdu ki 'Melek beni sıktı, son derece yordu ve bıraktı. Sonra 'Oku' dedi. Ben ise 'Okuyamam' dedim. ikinci defa beni aldı ve sıktı. Son derece yordu. Sonra bıraktı ve 'Oku' dedi. Ben 'Okuyamam' deyince üçüncü defa aldı ve sıktı Kur'an'ın ilk ayetlerini okudu." "Oku, yaratan Rabb'inin adıyla. O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı. Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Ki o kalemle öğretendir. İnsana bilmediğini öğretmiştir." (el-Alâk: 96/1 -5)



Böylece Rasulullah ilikleri titreyerek döndü ve Hz. Hatice'nin yanına geldi. Eve varır varmaz 'Beni örtünüz' dedi. Üzerini örttüler. Korku ve dehşeti gidinceye kadar yattı. Rasulullah, 'Ey Hatice, bana ne oldu?' diyerek başından geçenleri anlattı. Ve, 'Kendimden kork-tum' dedi. Hz. Hatice ise ona; "Aslâ! Seni müjdelerim. Andolsun ki seni Allah ebediyen mahcûp etmez. Çünkü sen, akrabalarını ziyaret edersin, doğru söylersin, zahmetlere katlanır, misâfirlere ikram edersin, haklı olanlara destek olursun" dedi.


TARİH : 09-09-2011 -- 20:10:29 tarihinde nilufer nakliyat tarafından gönderildi...
WEB : http://www.nilufernakliyat.net
Ülke : Türkiye
Şehir : İstanbul
Rabbim rabbim öğrendim neymiş
bunun türkçesi, senin aşkın
ateştir ateşin gül bahçesi.
Necip Fazıl Kısakürek
TARİH : 07-07-2011 -- 17:26:22 tarihinde Zeynep Coşkun tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : Sinop
İSTİKAMET SORUNU

30.05.2011
Erhan TOPRAK

Kavramlar toplumların varlıklarının/istikametlerinin göstergesidir. Mesela Türk devleti kurulduğu andan itibaren kendisini altı kavram/altı ok üzerine inşa etmiş siyasal,toplumsal,ekonomik,dini ve kültürel vb. olgulara bakışını bu kavramdan hareketle biçimlendirmeye çalışmış/dayatmıştır.
Aslında bütün ideolojiler de aynı bakış açısı vardır. mesela Marksist felsefede; Materyalizm,diyalektik,artı değer,proletarya,kapitalizm,feodalizm,burjuvazi gibi daha bir çok kavram Marksist/Sosyalist düşüncenin ne olduğunun ip uçlarını verecektir bize.
Kapitalist ideolojinin de kendi kutsal kavramları vardır özel mülkiyet,üretim araçları,serbest piyasa ekonomisi,finans,kredi,rekabet vs.
İnsanlık tarihi, kurulup belli bir dönem yaşayıp ardından yok olan yada ayakta kalmaya çalışan kendilerini kavramlarıyla var eden/etmeye çalışan medeniyetlere,ideolojilere ve inançlara şahittir.
Bazı kavramlar o anın kutsalıdır şartlar olgunlaştırılıp dayatılınca olmazsa olmaz gibi addedilir ve benimsenir mesela Faşizm kavramı.1930 ila 1950 li yılarda bu kavramın doğru ve uygulanmaya değer olduğuna inandırılmış toplumlar Faşist yönetimlere evrilmişti. Almanya,Yunanistan,İspanya,Arjantin,İtalya ve hatta bizim ülkemizin kuruluşunu gerçekleştiren zihniyette dahil olmak üzere.
Dinlerinde kutsal sembolleri ve kavramları vardır.Hıristiyanlıkta ;Haç, Günah çıkarma,Havari,İkon,Kardinal,Kilise,Konsil,Kutsal Perşembe,Kutsal kabir,Markos vs.
Yahudilik inancının kutsal/temel kavramları vardır. Tevrat,Tanah, 1 Şabat,Üç ziyaret,Hanuka,Kaşrut vs.
İslam’ında kutsal kavramları vardır bu kavramların sahibi ise yerin göğün ve ikisi arasında yaratılmış her nesnenin sahibi olan Allahın,37/5 Resulü olan Hz..Muhammed’e (sav) indirdiği Kur’an’ı Kerimde mevcuttur.
Yani her düşüncenin, ideolojilerin, dinlerin kendini ifade ettiği o kutsal kavramlardan/değerlerden hareketle doğru ve yanlış telakkileri vardır aksi halde varlığını sürdüremez uzun soluklu yaşayamaz.
Günümüzde ise Muhafazakarlık,insan hakları,özgürlük,demokrasi,evrensel değerler çok kültürlülük,refah devleti,adalet devleti,Liberalizm vs. kavramları öne çıkartılmış toplumların yeniden inşasının bu kavramlardan hareketle gerçekleştirileceğine olan inanç baskın hale getirilmiştir.
İslam dünyasında her dönem kavram kargaşasından kaynaklanan kendini ifade edememe ve zihni kırılma her daim vardı.
Bizim sorunumuzun temelinde yatan sebep; bazı toplulukların/fertlerin genellikle kendisini tanımlamakta ki yöntemi; başkalarının kavramlarına,değer yargılarına sahip çıkma/yaslanma şeklinde tezahür etmesindendir.
Müslüman olduğunu iddia edenler, Kur’anın kavramlarıyla düşünüp bu kavramlardan hareketle inancını belirlemeli, ifade etmeli ve yaşamalıdırlar.Aksi halde kavramların anlamlarının bozulması fikir,inanç ve buna bağlı olarak amellerinde bozulmasına sebep olacaktır.Müslüman olduğunu iddia eden topluluklar kavramlarına gereken önemi vermediği andan itibaren kavram sahipsiz kalır ve önüne gelen içini doldurur.”demokrasi İslam’dır” heyezanı gibi. Bu gün Kur’an ve kavramları terim,anlam ve içeriğinden soyutlanmış,tahrife maruz bırakılmış, her dönemde olduğu gibi anlam kargaşasının kurbanı haline getirilmiştir.
Demem o ki her din ve ideoloji kendini özgün bir şekilde ifade eden kavramlarıyla tanımlar ve insanlığa mal etmeye çalışır. Hiçbir kavram sabit değildir/olmamalıdır kendini zamana günceller insan odaklı olması hasebiyle umutlar taşır, çözümler sunar her daim iyilik vaat eder girdiği zihinleri dönüştürmektir tek amacı.
Müslüman olduğunu iddia edenler için Allahın inzal ettiği temel kavramlar biricik olmalıdır ne yazık ki genelde İslam coğrafyası özelde ise ülkemizde yaşanan değişim süreciyle birlikte bir kan kaybı söz konusudur.Müslüman olduğunu iddia edenleri Kur’anın temel kavramlarını kullanmak ve kendini bu kavramlardan hareketle ifade etmek yerine kimi zaman entelektüel olma adına kimi zamanda yeni yol haritası belirleme düşüncesinden hareketle başlayan bu yeni sürece taraf oldular zamanla bu gidişat, kanıksanması ve benimsenmesi tehlikesini de beraberinde getirebilecektir öyle ki sonunda devletin merkez cemaatlerinin durdukları yere varılabilme riski de mevcuttur.
Devletin merkez cemaatleri dediğim bu kesimler Müslüman/tevhid eksenli düşünen camiaların yıllardır kendilerine uzak gördükleri tevhidi duruş noksanlığından kaynaklanan mistik anlayışlarından ötürü eleştirdikleri İslami yapılardı.O cemaatler sisteme odaklı yerel,evrensel, siyasal,sosyal ve ekonomik her türlü soruna mesafeli bakış açılarını koruyarak silik duruşlarını her daim muhafaza etmiş çoğu zamanda devlet aygıtını rahatsız etmeyecek tarzda usuller geliştirerek sevenlerini/müritlerini/şakirtlerini pasifize etme görevlerini başarıyla yerine getirmişlerdi.
Geçmişe bir uzanalım. Yetmişli,seksenli yıllarda mgv gençliği mitinglerde tevhid bayrakları ellerinde eylem yaparlardı,ikibinin başlarında bayrak renk değiştirdi ve Osmanlı sancağına dönüştü ve Fatihin İstanbul’u alması bu gençliğin ilham kaynağı oldu şimdilerde ise bu taife Türk bayrağına methiyeler düzebiliyor.Yanlış anlaşılmasın benim bu üç bayrakla da bir sorunum yok birincisi varlık sebebim diğer ikisi ise gerçekliğim.Sadece nereden nereye nasıl bir yolculuk yapıldı onu vurgulamak istedim. Bu cemaatler geçmişte de Kuranın temel kavramları olan Tagut,şirk,tevhid gibi siyasi kavramlarını pek kullanmaz ve kullansalar da kavramı istedikleri kıvama getirerek anlamından saptırırlardı bu günde aynı duruşlarını yine korumaktalar.
O yapılarda fazla değişim görülmüyor.
Tevhid eksenli durduğunu iddia eden camialarda ise belli oranda değişim mevcuttur çok değil yirmi yıl önce her ortamda bir vesileyle kullandıkları kavramları şimdilerde kullanmamaya özen gösteriyor. Müslümanlar için mademki Kur’an hayatın belirleyicisi, yaşadığımız toplumu kendimizden başlayarak vahyin öngördüğü istikamette dönüştürme çabasının aralıksız devam etmesi “inancının” sürmesi gerekmez miydi?
Bu günün Müslümanı’nı bireysel,ailevi ve haz aldığı bir çok uğraşıların içinde görmek mümkün aynı zamanda sistem içi gündemlere abartılı bir şekilde endekslenmiş durumdalar. Ankara/Politik merkezli düşünmeye odaklanıp bir çok bilgininde iç yüzüne ulaştığı vehmi maalesef onu razı/pasifize etmektedir.
Bu gün İslamcılık söylevlerinin merkezine “kent dindarlığı” mantığı yerleştirilerek Liberal/Demokrat/özgürlük ağırlıklı dil öne çıkartılıyor. Bu sürecin sonunda Müslümanların AKP,HSP,SP türü partiler içerisinde yer bulması ve politik arenada mücadelesini vermesi gerektiği fikri yavaş yavaş benimseniyor.Bir çok insanın fikrine ve zikrine yansıyan bu.Yeni süreçle birlikte yeni anayasa çalışmaları kapsamında insanların dini tercihlerini daha açık yansıtan siyasi partileri de görmemiz mümkün olabilir.1970 li yıllarda ülkede komünizm tehlikesi gerekçe gösterilerek bu ideolojiye inananların partileşmesi yasaklanmıştı yıllar sonra Türkiye Komünist Partisi seçimlere girebiliyor ama bu kez de kendisini tercih edecek partili bulamıyor.Benzer şekilde seksenli yıllarda İslami isimli ve programlı İslami bir parti Müslümanlar için siyasi mücadelede olması gereken net tavrın göstergesiydi bu gün ise ülke Müslümanları artık devletin/merkezin resmi partilerini kendileri için yeterli gördüklerinden “İslam” ismi üzerinde taşıyan partilere teveccüh kalkmayacağı için yaşanan yeni süreçte bu tür partilerin açılmasında bir sakıncada olmayabilir.Bir toplumun talepleri ve hedefleri ne kadar küçülürse rejimler açısından o kadar makbul görülür.
Liberalizm/demokrasi rüzgarı Avrupa’dakine benzer oluşumları da/siyasal tarifleri beraberinde getirdiğinden eskinin laik jakoben CHP’liler artık kendilerini sosyal demokrat şeklinde tarif ederek altı oklarını terk edecekler, İslamcı olduğunu iddia edenler içinde “Müslüman demokrat” tanımı uygun düşecek içeriğini kavrayamadıkları seküler bir tuzağın içine çekilecek İslamcılar bu yeni kavramdan hareketle kendisine siyasette yer bulacak gibi görünüyor.

Bir tespit yapalım!
Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruluş felsefesi iki binli yılların başına kadar değişmez kabul edilirdi yazının başında da belirttiğimiz gibi altı okun kutsallığı ve dokunulmazlığı devlet denilen aygıtın özünü de yansıtmaktaydı partiler STK’lar kurulur/kapatılır bu öze/merkeze yakın ve uzak olanlar diye tasnif edilirdi.Rejimin merkezden kastı Laik,Demokratik,Milliyetçi,Ulus Devlet eksenli, devlet korumacı iskelet üzere idi. Milletin bu merkezi benimsemesi hatta savunucu olması beklenilenirdi.
Bizim ülkemizdeki yönetimlerin benzer versiyonları İslam coğrafyasında mevcut. Yönetim tarzları farklı olmakla birlikte ortak paydada mantıkları aynıydı ülkenin silahlı gücünü arkasına alarak iç ve dış çıkar ve menfaat gruplarına halkın/ülkenin kaynaklarını peşkeş çekmekti.
Ezilen toplumların bütün dirençlerine karşı İslam coğrafyasının her köşesinde seçilmiş elitler batının çıkarlarına hizmet etmek adına kendi insanını, rejimine düşman kabul ederek baskı ve sindirmeyle hükümranlıklarını sürdürdüler. Gelinen süreçler gösterdi ki bu topluluklar“Müslüman halklar” zalim diktalar açısında da,batının çıkarları açısından da hep tehdit unsuru oldu/görüldü. Artık öyle bir model ortaya koyulmalıydı ki toplumlar, rejimleriyle “barıştırılmalıydı”. Böylece hem miadını doldurmuş sistemlerin ömrü uzayacak hem de küresel yapılar açısından da tehlike arz etmeyecek tarzda değişimi kabul eden toplumlar bu sürece/rejime destek de verebilecek.Ülkemize baktığımızda bu projelerin ne kadar başarıyla uygulandığını görebiliyoruz.

Bir tespit yapalım!
Ülkemizde kendini Islama nispet eden camiaları bu gün üç kısma ayırabiliriz
Birinci kısımda olan İslami camialar yeni sürecin taraftarı,koruyucu ve hamisi durumundalar.Yıllardır baskı altında kalmanın vermiş olduğu hınç ile Kemalist ulusalcı yapının tasfiyesinde aktif şekilde rol alıp bundan sonrada savunucusu olmayı görev bilenler. Bunlar merkez cemaatler dediğimiz geleneksel Sünni yapılardır.
İkinci kısımda olan İslami camialar bu yeni süreçle birlikte geçmişten itibaren ortaya koydukları çalışmaların/kazanımların bu yeni dönemde daha da artacağına ve kendilerinin İslami mücadelelerine zemin oluşturacağına olan inanç sebebiyle sistemi korumayı değil,süreci kendi lehine kullanmayı öne çıkartarak hayır üreteceği düşüncesiyle kerhen desteklemektedir. Hala kafası karışık olan bu Müslümanlar demokratik sürecin her daim seçimlerden müteşekkil olduğunun farkında olduklarından referanduma verdikleri bu destekten sonra ucu açık seçim sisteminin neresine kadar destek olacakları ikilemini atamadılar iki arada bir derede kalmış durumdalar..
Üçüncü kısımda olan Müslümanlar ise, görece yapılan değişimlerin rejimin asli duruşunu değiştirmediğini yapılan tadilatların ona meşruiyet kazandırmayacağını bundan hareketle de yıllardır sürdürdükleri tevhidi duruşlarını koruyarak sistemin tuzaklarına düşmeyeceklerini vurgulayanlardır.Bunlara göre gidenin batı kuklası zalim olması gelecek olan siyasi ergi meşru hale getirmemektedir.Küresel anlamda ülke siyasetinin belirleyicileri eskiyi götürdüler ve yeniyi takdim ettiler, düşüncesindeler.
Batı, her dönem kendi çıkarlarını önceller geçmişte baskı ve zulmü kendi emellerini gerçekleştirmek adına toplumlara/Müslüman halklara lider/önder dayatanlar şimdide kurtarıcı rolüne bürünerek özgürlük ve demokrasi adına daha önce atadıkları memurlarını bir bir tasfiye etmeye koyuldular.Bizim ülkemiz ise bu değişim süreçlerinde merkez/model konumundaydı.AKP iktidarı ülke insanına sevdirildi aynı zamanda İslam dünyasına da benimsetilerek Orta doğuda yaşanan kalkışmalara da örneklik/model teşkil ettirildi. Ülkemizde bu dönemi planlayanlar tamda istedikleri sonucu almış olmalılar ki AKP iktidarı sekiz yıllık dönemini bitirerek toplumsal güven tazeleme yöntemi olan genel seçime toplumun yarısının desteğini alarak açık ara önde giriyor.

Bir tespit yapalım !
Ülkemizde son on yıldır küresel destekli Liberal değişim süreciyle birlikte devletin merkez tanımı asli duruşunu korumakla beraber Laiklik ilkesinin seküler kısmı,milliyetçilik ilkesinin kafatasçılığa varan uç kısımları tesviye edilerek daha masum/kabul edilebilir bir hale getirildi.Son yıllarda İrtica yaygaraları kopmuyorsa ve Kürt hareketi daha pervasız görünebiliyorsa, İslami görüntülü yapılar devlet organlarına rahat nüfuz ediyorlarsa işte değişen bu merkez olgusu sayesindedir.Yeni merkezin kutsal kavramlarının yanlarına Muhafazakar- mukaddesatçı kavramları yeni “ilkeler” olarak yerleştirildi rejimin kırmızı çizgileri/kitabı güncellendi diğer bir tabirle şu an ılımlı İslam kavramı merkezin “özgül ağılığını” oluşturuyor diyebiliriz. Şimdilerde partiler, sivil toplum kuruluşları, cemaatler vs. bu yeni merkez etrafında şekillendiğinden bir çok eski klik bu yeni düzene ayak uydurmaya çalışıyor. Düzene karşı koyan yapılar ya değişime zorlanıyor değişmeyenler ise CHP’deki gibi bir kasetle alaşağı ediliyor yönetimi yeniden şekillendiriliyor yada MHP deki gibi şantajlarla kirli çamaşırları ayyuka çıkartılarak hizaya sokulmaya çalışılıyor.Bütün bu olup bitenlerin adı demokratik değişim süreci.
Bu değişim olgusunun ahlakı da yok, izanı da.
Görülen o ki Orta Doğuda değişime zorlanan veya değiştirilen yönetimlerin Mısır,Tunus,Libya,Suriye gibi ülkelerin arkasındaki el ne ise AKP yi getiren CHP ve MHP yi dönüştürmeye çalışan elde odur.


Bir tespit yapalım!
Kuşatıcı cahiliye/Liberal-Demokrat sisteminin yukarda değindiğimiz gibi geleneksel İslam’la buluşturulması ülke insanının devlet aygıtına olan güven ve bağlılığını da artırdı zaten istenilen tam olarak ta buydu, bu sonuçtan memnun olan kesimler politik/siyasi dile daha bir aşina olmaya başladılar ulusalcı Kemalist kesimin tasfiyesi büyük bir memnuniyet vermiş olmalı ki artık eski düzene dönülmemesi adına “yaşasın yeni dönem” olmuştur. Ülkemizde geleneksel Sünni inanç biçiminin İslami talepleri ile bu düzeni revize ettikleri ortakları Liberallerle ortak paydaları/çıkarları çatışmaz.Sünni geleneksel din algısının siyasi/tevhidi bir duruşu/talebi olmadığında bu iki kesim rahatlıkla homojenleşebilmiştir.Eski dönemin kirli çamaşırları bir bir ortaya dökülürken o günlerin özlemini çekecek olan ise sadece bir avuç tuzu kuru azınlıktır.Müslümanlarda bu yeni döneme çok çabuk adapte oldular iktidarın imkanlarını yada bu iktidarla birlikte elde edilen kazanımları kullanmak/korumak adına iktidara destek vermek meşru bir hal aldı sistem içi politikaya/siyasete bulaşmanın riskleri göz ardı edilerek AKP öncülüğündeki küresel yönlendirmeli değişime bir vesile taraf olunmuş durumda.

Bir tespit ve özeleştiri yapalım!
Nedir bu bütün değişimlerin arka planında olan
Ülkemiz yaklaşık yüz yıldır bir çok değişimi ve dönüşümü yaşadı bütün bu hareketliliğin iç ve dış dinamikleri vardır mutlaka. İki binli yıllara geldiğimizde oluşan değişimlerin iç yüzünü anlamlandırabilmek gerçekten kolay değildi.
Bu günkü değişimleri Türkiyeli Müslümanların doğru anlamakta/okumakta maalesef geç kaldıklarını ve yaşanan olayların da çok gerisinde olduklarını düşünüyorum.
Değişim tabiat kanunudur buna karşı direnmek çok anlamlı da olmaz önemli olan değişim ve dönüşümün ferdi ve toplumsal düzeyde olanına karşı hangi iradenin öne çıktığı önem arz ediyor.İslam, değişimi kendine göre tanımlar bu günkü liberal değişim sürecinin ise doğası itibariyle kendi tarifleri/kavramları vardır.Ülkemizdeki değişimin asli unsuru iç ve dış destekli liberallerdir,geleneksel İslami yapılar ise lojistik destek sunmaktadır.İslam’ın bireyi ve toplumu dönüştürmesinin bir amacı olduğu gibi karşı koyulamaz ölçekte kabul görmüş popüler tarifiyle “demokratik değişim sürecinin de” bir amacı vardır.
Bu gün ülkemizde yaşanan değişim süreci hiçte masum değildir.En büyük açmazımız ise İslam’ın bizlere öğütlediği değişimle insanımıza empoze edilen değişim arasında hedefler bağlamında farklılıkların ne olduğu/olması gerektiği meselesidir.
Bu gün yaşanan değişim süreci ne getirdi sorusunun karşılığı;İnsanların İslam’i hassasiyetlerini gevşeten,inancının dokusunu bozan en nihayetinde dini olandan uzaklaştıran bir değişim olgusu mevcuttur.Bu süreç planlandığı üzere devam ettirildiğinde amaçlanan nihai hedefine ulaşmış olacak. O vakit dinin, her kesim için hiçbir bağlayıcılığının olmadığı geleneksel olana dahi tahammül edilemediği bir yaşam tarzı zuhur edebilecektir.
Bu değişim sadece İslami alanlarla ilgilide değildir dayatılan modern yaşam biçiminin felsefesi, dinin hayattan uzaklaştırılması üzerine bina edilmiş olduğundan iğdiş etmediği/etmeyeceği alan yok gibidir. Çünkü modernizmin “mutlak doğru” kavramına tahammülü yoktur.
İslam’ın ise mutlak doğruları ve değişmez nasları mevcuttur.”.. İslam bakış açısına göre din/İslam,insanın her zaman değişen ve kusurlu tabiatına uygun olması için ıslah edilemez,vahyin prensiplerine uygun yaşaması için asıl ıslahı gereken insandır.Eşyanın tabiatına uygun olarak,Allah’ın insana değil,insanın Allah’a uyması gerekir…”S.H.Nasr’ın bu cümlesi çok önemli. Öyle anlar yaşıyoruz ki ezilmişlik psikolojisi içerisinde sapla saman birbirine karışmış istikamet bunalımı hasıl olmuş durumda. Başka bir dünya kurma hayalimizi bile yok etmişler. Peki, hayal bile etmeden içinde bulunduğumuz durumdan nasıl düşünsel bir hicret yapabiliriz ki. Hakikat o dur ki öz güvenini kaybetmiş/kaybettirilmiş kadim bir medeniyetten ve kendi inancından utandırılmış bir milletten başka bir şey yoktur ortada.
İslam, asırlara mal olmuş bir medeniyettir ve modernizme de - restorasyona da ihtiyacı yoktur. Buna rağmen çağın kavramlarına karşı aşırı bir iyimserlik/çaresizlik söz konusu.
Modernite tartışmacı değil uzlaşmacıdır ne yapıp eder ve sizi kendi kavramlarıyla buluşturur.Maalesef ülkemizde dahil olmak üzere yukarda da belirttiğim gibi Müslüman camialar süreci anlamakta düşünsel fakirlik yaşıyorlar.
İslam dünyasının entelektüel Müslümanlarının/alimlerinin bütün bu yaşananlara karşı zihin olarak ta,alt yapı olarak ta yeterli/donanımlı olmadıkları kanaatindeyim.

Bir tespit yapalım
Bu gün ülkemizde kendilerini İslama nispet eden cemaatlerin genel itibariyle beklentileri karşılandı. Laik teröristlerin yıllardır uyguladıkları baskı nedeniyle Müslümanların/İman edenlerin inandığı dini gereği gibi yaşama sorunu halledilmiş görünüyor. Gelenek üzere oluşmuş din anlayışının devletten talepleri sınırlı,istekleri kabul edilebilirdir her zaman.Ülkemizdeki geleneksel İslam algısı ile Liberal düşüncenin özgürlükler bağlamındaki mevcut statükoya karşı giriştikleri mücadelede omuz omuza duruşları yadırganmamalı çünkü geleneksel İslam algısı her daim devlet eksenli ve uzlaşmaya dönük yüzüyle sistemi dönüştürmeye değil ıslah etmeye taliptir Liberal değişim sürecide devlet aygıtını yeni dönemde ıslah! etmeyi öncelediğinden her iki kesim arasında uyumluluk olması normal bir sonuçtur.Bir kesim uzun zamandır hasretini çektiği inancını dışa vurarak özgürlüğün! tadını çıkarırken diğer kesim ise daha büyük projelerini “siyasal ve ekonomik” hayata geçirme fırsatını yakalamanın keyfini sürüyor.Bu oyunda belirleyici olan küresel güçlerdir geleneksel Müslüman halk ise lojistik destek olarak önemli bir ortaktır. Şimdi beklentileri karşılanan cemaatler enerjilerini bu yeni dönemde tüketiyorlar kermesler,paneller,dernek faaliyetleri,konferanslar basın yayın yoluyla inandıkları değerlerin paylaşılması haz veriyor bu kesime. Bu enerji uzun soluklu bir amaca yönelik olmadığı için zamanla tükenecektir. Büyük oranda geçmişte tatmin olamayan duygularla önceden bastırılmış/sindirilmiş dindarlık dışa vuruluyor.Öteden beri geleneksel İslam’ın omurgasını oluşturan tema maalesef “şekildir” Kuran/vahiy eksenli bakış açısı olmadığından kendini şekille,ritüellerle ortaya koymak durumunda kalmıştır çağlar boyu….
Şu an bu cemaatlerin gayretli ve enerjik duruşlarını görünce seksenli yılların ortalarından doksanlı yılların sonuna kadar varlığını sürdüren“tevhidi/radikal” tabir edilen Müslümanların o günkü koşturmacalarını görür gibiyim.
Allah rızası adına her türlü fedakarlığı yapmaya programlanmış çöl ortasında pusulasız dolaşan seyyah misali karşısına çıkan her insana bir şeyler vermek/almak için gayret eden, yanlış yollara sapan, yanlış insanlarla uğraşan ve bu arada enerjisini de tüketen camiaları..

Bir tespit yapalım!
Vahy insanın hayatına ölçü/Hududullah getiriyor yeni süreçle oluşturulan din olgusunda ise insanın iç dünyası fakirleştirildiğinden dışa vurumu ise alabildiğine bilinen/süregelen/adet üzere olan dindarlık şeklinde tezahür ediyor.Bu enerjinin/dindarlığın altı boş olması hasebiyle bir zaman sonra bu geleneksel cemaatlerin müntesipleri içinde ameller anlamını yitirecektir.Bu dönemler yaşanacak ne kadar sürer bilinmez ama yol azığı vahiyden kopuk olan gelenek üzere olan insanların uzun soluklu yürümeleri mümkün görünmüyor. Öyle ki şekil olarak kendini resm eden yeni tür dindarlıkta zamanla tarih olacak ardından gelen sonraki kuşak kendilerine bırakılan bozuk/geleneksel mirasa dahi sahip çıkmayacaktır.
Buna rağmen gelecekten umutlu olan insanlarda çıkmıyor değil o durumda şu soruyu sormak gerek;gelecek dediğiniz yarınlardır yarını yaşayacak olanlar ise gençler ve çocuklardır gelecekten umut taşıyanlar kendi çocuklarına bakarak nasıl İslami/adil bir geleceğin olacağını görebilirler. Tabi çocuklarında o umudu görebiliyorlarsa sorun yok. Göremiyorlarsa üç maymunu oynamak sadece İnsanın kendisini kandırmasıdır.
İslamı Laiklik kalıbı içinde tarif eden yeni süreçle birlikte inançlar tamda laiklerin istediği kıvama getirilip kul ile Allah arsına sıkıştırıldığında, evet işte o zaman insan gönüllü bir şekilde bilerek yada bilmeyerek laik birey olacak. Bu andan itibaren bir konuyu irdelerken İslam’ın o konuya ne cevap verdiği değil evrensel değerlerin,çağın gerekliliklerinin ne dediği daha bir bağlayıcı olacak. Şimdi olduğu gibi…
Bu günün geleneksel/radikal Müslüman’ı hassasiyetini yitirir oldu.Yahudi mallarını boykot eden duruş kayboldu. şimdilerde insanların marka/moda sevgisi had safhada. Yurt dışından geldiği bilinen bir çikolatayı yemeden önce domuz yağı katkısı var mıdır? sorgulaması yapılmadan rahatlıkla tüketilebiliyorsa Mc Donald türü yerlere gidilerek vakit geçirilebiliyorsa bir yerlerde hassasiyetlerin hastalıklı olduğu vakidir. Kapitalizmi bilmeden de ona karşı direnmek maalesef imkansız zaten yaşanan bu süreçler insanımızın cahilliği/şuursuzluğu sebebiyle değimlidir. Her alanda şuursuzluk mevcut…
Dikkat edin bu gün artık özellikle vakit ayırıp namaz kılmıyor,bir çok insan vakit bulunca kılıyor. Ne acı değil mi?
Bu günün Müslüman’ı bu, peki dünün Müslüman’ı nasıldı O zamanın Müslüman’ının hassasiyetleri vardı toplumsal bir değişim ve dönüşümün tarafıydı ama o zamanlarda her değişimin tarafı olmaz ve onaylamazdı çünkü anlayabildiği/keşfettiği kadarıyla da olsa İslam’dan onay aldığına inandığı bir sürecin tarafı/taraftarı olurdu değişimin her daim riskler içerdiği bir çok zaman çürüme, erime, pasifize, olma asimilasyona kurban gitme tehlikesini göz ardı etmezdi halada bu hassasiyetini koruyan/korumaya çalışan Müslümanlar var.
Allah ayaklarına sabır döksün.
Bütün bu süreçlerin yaşanmasında ki en büyük zaaf/eksiklik modernizmin etkisine köklü eleştiri getirebilme noktasında her dönem yaşanan çaresizliktir..

Bir tespit yapalım!
Ülkemizde yaşanan AKP eksenli değişim sürecini doğru okuyamamak her kesim açısından büyük eksiklik.Dünya değişimi yaşıyor Ortadoğu şekilleniyor ne yazık ki İslam dünyası ve ülkemizin Müslüman aydınları da dahil bütün bu olup bitenlere karşı köklü bir bakış açısı geliştiremiyor, cevap üretemiyorlar. Bu gün Müslümanların liberal kapitalist sistemi tarifte de, eleştiride de eksik/yetersiz kaldıkları bir gerçek. Bütün bu çaresizliğin temelinde kendi Müslüman alimlerini/aydınlarını yetiştirmekte aciz kalınmışlık vardır. Geçmişin Müslüman öncülleri kendilerinde olan bilgi ve birikimi gelecek kuşaklara taşıyamadı/taşımadı, düşüncede mektepleşemedi bir sistematiğe oturtamadı.
Sonuçta da Küresel anlamda bu değişimler yıllar öncesinden okunamadı, tehlikelerine karşı refleks geliştirilemedi savunmasız kalan ümmet kendi yol haritasını fark edebildiği ölçüde çizmeye çalışıyor ki bu günlerde tamda bu kaosu yaşıyoruz maalesef.
Batının değer yargılarının gündemleştirilmesi ve bu değerlerden yola çıkarak Müslümanların kendilerini ifade etmeye çalışmaları şaşırmışlığımızın da göstergesi. Son onbeş yıl içerinde ülke insanı yoğun bir değişime odaklandı. Bu değişim akideleri etkiledi anlayışlar değişti ama ısrarla birileri Müslümanca yaşadığı iddiasını dillendirebiliyor. Bireyler artık dünyaya Müslüman bir gözle bakmadığının ne kadar farkında o belli değil.Evet dil ikrar ediyor “ben Müslüman’ım” diye ama iman ile amel arasındaki makas her geçen gün artarak devam ediyor. Haramların işlenmesinin kolaylaşması/kolaylaştırılması insani,ticari ve ailevi tüm ilişkilerimize yansıyor.
Demem o ki İslam coğrafyasının her durağında hangi ülkeyi ele alırsanız alın İslam algı biçimleri sakat ve zaaflarla dolu.
Gelecek İslam’ın değilse elbette karanlığındır. Bu inançla İslam’ı, sahip olduğumuz dünyevi değerlerle buluşturduğumuzda mütekamil bir insan/topluluk olma sevdamız da öz itibariyle kötü değildi fakat zamanla dünyevi değerler dediğim zenginlik,makam,mevki,eş,unvan vs. ile buluşuldu ama hayal edilen İslam algısı bireylerin hayatlarının bir parçası olamadı. İyi bir öğretmen,doktor,memur,işçi vs. olundu ama sahip olunan şeylerin cazibelerine,aldatıcılıklarına karşı imani bir duruş geliştiremediğinden Müslüman olduğunu iddia eden bireyler alt etmeye çalıştığı “ötekilere” benzedi sonunda.
Müslümanların bu gün bu yozlaştırıcı sistemi doğru okumaları/sorgulamaları şart, aksi halde geleneksel yapıların tatmin aracı olan kermeslerle,hayır kurumlarıyla,vaazlarla oyalanmasına benzer alanlara kayarlar. Bu da hem vakit kaybı, hem de kan kaybı,hem de ahireti kaybetmektir..
Kermes adı altında hayra davet kampanyaları bile bu gün karşılıksız değil Allah rızasını düşünen nefis, almadan verir bu gün kermeslerde tabir caizde rüşvetle yardım
yaptırılıyor. -Bir gözleme bir lira- karşılığını almadan bir çok insan yardımda dahi bulunmuyor ve bu ironi artık kanıksandı.
Bu tür bu eleştirileri getirdiğimizde iç sıkıcılık/karamsarlık açığa çıkıyor bir çok insan rahatsız da olabiliyor ama karamsar olmakla beraber umutsuz olmak aynı şey değil umut yitirmemek gerek umutlar ve hayaller olmalı ki bizleri yarına taşısın hayallerimizin “yapılabilir” olanları ise ideal olur ve buna ulaşmak isteyen insan da idealist bir insandır.



Bir tespit yapalım!
Bu gün ülkede yaşanan insana hizmet odaklı değişim sürecini kimse inkar edemez on yıl öncesiyle kıyaslandığında devlet imkanlarının topluma hizmet olarak yansıdığı bir gerçektir. Bu yeni dönemde Liberal devlet anlayışı insanı merkeze aldı ona saygı duydu ve hep memnun etmeye çalıştı. Ülkede insanların hizmetine sunulan oto yollar,uçaklar,hızlı trenler sağlık hizmetleri vs. hep bu yeni Liberal devlet anlayışının getirdiği sonuçtur. Şöyle bir soru gelebilir,bütün bunların nesi kötü? Bütün bu hizmetlerin hiç biri kötü değil olması gerekenlerdir ve çokta güzeldir. Bütün bu saydığımız imkanlardan pay alanlarda batılılardır hepsini yine onlar bu ülkeye ihraç etmiş ve para kazanmışlardır bu alış verişten herkes memnundur.Daha önce sanal düşmanlar oluşturarak tehdit algısı gereği silah satıp para kazananlar süreci bu kez de böyle yönetiyorlar. Bu yeni yöntem bir çok açıdan Kapitalist batı için daha makul ve uzun vadede daha kazançlı.
Toplumun refah seviyesi yükseldiğinde insanların devlet açısından tehdit olabilmesinin önüne geçilecek hem de dünyevileşmenin hazzını tadan insanın dini değerlerinin asimile olabilmesi hızlandırılacaktır. Bu gün hali hazırda iki hali de yaşamaktayız.
Bu ideolojinin/Liberalizmin sermayesi insandır kelimeyi tersinden okuyalım insan sermayedir. Bütün olup bitenlerin temelinde insanı sermaye olarak kullanmak ve ranta çevirmek vardır. Dönem İnsandan para kazanma dönemidir.Ülkenin kaynakları eski dönemde belli ailelerin elinde ve sınırlı sayıda insana akarken bu akışın yeni türedi zenginler var edilerek onlara akması sağlandı. Kadının hayatın her alanına nüfuz etmesiyle birlikte artık yeni nesil/çiftler ekonomik anlamda memnuniyet verici koşullara kavuşturuldu önceleri imrenerek baktığı her şeyi elde edebilme, sahip olma şansına kavuşturuldu. Eski sistemlerde silah tüccarları savaşlarla elde ettiği kazancı başka türlü devşirmenin hesaplarını yaparak insanlığı/insanları artık yaşatarak ve onları zenginleştirerek dünyevi hazları tatmasını sağlayarak bir taşla iki kuş vurma derdindeler.

Son bir tespit yapalım!
Kur’an bir kültürün içinde var oldu o andan itibaren; bu kültürden bazı unsurları benimsedi 2/178-2/233,bir kısmını ıslah etti33/6,bir kısmını ise reddetti/kaldırdı 4/51-ayetler çoğaltılabilir-.Hz. Peygamberin müşriklerle mücadeleye başladığı ilk nokta tevhid inancına karşı uydurulup geliştirilen putperestlik geleneği olmuştur.O gün gündemde olan ve toplumu her açıdan şekillendiren anlayış kadim şirk geleneğiydi.Müşrikler ”…biz babalarımızı bu din üzerinde bulduk..,43/22 diyorlardı. Peygamber 23 yıllık risalet döneminde “oku” ayetiyle başlayan ve Bugün size dîninizi ikmâl ettim; üzerinize olan nîmetimi tamamladım ve sizin için dîn olarak İslâm'ı seçtim…” Mâide/3 ayetiyle nihayetlenen risalet sürecinde Kur’anın ortaya koyduğu İlahi sünneti icra etti.Çünkü bu dinin sahibi Allah’tı. Peygamberin sünneti dediğimiz bu süreç yirmi üç yıl içerisinde tedrici bir şekilde bireyden cemaate, oradan da devlete giden yolun pratiğidir. Bu dönemde müşrik geleneği/sünneti ortadan kaldırırken,peygamberi sünneti ise ikame etmeye çalışıyordu. İkame edilmeye çalışılan sünnet ise İbrahimi gelenek olan “…sizi,sizden evvelkilerin sünnetine iletmek ister..4/26 beyanıyla “maruf” olana davetten başka bir şey değildi.Böylece Kur’an iki olguyu öne çıkarıyordu biri uyulması, devam ettirilmesi gereken peygamberi sünnet 6/90, diğeri ise terk edilmesi ve değiştirilmesi gereken 2/170 ataların baskın geleneği/sünnetiydi.
Kur’an muhatabını hayat veren mesajlara çağırır 8/24 aslında vahiy hayat veren mesajdır.Hayata anlam katmaktır tek amacı. Yaratan Rabbinin adıyla hayatı okuyabilme 96/1 ahlakı/düşüncesi oluşturabilmektir.Peygamber kırk yaşına kadar yaşadığı hayatı bir türlü anlamlandırmış/okumuş kendince çözümler bulmuştu ve bu haliyle “emin” sıfatını kazanmıştı. Ama yaratıcı Muhammed’in (as.) iyi olmasını yeterli görmeyerek mutlak iyiye doğru bir istikamete yöneltti. İyi -kötü,hayır-şer,helal-haram,Mümin-Kafir vs. ölçüleriyle tanıştırdı.Kitabın ilk indiği dönemlerde meşhur olan siyasi,iktisadi ve toplumsal hukuk ne ise o uygulanmak zorunda idi çünkü o “anın” doğrusuydu. Ama Kur’an birilerinin çıkarına ve bir çoklarının mahvına sebep olan bu gidişi ilk önce “görmemizi” istedi. “..gördün mü bir kulu engelleyeni..96/10-11-13 Allah hayata dair sorumluluk yüklüyor insana ve insanın ilk vazifesi olup biteni görebilme,sorgulayabilme sorumluluğudur. Bu erdemlerden nasibini alan insan için etrafında olup bitenler daha bir anlam kazanacaktır.Bu hal üzere olan bitmez tükenmez bir mükafata talip olmaktır 68/3 Kur’an uyarılarına devem eder “..yakında sende göreceksin onlarda görecek.68/5.
O zaman şu anlatılan insanlar ve eylemleri “artık” kötüdür.
Kimin için kötüdür? Allah için. Evet! Kalem suresinde beyan olunan 8-16 ayetleri Peygambere ne için görevlendirildiğinin hayata anlam katmanın ne olduğunun/olması gerektiğinin ip uçlarını vermektedir bize… Peygamber bizlere yirmi üç yıl boyunca Kur’an nasıl hayata indirgenir/yaşanır örnekliğini göstermiş ne yazık ki daha sonraları ortaya konulan kaymalar, savrulmalar insanı/toplumu ana kaynaktan çok uzaklara savurmuştur. Maalesef bütün yaşanmışlıklar bizim geleneğimiz/gerçekliğimizdir.

Sonuç!
Gelenek mirastır ve bir vakadır olumlu ve olumsuz yönleri var olmakla birlikte gelenek yaşamın ta kendisidir tarihsel gerçekliktir. İslam/Din, ideal olanı yitirdiği ve gelenek haline gelmeye başladığı andan itibaren anlamın yerini söz,içtenliğin yerini şekil alır dinin müntesipleri zamanla tahkiki imandan taklidi imana yönelir aslında değişen din olgusu değil insanın kendisidir.Hızla değişiyoruz “ruz” diyorum amacım birilerini merkeze oturtarak birilerini temize çıkarmak değil. İnsanın Allaha karşı sorumluluğu azalırsa eşyaya karşı ilgisi artar en büyük sorumluluğumuz herkese,her şeye meydan okumak değil,kendimizden başlayarak zihinsel bir inşaya ulaşmaktır. Modern hayat kula kul olmayı zorunlu kılar insan vahiyden uzaklaştıkça yolunu da kaybedecektir.” O halde nereye gidiyorsun”81/5. Allah gidişin nereye olması gerektiğine vurgu yaparak kendisine çağırıyor” Allaha koşun”51/50. Vahyi hayatını merkezine koyanlar yanlışta yapsalar Allah yollarını açacaktır yürümek bir gayretin içinde olmak var olmanın göstergesidir. Zaten yürüdükçe “anlar ve anlaşılırsınız.”
Bu gün dayatılan vahiysiz ve delilsiz dindarlık sahte kutsallar icat eder ve kendi ruhsuzluğunu böyle maskeler. İman sahibine her daim yarar getirmez, sahibini kötü vehimlere de bulaştırır.Allahın boyası ile boyanmak gerçek amaç olmalı 2/138.
Müslüman olmakta başka renklere tenezzül etmemektir yeter ki bu çaba içinde olunsun.
Allah kulunun tükendiği yerde onun imdadına yetişecektir.

Her şeyin en doğrusunu bilen yalnızca Allah’tır.

TARİH : 02-07-2011 -- 11:54:24 tarihinde yusa ademoğlu tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : bursa
sayfanızı beyendim güzel bir site devam etmesi dileyi ile ....
TARİH : 14-05-2011 -- 13:35:34 tarihinde CENGİZ SARSMAZELSOY tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : antalya
Hepimizin çok iyi bildiği gibi, bugün tağuti düzenin okullarında çocuklar her sabah Putun ve tağuti rejimin simgesi Bayrağın karşısında sıraya geçerek ant içerler. Ant ismi konularak söylenen bu sözlerin içerisinde şirk, küfür cümlelerde bulunduğu malumdur.
İslam'da And-Yemin sadece Allah adına yapılır. Yemin sâdece Allah adına yapılır.
Babalarınıza, annelerinize ve putlara yemin etmeyiniz. Allah’tan başkasına yemin etmeyin, Allah’a da ancak yemininizde doğru olduğunuz zaman yemin ediniz.” (Ebû Dâvud, Eyman ve’n-Nuzur: 5)
Kim yemin edecekse Allah'a yemin etsin veya sussun”(Buhari, Eyman 3).
Kim Allah'tan başkasına yemin ederse kafir ve ya müşrik olur"(Tirmizi)
Rasulullah(s.a.v.) hasta iken oturarak namaz kıldığında sahabe(r.anhum) un oturmadığını görünce onları bundan nehy etmiş ve şöyle demiştir:
‘Az önce nerdeyse Bizans ve İranlıların yaptığını yapacaktınız. Kralları otururken onlar ayakta dururlar. Siz bunu yapmayın.’ (Muslim)
İmam Ahmed’in rivayetinde ise şöyle geçmektedir:
Acemin birbirlerine saygı göstermek amacıyla ayağa kalktığı gibi sizde ayağa kalkmayın.’ (Musned c.5 s.253-256)
Daha önce tevhid adı altında ve islam adı altında sitelerde yazı yazmakta idim.mevdudiden ve seyyid kutub gibi islami şahsiyetlerden alıntı yapan yoneticiler bazı itikadi ve ameli sakatlıklar gördüm.nedir bunlar?la sözcüğünü dilinden düşürmedikleri gibi okullara la demiyorlar,çocuklarını okutuyorlar,cumaya gidip devlet imamlarına la demiyorlar(cumaya gitmeyenleri fitnecilikle suçluyorlar,)sadece birazını almışlar birazınıda bırakmışlar.islam akidesinin.

Tevhid düşmanları İslam tarihi boyunca edindikleri tecrübeler doğrultusunda bu Din’i direk olarak etkisiz kılamayacaklarını görebilecek bir geçmişe sahiptirler. Bu nedenle en geçerli metod olarak İslam ve özellikle İslam’ın direği olan Tevhid’i kavramların içlerini boşaltmak sureti ile bu Din’e karşı sürdüre geldikleri savaşı günümüz hizmetkarları ile son hızla sürdürmektedirler
Demokrasi din’inin mabedi konumunda olan okullar’a çocukların teslim edilmesinde bir beis görmeyen bu zihniyet, geçmiş devirlerdeki gibi evlatlarını diri diri toprağa gömen zihniyete benzer bir düşünce ile ifsadını her yere yaymaya çalışıyor. Ancak bunu o kadar profesyonelce yapıyorlar ki, aslında bu davranışa onay vermediğini söyleyerek bir yandan da çocuklarını tağuti sistemin okullarına “onları küfürden beri” bir şekilde gönderdiklerini söyleyenlerin de masum olduklarını iddia ediyor.
Tağut’u reddeder bir şekilde görünecekler, muvahhidçilik oynayacaklar bir yandan da tağut’un sistemleri ile kol kola girerek günü kurtaracaklar. Tabi her şer odağı gibi bu zihniyetin odağı ve planlayıcıları olanlar, konuya cevaz verme noktasında insanların karşısına çeşitli argümanlarla çıkmak zorunda olduklarını bildiklerinden kendi söylevlerini de geliştirdiler.

TARİH : 08-05-2011 -- 22:24:23 tarihinde CENGİZ tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : ANTALYA
HAMD
Farz edin ki resmi bir daireden, bir makamdan bite¬cek bir işimiz var. Bir daire müdürüne sunacağımız bir maruzatı¬mız, yahut ondan bitecek bir işimiz var. Ne yaparız? Önce bu mü¬dürün yanına kadar gidilir ve övülür müdür. İşte sen bu makamın sahibisin, sen bu işin ehlisin diyerek methedilir. Sonra da halimizi, maruzatımızı ona arz ederiz. Benim durumum şudur, şöyle bir müşkilim var ve hu işin halli sendedir, bunu sen halledersin. Ne olur bu işime bir el atıp ta¬vas-sut ediversen, şuraya bir telefon ediversen, bir emir veriversen deriz.

Hamdimiz, övgümüz sana¬dır ya Rabbi! Sen buna lâyıksın! Sen bunun ehlisin! Senden başka hamde lâyık birini bilmiyoruz! Bu işin sahibi sensin! deriz. Sonra da kulluğumuz sanadır Allah’ım! Köleliğimiz sanadır! Sen¬den başkasına kulluk yapmayız! Senden başkasına minnet etme¬yiz! Senden başka¬sının önünde el açıp dilencilik yapmayız! Sen¬den başkasına halimizi arz etmeyiz! Senden başkasından bir şey beklemeyiz! dedikten sonra hemen müşkilimizi, maruzatımızı, ta¬lebimizi söyleriz. Allahım! Sen bu işin ehlisin, ne olur bize sırat-ı müstakimi gösteriver. Bize doğru yolu gösteriver! Bizi doğru yola iletiver! Bizi doğru yoldan ayırma! deriz.

Rabbimiz cevap olarak sinelerimize hitap edecektir.Kullarım! Gerçekten siz bu talebinizde ciddi mi¬siniz? Gerçekten benden ne istediğinizin farkında mısınız? Eğer sarhoş filan değilseniz, eğer aklınız başınızdaysa, eğer gerçekten benden ne is¬tediğinizin farkındaysanız, yâni sırat-ı müstakim tale¬binizde ciddi ise¬niz, öyleyse işte istediğiniz sırat-ı müstakim. İşte istediğiniz hidâyet diyecek ve hidayetle tanışmamız söz konusu olacaktır.Biz bir zaman delalette değilmiydik,hatırlayın o anı!nasıl hidayetle tanıştık?Ne yaptkta hidayetle tanışmamız söz konusu oldu.
Bu işin tam aksi boyutlarıda olacak tabi!İnsanlar uyuduğu müddetçe gafletleri ondan ayrılmayacakÖyle değil mi? Meselâ birine yol sorup da o yola koyulma¬yan insan, ya küstahtır, ya da ne dediğinin, ne istediğinin, ne sor¬duğunun farkında olmayan bir sarhoştur. Madem ki gitmeyecektin niye sordun? Sordun niye gitmiyorsun? Ama adam sarhoş. Aklı ba¬şında değil. Ne dediğinin, ne istediğinin farkında değil. Günde an az kırk defa namazlarında:
“(Ya Rabbi) Bizi doğru yola hidâyet eyle!.”diyor.
Diyor. Ya Rabbi! Ne olur bizi hidâyete ulaştır! Bize sırat-ı müsta¬ki¬mini göster! diyerek Allah’tan böyle bir talepte bulunurken, söy¬lediği bu cümlenin, okuduğu bu âyetin ne anlama geldiğini bilme¬diği için, o anda ne dediğinin, ne istediğinin farkında olmadığı için, tıpkı bir sarhoş gibi bu âyeti okuduğu için bu talebin cevabı olan Kur’an’la beraber olma gereği, Kur’an’la yol bulma gereği de duy¬ma¬maktadır.
Ve işte Fâtiha’daki bu talebine karşılık Rabbimizin gösterdiği hidâyet rehberi olan Kur’an’ı gece gündüz anlamaya çalışmayan her¬kes sarhoştur. Kitaptan habersiz yaşayan herkes Allah’a karşı büyük bir küstahlık içindedir. Elinde kendisi rehberliğinde bir hayat yaşaması gereken Kur’an olduğu halde o kitaptan habersiz yaşayanlar, kitaptan habersiz hayatına program yapanlar kesinlikle yolsuz yordamsızdırlar.
Hattâ melekler: “Ya Rabbi sen onları, onların kıymetini bilmeyen insanlara mı indiriyorsun?” Demiş¬lerdi de Cenâb-ı Hak: “Siz bilmezsiniz, ben bilirim!” İnsanlar onun kıyme¬tini bilecekler buyurmuştu. Gerçekten de tarih boyunca onun kıy¬metini bilenler bildiler. Kitabın kıymetini, Fâtiha’nın kıymetini bi¬len¬ler hiç bir zaman eksik olmamıştır. Onun anlaşılması, tebliği ve mu¬hafa-zası adına niceleri kendilerini feda ettiler. Kur’an adına bu üm¬metten nice başlar verildi. Nice canlar feda edildi. Onun anla¬şılması ve muhafazası adına niceleri başlarını verdi de başlarının gittiğinin farkına bile varmadılar.
Hiç bir kitaba nasip olmayan hıfz ancak bu kitaba nasip oldu. Yeryüzünde baştan sona ezbere bili¬nen hiç bir ki¬tap yoktur, ama yoklayın Müslümanlardan en az onda biri bu kitabın hafızıdır. Yeryüzü bu kitabın hafizlarıyla doludur.

Bir gün Ayşe annemizin yanında Yusuf (as) ve Mısır’daki ha¬yatından söz açılır. Mısır’daki saray sosyetesi kadınların Yu¬suf’un güzelliği karşısında dayanamayarak elma yerine ellerini doğra¬dıklarından söz edilir. Kadınlık duyguları galeyana gelen an¬nemiz der ki: “Ne yâni! Mısır’da üç beş kadın Yusuf’u görünce onun güzelliği karşısında hayrete kapılıp parmaklarını doğramış¬lar. Bu da büyük bir şey mi sanki? Halbuki benim sevgilim öyle güzel ki onu bir kere gö¬ren, benim sevgilimin cemalini bir kere seyreden nice binler vardır ki, onun yolunda başlarını vermişlerdir” Hattâ onun yüzünü bile görme¬dikleri halde ona inanmış nice binler vardır ki onun uğrunda boyunla¬rını verdiler de o başı verenlerin haberleri bile olmadı. Onun uğrunda nice canlar verildi de o canların sahipleri can verdiklerinin farkına bile varmadılar.
Hattâ işte şu anda ondan asırlarca sonra geldik¬leri halde, onun cemâlini bile görmedikleri halde, bir kere adını duyup ona gönül vermiş, onun dâvâsına iman etmiş niceleri onun uğruna kellerini ver¬meye devam etmektedirler. İşte Çeçenistan, Filistin, Bosna ve doğu¬suyla batısıyla tüm İslâm dünyası.Baş veriyorlar ancak çoğu işin şuuruna varmadan veriyorlar.İman esaslarını dikkate almamış toplumun direk silah mantığına girip ve cihad kavramını daraltıyorsa bu ümmetin büyük bir sorunu var demektir.
Tarih boyunca ve bugün bu kitabın, bu peygamberin kıymetini kavramları daralttıkları için bilememişler.. Bu kitabın sadece ezber¬lenmesi adına, bu kitabın muhafazası, hayata hâkimiyeti adına nice kelleler, nice canlar, nice ömürler, nice mesailer fedâ edilmiştir ancak nebevi hareket metodu dikkatlerden kaçtığı için ihtilaflar çoğalmıştır.








TARİH : 24-04-2011 -- 11:48:32 tarihinde CENGİZ SARSMAZELSOY tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : ANTALYA
Aktive derken ‘’şöyle eylem yapalım,böyle eylem yapalım’’diye bir aktivite söz konusu değil.İlk aktivitemiz okumak olacaktır,öğrenmek olacaktır.Bunu yaptıkmı?Ondan sonra yapacaklarımız zaten bellidir.Allah’ın dinini açık ve net bir şekilde tebliğ etmeye çalışacağız.İnsanlara anlatacağız,eğiteceğiz insanları,gücümüz oranında olacak,gücü az olan çevresindekilere,gücü çok olan devlet başkanın karşısına çıkacak ve anlatacak ve bunun sonuçlarına sabrederek,katlanarak,proveke olmadan,silaha el atmadan İslam devletini ulaşacak potansiyeli yakalamalıyız.Hiç bir müşrik öldürmeden,sabrederek,belli bir potansiyeli,belli bir eğitimi,belli bir birikimi taşıyan,sırtlamış,omuzlamış,kitleye ulaşmak söz konusu olmalıdır.
Bu kitleye ulaştığımız zaman devler kurulup kurulmaması konusunda İnsanlar seçim yapma sonucuna giderler.İnsanlar belli bir tarih döneminde,orman kanunların uygulandığı,barbarların revaçta olduğu,vicdanların çiğnendiği bir dönemde dahi İslami devlete ulaştı ise,bizim ona ulaşmamız daha kolay olacaktır.Karşımıza ‘’olmazlar’’ dikipte ‘’şu şöyle olu,bu böyle olur’’diyerek tanlışlara düşmememiz lazımdır ve bu yolda adım adım ilerlememiz lazım.

İnsanlar okumadığı için ne yapacaklarını bilmiyorlar.Ne yapacağını bilmeyen insan yanlış şeyler yapmaya devam eder ve Ahireti kazanma noktasında kayıplar içerisinde olur.Kumar oynayacaktır ama ne yapacağını bilen İnsan kazanma noktasına ulaşacaktır.Tek başına kalsa bile,kitlelere ulaşmasa bile.Doğruyu;doğru bir şekilde hayata geçirmişse bu uğurda ölse bile kazanmıştır.Allah yolunda yürüyen Peygamberler,tarihin bazı dönemlerinde öldürülmüşlerdir ancak imtihanı kazanmıştır.

TARİH : 23-04-2011 -- 20:05:15 tarihinde gazioglu nakliyat tarafından gönderildi...
WEB : http://www.gaziogluevdenevenakliyat.com
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
kürt turk hepimiz kardeşizzz ya bu kavga bu savaş neden ya allahınızı severseniz niye kardeşiz...
TARİH : 20-04-2011 -- 17:55:13 tarihinde gazioglu nakliyat tarafından gönderildi...
WEB : http://www.gaziogluevdenevenakliyat.com
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul kartal
İstanbul Evden Eve Nakliyat
1971 yılından bugüne evden eve nakliyat kriterlerini tamamen karşılamış olan sayılı firmalardan olmanın kıvancını duymaktayız. İstanbul Evden eve nakliyat hizmetinin önemini ve bu öneme bizim eklediğimiz önemi taşınırken hemen farkedeceksiniz.

Firmamız müşterilerine en iyi hizmeti, İstanbul evden eve nakliyede, depolamada, paketlemede, hızlı ve güvenilir bir şekilde üslendiği görevlerini başarı ile yerine getirerek, şirketimiz bu günlere gelmiş ve gene aynı tempo ve dikkatle çalışmalarına devam etmekte. İstanbul evden eve taşıma işinin sayılı profesyonel taşımacılarından olan firmamız İstanbul ev taşıma fiyatları hususunda da gereken duyarlılığı göstermektedir.

Eğitimli, uzman bir kadro ve donanımlı araç filomuz ile telefonlarınızı beklemekteyiz. Herşeyin bir tek alo kadar kolay olacağını, İstanbul ev taşımacılığı ne denli kolaylaştırdığımızı sadece bir telefon ile yaşayacaksınız.
Hizmet Verdiğimiz İlçeler
Adalar İstanbul Acıbadem Adapazarı evden eve nakliyat taşımacılıkAlibeyköy Altunizade Armutlu ArnavutköyBağdat Caddesi BahçeşehirBayrampaşa Bebek BeşiktaşBeykozBostancı ÇatalcaDudullu Esenkent Esentepe Evden Eve Nakliyat Fiyatıİlçe taşımalarıİstanbul NakliyatKaynarcaKurtköyKurtuluş LeventLibadiye MaltepeMaslakMecidiyeköy MerterOkmeydanıPendikSariyer Nakliyat Sinanoba Suadiye ŞileŞişliÜğurmumcuÜmraniyeYakacik Yenibosna istanbulZiverbey
www.gaziogluevdenevenakliyat.com
TARİH : 19-04-2011 -- 15:02:45 tarihinde cüneyt taşoğlu tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
KÜRT ÇOCUKLARI





Kürt çocuklarıdır onlar….

Ya sokak da mendil satarlar, ya da kırmızıda cam silerler,

Kafalarının üstü dümdüz olmuştur simit tepsisi taşımaktan,

Ya da elleri kartlaşmıştır daha küçücük yaşta,

Yani anlayın,…

Zor değil onları tanımak.

Genelde nedenini bilmeden tahammül edemediğimiz,

Ya da kafamızı sağa sola çevirerek hasiitir... dediğimiz,

Bazen yalandan kafasını okşadığımız,

Bazen de ‘‘al şunu bir daha gelme’’ dediğimiz,

Yani anlayın,

Anlayın yani…

Irkçılık yaptığımız çocuklardır,

Vicdani bir eylem yapmadığımızdır yani.



Kürt çocuklarıdır onlar…

Gözleri çapaklı

Burunları sümüklüdür,

Sarışın olanı bile esmerdir aslında

Anneleri akşamdan akşama görür onları,

Babaları zaten pek ilgilenmez,

Yapılırsa akşamdan yapılır sadece bakımları,

Yetişkin adam muamelesi görür top oynayacak yaşta,

Mecburdur eve iki ekmek parası getirmeye,

Ama çalarak ama kazanarak…



Kürt kızlarıdır onlar…

Hazırlardır 14 yaşında hemen evlenmeye,

Gittiğim yerde rahat ederim diye söylenmeye,

Bu yüzdendir onları kolayca kandırmak,

Nasılsa taşra hazırdır ya hemencecik aşka…



Kürt çocuklarıdır onlar…

Akdeniz ve Ege’nin mevsimlik köleleridir,

Bir mahalle gibi olur bulundukları çadır kent

Daha altına işemeyi yeni bırakmışken,

Kafalarında üzüm kasaları, sırtında patlıcan çuvalları taşır.

İyileri devamlı gider işe

En kıdemlisi elcilik yapar.



Kürt çocuklarıdır onlar…

Sayıları hızla artan

Ekmeğini her türlü çıkartan

Bir tavsiyem var gururlarını yıkmayın

İki sene ye büyüyorlar, karşınıza almayın.



CÜNEYT TAŞOĞLU




TARİH : 18-04-2011 -- 21:11:35 tarihinde CENGİZ SARSMAZELSOY tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : ANTALYA
ZULÜM

Halklar açlıktan kırılırken,mahrumiyet içersinde her türlü ağırlığı yaşarken,aslında bu liderler,yöneticiler,pislikleri doğrultusunda kendi işlerine gelecek şekilde yaparak,halklarını köle olarak kullanarak,kendi işlerini yürütmeye çalışıyorlar.İşte kendilerinin mallarının artmasını sağlayıp,halklarınıda soymaya çalışıyorlar.Halklarına ne olmuş,ne olmamış hiç umurunda değil,dün böyle idi,bugünde böyle.Bu durumun bugünkü yansıması nasıldır?Yine aynı mantıklar ortaya konuyor.Biz sizin dediğinizi yaparsak şu olur,bu olur diyorlar,yerimizden oluruz,vatanımızdan oluruz diyorlar,kendi kendilerine korku üretiyorlar.İslam'ı tanımadan yargılar oluşturuyorlar.

Halkı soymakla zengin olmak isteyen insanlar,böylesine mantık yürüten insanlar biliyorlarki;İslam gelirse halkı soyamıyacaklar,Allah'ın indirdikleri ile hükmedildiği zaman,halkı dolandırıp soyamıcaklar.Ne yapmaları lazım?İslam'a düşman olacaklar,dolayısıyla halklarına ''başınıza şu gelir,başınıza bu gelir'' diyerek korkutmaya çalışıyorlar.Meselenin gerçek boyutunu en güzel şekilde ortaya konacak olsa bile yinede kabullenmeyip,kabullenmenin önünede engel koyuyorlar.Dünya çapında bu insanlar o kadar örgütlenmiş ve güçlenmişlerki;Amerika’nın başkanını değiştirebilecek kadar etkiye sahip olmuşlar.

Mesela Clinton’u bir kadınla müthiş bir şekilde sıkıştırmışlardı.Turgut özal’a biri kurşun atıldı arkasına düşülmedi.Amerika’da kenedy öldürüldü arkasına düşülmedi.Kenedy nin öldürülme sebeblerden birisi ise;Amerikan merkez bankasının para basmasını istemişti ve Amerikan merkez bankasının para basma yetkisi yok ve para basma olayı bazı özel şirketlerde yapılıyor ordan dağıtılıyordu,nasıl bir mantık,nasıl bir bakış açısı.Kenedy;özel şirketler değilde’’merkez bankası bassın parayı’’ dedi ve hayatından oldu.Daha öncede Abraham nilcon aynı şeyi söylemişti oda vurulmuştu yanlış hatırlamıyorsam.

Daha önceden papa’yı Mehmet ali ağca’yı kullanarak vurmuşlardı.Bu olayların aslında çokta peşine düşülmedi.Mehmet ali ağca’nın papa’ ile ne işi olabilirdi?Ne alakası vardı?Durduk yerde niye öldürsün adamı?Adam Milliyetçi idi,giderdi Rus başkan’ını vururdu.Ortodoks liderini vururdu belki;gitti Katolik liderini vurdu.Bunlar gerçekten enterasan sorular.Onlar biliyorlardı kendilerine neden bunlar yapıldı ve mesajlar alındı tani bu şekilde uyarıldı,üztlerine düşeni yaptılar,yaşantılarına kaldığı yerden devam ettiler.Bunlar gerçek!

Şimdi bunlar bu derece güçlü bu bir vakıa,güçlerini gerekirse silah ile gerekirse darbelerle,gerekirse baskı ile yada Amerika’da örneğin bir seçim yapılmıştır,seçimde Bush değilde rakibi kazanmıştır.Florida’da seçmen kağıtlarında’’şu oldu bu oldu’’diyerek tekrar saydılar ve Bush’u iktidara taşıdılar.Öyle enterasan bir şeydirki;diğer rakibi’’gık’bile diyemedi.İşin içinde başka şeyler vardı.Yani özetleyecek olursak;birileri düğmeye basıyor,ondan sonra teşkilat üyeleri harekete geçiyor.Özellikle günümüzde bazı olaylar cereyan ediyor,halk içinde ayaklanma oluyor ve ordu hiç ses çıkarmıyor,böyle bir durumda misyoner teşkllatları birilerin isteği ile hem halkı ayaklandırıyor hemde orduya ne yapması gerektiğini belirliyor bunu iyi değerlendirelim inş.

Ecevit’in iktidardan alınma meseleside çok ilginçtir.Tv de açıklama yapıldı,Ecevit in hastalanma haberi verildi ve apar topar Kemal Derviş getirildi,sonra Kemal Derviş toplantıya katıldı,bu toplantıda misyoner ve masonlar da vardı,daha sonra iktidarın başından ayrılıp,Hüsamettin özkan veredevreye girdi,daha sonrada Ecevit sağlığına kavuştu diyerek iktidar’ın başına getirildi.Bunun sonucunda hiç kimse ses çıkarmadı ‘’bu adamlar nasıl iktidara geldi neden gitti’’gibi sorular sormadı bile.Ülkede ‘’çıt’’yok.Türkiye Cumhuriyeti’nde bir lider,halkı sefil iken halkının gelişmesini engelleyip kendi makamını sağlama almak,kendi kesesini doldurmak için diğer güçlerle işbirliği yapıp senelerce halkını sefil ve perişan yapmayı bir onur sayıyor.

Buna başka bir örnek verelim;uçak’ların uçurulduğu yılların başında bir uçak fabrikası kuruluyor,düşünün;yeni yeni uçaklar gökyüzünde uçuyor,yeni yeni savaşlarda kullanılmaya başlanıyor ve o sırada Türkiyede bir uçak fabrikası kuruluyor,Uçak’ların beş,on sene bir mazisi varken;Bu uçak fabrikası havacılık mizesi olarak kullanılıyor orası, özel bir teşebbüsle faaliyete geçiriyorlar,bu uçak fabrikasının önüne engel koyanlar yine kendileri oluyor.Dikkat edin;kasten bu uçak fabrikasının faaliyetini durdurdular’’şöyledir,böyledir,hesab tutmadı’’diyerek yaptılar ve fabrika kapanma zorunda bırakıldı.Faaliyetleri yürütücekleri halde,Amerika’ya ve İsraile bizi mahkum bıraktılar.Hala öyle!

Ufak tefek işler yaparak yaptıkları işleri göklere çıkarırlar ama hala birilerine muhtac konuma getirilmişlerdir.Hala! dört dörtlük faaliyet gösteren bir uçak fabrikası yoktur ellerinde.Bugün Türkiye’ye ambargo uygulansa,ortada kalırlar.İşte teknoloji ihtiyacları dışardan karşılanır,özellikle casus uçaklarımız vardır onu kullanmak için bile İsrail’e sorulmadan uçurulmuyor.Bu mantık çerçevesinde hareket edenler hala devam etmektedir hatta başka bakış açıları ile birilerin gündeminde olarak yollarına devam etmektedir

Bazı idareciler savaşlar çıkarıyor niçin?Sivas’taki mason ilaç fabrikalarını çalıştırmak için.Askeri tesisatlar ile ilgili malzemenin kar getirmesi ve masonların para kazanması için yani uyduraktan savaşlar çıkarılıyor.Kendi binalarına boş uçak göndericek kadar vardırdılar işi.Tüm bu oyunlara kanan kandı ancak az bir kısım azda olsa bu oyunların tespitini yaptı.Bu süper güçler bu olaylarda bahane bularak Afganistan’ı işgal ettiler.Irak’kimyasal silah yalanını ortaya atarak Irak işgal edildi.İnsanlar ölmüş,Kadınlar ölmüş,Çocuklar ölmüş yada perişan olmuş hiç önemli değil!Önemli olan patronların savaş sanayisi nin işlemesi önemli idi.

Ondan bir adım öncesi Kuveyt savaşı idi.Kuveytte Kral kendi halkından soyduğu paralarla bomba ve silah aldı ve kendi halkına karşı kullanmasına izin verdi,müthiş bir bombardıman yapıldı halka karşı,hemde fazlasıyla gereksiz yere yapıldı Kuveytteki körfez savaşında.

Dünyada tüm liderler kendi halkı açmı,sefilmi,perişanmı diye akıllarına getirmeden ceplerine ne kadar para dolacak bunun hesabını yaptılar.Hala yapıyorlar ve yapacaklarda.1400 küsür önce Arabistan’ın durumuda bu idi,bugünde böyle,yarın da böyle olacak.

Şimdi tamam! dünde liderler böyle buraya kadar anlaşıldı sanırım!Onlar için önemli olan tek şey para kazanmak yoksa Turkiyede bankalar batmış yine önemli değil halkı biraz sömür cebini doldur,nedirki halk!

Bir yandan halk nezdinde hak ve hukuktan bahsedip birbirleri ile kavga ederler ancak bu durum danışıklı döğüştür.Halkın gözünü boyamak için üç yada beş kişi yakalanıyor ancak yine diğer kısmı çalıp çırpıyor.Başka açıdanda halk kandırılıyor.İşte ‘’biz olmalarda suça ortsak bunlar gelir,şunlar gelir’’diye kendilerini seçmen sandığında tekrar seçilmek için hoş bir manzara görünümüne bürünürler.vakıadır.İslam tarihinde görüldü,Bugünde görülür.Bugün böyle,liderler böyle!peki halkın durumu nedir?Halkın da fikri suç işleyenler yönünde olduğu bir gerçektir.Bunlar da suça ortak olmak istiyorlar.Hırsız’lıktan vazgeçmek istemiyorlar,ahlaksızlıktan vazgeçmek istemiyorlar,fuhuş’tan vazgeçmek istemiyorlar,her türlü pisliği yaşamak istiyorlar,dolayısı ile onlarda bu cürümde ortaktırlar.Başlarındaki liderleri destekliyorlar,oy veriyorlar,ne gerekiyorsa kanı ve canını vererek baştacı yapıyorlar.Doğruluğu aramak gibi çabası yok bunların,eğer doğruluğu aramak gibi çabasları olsaydı durum çok farklı olurdu.

Buraya kadar zalimleri inceledik ve zalim’lerin gidişatını inceledik,İsalam’ın bakış açısını inceledik,zalim liderlerin,zalim tebaa sını inceledik,geriye kimler kaldı,Müslüman olduğunu iddia eden fakat İslam’ın uygulanmasında,Peygamber lerin uygulayış biçimini uygulamayıp,kendi kafalatına göre yürümeyen cemaatler in durumu kaldı geriye.
Onların durumu nasıl?Aslında onların durumu çok farklı değil.Neden doğru değil biliyormusunuz?Cemaatlerin liderlerini diğer cemaatlerle birleşme konusunda,arlarındaki ihtilafları çözme konusunda hiç hevesli değiller.Neden?Kendi liderleri ikinci adam olmaktansa kendi gurubunda birinci adam olsun yeter.Bir söz var’’falanca köyde ikinci adam olacağıma burda birinci adam olurum daha iyi’’mantığı,tabi bu mantıkda liderlerin mantığıdır.Allah’ın dinine göre ve Resulullah’ın sünnetine göre ihtilafları çözme gibi kaygısı yok.Namaz gibi zekat verme gibi İslami fiilleri var ve uyguluyorlar ancak liderlere itaat etme konusunda ‘’benim liderim başta olsun’’yeter,gerisi önemli değil.Zalimler arasında çok büyük fark yokmuş demekki;Bir çoğunun şirke düşme noktasında olduğunu görmekteyiz.

Cemaatlerin çoğu’’benim istediğim gibi bir din anlatacak lider istiyorum’’diyorlar.’’Ben bu liderimden memnunum ‘’çok malesef.Onun istediği şekilde zikr yapar kısaca her istediğini yaparlar.Yada ‘’ ben cemaate para vereyim,onların okullarında çocuklarım okuyarak hizmet ehli olsun,bende bazı isteklerini yerine getireyim,Allah’ın istekleri o kadar önemli değil’’mantığında bulunan insanlar çoktur.
Yada bazı gurubların’’şöyle savaşalım ,şöyle vuruşalım,şöyle kahraman olayım,öfkemi kusayım,içimdeki canavarı ortaya çıkarayım’’gibi mantıklarda yaygındır.Yoksa Resulullah a.s. gizli tebliğ yapmış sonra açık davette bulunmuş,şu şartlarda sabretmiş tüm bunları yapmasamda olabilsin.’’Açık tebliğ yapmadan savaşayım’’Dahada ötesine giderek ‘’üçtene boşadığım kadını tekrar geri alabileyim’’Tüm böylesi şeyleri zaman içerisinde gördük yaşadık.
Nasıl ve ne çeşit bir din istiyorsa onun ardına gidiyorlar ve ihtilafları ortadan kaldırmak için bir çabası olmuyor,Mekkede müşriklerinin yaptıklarının bir boyutu haklı gerekçeler bularaktan uygulanıyor.Ama Müslümanlar açıkça davet boyutunu inkar ediyor gibi terkediyorlar,savaştan öncede davet şart,savaştan sonrada davet şarttır.Ama öncelikle savaş yapılmadan önce’’’açık davet ‘’ortaya çıkması lazım.özellikle liderlere mutlaka yapmak lazım.Peygamberlerin yaptığı gibi ve İslam devleti teşekkül edene kadar silaha el atmak yasaktı Resulullah’ın döneminde ve bu olayın olması tesadüf değildir,boşuna yaşanmadı bunu ümmetine bir metot haline getirip miras bıraktı.Devlet kuruluırken dahi bir tane müşrik öldürülmedi.Savaş’ın şartları oluştuk tan sonra savaşılması,cizye alınması gibi bir hukuk işletildi.Bu hukuk işletilirken,kadınlar,çocıklar,siviller zarar verilmedi.Bugün ise savş mantığını öne sürerek sivillere bomba atıyorlar ve bunada Allah yolunda cihad diyorlar.Allahuteala savaş ile ilgili ayetleri indirirken’’sizinle savaşmayanlarla savaşmayın’’diyor.Hiç bir mumin sivil halka zarar veremez,kendisi ile savaşmayanlara dokunamazve öldüremez.Burada gerçekten olumlu bir hukuk var.Savaş hukuku!Bunu dikkate alan yok malesef!Neden?Çünkü öyle işine geliyor.Dolayısı ise ordular ile savaş yapmak zor geliyor,İnsanların içine bombalı paket bırak’’boom’’ ne kadar kolay.Nasıl bir savaş anlayışı ise,Resulullah a.s. hiç bir sivili katletymedi.Savaşın ortasında dahi sivillere dokunmak yasaktı.

Bunun adı İslam hukukudur.Ama İnsanlar algıladıkları gibi,kendi düşündükleri gibi bir usulu hayatlarına geçirmeye çalışıyorlar.
Allah böyle düşüncelerden bizi muhafaza etsin inş.
CENGİZ SARSMAZELSOY
nebeviyol@msn.com


TARİH : 17-04-2011 -- 17:25:55 tarihinde gazioglu nakliyat tarafından gönderildi...
WEB : http://www.gaziogluevdenevenakliyat.com
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
H.Z Muhammed in Sözleri

--------------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------------


Hz. Muhammed’in Sözleri

İman iki eşit parçadır. Yarısı sabır, yarısı şükürdür.

Hz. Muhammed

Kuran yedi nüans üzerine indirildi. Onun hiçbir harfi yoktur ki, bir hiç zahir, bir de batın mana taşımasın. Ebu Talip’in oğlu Ali’de bu zahir ve batına ait ilim mevcuttur.

Hz. Muhammed

Sonradan özür dilemeyi gerektiren şeyleri yapmaktan kaçınınız.

Hz. Muhammed

Haset, ateş nasıl odunu yer yutarsa iyilikleri yer yutar, mahveder.

Hz. Muhammed

Mazlumun bedduasından sakınınız. O dua ile ALLAH arasında perde yoktur.

Hz. Muhammed

Dostlukta da düşmanlıkta da aşırıya kaçmayın.

Hz. Muhammed

Bir gün birisiyle dost olduğunuzda, yarın onun bir düşman olabileceğini unutmayın.

Hz. Muhammed

İnsanlara akılları ölçüsünde söz söyleyiniz.

Hz. Muhammed

İnsanların en hayırlısı, ahlakı en güzel olanıdır.

Hz. Muhammed

İnsan dilinin altında gizlidir.

Hz. Muhammed

Başkalarının kusurlarından bahsetmek istediğin vakit, kendi kusurlarını hatırla. O zaman başkalarının kusurlarıyla alakadar olmaya hakkın olmadığını hatırlarsın.

Hz. Muhammed

Kabrimi ziyareti bayrama çevirmeyin.

Hz. Muhammed

Münafıklığın alameti üçtür : Konuştuğu zaman yalan söyler, vaat ettiği zaman sözünde durmaz, emanete hıyanet eder.

Hz. Muhammed

Bir insanın gerçek zenginliği, onun bu dünyada yaptığı iyilikleridir.

Hz. Muhammed

Kim bir kardeşini, bir günah sebebi ile ayıplarsa, o günahı işlemedikçe o kimse ölmez.

Hz. Muhammed

Evlat kokusu cennet kokusudur.

Hz. Muhammed

Utanmak güzeldir ama kadınlarda olursa daha da güzel olur.

Hz. Muhammed

Bilgisizler içinde bir bilgili, ölüler içinde bir diridir.

Hz. Muhammed

Sakıvermeyen kendisine verdiğin kıymeti sana nle arkadaş olma.

Hz. Muhammed

Babalarınıza iyilik edin ki, oğullarınız da size iyilik etsin.

Hz. Muhammed

Siz kendiniz namuslu olun ki, kadınlarınız da namuslu olsunlar.

Hz. Muhammed

Bela insanın diline bağlıdır. Bir kimse bir şeyi “yapmam” dedi mi, şeytan her işini bırakıp onu yaptırana kadar uğraşır.

Hz. MuhammedKaynakwh webhatti.com:

Zengin, çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir.

Hz. Muhammed

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz.

Hz. Muhammed

Cahiller cesur olurlar.

Hz. Muhammed

İyilik yap ehli olana da, olmayana da, ehline isabet ederse yerini bulur. Etmez ise ehli sen olursun.

Hz. Muhammed

Sana emanet edilen şeyi iyi sakla, birinin hıyanetine uğradığın zaman hoş gör ve hıyanete hıyanetlikle karşılık verme.

Hz. Muhammed

En büyük düşmanın, iki kaburga kemiğinin arasında olan düşmandır.

Hz. Muhammed

Erdemin en büyüğü, seninle ilişkilerini kesene iyilik etmen, senden esirgeyene vermen, sana kötülük edeni bağışlayıp, dost elini uzatmandır.

Hz. Muhammed

Bir anlık tefekkür, bin yıl ibadetten hayırlıdır.

Hz. Muhammed

Şeref, edep iledir. Soy ile değildir.

Hz. Muhammed..
www.gaziogluevdenevenakliyat.com
Hayatımıza hayat katan guzel sözler.

TARİH : 17-04-2011 -- 17:21:39 tarihinde gazioglu nakliyat tarafından gönderildi...
WEB : http://www.gaziogluevdenevenakliyat.com
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)

Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (İbni Haldun)

İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. (Mevlana)

Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandır. (Hz. Ali (r.a))

Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol. (Mevlana)

Cevizi kırıp özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (İmam Gazali)

Hayat, iman ve cihaddır. (Hz. Hüseyin (r.a))

Haksızlığa baş kaldırmayanlar, onlardan gelecek her kötülüğe katlanmalıdırlar. (Hz. Ali (r.a))

Hayatında ekmeği yenmeyen kimsenin adı, ölümünden sonra anılmaz. (Şeyh Sadi)

Hiç kimse, diğer bir kimsenin kulu değildir. (Hz. Ali (r.a))

Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür. (İmam Gazali)

Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)

En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemiğin içinden çıkar. (Hafız Şirazi)

Cahillerin kalbi dudaklarında, alimlerin dudakları kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))

Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)

Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa işler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))

Gecenin ne kadar uzun olduğunu ancak hastalar bilir. (Sadi)

Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Hacı Bayram-ı Veli)

Zalimler için yaşasın cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)

Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. (Bediüzzaman Said Nursi)

Tatlı suyun başı, kalabalık olur. (Mevlana)

Kurdun elinden çobanlık gelmez. (Sadi)

Eğri ok, doğru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))

Hiçbir acı, cehaletten daha fazla zahmet verici değildir. (Hz. Ali (r.a))

İnsanı maskara eden, dilidir. (Sadi)

Ham düşünceleri, ancak akıl pişirir. (Firdevsi)

Fırsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))

Hasedciye rahat, kötü huyluyu da şeref yoktur. (Ahnef bin Kays)

Çocuklarınızı kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Şeyh Sadi Sirazi)

Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandır. (Beydeba)

Hükümdar köylünün yumurtasını alırsa, adamları bütün tavukları alır. (Sadi)

Bin zulme uğrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))

Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. (Mevlana)
TARİH : 17-04-2011 -- 16:33:04 tarihinde murat gazioglu tarafından gönderildi...
WEB : http://www.gaziogluevdenevenakliyat.com
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
butun yazılar tek tek okuyor ve cok beyeniyorum saygılar gazioglu nakliyat istanbul
TARİH : 09-04-2011 -- 21:14:05 tarihinde CENGİZ SARSMAZELSOY tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : ANTALYA
EN GÜZEL USLUB

Muhammed b. İshak Siretinde şöyle der: "Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- Mekke'de bulunduğu sırada, Habeşistan'a peygamber olarak gönderildiği duyulunca yirmi veya buna yakın sayıda Hıristiyan kişiler peygamberimizin yanına geldiler. Peygamberimizi Kabe'de buldular, yanında oturup konuştular. Bir takım sorular sordular. Kureyş'ten bazı adamlar da Ka'be'nin çevresinde onları seyrediyorlardı. Konuk hayat hakkında açıklama istedikleri şeyleri peygamberimize -salât ve selâm üzerine olsun- sorup cevap alınca, peygamberimiz onları Allah'ın birliğine inanmaya davet etti ve onlara Kur'an okudu. Kur'an'ı dinleyince gözleri yaş doldu. Sonra Allah'ın davetine olumlu karşılık verip peygamberimize inandılar, onu doğruladılar. Kendi kitaplarında yazılı bulunan onunla ilgili sıfatları peygamberimizin şahsında gördüler. Peygamberimizin yanından ayrıldıkları sırada Ebu Cehil b. Hişam karşılarına çıkıp "Allah sizin belanızı versin. Dindaşlarınız sizi bu adamla ilgili bir haber edinesinriz diye gönderdi. Ama siz daha bu adamın yanında oturur oturmaz; dininizden ayrılıp dediklerini doğruladınız. Sizin gibi ahmak topluluk görmedik" dedi. Onlar da "Selâm size. Biz sizin gibi cahillik etmeyiz. Biz yaptığımızdan, siz de yaptığınızdan sorumlusunuz. Biz kendimiz için iyi olanını yaptık" dediler.(fizilalkuran)
Boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler. «Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz sizedir. Size selâm olsun, biz cahillerle sohbet etmeyi istemeyiz.» derler.(Kasas suresi,55)Meal,Fizilalkuran)
Hristiyanlar'ın orda karşılaştıkları ve tebliğ sonucunda '' KASAS,53- Onlara okunduğu zaman: "Biz ona inandık, gerçekten o, Rabbimiz'den olan bir haktır, şüphesiz biz bundan önce de Müslümanlar idik"
''demeleri sonucunda,Müşrik'lerin ''Allah sizin belanızı versin. Dindaşlarınız sizi bu adamla ilgili bir haber edinesiniz diye gönderdi. Ama siz daha bu adamın yanında oturur oturmaz; dininizden ayrılıp dediklerini doğruladınız. Sizin gibi ahmak topluluk görmedik''deyince,onlar;"Selâm size. Biz sizin gibi cahillik etmeyiz. Biz yaptığımızdan, siz de yaptığınızdan sorumlusunuz. Biz kendimiz için iyi olanını yaptık" dediler.Onların Müşriklere vermiş olduğuğu cevabı Kur'an vasıtasıyla İnsan'lara ilan ederek öğretiyor.Cahil;İnsan'larla alay eden,Allah'ın dinine karşı kibr'le tartışan kişiye denir,onların bu durumu karşısında söylenecek tek söz,Selâm size. Yani Selamunaleykum.Biz sizin gibi cahillik etmeyiz. Biz yaptığımızdan, siz de yaptığınızdan sorumlusunuz. Biz kendimiz için iyi olanını yaptık" dememizdir.Yine başka bir ayeti kerimede;Nisa,140''Allah size indirdiği kitapta onun ayetlerinin inkar edildiğini ya da alaya alındığını işittiğinizde başka bir konuya geçmedikleri sürece onlarla bir arada oturmamanızı, yoksa sizin de onlar gibi olacağınızı bildirdi. Hiç kuşkusuz Allah münafıklar ile kafirleri cehennemde bir araya getirecektir.''

Burda çok tehlikeli bir tehdit,çok tehlikeli bir uyarı vardır.Böyle bir durumda'' hemen ordan kalın'' diyor ve giderkende''siz kafir'siniz,siz cahilsiniz gibi sözler değil,yine müzemmil suresinde;Ve onların söyledikleri şeylere sabret. Ve güzel bir ayrılış ile onlardan ayrıl. (müzemmil-10)buyuruyor.Kur'an'da öyle ifadeler varki;''Onlar ne derlerse desinler sabret''deniyor.Kasas suresi 55. Ayeti celilede''Selamunaleykum''derler ve ''Biz cahillerle sohbet etmeyiz diye bir ifade var.Şimdi burda bazı İnsanlar hata yapıyorlar''Müşriklere Selam verilmez,onlara selam verirseniz sizde Müşrik olursunuz diye yorum yapıyorlar,akide oluşturuyorlar,akidelerini müşrik,kafir,zalim diye bir sınıflaştırma oluşturuyorlar.Oysa Allahuteala ''Selamunaleykum'' dememizi emrediyor.Burda işlenen bu hataların temel sorunu nedir?Müşriklere Allah'ın selamı verilmez,bu önemli bir konu;Müşriklere Allah'ın selamı verilmez bu doğrudur,Müşriklerle karşılaşıldığı zaman özel bir uslub kullanılır.Resulullah a.s. Krallara göndermiş olduğu mektubun başında yada Musa nın Fravuna ilk hitab ettiği cümle''Selam olsun hidayete tabi olanlara diye ifadede bulunmuşlar.

Madem''selam veriyoruz yani ''Selamunaleykum''diyoruz'' neden Müşriklere Allah'ın selamı verilmez diyorsunuz'' diye söyleyebilirler İnsanlar.Selamunaleykum demek,Allah'ın selamı üzerine olsun demek değildir.Arabça kaideyi bilmeyen İnsanlar'' Selamunaleykum'' demenin Allah'ın selamını verdiklerini sanıyorlar, burdaki düşünceler yanlıştır.Arabçada bir takı vardır''el'' takısı kelimelerin başına gelir ve bu belirlilik ifade eder.Mesela;Galem,dediğimiz zaman herhangi bir Kalem ifade eder,El-galem ise belirli bir kalemi ifade eder.Yani Selam konusunu buraya bağlarsak,''Selamunaleykum''kelimesinde belirsiz bir selam vardır.Yani herhangi bir selam çeşididir,kişinin bireysel selamdır,yada kendi selamıdır.Ama Allah'ın selamını kastedeceksek,''es'' takısını başına koymamız gerekir.Ozaman Allah'ın selamı kastedilmiş olur.Bu ayrıntıyı bilmedikleri için İnsanlar yarı buçuk bilgileriyle akideler oluşturup,İnsanları tekfir ederler,yine bu yarım bilgilerle İnsanları Münafık,Müşrik,Kafir söylemleriyle İnsanları katagorize ederler.Bu gerçekten büyük vebal getirir.Allah korusun!!Bu durum Allah'ın hakkına kadar tecavüz etmeye kadar götürür İnsanları.Zaman içerisinde gördük bunları.Öyle İnsanlar varki;Selam verdiğimiz kişiler,karşılık olarak ''Aleykumsalam'' diyorlardı.''salam üzerine olsun diyorlardı,hani sucuğa benzeyen salam varya!Öyle ifadede bulunan İnsanlarla malesef karşılaştık.Yada bana mail atıyorlar ''Allah'ın selamını vermiyorum sana'' diye bir ifadede bulunuyordu.Yanlışlıklar üzerine akide bina edenler hiçte az değiller.
Mesela;İslami isimler koyarak internette site açıyorlar ve o sitelerden birkaçında yazı yazıyordum,yazdığım yazılarda Ayet'leri sloganlaştırarak boykot yapanları eleştiri söz konusu idi.O sitede özellikle yöneticiler beni tekfir ettiğini biliyorum.Böylece bu tip İnsanlar da akidelerini yanlışlıklar üzerine bina ettikleri için delalete saptıklarını gördük zaman içerisinde,koskoca bina yapmışlar ve bu binayı yıkmak istemiyorlar,tıpkı küfrde inat eden müşrik mantığı gibi..İnsanlara bu hakikatları aktardığım zaman kabullenmekte o kadar zorlanıyorlarki;gerçekten üzücü bir durum.Allah'ın ayetini yazdım,Kasas suresi 55.Ayet'i yazdım ve bunu kabullenmekte çok zorlandılar.Neden?Çünkü fikirleri üzerine akide bina etmişler.Bunlar şirk ve tevhid çizgisini çiğnemişler,çok zor bir şey.Bu durum kişiyi çok yanlış noktalara götüren ve geri getirmeyen davranış ve bunu gerçekten değiştirmekte zorlandılar.Bunu kabullenmekte zorlandılar.''Sen yanlış düşünüyorsun''ifadeleri ile karşılık verdiler.
Kasas suresi55.. Ayeti celileyi ''işittik ve itaat ettik'' diyeceğiz,bize düşen tek vazife budur.Ancak bunu yaparkende yani böyle ''cahil'' sıfatını taşıyan İnsanlarla karşılaştığımızda ''Onların yanından en güzel şekilde ayrıl'''Ayetini uygulayarak yapacağız.Bunu emreden Allah'tır.İnsanlara karşı''ben bu adama çok kızdım,ben bu adamı rezil edeyim''gibi ifadeler kullanamayız.Allah'ın emri diye yapacağız.İnsanlar kendi duygularına,nefsilerine,öfkelerine yeniliyorlar ama CenabıAllah cahillerin sözleri ile bizi imtihan ediyor,cahillerin zulumleri ile imtihan ediyor,bakalım emrettiğim cevabımı veriyor,hevasını baz alarakmı veriyor,bunun farkına varalım.Çünkü ona verceğimiz tepkilerle,ona söyleyeceğimiz ifadelerle biz imtihan oluyoruz.
Yani şöyle düşünelim;İbrahim a.s.güzel bir söz ile,güzel bir uslub la konuşuyor.Musa a.s. Fravuna gittiğinde güzel ve yumuşak söz söylüyor ve bu uslubu korumasını Allah bildiriyor,bu iki hükümdar,da toplumun en aşşağılık İnsanlar'ı en şerefsizleri belkide.Cenabı Allah niye yumuşak ve güzel söz söylemesini emrediyor?Layık oldukları içinmi?Hakettikleri içinmi?İster Musa a.s. olsun,İster İbrahim a.s. olsun,İster Resullah s.a.v. olsun,İster biz olalım verceğimiz cevap ile bizi Allahuteala imtihan etmektedir.Allh'ın emirlerinin dışına çıkmamamız gerekiyor,Onların isyanı bizim kontrolumuzu kaybettirmemeli.Bu çizgiyi korumak bizim için şart.Yoksa Allah korusun!Bizde isyankarlar gurubundan oluruz.''Biz onlara şöyle göstereceğiz,şöyle yapacağız,sizinkide sözmü,bunlar güzel sözü hakketmiyor'' gibi ifadeler bizi yanlışa sürüklemesin.Sabr, bu zorluğun içerisindedir,''şunu yapar,bunu yaparsak sabr diye bir şey olmazki;

Resulullah a.s. bir kadının ölünün başında ağıtlar yakıp isyan ettiğini görür ve bu kadına derki;''sabret,bu böyle olmaz''der.Kadın derki''Sen benim acımı biliyormusun be adam evladım ölmüş benim''der.Bunu duyanlar Kadına derki'''Sen ne biçim konuşuyorsun,o adam dediğin Resulullah'tır.Kadın Resulullah'a giderek affetmesini ister.Resulullah cevaben derki''sabr,en şiddetli anda gösterilirse sabr'dır''Allah'a sövseler dahi sabredeceğiz.Burda söz konusu sövgü Allah'tır ancak Allah davranışımızı belirleyecektir,kişisel duygularımız değil.''Selamunaleykum''diyerek onların yanından ayrılacağız.İyide''Arkadaş böyle adama böyle muamele edilirmi?Bunu Allah emrediyor,çünkü sabretmemizi ve savaşmamızı belirleyecek yalnızca O'dur.Allah böyle yapma demiş,böyle yapma dediği için yapmayacağız ve ona vereceğimiz söz,ona vereceğimiz ifadeyi Allah emrettiği için böyle yapacağız,yoksa kendi kafamızdan ceza veremeyiz.Zaten bizim vereceğimiz ceza ne olabilirki?Allah'ın vereceği ceza müthiştir.Biz Allah2ı ceza vermekten acizmi zannediyoruz?Allah'ın elinden kutulacakmı zannediyoruzki''dur ben şöyle yapayım'' diyoruz.İnsanın ''Selamunaleykum''diyerek ayrılması ayrıdır''Dur ben bu adama ceza keseyim demesi Allah'ı aciz görüyor demektir.Öyle bir fikir yerleşmişki kalbimize,Allahuteala''Onları kendi haline bırak''dediğinde sanki bıraktığı zaman kaçıp gidecek ve bir daha ceza görmeyecek.Dünya hayatında en fazla ''üç''gün kaçacak.
Allah muminlerin eli ile kafirleri cezalandırmış ama bu tamamen devlet sonrasını alakadar eder,Çünkü silahlı cihad'ın şartları İslam devletinin teşekkül etmesidir.Yani şartlar farklı idi.Savaş mantığıyla cezalandırmayı deneyemeyiz.Çünkü İslam devleti teşekküt etmemiştir günümüzün şartlarında.Ceza vermek konusunda bizim elimizde hiç bir şey yok.Devlet öncesi sabr,Devlet sonrası ise savaş hukuku geçerlidir.Bize yetki vermemiştir Allah.
Allah hırsızın eli kesilecek dediyse bunu Allah emrettiği için yaparız,bu durum bile İslam devleti teşekkül etmesiyle hayata geçiririz.Hayata geçirdiğimiz vakitte merhamet etmemeyi emretmiştir.Had'leri uygularken yine biz ceza vermiyoruz sadece Allah'ın adaletini yeryüzünde tatbik ediyoruz.Ceza verici sadece Allah'tır.Bu sebeble orta yolu takip edeceğiz,ne ifrat,ne tefrite sapmamamız söz konusudur.
Yoksa''ben hata ettim kendi kafamı uçurayım''diyemeyiz.Karşıdaki İnsan için bu söz konusudur.Bizim bireysel yaklaşımımızla,öfkemizle,duygularımızla,hevamıza göre davranış sergileme gibi yetkimiz olmadığı gibi yasaklanmıştır.Ama savaş'ın şartları vardır,savaş'ın hukuku vardır bu şartlar oluştuğunda savaşılır.Savaş'ın hukukunuda dikkate almamız lazım.Bir yerde ''Onlarla karşılaştığınız zaman ner bulursanız öldürün''derken,bir yerdede ''Size karşı savaşmayanlarla savaşmanız haram kılındı'' diyor Cenabı Allah.

Yani hukuku işleteceğiz.Bir kavme olan kızgınlığımız bizi Allah'ın adaletinden ayırmayacak.bu çizgiyi koruyacağız.Burda büyük bir şey ortaya çıkıyor.Öyle bir vakıa varki''Ben ne ceza verebilirim'' bunu yerleştirecek kafasına ve Allah'ın vereceği cezaya razı olacak.Allah'ın vereceği cezaya razı olmayıp kendi ceza vermeye kalkarsa imtihanı kaybedecek.Bu çok muhim bir konu.Allah'ın vereceği cezaya razı olmayı kalbine yerleştirirse,kendi ceza vermeye kalkmaz.Allah verecek cezasını onların.Allah şimdilik''bırak'' diyor.Belki ''öldür'' dese Kafir'e iyilik olur.Allah ''mühlet ver'' diyor.Cezasını''kat kat vereceğim''diyor.Savaş şartları oluşursa ve savaşırsak,ölen ölecektir,kalan kalacaktır bu ayrı bir konu.Ancak mühlet ver dediğinde mühlet vermemek,aceleci davranmak,ölümden kaçarsa Mumin'in kaybı olacağına inanmak,bizi yanlış yere sürükleyecektir.Ayrt'in anlamını iyi düşünerek bu Ayet'in gereğini yapalım inş.Vereceimiz tek cevapSelâm size. Biz sizin gibi cahillik etmeyiz. Biz yaptığımızdan, siz de yaptığınızdan sorumlusunuz. Biz kendimiz için iyi olanını yaptık" demektir.
Yüzçevirmek,kelimesini biraz izah edelim.Yüzçevirmek bazı İnsanlar hiç konuşmamak anlamında anlamaktadır.''Onlarla konuşmayacağız,tavır canım bu''diyorlar,evet doğru bu bir tavırdır ama onlarla dioloğumuz kopmayacak şekilde tavrımızı belirlemeliyiz.Resulullah.as.EbuCehl'e tavır aldı ama konuştu hep onunla Allah'ın dinini tekrar tekrar tebliğ etti.Tavır alıp konuşmasaydı hiç kimseye tebliğ etmicekti.Allah'ın dinini tebliğ edecektir İnsan.Eğer Allah'ın ayetleriyle alay edildiği taktirde,onlarla birlikte oturmayacaktır.Yada kötü tartışmalar duyduğunda orayı terkedecektirSonra Allah'ın dinini dinlemeye hazır olduğunda tekrar tebliğ yapacaktır.Anlattıktan sonra onların yanından güzel bir şekilde ayrılacaktır.
Allah Kur'an'ı kerimde İsrailoğullarından bahsederken bir konudan bahseder.Burda İsrailoğullarından bir gurub Allah'ın dinini tebliğ eder,ÖBbür gurub bunlara diyorki''zaten ateşe girecek bu İnsanlara niye öğüt veriyorsunuz?İsrailoğulllarında bazı İnsanlar bir akide oluşturmuşlar,zannediyorlarki;Yahudiler Allah'ın sevgili kulları ve ateşe girse dahi sayılı olacağına inanıyorlar,diğer kavimleride cehennemlik olarak görüyorlardı.Yahudilerden başka bir gurubda doğru düşünüyor,tebliğ görevini ihmal etmiyorlardı,kavmiyetçi gurub neden anlatıyorsunuz bu İnsanlara diyerek çıkışmışlardı.Onlara verdikleri cevap gayet nettir.

A’RAF 164. İçlerinden bir topluluk: "Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?" dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz).
Yani bize düşen sadece tebliğ ve bunun sonucunda malzeretimiz olsun diye öğüt vereceğiz,bunu biz uygulayalım,ister iman ederler,ister etmezler,hidayeti Allah verecektir.Öğüt verenler her şartta kurtulma fırsatını yakalamışlar,öğüt almayanlar ise behbaht olmuştur.
A’RAF 166.Ne zaman ki, yasaklandıkları şeylerden ötürü öfkelenip başka aşırılıklar yapmaya başladılar, onlara şöyle dedik: "Aşağılık, maskara maymunlar olun!"
Bu anlamlarını dikkate aldığımız zaman Kur'an'da bahsedilen bu iki gurub bize örnek oluyor,yüzçevirmenin boyutlarını öğrenmiş oluyoruz.Allah'ın ayetlerini hatırlatacağız ancak onların hatalarına sahip çıkmayacağız,onların hatalarına dalıp gitmeyeceğiz.Biz kulların hatalarıyle kendilerini başbaşa bırakacağız.Yine değişik dönemlerde gidip Allah'ın Ayet'lerini hatırlatacağız.Herkes kendi kapasitesine göre,kendi imkanına göre uyaracak onları.Onlar isyana dalarsa,onlar sapıklığa dalarsa yine biz uzaklaşacağız onlardan böyle devam edip gidecek.'' Onlar şöyle dedi,onlar böyle dedi,bunlara şöyle yapmak lazım''demiyeceğiz.Başkaların sözlerini Allah'ın sözlerine tercih etmiyeceğiz.Cenabı Allah bize yardım ederse,başarılı olacağız inş.
Yoksa '' o böyle hareket etti şöyle cezalandırmak lazım yada onlarla uzlaşıp arkadan vurmak lazım o devlet bakanı,bu devlet başkanı ''gibi ifadeler bizi mahveder.Kafamıza göre hüküm vermekten uzaklaşalım.Eğer bunu sağlarsak Allahuteala bize yardım edecektir inş.Emin yoldan yürüyenlere Cenabı Allah yardım edeceğini vaadediyor.
Cengiz sarsmazelsoy
nebeviyol@msn.com







TARİH : 07-04-2011 -- 19:18:52 tarihinde cengiz sarsmazelsoy tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : antalya
ALLAH'TAN GELEN KLAVUZ
Kılavuz nedir?Allah'tan tarafından inen Kur'an ve o'nun hayata geçiriliş şeklini biz'lere örneklendirilen peygamber'dir,çünkü peygamber için Allahuteala bir çok ayetlerde ''kılavuz''diye ifadeler'de bulunur.Yani ne imiş?Kur'an ve sünnet kılavuzmuş.Kur'an nedir?Allah tarafından eksikleri tamamlanmış ve insanlara sunulan Kitab'ın adıdır.Ama Kur'an sadece eksiksiz bir Kitab derken içindeki bazı şeyleri çıkartıp,diskalifiye edersek Kur'an'daki mesajları tam olarak anlamamış oluruz.Çünkü Kur'an'da Allahuteala insanlara seslenirken''sizin örneğiniz Resul'dur,diyor.Yani Allah buyuruyorki'' Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız bir şeyde ihtilafa düştünüz mü o hususta Allah'a ve Peygambere müracaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır, hem de sonu pek güzeldir.(Nisa,59)

Demek oluyorki Kur'an'ı nasıl anlayacakmışız?Peygamber'in hayatına bakarak anlayacağız,Peygamberin yaşantısını,siyeri dikkate alacağız yoksa Kur'an'ın bu tamamlanmış özelliğini kabul'e yanaşmamış oluruz.Yüce Allah'ın''peygambere bakın,o'nu örnek alın'' ifadesini içinden çıkarmış oluruz.Sadece Kur'ana bakarız dersek Allah'ın bu emrini hiçe saymış oluruz.Bu durum gaflet olur,Eğer insanlar bunu yapacak olursa ne olacaktır?Diyelimki;Kur'an'ın bu emri'ni çıkardık,devreye insanın aklı girecektir.Takıldığı konularda''benim aklıma şöyle geliyor,böyle yatıyor''derse hata olur,insan aklı yada beşeri yorumlar illaki girecekse,birinci sırada baştarafta Peygamber olmalıdır,O'na söz hakkını fazla görmemeliyiz.Ama İnsanlar'ın bir kısmı ''hadis''lere güvenilmez,doğrumu,yanlışmı bilemeyiz.Ozaman ne yapalım?hepsini kaldırıp bir rafa kaldıralım.Tamam kadıralım,bunun yerine ne koyacaz, ya kafamıza gelen yorumları koyacaz,yada ''heva''mızı koyacaz.Sonuçta İnsan yorumu girecektir ama birileri açıklıyorsa,ister istemez İnsan yorumu olacaktır.Bunu kabul ediyoruz ancak ilk sırada Allah'ın Resul'u olmalı,daha sonra Peygamber'in ashabı olmalı çünkü kaynağa daha yakın,daha sonra o konu ile ilgili yakından takip eden eski Alim'ler olmalı,Örneğin;titiz çalışma yapan Buhari 600.000 hadis'ten sadece 2000 küsür hadis'i Kitab'ına almış,aldıkları ise sadece bilgi olarak İnsanlar'a sunmuş, kesin Allah'ın hükmüdür,Ayet'tir dememiştir.İnsan'lar bunu bilsin ona göre değerlendirmeler yapsın diye koymuş.
Gerçekten bazı insanlar ne yapıyorlar?Bu hadis'leri kesin bir hüküm ve ayet'tir diye anlıyorlar,yani kesinlikle bunlar ayet gibidir diyerek kesin hüküm olarak algılıyorlar.Eğer bu Hadis'ler Kur'an'a uygunsa zaten bunula ilgili hükümler vardır Kur'an'da, değerlendirilir.Kur'an'a ters düşen Hadis'leri dahi ayet mantığıyla bakıyorlar ve bu konuda hüküm'ler çıkarmaya kalkıyorlar.Buhari,Müslim,Tirmizi bunun için Hadis'leri ayıklamaya çalışmışlar.Bazıları ise Hadis'leri kesin ayet gibi görenlere karşı çıkıyorlar diyorlarki;'' yok hiç bir Hadis'e güvenilmez,onlar Peygamber'den gelmişmi gelmemişmi bilemeyiz,Kur'an bize yeter''bu insanlar belki haklı yere yanlışa karşı çıkıyorlar ama ''vasat'' bir çizgiyi aşarak bunu yapıyorlar''biz hiç bir Hadis'e güvenemeyiz'' diyerek kendileride başka bir yanlışa düşerek hata yapmış oluyorlar,biri ifrata gidiyorsa biride tefrite gitmiş oluyor.Özellikle ''Kur'an'dan başka hiç bir söze gerek yok'' diyen kişi kesinlikle başka bir söz söyleyemez,aklını devreye sokamaz''başka bir söze gerek yok'' diyorsa burda ''tefsir dersi'' biter.Sadece Ayet'leri okuyacak,başka hiç bir söz söylemeyecek.Onlar bunun için Kitab yazıyorlar,bir sürü açıklamalar yapıyorlar,internette yazılar yazıyorlar,Kur'an yetiyorsa hiç bir söz söyleme,ayetleri yaz yeter!Başka bir söz koyamazsın çünkü kendi usulune aykırı.Eğer bir İnsan sözü koymayacaksani,hiç bir şey koymayacaksın,illaki koyacaksan yukarıda iktibas ettiğim gibi ilk önce peygamber'i koyacaksın.O'na bir sözü çok görmeyeceksin.
Tamam bazı konular aklımıza yatmayabilir.Bazı konular bizim şartlarımıza uymayabilir.İnsanlar'ın binbir çeşit hali vardır.Evli'si vardır,bekar'ı vardır,yolculuk'ta olanı vardır,haccc'da olanı vardır,yaralı olanı vardır,sakat olanı vardır,savaş'ta olanı vardır,ticaret işi ile uğraşan vardır,zengin'i vardır,fakir'i vardır,toplulukta olanı vardır,yanız olanı vardır,çocuk sahibi olanı vardır,kısır'ı vardır,biz sadece kendi pencere'mizden bakar,bu böyle olmaz dersek;burda bir yanlışlık vardır.Bir rivayete göre; ''Resulullah namaz esnasında yere tükürerek balgam çıkarmış ve ayağı ile silmiş''Bu nasıl bir şey olabilirmi?''Böyle bir şeyi Peygamber yapmaz''diyorlar.''Böyle bir sünnet olabilirmi?'' diyen guruba karşı başka bir gurub''Peygamber böyle yaparsa bende yaparım ve uygularım'' diyor.Arkadaş bunun bir ortası yokmu?veya İnsanlar'ın halinden anlamak yokmu?İnsan namaz'da kusabilirde,İnsan'lık halidir,her İnsan'ın başına gelebilir,biz bu hadis'ten ne anlarız?Kusmak Namaz'ı bozabilir,balgam ise Namaz'ı bozmaz,Peygamberin ağzından o anda çıkıverdi ise''yutsun'' diyemeyizki;Resulullah'ın mescidi tabiki kumluk alan şimdiki gibi halı yok,halı'ların üzerine tükürmüyordu İnsanlar,sonuçta bu olay kimsenin başına gelmesini istemez,Resulullah bir anda yaşamış bu olayı böyle davranarak kapatmış olayı..Bu olay istenmeyen bir durumdur ancak başımıza geldiği an bunu yaşayabiliriz.Bazı insanlar saygısızlık etmesinler diye yutmayı tercih edebilir ancak ytükürmesi yutmasından daha iyidir.Bunu İnsan'lar '' yok efendim tükürülmez'' diyenler var.Niye tükürülmesinki;tükürmeyecekte yutacakmı?Bu kuralı kim koymuş?
Tükürüğünü yutmayı abes görenler,sokak'sigara içerler,sokakta fuhuş yaparlar,Kaldıki Resullah s.a.v.'' Sünnet necis değildir'' buyuruyor.Tabi sözlerim yanlış anlaşılmasın tükürüğünü yutanı kınayacak değilim.Namaz esnasında İnsan elbette buna sınır getirecek ancak başımıza geldiği taktirde bunu yapanda kınanma söz konusu bile değildir.Ben bir ''misal'' veriyorum.İnsan'ın başına daha kötüsüde gelebilir.Sonuçta vakıa olarak Hadis'ler bizlere bir şeyler veriyor,bunu okuyarak öğrenelim.Aklımızın almadığı Hadis' ler olabilir,onu ayırıp bir kenara koyalım günün birinde lazım olabilir,yalanlamamız gerekmiyor,belki o şartları yaşadığımız zaman lazım olacaktır.Belkide ömrümüzde hiç o şartları yaşamıyor olabiliriz ancak yalanlamak zorunda değiliz,doğrulamak zorundada değiliz,bize düşen en güzel şeyi söylemek oda''Doğrusunu Allah bilir''

İnsan'lar ''Bütün Hadis''lere güvenilmez yalnızca beni dinleyin'' diyorsa Allah'ın yada Peygamber'in yerine kendisini koyuyor demektir.Allah korusun!!Gerçekte bu durum İnsan'ı kibr'e yanlış yerlere götürecektirki;kendisini klavuz'dan uzaklaştıracaktır bu davranış,heva'ya yönelmiş olacaktır.İnsan sonuçta Kur'an'da bazı yerleri kendi fikirlerini koymuş olur.Allah İnsanlar'ı Peygamber'den soyutlayıp ''bağımsız'' yaşamalarını istemiyor.İnsan'lar ''bağımsız hareket ederse bugünkü durum ortaya çıkar.Çeşitli ''din'' anlayışı çıkmıştır.Ancak ''Nebevi Hareket Metodu''nu dillendirirse bütün ihtilaflar çözülecektir.Peygamber hangi şartlarda neyi uyguladı ise onu yapacaktır.Her konuda Allah'ın Resul'une döndürmesi söz konusu olacaktır.Burası çok önemli!!Ama İnsan'lar Peygamber'den bağımsız işlerini yürütürse Müslüman'lar hiç bir şekilde birleşmeyecektir.Ayrılıklar,Düşmanlıklar oluşacaktır.Cenabı Alllah İnsanlar'ı Peygamber'den bağımsız hareket etmelerini istemediği için Kur'an'da Namaz'ın rekat'larını zikretmemiştir.Bizi Peygamber'e mahkum ediyor.Rekat sayısını kimden öğreneceğiz?Peygamber'den öğreneceğiz.Namaz'ın kılınış sırası nedir?Secdemi önce?Rükumu önce?Bunu yine Peygamber'den öğrenmeye mecbur bırakmıştır.Oruç'la ilgili detayları,Hacc ile ilgili detayları ki;Hacc olayında daha çok detay vardır.Zekat ile ilgili detayları Allahuteala Ku'ran'da zikretmemiş Peygamberden öğrenmeyi istemiştir.İnsanlar hüküm konusunda Peygambere danışsın,kendi kafasına göre ''hüküm ''vermemesini istemiştir.Bu Allah'ın taktir ettiği hüküm'dür.''Namaz'ı kılın deyip detayını vermiyorsa Allah, isteseydi yarım sayfada detayını bahsederdi,çok zor değilki bunu aktarmak,yarım sayfada özetleyiverirdi.Ama İnsan'lar ''ben kendi kafama göre bulurum Namaz'ın kılınışını''derse Kur'an'da secde var,rükuu var,onu katsın,bunu katsın birde Kur'an'da''yan yatarken onlar Allah'ı zikrederler'' ayet'inide katsın nasıl bir şey ortaya çıkacak görelim.''Kur'an bize yeter'' diyenler yine Hadis'lere göre Namaz kılıyorlar,işlerine geldiği zamanda Hadis'i inkar ediyorlar.Sonuçta biz klavuz'dan ayrılmayacağız.Kur'an bir ''klavuz''dur.Bu klavuz'un nasıl yaşanacağını ortaya koyanda klavuz'ur.
Yoksa ''küt'' diye Kitab'ını atar yeryüzüne yaşamamızı isterdi.Aksine ''Peygamber'i örnek alın'' demiş ve olurda ihtilafa düşerseniz yine ona döndürün demiş.Bu arada Peygamber'den öğrenirken İnsan düşünecektir.Sahih Hadis'i var, zayıf'ı var,uydurması var.Aklımıza yatmayan Hadis'lerle uygulamamız gerekmiyor.Onu yalanlamak yerine bir kenara koyabiliriz.Diyelimki;ihtilaf ediliyorsa ve ediliyorda,Alim'ler arasındada''ben bunu böyle anladım,ben şunu böyle anladım'' diyenler olmuştur,eğer ihtilaf edilen konu toplumu ilgilendiriyorsa bunu çözeceğiz,eğer toplumu ilgilendirmiyorsa onunla vakit kaybetmeyeceğiz.O zaman ne gerek varki ayrılık çıkarmaya?İşte Namaz'da iken ellerini aşşağıya sarkıttın,aşşağıya bağladın,yukarıya bağladın,elleri kaldırdın,kaldırmadın,bunlar Namaz'ın sıhhatini etkileyen şeyler değilki;Bundan dolayı İnsan yadırgamamalı ama tarihte bütün bunların kavgası yapılmış,işte bu İnsan'lara kızarak birileri Hadis'leri rafa kaldırıyorlar.Biz '' vasat'' noktada kalalım inş.Mümin'lere yapması gereken şey ''vasat'' noktada kalmalarıdır.
Rabb'imiz Kur'an'da buyuruyorki;KASAS 28/51. And olsun ki, Biz vahyi onlara ard arda yetiştirdik; belki düşünürler.
Yani şartlara göre hüküm indirmiş ki;Örneğin;Mekke'de inen ayet'lerle Medine'de inen ayet'leri yanyana getirdiğimiz zaman,mükemmel bir''metod '' arzettiğini görürüz.Ama İnsan'lar devlet'ten önce inen ayetleri dikkate almıyor,sadece devlet sonrası ayet'leri dikkate alarak diğerleri neshedilmiş diyerek hüküm koyma yanlışına düşüyor,bu sefer farklı uygulamalar,farklı fıkıhlar oluşturmalarına vesile oluyor,kafalarına göre değerlendirmeler yapıyorlar,diğerleri ise Mekke öncesi ayet'leri ele alarak, hiç bir şekilde medeni ayetler'i kabula yanaşmıyorlar,sadece zikr'i alıyor o zikr'ide tesbih tanelerinin içine sıkıştıyor,kimisi ise ''cihad'' diyerek kıtal'ı ele alıyor, ki,''cihad' kavramı oldukça geniş anlamlar içeridiği halde,anlamlarını daraltıyor,sadece savaş ile anlamlandırmaya çalışıyor,bir kısmı ise herşeyi ''para ''ile halletmeye çalışıyor,bir kısmı ise sadece ''oku''makla işi halletmeye çalışıyor,bu şekillerrle din'in bir bölümünü cımbız'larla arasından çekmeye çalışıyor.Kur'an'ı alıp sadece Mekke bölümünü alsalar,diğeride sadece Medine'de inen ayet'leri alsalar,iki gurub birbirlerine düşman olurlar,iki ayrı din oluşmasına sebeb olurlar.Bu bir gerçektir.Ama Kur'an'ın iniş sırasına göre değerlendirdiğimiz zaman bu sonuçlar olmayacaktır.
Medeni ayet'leri dikkate alan gurublar söylemlerinde ''cihad'' var ama bunun anlamını daralttıkları vakıadır.Bilal r.a. yaptığı ne idi?Kaya'nın altında ''ahad'' ''ahad'' demesi ne idi?O'nunkide cihad'dı.Oku'yuşlarıda bir ''cihad''dı.Oku'dular,öğrendiler ve tebliğ yaptılar.Tebliğ'leride cihad'dı,gizli tebliğ'leride cihad'dı ve hepsini yerli yerince uyguladılar.İslam Devlet'i teşekül etmeden bir tane müşrik öldürülmedi.İslam devlet'i teşekkül ettikten sonra savaş'tan kaçmak ''günah'' sayıldı.Dolayısıyla günün görevi ne ise onu tam olarak yaşayacağız ve günün görevini kabulleneceğiz.Yarın günün gereği ne ise onu öğreneceğiz.Günü gelmeden öğreneceğiz.Ama yarının görevini bugün yapmaya kalkarsak,bugün'ün görev'inide ihmal edersek bu bizim sınıfta kalışımız olur.
Allahuteala ''arka arka''ya dizerek ayet'lerini hüküm olarak koydu.Resulullah a.s. bu hükümler'i uygularken her bir şartları gününde tam olarak uyguladı.Resulullah s.a.v. uyguladığı basamakları bakarsak siyer kitab'lardan;
1-Eğitim
2-Gizli tebliğ
3-Açık tebliğ (Müşrik'lerin eğitim'i yani Allah'ın ayet'lerinden haberdar olması)
4-Başımıza geleni sabrederek uygulamak
5-Hicret'in organizasyonu
6-Kabe'de namaz kılınması ve hiç kavga'ya karışılmaması(taş'lı sopa'lı eylem yapılmaması ve bağırıp çağırılmaması)
7- İslam devleti kurulması için yapılan çalışmalar
8-İslam devletinin teşekkül etmesi
9-Allah'ın hüküm'leri ''had''ler uygulayarak hayat'geçirilmesi
10-Savaş'ların olması
İslam alimleri bu iskelet dediğimiz ana hedeflerde birleşirler yani ittifak söz konusu olmuştur.Alt tarafta detaylar vardır ve bu yürüyüş muminleri birleştirecek yol'dur aslında.Şimdi hadis'i sünnet'i ve bu yürüyüşü inkar edersek ''iskelet''ide kırmış oluruz,iskelet'i kırarsak İnsan'lar neyin üzerine oturacak,yığılıp kalma söz konusu olacaktır.Bu ''metot'a ihtiyacımız var ve bu şekilde öğüt alacak düşüneceğiz.Klavuz'u düşüneceğiz,Kur'an'ı nasıl uygulamamız gerekir bunu anlamamız için Resulullah s.a.v. uygulayış biçimine bakacağız.Öğüt'ü nasıl alacağız?İnsanlar ''ben şöyle öğüt aldım,ben böyle öğüt aldım'' derse ortaya bir çok yanlış öğüt çıkacaktır.Artık bu öğüt olmaktan çıkacaktır.Ama Resulullah nasıl tarif ettiyse o şekilde öğüt alırsak o zaman doğru bir metot sergilemiş oluruz.Kur'an hangi şartlarda neyi hayata geçirilmesini istiyorsa hiç ihtilaf etmeden,düşünmeden uygularsak tüm meseleler halolucaktır.Ama bugün belirsizleştirirsek''ben böyle yaparım,ben şöyle yaparım derse 70 milyon'un kafasında 70 milyon din ortaya çıkar.İşte bunun 3 tanesinde birleşir 10 tanesinde ihtilaf söz konusu olur.Ama insan kendisini çıkmaza sokacaktır,'' aslında bu hüküm'ler uygulanması lazım ama yapamıyoruz''' diyecektir.Kendi dava'sını taşıyamayacaktır.
Allah, nasıl anlamamız,nasıl uygulamamızı istiyorsa öyle anlayıp öyle uygulayacağız.Yoksa imkansız'ı uygulamamız mümkün değil.Resulullah s.a.v uygulayış biçimini örnek alır uygulamamız çok kolay olacaktır.Hesab gün'ünde zalim'ler ''keşke Peygamber'in yol'unu seçseydim''diyecek ama Peygamber'i adam yerine koymazsan ne diyeceksin?İşte''Benim aklım yatmamıştı yapmadım''derse insan,demezmi Allah, O zaman akl'ın seni cehennem'den kutarsın.Ama biz akl'ımıza değil,heva'mıza değil Allah'a teslim olmak zorundayız.Ama ''Ya rabbi ben Peygamber'in istediği şekilde İslam'ı hayata geçirdim derse ve uygulamışsa bir malzereti olacak.İslam alim'leri ana meseleler' de sünnet'i inkar edenler haric ittifak etmişlerdir.En doğru davranış yukarıda bahsettiğim gibi 'vasat'' hareket etmektir.
Sünnet'i inkar edenler, sadece Kur'an diyenler buluyor bir şeyler mesela;üç vakit namaz buluyor yada namaz Kur'an'da yok dua var sonucuna gidiyor.Rabb'imiz namaz emredipte namaz'ın tarifini vermemiş dersek Allah korusun hata etmiş oluruz Peygamber'iyle bildirmiştir.Çünkü Kur'an'da 'Peygamber'e bakın' diyor.Şüphesiz Allah açık deliller zikr'etmiştir.Ancak açık delilin bir parçasıda Resulullah'tır.Eğer Alim'ler şer'de ittifak etmişse yine Allah,'a ve Peygamber'e müracaat edecez ve diyeceğizki;Bunlar şer'de ittifak etmişler,ama hayır'da ittifak etmişlerse onu inkar edemeyiz.Doğru kimden gelirse onu onaylayacağız.Kimden yanlış gelmişse rededeceğiz.Allah bizi doğrulardan ayırmasın,kendisine kul Resulullah'a ümmet yapsın inş.








TARİH : 02-04-2011 -- 22:07:15 tarihinde CENGİZ SARSMAZELSOY tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : ANTALYA

KASAS SURESİ(48-50)
48- Fakat onlara katımızdan gerçek gelince; "Musa'ya verildiği gibi buna da mucize verilmesi gerekmez mi? derler. Daha önce Musa'ya verilenide inkar etmemişler miydi? Yardımlaşan iki sihirbaz; "Hepsini inkâr edenleriz " demişlerdi.

49- De ki; "Eğer doğru iseniz, Allah katından bu ikisinden, Musa'ya ve bana inen kitaplardan daha doğru bir kitap getirinde ben ona uyayım.

50- Eğer sana cevap vermezlerse bil ki onlar, keyiflerine uyuyorlar. Allah'dan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? Elbette Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

.


48- Fakat onlara katımızdan gerçek gelince; "Musa'ya verildiği gibi buna da mucize verilmesi gerekmez mi? derler. Daha önce Musa'ya verilenide inkar etmemişler miydi? Yardımlaşan iki sihirbaz; "Hepsini inkâr edenleriz " demişlerdi.

Musa ya verilen ne idi? Dokuz mucize verilmişti.Bunlar asanın yılana dönüşmesi,elinin bembeyaz ışık saçması,kasırgalar, tayfunlar,kuraklık,içeceklerin kana dönüşmesi, gökten çekirge ve kurbağa yapması gibi v.s.mucizeler verilmişti.Müşrikler diyorduki; öyle bir mucize verilmeli değilmiydi?Mucizeler gelsede biz o zaman iman edelim diye bir ifadeye büründüler.Gerçekten mucize gelirse bunlara ,onlarda iman edecekti,onun içinmi söylüyordu bunları?Öyle bir şeymi vardı?Neden bu sözler söyleniyordu?Allahuteala bu insanların gerçek niyetini ortaya koyuyor.On lar daha önce Musa' ya verileni inkar etmemişlermiydi?Şimmdimi iman ediceklerdi?Böyle bi,r şeymi var? Musa'ya verilenleri inkar etmemişlermiydi diyerek rabbimiz gerçek niyetlerini ortaya koyuyor,Cenabı Allah muşrikleri sorguluyor.


Yardımlaşan iki sihirbaz; "Hepsini inkâr edenleriz " demişlerdi.Burda iki sihirbazdan kasıt nedir?Biri Tevrat diğeride arkasındakini tastik eden Kurandır.Bunlara Müşrikler iki sihirbaz diyerek inkar ediyoruz dediler.Kuran'a inanmaları söz konusu değildir,bunlar bahane üreterek bahanelerinin arkasına sığınıyorlardı.Kuran'ın doğruluğunu, Allah katından inişini dikkate bile almadılar,hakkı önemsemiyorlar bile ve Kuran'a büyü dedikleri gibi,kendi kitapları olan tevrat'ada büyü demeleri ilginç değilmi?O kadar çok tutarsızlık varki; sözlerinin içerisinde Musa'ya inandık diyenler,Musa'ya inanmıyorlar,daha sonra Allah'ın kitabına büyü olduğunu iddia ediyorlar,bu yani tamamen inkar piskolojisidir,Musa'yıda alıp karşılarına getirsen,haşa! Allah'ı karşılarında görseler, bir bahane bulup inkar edeceklerdir.Zaten ayettede diyorki Cenabı Allah,Hepsini inkâr edenleriz " demişlerdi.


Onlar inkar etmeyi kafaya koymuş bir defa ne gelirse gelsin inkar edeceklerdir.Buna örnek olarakta; Şeytan'ı örnek verebilriz,Şeytan Adem a.s. yaratılışına şahid olmuş,bir çok olaylara şahid olmuş ancak inkarı kafasına koyduğu için inkar etmiş,ondan sonra bahane üretmeye başlıyor ve üretiyor,insanda böyle yapıyor tıpkı şeytan gibi..Cenabı Allah onlara istediği her malzemeyi vermiş,Şeytan'a hevasını vermişki kullansın diye,insanada malzeme vermişki birbirlerini kandırsın diye çünkü bunlar bunu istiyordu,birbirlerini kandırmak istiyorlardı Cenabı Allah'ta istediğinizi alın diyor tıpkı Şeytan'ın CenabıAllahtan mühlet isteyipte kendisine verilmesi gibi..Bu imkanı onlara vermiştir.


49- De ki; "Eğer doğru iseniz, Allah katından bu ikisinden, Musa'ya ve bana inen kitaplardan daha doğru bir kitap getirinde ben ona uyayım.

Evet Cenabı Allah sorguluyor muşrikleri mademki doğrusunuz, O halde onlara şöyle söyle Tevrat'tan daha iyisini getirin?Kuran'dan daha iyisini getirinki; bende ona uyayım, evet böyle bir ifade var Allahuteala Resulullah s.a.v. böyle söylemesini emrediyor,açık ve nert bir ifadeyle böyle söylenmesi emrediliyor,Bu ne zaman söylenmesi emrediliyor? Belki daha önce söylenmiş.

Yoksa, "Onu (Kur'an'ı) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin. buyuruyor.
Yani Putlarınızı Tağutlarınızı,Şeytanlarınızı çağırın, on tane sure getirin,gerçekten Allah' ın kitabını insanlar tarafından uyduruldu diyorsanız yapın bunu. CenabıAlllah'tan böyle çeşitli ayetlerle meydan okumuştur, ve aradan 1430 seneden daha fazla sure geçmesine rağmen hiç bir güç iddia edenlerde bunu yapamadı.İşin tuhaf tarafıda ilim çağı,teknooji çağı,şu çağ, bu çağ demelerine rağmen daha üstünde bir kitap yada benzerini getiremediler, hani herşeyi bilimsellikle ölçen insanlar ortaya değerle atıyorlar,tezler sunuyorlar mesela Darwin teorisi gibi,teori ama bu teori sahtekarlık üzerine bina edilmiş,sözde iskelet bulmuşlar ve bu iskelete yağma diş takmışlar yani sahte diş takmışlar,zaman içersinde bunlarda çıktı,hala bunlara sığınırak inkar yolunu seçiyorlar malesef.
Hani demiştikki; 1430 küsür zaman geçti aradan, bu geçen zamandı, birde gelecek vardır.Bunun üzerinden 10.000 senede geçse yine bu Kitab'ın benzerini getiremiceklerdir.Kıyamete kadar, gelmeyecektir.Yani daha iyi bir Kitab gelmeyecektir.O zaman ne diyecekmişiz?Daha doğru bir kitap getirinde ben ona uyayım.Bu sadece 1430 kusur önce daha ilkel ve teknolojinin olmadığı zamanda söylenecek bir söz değil,her zaman ve şartta söylenecek bir sözdür.Çünkü Allah'ın meydan okuması hala geçerlidir.Kıyamete kadar geçerli olacak ve onlar Allah karşısında aciz kalacaklardır.
Hani musa'ya 9 mucize verilmişti ya!Burdada bir mucize söz konusudur.Alt tarafı bir adet kitap!İnsanlar milyonlarca kitap yazmışlar ama bu kitab'ın benzerini meydana getirememişler.Yine Allahuteala ayetlerinde bu konuda şöyle ifadesi var,Eğer o, Allah’dan başkası tarafından indirilmiş olsaydı, şüphesiz onda pek çok çelişki ve ihtilaf bulurlardı.Allah tarafın'dan indirilen bu kitab,ihtilafı olmayan,içinde çelişkisi olmayan bir kitabtır.

50- Eğer sana cevap vermezlerse bil ki onlar, keyiflerine uyuyorlar.
Yani bütün bu olanlara rağmen sana cevap vermezlerse bilki;olay şu noktaya gelmiştir.''Keyiflerine uyuyorlar.''
Çünkü onlar gerçeği aramak gibi bir istekleri yok.Onların derdi nedir?Kendi nefislerine götre hareket etme arzusudur.Onlar ne istiyorlar?Bağımsızlık istiyorlar.Özgürlük istiyorlar.Hürriyet istiyorlar.Neden bağımsızlık?Neye karşı bağımsızlık?Allah'a karşı bağımsızlık.Allah'kitab'ına karşı bağımsızlık.Yani'' Allah bizi kısıtlamasın biz istediğimiz şekilde nefsimizin istediği şekilde yolumuzda yürüyelim.Canımız istediği şelide yaşayalım hatta yalanlayalımki; ahirettede bize bir şey sorulmasın''Sanki yalanlanınca sorulmayacak gibi bir piskoloji söz konusu ama kaybeden kim?Elbette kaybeden yine kendileri oluyor.Cenabı Allah kitabında bunun tarifini yapıyor ayetin devamında okuyalım.

''Allah'dan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? Elbette Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez''

Bu ayetin üzerinde epeyce durmamız lazım aslında..Hevaya uymak nedir?İnsanın kendi nefsinin doğrultusunda bir hayat sürmesi,canı nasıl yaşamak istiyorsa ona göre yaşaması söz konusu,şimdi mekkeli müşriklerin istekleri neydi? Tamam öyleydi.Bugünkü müşriklerin istekleri nedir?Aynı mekke müşrikleri gibi sadece Kitabın bir bölümünü yaşamak,bir kısmıda demokrasi şartlarına göre,ortamın şartlarına göre,toplumun kültürüne göre yaşamak, bu durum kısmi olsada hevalarına göre yaşaması söz konusu olacaktır.Yani bu herkesi kapsayan bir durumdur.Okadar önemli bir konudurki;Mekke Müşrikleri için söz konusudur bizimle alakası yoktur diye düşünemeyiz.Eğer biz her konuda Allah'ın dediklerini yerine getiriyorda sadece bir konuda yerine getirmiyorsak bu ne olacaktır?Hevamıza uyma söz konusu olacaktır.Hevamızı ilah edinmeye teşebbüs etmemizdir.CenabıAllah her konuda itaat bekliyor.Ancak insan hata yaparda tevbe eder dönerse o başka yanlış anlaşılmasın.Tevbe yolu açıktır.Allah kalbini katılaştırmamışsa tevbeden yararlanacaktır.Tabi biz bunu bilemeyiz Şimdi günah işleyipte hiçbir şekilde tevb e'den yararlanmayan insanın günahı kendisini kuşatmış olacaktır ve o insanı büyük bir azab karşılar Allah korusun!

Bundan dolayı biz her alanda Allah'a itaat etmeyi bilmemiz lazım.Her alanda Allah'a itaatı bilmemiz lazım.Çünkü müslüman'da nefsi taşır,müMüslüman'ında hevası vardır,hevesi vardır,istekleri vardır,arzuları vardır,Şeytan'ın telkinleri vardır.Eğer insan arzularını,isteklerini Allah'ın kitabından üstün görürse hatta her emirde itaat ederde bir konuda itaat etmezse bu insanın durumu kötüdür.Buna örnek verelimki ; kafamızda şüphe kalmasın.Her konuda itaat ederde bir konuda itaat etmezse hevasına uyar?Tamamen ebedi olarak cehenneme girme söz konusu nasıl olabilir?Buna örnek verelim;Bunun örneği nedir?Allah'ın huzurunda Adem a.s.'a secde emri veriliyor.Allah'ın her emrini yerine getiren İblis bu sefer bu emri yerine getirmiyor,milyonlarca emri yerine getirmiş sadece bir konuda emri yerine getirmiyor.Artık kaç emre itaat etti bilmiyoruz, sadece bir emre itaatsızlığı Allah'ın huzurundan kovulmaya,Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılma noktasına geliyor.Daha önce böyle bir şey söz konusu değildir hatta Allahın huzurunda olmayı hak kazanmış bir varlıktır.Yani bir konu hafife alınmamalı.

Tabi bu konunun şartları vardır,İnsan bir hata işlediği zaman kafir olacaktır diye düşünmeyeceğiz.Hata kendisini kuşatmış olursa yani iblis'in hatası kendisini nasıl kuşatmıştı? Mantık üretti ben ondan hayırlıyım dedi, kendisini adem'den daha üstün olduğun iddia ederek Allah'a isyan ettti.Hatasından dönmediği gibi hatasını hayat tarzı edindi,onunla yaşamayı bir meziyet bildi.İşte bu hatanın kendisini kuşatma noktasına getiriyor.Bir insan hatasından dönmezse hatası onu kuşatacak ve ebedi olarak cehenneme sürüklenecektir.Burda öyle bir şey söz konusuki; İnsan tevbe ederde yine tevbesine karşı samimi olmayıp aynı hatayı işlerse yine hatası kendisini kuşatmış olacaktır.İnsan günahı işliyor işliyor sonra işlemez duruma geliyor,camide beş vakit namaz kılıyor daha sonra geçmişi hatırladığı zaman'' ahh ne günlerdi onlar''derse o kişinin tevbeside yoktur,geçmişinde yaptığı hatalar için özlem duyuyorsa o kişinin tevbeside yoktur,veya ele aldığımız meselelerden birisi; askerlik meselesi,askerlik konusunda özellikle insanlar ömründe bir defa yapar,yada henüz yapmamıştır yada yapmıştır.Askerlik yapan bir kişi tevbe edip dönmüşse ki;tağuta asker olan bir kişi muhakkak tevbe etmesi dönmesi gerekir.Şayet dönmüşse bir sorun olmayacak ama seneler geçmiş,tevbe etmiş daha sonrada ''askerlik yapılması lazım canım,şartlar gereği,eğitim gereği,maslahat gereği diyeek'' malzeret üretirde yapılması yönünde öğütte bulunursa,o kişinin tevbesi söz konusu değildir.Şayet tevbedeyi samimi bir şekilde yaparda dönerse Adem as. gibi tevbesi kabul olabilir,ancak Şeytan gibi yaparsa tevbesi kabul olmayacaktır.Şeytan'da adem'de ömründe bir kere günah işliyor biri tevbeye yanaşmıyor,biride yanaşıp kendini düzeltiyor.Bu iki varlığın Kuran'dan okuyalım Allah'a karşı davranışlarını;


İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.
Dediler ki, 'Rabbimiz yücedir. Biz zalimler imişiz.'
İşte anlattığımız gerçek budur.Adem a.s. ve eşi suçu kabullendiler ve itiraf ettiler peki yettimi bu?Kısmen yetti.İslam dairesine geri döndüler ama kişi ölüme kadar imtihan edildiğini dikkate alırsak her an imtihanını vermek için gayret etmeli çünkü her şey tevbede bitmiyor ancak işlediğimiz günah karşısında suçu kabullenci bir piskolojiye sahip ise bizi doğru noktalara gitmemize vesile olacak ve hidayetimiz Allah'ın izni ile artacaktır.Ancak işlediği suç bir övünme meselesi haline getirse !!Ayette rabbbimiz buyurduğu gibi..''Zalimlerin bir kismini, kazandiklarindan ötürü diger bir kismina böylece musallat ederiz.''Hidayetini kaybedecektir.Kişi Allah' ın istediği şekilde emirlerine harfiyyen uymaya gayret ederde bir cürüm işlediğinde ayağı kayar kendini toparlarsa ,kendi durumunu zikre dönüştürmüş olur ama bunun aksi söz konusu olduğu taktirde zikrde yüzçevirfmiş olacaktır, o kişi isterse 100 defa SubhanAllah desin, ,ster 100 defa Elhamdulillah desin,falan desin ,filan desin farketmez yine bu hal zikrden yüzçevirmektir.O kişi aynı zamanda hevasını ilah edinmiş olacaktır Allah korusun!!O zaman her konuda kendimizi tahlil edelim!Her konuda Allah'a itaat konusunda kendimizi denetliyelim!Bunu yapabilmemiz için bilgiye ihtiyacımız var,eğitime ihtiyacımız var!Bu bilgiyi bu donanımı elde edelim!

Daha sonra rabbimiz şöyle buyuruyor..
Allah'dan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir?
Allah' bir klavuz yada yol gösterici ne demektir?Klavuz bir anlamıyla hidayete vesile olan Kuran'dır.Diğer anlamıylada Allah'ın resuludur.Cenabı Allah Kura'ı bir yaşayı ile örneklendirmiştir.Tamam Kuran'ı anlayacaz ama nasıl anlayacağız?Resulullah'ın anlattığı şekilde,tarif ettiği şekilde anlayacağız,yoksa yine aynı şekilde hevamıza uymuş,gitmiş olacağız.Öyle değilmi?Yine aynı yola çıkacak iş,klavuz alma noktasında hem Kuran,hem Resulullah ön planda olacaktır.Bu neden gerekli?Yani sadece Kuran yetmezmi?Allah Kuran'ı eksikmi birakmış diyorlar ya!!Oraya atılan iddialardan birisi budur.Kuran yetersizmi diyorsun?diye hemen tartışmalar açıyor insanlar.Böyle bir şey söylendiği zaman.Kuran muhakkakki yetrlidir,eksiksizdir,ancak Kuranda bir ayet vardır''Allah'a itaat edin Resul'une itaat edin''Kuran hem Allah'a itaat etmeyi hem Resulune itaat etmeyi emretmiştir.Bu nasıl olacak?Kuran'ı anlayacağız ama nasıl anlayacağız?Resul'unun anlatıığı şekilde anlayacağız''Ben Kuran'ı şöyle anladım,ben bunu böyle anladım,çağ bunu anlamayı gerektirir'' gibi sözler batıl sözlerdir.Neymiş?Namaz üç vakit geçiyor Kuranda,salat diye bir şey var başka bir şey yok,namaz diye bir şey yok ister kıl ister kılma,istediğin kadar rekat kılabilirsin,ister bu 4 olur ister 8 olur,istersen hiç kılmayabilirsin,sadece dua edersin,yalnızca kendi yorumlşarıyla yola çıkanlar buraya çıkıyorlar.İşte bu insanların çelişkileriyle karşılaşıyoruz.Bunlar kendi söylemleri,kendi hatalarını çıkarıyorlar ortaya.''Kuran herkese yeter,başka söze ihtiyac yoktur'' diyen insan'ın başka hiç bir söz söylemesine hakkı yoktur.Kendi yolunu kendi tıkamıştır,bir kelime dahi söyleyemez,Allah hariç.Başka söz söyleyemez.Kuran yetiyor ya!! Ne açıklıyorsun?Açıklamaya gerek yokki bu mantığa göre hatta kitaplar yazarlar,internette yazanlar çizenler vardır,tarifler yaparlar,şunu yaparlar,bunu yaparlar,anlatırlar.

Kuran yeterlidir arkadaş ne anlatıyorsunki sen?'' Siz belki anlamamışsınızdır o sebeble ben anlatayım iyi güzelde mademki biri anlatacak neden Peygambere bir sözü çok görüyorsun,kendin anlatmaya başlıyorsun?Peygamber'e ait sahih rivayetleri istemiyor,beni dinleyin diyorsun neden?Bu nasıl bir mantıktır?Neden anlatmaya teşebbüs ediyorsun?Senin usulune aykırı değilmi?Heva nasıl ön plana geçicek?Böyle geçicek.Benim aklım haşa!! daha üstün diyecek Peygamber'den akıllarıyla din icad etmiş olacaklar.Malesef bunları muşahede görüyoruz,bunları görüyoruz.Doğru olan nedir?Doğru olan olayı gerçeklikleriyle görmek,Hadislerin hepsine güvenebilirmiyiz?Hayır! Hadislerin hepsine güvenemeyiz.Bu bir gerçektir onu kabul ederiz.Bütün hadis alimleride böyle diyor zaten.Hiç kimsw bunun aksini söylememişki;Bir tek bunlar söylemiyorki bu olayı,buhari'ye sor buhari'de öyle diyor zaten.Bu çalışmayı zaten onun için yapmış.Bir rivayete göre 600.000 hadisten 596.000 çöpe atmış.Belkide daha fazlasını çöpe atmış hatta bir rivayete görede 2000 kusur hadis toplamış.Yani 597.000 küsür hadisi çöpe atmış bu insan.Bunu yapan Buhari!!Yahu!! sen ne yapıyorsun der insan?demezmi.
Çalışmaların titizliğine baktığımız zaman aslında çok büyük bir şey var yani titizlik var.Sen kalkıp 597.000 kusur hadisi bir kenara atıyorsun ve bunun sonucunda 2000 kusur hadis rivayet ediyorsun ve kimse kalkıp demiyor özellikle islam alimleri, yahu! sen ne yapıyorsun demiyor.Belki cahiller diyordur ama bunun dışında ses çıkaran yok.İnsaf sahibi kimse söylemiyor'' Bunlar ayet gibidir,içine hiç bir şey karışmaz'' demiyorki;Yani ''Ben çalıştım,çabaladım,çıkardım,toparladım ve yalancı insanların rivayetlerini kenara bıraktım,doğru olanla olmayanı ayırdım '' diyor.

Bunlar yani sahih sünnet dediğimiz şey ayet değildir ancak Kuran'dan sonra ilk yararlanacağımız kaynaktır.İkinci sırada Alimlerin görüşleri gelecektir,işte 1400 küsür sene sonra iktibas'tır haksöz'dür cengiz'dir vs. gibi insanlar gelecektir.Ama birinci sırada bu şahıslar olmayacaktır.Hadisleri Kuran'ı bırakın benim dilime bakın demicektir.Böyle bir insan'on bu hakka sahip olması söz konusu değildir.Eğer Cengiz bir şey söylüyorsa ve hadisle çelişiyorsa o onun hatasıdır.Düzeltilmesi gerekir.Kesin nas olamaz.Ancak Allah'ın ayetleri kesin doğrudur.Ondan sonra gelen Resulullah'ın ayetlerdir,ayet değildir ama sıralamada ikinci olandır.İnsan' a verilecek ilk söz Resulullah'a verilecektir.Çünkü o Allah'ın indirdiği hakikatı tarif etmiştir hadislerle.neyi nasıl anlayacaımızı tarif etmiştir.

Şimdi belki şu mantık oluşabilir.''Farrklı farklı hadisler var şu var, bu var ,ihtilafların sebebi hadislerdir diye bir söylem söz konhusu olabilir ve haklılıkların olması gayet normal,olacaktır farklılıklar.Neden? Çok basit aslında!Hadislerin söylendiği ortamlarla ilgili farklı ortamlar söz konusu.Devlet öncesi söylenen hadisler var,devlet sonrası var,bekar için söylenen hadis var,evli için söylenen hadis var,yolculuk ortamında söylenen hadis olmuştur,yolculuk dışı ortam için söylenen hadis olmuştur,savaş için söylenen sözler olmuştur,sabretmekle ilgili hadis söz konusu olmuştur,fakir için söylenen hadis,zengiz için söylenen hadis vardır,yani o kadar çok farklı şartlar söz konusu ki; bu hadisleri okurken eğer bu şartlarda yaşamıyorsa kendisine saçma gelebilir,yada yanlış gelebilir,İnsan o şartları yaşamıyorsa,o pencereden bakamaz sadece kendi küçük penceresi vardır ordan bakar, bütün hayatı o küçük kareye sıkıştırmaya çalışıyor,buraya uymadımı'' at gitsin yav''bu mantıkla bakılıyor.

Öyle değil mesele.Hayatın bir çok değişik yönü vardır ve o şartları yaşayanlar anlar,o hadisi o şartları yaşayan insanlar anlayacaktır.bunları dikkate almamız gerekiyor.İnsanlar kendi şartlarına uymayan hadisleri inkar yoluna gitmesi akılsızlıklarından kaynaklanıyor demektir.Kedndi akıllarının kısır olmasından kaynaklanıyor demektir.İnsan kendi şartlarına uymayan bir hadisi almayabilir,koyar kenara onunla amel etmesi gerekmez,seni ilgilendiren bir ayet yada hadis varsa onunla amel eder,şartlarına uymayan hadis senin için değildir tabiki,şartlar oluşunca amel edersin,bu kadar basit!Şartlarına uymuyor diye bütün hadisler yalanlanmaz.Eğer ortamımıza uymayan bir hadisle karşılaştığımız zaman yalanlamayalım,doğrulamayalımda,doğrusunu Allah bilir diyelim,koyalım kenara,bizim için şartlarımıza hitab eden hadisleri alalım yaşayalım.

Mesela rabbimiz mallarından infak etmenin zaruretini anlatıyor şimdi bu hadisi fakir birisi alsa nasıl infak etsin ancak zenginleşince yapacak bunu,'' böyle bir ayet olurmu canım'' dersek yanlış olmazmı?Hadis konusunda yaklaşanlarda böyle yaklaşıyor,öyle bir hadis olmaz diyorlar.Gerçi zekat müessesi haylice yerleşmiş ve yerine oturmuştur ve insanlar bilgilendirilmiştir.Ama diğer konularda insanlar böyledir.Bu verdiğimiz örnekteki gibi saçma yaklaşım var ve böyle saçma iddialarla,böyle saçma sözlerle şartlarına uymayan bir hadisi ele alarak yada gerçekten uydurma bir hadisi öne sürerek bütün hadisleri yalanlıyorlar.İşte o zaman '' heva'' devreye giriyor.Hadislere karşı bu düşmanlık nedendir?Niye düşmansın?Bu düşmanlık niye?Böyle ispat mucadelesi niye?İnsanlara hidayet verecek ya!! Bırak canım hadisleri!!Hidayete sahip değil,kendisi başkalarına hidayet verme peşinde.Bu bir vakıa.Bu örnekleri verirken bizim hayatımızada girebilir tüm bunları anlatırken,yoksa falancıların,filancıların yanlışlarını açığa çıkarmak değil amacımız yanlış anlaşılmasın.Elbette! yapılan yanlışları bileceğiz ama burda yapılan yanlışlara bizde düşebiliriz.Her an düşebiliriz,Her an unutabiliriz.
İşte sad suresinde davut a.s 'a ne diyor rabbimiz,'' hevaya uyma''çünkü bu hevan'ın peşinden koşanlar için ''cahim'' bir ateşe düşecekler ve hesap gününü unutanlar için ağır bir ceza görecekler.Yani bizde onu unutubiliriz.Peygamber unutabilir diye bana uyarı gönderiliyor,sana uyarı gönderiliyor,herkes unutabilir,dikkat edelim her an hataya düşebiliriz.Her an zikri ön planda tutup günlük hayatımızda islam'ı canlı tutmamız gerekmektedir.Bunu sağlayyıp kendimizi kurtarmamız lazım.Hani şurda falanca bu hatayı yapmış, filanca şu hatayı yapmış,o onların sorunudur.Ama bizim sorunumuz biz her an hataya düşebiliriz endişesiyle hata yapmamaya çalışmaktır.Her an bu hatayı yapabiliriz.Her an tetikte olalım

İnsanların hepsine bir bakın herkes birbirini eleştirip durur ve hataları sayar döker,gerçekte kendisinde belki o hatalar vardır.Bir konuda hata yapmamıştır kendisini bu sebebden dolayı üstün görebilir.Bizide eleştirenler bizde hata görebildiği içindir ve bizde başkalarını eleştirdiğimiz zaman onlarda bu hatayı görebiliyoruz,işte bu sebebden dolayı nasıl başkalarında hataları görüyor ve söylüyorsak ve dikkate almalarını istiyorsak,başkalrın bizde bulduğu hataları dikkate almamız gerekmektedir.Biz başkalarını uyarmakla başka bir sorumluluk yüklemezken,bizdeki hataları düzelltme noktasında büyük bir sorumluluk altındayız.

Kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? ayetini dikkate alarak kendi ''heva''mıza hakim olup nefsimizi terbiye etmemiz lazım.Yani devamlı denetim.Hem kendimizi denetim,hem kardeşlerimizi denetimin olması zaruridir.Eper zulüme yönelirsek Cenabı-Allah buyuruyorki;
Elbette Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.
Hidayetten mahrum etmekle tehdit ediyor.Artık rahmetinden kovulmuş demektir bu insan!İblis'in düştüğü yola düşmüştür bu insan!Allah korusun.Doğruyu anlama ve yanlışı görme kaabiliyeti elinden alınıyor.Artık bunu hiç kimse doğru yola ulaştıramaz.Böyle bir durumdan bahsediyor Allah.Böyle bir insan doğruyu yaşadığını zanneder,şöyle dışardaki insan tolulularına bakın en doğru şeyleri yaşadığını iddia eder.En doğru din benim dinimdir der.Herkes doğru bir yol üzerinde olduğunu yalanlarla ifade edebilir.Bu hayatın gerçeğidir.Bu olaylardan ibret alarak ve Allah'ın indirdiği hakikatları dikkate alarak heva'mısı heves'imizi terbiye ederek yolumuza devam edelim inş.Yoksa Allah korusun hevamıza uyarak ve Allh 'tan bizi hidayetten mahrum ederek helak oluruz ve dönüşüde çok çok zor olacaktır.Çünkü Araf suresinde bildiriliyor bize öylesine yanlış bir yola girdiğimiz vakit'' bu gidişi durduramaz'' deniyor.Eğer Allah'ın onaylamadığı bir yola girersek bu düşüşü durdurmak çok zordur.Zirveden yuvarlanan insanın kendisini durduraması gibi..Böyle bir duruma düşme ihtimalımız olduğu için Allahutala bizleri uyarmaktadır.
Bu herkes için geçerlidir.Biz anlatacağız ama öncelikle kendimize anlatacağız.

Bu derstende çıkarımlarımız bunlardır.

Cengiz sarsmazelsoy
nebeviyol@msn.com

















TARİH : 01-04-2011 -- 18:00:55 tarihinde Selahattin Baybars tarafından gönderildi...
WEB : http://
Ülke : Türkiye
Şehir : ank
http://www.timeturk.com/tr/2011/04/01/bingazi-de-basbakan-erdogan-a-protesto.html bu haberi sizin sitenizdede görmek istiyorum

 

YAZARLAR
Sabiha ATEŞ ALPAT
HAYAT BİR İMTİHANDIR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat