Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
Şanlıurfa’da “Sessiz mi kalacağız? Suriye konferansı   |   Lübnan'da yükselen tansiyona Nasrallah'tan itidal çağrısı   |   Bakan Şahin'den Uludere olayı hakkında ilginç açıklamalar   |   NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
BAŞLIKLI MASAL -1-
Fatma CEREN - 28/01/2012 - 22:35
Bir varmış bir yokmuş… O ülkede zalim de mazlum da çokmuş. Şüphesiz en büyük zulüm de “şirk”miş...

Bir varmış bir yokmuş… O ülkede zalim de mazlum da çokmuş. Şüphesiz en büyük zulüm de “şirk”miş. Zaten yeryüzündeki bütün zulümlerin sebebi de buymuş… Kimi bu gerçeğin farkında kimi de hepten yoksunmuş… Bazıları için gerçekleri göğüslemek kolay, bazıları içinse çooook zormuş… Kolay olanların giysileri gri, zor olanların ki beyazmış… Beyaz çabuk kirlenir diye bunlar daha bi hassasmış! Griler de onlara bakıp bakıp güler, “Kirlenmek güzeldir be kardeşim, “uzlaşma”yla, yıka “diyalog”la yumuşat,  mis gibi koksun ve nur gibi ak pak olsun” derlermiş.

Öyle bir ülkeymiş ki bu; insanları Allah’ın Rabb olduğunu unutup, atalarının izinde düz sandıkları yamuk mu yamuk, dikenli mi dikenli bir yol tutmuş. Öylesi bir yolmuş ki bu, milyonları harcamış, milyarları peşinden sürüklemiş, on milyarların beynini yıkayıp, özgür bireyler olarak dünyaya salıvermiş… Tabii bu o kadar kolay olmamış... Yıllar boyu çok ama çok çalışılmış. Evde, okulda, işte, çarşıda, pazarda, markette, sinemada, siyasette, âlimde, müritte, eylemde, söylemde, sahada, sahanda, handa, hamamda, saunada, sporda, önde, arkada, sağda ve solda… Öyle ilkeler, öyle kanunlar, öyle yenilikler konulmuş ki; adına modernlik, çağdaşlık, dindarlık ve daha neleeer neler denmiş… Sonra da bu zalimler başlamışlar eserlerini seyretmeye… Ve koyulmuşlar zaman içinde irili ufaklı müdahalelere ve bu uyuşmuş toplumu mecradan mecraya sürükleyecek yeni fikirler üretmeye… Tabii bütün bunların farkında olup da, seslerini çıkar(a)mayan bir topluluk da varmış. Bunlar da kendilerini o ülkenin en akıllıları zannedermiş. Ama aslında en zavallıları da onlarmış. Çünkü gözleri önünde süregelen bu zulme ses çıkarmayarak, aslında zulme destek verdiklerinin farkında bile değillermiş. Farkında olanlar da, rahatlarını ve konforlarını bozamayacak kadar dünya hayatına düşkünlermiş. Renkli jelâtinlere sardıkları bahane şekerlemelerini, önce her gün birer tane kendileri yer sonra da her önüne çıkana dağıtır dururlarmış.

Her neyse; bir gün başlıksız ama başörtülü bir kız, zorlu mücadelelerin ardından nihayet İslam Ormanı’nın yoluna ulaşabilmiş;  müslüman kardeşlerine sunmak üzere bütün sevgisini, merhametini ve heyecanını sarmaladığı hayallerini ve ileride yapmaya azmettiği naçizane amellerini dolduracağı sepetini koluna takmış ve olacaklardan habersiz sevinçle ormanın yolunu tutmuş… Fakat orman imtihan ve zorluklarla doluymuş. Aslında öyle olduğunu biliyormuş bizimkisi. Çünkü çok okuyor ve geçmiş günlerdeki anıları çokça dinliyormuş.  Fakat görmediği ve yaşamadığı için yalnızca “Biliyorum” zannediyormuş. Buna karşın dosdoğru yolunda sadece Rabbine sığındığından, kimselerin kendisine ve müslüman kardeşlerine zarar veremeyeceğine de sonsuz güveniyormuş. Hele de Müslüman kardeşlerinden zarar göreceğine ölse inanmazmış. Çünkü kardeşlerini çok ama çok seviyormuş. Aynı zamanda (her nedense) onlara pek de güveniyormuş!

Güneşin pırıltısı gözlerinde, gökyüzünün berraklığı sözlerinde, çimen ve çiçek kokuları burnunda;  tertemiz rüzgâra bırakmış kendini ve esmişler beraberce… Hoplaya zıplaya bir oraya bir buraya taze çiçeklerin arasında ilerlerken, birden karşısına bizim kurt çıkmış. “Ha ha ha!  Nereye gidiyorsun başlıklı masalın başlıksız kızı? Kamusal alandan mı kovdular seni? Burada dilediğin gibi dolaşabilirsin… Şu mis kokulu rengârenk çiçeklerden toplamak ister misin biraz kardeşlerine” deyince, birden ağacın arkasından “Fatma” diye biri çıkmış… “Bana bak kurt! Zaten canım sıkkın. Ayağıma dolanma! Birazdan çizeceğim karakterler seni solda sıfır bırakır… Hadi sen işine!” diye kurdu kovalamış.  Bizim kız bu duruma çok kızmış.  “Sen de kimsin? Niye karışıyorsun ki masalıma!” diye masumca sorarken, aslında bu ablanın yüzü hiç de yabancı gelmemiş. “Hem bu benim masalım ve benim masalımda kurt olmalı” deyince, Fatma ablası ona sevgiyle ve merhametle bakarak  “Sadece sana yardımcı olmaya çalışıyorum” demiş… Tabii inatçı kız dinlememiş bile! Devam etmiş yürümeye… “Ah keçi kız ah” diyerek düşmüş bizim Fatma da peşine… Bu arada zavallı kurt neye uğradığını şaşırarak, yazının yayınlanacağı tarihi sabırsızlıkla bekleyeceğini söylemiş ve tahtını sallayanları merak içinde oradan sessizce ayrılmış…

Epeyce yürüdükten sonra bir düzlükte, boş konuşan, boş bakan, okuyan ama düşünmeyen ve sorgulamayan bir genç topluluğuna rastlamış. “Aaa kardeşler, ne yapıyorsunuz burada?” diye sormuş. Öyle yorgunmuş ki bu gençler, öööyle zor işler yapıyorlarmış ki… Aman Ya Rabbi! Az önce biri ekmek alıvermiş ev(in)e, diğeri de yediği tabağı masanın üstünden alıp tezgâha koyuvermiş annesine yardım diye…

Çok yorgun olan bu gençler, ne yaptıklarını ve nasıl olduklarını gelir de biri sorar diye önceden hazırladıkları yazı dosyasını dizüstü bilgisayardan açıp göstermişler bizimkisine… Gösterirken bir de her biri 15’er yüz kasını çalıştırarak gülümsemişler biliyor musunuz? (İyice yoruldu yavrucaklar! Anneleri kızacak şimdi bize! 15 kas bu, kolay dile!)

Her neyse, ekrana bakan bizim kız, okumaya başlamış;

“Elhamdülillah iyiyiz. Sağlığınıza duacı olacağız fakat ezberlediğimiz dualardan hangisini okusak diye kararsızız. (Felak mıydı, Nas mıydı?) Elli matematik sorusu çözdükten sonra inşallah namaza duracağız. İyi bir yer kazanıp(kazanamasak da parayı bastırıp okuyacağız).Kariyer de yapacağız… Müslüman kardeşlerimize hizmet edebilmek içiiiiin.  İleride çoook paralar kazanacağız. Ama hepsini İslam adına kullanacağız. (Tabi önce bir villa bir mersedes, bir yazlık, bir de çiftlik alacağız… Villa istiyoruz… Misafirimizi daha iyi ağırlayabilmek içiiiiiin, Mersedes istiyoruz … Müslüman kardeşimizi daha iyi gezdirebilmek içiiiiiin, Yazlık istiyoruz… Kardeşlerimizle tatil yapabilmek içiiiiin, çiftlik istiyoruz…. Misafirimize organik gıdalar sunabilmek içiiiiiiin…) Birazdan erkeklerin maçı kızların dizisi başlayacak; bittiyse sizi Allah’a emanet ediyoruz…                                                                                                                                                           

NOT: Bu arada siz nasılsınız? Annemiz öğretmişti sormayı, ama önce miydi, sonra mı karar veremedik, her şeyin bir sonu vardır elbet deyip sona ekledik! Ne kadar zekiyiz değil mi? Bize güvenin, geleceğiniz bizim ellerimizde! Selam, Çak!!!” (Bu yazıyı uzaktan okuyup da, telif hakkı isteyen zavallı kurt, ağacın arkasında gizlenen Fatma’nın bir bakışıyla tozu dumana katıp kaçıp gitmiş.)

Bizimkisi, donuk suratlar, betik benizlerle aynılaşmış bakışlar karşısında afallamış kalmış. Söyleyecek bir söz bulamadan şaşkın bir gülümsemeyle selam verip yanlarından ayrılmış. Fakat bir yandan da “Bu nasıl iştir böyle?” diye düşünmeye başlamış…

Hava yavaş yavaş kararırken, bir ağaç kovuğunda dinlenmeye karar vermiş. Akşam üzeri gökyüzü o kadar güzelmiş ki, seyretmeye doyamamış. Turuncu renklerle morun bütün tonları el ele tutuşmuş ufka doğru süzülürken; koyu karanlığın hüzünlü tınısı ormanın üzerinde usulca mırıldanmaya başlamış… Tüm mahlûkat cıvıldaşmaya herkes yuvalarına doğru yola koyulmuş. Bizim kız, göklerde ve yerde ve bu ikisi arasında olanları düşünürken; gözlerine doğru akan uykuyla, sabahın ilk nefesinde gitmesi koşuluyla anlaşmış. Ve bu anlaşmasına bir ayeti şahit tutmuş. “Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru.”(3/191)

“Bizi ateşin azabından koru” duasını birkaç kez tekrarladıktan sonra “AMİN” demiş. Bu sözün ameli gerekliliklerini düşünmüş.  “Her daim Rabb’e sığınmak”, “Allah’ın hiçbir kulundan daha değerli olduğunu düşünmemek” ve “insanların övgü rüzgârlarına yelken açmamak.” Amin diyebilmek ne kadar da zor ve önemliymiş…

İnşaALLAH DevamEdecek… 

498
YORUM LİSTESİ
kur'an talebesi 22-02-2012, 00:13:20
"Bir varmış bir yokmuş… O ülkede zalim de mazlum da çokmuş. Şüphesiz en büyük zulüm de “şirk”miş. Zaten yeryüzündeki bütün zulümlerin sebebi de buymuş… Kimi bu gerçeğin farkında kimi de hepten yoksunmuş… Bazıları için gerçekleri göğüslemek kolay, bazıları içinse çooook zormuş…"

bu güzel paragrafta önemli mesajlar vermişsiniz. Allah razı olsun ve çalışmalarınızı bereketli kılsın. Masalın devamını yukarıdaki mesajları gibi mesajlarla donatmanız faydalı olur...
 
DİĞER YAZILARI

18/04/2012 - 11:29 BAŞLIKLI MASAL -3-

18/03/2012 - 12:45 KERMES! NE İÇİN?

27/02/2012 - 06:49 BAŞLIKLI MASAL -2-

28/01/2012 - 22:35 BAŞLIKLI MASAL -1-

03/01/2012 - 21:50 GÖZLERİMİZDEKİ BİZ

11/12/2011 - 12:17 SİZİN ŞEYTANINIZ NE RENK?

23/11/2011 - 06:56 PAZAR YERİ VE İSLAMCILIK

17/11/2011 - 00:06 SÖZ...

09/11/2011 - 12:30 DÜŞÜNMEK, SORMAK, AKLETMEK

24/10/2011 - 07:25 DEPREM VE SONRASI...

15/10/2011 - 14:05 DOĞRUYA DOĞRU DEMEK, YANLIŞA YANLIŞ DEMEMEYİ KURTARIR MI?
YAZARLAR
Sabiha ATEŞ ALPAT
HAYAT BİR İMTİHANDIR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat