İnsan aklı sayesinde taklitten kurtulur. Neye, niçin inandığını kavrar. Tarihsel süreçte aklı imana düşman gibi gören zihniyetler; müslümanların düşünüp sorgulamaması üzerine saltanatlarını sürdürenler, düşünen insanları cezalandırmıştır. Çünkü düşünen zihinler; yanlışlar ve zorbalıklar üzerine inşa edilen saltanatlar için her zaman en tehlikelidir. Bu sorgulayıcı düşünceye karşı özellikle müslüman toplumlara hurâfeler ve bâtıl inanışlar sürekli empoze edilmiştir. Bu hurafe ve bidatler yüzyıllardır müslümanım diyen insanları kuşatmıştır. Bu kuşatılış daha sonradan din haline gelmiştir.
Allahın insanların hayatlarını sahili selamete ulaştıracak yegane kurtuluş nizamı olan İslam; özellikle Hz peygamberden yarım asır sonra yaşam alanlarını düzenleyen temel dinamik olmaktan çok (genelde) tartışma sahasına dönüştürülmüştür. Bu tartışmaların gölgesinde kalan İslam, sonraki süreçlerde de tartışma sahası olma durumundan kurtulamamıştır. Bu tartışmalar rahmete ve hayra çoğu kere dönüşmemiş; aksine çok faklı hareketleri, mezhepleri, ekolleri ortaya çıkarmıştır. Bu farklılıklar tarihsel süreçte ayrılıklara ve savaş alanlarına dönüş(türül)müştür.
Bu tartışmaların günümüze kadar olumlu ve olumsuz etkilerinin oldugunu hepimiz biliyoruz. Farklılıklar sonradan mutlak İslam’mış gibi algılanarak bayraklaştırılmıştır. Bu esnada bir çok şey kitaplara da geçirilmiştir. Bu kitaplar yüzyıllarca müslümanların elinde onların gelecegini belirleyen, toplumsal hayatlarını düzenleyen baş eserler olmuştur. Bu eserlerin yazılması sırasındaki dönemsel bilgiler genelde kendi dönemlerine aitken; daha sonradan taklid dönemlerinin başlamasıyla bu bilgiler taklid edilerek degişmez gerçekler olarak hep bir diger nesle devredilerek günümüze gelmiştir. Bu taklid durumu müslümanları gelişmelerin dışına atmıştır.
İslamın yaşam sahası olmaktan çok tartışma sahasına dönüştürme çabaları modern dönem denilen süreçlerde medya yoluyla daha da artırılmıştır. Bu tartışmalar müslüman zihinleri etkilediği gibi müslümanların ameli boyutunu ve diger tüm hayat alanlarını da etkilemektedir. İslamı salt bir ideolojiye dönüştürme çabalarının arttığı bir dönemde; vahyin şahitliğini yaşayarak temsil edecek müminlerin, bu tür tartışmalara ne duyarsız kalmaları gerekir ne de kendilerini bu tür tartışmaların baş aktörü görmeleri gerekir. Bu anlamda ifrat ve tefride kaçmadan kendi gündemini ve sorumluluklarını aksatacak ikincil gündemlerle kendisini ve zamanını kaybetmemelidir.
Bu girizgahtan sonra özellikle üniversite gençliğinin gündeminde sürekli bir tartışma konusu olan “akıl” meselesini bu yazıda ele almaya çalışacağız. Bu mesele aslında insanlıgın tüm dönemlerinde tartışılmış konuların başında gelmektedir. Felsefe ve kelam arasındaki tartışmaların “aklın sınırı, niteliği, mutlaklıgı, göreceliği, bilgi kaynagı olması” vb konular ekseninde sürekli tartışageldiğine tarih şahittir. Tabi akıl konusunun konuşuldugu tüm tartışmalarda hemen vahy ve iman konuları tartışmaya dahil edilmektedir.
Vahyi refarans almayan batı akılcılığı olaylara parçacı yaklaşımını bu alanda da göstermiştir. Din ile devleti, dünya ile ahireti ayıran batı pozitivizmi maalesef bu parçacı yaklaşımını akıl meselesi üzerinde de göstermiştir. Genelde akıl ile imanı ayırarak meseleyi ele almaya çalışmıştır. Bu ele alış tarzının yanlışlığından dolayı sanki bu iki deger birbirine düşmanmış gibi tarihe lanse edilmiştir. Maalesef bugün genelde hakim olan anlayışta budur. Aslında bu tarz bir akıl-iman ilişkisinin İslam’da olmadıgını çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu algı İslam’da yokken tarihsel süreçte müslümanların taklide yönelmeleri ve gelenekleri dinleştirmeleri sebebiyle asıl misyonuyla akıl, devredışı kaldı. Bu duruma bakarak İslam’ın meselelerini konuşan oryantalistler çoğunlukla yanlı ve yanlış kanaatler ortaya koymuşlardır. En büyük hataları da şahısların yaşantısını asıl kaynağa götürmeden değerlendirmeleridir. Çogu zamanda bu durum kasıtlı yapılmıştır. İman ile akıl veya vahiy ile akıl arasında paradoksun İslam’da bulunmadıgını bilmeliyiz.
Akıl, Kuran’ı Kerimde bir çok ayette (49ayette) hep bir fiil halinde geçmektedir. Akıl; bilgi edinmeye yarayan güç, bu güç ile elde edilen bilgidir. Düşünme, kavrama, anlama ve bilgiye ulaşma yeteneğidir. Akıl, insanda bulunan manevi bir kuvvettir. İnsan bu kuvvet sayesinde eşyayı kavrar. Akıl, insanın düşünme, bilme, davranışını belirleme, denetleme ve yargılama; iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan ayrıt etmesi ile ilgili bir kabiliyettir. Fakat akıl, bütün bunları “vahiyden bağımsız olarak veya vahye rağmen” yaptıgı zaman yukarıda sayılan işlevleri dogru bir şeklide yapamaz.
Kur’an’da akıl; düşünmek, ibret almak, öğüt almak, hidayete ermek, cehaletten kurtulmak, kâinattaki ve kendi içindeki hakikatleri anlamak; gönülden kör, sağır, dilsiz olmamak için akla vurgu yapmaktadır. Akıl düşünmek, doğruyu bulup Allah’a teslim olmak için önemli bir araçtır. Kur’an, birçok ayetinde insanları düşünmeye, anlamaya, zikretmeye davet etmektedir. Tüm bu faaliyetler aklın birer fonksiyonudur. Allah’a hakkıyla kulluk edebilmek için, Kur’an’ın ne dediğini anlamak gerekir. Bu ise ancak vahiy ekseninde işleyen akıl sayesinde mümkündür. Bu anlamda akıllı olmak, aklı kullanıp Kur’an’ı anlamaya çalışmak kadın - erkek her müslümanın görevidir. "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün peşpeşe gelişinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü gemilerin denizde yüzmesinde, Allah'ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde, aklını kullanan bir toplum için birçok âyetler/deliller vardır." (Bakara,164)
İslamda akletmek imanın hakikatlerini anlama ve kabullenme noktasında oldukça önemli bir noktada dururken; Allah, vahyi kabul etmeyen, akletmeyen ve düşünmeyen toplumları olumsuz vasıflarla nitelemiş; yeryüzünde dolaşanların en şerlisi olduğunu ayette belirtmiştir. “(Hidâyet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar, sağırdır, dilsizdir, kördür; bundan dolayı akıl erdirmezler, düşünmezler.” (Bakara, 171)“Gerçek şu ki, Allah katında, yerde hareket edenlerin en şerlisi (kötüsü) akıl erdirmez sağırlar ve dilsizler(düşünmeyen, hakkı duyup söylemeyenler)dir.”(Enfâl, 22) Bu Kur’an insanlara bir tebliğdir. İnsanlar bununla uyarılsınlar, O’nun tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıllarını kullansınlar da düşünüp ibret alsınlar.” (İbrahim, 50)
Yaratılışta Allah’ı ve vahyi kabul etmeye meyilli olan akıl; özellikle çevre, egitim ve medya yoluyla sürekli yönlendirilmekte, kirletilmektedir. Kirletilen bir akılla tercihler ortaya koymaya çalışan insanlar, ileriki süreçlerde akıllarını putlaştırıp onun esaretine girmektedir. Bu esaret, aslında bugün birçok esaretin baş aktörüdür. İşte bu esaretten aklı kurtarmak için vahyin sözünü dinleyip baglı kalmakla aklımızı kirlerden koruyabiliriz. Onları müjdele, onlar ki sözü dinlerler ve o sözün en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir, akl-ı selim sahipleridir.” (Zümer, 18)
İnsan aklı sayesinde taklitten kurtulur. Neye, niçin inandığını kavrar. İslam dini akıl sahibi insanları muhatab alır ve onlara sorumluluk yükler. Tarihsel süreçte aklı imana düşman gibi gören zihniyetler; müslümanların düşünüp sorgulamaması üzerine saltanatlarını sürdürenler, düşünen insanları oldukça şedid bir şekilde cezalandırmıştır. Çünkü düşünen ve sorgulayan zihinler; yanlışlar ve zorbalıklar üzerine inşa edilen saltanatlar için her zaman en tehlikelidir. Bu sorgulayıcı düşünceye karşı özellikle müslüman toplumlara hurâfeler ve bâtıl inanışlar sürekli empoze edilmiştir. Bu hurafe ve bidatler yüzyıllardır müslümanım diyen insanları kuşatmıştır. Bu kuşatılış daha sonradan din haline gelmiştir. Böylelikle taklide dayalı olan atalar dini, zayıf müslüman toplumların içerisinde tekrardan İslam diye algılanıp cazibeli ve sarsılmaz hale gelmiştir. “Onlara Allah’ın indirdiğine uyun denildiğinde ‘hayır, biz atalarımızın uyduklarına uyarız’ derler. İyi ama atalarınızın aklı bir şeye ermiyorsa da doğru yolu bulamamışlarsa? (Âl-i İmran, 172)
Kur'an, akıl üzerinde durup aklın önemini vurgularken, bazı muharref veya uydurma görüşlerin "iman akıldan uzaktır; iman akılla bağdaşmaz; dine girip dini anlamak için aklı kapıda bırakıp buraya öyle gireceksiniz; Mü'min olabilmek için aklı bir kenara bırakıp sadece kalpten yararlanmak gerekir" şeklindeki anlayışlar, hurafe dininin düşüncesi iken kimse bu yanlış düşünceleri İslama yükleyemez. Zira Peygamberimiz (s.a.s.): “Hiç kimse kendisini hidayete götürecek ya da tehlikeden alıkoyacak akıldan daha faziletli bir şey kazanmamıştır.” “Akıllı kimse, nefsini kontrol altına alıp ölümden sonraki hayat için hazırlık yapan, âciz insan da nefsinin hevâsına (istek ve tutkularına) uyup da Allah’tan (olmayacak şeyleri) temenni eden kimsedir.” (İbn Mâce, Tirmizî,) diyerek bu meselenin önemini sözleriyle ve yaşantısıyla ortaya koymuştur.
Akıl, önemine rağmen; vehim, hayal, kişisel çıkar, hevâ ü heves, gazap ve şehvet gibi yanıltıcı duyguların etkisine açıktır. Onu bu olumsuz güçlerin tesirinden ancak vahiy kurtarabilir. Bir de şeytanın vesvesesi, kötü amelleri süsleyip güzel göstermesi, akla zarar veren tutkular, tiryâkilikler, fanatiklikler, içki, uyuşturucu gibi aklı gideren hususlardır. İslâm dışı düzen ve çevrelerin aklı çelen, onu yanlış istikametlere yönlendiren, sadece dünya ve basit çıkarlarla meşgul eden durumlar hesaba katılırsa, selîm aklın ve fıtratın korunmasının zorluğu anlaşılıp dikkatli davranılmalıdır.
“Her nimetin bir şükrü vardır. Akıl nimetinin şükrü de düşünüp öğüt almaktır.” Düşünüp ögüt almak duasıyla…
İSLAMA HİZMET DİYE HERKES BİR YOL TUTTURMUŞ/ BİR GRUBU TUTMUŞ GİDİYOR.
* Tartışmaların sonunda taraflaşma oluşuyor, taraflaşmanın sonundada dinlerini grup grup yapanlar oluşuyor...
Sonrada sanki masum bir şeymiş gibi hiçbir ölçüsü olmadan; İstanbul'a havadanda, karadanda, trenlende, denizdende gidebirlisin gibi bir benzetmenin (sapık yollara kapı aralamanın) peşinden gidilmesinin önü açılıyor.
Otoban şeklindeki çok şeritli TEK bir yolun peygamber yolu olması, bununda iman esaslarından olması gerekirken ; peygamber yolununda çok olduğu söylenip, sünnetinde olmayan bir çok şeyin tartışmayı aşıp, iman kriterlerinden çıkarılıp uygulandığını görmekteyiz. Hatta uyguladığı şeyi kendi kafasına göre yeni bir iman kriteri olarak görenleri görmekteyiz. Bunun sonucundada Kuranın işlevsiz hale gelmesi kaçınılmaz oluyor.
Çünkü herkese göre ayrı bir yol, ayrı araç hatta ayrı inanç ve amaç oluşuyor. Gruplaşan herkes iyiliğin tanımını değiştiriyor, doğruyu çoğaltıyor veya tersine sadece bir şeyin ucundan tutuyor sadece onu doğru yol zannediyor, akım, hizip , gruplarında ısrarcı oluyor ve onun uğrunda yaşayıp ölüyor, öldürüyor..
tarihci
28-12-2011, 20:21:02
slm ile hasan abime katiliyorum maksutbey yorum hastasi nerde bi cevap gorsem de yorum yazssam diyor maksutbey birakin millet duvara 1 2 civi caksin onlar cakmadan civilere bisey Asiyorsunuz agir olun
mehmet maksut
26-12-2011, 18:54:14
degerli hasan kardeşim
sizleri öncelikli olarak selamlarım. internet ortamının daha dikkatli kullanılması ve buradaki çalışmaların birer araç oldugunun idrakindeyiz. internet ortamına saglıklı ve dengeli bir şekilde islamı taşımak ve buraları da bir davet araçı haline getirmek önemlidir. zira bugün internet artık normal bir ugraşın ötesinde bir durumda işliyor. elbetteki sanal aleme islamı taşıyıp gerçek hayatla baglarımızı koparmamız kadar yalnış bir şey olamaz.
"yazar kardeşimizin sanki başka bir meşguliyeti yokta habire yorumlara cevap yazıyor." hasan agabey keşke bu tür sözleri insanların hayatını ve mücadelesini gördükten sonraya bıraksanız. bizim mücadele sahamız ve yogunlugumuzu, ugraşımızı rabbimizin bilmesi yeterlidir. şunu bilesiniz ki bu kardeşinizin bu yazılardan öte daha bir çok işi var. ve biliyoruz ki bu dava sadece masa başında okunulup yazılmaz ve yaşanılmaz. biz bunun şuurundayız ve bunun ispatını elimizden geldiğince hayata aktarmaya çalışıyoruz.
yazılara önem vermemizi, yorumlarla meseleyi geniş çerçevede sorgulayıp sunmamızı haddinden fazla deger verme olarak degerlendirmeniz ve yorumlara gelen yorumların çoklugunu garipsemenizi anlamış degilim.
ayrıca hasan abi sizinle tanışıyormuyuz ve tanışabilirmiyiz?
selametle
hasan
26-12-2011, 12:31:21
muhterem yazar ve yorumcu arkadaşlarıma tavsiyem şudur:internet ve internette yazılanlar bir araçtır.hayatla pek bağlantısı yoktur.şimdi yazar kardeşime ve yorum yapan arkadaşlara bi bakıyorumda hayret ediyorum.özellikle yazar kardeşimizin sanki başka bir meşguliyeti yokta habire yorumlara cevap yazıyor.bu sitedede, başka sitedede yazan arkadaşlar var.ama bu kadar internette söylenenleri önemseyen,yorumlar için uzun zaman harcayan çok az.çünkü internet ortamı hayatı yansıtmıyor.aracı kullanalım ama tadında kullanalım.bizim asıl işimiz hayatta islamı yaşamaktır.bu internetteki tartışmalar ne bir kişiyi tam inşa eder,nede faydasızdır.ben acizane yazar kardeşin bu yazılara haddinde fazla anlam yükledigini hissediyorum.yazılan makalenin on katı hatta daha fazlası yorumlara cevap olarak yazılıyorki,ben çok garipsiyorum.bu yapılanların iyi niyetle yapıldığınıda hissediyorum.ama bu kadar zaman ve önem verilmesi sıkıntılı bir durum.ayrıca yaptığım yorumlarda saygıyı aşmayan ifadeler kullanmaya özen gösteriyorum.yazdığınız bir şiirden dolayı yaptığım yorum yayınlanmadı.hayret ettim.salametle kalın.
Editörün notu: Şiire yazmış olduğunuz yorumdaki mesajınız direk yazarı ilgilendirdiği için kendisine mesajınızı ilettik. selametle
ramazan
25-12-2011, 19:44:09
erhan kardeşim inşallah beni yanlış anlamadın, sorduğum soruların amacı makaleye yorumcuların karşılıklı bir katkı sağlamaları, saygılar...
Erhan TOPRAK
25-12-2011, 17:19:17
Ramazan bey,Bana sorduğunuz yorumu şimdi okudum. Maksut kardeşimin makalesi maksadı hasıl etmiş eline sağlık.Sizin sorduğunuz soruların cevaplarına makalede değinilmiş.
Selam ve esenlik diliyorum
ramazan
24-12-2011, 18:20:08
Erhan kardeşime haddim olmadan bir kaç soru sorma ihtiyacı hissettim,sevgili kardeşim farklılığın hangi noktalarını eleştiriyorsun bunu biraz açıklarmısın?ve vahdeti nasıl alğılıyorsun? farklılık sizce vahdeti dışlayan br olgumu?günümüzde bir kısmın aklın düşman gördüğünü,bir kısmınında aklı kutsallaştırdığını zikrettin,aklın sınırını nasıl çiziyorsun?ve vahyin karşısında aklın rolü nasıl olması gerekir?ve yorumunuzun sonunda yaptığınız şu sözleri;bir kısım dinde reform adı altında geçmişin bazı gerçeklerini reddediyor. dediniz,bu konuya dair bir takım somut örnekler verseniz iyi olur. sorularımı cevapsız bırakmasanız sevinirim saygılar...
Ali Osman Candaroglu
24-12-2011, 14:47:32
Ebubekir Sifil Hocanin bugünkü yazisi bir yönü ile benim hislerime tercüman olmus. Dioyr ki: "Bu ümmetin, Kur'an ve Sünnet'in herhangi bir alanla ilgili delaletini tarih içinde yanlış anladığını ve uyguladığını söylemek, "muradullah"ın tarihin kurbanı olduğunu söylemek demektir. ..."
Hem sizin, hem de diger okuyucularin o yaziya göz atmlarini tavsiye ediyorum.
Selam ve du aile.
Erhan TOPRAK
24-12-2011, 11:54:43
Modern zamanları yaşıyoruz Maksut kardeş, farklılıklar zenginliktir algısı iyice yerleştiriliyor beyinlere…. Düşünülmüyor, bu kadar çeşitlilik aslında vahdet fakirliğidir.Belirttiğiniz gibi ifrat ile tefrit arasında gidip gelen ümmet vasata hasret kaldı…Bir tarafta Allahın verdiği aklı kendisine düşman gibi gören teslimiyetçi zihniyet,diğer tarafta aklı kutsayarak hakikatin kaynağı olarak gören vahyi devreden çıkartan diğeri…Yani tam bir bataklık.Şimdilerde ise Modernite eski olanı kendisine düşman görerek yeniyi,yenilenmeyi anın kutsalı haline getirince dinde reform adı altında yapılan çalışmalar popüler hale geldi.Son cümleniz çok doğru.Düşünmek, öğüt almak ve ameli salih için olmalı..
Allah ümmete Rahmet etsin.
mehmet gündüz
24-12-2011, 10:26:04
Allah razı olsun kardeşim. '' Üzerinde hiç bir şüpheye yer olmayan bu ilahi kelam, Allaha karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için bir rehber olarak inmiştir.Onlar ki insan İDRAKINI açan olguların varlığına inanırlar.'' BAKARA 2-3
ramazan
24-12-2011, 09:35:30
sevgili maksutçum,bazen gözünden kaçsada okuyucunun zihnine takılan bu tür düşüncelerin oluşmaması için sizden talebimiz bir fikir veya herhangi bir vakıayı dile getirdiğinizde burda takınmanız gereken tavır genel bir uslub veya genel bir dil kullanmamanız,bizlerde biliyoruz ki ne bir mezhebe karşısınız nede her hangi yapılan bir tartışmalara karşı olduğunuzu,ama gel gör ki makalenizde genel bir dil kullanmanız bu tür bir tartışmaların zeminini hazırladı,sizden tavsiyem yazdığınız yazıları yayınlamadan önce bir okuyucu gözüyle okusanız iyi olur. ve usanmadan bıkmadan yaptığınız yorumalar için teşekkürler.
mehmet maksut
24-12-2011, 02:18:19
ramazan kardeşime
Evvela tüm değerli okuyucu kardeşlerimizden Allah razı olsun. katkı ve eleştirilerinden dolayı dualarımı sunuyorum. ERDAL kardeşimin tartışmaların niteliği hakkındaki katkısına aynen katılıyorum. zira ben tartışmanın kendisini değil olumsuz niteliğini ve kimi zaman zihniyet bulandırıcı unsurlarını eleştiriyorum. bu tür tartışmaların müslümanlara zarar verdiğini söylüyorum. yoksa MSTF kardeşiminde belirtiği gibi eger tartışmaya karşı çıksaydım bugün bunları yazmadım.
AHMET kardeşin bizleri eleştiren kardeşlerime yönelik yazdığı yorumdaki "eleştiriler sanki anlamamaya yönelik" sözüne katılmadığımı ifade etmekle birlikte herkesin eleştirilebilineceğini ve her bilgi sahibinin islami kardeşlik hukuku içerisinde eleştirebileceğini vurgulayayım. kendisinin bize duyduğu sevgiden dolayı teşekkür ederim. sevdiklerimizi varsa yanlışları eleştirmek sevginin bence en önemli belirtisidir. Umarım AHMET kardeşimin beni anlayacağını umuyorum.
“hem tartışma sonucunda mezheplerin çıkışını eleştireceksiniz, hemde mezheplerin çıkışını makul karşılayacaksınız.” Degerli kardeşim daha öncede ifade ettim ben mezheplerin tartşmalar ve farklılıklar sonucu ortaya çıktıgı söyledim ve bununmakul karşılanacagını vurguladım. Fakat bu tartışma ve farklılıkların kısa süre içerisinde nasılda bölünmelere dönüştüğünü ve daha sonradan bazı çatışmalara dönüştüğünü anlatıp eleştirdim.eleştirim mezheplerin çıkışına degil mezheplerin işleyiş sürecindeki bazı sıkıntılara ve bunların ortaya koydugu çözümlemelrin mutlaklaştırılmasına dönüktür.
islamın ilkelerine aykırı olmayan farklılıklar bir suç unsuru olmadığı ifademize şunu örnek verebiliriz. Mesela urfa gibi kozmopolit çok kültürlü, uluslu toplumlarda örtü meseleini örnek verebiliriz. Biliyorsunuz islamda örtünmek Allahın bir emridir. Ve sınırları mahremiyeti korumak ve gizlemekle sınırlandırılmış olup işin takva boyutu ve iffet boyutuna dikkat çekilmiştir. Fakat bu örtünme bjesinin ne olduguna dair bir şey ifade edilmemiştir. Burada kişi ister manto giyer, ister çarşaf ister aba, ister zıbun giyer. Pek fazla bir önemi yok önemli olan araç degil aracın amaçı karşılayıp karşılamadıgıdır. Bu anlamda bir zenginlikten elbette söz edebiliriz. Ama birileri çıkıpta efendim örtünme olmsada olur veya örtünmeden kasıt başörtüsü degil gögüs örtüsüdür derse buna farklıdır diye zenginlik diyemez degil mi? İşte bu tarz tartışmaların çogu kez yapıldıgını ve bunları yapanların çogunu diyorum hepsini kast etmiyorum müslüman zihinlere zarar verdiğini düşünüyorum. Eleştirdiğim kesimler ve dava derdi olmayan dediğim insanlar bunlardır. yoksa insaf sahibiyiz kardeşim.
mehmet maksut
24-12-2011, 01:57:08
Ali Osman Candaroglu agabeyime
Öncelikle yazmış oldugunuz yorumunuzdan dolayı tesekkürlerimi sunuyorum. Degerli abim burada yazılan yorumlar, eleştiriler ve cevaplar iki insan arasındaki yazışma gibi görünse de aslında okuyucular tarafından meselelerin anlaşılmasına katkı sundugunu düşünüyorum. Bu müzakerelerle yazının içerigi ve mesajı dogru anlaşılmakta ve herşeyi içerisinde barındıramayan yazı böylece daha da zenginleşmiş olur. Tabi yazının içerik ve sınırlarına uygun olmak durumunda bunlar geçerlidir.
Mezhep savaşlarının olmadıgına dair kanaatlerinizin dogru olmadıgını ifade etmekle birlikte müslümanlar arsında ortaya çıkan savaşların salt mezheplerden kaynaklandıgını söylememde bir tarihçi olarak olanaksızdır. Bu savaşların içerinde elbette iktidar kavgaları, kişisel hırslar, iktidar talepleri vardı. Fakat bunları etkileyen faktörlerin içerisinde mezhep unsurunu görmemek dogru degildir. Emeviler abbasiler selçuklu ve osmanlı döneminde sünni olan tarafların sürekli fatımiler, safeviler arasında hem bilgi üzerinden hem de yeri geldiği zaman savaş yoluyla çatışmalar olmuştur. Hatta buna yönelik egitim faaliyetleri yapılmış ve bazı dönemlerde teşvik edilmiştir. Bugün bile ortadoguda meydana gelen selefi şiilik cepheleşmeleri, sünnilik şiilik ayrımı ortadayken bunu yok saymak dogru degildir. Razı degiliz üümmetin böyle bölünmesine fakat bu bir vakıadır ve bu vakıayı kabulenemiyorum. Hatta şiilere ait camiler diye sünnilere yönelik camiler diye mescitler ayrılmış halde bugün bile devam etmektedir. Batıdaki kadar şiddetli çatışmalar müslüman cemaatler arasında olmasada bu mücadeleler olmuştur. Ayrıca yorumunuzda degindiğiniz dünyevi kaygı ve maddi çıkar yok unsuru dogru degildir. Politik ve siyasi nedenleri kabul ediyorsunuz peki politik ve siyasi sebepler ne kadar dünyevi kaygı ve devletlerin maddi çıkarından bagımsızdır. Birbirlerine üstünlüklerini kabullendirmek için savaşmaya hazır gerekçeleri bulup veya oluşturup savaş yapılmıştır. Hakkın üstünlüğü meselesi diyorsunuz peki karşıdaki ne yapıyor o da hakkın üstünlüğünü savundugunu söylemiyor mu. Hakkın üstünlüğü iddiasıyla bazı acılar yaşanılıyor.
Kardeş ilahiyatcı olup olmamak önemli degildir hepimiz için bu geçerlidir. Bende Ilahiyatci degilim. Elestiri yapiyorsak, bu ayni zamanda ögenmeye ve paylaşmaya vesile olsun diye yapiyoruz. Bu konuda müttefiğiz. Bir cok meseleye dair görüslerimizi belirtirken ümmet nezdinde itibarli, ilmi ile amel eden alimlerinin görüslerine müracaat etmeliyiz. Bin yili asan bir kültür birimini, bilgi birikimini bir kenara atmayiz atmamalıyız. Yalnız bende bu görüşünüze bunları alırken dikkatli almalıyız. Yani ne toptan sorgulamadan almalıyız ne de toptan imha etmeliyiz.
“Onlarin eski Islam alimlerinin koydugu icthadlara dair olan bu tutumlarini nicin illa da "kutsallastirma" olarak görelimki?” biz bunu kendimiz adına kutsal görmüyor ve kutsallaştırmıyoruz. Fakat bugün genel anlamıyla bu bilgilerin çogu halk nazarında nasslara eşdeger durumda algılanıyor. Onlara yönelik söylenen bir farklılık hemen tepkiye yol açıyorsa ve savunma psikolojisine giriliyorsa niye buna kutsallaştırma demeyelim ki. Zaten bugün halkın katında kutsalların kargaşası var.
“Kaldiki o ulemanin yaptigi ictihadlar eger halen daha "cözüm" olarak kabul ediliyor ve 1) Kitap 2) Sünnet 3) Icma-i ümmet 4) Kiyas-i Fukaha prensipleri dahilinde makbül görülüyor ise, artik onlarin üzerinde tartisma yapmanin geregi de yok.” Görüşünüze katılıyorum
“Ulema bizlerden sonra ictihad yapmayin falan da demiyorlar. Ictihad kapisi halen daha aciktir.” Evet bunu bizde söylüyoruz. İlk dönem mezhep imamlarının çogu bu kanaattedir. Lakin bizim bunlara dediğimiz bir şey yok. Fakat bu öncü ulemanın vefatından sonra gelen ulemanın bu konudaki duruşları ve kendilerinden önceki görüş ve çözümleri almaları bunları yenileyip geliştirmemeleri devam ettikçe bu kapı kapalı olmasada kendiliğinden kapanmış oldu. Bu kapanış birileri tarafından degil süreçin işlenmemesinden dolayı oldu. Ulema buna öncülük etmedi. Devredilen ilim ve görüşler daha sonradan süreç içerisinde ekollere dönişip olan budur diyerek sahiplenildir. Yani ulema bu kapıyı öncekileri aynen almakla, bunu çaga ve ihitayaca göre yenilememekle kapatmış oldu.
“Mezheplerin taklit edilmesi meselesini bir de söyle düsünün. Halkin ilmi-Kur`ani meseleleri inceleyip, onlardan hüküm cikarmasi mümkün mü? Hele eskiden, ki o vakitlerde elde yazili olan eserlerin sayisi sinirli ve onlar da o günlerin alimlerinin eli altindayken, halk nerden ögrenecek? O zaman, o meselede yetistirilmis insanlarin görüslerine ihtiyac yok mu? Bu durum, birakin gecmisi, günümüzde dahi böyledir. Halk derin dini meseleleri nasil irdelesin, tahlil etsin?” kardeş yukardaki bilgilere şu açıklamayı yapalım. Elbette herkes ictihad edecejk sevyede olamaz ve herkes ulemada olamaz. Benim eleştirdiğim halkın bunu yapmamasdegil bu taklidlerin bizzat ulema diye nitelenen sınıflar tarafından yapılmış olmasıdır. Yani ulemanın taklidçi olması halkı zaten taklide yöneltmiştir. Burada tüm ulemayı kasdettiğimiz sanılmasın. Gerçekten bedel ödeyen ve ümmete yararlı olan ulema ve öncü kişiler bizim için önemlidir. Onların emekleri takdire şayandır.
Selamlarımı sunuyorum…
Habip Meçin
23-12-2011, 19:05:35
Allah'ın selamı üzerinize olsun. emeğine sağlık değerli dost. peyder pey geliştirdiğin kaleminle içindeki yanık türkileri bize dinlettirdiğin için teşekkür ederiz.
akıl ve vahi konusu sizin de deiğiniz gibi eski bir tarşma konusudur. ama malesef, her çağda ısıtılıla ısıtıla tekrardan önümüze konan ve her defasında da genel olarak aynı cevapları doğuran bir kısır döngü tartışması olarak kalmaktadır.
onları birbirinden ayırma hastalığımız yine yeniden başlıyor ve yine dediğiniz gibi faydası olmayan ve vakit kaybını gündeme getiren bir mesele haline gelmiştir.
yazıda bunu ayetlerle zangin ve hadislerle rengin hale getirdiğin ayrıca güzel olmuş.
veselam...
mehmet
23-12-2011, 15:51:41
Tartışma insanın doğasında var olan ve vazgeçilmez bir özelliktir. Bu özelliği yok saymak ciddi sıkıntıları beraberinde getirir. Ancak bu özelliğin, özellik olarak devam edebilmesi için tartışmanın amaç ve ruhuna uygun olması şarttır.
Yeni bir dönem başlıyor yeni nesillerden oluşan. Bu yeni yetişen nesil bir önceki ve daha öncekilere tamamen zıd bir nesil. Bundan önce ve daha öncelerine ait olan nesiller tamamen teslimiyetçi bir yapıya sahiptiler. Her söyleneni mutlak doğru ve kaynak kabul ediyorlardı. Böyle bir durumdan ciddi rahatsızlık duyan yeni nesil ise, sınır tanımayan, her söylenene illa ki sözü olan bir yapı türedi. Tabi ki her iki yapıda da eksiklikler var. Bu eksiklikler bilinirse sıkıntılar azalacaktır.
amacına ve ruhuna uygun olarak yapılan tartışma, her iki tarafa güzel şeyler katar.
Örneğin: tartışan iki bireyin amacı doğruları bulmak olsa, her iki fert heybesinde ki doğruları sunar ve sunulan doğrular üzerinde tahliller yapılarak doğruların içindeki yanlışlıkları gidermek için uğraş verirlerse (tabi bu tahlilleri yaparken şahıslar(tartışanlar)merkeze alınmamalı). herkesin doğrusunda yanlışlık payı vardır. işte bu yanlışlık payının karşı taraftan görülüp ortaya çıkarılmasında hiçbir sıkıntı olmayacağı gibi, rahmet oluşacaktır. Dolayısıyla rahmetin olduğu yerde sevgi ve muhabbet doğacaktır. Sevgi ve muhabbetin doğduğu yerde ne kavga olur ne ayrılık.
Amacına ve adabına uygun olan bir tartışma insanın özelliği olan özellik yitirilmemiş olmakla beraber İslam da gölgelenmemiş olur. Ancak amacına ve adabına uygun yapılmayan tartışma, İslam dan çok şahısları ön plana çıkarmakla beraber İslam gölgelenir.
kardeşim yazın güzel bir yazı olmakla beraber, yazının eksikliği biraz müphem olmasıydı.
mstf
22-12-2011, 21:05:40
mehmet maksut kardeşimizin yazdıgı yazıların belirli bir olgunluk içerisinde tartışılması olumlu bir durumdur. ve bu tartışmalardan oldukça istifade ediyoruz. nbenim acizane görüşüm kardeşimiz tartışmaların hepsini kötülemiyor. fakat bugün genelde medyatik tartışmaların müslüman zihinleri çogu kere bulandırdıgını ve islamın salt bir tartışma sahasına dönüştürüldüğüne dikkat çekip bu tartışmaların faydalı olmadıgını ve çogunun islami meselelere dava şuuruyla ve yaşama kaygısıyla degilde bir entellektüel saha olarak bakmasına dönüştülmesine yönelik dertlerini ve düşüncelerini söylüyor.
zira kendisi olumlu ve veripli tartışmaya karşı çıksaydı burada tartışmazdı. ayrıca örnek vermeme konusundaki eleştirilere kardeşimiz her halde konunun uzamamasını göz önünde bulundurdugunu düşünüyorum. zaten bilgi üzerinde düşünüp kendimiz bir çok örnege ulaşabiliriz.
katkı sunan tüm okuyucu kardeşlerimize ve mehmet abimize selamlar
yasin altun
22-12-2011, 16:17:16
akıl meselesini icelerken bile akılanmamışsın mehmet bey. bunca eleştiri yazılarına halen bildiğini okuyor ve ben dogruyum modundan taviz vermiyorsun. neden çelişkilerini kabullenmiyorsun ki. daha önceki yazılarındaki çatışmacı yazılarına yapılan yorumların çogunlugunu görünce bu tarz eleştiri yazılarına devam ettiniz. toplumun kültürünü, geleneklerini bidat ve hurafe diye tanımlayıp atıyorsunuz.mezhepler olumsuz ve islama aykırı görüp küçümsüyorsunuz. alimleri degersiz görüp yok sayıyorsunuz. sonrada kalkıp nasihatler veriyorsunuz. gençliğinizi bunlarla heba etmenize diyecegim birşey yok lakin sizin tartıştıgınız meselerein müslümanlara zarar verdiğini yine söylüyorum.
kimsenin yılların birikimli degerlerine zarar vermesini istemiyoruz. ve buna sessiz kalamayız. bu tür yazılarınızdan dolayı sizleri tövbeye davet ediyorum. zira onca müslümana haksızlık ediyorsunuz. umarım bu yorumumuz editörce itham diye yayınlanmamazlıga ugramaz. eger ugrarsa deriz ki onca ulema ve birikimi itham eden yazıları neden yayınlıyorsunuz?
Editörün notu: yazar kardeşimize yöneltmiş olduğunuz ithamların hiçbiri doğru değildir. ve sizler ne yazıyı anlamışsınız ne de yazarı. anlama gibi bir dert ve gayretinizde yok gibi. meseleye dar kalıplar içerisinde yaklaşmanızda ve yazarımızın ifade ettiği taklitçi zihniyetten dolayı meseleyi anlamıyorsunuz. anlamadığınız gibi çeşitli ithamlarda bulunuyorsunuz. Taklitçi zihniyete yorumunuz bence iyi bir örnek oldu. Bunu onaylamamızı tek yararı okuyucularımızın bu zihni yapıyı görmesidir. Daha makul bir dille fikir bazında eleştirilerinizi varsa yazınız.
ramazan
22-12-2011, 16:07:26
sevgili okurlar mustafa kardeşimizin şu sözlerini;eleştirel akla önem vermiyoruz,bizler işlevsel ve eleştirel aklın bıraktığı bir kültürden faydalamadık daha ziyade gelenekçi ve pasifize edilmiş bir aklın ürünü olan kültürün içinde yetiştik,sorgulamaktan ve tartışmalardan hep uzaklaştık,sözlerini anlamaya dair bir kaç yorumunuz olursa makaleye ve yorumlara bir zenginlik katacak diye düşünüyorum.tabi mustafacım vahyin inşa ettiği bir aklın fikirleri ancak bu olur,yorumun için teşekkürler.tabi yazar kardeşimizin bu konuda mutlaka bir yorumu olur herhalde...
Ali Osman Candaroglu
22-12-2011, 13:20:53
Maksut kardes,
mufassal cevabiniz icin tesekkürlerimi sunuyorum.
Bahsettiginiz savaslar mezhep savaslari degil, daha cok siyasi, politik sebeplere dayanan savaslardir. Bizim mezheplerimizin batida oldugu gibi birbirlerine karsi dünyevi, yani madddi bir takim üstünlük kurma cabalari yoktur. Batidaki mezhep kavgalari bizde yerini kalem ile yapilan tartismalara birakir. Yani bir cok mevzuda yapilan nazari mülahazalardir ve mezhebin üstünlügünü degil, hakkin üstünlügünü hedef alirlar.
Bendeniz aslinda bu sayfaya elestiri yazmak istemiyorum. Ama nedense bazi hususlari kendi acimdan izaha muhtac buldugum icin yaziyorum. (Bu arada belirteyim: Ilahiyatci degilim.) Bunlarin basinda daha önceki yorumumda da belirttigim "mezhepler, hadisler, alimler" konusundaki bazi görüsler geliyor. Elestiri yapiyorsam, bu ayni zamanda ögenmeme vesile olsun diye yapiyorum. Bilmedigim veya yanlis anladigim hususlar elbetteki var.
Bendeniz suna kati olarak inaniyorum ki, bir cok meseleye dair görüslerimizi belirtirken ümmet nezdinde itibarli, ilmi ile amel eden alimlerinin görüslerine muhakkak müracaat etmeliyiz. Bin yili asan bir kültür birimini, bilgi birikimini bir kenara atmayiz. Görüyorum ki, bu konuda mutabikiz.
Diyorsunuz ki: "...ictihadların daha sonradan degişmez olarak algılanarak yenilenmemesidir. Dönemsel ve yerel cevapların genellenmesidir. Bir döneme ait araçların, bilgilerin, ictihadların kutsallaştırılmasıdır..."
Kardesim, o dönem alimlerinin verdigi ictihadlari kabul ve bas göz eden insanlara yönelik bu "kutsallastirma" ifadenizi [veya baska vesilelerle bizzat sizin ve diger yazarlariniz tarafindan yazilan "yeni bir din icad etmis olma" ifadelerini] dogru bulmuyorum. Onlarin eski Islam alimlerinin koydugu icthadlara dair olan bu tutumlarini nicin illa da "kutsallastirma" olarak görelimki? Bir yandan akil diyeceksiniz, akildan bahsedeceksiniz, aklini kullan diyeceksiniz sonra "aklini o ictihadlar istikametinde" kullanan müslümanlari, bundan dolayi bazi seyleri "kutsallastirma" ile "yeni bir din icad etme" ile itham edeceksiniz. Bu olmaz! Efendim bu sadece "taklit" ediyor diyecek olursaniz, o da size hayir "aklima yatan budur" der.
Kaldiki o ulemanin yaptigi ictihadlar eger halen daha "cözüm" olarak kabul ediliyor ve 1) Kitap 2) Sünnet 3) Icma-i ümmet 4) Kiyas-i Fukaha prensipleri dahilinde makbül görülüyor ise, artik onlarin üzerinde tartisma yapmanin geregi de yok. Böyle bir konudaki fikir teatisi de bizlere bir sey kazandirmaz; aksine bizi, sizin yazinizda bahsettiginiz "kisir tartismalar" ortamina iter. Ayrica o ictihadlari yapan ulemamiz, ki cümlesinden Allah razi olsun, "bizlerden sonra ictihad yapmayin" falan da demiyorlar. Ictihad kapisi halen daha aciktir.
Siz yorumunuzda "keşke bu mezhepler kuranın esaslarına ve hşkmetine sımsıkı sarılıp taklide dönüştürülmeseydi ve süreçlerine göre yenilenseydi." derken sanki bunun maalesef yapilamadigini izhar ediyorsunuz. Mezheplerin taklit edilmesi meselesini bir de söyle düsünün. Halkin ilmi-Kur`ani meseleleri inceleyip, onlardan hüküm cikarmasi mümkün mü? Hele eskiden, ki o vakitlerde elde yazili olan eserlerin sayisi sinirli ve onlar da o günlerin alimlerinin eli altindayken, halk nerden ögrenecek? O zaman, o meselede yetistirilmis insanlarin görüslerine ihtiyac yok mu? Bu durum, birakin gecmisi, günümüzde dahi böyledir. Halk derin dini meseleleri nasil irdelesin, tahlil etsin? Siz ona "aklini kullan" derken "Kur`ani kendi basina mütalaa et, hüküm koy, fetva ver" mi diyorsunuz? Sanmiyorum. Ancak, günümüzde bunu der gibi olanlar var. Sizce bir mühendislik hesabinin yapilmasinda mühendise ihtiyac duyulurken, dini meselelerde bu ihtiyac yok mu? Varsa bunu herkes mi yapmali? Cevabinizi tahmin ediyorum. Simdi bu yazdigimi "al sana ruhban sinifi" diye degerlendireceginizi sanmiyorum.
Bendeniz ulemanin sorgulanmasina karsi cikmiyorum. Dogru bulmadigim husus "tek dayanagim Kur`andir" diyenlerin sanki ulemayi görmezden gelmeleri, onlarin görüslerine müracaat etmeden fikir beyan etmeleri ve bu yaptiklarina da "sorgulama" kulpu uydurmalaridir. Halbuki, Kur`an dahi bizlere güvenilirligi olan alimler, yaptiklarinin tümünü Allah rizasi icin yapan muvahhidler tarafindan iletilmistir. O sebeple bu konularda sahsen hassasiyet sahibiyim. Sizden beni yanlis anlamamanizi rica ediyorum. Hassasiyetimi anlayisla karsilacayaginizi umuyorum. Ayni hassasiyeti sizde de tespit etmekle birlikte, ulema hakkinda "süphe uyandirici" bir takim kelimelere rastlamak bendenizi bu yorumu yazmaya sevketti. Dedigim gibi, ben ilahiyatci degilim, ama siz belki öylesiniz. O sebeple "biz aklimizi kullanmiyoruz" diye sikayet ederken, bu durumun alimlerin sucu olmadigini bilmemiz ve onlarin vazifelerini hakkiyla yerine getirdiklerinin idrakinde olmamiz lazim. Yani eksik olan onlar degil, onlardan sonra gelen bizleriz. Ahmet`in bahsettigi "Kur`an rafa kaldirilmissa" bunun sucu alimlerimizde degil, bizlerde.
Yorumunuzda ifade ettiginiz "...bunların dönemsel, ihtiyaça göre ve yaşanılan döneme göre ortaya konan bilgilerini mutlak dogruy muş gibi alıp mutlaklaştırmayalım. Hurafeler varsa bunları bir tarafa bırakalım." cümlenize katiliyorum. Bu hmevzuda Peygamberimiz (sav) ifade buyurduklari bir hadis-i serif vardir: "Ümmetimin alimlerinin cogunlugu yanlista ittifak etmez" Iste bizler buna "kiyas-i fukaha" diyoruz.
Ben daha fazla uzatmak ta istemiyorum. Bu da saniyorum son yorumum olur.
Selamlarimla.
ramazan
22-12-2011, 11:57:48
sevgili ahmetçim,şimdiye kadar anlatılanların tamamı sizin gibi okuyucular tarafından eleştiri adına okunmadığı için bu ayrıntıları göremiyorsunuz,hem nerden çıkardın eleştirilerimizin anlamamaya dair olduğunu,sizin le bizim aramızdaki fark biz anlamaya dair eleştiriyoruz,siz durmadan yazarın anlattıklarına övgü adına okuyorsunuz.bizim yazarın şahsı adına hiçbir olumsuz bakışımız olmadı,bilakis şahsını her zaman övüp ve takdir ederiz.size tavsiyem eleştiri oklarını biraz kendinize yöneltmeniz,saygılar...
erdal aydın
22-12-2011, 11:39:13
"Tartışmaların gölgesinde kalan İslam, sonraki süreçlerde de tartışma sahası olma durumundan kurtulamamıştır"
YUKARIDA YAZINIZDAN ALINTILAMIŞ OLDUĞUM DURUM HAKKINDA ŞUNLARI SÖYLEMEK LAZIMDIR. İSLAM HEM GEÇMİŞTE HEM DE GÜNÜMÜZDE TARTIŞMA SAHASINDA OLMALIDIR. ONU TARTIŞARAK ANLAYABİLİRİZ. AMA BU TARTIŞMANIN ŞEKLİ ÖNEMLİDİR BAZI İNSANLAR SADECE TARTIŞMAK İÇİN ELE ALIR VEYA AKADEMİK BİR ÇALIŞMA SAHASI OLDUĞU İÇİN İSLAMI TARTIŞMA SAHNESİNE ALIR. BU TARZ KİŞİLER NEYİ NİÇİN YAPTIKLARINI VE NEDEN YAPTIKLARINI BİLMEZLER AMAÇLARI KENDİ FAYDALARI İÇİN İSLAMI KULLANMAKTIR. AMA ASIL YAPILMASI GEREKEN TARTIŞMA BU DEĞİLDİR. İSLAMIN HÜKÜMLERİNİN İNSANLARIN HAYATLARINA NASIL ETKİ EDECEĞİ BU ETKİ KARŞISINDA YAŞANACAK TEPKİLERİN NASIL OLACAĞIDIR. YANİ İSLAMI GÜNCELLEMEK DOĞAL OLARAK KURANI GÜNCELLEMEK OLMALIDIR. AMA BİZ YILLAR ÖNCESİNDEN YAPILMIŞ OLAN BAZI KALIPLARA TAKILMIŞIZ ONLARI UYGULAMIŞIZ. ONLARIN DIŞINA ÇIKAMIYORUZ.
ŞUNU DA BELİRTMEK İSTİYORUM ŞUAN MEDYA, GAZETE VB. YAYIN ORGANLARININ İSLAMİ TARTIŞMA OLARAK SUNDUKLARI ŞEYLER BİZİM GÜNDEMİMİZE OTURMAKTADIR. ONLAR BİZİM DÜŞÜNMEMİZİ, AKLETMEMİZİ İSTEMİYORLAR ZATEN BUNU BİZİM YERİMİZE YAPIYORLAR BİZDE UYUYORUZ İSLAMDA AKIL MUFHUMUNU ANLAMAK GEREKİR O ZAMAN BİZİM NASIL BİR DİNDE OLDUĞUMUZ ORTAYA ÇIKAR. O BAZILARI BUNDAN RAHATSIZLIK DUYMAKTADIR.
BİZ AKLEDEN BİR TOPLUM DEĞİLİZ. EN BASİT KANITI KURANA HANGİ GÖZLE BAKTIĞIMIZDAN GÖRÜLÜYOR BİZ KURANI HAYAT KİTABI DEĞİL BİR ÖLÜLER VEYA BİR DİN KİTABI DİYE ELE ALIYORUZ VE ONUNLA ÇELİŞİYORUZ. ÇÜNKÜ BİZ ONDAN UZAĞIZ RAFLARIMIZDA OLABİLİR AMA ARAMIZDA ÇOK UZAK HEMDE AKLEDEMEYECEĞİMİZ KADAR UZAK MESAFELER KOYDUK.
AKLIMIZI KULLANMAK İÇİN KURANA YÖNELMEMİZ GEREKMEKTEDİR O ZAMAN İSLAMİ ANLAMDA BİR AKIL KULLANIMINDAN BAHSEDEBİLİRİZ. BİZ TABULARIMIZI YIKIP GERÇEKLERLE KARŞILAŞMALIYIZ
SELAMETLE KALIN
ahmet
22-12-2011, 11:31:34
sayın eleştirmenlere
yazıya yöneltmiş oldugunuz eleştirileri yazının içinden çıkartıgınız söylüyorsunuz da biz okurken çelişkileri görmüyor tam tersine gayet makul bir konunun uyumlulugunu görüyoruz. acaba yanılıyor muyum diye tekrardan okudum ve yorumlara baktım sanki yazının anlaşılmadan yorumlandıgını gördüm. eleştiriler sanki biraz anlamamaya yönelik olmuş. ayrıca eger bunca açıklayıcı yorumdan sonra mesele anlaşılmıyorsa diyecek bir şey yok.
ramazan
22-12-2011, 10:47:06
yaptığınız nezaketli yorum için teşekkürler, lakin yorumunuz beni tatmin etmedi,bu genellemeci yaklaşımınızı sizce nasıl degerlendirelim; Allahın insanların hayatlarını sahili selamete ulaştıracak yegane kurtuluş nizamı olan İslam; özellikle Hz peygamberden yarım asır sonra yaşam alanlarını düzenleyen temel dinamik olmaktan çok (genelde) tartışma sahasına dönüştürülmüştür. Bu tartışmaların gölgesinde kalan İslam, sonraki süreçlerde de tartışma sahası olma durumundan kurtulamamıştır. Bu tartışmalar rahmete ve hayra çoğu kere dönüşmemiş; aksine çok faklı hareketleri, mezhepleri, ekolleri ortaya çıkarmıştır. Bu farklılıklar tarihsel süreçte ayrılıklara ve savaş alanlarına dönüş(türül)müştür.bu tartışmalar rahmete ve hayra çoğu kere dönüşmemiş aksine çok farklı hareketleri,mezhepleri, ekolleri ortaya çıkarmıştır.sözü sizcede ağır bir itham değilmi?hem tartışma sonucunda mezheplerin çıkışını eleştireceksiniz, hemde mezheplerin çıkışını makul karşılayacaksınız.bu nasıl bir çelişki maksutçum,böyle bir anlayışın yazıda olmadığını söylemişsin,böyle bir çelişkili yazıyı siz degerli yazar kardeşin takdirine bırakıyorum.islamın ilkelerine aykırı olmayan farklılıklar bir suç unsuru olmadığını ifade etmişsin.güzel de dostum buna dair somut bir örnek vermemişsin, tüm bu yaklaşımları ankebut süresinin 69.ncı ayetin ışığında nasıl anlamamız gerekir;Ama davamız ugrunda var gücünü harcayanları,elbette kendi yollarımıza yönelteceğiz..demekki dostum islam'ın insanları sahili selamete ulaştıracak yolu bir çizgiyle sınırlı değilmiş,benim hakkımdaki yorumuzun devamında medyada bir takım tartışılan konunun müslümanların zihinleri ve amellerini kötü bir sonuca ittiğini buna bir takım örnekler sagçılık,solculuk,islamcılık,kavramlarını örnek vererek bu tür konuların tartışılmasını gereksiz görerek şahsi kanatinizi genele mal ederek bu tür tartışmaları içinde olan bır kısım yazar ve düşünürleri islam davasını dert edinmekten onları uzak tuttunuz,el insaf,ve yorumun devamında,türkiyede bir takım tartışmaların müslümanların farklı noktalara ittiğini söylemişsin keşke dediğin gibi olsaydı dostum,ne yazıkki müslümanlar hep bu güne kadar gündem dışı edildi.ve tartışmaların dışında bırakıldılar.tüm bu anlatınlar senin pencerenden öyle görünüyor ama iş aksini göstermekte,lütfen birbirimizin sözlerini daha bir empati içinde anlama dileğiyle sayğılar...
Mustafa Demir
22-12-2011, 00:10:56
Açıkcası yazının tamamın da kabul ettiğim güzel noktalar olduğu gibi, beni durduran ve düşündüren yerlerde oldu... Evvela aklın önemi noktasın da ve aklın kullanılması gerektiği noktasın da düşüncelerini paylaşıyorum abim... Ancak şu var ki meseleye biraz da uzak bir prespektiften bakınca akıl-iman uyuşumunu ben bazen göremiyorum... Evet, islam bir çok noktada insanın aklına en uygun cevapları veriyor... ancak bütün sorulara rasyonel bir zemin de cevap veriyor diyebilir miyiz ?... Şurası bir gerçek ki hemen her dinin dogmatik tarafları vardır... İslamın da bu açıdan bazı yönleri dogmadır... Bilimsel açııdan ele alırsak, islamın da Akılla açıklanamayan bir takım önermeleri vardır... '' Neden domuz eti haram , neden ( yani niçin ) yaratıldık , İsa'nın ölülerii diriltmesi , Yahudilerin neden diğer ırklar üzerine seçilmiş olması, v.b konulara akılla bir takım açıklamalar getirmek, pekte kolay olmasa gerektir... Ancak bütün bunları İSLAMI kabul etmiş birinin vereceği cevaplar, islamı kabul etmeyen akla pekte cevap olmayabilir... Bizim Taabbudi diye düşündüğümüz bir takım ritüel, helal ve haramlara ''neden ve niçin '' gibi sorular sorulduğun da, verdiğimiz cevaplar ancak bu dini kabul edenlere cevap oluyor... Yine tüm bunların yanın da eleştirel akla gerçekten gereken önem verilmiyor... Bizler, işlevsel ve eleştirel aklın bıraktığı birr kültürden faydalanamaadık malesef... Daha ziyade gelenekçi ve pasifize edilmiş bir aklın ürünü olan kültürün için de yetiştik... Sorgulamaktan ve tartışmalardan hepp uzaklaştık... Oysa senin de belirttiğin gibi islamın kelami meselelerin farklı yorumlanıp farklı algılanması yine bu eleştirel aklın ürünüdür... Ancak yine teessürle ifade etmek gerekir ki , eleştirel aklın ürettiği bu farklı yorumlar, sonrasın da gelen pasif ve nakilci yaklaşımlarım sayesin de TAKLİDci bir hal aldı... Ki bana göre, insanımızı düşünmekten ve gerçekten Hakkıyla dik durmaktan alıkoyan en temel sorunumuz bu pasif ve nakilci akıldır...
Tekrardan yazıya dönersek... 2 eleştriden bahsedebiliriiz kısaca...
1- Tartışmaktan korkmamalıyız...
2- Kendimizle ve inancımızla yüzleşmeli ve akılla açıklan(a)mayan yanlarımızı kabul etmeli bence...
mehmet maksut
21-12-2011, 23:48:38
Ali Osman Candaroglu agabeyime
Degerli kardeşim yazımıza yazmış oldugunuz yorumunuzdan dolayı teşekkürlerimi sunarım. Sizleri selamlerın en güzeli olan rabbimizin selamıyla selamlar dualarımı sunarım.
İslamın tartışma sahasına dönüştürülmesi söylemini nasıl anladıgınız çok önemlidir. Ben burada islamda tartışma yoktur olmamalıdır veya kötüdür demiyorum. Fakat özellikle islami konuları çogu kere yaşamak için degilde sırf tartışmalar ekseninde sürdürülerek müslüman zihinlere zarar verdiğini düşünüyorum. Özellikle mezhepsel farklılıkların, islami sol tartışmalarının, islami sag tartışmalarının müslüman zihinlerde açtıgı sıkıntıların ve bunların amele yansımasının kötü sonuçlarından eleştiriyorum. Çogu kere gereksiz olan ve bizim asıl meselemiz ve önceliğimiz olmayan konuların, müslümanların arasında asılmış gibi tartışılıp vaktin bunlarla harcanmasını eleştiriyorum. Son dönemde islamı davet bu tür tartışmaların gölgesinde kalmış ve halkın zihni bu tartışmalarla bulandırılmıştır. Müslümanların asıl görevleri ve kendi öz sorunları geride bırakarak çeşitli meseleler üzerine egilip onca gayretlerini bu alanlara harcamalarına yakınıyorum.
İslam ve Kuran, islamın bir ümmet oldugunu ve müslümanların sürekli birlikte olmaları gerektiğini çogu kez vurgulamıştır. Vahdet saglamak islamın müslümanlara yüklediği önemli görevlerden birisiyken hz peygamberden sonra ortaya çıkan olumsuz tartışmalar müslümanların bütünlüğünü siyasi, ictimai ve düşünsel anlamda sarsmıştır. Bu sarsıntılar tartışmalara ve tartışmaların içerisine daha sonra başka unsurların girmesiyle çeşitli çatışmalara dönüşmüştür. Eger tartışmalar ve sorunlar islamın genel çerçevesine ve bütünlüğüne zarar veriyorsa bu tür tartışmaların müslümanlara da zarar verdiğini düşünüyorum. Ki tarihsel süreçteki tartışmaların müslümanları ne hale getirdiği ortadayken bu tartışmalara zenginliktir diyemiyorum. Zenginlikler insanı ve düşünceyi geliştirip yüceltmek için varken tarihsel süreçteki tartışmaların ve güncel sıg tartışmaların müslümanlarını böldüğünü ve zayıflattıgını düşünüyorum.
Mezhepler ve ekoller düşünen aklın ürünüyken mezhepçilik ve ekolculuk taklidi aklın ürünüdür. Benim mezhepsizliği savundugum düşünülmesin. Mezhepler hz peygamberden yaklaşık iki asır sonra ortaya çıkmış akımlardır. Bu akımların çogu kendi bulundukları çevre ve dönemde ortaya çıkan sıkıntılara çözüm olarak ortaya konulmuştur. (Ve benim bunlara saygım vardırve bende bunlara tabi olarak istifade ediyorum.) Fakat daha sonraki süreçlerde bunların statikleşmesi toplumsal degişimlere ve şartlara göre yenilenmeden taklid edilmesinin müslümanlar için dogru oldugunu düşünmüyorum. Bu mezheplerin önemli oldugunu istifade edilmesi gerektiğini söylüyorum. Fakat bunlara mutlak islammış gibi bakmanın yanlışlıgına değiniyorum. Ayrıca mezheplerin müslümanların vahdetine engel teşkil etmediğini fakat mezhepçiliğin bu bütünleşmeye engel teşkil ettiğini düşünüyorum. Tarihsel süreçte ihtiyaça binaen ortaya çıkan mezheplere keşke olmasaydı demiyorum. Ve benim mezheplerin varlıgına yönelik bir sitem ve serzenişimde yok. Fakat keşke bu mezhepler kuranın esaslarına ve hşkmetine sımsıkı sarılıp taklide dönüştürülmeseydi ve süreçlerine göre yenilenseydi. Mezhebçilik yapılmasaydı da islam dünyası böyle parçalanmasaydı.
Tartışmak insanidir ve insanın çeşitli oldugunu zaten biliyoruz. Fakat bu tartışmaların kısır döngüye dönüp ayrılıklara, sürtüşmelere, savaşlara dönüşmesi islami degildir. Burada şunu da ifade edeyim eger bir farklılık islami ilkelere ve müslümanlar zarar veriyorsa buna zenginlik olarak bakılmaz. Ne olursa olsun; ister ekol içinde ister mezhep içinde olsun kabullenilmez. Sizin insan tabiatına aykırı dediğiniz şeyin islama uygun oldugunu vurgulayalım. Mesela allah bir ayette müminlerin vasıflarından bahsederken “onlar öfkelerini yutarlar “ der. Burada müminler öfkelenmezler demiyor. Çünkü öfkelenmek insanidir. Fakat öfkelerini yutmak islamidir. Aynısı sizin dediğiniz içinde geçerlidir. İnsanlar farklıdır ve ayrılmaya meyillidir. Bu insani yödür. Fakat ilahi istek birlik bütünleşmektir.
“Bizim icin burada önemli olan mezheplerin varligi degil, bunlarin kitap, sünnet cizgisinde olup olmamalaridir.” Düşüncenize bende katılıyorum. Ve buna aykırı bir şey demiyorum. Ve diyorum ki tarihsel süreçte bunlar müslümanların birliğine zarar vermemelidir.
Bu "dönemsel bilgilerden" kasdettimiz şeyler tabiin döneminin ihtiyaçlarına yönelik olarak verilen ictihadların daha sonradan degişmez olarak algılanarak yenilenmemesidir. Dönemsel ve yerel cevapların genellenmesidir. Bir döneme ait araçların, bilgilerin, ictihadların kutsallaştırılmasıdır. Ve böylece müslüman zihinlerin bir döneme hapsedilmesidir. Elbetteki genel geçer bilgilere bizim dediğimiz bir şey yoktur. Bunları söylerken önceki degerlerimizi küçümsemiyoruz, onları hafife almıyoruz. Elbette dönemin düşünen ve çözüm üreten alimlerini yok saymamız onların emeklerine hakarettir. Ve hiçbir mümine bu anlayışı taşıması yakışmaz. Ben önceki alimlerin eserlerinden istifade ediyorum, onların dogru emeklerini ve bilgilerini saygıyla anıyorum. Fakat burada dikkat çektiğimiz şu: bunların dönemsel, ihtiyaça göre ve yaşanılan döneme göre ortaya konan bilgilerini mutlak dogruy muş gibi alıp mutlaklaştırmayalım. Hurafeler varsa bunları bir tarafa bırakalım. Yanlışlar kitaplardadır diye dogru olmaz diyerek dikkat edelim. Tarihsel birikimde eksik, yanlış ve bugüne uymayan bilgilerin olabilecegini düşünerek bunları vahyin ışıgında; tarihteki mezhepsel çatışmaların dışında, günümüzün gerçeklerine uygun okuyup alalım diyorum.
Mezhep savaşları sadece hrıstıyanlara özgü bir durum degildir kardeşim. Zira müslümanların tarihinde de bu tür durumlar olmuştur. Burada klasik anlamda bir tarih kutsayıcılıgına gitmek ve müslümanların tarihinin her dönemini sıkıntısız olarak okumak yalnıştır. Emeviler dönemindeki mücadeleler, sünni olan abbasilerle, şii olan fatimiler arasındaki savaşlar, selçuklularla memlüklüler arasındaki savaşlar, osmanlı ile safeviler arasındaki savaşlar, osmanlının sünnileştirme politikalrı, safevilerin şiileştirme politikaları… ve dahası. Elbetteki ben bu savaşların salt mezhep farklılklarından kaynaklandıgını düşünmüyorum. Bunların içerisinde siyasi iktidar hırsları, düşmanlıklar, toprak kazanmalar, cihan hakimiyeti düşünçeleri de vardı. Ve yakın dönemimiz üzerinden bile bu mezhep farklılıklarının nasılda ortaya çıktıgını görüyoruz. Halen türkiyede çok güçlü mezhep algıları var. Ve mezheplerini islam olarak gören kendi mezheplerine aykırı olan durumları islama aykırı olarak görenler var. Ayrıca ırak ta sünnilerle şiilerin durumları ortadadır. Ortadogudaki gelişmeleri degerlendirirken bile çogu kere bu mezhebi unsurların görüşlerde ortaya çıktıgını görmemiz kolaydır.
Taklid genel itibariyle kötüdür. Ve taklidte genelde bir tüketim vardır. İrade pek fazla faal degildir. Özgünlük yoktur. Taklitte hikmetini anlamadan ve bilinçler çogu kere işletilmeden alınır. Peygamberi örnek almak ayrı bir unsurdur fakat taklid etmek ayrıdır. Bizler elbetteki peygamberimizi, bazı şahsiyetleri örnek alıyoruz. Bunda hiçbir mahsur yoktur. Bizler örnek almayı taklid etme olarak degerlendirmeyelim. Taklitle örnek alma arasındaki inceliği anlamamız lazım.
"Tarihsel süreçte aklı imana düşman gibi gören zihniyetler” laikperestlerin "karanlik ortacag" suclalamalarina adeta destek olmuyor muyuz?” sorusuna hayır diyorum ve sizin olayı bu eksende degerlendirmenizi anlamış degilim. Evet islamın dogdugu dönemlerde avrupa da bir ortaçag dönemi vardı. Ve bu dönemde islamın aydınlıgı yaşanıyordu. Onlar ( avrupa ve kilise) ortaçag karanlıgını yaşarken müslümanlar islamın aydınlık dönemini yaşıyorlardır. Fakat daha sonradan özellikle emevi dönemindeki saltanatın halk üzerindeki baskıları ve islama sokulan hurafeler halkı yavaş yavaş islamın aydınlıgından hurafelerin ve cehaletin karanlıgına götürdü. Avrupanın gelişmesinde müslümanların etkisi oldugu ortadadır ve kimse inkar edemez. Fakat bazı örnek dönem ve kişilerin yaptıklarına bakarak genel bir gelişmişlik yargısı ortaya konulamaz.
Degerli kardeşim son olarak islam ve hayat hakkındaki söylediklerinize katılmıyorum. Çünkü islam ve hayat sitesi "geçmis alimleri" yok saymadıgı gibi onları tamamıyla da yanlışsız görüp sorgulamadan almıyor. Bizler geçmiş alimlerin dogrularına sahip çıkmakla ve dogruları nisbetinde onları takdir etmekle bir şey kaybetmeyiz. Bu emekleri takdir etmek vefadır. Fakat bunlardan istifade ederken ne toptancı bir mantıkla “onlar en dogruyu bizden önce yazmışlar” deyip herşeyi sorgulamadan alalım, ne de onlar geleneksel ve eskidir deyip insafsızca yılların emeklerini yok sayalım. Her ikisi yanlıştır. Ben kimseyi küçümsemiyorum, hakaret etmiyorum, karalamıyorum. Sadece bazı yalnışlıkları islami ahlak çerçevesinde ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu çalışmları yaparken mutlak dogru algısıyla yazmıyoruz aksine dogrunun bir arayışı ve dogruya ulaşmanın bir cehdi olarak bunlara bakıyorum, yazıyorum.
Selam ve saygılarımı sunarım agabey. uzun bir açıklama oldu. fakat umarım hayırlara vesile olur
mehmet maksut
21-12-2011, 23:47:59
ramazan agabeye selamlar
mezheplerin farklı bakış açıları ve gelişmeler ışındaki tartışmalar sonucunda ortaya çıktığını ifade ediyorum. Bu Mezheplerin çıkışını tasvip etmediğim veya onaylamadıgım tarzında anlaşılmamalıdır. Böyle bir anlayış yazıda yokken bunun böyle anlaşılması dogru degildir. Benim vurguladıgım bu mezheplerin ortaya çıkaran farklılıklar ve tartışmalar degil bu tartışma ve farklılıkların müslümanlar arasındaki işleniş süreci ve müslümanları bölmeleridir. İslamın ilkelerine aykırı olmayan Farklılıklar suç unsuru degildir. İslamın temel sabite ve ilkelerine aykırı olmayan farklılıklar bizim için önemlidir. Ayrıca bu farklılıkların insanların hayatında nasıl makes buldugu da çok önemlidir.
“Tartışmanın müslümanların zihinlerini ve amellerini kötü bir sonuca ittiğini ifadem” özellikle son dönemde medyalarda islam adına ortaya konulan gereksiz ve çogu kereler zihin bulandırıcı tartışlamalara yöneliktır. İslamı yaşama merkezinden uzaklaştırılıp bir tartışma alanına dönüştürülmesine karşı oldugumu yazıda belirttim. Mesela son dönemlerin islami sol, sag tartışmaları, islamcılık söylemlerinin islamı bir dava olma sahasından uzaklaştırdıgı kanaatindeyim. Bu tartışmalara giren çogu kişilerin ameli boyutlardaki eksiklikleri ve duyarsızlıklarını bu tartışmaların tetiklediğini vurguluyorum. Yoksa tartışmayalım, müzakere etmeyelim, sorgulamayalım, muhasebe etmeyelim demiyorum. Eger bunu söyleyecek olsam bunları yazmazdım. Ve kendimle çelişirdim.
Kardeş ben tartışmayı ifrata ve tefrite götüren bir araç olarak ifade etmedim. Sistemin ve medyanın ortaya attıgı tartışmalara aşırı endekslenip kendi gündemimize bunları tamamıyla hakim kılmanın ifrat oldugunu söylerken bu tarz tartışmalardan tamamen soyutlayıp kendimize başka bir dünyadaymış gibi gündem belirlememimizin, duyarsız kalmamızın tefrid oldugunu söyledim. Yoksa tartışmanın kendisini ifrat ve tefrid olarak görmüyorum. Tartışmanın kendisi sapma aracı degildir ve böyle bir ibare kullanmadım. Fakat türkiyede kimi zaman kasıtlı tartışmalara yüklenilen çıkarcı ve parçacı bilgilerin müslümanları farklı noktalara sürüklediğini söylüyorum. Sapmayı böyle anlamanızı uygun görüyorum.
“Batı akılcılığının akıl ve imanı ayırdığını ifade etmişsin, ve devamında bu günkü batının akıl ve iman ilişkisinin islamda olmadığını ifade ederek batının akıl ve imanı bir arada tutuyormuş havasını veriyorsun.” Benim bu yazımda hiç böyle bir durm yok. Kardeş okuyorum yine okuyorum acaba ben mi yanılıyorum. Bazı arkadaşlara bu yazıyı hasaten okuttum. Hiç böyle bir anlam çıkarmazlarken böyle bir anlamı çıkarmanıza dogrusu şaştım.
Selam ve saygılarımı sunarım. Hatalarımızın olabilecegini ve beşer oldugumuzu unutmadan yorumu degerlendirdim. Elbette hatalarımız varsa düzeltelim ve birbirimize yardımcı olalım.
mehmet maksut
21-12-2011, 16:44:01
degerli kardeşim ramazan güzel ve ali osman candaroglu
yazımıza yönelik yazmış oldugunuz yorumları en kısa zamanda degerlendirip bu konuda açıklayıcı bir yorum yapacagım. fakar sizden ricam yazıyı tekrardan okumanızdır. uyarı ve eleştirilerinizi degerlendirecegim ve en kısa zamanda sizlerle bu meseleyi müzakere edecegim.
selamlar
ramazan
21-12-2011, 16:12:55
sevgili dostum,yazında öncelikle vahyin inşa ettiği aklı'n tarihsel süreç içerisinde nasıl bir atıl akla yani pasif bir akla dönüşümünden bahsettin,sonra ali osman, kardeşin ifade ettiği gibi;mezheplerin bir tartışma sonucu ortaya çıktığını ifade ederek mezheplerin çıkışını tasvip etmiyormuşsun havasını verdin. bu farklılıkları bir adım daha öteye taşıyarak bu tartışmaların bir savaş alanına kadar gittiğini ifade ettin.yazının devamında farklılıklar sonradan mutlak islam'mış ve bir çok konunun kitaplara kaydedilmesinden yakınarak somut örnekler vermeden farklılıkların bir suç unsuruymuş gibi yazına devam etmişsin,ve tartışmanın müslümanların zihinlerini ve amellerini kötü bir sonuca ittiğini ifade ederek müslüman'ların taklitten kurtulmalarını öğütlemişsin,bu nasıl bir çelişki tartışmasız bu sorunlar nasıl giderilecek söylermisin Allah aşkına,kanaatimce atasoy ağabeyimizin şu sözü hiç anlaşılmadı; müslümanlar olarak hiç bir tartışmanın öncüsü biz olmadığımız için zihinsel bir taşralılığı yaşıyoruz ve yaşamaya devam edecegiz,söylermisin maksutçum gerçek bir tartışmayı biz başlatsaydık bu haldemi olurduk.oysaki bu ümmetin en büyük problemi pasif olan aklı aktif olan akla dönüştürememesidir.vahyin şahitliğini temsil edecek müminlere ne tartışmalara kayıtsız kalmayı nede bu tartışmaların öncüsü olmayı davet etmişsin sevgili dostum şüphen olmasın bu ümmet bir gündemi belirleyecek bir tartışma başlatsınlar o zaman gör bu ümmetin nasıl taklitten kurtulduğunu,üzüldüğüm diğer bir konu tartışmayı ifrata ve tefrite götüren bir araç olarak ifade etmişsin.oysaki tartışmanın bir insani bir özellikken bunu nasıl bir sapma aracı olarak görürsün söylermisin maksutçum işlevsel bir akıl faal bir akıl nasıl sağlanır,taklit ederek veya geçmişten bu yana ne anlatılmışsa eyvallah diyerekmi,yahu söylermisin geçmişi eleştirip tartışmadan bu taklitten nasıl kurtulacağız.tabi yazının devamına baktığımda çelişkilerin devam etmekte,batı akılcılığının akıl ve imanı ayırdığını ifade etmişsin, ve devamında bu günkü batının akıl ve iman ilişkisinin islamda olmadığını ifade ederek batının akıl ve imanı bir arada tutuyormuş havasını veriyorsun.böyle çelişkili bir yazı ne işlevsel bir aklın oluşumuna ne de taklitten uzak bir akla katkı sağlar.lütfen yorumumda seni incitecek bir söz sarfetmişsen şimdiden özür dilerim.
alper
21-12-2011, 16:01:24
bu güzel çalışmanızdan dolayı Allah razı olsun. girizgah öncesi söylemiş oldugunu islamın salt ideolojileştirilip tartışma sahasına dönüştürülmesi gerçekten önemlidir. Aslında bu meseleyi özgün bir yazı olarak ele almanızın ihtiyaç oldugunu düşünüyorum. Çünkü son dönmde müslümanlar arasındaki islami dava algısı çok farklılıaştı. ve makas gittikçe açılıyor.
islamın salt ideolojimiş gibi sunulması islami hareketleri oldukça gerilettiğini düşünüyorum. bu zihni yapının ameli ve düşünsel anlama nasıl sirayet ettiğini gündelik hayatımızda oldukça görüyoruz. İbadetsiz, baglayıcılıgı az olan, kişiye göre degişen algılarda salt bir bilgi ve kültür edinimi haline getirilmek istenen durumu iyi okumak lazımdır.
ben bu meselenin özgün bir çalışma olarak yazılmasınız temenni ediyorum...
Allah razı olsun.
serhat toprak
21-12-2011, 12:14:34
degerli kardeşmin yazmış oldugu bu güzel ve ufuk açıcı yazısından dolayı Allah razı olsun diyorum. aliya izzetbegoviçin dediği gibi eger islam batılı, hurafeleri yok etmezse batıl ve hurafeler islamı yok edecektir. yıllardan beri belki bireysel ve küçük topluluklar olarak kuranı hakkıyla anlayan kişiler olsa da genel itibariyle müslümanlar arasında islam okunulmamış anlaşılmamıştır. anlaşılan islamın azınlıkta olan bir kısmıdır. yinede insanlar baglarını islamdan koparmamış olsa da çok saglıklı ve derinlikli olarak da islamı kuşanmamıştır.
mehmet abimizin ifadeleri ve yazılarında bu sıkıntılar irdelenmektedir. akıl ve vahiy karşısında hurafe ve bidat cephesinin günümüzde fikirsel anlamda olmasada sayısal ve toplumsal iradeyi yönlendirme noktasında daha yaygın görünüyor. hurafe ve bidattin insanı kuşatması bence haçlı kuşatmalarından daha derin olmuştur. ve insanlar için adeta zindan olmuştur. geçen yıllara kadar bu hurafelerin ve bidatlerin esaretinde yaşayan ben hamdolsun vahyin ve aklın işlemesiyle bu zindandan kurtuldum. ve gerçekten islamın tüm evrensel çaglara tüm yönleriyle cevap verecek bir din oldugunu, sıg ve çelişkilerle dolu olmadıgını anladım. bunuda bu tür kardeşlerimizin yazılarını okuyarak ve onlardan istifade ederek anladık.
bu yazıların hayırlara vesile olmasını dilerim.
Ali Osman Candaroglu
21-12-2011, 11:23:09
akil üzerine yazdiginiz yazinizi okudum. Genel itibari ile katilmakla birlikte, bazi husularda haksizlik derecesine varan görüsleriniz var. Mesela Islam`in tartisma sahasi olmasindan yakiniyorsunuz. Bu durumun ise degisik mezhepleri, ekolleri intac ettigini söylüyorsunuz. Sanki "keske bunlar olmasa" der gibisiniz. Sizi anlamakla ve bu görüsünüzün bendenize de cazip geldigini kabul etmekle birlikte, bu görüsünüz gercek insan hayati ve mizaci ile uyusmuyor. Yani bu insan tabiatinin, fitratinin, insanin yaradilisinin icabi mümkün degidir.
Eger bu dedigimi hayatin gercegi olarak kabul edersek, o zaman mezheplerin veya ekollerin olusmasindan rahatsizlik duymayiz, aksine bunlarin gayetle normal ve hatta elzem oldugunu görürüz.Bizim icin burada önemli olan mezheplerin varligi degil, bunlarin kitap, sünnet cizgisinde olup olmamalaridir. Mesela siz o kadar Islami dergiler dururken, nicin ayri bir dergide yaziyorsunuz? Nicin kac cesit Islami dergi, gazete ve farkli farkli islami yayin kurluslari var? Bunlar var diye rahatsizlik mi duyalim, yoksa ne derece kitap ve sünnet üzre olduklarini mi arastiralim?
Bir yerde yazmissiniz ki: "Bu eserlerin yazılması sırasındaki dönemsel bilgiler genelde kendi dönemlerine aitken; daha sonradan taklid dönemlerinin başlamasıyla bu bilgiler taklid edilerek degişmez gerçekler olarak hep bir diger nesle devredilerek günümüze gelmiştir."
Bu "dönemsel bilgilerden" kasdettiginizin neler oldugunu bilemedigim icin, bu cümlelerinize matuf pek fazla bir sey diyemeyecek olsam da, yazinizin geneleine ve daha önceki yazilarinizdan edindigim zihni anlayisiniza istinaden bir degerlendirmede bulunabilirim. Söyle ki: Burada da sanki son paragrafta iktibas ettiginiz
“Onlara Allah’ın indirdiğine uyun denildiğinde ‘hayır, biz atalarımızın uyduklarına uyarız’ derler. İyi ama atalarınızın aklı bir şeye ermiyorsa da doğru yolu bulamamışlarsa? (Âl-i İmran, 172)"
ayeti celilesi ve yazdiginiz
"Farklılıklar sonradan mutlak İslam’mış gibi algılanarak bayraklaştırılmıştır."
cümleniz, sanki "eskilere yönelik" bir "kücümseme" emaresi tasimakta. Bedeniz bu "eskilerden" olup ta sizin su kösenizde yazdiklarinizdan haberdar olmayan bir alim görmüyorum (Onlar sizin akliniza bile gelmeyecek meseleleri tartismislar). Ilk aklima gelen örnek Gazali!
Yahu kardesim su yaziginiz "Bu farklılıklar tarihsel süreçte ayrılıklara ve savaş alanlarına dönüş(türül)müştür." cümlenizi bir gayr-i müslim, oryantalist söylese hic üzülmezdim. Fakat siz nasil olur da bunu yazarsiniz? Hristiyanlarin kendi aralarinda mezhep savaslari olmus, ama bizde nerde var bu? Örnekleriniz nelerdir?
Bir yerde yazmissiniz ki: "İnsan aklı sayesinde taklitten kurtulur. Neye, niçin inandığını kavrar"
Kardesim, taklit te basli basina "kötü" bir sey degildir. Iyi oldugu taraflari da var. Mesela bizler Peygamber efendimizin, sahabilerin, alimlerin sade, vakur, sükür, zikir, fikir dolu hayatlarini "taklit" etmeye calismali degil miyiz? Bu taklidin nesi kötü? Kasdiniz eger taklidin "akil" ile de desteklenmesi ise, herkesin akli bir degil. 1000 sene öncesindeki müslümanin biri söyle diyorsa: "Kardesim ben Peygamberimin misvak kullandigini duydum. Onun icin ben de kullaniyorum.". Bu zat "taklit" etmis olur. Aklini kullanmasa bile yaptigina "yanlistir" diyebilir miyiz?
Sizi yanlis anliyorsam lütfen düzeltiniz.
"Tarihsel süreçte aklı imana düşman gibi gören zihniyetler" demissiniz. Her ne kadar akil konusunda yazdiklariniza katildigimi ifade etmis olsam da yazinizdaki "toptanci" yaklasiminiz gözümden kacmiyor.
Daha mutedil, daha orta bir yol takip edilebilirdi. Bu cümleniz de örneksiz kaldigi icin sanki Islam alemi bütün tarihi boyunca bastan sona "akla düsman" imis gibi okuyucuya aksediyor. Sizin kasdinizin bu olmadigina eminim. Fakat aziz kardesim, bu tür cümleleri kurarken okuyucunun nasil algilayacagini da göz önünde bulundurmak lazim. Böylesine karanlik,gerici, bagnaz bir tablo cizerken laikperestlerin "karanlik ortacag" haksiz suclalamalarina adeta destek olmuyor muyuz? Onlarin "karanlik ortacag" tabirleri de müphemdir. Tabir Avrupa`dan gelme. Avrupa`ya mahsus. Müphemligi surdan geliyor: Avrupa kendisi icin "karanlik ortacag" derken, bizimkiler bunu "bizim ortacagimiz" gibi takdim ediyorlar ve asil kasitlari da "Islam" dir. Bizim ortacagimiz Islam alemi icin "altin cagdir".
Hülasaten sunlari yaziyorum: Siteniz genel itibari ile "gecmis alimlere" ve "Kur`an hairici her seyi" elestirici ve bazen de kücümseyip, karalayici üslup ve anlayisi üzerine hareket ediyor.Bunu yaparken de, "en akil biziz" havalarinda oluyorsunuz.