Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
Şanlıurfa’da “Sessiz mi kalacağız? Suriye konferansı   |   Lübnan'da yükselen tansiyona Nasrallah'tan itidal çağrısı   |   Bakan Şahin'den Uludere olayı hakkında ilginç açıklamalar   |   NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
KÜRESEL SALDIRILAR KARŞISINDA MÜSLÜMANLAR
Mehmed MAKSUT - 20/08/2011 - 04:53
Tüm bu acılara ve saldırılara rağmen Müslüman zihinlerin batıya, onun yol, yöntem ve kavramlarına duydukları hayranlığı hiç anlamıyorum. Demokrasi… Özgürlük… Liberalizm… Sosyalizm… Milliyetçi dindarlık… Gelişmiş toplumlar… Sivil anayasalar… İnsan hakları… diye uzatıp gidebiliriz. İşgalcilerin kavramları değil mi bunlar?!

Genelde insanlık özelde ise Müslümanların yaşadığı ülkeler son yüzyıldır acı, kan, gözyaşı deryasında yaşamaya mahkûm edilmiştir. Bir nesil acılarla, işgallerle, umutsuzluklarla, yaşama kaygılarıyla, savaş ve açlıkla büyümüştür. Bu durum daha büyük katmerli acılarla gitgide artacağa benziyor. Tüm bu yapılanlar bir sorun ve zulümdür. Tüm sorunlar ve zulümler de Allaha bağlı, sorumlu, kolektif irade sahiplerinin güçlü bir dayanışma ve direnişiyle düzelebileceğinden başka insanlık, başka yerlerde umut aramamalıydı.

Hal bu durumdayken Batı, Doğu toplumlarının temel dinamikleriyle sinsice oynamış, onları değiştirmiş ve değerlerinden uzaklaştırmıştır. Bu unsurlardan sonra Müslümanlar zaten işgale karşı direniş ruhlarını kaybedecek duruma gelmiştir. Yani Malik bin Nebi’nin ifadesiyle “işgale hazır bir pozisyona” getirilmişlerdir.

Elbette ki İslam’ın yaşadığı topraklara yapılan işgallerin müsebbibi sadece Batı toplumlarının işgalci yanları değildir. Buna zamanında duyarlılık göstermeyen ve bazı zaafiyetlerden dolayı göstermesi gereken direnişi sergilemeyen tüm Müslümanlar sorumludur. Eğer kendi içimizde dağılmasaydık kimse bizi dağıtamazdı. Temel dinamiklerimiz olan Kuran’ımızı, kavramlarımızı yerli yerinde kullansaydık elbette kültürel, bilinçsel ve bedensel işgali yaşamazdık. Birileri oturup bizleri nasıl işgal edeceğini düşünürken biz birçok kere hiç gereği olmayan tartışmalar içerisinde enerjimizi tükettik. İnsanımız çözümü çözümsüzlükte aramaya başladı.

Tüm bu acılara ve saldırılara rağmen Müslüman zihinlerin batıya, onun yol, yöntem ve kavramlarına duydukları hayranlığı hiç anlamıyorum. Demokrasi… Özgürlük… Liberalizm… Sosyalizm… Milliyetçi dindarlık… Gelişmiş toplumlar… Sivil anayasalar… İnsan hakları… diye uzatıp gidebiliriz. İşgalcilerin kavramları değil mi bunlar?! Peki daha ne diye demokrasinin havariliğini Müslümanlar yapıyor. İnsan hakları mücadelesini bayraktarlığını yapıyor. Siz önce esaret zincirlerinizi kırın ve önce insan olma hakkınızı elde edin. Zalimlerin, dejenere eden ve toplumu uyutan bu tür kavramlarını kullanmak zalimlere sevdalanmanın yoldaki işaretleridir. Sürecin sonrası köleliktir ve son dünya konseptindeki kölelerin boyunlarında zincirler yok. Bu zincirlerin yerine kavramlar konulmuş. Yeni köleler kavramlarla kendilerine bağlanılmış. Kavramlar zincirini zihnimize yerleştirip kendi katillerine aşık edilmek istenilen başka bir toplum var mıdır acaba?

Zamanında müdahale ve mücadele edilmeyen her sorun bir diğer nesile daha büyük acılar ve sorunlarla gelir. Zaten yaşadığımız sorunların tarihine baktığımızda yüzyılların ihmalkârlığını görürüz. İhmal edilen her konu başka sorunları; başka sorunlarda başka acıları doğuracaktır. Ve yeni nesiller büyüdüklerinde karşılarında belki de biriken bu sıkıntılardan dolayı kaldıramayacakları kadar bir yük göreceklerdir. Bu durum gençliği farklı yerlere ve mevzilere sürükleyecektir. Bence son dönem gençliğin İslam’dan uzaklaşmasının bir sebebi de bu olabilir. Ortadaki manzaraya bakan insanlar geleceği farklı kulvarda kurma yanlışına girerek hayatlarını tamamen mahvetmektedirler.

Özellikle 1990’larda Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra kurulmaya çalışılan “yenidünya” düzenini anlamak gerekmektedir. “Yaşanılan süreç nasıl bir süreçtir ve Müslümanlar için ne anlama gelmektedir” sorularını sormak gerekmektedir. Sovyetlerin kendisini fesh etmesinden sonra kurulmaya çalışılan “yeni dünya” düzeninde ABD, NATO ve onların yan sanayileri olan diğer kuruluşlarla birlikte bir konsept oluşturuldu. Bu konseptte en büyük düşman olarak İslam ve onun bilinçli müntesipleri yerleştirildi. Yıllardan beridir dağınık olan ve yutulmaya hazır bir konuma hazırlanmış olan Müslümanlar, bu duruma nasıl cevap vereceklerinin ve karşı koyacaklarının hesaplarını kısmi ve küçükte olsa yaptılar. Bu yeni konseptin aktörlerinin Müslümanlar açısından ciddi tehlikeler oluşturacağı ve çetin mücadeleler verileceğini bildiği için çok ciddi hazırlıklar yapmışlardır. Hem şeytani hem de meleki yüzlerini ortaya koyarak mücadeleye girişmişlerdir.

1990’lara biraz inersek karşımıza çıkan manzara üzerinden yapılmak istenilen anlaşılacaktır:  Cezayir’de, Kosova’da, Çeçenistan’da, Afganistan’da ve Filistin’de vahşice katliamlar, işkenceler ve işgaller yapıldı. Pakistan’da, Yemen’de, Somali’de, Filipin’lerde, İran’da, Suriye’de, Lübnan’da oynanan oyunlar hep bir projenin ürünüydü. Müslümanlara yapılan baskının daha da artırılması için 1990’nın bir diğer ileri aşaması olan 11 Eylül bahanesiyle yeni işgallere zemin hazırlandı. Dünya kamuoyunda, yapılan işgallerin haklılığına yönelik ciddi programlar devreye koyuldu. Bunun için Batı, bölgelerinde bazı operasyonlar yaparak kendisinin haklılığını medya önünde ilan ediyordu…! Son olarak Irak’ın işgali, katliamlar, işkenceler ve tecavüzler, yıllarca uşak olarak kullanılan Saddam’ı bahane edip olmayan silahların peşine düştüler. Yaktılar, yıktılar, yerleştiler, beslendiler, birbirine düşürdüler. Sonra utanmadan alaylı alaylı “üzgünüz silahlar yokmuş” deyip Müslümanlara ayrı bir acı tattırdılar.

Kendi içinde yenilenen konsept “Büyük Ortadoğu Projesi” ile yeniden kendisini canlandırmıştır. Bu yeni dünya düzeninde hedef tahtası olan İslam ve Müslümanların yaşadığı toplulukların tek taraflı bir işgalle elde edilemeyeceğini bilen konsept, tüm bölge sistemlerini kendisine muhtaç bir duruma getirerek kendi uydularını siyasal, dinsel, ekonomik olarak bölgeye yerleştirmiştir. Diktatörler, laikler, krallar, baasçı rejimler, soylu ( soysuz) aileler, ılımlı İslam’dan yana olanlar bu konseptin içerisinde oynuyorlar. Ve oyuncular kendi işlerini gördüğü müddetçe çok ciddi beslenilmektedirler. Yaşadığımız bölge olan Türkiye’ye de bu konseptin muhtarlığı verilmişti. Öyle bir muhtarlık ki mührü başkalarının elinde, görevleri sınırlı ve bağımlıydı. Merkezden gelen kararları uyguladığı ve temsil ettiği sürece desteklenecekti.

NATO’nun da üyesi olan ve aynı konsepte katılması istenen Türkiye, sürece nasıl katıldı. Neler vaat edildi. Neler yapılarak Türkiye konseptin politikalarına mahkûm edildi? Bu soruya cevap, Türkiye’de düşman algısı değiştirildi. Yeni süreçte en tehlikeli düşman olarak PKK, Marksizm, Komünizm vb sol örgütler yerine “Şeriat tehlikesi!” konuldu. Bir dönem şeriat gelecek diyerek Batı, Türkiye üzerinden birçok şeyi yaptırdı. Buna toplumu ve siyaseti inandırabilmek için birçok olay yaşanıldı. Birçok siyasetçi ve özellikle yazar öldürüldü. Suikastlar, hücre evleri devreye konuldu ve medya aracılığıyla çok ciddi olarak toplum bu duruma hazır hale getirildi. Topluma şeriat tehlikesinin! olduğunu algılatabilmek için genelde laik, Kemalist çizgideki birçok yazar öldürüldü. Öldürülenler Laik Kemalist iken öldürenler olarak hep İslami kimlikler adres olarak gösterildi. Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı bir kaçıdır. Ayrıca Sivas olayları, Kudüs Günü programı, 28 Şubat öncesi İslami hareketlerdeki gelişmeler ve bazı eylemler sürekli medyada buna yönelik yorumlandı. Ve medya yoluyla Şeriatçı-Kemalizm kavgası verdirilerek Şeriat tehlikesine dikkat çekildi. Abartılı psikolojik hareketle adım adım Türkiye konsepte hazır hale getirildi. Yaşanılan ekonomik krizler, borç batağına giren bir ülke olarak Türkiye, ABD’ye mahkûm hale getirildi. Ve sonunda Türkiye de Batı için Ortadoğu’da çok büyük bir aktör olarak yerini aldı. Türkiye’de bu işi yapanların veya Batı tarafından bu iş için seçilen kişilerin köken olarak dindar olarak bilinmeleri ayrı bir uyanıklığın göstergesiydi. Yeni yöntemde Batı hem gerçek İslam’ın bölgede yeşermemesi için ılımlı, Amerikancı İslam’ı yaygınlaştıracaktı hem de İslamcı denilen kişilerle sistemlerin açmazlarını rahatlatacaktı. Aç bırakılan ve sorunlar yumağından çıkamayan devletler, yeni siyasi aktörlerle biraz düzelecek. Bunu gören siyasi İslam söylemine sahib Müslümanlar, artık söylemlerinden vazgeçerek farklı alanlarda hizmet ettirilecektir. AKP ve Neo nurculuk silahıyla ABD, Müslümanları şaşkınlıklara sürüklemiş ve onlar üzerinden bölge insanının zihninde oluşan “karşıt imajı” yıkmıştır. Bu iki yapının toplum tarafından kabulü için birçok iyileştirmeler ve düzeltmeler yapmıştır. Türkiye’de son dönemlerdeki değişimi küresel çerçevede okumanın Müslümanlar için gerekli olduğunu düşünüyorum. Tüm yaşanılan olayları tek yönlü okumak, görülmesi gereken birçok tehlikeyi görmemize neden olacaktır ki şu an Müslümanlardaki okuma algısı tek yöndedir.

Sonuç  olarak, Batının Müslüman toplumlar üzerindeki emelleri sürüyor ve uzun bir süre daha da sürecektir. Bu durumdan hiç şüphesiz kendilerini Müslümanlar olarak tarif eden sessiz ve bilinçsiz yığınların payı büyük olduğu gibi İslami dönüşüme öncülük etmesi gerekirken kendilerini dönüştüren yapılarında payı büyüktür. İleriki süreçlerde de Müslümanlar küresel güçler tarafından iç çatışmalara, savaşlara ve bölünmüşlüklere daha da yönlendirilecektir. Ayrıca Müslüman kitleler gittikçe yozlaştırılacak, değişime maruz bırakılacak ve böylece psikolojik olarak yenilgiye razı kılınacak bir konuma getirilecekler. Umutsuzluk ve yenilgi psikolojisiyle toplumlar teslim alınacak ve “alışılmış çaresizlik” girdabında boğulmak isteneceklerdir. Ve Müslümanlar seküler dünyanın pasif ve sessiz yığınları haline getirilecektir.

Duyarlı  ve dert sahibi müminler açısından yukarıda söylenen süreçler her zaman devam edecektir. Egemen güçler sorumluluklarıyla kuşanmış vahye talip olup yaşamak isteyen müminleri tüm plan ve programlarıyla baskı altında tutup bir şeylere razı oluncaya kadar boş durmayacaktır. Bilinçli Müslümanların faaliyet alanlarının engellenmesine, daraltılmasına veya saptırılmasına yönelik çalışmalar yapacaklardır. Yumuşak siyasetlerle eklemlenmeye, baskı sonucu şiddete yönlendirmeler olacaktır. Tüm bunları görerek müminlere düşen görev; kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle ne pahasına olursa olsun büyük hesaplaşmayı göğüsleyecek bir nesil ve birliktelik ortaya koymak ve yaşanılan süreçleri zafere dönüştürecek bir tavır ortaya koymaktır. Huzur İslam’da deyip etrafımızı İslam’la huzura kavuşturma seferberliğine girmek gerekmektedir.

Eğer size bir yara, sıkıntı dokundu ise o topluluğa da benzeri bir yara sıkıntı  dokunmuştur. Böyle günleri insanların arasında çevirip dururuz ki iman edenleri ve hakikate şahitlik edenleri seçip ortaya çıkartalım. ( Al-i İmran-140 )

Şüphesiz: “ Bizim Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra doğru bir istikamet tutturanlar; artık onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. İşte onlar cennet halkıdır; yaptıklarına karşılık olmak üzere içinde ebedi olarak kalacaklardır. ( Ahkaf 13-14 )

Ey Rabbim; acılarımızı gören, bilen, işiten sensin. Sen mazlumların yarenisin. Bizlere yardım et. Bizi, senin yardımına mazhar olacak çalışmalara sevk et. Senin razı olduğun amelleri ortaya koyabilmeyi bizlere nasip et ve senin razı olmadığın amellerle hayatımızı, vaktimizi geçirtme. Bizi, senin kulun olmakla ve imtihanını kazanmakla şereflendir. Mazlum ümmetimizin acılarını dindirecek merhemler olmayı bizlere nasip et.

Ey Rabbim, Senin davanın derdine vurulduk. Senin davanı kendimize kurtuluşun yolu ve hayatın amacı edindik. Senin davanı kendimize dert edindiğimiz için tercihlerde bulunduk. Sen yanlış tercihlerde bulunmayı ve yanlış kulvarlarda dolaşmayı bizlere nasip etme. Ve tercihlerimizi doğru tercihlerden kıl. Senin dinini tercih eden bizleri sana layık kullardan kıl.

Ey Rabbim, senin dininin sancısını çeken Fatma’ları, Zehra’ları, Zeynep’leri, Ayşe’leri, Meryem’leri, Mehmet’leri, Ahmet’leri, Mahmut’ları Yusuf’ları, Ebubekir’leri, Ömer’leri, Osman’ları, Ali’leri, Musap’ları, Hamza’ları bizlere lütfet et. Bizi korkaklarla imtihan etme. Yiğitlerle buluşup mücadele etmeyi ve bu uğurda hayat yaşamayı nasip et…

Ey Rabbim Şehadeti bahşet… İzzeti bahşet… Kardeşliği bahşet… Hablullah’a topluca sarılmayı bahşet… Tevhid sancağının dalgalanıp adaletin hakim olduğu günleri bahşet… İstikbalin İslam’ın olduğu günleri bahşet bize…

Selam ve Umut ile… Bı sılaw u hewi

734
YORUM LİSTESİ
mehmet gündüz 04-09-2011, 21:05:14
Allah razı olsun. Müslümanım diyen bizlerin bakacağı tek pencere vardır, oda vahiydir. Batılın karşısına her zaman hakla dikilmiş bir vahiy. Bizlerin siyaseti Allahın bizlere müsade ettiği yapıda olur.
Utbe B. Rabia acaba peygambere ''seni başımızın tacı yapalım, kral yapalım'' dediğinde peygamberin ona okuduğu Fussilet suresinin "Ha mim. Bu kitap merhamet eden, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir toplum için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça bir Kur'an olarak ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de; `Ey Muhammed! Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız' derler. Ey Muhammed! Onlara söyle: `Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana tanrınızın tek bir tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık ona yönelin. O'ndan bağışlanma dileyin; vay müşriklerin haline!" mesajı acaba bizlere bu uzlaşmalara nasıl bakmamız gerektiğini göstermiyor mu?
yada mekkenin ileri gelenleri ''gel sen bizim taptığımıza tap bizde senin taptığına'' dediklerinde inen Kafirun suresi "De ki: `Ey kafirler. Ben sizin taptığınıza kulluk sunmam. Benim taptığıma da siz kulluk sunmazsınız. Ben de sizin taptığınıza kulluk sunacak değilim. Benim taptığıma da sizler kulluk sunacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır." mesajıda mı bizlere kafirlerle uzlaşılmayacağını göstermiyor. Medine ortamında ise yapılan anlaşmalarda islamın üstünlüğü vardı ve ordaki yahudilerle Allahın müsade ettiği sınırlar içerisinde anlaşmalar yapılmıştır.
 
mehmet maksut 31-08-2011, 11:25:14
Değerli TARİHÇİ mahlaslı kardeşim sizleri Allahın selamıyla selamlarım…

Yorumunuzda cevaplamamam gereken birkaç hususu sizlerle paylaşmak istedim. Siyasetin ne olduğuna bakalım: "Siyaset" Arapça kökenli bir sözcük olup, at eğitimi anlamına gelmektedir. Bunun yanında aynı kavrama karşılık Batı'dan alınan "politika" sözcüğü Yunan kökenli bir sözcüktür. "Siyaset" sözcüğünün günümüzdeki anlamıyla siyaseti ülke, devlet, insan yönetimi biçiminde tanımlamak olanaklıdır. Siyaset bilimini bir bilim olarak da, siyasal otorite ile ilgili kurumların ve bu kurumların oluşmasında ve işlemesinde rol oynayan davranışların bilimi olarak tanımlayabiliriz. (Siyaset Bilimi, Kışlalı, 17-18)

Allah insanı yaratmış ve başıboş bırakmamıştır. Yarattığı toplumu ve insanı bir yere bırakıp gitmemişte. Toplumun nasıl yaşayacağını, nasıl yönetileceğini, nelere dikkat edileceğini ve nelerden sakınılacağını kendi kitabında belirtmiştir. Bireysel, sosyal ve siyasal tüm alanları Rabbimiz çeşitli Kuran’i ilkelerle donatmıştır. Siyaset gibi toplumu ve insanı doğrudan ilgilendiren bir konuda Müslümanların duyarsız kalması bu düşünülemez.

“TEMENNİM O Kİ BİR MÜSLÜMAN SİYASETİ İYİ BİLMESİDİR YAPMA YAPMAMA ONUN TERCİHİDİR”

Müslümanların siyaseti bilmesine yönelik temenninize bende katılıyorum. Yalnız bu Müslümanların siyaseti bilmediği, anlamadığı anlamında kullanılmamalıdır. Gerçekten siyaset anlaşılmayacak bir şey değildir. Hem Tevhidi Müslümanlar -özellikle küresel bazda oynanan oyunları görme bazında- gerçekten bu konuda oldukça iyiler. Kardeşim siyaset yapma yapmama tercihe bırakılmış bir şey değildir. Toplumsal bir varlık olan insan ister istemez bir şekilde siyasetle ilgilenir. Ama siyaseti sadece sistem içi partilerle ilgili bir şey olarak değerlendirmeyiniz lütfen. Çünkü siyaset sadece parti veya sistem endeksli bir şey değildir. Bir partide olmamak, oy vermemek siyasetten uzak durmak olarak değerlendirilmemelidir.

Kardeşim bizi eksik tanımışsınız. Ben hiçbir zaman siyaseti def etmiyorum. Defettiğimiz, kabul etmediğimiz siyaset, Allahın kitabında belirtilen ilkele uymayan siyasettir. Yani vahye dayanmayan, batı ve batıl ilişkilere dayalı çıkarcı siyasettir. Evet biz İslam’ın hakim olduğu bir ülkenin olması için uğraşıyoruz. Bunun için uğraşmak her müminin görevidir. Ve bu görev farzdır. Ama lütfen buna ulaşmak için her türlü şiddeti meşru gören bir zihniyette değerlendirmeyin bizi. Siyasetimizi dinimizin gereği olan ilkelere bağlı olarak yapıyoruz. Yine diyorum ben sistemin ve mevcut partilerin hepsinden uzağım, beriyim, kabul etmiyorum. Bunlardan uzak durup kabul etmememiz İslami siyasetimizin bir gereğidir. Müslümanların uzak kalması gereken siyaset değil yanlış ve ilkesiz siyasetlerdir. Siyaset şeytanların işi değil müminlerin işidir. Çünkü müminler halife olarak yaratılmıştır. Yani sorumlu insan. İslam’ın siyaset algısından yola çıkarak toplumu yönetmeye talip olmak ve bunun için uğraşmak da kulluğumuz bir gereğidir. İslam’da siyaset bir araçtır. Amaç Allaha kulluk etmektir. Eğer siyasetinizi, ilkelerinizi, hedefinizi Allahın istediği şekilde yapıyorsanız siyasetiniz kulluk olur. Yani anlayacağın kardeşim, biz kirli siyaseti defediyoruz yoksa siyasetin kendisine İslami ilkeler çerçevesinde talibiz. İslam’ın siyasetinde akıl ve çıkar değil Kuran referans alınır. Günümüzde mevcut olan tüm siyasetlerin neredeyse tümü bunları referans alır.

“UNUTMAYIN Kİ DEVLETLERİN POLİTİKASINI BİZ SİYASETÇİLER KADAR YA İYİ BİLEMEYİZ YA DA ANLAYAMAYIZ”

Kardeşim, bu algıdan dolayı yıllarca zalimler tarafından sömürüldük. Ne demek anlayamayız, bilemeyiz. Kim demiş bunu. Hep aynı sözlerle birileri bize pasifliği adapte etmiş. Kuranı anlayamayız kuranı ancak alimler anlar. Ekonomiyi bilemeyiz anlamayız bunu tüccarlar anlar. Dini anlamayız bunu hacılar hocalar şeyhler anlar. Siyaseti anlayamayız bunu ancak devlet büyükleri anlar… Vs gibi sözlerle yıllardan beri iktidardaki birçok kişi bizi etkisizleştirip zihnimize bu tür sözcüklerle pranga vurmuştur. Arkadaş elhamdullillah biz bunlardan daha üstün bir zihne sahibiz ve bunların ne demek istediğini neler yaptığını biliyoruz. Bu sözlere birilerine çok üstünlükler yüklemek olur. İnanın şu an yöneten siyasetçilerin dosyalarına bak çoğunun dosyasında birbir türlü kirlilik vurgun delevere ve yalan görürsün. Yani arkadaşım bunları anlamayacak bir şey yok. Devletlerin politikalarını çok iyi biliyoruz. Hele özellikle ABD, İsrail ve Ortadoğu hattında nelerin oynanıldığı ve İslam’ın nasıl etkisizleştirilip pasifize edildiğini çok iyi anlıyoruz. Hamd olsun rabbim iman, ihlâs ve tevhit sayesinde bunların neler yapmak istediğini anlamaya yardımcı oluyor. Devlet politikalarında plansız ve programsız bir şey olmaz ve yapılan tüm planlar bir şeylere hizmet ediyordur. Tüm bunları söylediğiniz sözün etkisinden sıyrıldığınız zaman görebileceksiniz.

TÜRKİYE İSRAİL, ABD VB HEMEN İLİŞKİSİNİ KESSİN ÖYLE OLMAZ UNUTMAYALIM Kİ HEMEN CEZİRETÜL ARABA GİDELİM HZ.MUHAMMED MUSTAFA DAHİ YAHUDİLERLE ALIŞ VERİŞ YAPIYOR İLİŞKİLERİ KESİP ATMIYORDU

Kardeşim biz Hz peygamber hiçbir zaman eli kanlı, İslam’ı kendisine düşman etmiş, Müslümanları yok etmek için hiçbir şeyden çekinmeyen zalimlerle bir ilişkiye girmemiştir. Onların elini sıkmamıştır. Onlara meşruiyet kazandırmamıştır. Lütfet birilerinin ilkesiz ve korkak siyasetine Hz peygamber gibi bir yiğidi gerekçe göstererek temize çıkarmayalım. Son dönemde moda haline geldi bu. Herkes uzlaşma noktasında, zalimlere bile meşruiyet kazandırma noktasında peygamberin uygulamalarını kullanıyor. Ya Hz peygamberi tanımıyoruz ya da Hz peygamberi kendimize uyduruyoruz. Yapmayalım bunu. Hz peygamberin ticaret yaptıgı Yahudiler, bugün İsrail midir? Veya şöyle diyelim Hz peygamber bugün olsaydı ABD, İsrail ve Türkiye’yle aynı ilişkileri mi sürdürürdü. ABD ve İsrail ile tüm kanlı ve sinsi planlara rağmen zenginleşmeleri için ticaret mi ederdi. Yoksa bırakın ilişkiyi kesmeyi savaş mı açardı? Peygamberler kimlerle neden savaşmıştır bir bakın. Arkadaş, Hz peygamberin ticaret yaptığı ehli kitapla bugünküleri karıştırmayalım. Ve düz mantıkla her şeye bunları uyarlamayalım… Kardeşim bu tür şeyleri maalesef siz söylemiyorsunuz. Belki de sizin söylemeniz bir bilgi ve tecrübe eksikliğinden kaynaklandığı için mazeret kabul edilebilir ama maalesef bugün bu tür kirli ilişkiler için peygamberden örnek gösteren birçok hoca, prof vs gibi insanlar çıkıyor.

Kardeş kim olursa olsun biz müminsek her şeyimizi kitabımıza göre belirlememiz ve bunun ışığında tercihlerde bulunmamız inancımızın bir gereğidir. Kuranda ve sünnetteki dost düşman kavramlarını bence bugün iyi okuyamıyoruz. Bu konularda duygusallık veya görece iyilikler bize ve tercihlerimize yön veremez.
“BİZ VE BİZİM GİBİLER BİR TİYATROYU SEYREDERKEN SADECE SAHNEDE YAŞANANLAR AKLIMIZDA KALIR(ÖN YÜZÜNDEN)AMA BİR MÜSLÜMAN AKILLI VE MÜSBET DÜŞÜNMESİ LAZIM PERDE ARKASINI DAHADA İYİ DÜŞÜNMESİ LAZIM”

Biz kimiz sorusunu kendimize sorduk mu? Veya şöyle diyelim bizi biz yapan değerler nelerdir. Ne kadar bizi biz yapan değerlerle görüp, düşünüp okuyup tavır alabiliyoruz. Ben kavram cambazlığı yapmıyorum yanlış anmayı. Gerçekten bilinçten uzak bir şekilde kavramları kullanıyoruz. Elbette ki bir Müslüman akıllı ve müspet düşünmelidir. Çok doğru bir cümle kullanmışsınız. Ama hangi akıl. Sonuçta bugün bu akılda şekillendiriliyor değil mi. Mesela eğitim, medya aile bu aklı yönlendiriyor. Kuranda “temiz akıl sahipleri” diye bir ibare vardır. Bu şu demek kirlenmiş akıl sahipleri de vardır. Ve malaasef bu gün kardeşim akıllarımız işgal kültürüyle kirletilmiş. Yani temiz bir akılla düşünürsek perde arkasını görürüz. Aklımızı temizledik mi tevhidle, İslam ile. Hem birde insanlar salt akılla da bir şeyleri hakkıyla göremez kavrayamaz. Perde arkalarını göremez. Bunun için size hakikatleri idrak edip görecek bir inanç ve düşünce ilkeleri lazımdır. Bunu da Rabbim bizlere kitabında veriyor. Müspet hususunda ise şunları söylemek istiyorum. Müspet kelime itibariyle sabit olan demektir. Bugün müspet kavramı genelde mevcudu olanla tarif edilmektedir. Ama çok yanlıştır bu. Burada sabiteler nelerdir. Eğer bir insan sabite olarak değişmez olarak neleri kabul ediyorsa o kişi kabullendiği şeyde müsbettir diyebiliriz. Bundan dolayı herkes müspettir. Solcularda, sağcılarda, ortadakilerde. Çünkü herkesin sabiteleri vardır. Solcunun da sabitesi liberalinde sabitesi vardır. Mümininde vardır. Şunu vurgulamak istiyorum: biz kendimizi bu kavramla ifade etmeyelim.

Kuranın dediği gibi temiz bir akılla donanıp müsbet denilen tevhidi ilkelerimizde sabit kalırsak dediğiniz gibi perde arkalarını görebiliriz. Görmek yeter mi? Hayır. Gördüklerimizi değiştirebilecek bir şeyler yapmadıktan sonra hiçbir anlamı olmaz.

Kardeşim baya uzadı. Hakkınızı helal edin. Eğer tanışma fırsatımız olursa bu meseli daha iyi konuşabiliriz. Yardımcı olmak ve tanışmak isterim. Hem bende tarihçiyim. İyi anlaşırız.

Selamlarımı sunarım…
 
Coşkun Uzun 31-08-2011, 07:56:22
Demokratik ve kirli siyasetle Müslümanların herhangi bir işinin olmadığını beyan ederek, Tevhidî siyaset bilincinin gerekliliği ve vazgeçilemezliğini açıkça vurgulayan, İslam-Siyaset-İbadet ekseninin, İslamî dünya görüşünün bir parçası ve Kur’anî-Peygamberî din anlayışın gereği olduğunu etraflıca ortaya koymasından ve ufuk açıcılığından dolayı Mehmet Maksut kardeşime teşekkür ederim.

Uzun soluklu bir kulluk ve mücadele çizgisini yaşadığımız coğrafya başta olmak üzere her yerde oluşturmanın gerekliliğini, yerel ve lokal olanı ulusal ve evrensel olandan bağımsız değerlendirmenin yanlışlığını, iç ve dış dengeleri gözetmeyi hatırlatan, sorumluluklarımızla bizi yüzleştiren, basiret ve ferasetle hareket etmenin gereğini ortaya koyan, bu özeleştiri ağırlıklı uyarıcı yazı için teşekkürler kardeşim.
 
TARİHÇİ 30-08-2011, 19:31:36
SLM İLE
TEMENNİM O Kİ BİR MÜSLÜMAN SİYASETİ İYİ BİLMESİDİR YAPMA YAPMAMA ONUN TERCİHİDİR ÇÜNKÜ SİZİ TANIDIĞIM KADARIYLA SİYASETİ DEF EDİYORDUNUZ ONUN İÇİN AKLMDA SORU İŞARETİ KALDI VE UNUTMAYIN Kİ DEVLETLERİN POLİTİKASINI BİZ SİYASETÇİLER KADAR YA İYİ BİLEMEYİZ YADA ANLAYAMATIZ BAZILARINA KALSA TÜRKİYE İSRAİL,ABD VB HEMEN İLİŞKİSİNİ KESSİN ÖYLE OLMAZ UNUTMAYALIM Kİ HEMEN CEZİRETÜL ARABA GİDELİM HZ.MUHAMMED MUSTAFA DAHİ YAHUDİLERLE ALIŞ VERİŞ YAPIYOR İLİŞKİLERİ KESİP ATMIYORDU BİZ VE BİZİM GİBİLER BİR TİYATROYU SEYREDERKEN SADECE SAHNEDE YAŞANANLAR AKLIMIZDA KALIR(ÖN YÜZÜNDEN)AMA BİR MÜSLÜMAN AKILLI VE MÜSBET DÜŞÜNMESİ LAZIM PERDE ARKASINI DAHADA İYİ DÜŞÜNMESİ LAZIM VESSELAM DEĞERLİ KARDEŞİM
 
mehmet maksut 29-08-2011, 15:14:38
TARİHÇİ mahlasıyla yazan arkadaşa aleyküm selam diyorum.

Bizi ne kadar tanıdıgınızı bilmiyorum. Ve kullandıgınız mahlastan dolayı bende sizi tanımıyorum. Eger yakinen tanışıyorsak biz bunu karşılıklı konuşup endişelerinizi gidermeye çalışabiliriz. Yok eger tanışmıyorsak bir kaç kelime yazmayı uygun gördüm...

Evvela şunu ifade edeyim ki din ile siyaset hiçbir zaman ayrı olamaz. Siyaset başka din başka gibi ifadeler hiçbir zaman gerçegi yansıtmamaktadır. Bunu söylemek laikliği kabul etmektir. Laikliği kabul etmek ise İslama aykırıdır. Hayat bir bütünse bu bütünün içinde olan herşeyde birlikte hareket etmelidir. Siyaset denilen şey toplumları yönetme, idare etme, etkin olma ise İslam zaten insanların nasıl yaşayacagını, nasıl ve nelerle yöneltilecegini belirlemiştir. Allah'ın istediği din siyasetle ilgilenmemizi bırakın siyasetin içinde Allah'ın istediklerini uygamamız için bizden bazı sorumluluklar istiyor. Ama hangi siyaset sorusunu da kendimize soruyoruz? Sistemin içindeki kuralları kabul ederek siyaset yapmak degil bizim dediğimiz. Evet müslümanlar toplumu yönetme sanatı olarak degerlendirilen alanı hiçbir zaman nefsi ve insani iradelere bırakamaz. Bundan dolayı hüküm ve hakimiyetin Allaha ait oldugunu ifade edip inanan her mümin allahın dediklerinin olması için siyaset yapmalıdır. Tutarlı, tevhdi ilkeli ve kurallarını İslamın belirlediği bir siyaset tabiki. Evet biz islamın hayata hakim olması için inancımızın bizlere yüklediği bir vecibe olarak siyasetle, ekonomiyle, ahlakla, ugraşıyoruz. Çünkü Rabbimizin dini hiçbirşeyi boş bırakmamıştır.

Degerli kardeşim cümlelerimden siyaseti önyüzünden okudugumu ifade ediyorsunuz. Hangi cümleler mesela. Onları söylerseniz daha iyi olur. Hem günümüzün siyaseti hiç bir zaman arka yüzünü öyle bohcacılar gibi sergilemez ki. Eger sizler arka yüzünü okuyabiliyorsanız samimi olarak söylüyorum paylaşın göremediğimizi görelim. Ve siyaset okuyuşumuzdaki eksikliğimizi giderelim.

Tavsiyenize gelince siyasetle ugraşmadıgını söyleyen herkes bir şekilde siyasetle ugraşıyor. Yaşadıgımız ülkede en çok konuşulan ve en çok gündemde olan siyasetse bizde kimliğimiz çercevesinde bazı okumalar yaparak az da olsa birşeyle paylaşmaya çalışıyoruz. bunu da davet çalışalarımızın bir parçası olarak degerlendiriyoruz. Zaten degerli kardeşim yıllardan beri siyesetle ilgilenmeyin, siyaset şeytanın işidir, diye diye müslümanlar hep sindirildi, pasifize edildi, hep başkaları tarafından yönetildi.

Son iki asırdır bu topraklara nelerin enjekte edildiğine dair hamdolsun bilgilerimiz var. Ve bu enjekte edilen yanlış ilaçlara karşı hamdolsun İslami ve İnsani görevlerimizden dolayı ugraşıyor ve siyaseti takip edip ediyoruz. Bunu yapmamız kullugumuzun bir gerekidir. İnsanız herşeyi göremeyebiliriz kardeşim. Eger gerçekten farkında degilsek sizlere düşen bize bunun farkındalıgını kavratmaktır.

Korkunuzda haksızsınız. Hamdolsun yaşadıgımız onca tecrübe ve ilim inşallah bizleri o tür sıkıntılardan uzak tutar. Bizim çizgimiz müsterih olabilirsinizki o çizgiden çok uzaktır. öyle degildir. eger tanıyorsanız bilirsiniz bizi. Yok eger kardeşim tanımıyorsanız inşallah bu konuda bilgi paylaşımı yapabiliriz.

Yine de tavsiyeleriniz için teşekkürler eder saygılarımı sunarım. Hayırlı dualar ve hayırlı bayramlar.
 
TARİHÇİ 29-08-2011, 00:14:15
slm aleykum bakıyorum maksut kardeşim islamdan siyasete bir geçiş aşamasında cümlelerinden belli oluyor ki siyaseti ön yüzünden okuyorsun kardeşime tavsiyem siyasi konulara cevap vermesen daha mı iyi olur acaba çünkü bu ülkeye neler enjekte edildiğinin farkında değilsiniz galiba korkum o ki çizginiz türkiyedeki hizbullah çizgisine paralel gitmesidir inş öyle değildir
 
mehmet maksut 23-08-2011, 17:05:42
aleyküm selam TALHA kardeşim.

türkiye büyük ortadopgu projesi denilen projenin maşası haline mi geldi sorusunu sormuşsun. ben bu ibareyi kullanmayacagım fakat türkiyenin bu projenin en büyük parçası oldugunu ve işgalcilerle çogu kere işbirliği halinde hareket ettiğiniş rahatlıkla söyleyebilirim. bu projeyle türkiyenin büyümesi saglandı. yani türkiyedeki büyümenin yegane kaynagı iç dinamikler degildir. bunun en önemli dinamiğini dışarı sagladı. çünkü ortadoguya model olarak gösterilebilmesi için bir ülkenin en azından çevre ülkelerine nazaran daha kalkınmış olması lazımdır. bu projeyle abd ve nato özellikle kendilerine göre ürettikleri ılımlı islam ı ve batıl sistemler olan demokrasiyi islama bir dönem şahitlik etmiş topraklara ihraç edecek ve kendilerine karşı oluşabilecek tüm hareketleri böylece tasviye edecktir.

türkiye projede müslümanlara yardım etmek için yer almıyor. aksine batının yaptıklarını bölgede destekliyorlar. herne kadar bazı itirazlar olsa da türkiye, abd ile müttefiktir ve natonun içerisindedir. ister istemez bu iki yapının aldıgı kararları yapmakla sorumludur. ıragı işgal edenlerin araçlarının çogu türkiyeden geçti. ve halen incirlik üstünde bir çok abd uçagı faaliyete. israilin bir çok savaş tatbikatını konya sahasında yapması ve türkiye askerlerinin işgalci nato askeriyle birlikte afganistanda olmasını nasıl açıklayacagız. ve tüm bunlara ragmen nasıl olur müslümanlara yardım eder diyebiliriz.

kendi ülkesinde hakkiyla islamı yaşayan müslümanlara bile bazı baskılar kuran bir yönetim nasıl olurda başkalarına yardım eder

sizleri allahın selamıyla selamlarım. size tavsiyem bu projenin islam için zararlarını araştırırsanın olayın vehametini daha iyi anlarsınız.
 
TALHA 22-08-2011, 20:47:29
öncelikle selamın aleyküm türkiye sizce tamamen bu oyunun bir maşası haline mi geldi yoksa ortadoğu projesinde etkin rol alıp müslümanlara yardım etmek için mi bu işin içinde veya sizin dediğiniz gibi tek başına karar veremiyecek kadar güçsüz bir devlettir. ALLAH RAZI OLSUN
 
ömer 21-08-2011, 01:34:57
allah razı olsun
 
DİĞER YAZILARI

12/05/2012 - 08:16 GEZİ VE MUHASEBE

19/04/2012 - 03:11 KUTLU DAVADAN KUTLU DOĞUMA

15/03/2012 - 07:14 NEFES ALMANIN ÖLÜM OLDUĞU YER: HALEPÇE

10/03/2012 - 06:30 ANNEME MEKTUP – PEPÛKÂ DAYÎKAN -I-

26/02/2012 - 07:31 İRAN’IN DIŞ SİYASETİ ve SURİYE’DEKİ OLAYLARA BAKIŞI

15/02/2012 - 19:50 İRAN İZLENİMLERİ -2-

09/02/2012 - 12:12 İRAN İZLENİMLERİ -1-

15/01/2012 - 00:13 MOLLA MANSUR GÜZELSOY'UN ARDINDAN...

09/01/2012 - 08:19 LÂ TURKİYYE, LÂ KURDİYYE, İSLÂMİYYE, İSLÂMİYYE!

30/12/2011 - 00:52 KATIRLARIN SIRTINDA UMUD'A KAN, TOPRAĞA CAN DÜŞTÜ...

20/12/2011 - 22:44 HURAFE- BİDAT’İN VAHİY VE AKILLA MÜCADELESİ

30/11/2011 - 21:59 BU NE DUYARSIZLIK, BU NE TUTARSIZLIK...

19/11/2011 - 12:35 ŞAHISLARI KUTSALLAŞTIRMA HASTALIĞI VE ELEŞTİRİ

06/11/2011 - 15:44 SENSİZLİK VE SESSİZLİK

03/11/2011 - 07:31 DEPREM GÜNLÜĞÜ -SON-

31/10/2011 - 21:44 DEPREM GÜNLÜĞÜ -3-

30/10/2011 - 09:09 DEPREM GÜNLÜĞÜ - 2

28/10/2011 - 10:27 DEPREM GÜNLÜĞÜ -1-

17/10/2011 - 08:31 DİN ADINA DİN ÜRETME SORUNU

13/09/2011 - 23:49 BİR RİSALE-İ NUR DERSİ İZLENİMLERİ

08/09/2011 - 23:10 KAYIP BİR FİDAN

02/09/2011 - 10:50 UMUDUN GÜCÜ

20/08/2011 - 04:53 KÜRESEL SALDIRILAR KARŞISINDA MÜSLÜMANLAR

12/08/2011 - 12:20 KUR'AN, RAMAZAN VE SAMİMİYET SINAVI

12/07/2011 - 22:55 ÜNİVERSİTEYE YÖNELİK İSLAMİ ÇALIŞMALARIN GEREKLİLİĞİ

23/06/2011 - 23:00 MÜSLÜMANLAR GENÇLERE SAHİP ÇIKMALI

11/06/2011 - 16:46 İSLAMİ KİTLELERİ AMACINDAN SAPTIRMA SİLAHI: DEMOKRASİ

31/05/2011 - 06:14 İZZET GÖMLEĞİNİ GİYMEK

08/05/2011 - 13:33 KÜRTLER, MUSTAZAF-DER, PKK VE SON OLAYLAR

25/04/2011 - 19:49 MİLLİYETÇİLİK TÜRLERİ VE TÜRKİYE’DE MİLLİYETÇİLİK

12/04/2011 - 23:21 ÇOCUK VE TAŞ (ŞİİR)

02/04/2011 - 00:55 SORUN - SORU - SORUMLULUK ÜÇGENİ

03/03/2011 - 06:42 HAL-i PÜRMELALİMİZE DAİR HASBİHAL

02/02/2011 - 19:12 ŞEHADET BİR ÇAĞRIDIR...

28/12/2010 - 22:40 Dâvâ gençliksiz olmaz

09/12/2010 - 22:11 UZLAŞMA TEKLİFLERİ KARŞISINDA MUHAMMEDİ TAVIR

09/11/2010 - 12:38 İSLAMİ MÜCADELE ÜMİTSİZLİK GİRDABINA MAHKÛM EDİLMEMELİ

21/10/2010 - 16:29 SAVRULMALARIN SEBEBİ: SABIR EKSİKLİĞİ

01/10/2010 - 17:45 ÜNİVERSİTELERDEKİ İSLAMİ ÇABALAR ÜZERİNE HASBİHAL

11/09/2010 - 12:26 SABRA DAVET

26/08/2010 - 15:19 MESAJ KIVILCIMLARI

03/08/2010 - 20:09 LOKMAN (A.S.)'IN ÖĞÜTLERİNE KULAK VERMEK

08/07/2010 - 19:40 KİMLİĞİN İNŞASI

28/06/2010 - 09:48 YOL KONTROLU

10/06/2010 - 18:03 FİRAVUNİ BASKILARA KARŞI İHMAL ETTİĞİMİZ SIĞINAKLARIMIZ

20/05/2010 - 10:48 ALLAH KİMLERİ SEVMEZ?

02/05/2010 - 15:24 MARUFUN İNŞASI, MÜNKERİN İMHASI İÇİN

17/04/2010 - 11:33 KURTULUŞ FAKAT NASIL?

30/03/2010 - 18:25 OKU: HAYATI YENİDEN İNŞA İÇİN

11/03/2010 - 10:15 İSTİKAMETİ ŞAŞMAMAK

24/02/2010 - 13:22 KAYBIN EN BÜYÜĞÜNDEN SAKINMAK İÇİN

10/02/2010 - 14:23 KURTULUŞUMUZ DAVETİ DİRİLTMEKTE

29/01/2010 - 18:43 BİLEBİLMELİYİZ…

19/01/2010 - 12:13 GENÇLER EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZDİR

31/12/2009 - 16:50 BİRAZ DA KENDİMİZİ KONUŞALIM!

19/12/2009 - 10:15 BİZ VE SORUMLULUKLARIMIZA DAİR
YAZARLAR
Sabiha ATEŞ ALPAT
HAYAT BİR İMTİHANDIR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat