Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
Şanlıurfa’da “Sessiz mi kalacağız? Suriye konferansı   |   Lübnan'da yükselen tansiyona Nasrallah'tan itidal çağrısı   |   Bakan Şahin'den Uludere olayı hakkında ilginç açıklamalar   |   NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
KUR'ANİ İLKELER Mİ, ATAYASA MI?
Coşkun UZUN - 01/01/2012 - 17:01
Müslümanların referansı Kur’anî ilkeler ve onun Nebevî pratiği olan sahih Sünnettir. Kişilerin, kurumların, ideolojilerin tektipleştirilip ilahlaştırıldıkları ve bunlara yaslanarak vücut bulan beşer aklının birbirleriyle çelişik ve yetersiz birer ürünleri olan laiklik, demokrasi, liberalizm, kapitalizm vs. müslümanların referansı değildir ve olamaz da.

Fıtratla çelişen, insanın mayası, mizacı ve kökleriyle cepheleşip hesaplaşan, ilâhî iradeyle ters düşen bir sistem aklına, paradigmalarına, düzenlemeleri veya yorumlarına asla itibar edilip güvenilmez. Hüküm ve hakem olarak kabul edilemez.

Nasıl ki herhangi bir ilaç, malzeme, ürün veya parçayı, makine veya fabrikayı, inşa/imal/icat edip üretenler söz konusu ürün için bir prospektüs, plan/proje, işletim sistemi, çalışma ve kullanım kılavuzu, kodlar belirleyip tüketici veya kullanıcılar için piyasaya sürüyorlarsa; insan için de Kur’anî ilkeler ve Nebevî pratiklerden oluşan Sünnet’te aynı konumdadır.  Kur’an ve Sünnet Müslümanın yol haritası ve kılavuzudur. Temel başucu ve başvuru kaynağıdır. Bu kaynak ve temele uygun düşmeyen kaynak ve ilkeler, yol haritaları, yasa ve düzenlemeler, hatta anayasalar batıl ve hükümsüzdürler.

Müslümanların hayatında laiklik diye bir şey asla söz konusu değildir. İslâmî irade; din ve dünyayı, halk ve devleti, yöneteni ve yönetileni, birey ve toplumu beraber değerlendirir ve birbirinden ayırmaz. Dini konularda Allah(cc)’a, ekonomik/ticari alanda kapitalizme, siyasette demokrasiye, laikliğe, liberalizme, ahlâkî esaslarda buda ve konfiçyus’a, uluslararası ilişkilerde hoşgörü ve hümanizme inanıp kozmopolit bir hayat yaşamak, sonuç itibariyle çok dinlilik ve çok tanrılılık demektir. İnançsızlar için bu durum bir çelişki olmayabilir. Fakat müslümanların inanç değerlerinin her biri diğeriyle uyum, tamamlayıcılık ve entegrasyon arz eden bir bütünlük içinde hayata aktarılırlar.

İslam’ın herhangi bir düşünceyle, fikir ve felsefi akımla desteklenmeye, ortaklık kurmaya, sentezlenmeye ihtiyacı yoktur. Din evrenseldir, ilâhîdir, eksikliklerden uzak ve berîdir. Bu dinin sahibi ve menşeî Allah(cc), dayanağı ve meşruiyet ölçüsü Kur’an ve pratiği Sünnettir. Bunlardan kaynaklanmayan ekonomik, siyasi, dini, ahlâkî, hukuki, adli yorum, hüküm ve yasalar hem hak nazarında ve hem de müslümanların hayat pratikleri açısından batıldır ve geçersizdirler.  İslâm’a göre Allah(cc)’a eşsiz, ortaksız inanıp teslim olmak esastır. Dolayısıyla ilâhî iradeden kopuk veya bağımsız olarak beşer aklıyla hareket etmek, din açısından yanlıştır ve hükümsüzdür.

Çünkü  İslâm; kişi ile rabbi arasında kalıp günlük hayata müdahale etmeyen, soyut, kalbî/ahlâkî bir öğreti değildir. Komple bir hayat tarzının, inanç, ibadet, ticaret, siyaset, eğitim, kültür, sanat, spor, dünya ve ahireti bütünüyle kapsayan bir din ve ilâhî hukuk sisteminin adıdır.

Müslümanların referansı Kur’anî ilkeler ve onun Nebevî pratiği olan sahih Sünnettir. Kişilerin, kurumların, ideolojilerin tektipleştirilip ilahlaştırıldıkları ve bunlara yaslanarak vücut bulan beşer aklının birbirleriyle çelişik ve yetersiz birer ürünleri olan laiklik, demokrasi, liberalizm, kapitalizm vs. müslümanların referansı değildir ve olamaz da.

Kur’an’a göre Nebevî örnekliklerin ışığında güzel bir hayat kurması  gereken müslümanların; her türlü atalar yolunu bütün türevleriyle birlikte red ve inkâr etmeleri, ona karşı Tevhidî bir mücadele vermeleri hem Kur’anî bir emir, hem Peygamberî bir yol ve hem de kulluk sorumluluklarının gereğidir.

İşte (‘Atalar Yolu’nun her dönemdeki cahiliyenin temel dini olduğunu bildiren, Müslümanları yol ayırımına götürüp nihaî doğrulara sevk eden, putları, putçuları, atalar yolunu, batılı, küfrü, zulmü gözler önüne seren, ilâhî hükmü ortaya koyup son sözü söyleyen ve inananlar için gidilecek yolu belirleyen) Kur’an ayetleri:

“Ne zaman onlara: 'Allah'ın indirdiklerine uyun' denilse, onlar: 'Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız' derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?” (2 Bakara 170)

“Onlara: 'Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin' denildiğinde, 'Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter' derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?” (5 Maide 104)

“Dediler ki: 'Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım.” (7 A’raf 170)

“Dedi ki: 'Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz.” (21 Enbiya 54)

“Eğer doğru söylüyorsanız, şu halde atalarımızı getirin bakalım.” (44 Duhan 36)

“….Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma….” (5 Maide 48)

“…..Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır.” (5 Maide 47)

“…..Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır.” (5 Maide 45)

“…..Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.” (5 Maide 44)

“Hayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar.” (4 Nisa 65)

“Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”  (4 Nisa 59)

“Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber'e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.”  (4 Nisa 115)

“Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” (26 Şuara 227)

“İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler, siz kitap(lar)ın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle buluştukları zaman "inandık" derler. Baş başa kaldıkları zaman da kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: "kininizle geberin!". Şüphesiz ki Allah göğüslerin (gönüllerin) özünü bilir.” (3 Al-i İmran 119)

Din müslümanın hayatında temel belirleyici, kesin ve genel bağlayıcıdır. İnanan insan için de dine rağmen, dinin gerçekleştirmek istediği hedef ve istikametine, uygulanış metodu ve hayata dair ortaya koyduğu stratejilerine muhalif bir muhayyerlik, serbestlik, seçicilik veya farklı bir tercih yukarıdaki ayet meallerinde de açıkça görüldüğü üzere asla söz konusu değildir.

Suç  mu, değil mi?

“Tevhid devleti olmadan da adil bir yönetimin gerçekleşmesi mümkündür denilen, paranın/sermayenin dini imanı olmaz denilen, umumhanelerinde kadın pazarlanmasına ticaret, bu işin fiilen yapılmasına da meslek gözüyle bakılan, sisteme muhalif düşüncedeki insanların önce yaftalanıp sonra operasyonlarla etkisiz hale getirilerek hapsedilmeleri suretiyle geride kalan diğerlerine gözdağı verildiği, namaz kılanlar tarafından işletilen, Allahsız ve kitapsız sistem ve rejimin adı nedir?” Diye sormak,

“İslâmî kültür, şiar, sembol ve uygulamaların kolları ve dallarının; laik, liberal, seküler sistem tarafından tek tek budandığı, şeklen Müslüman, zihnen demokrat, ahlâken kapitalist tiplerin hızla türediği ülkenin adı nedir?” Demek,

“İnancımızdan vazgeçirmek veya taviz verdirmek için bizi pazarlık ve uzlaşmaya zorlamak yanlıştır ve suçtur. Resmi ideoloji başta olmak üzere bizlere hiçbir inanç düşünce ve ideoloji dayatılmasın!” Demek,

“Allah(cc)’a kulluğumuzla çelişen herhangi bir seçim veya tercihle karşı karşıya bırakılamayız!” Demek,

“Bedeli ne olursa olsun; Allah, Kitap, Peygamber, Din ve Kulluk yönündeki islami/insani irade ve tercihlerimizi koruyabilmek için aklın ve dinin meşru kabul edip izin verdiği tüm araç ve yollarla varlığımızı korur ve bu uğurda istediğimiz sonuca ulaşıncaya kadar canla ve başla mücadele edip gayret göstermeye azmettik!” Demek,

“Varlığı ve meşruiyeti dine dayanmayan ve ilahi iradeden onay ve izin alamayan her türlü yasa, yönetmelik, fiili durum, ceza veya hükümler batıldır ve sonuçta bizim için geçersizdir!” Demek,

“Anayasa demeyin Atayasa deyin!” Demek suç mudur? Değil midir?

“Başka ırkların ve etnik kökenli insanımızın (eğer istiyorlarsa) kendilerine bir ata belirlemesini engellemeyin, onlara karışmayın ve ses çıkarmayın. Rahatça birilerine Atakürt (Kürt atası), Atalaz, Ataarap, Ataçerkez vs. diyebilsinler!” Demek,

“Bizler Müslümanız ve inancımız gereğince vahiy ve sünnetle belirlenenlerin dışında kalan, İslâmî esas ve ilkelerle çelişen ölçüler bizi bağlamaz. Bunların dışındaki hiçbir ölçüyle bizleri değerlendirip yargılamayın!” Demek,

“Vahiyle yoğrulmamış ve eski veya modern bir çok inkâr ve isyanlar içeren beşer aklını bırakın. İlahi iradeye teslim olun. İslamlaşın ve Müslüman olun!” Demek suç mudur? Değil midir?

“Allah’sız, Kitap’sız, Peygamber’siz, Ahiret’siz, tek dünyalı ve bereketsiz, inkârcı çağdaş/modern demokratik sisteminizin de, resmi ideoloji veya rejiminizin de canı cehenneme!” Demek,

“Hapishaneler değil Cehennem, Mahkemeler değil Mahşer, Yasaklar değil Haramlar, Cezalar değil Günah bizim için bağlayıcıdır ve her şeyden önceliklidir!” Demek,

“Müslümanlar İslâmî ve Kur’anî ölçülere göre, Atatürkçüler Atatürk ilkeleriyle, koministler, sosyalistler, ırkçılar, kapitalistler, demokratlar, liberaller kendi dünyalarına göre, inançsızlar neyle istiyorlarsa onunla, eğitim alsın, siyaset yapsın, yargılansın, yönetilsin ve kısıtlanmadan yaşasalar kıyamet mi kopar!” Demek,

“Kişileri, kurumları ve toplumları, din ve inancı, fıtratı, nesli, ifsat eden her türlü resmî veya sivil yapı ve organizasyondan, doktrin ve ideolojiden, gayri meşru/gayri İslâmî yönetim ve yöneticilerden, onların işbirlikçi ve ortaklarından fersah fersah uzak ve berîyiz!” Demek,

“Küresel ölçekte yeryüzünün dört bir yanında var olan intifadalara, ümmetin izzeti ve umudu olmayı sürdüren islâmî direnişlere ve şerefli direniş erlerine selam olsun!” Demek,

“Sizin demokrasiniz size benim dinim bana!” Demek,

“Demokrasinizin ve liberal dürtülerinizin, kapitalist egolarınızın, ılımlı, uyumlu, tavizkâr, uzlaşmacı hezeyanlarınızın, dini(!) anlayış(!) ve yorumlarınızın gölgesini İslâmî kimliğimizin ve Kur’anî, Nebevî değerlerimizin üzerinden çekin! Uzlaşma ve anlaşma teklif etmeyin! Tehdit etmeyin başka ihsan istemeyiz!” Demek,

“Atalar yolundan, kimi sistem ve kişilerin kendilerine tahsis ettikleri ve izinden gittikleri, ilâh, ikon, idol, ata, put ve kültlerden, kabirlerden, çağdaş firavun, karun ve bel’amlardan, en çok ta pirincin içindeki beyaz taşlardan kaçıp, inancımızı sorunlarımızın elinden kurtarmak için tevhidî bilinçle, muhalif duruşla, her şeye rağmen var olmaya ve küresel/yerel her türlü islamizasyon, asimilasyon, marjinalleştirme politikalarına karşı koymaya çalışmak!” Suç mudur? Değil midir?

“Bir Müslüman olarak hayatımı inandığım değerlere göre düzenlemek istiyorum. Ticarette, siyasette, eğitimde, bilimde, sanatta, kültürde, dini değerlerle çelişen ve ters düşen uygulama ve unsurları kimliğim gereği reddediyorum. Engellenip kısıtlanmadığım bir hayatı yaşamak istiyorum” Demek,

“Yasalar, ana/atayasalar Kur’an ve Sünnet’e göre belirlensin. Allah(cc)’ın emirleri ve İslâmî iradeyle çelişik hiçbir hüküm yapılmasın veya bizlere dayatılmasın” Demek,

“İnancımı ve kutsallarımı yok saymaya, görmezden gelmeye, beni İslâmî kimliğim dolayısıyla suçlamaya hiç kimsenin hakkı yoktur” Demek, Suç mudur? Değil midir?

Dûamız!

Bizler; imanı  ve ameli, özüyle sözü, dünyası ile ahireti, dünü bugünü  ve yarını birbiriyle çelişmeyen sorumlu, tutarlı ve sağlıklı  bir duruşun ve kulluk eksenli bir hayatın peşindeyiz.

Rabbimiz! Bizi kardeşlerimizle imtihan etme. İslâm dininin düşmanlarıyla karşılaştır. Allah(cc) ve Kitâb’a hasım olup hesaplaşanlarla savaştır. Muvahhid Müslümanlarla kucaklaştır. Kardeşlerimizle kollarımızı kavuştur, yollarımızı birleştir.

Bizleri; İslâmî  inancımız, Kur’anî kültürümüz ve Müslüman geleneğimizin kötü, yasak veya haram dediği iş ve davranışların aynı zamanda carî yasalarca, yürürlükteki hukukça ve ana/atayasaya göre de suç ve yasak sayıldığı günlere ve zamana ulaştır.

Beşerî,  cahilî, zalim, fasık, kâfir sistem ve rejimlerin köhnemiş yapılarını terk edip; inancımıza, islâmî örfümüze, dinî geleneklerimize dayanan yasa ve hükümleri nefsimizle beraber toplumsal ve siyasi hayatımızda da yürürlüğe koymayı, çağın idrakine ve açmazlarına karşı Kur’anî reçeteler sunmayı, Rabbimizin hatırını hiçbir hatıra feda etmemeyi, korkularımızdan emin ve arzularımıza nail olmayı arzu ediyoruz kabul ve nasibet ey Allah(cc)’ım.

Dua edebilmeyi, takva ve tevekkülü azık edinip kulluğumuzu ve şahitliğimizi yaşadığımız her yerde sabırla gerçekleştirebilmeyi, rahmet ve merhametten mahrum kalmamayı bizlere nasibet ya Rabbi!

Bizleri; dinin emir ve yasaklarına muhalif olan yasa, ana/atayasa kılığındaki çeldirici, yönetici, yıldırıcı, ürkütücü ve korkutucuların şerrinden emin eyle!

Neslimizi makam, koltuk, , hırs, ihtiras, çıkar, menfaat, istikbal ve ikbâl bataklıklarından, nefis ve hevâ tuzaklarından uzak eyle!

Nefsimizi ve neslimizi kendi kendimizle bırakma! Bizlere sahip çıkıver, bizleri toparlayıver, her anımızı, her halimizi, etrafımızı ve her yanımızı rahmetin ve merhametinle kuşatıver ya Rabbi!

Bizlere; İslamî ‘Basiret’i, ‘Kur’anî Hayat’ı, ‘Haksöz’ ile şahitliği, ‘Köklü Değişim’ leri, özlenen ‘Vuslat’a kavuşmayı, şer’î ‘Nidâ’yı dillendirmeyi, ferasetli ‘İktibas’lar yapıp isabetli ‘İslâmî Yorum’larla ‘Gerçek Hayat’ı ıskalamamayı, Allah(cc)’dan başka ‘Ribat’ ve Rabıta aramamayı, ‘Misak’ımıza sadık kalmayı,  Kur’an ve Sünnet’le ‘İnzâr’ etmeyi, ‘Özgün İrade’ sahibi olmayı, hayatın her aşamasında ‘Denge’ye sahip çıkmayı, daima Vahdet peşinde olmayı, ‘İslâm ve Hayat’ın ‘İslâmî Yöneliş’lerini gerçekleştirip pekiştirmeyi nasibet ya Rabbi!

*********************

‘Tevhid-i tedrisat’ eğitim ve öğretimin resmi ideoloji ve devlet elinde tekelleşmesi veya tek tipleştirilmesi iken bizler “Tevhidî tedrisat” İslâmca ve müslümanca bir eğitim ve öğretim sistemini her durum ve şart altında istediğimiz nasıl istiyorsak,

Üreticilerin helâl gıda sertifikası ile sertifikalandırılmasını piyasa şartları gereği ve müşteri talebi çerçevesinde gelişen bir takım ticari/ekonomik mecburiyetlerden mi öngörüyorlar, yoksa helal ürün/gıdaya yönelik dünya görüşleri ve İslâmî tercihleri, istek ve arzuları dolayısıyla mı düzenliyorlar diye nasıl kaygılanıyorsak,

Şu günlerde tasarlanan bu yeni ana/atayasa ve sürece katılım konusunda hükümetin halkı bu sürece teklif ve eleştirileriyle katılmaya çağırmasının laf olsun adet yerini bulsun diye mi, yoksa yapılacakların Müslüman halkın da beklentilerine kulak verilip karşılaması yolunda bir adım olup olmayacağını da aynı şekilde merak etmiyor değiliz.

Öncelikle şunu da belirtelim ki birilerinin bizim beklentilerimizi karşılaması gibi bir istek veya talebimiz yok ve olmaz da. Bu sürece Müslümanların müdahil veya taraf olarak katılmalarını beklemek her şeyden önce marazlı, çelişik ve ilkesiz bir tutumdur.

Fakat ‘Küresel Adalet’i tesis edebilmek için, öncelikle içinde bulunduğumuz tüm ortamlarda ‘Küresel İntifada’lar oluşturmak ve ‘Kulluğun Küreselleşmesi’ameliyesine hep birlikte ve bütün gücümüzle omuz vermek durumundayız.

Neden, hangi usullerle, kim tarafından, nasıl bir ana/atayasa hazırlanacaksa bu konudaki, bakış, görüş, düşünce ve yorumlarımızı daha da berraklaştırarak, görüşümüzü ve hayata dair ilkelerimizi ‘değişkenler ve sabitelerimiz’ açısından meşru zemin ve ortamlarda usulüne uygun bir şekilde ve açıkça ifade etmek zorundayız.1

Tevhidî kesimin güncel gündemin harmanında ihtirasla hareket ederek savrulmaması, tavizsiz, muhalif, sistem dışı duruş ve bağımsız mevzisini her şeye rağmen koruması, sistemin ikbal vadeden ayartıcı göz kırpmalarına kapılıp aldanmaması ve diğerleri gibi evrimleşmemesi, ilkelerini ve sabitelerini asla tartışmaya açmaması, her zaman için en büyük dua ve temennimizdir.

Dipnotlar

1- “Bir Müslüman’ın, Allah’ın mutlak hâkimiyetini tasdik etmeyen, Allah’ın mutlak hâkimiyetine teslim olmak gibi bir amaç gütmeyen, böyle bir arayışı olmayan herhangi bir anayasaya bir şekilde dâhil olmak, İslam akidesi ile bağdaşmaz. İslam’ı bir hayat tarzı olarak benimsemiş Müslümanların, temel niteliği seküler olan hiçbir anayasaya ılımlı yaklaşması düşünülemez. Bu gibi anayasalara kesin tavır koymak İslamî bir gerekliliktir. Bu açıdan, hem İslam’ı bir yaşam biçimi olarak kabul etmek, hem de anayasaya şu veya bu şekilde destek verici bir ‘duruş’ sergilemek sorunlu, arızalı bir tavırdır. Müslümanlar bu duruşlarını ivedilikle gözden geçirmelidirler.

Bir anayasa bir bütün halinde, “Rabbim Allah’tır” amentüsünü yansıtmalıdır. Bu yapıda olmayan bir anayasa, hangi ideolojiye yaslanırsa yaslansın, sonuçta “Rabbim beşerdir” amentüsünü yansıtacaktır.

Biz Müslümanlar, bize ait olmayan kurtuluş reçetelerine göz dikmemeliyiz. Kendine himmeti olmayan sistemlerden medet ummaktan vazgeçmeliyiz. Biz Müslümanlar sadece ve sadece, katıksız İslam’a talip olabiliriz, başka alternatifimiz yoktur.” (Mehmed Durmuş)

545
YORUM LİSTESİ
Coşkun Uzun 13-01-2012, 00:43:16
Biz bu yazıda, bizlere dayatılmış olan yapay gündemin peşine takılıp gitmeyi hiç düşünmedik. Amacımız güncele takılı kalmadan, güncel keşmekeşin içinde boğulmadan, bir taraftan gönlümüzü/kafamızı bizlere boca edilmiş bir sürü lüzumsuz ve kasıtlı malumat yığınından korumaya ve kurtarmaya çalışırken diğer taraftan da gündemi de atlamadan ama kendi gündemlerimizle örtüşen içerik ve eksende bir şeyler ifade etmekti.

Bizler Tevhid ve Adaletin, Hakkın ve Hayrın, İman ve İtaatın, Ahiret bilincinin hak ettiği şekilde dillendirilmesi ve toplumda yankı bulması için önümüze çıkan her fırsatı olabildiğince değerlendirmeye çalışıyoruz ve buna mecburuz. Toplumun bütün kesimlerinde, her ortamda Tevhid'in şahitleri ve temsilcileri olup, Allah(cc)'ın adının yüceltilmesi için adil şahitler olabilmenin elbette bir yolunu bulup bunu kendi lehimize kullanmaya çalıyıyoruz. Mesele aslında kısaca bundan ibaretti.

Sen nasıl konuşuyorsun ben nasıl düşünüyorum diyerek birbirimizle boy ölçüşmek veya karşımızdakine söz yetiştirmek değil. Herkes bulunduğu yer ve mahalde gücü ve kabiliyeti orananda becerebildiği kadar kulluk sorumluluklarını yerine getirmeye mecbur zaten. Kimsenin bir başkasından birşeyler bekleme gibi bir lüksü olmamalı. Herkese bir görev ve sorumluluk düşüyor. Herkesin yapabileceği bir şeyler var. Herkes kendi durumunu bizden daha iyi bilir.

Bu zeminde birbirimizle fikir alışverişinde bulunup olabildiği kadar değişik kardeşlerimizden gayret alarak yolu ve yolculuğu kolay kılmaya, birbirimize destek olmaya, elimizden geldiğince ufuk açmaya çalışıyoruz. Birilerinin anayasası/atayasası bizi germesin. Bizim uğraşacak daha pek çok sorunumuz ve yapılacak bir hayli de işimiz var.

Kendi gündemimizi oluşturmanın, Vahye tanıklık etmenin, Kur'an'ı güncel okuma ve yorumlarla toplumun önüne koymanın, Peygamber(sav)i takip edilebilir bütün bir örnek olarak mücadele ve Sünnetiyle günümüze taşımanın, İslâm'ı yaşanılır bir pratik olarak gelecek nesillere alnımızın akıyla devretmenin derdindeyiz.

"İlahi sen okuyandan razı ol.
Okuyanı koruyandan razı ol.
İlahi sen ders verenden razı ol.
Mektebe bir post serenden razı ol."

Birbirimizden razı ve memnun olmanın, sevmenin, yardımcı ve destekçi olmanın, omuz vermenin, yanında durmanın, paylaşıp çoğaltmanın, bereketlendirmenin mutlaka bir yolu vardır değilmi?
 
Zeki çalışkan 12-01-2012, 13:03:42
Somutunda somutu sayısı çok fazla olmayan köşe taşları muhkem ayetler var. Biz bir otorite etrafında muhkem ayetleri uyguladıkta içeriğini doldurmak mı kaldı, başka somut alt hükümleri oluşturmak mı kaldı onuda yaparız ama özellikle köşe taşlarında tarihselcilik yapmadan yapmalıyız, günümüze uygun alt hükümleride hakkında hüküm yoksa nedemek istediği noktasında güncelleştirebiliriz.

Önce somut tevhidi bir oluşum gerekli, insanlar gerekli tevhidi otorite öbek gerekli sonra uygulama gelişim tekamül gibi geliyor bana...
Selametle..
 
celil D. 11-01-2012, 16:50:38
Zeki kardeşim Kuran denilince ne anlıyoruz.Kuran anayasamız olabilirmi? olursa değişmez hükümleri ne olmalıdır?Kardeşim, Kuranı okuduğunuzda değişmez hükümler olarak gördüğünüz ayetler varmı varsa bir çıkarıp alt alta yazın bakın kaç tane hüküm ayeti çıkacak.Kuran hareket noktamız çıkış noktamızmı? yani Kuran anayasamız demekle olmuyor hatta hiç bir zaman düz mantıkla olamayacakta...Kuran Müslümanların "tek" kaynağıdır ve hayatlarını,yaşam biçimlerini Kurana güncelletirler işte bütün sorun "güncelletebilmekte" yoksa hangi ayeti alıp zamana uyarlayacaksınız.Kuranın ne dediği değil ne demek istediği önemli ve bu gözle bakılmasının (Allah en iyisini bilir) daha doğru olduğunu düşünüyorum.
Selamlar
 
Zeki çalışkan 11-01-2012, 15:47:34
Artık müslümanlar somut bir şey yok demesin. 1400 yıl önce somut metin hazırlanmış daha ne hazırlanacak, somut bir şeyden kasdınız nedir. Kuran sünnet akide bütünlüğünde bir ilmihal kitabımı, hukuk kitabımı. İlk yapılması gereken somut şey önce ne olmalı?

Otorite olmadan bu kitap toplumsal bazda bir işe yararmı?
 
celil 09-01-2012, 17:03:03
Allah rızası için ortaya konulan somut bir şey yok.Ne yazikki hep sılogan üretiliyor.benim belirttiğim önemli nokta hep göz ardı ediliyor.hala sistemin anayasasasından bahsediliyor sanki onu meşrulaştıran varmış gibi.! Müslüman kendi bireysel anayasasını yapabildimiki topluma anayasaya hazırlayacak hep red etme üzerine kurgulanmışız istemezuk diyoruz kimsenin kimseyi dinlediği yok.
Yazık Vallahi yazık.
selamlar...
 
BİR YORUMCU 08-01-2012, 17:20:06
şirki yanlışlarımızı düzeltebilirsek, diğer hatalarımızın düzeleceği kanısındayım. çünkü, zaten şirke bulaştığımızdan dolayı gunahlara gireriz. tam muvahhid olabilsek, cunahlar bizi cezbetmez. cezbeden ve de düşüren khatalarımızın bağzısından kendimiz, affedilebilecek olanlarından da Rabbimiz vaz geçince; temizleniriz. onun için tevhidi ve aksi şirki çok iyi çözersek, karışık sanılan dini meseleleri çözeriz.
 
Zeki Çalışkan 08-01-2012, 17:10:27

BU SİSTEMİN ANAYASASINDA İSLAMİ HÜKÜMLER/ALLAHIN HÜKÜMLERİ KONAMAZ DİYOR. BEŞERİ HÜKÜMLER KONUR DİYOR, OTORİTE BENİM İLAH BENİM DİYOR...
İSMİNEDE TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLAHLIĞI DİYOR...

VI. Din ve vicdan hürriyeti
MADDE 24.– Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.?!?

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.Diyor.

Şirke dikkat etmeyenlerin , ataları kutsallaştıranların düşünmesini istiyorum..

YUKARIDAKİ VAKIAYI OTORİTE BAZINDA DÜŞÜNÜRSEK
*Allah'tan başka ilahlık şirk ise amellerimizin (vergilerin, hizmetlerin , sözde vatandaşlık görevlerinin vs..) boşa gitmesi söz konusu değil midir?

ŞAHIS BAZINDA DÜŞÜNÜRSEK
*Bu sistemi imkansız olmasına rağmen kemale erdirmeye, tekamüle ulaştırmaya bilerek ve isteyerek çalışıyorsak, şirk koşmama adına bir çabamız yoksa bizim bireysel ibadetlerimizin dahi boşa gitmesi söz konusu değilmidir?
 
celil D. 03-01-2012, 11:04:46
Coşkun bey, cevabınız için Allah razı olsun.
Kuranı konuşturan ondan hüküm çıkaran nihayetinde insandır.İnsan ise kitabı, Allahı nasıl biliyor ise bildiği-anladığı-yorumladığı kadarıyla tefsir edecektir yani insanın özü,yüzü nereye dönükse o istikamette bir çıkarımda bulunacağı muhakkak.O vakit anayasayı kim yaparsa yapsın sonunda anayasa yapıcıları "bu anayasa Kurana dayalıdır" deseler bile bu söz sadece onların içtihatları yorumları olacaktır.Çoşkun bey,işin özü bence hiç bir zaman gerçek anlamda "Rabbim Allah" diyen bir anayasa olamayacaktır.Ben "Kuran anayasadır" sözününe bu anlamda tehlikeli buluyorum.Kuranı bile insanlar anlayışlarına göre yorumlayıp bir çıkarımda bulunup "işte kuran anayasası" derlerse kutsanılan anayasa değil anayasa yapıcıları olmayacakmıdır.
selametle kalın
 
Coşkun Uzun 03-01-2012, 01:09:46
Celil Bey’e

Öncelikle bizim bu çerçevedeki ifade ve yaklaşımlarımız Müslüman duyarlılığı ve kulluk sorumluluklarımız noktasında değerlendirilmelidir.

Allah’ın mutlak hakimiyetini tasdik eden, İslâm Akidesini tescil ederek iman esaslarını etrafa yansıtan, Müslümanlara ait bir anayasa ve ona uygun kanunlar yapmak ve sonuçta kabul edilebilir nitelikte bir anayasa metni ortaya koymak, takdir edersiniz ki konunun uzmanı olan Müslüman hukukçuların görevidir.

Bir anayasa eğer ilk bakışta ve daha ilk satırlarından itibaren Allah, Kitap ve Peygamber’e yaslandığını, vahiy orjinli, Kur’an’a dayanan ve Ahiret bilincini güçlendiren bir içeriğe sahip olduğunu muhatabına hissettirirse o zaman “Rabbim Allah” diyor veya dedirtiyor demektir.

Eğer bir anayasa vahiy ve Kur’an’a endeksli ise ve ona bağlı olan alt yasalar; “La ilahe illallah” ilkesini, tek hak ilah olan Rabbimiz Allah’ın egemenlik, hüküm ve hakimiyet yetkisini kendi elinde bulundurmasının gerekliliğine dair değiştirilemez maddeler içeriyorsa o anayasa Kur’anî bir anayasa olur kanaatimce.

Anayasa başta olmak üzere ve sonrasında ise medeni hukukundan ceza hukukuna, iktisadi, idari, sosyal, kültürel, eğitim, askeri, siyasi ve diğer bütün yasa ve mevzuatların İslâmî ölçü ve ilkelere, Kur’an’ın ruhuna ve Nübüvvetin misyonuna uygun olmasının gerekliliğidir bizim ifade etmeye çalıştığımız mantık.

Kendimize ait kurtuluş reçetelerimiz olsun diyedir sistem eleştirilerimiz ve muhalif duruşumuz. Anayasanın içeriğinde; İslami Hükümetin gerekliliğine, bütün kanun ve kararların İslâmi gerçekler ve iman temeline oturtulmasına ilişkin vazgeçilemez maddeler içermesidir bizim beklentimiz.

Kimsenin gündemine eklemlenmek gibi bir niyetimiz yok. Bizim cenahtan çözüm üretmek için sancı çekmek ve istikbalde alnı açık, başı dik durabilmek için mutlaka emek harcamak gerektiğine inananlardanız çok şükür. Ve bu kısır döngünün bir yerlerden kırılacağına, sürgit bu işin böyle devam etmeyeceğine inanıyoruz vesselam!
 
Adatepeli 02-01-2012, 23:37:39
Coskun abi,

duana Umran ve Genc Birikim ide ekleyebilirdin...

selam ve dua...
 
kenan erman 02-01-2012, 10:32:58
bu güne kadar allahınmı yoksa beşerin yasalarımı denildiğinde biz size allah yolunda olanların idaresiyle sizler için yeni yasalar hazırlayacağız ve sizlerde bir müslümanın yasasıyla idare edileceksiniz diye telkinde bulunularak çaresizliğimizi oyalamaya çalıştılar ve bunuda başarıyorlar.ama sonunda genede bir beşer olanın yasalarına muhtaç bırakıyorlar.kısaca bu döngü devam edip gidiyor
 
celil 02-01-2012, 01:19:04
Samimi olarak anlamak için soruyorum. Bir anayasa "rabbim Allah" nasıl der ve siz bir anayasa metni önerseniz ilk beş maddesi ne olmalı.Anayasa Kurandır söyleminden ne anlamalıyız.Hamaset ve sılogandan öte bir şey ifade etmeyen beyanlar tatmin edicilikten uzak olduğu için makalenizi samimi buldum ve soruma cevap verirseniz mutlu olurum.
selamlar
 
DİĞER YAZILARI

20/02/2012 - 19:59 ÇOCUKLARIMIZ VE MEÂL BULUŞMASI

11/02/2012 - 18:37 PAVLUS VE BİZİMKİLER

17/01/2012 - 11:33 KUR’AN’A TESLİM OLMAK

01/01/2012 - 17:01 KUR'ANİ İLKELER Mİ, ATAYASA MI?

30/10/2011 - 23:38 MUHAFAZAKÂR DEMOKRAT İNCİLER

01/10/2011 - 07:10 BİR DAMLA SU...

14/08/2011 - 06:26 "RAMAZAN ŞENLİKLERİ"

19/07/2011 - 21:19 MÜSLÜMAN OLMAK!

11/06/2011 - 21:59 SEÇİMLERİMİZ...

19/05/2011 - 10:42 İSLAM KİMİNLE VE NASIL GELECEK?

17/04/2011 - 23:36 "MÜSLÜMAN AÇILIMI" NE ZAMAN?

15/03/2011 - 09:52 GÖZ BEBEĞİ

06/02/2011 - 23:26 SIRA TÜRKİYE'DE Mİ?

30/12/2010 - 23:19 Mavi Marmara

06/12/2010 - 12:14 HİCRET: YOL ve YOLCULUĞUN ADI

19/11/2010 - 10:58 BİR NUMARA MI, ON NUMARA MI?

04/11/2010 - 18:45 DEĞİŞMEYECEK, DEĞİŞTİRECEĞİM!

18/10/2010 - 12:11 Hz. PEYGAMBER'İ UNUTMAK

06/10/2010 - 18:45 OTORİTENİN ŞAHİTLERİ ve ŞEHİDLERİMİZ

29/09/2010 - 10:20 GÖZLEMLER

11/09/2010 - 12:22 TERCİHİMİZ İSLAMİ OLMALI

30/08/2010 - 16:06 REFERANDUMA BAKIŞ

3/08/2010 - 12:50 ZALİM OTORİTEYİ REDDEDİYORUZ!

14/08/2010 - 10:08 DUYARLILIK ÇAĞRISI

14/07/2010 - 11:20 RAMAZAN'IN FESTİVALLEŞTİRİLMESİNE HAYIR!

10/07/2010 - 19:01 SÖZDE MÜSLÜMANLAR -2-

25/06/2010 - 10:43 SÖZDE MÜSLÜMANLAR -1-

09/06/2010 - 19:25 GÜLEN ÖZÜR DİLEDİ, HELALLİK İSTEDİ!

31/05/2010 - 09:29 GAZZE FİLOSU ve KÜRESEL İNTİFADA

22/05/2010 - 10:54 GAZZE GEMİLERİNE ve DİRENİŞE BİN SELÂM!

08/05/2010 - 10:57 DİNİ BİRLEMEKTEN DİLİ BİRLEMEYE!

23/04/2010 - 14:15 "KUTLU DOĞUM" KUTLAMALARI ÜZERİNE
YAZARLAR
Sabiha ATEŞ ALPAT
HAYAT BİR İMTİHANDIR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat