Fransız İlimler Akademisi üyesi André Maurois demokrasiyi "ehliyetsizliğe tapış" diye nitelendirdiği halde, geri kaldığı söylenen toplumlarda demokrasinin kutsallaştırıldığını, tartışılamaz ve dokunulamaz kılındığını, demokrasiyi tenkit etmenin ve bir alternatif sistem, model teklif etmenin cesaret meselesi haline geldiğini belirtiyor.
Yunanca bir kelime olan demokrasi "halk" kelimesinin karşılığı olan "demos" ile "idare" manasına gelen "kratos" sözcüğünden oluşur. Kökü eski Yunan kültürüne kadar uzanan demokrasi kavramı, o çağlardan günümüze çeşitli anlam ve içerik değişikliklerine uğrayarak gelmiştir. Eski Yunanistan'da tek adam idaresi olan diktatörlük ve tiranlığa karşı, halkın kendi işlerine yön verebileceği bir idare şekli olarak demokrasi düşünülmüştür. Ancak Aristo'nun deyimiyle, demokrasi kısa zamanda "demagoji"ye dönüşmüştür. Ona göre demogoji, bir toplumun duygularını çelerek kendi çıkarlarını yürütme yolu idi. Alan Coren’in de dediği gibi demokratik süreçte müstakbel diktatörler, önce düşüncenizi koşullandırır. Neyin, nelerin sizin için yararlı olacağını, neleri istemeniz gerektiğini size dikte ettirirler. Sonra size bunları vaad eder, oylarınızı alırlar.
Demokrasi, egemenlik haklarının halka ait olduğu fikrinde bina edilmiş siyasî bir sistem olarak hep tanımlanmış. Ama buradaki haklar hep söylemde kalmış ve iktidarlar halka haklarını verir gibi yapıp halkı ellerinde oynatmışlardır. Meclisin göze çarpan yerinde "hâkimiyetin millete kayıtsız şartsız ait olduğu" yazıldığı halde gerçekte hâkimiyet, milyonlara nispetle bir avucu teşkil eden güçlerin elindedir. Onlar istemedikçe anayasa ve kanunlar değiştirilemez, haklar ve hürriyetler verilemez, alınamaz, alınmış kararlar uygulanamaz. Demokrasiye laf söylemek kimsenin haddi değildir. Bu sistemi reddettiğiniz zaman adınız gericiliğe çıkar ve siz halk düşmanı olarak cümle aleme tanıtılırsınız!
Oysaki bu sisteme yönelik birçok eleştirel yaklaşım ve tanım Müslümanlarca yapıldığı halde hepsi genelde es geçilmiştir. Bu sistemi sadece Müslümanlar mı eleştirmiş? Hayır. İşte demokrasi eleştiren batılı düşünürlerden bir kaçı; A.Lincoln, demokrasiyi "halkın, halk için ve halk tarafından yönetilmesidir" diye tanımlarken J.J.Rousseau, demokrasinin gerçek şekliyle hiçbir zaman var olmadığını ve olmayacağını yani hayal olduğunu ileri sürmüştür. Churchill "en iyi idare şekli değil ama kötü tarafları en az olan bir idare şekli" olarak kabul etmiştir. James Bovard “Demokrasi iki kurt ve bir kuzunun akşama ne yiyecekleri konusunda bir oylama yapmalarından başka bir şey değil demiş.” George Bernard Shaw “Demokrasi, hak ettiğimizden daha iyi yönetilmeyeceğimizin teminatıdır.” Demokrasi, kendi çıkarları için çalışan az sayıda kişi tarafından atanma yerine, ehliyetsiz ve beceriksiz çok kişi tarafından seçilmişlik ilkesini getirir.” Robert Byrne “Demokrasi, en az nefret ettiğiniz adaya oy verme özgürlüğüdür.” John Simon “Demokrasi, çoğunluğun bilgi sahibi olmadığı konularda, yine çoğunluğun karar vermesini teşvik eden rejimdir.” H. L. Mencken “Demokrasi rüyalar alemine aittir.” Fransız İlimler Akademisi üyesi André Maurois demokrasiyi "ehliyetsizliğe tapış" diye nitelendirdiği halde, geri kaldığı söylenen toplumlarda demokrasinin kutsallaştırıldığını, tartışılamaz ve dokunulamaz kılındığını, demokrasiyi tenkit etmenin ve bir alternatif sistem, model teklif etmenin cesaret meselesi haline geldiğini belirtiyor.
Demokrasi elastiki yapısından dolayı nice kereler herkesin kullandığı bir kavram olmuştur. Hitler, Nazizm’i “gerçek demokrasi” olarak isimlendirilmiştir. Mussolini Faşizm’i “ organize, merkezi ve otoriter demokrasi” olarak tarif etmiştir. Laik kesim, yıllardır yaptığı baskıyı yine bu kavramla tanımlayarak kendisini meşrulaştırmış. Amerika, demokrasi ve özgürlük naralarıyla Irak’ı işgal etmiş; katliam ve acılarla dolu bir tabloyu ortaya koymuştur. İnsanlar demokrasiyle sorunlar çözülecek diye bedeller ödemişlerdir. Oysa soruna çözüm olarak sunulan sistemin kendisi de sorun ise o zaman durup tekrar sorgulama yapmak gerekir. Ve insanlar maalesef bunu bir türlü sorgulamamış, kavrayamamış veya kavramak istememiştir.
Demokratik seçimlerin sonucunda halkın, temsilcileri vasıtasıyla yönetime katılması hadisesi sürekli demokrasinin övülen noktasıdır. Demokrasinin bu konuda da gerçekleşemediği azıcık düşünen biri hemen fark edecektir. Özellikle halkın siyasî partiler kanalıyla seçtiği milletvekillerini denetlemesinin mümkün olamaması bir yana; onunla normal şartlar altında bile görüşmesi zordur. Ve böyle bir temsil, şeklî temsilden öteye geçmemektedir. Eskiden toplum üzerinde tek tek yetki sahibi olan kişi ve kurumlar, demokratik sisteme geçildikten sonra, güçlerini aynı parti veya ekonomik birlik altında birleştirip, menfaatlerini ortak bir biçimde sürdürme yolunu seçmişlerdir. Toplumda iktisadî güç sahipleri, maddi imkânları ile daha kuvvetli olmakta ve isteklerini daha kolay yapabilmekteler. Diğerleri ise zayıf ve güçsüzlükleri oranında daha az etkili olmaktalar. Sonuçta ülke idaresine yansıyan görüş, iktisadî imkânları ve sermayeyi ellerinde bulunduranlarınki oluyor. Özellikle zengin kesim ellerindeki imkânlar ve iletişim kurumları vasıtasıyla sadece kitleleri iktisaden kendilerine bağlı hale getirmekle kalmıyorlar; aynı zamanda siyasî düzenin oluşması konusunda da büyük ağırlık koyuyorlar. İktisadî hayatta reklâm konusunda olduğu gibi; siyasette de propaganda faaliyetleriyle kitlelerin düşünce ve duygularını etkileme yolları aşılabiliyor. Bu durumda, günlük geçim derdi ve sıkıntıları içerisinde bulunan sıradan insanın kendisine ulaşan haberleri ne ölçüde tahkik edebileceği bellidir. Böylece kanaatler ve tercihlerin belirli etki odakları ile yönlendirildiği görülmüştür.
Demokrasi ve İslâm arasında zaman zaman ilişkilerin kurulması için bazı cemaatlerin, platformların oluşturulduğunu son dönemlerde çok sık görmekteyiz. Oysa bu İlk defa Meşrutiyet döneminde, Mithat Paşa'nın başkanlığında Namık Kemal ve diğer Yeni Osmanlılar(Jön Türkler) grubu: parlamenter ve anayasalı bir sisteme geçmek üzere kendi fikirlerine bir gerekçe ararken, İslâm'ın demokratik prensipler taşıdığını söylemişler. İslam’ın demokrasi yorumunu yapmaya çalışmışlar. Böylece, Padişahın nüfuzunu sarsıp, demokratik bir yönetime doğru yönelmiş olacaklardı. Bundan sonra çağımızda "İslâm ve demokrasi" tartışmasına katılan birçok düşünür farklı değerlendirmeler yapmıştır. Kimi uzlaştırıcı bir tavır benimserken kimi bu sistem ve düşüncenin İslam’a aykırılığından dolayı inkârdan yana tavır takınmıştır. Burada iki ismi anmak istersek: Mevdûdî'ye göre tarihî arka-planı ve felsefî temeli itibariyle demokrasi İslâm ile bağdaşmaz. Demokraside mutlak özgür bireyler, ulus-devletin vatandaşları, halkın kayıtsız şartsız hâkimiyeti ve ilahî iradeden bağımsız yönetim söz konusudur. İslâm ise her biri Allah'ın yeryüzünde halife kıldığı müminlerin, içlerinden en iyi olanı seçerek işbaşına getirmelerini, onu denetleyerek ilahî iradeyi gerçekleştirmesini sağlamalarını öngörmektedir. Sudan'lı düşünür Turâbî'ye göre, bağlayıcı olan, ulemanın değil belli bir zaman dilimi içinde Müslüman halkın icmâ'ıdır. Halkın tercihi âlimler ve uzmanlar tarafından aydınlatılmalıdır. Hükümet de halkın iradesini yansıtacak şekilde serbestçe seçilmelidir. Bu şekilde seçilen hükümetin hem teşride önemli rolü olur, hem de şeriatın yorumlanmasında hakemlik yapabilir. İslâmcı hareket de devlet içinde İslâmî ahlâkın koruyucusu olma rolünü üstlenir.
Demokrasiyle İslam’ın uzlaşması konusunda diğer ülkelere karşı ABD-AB, Türkiye’yi model olarak seçmiş ve bunun uygulanması için çeşitli partileri, cemaatleri, şahısları oldukça besleyip büyütmüştür. Bu konuda “Medeniyetler Çatışması” eserinin müellifi, ünlü ABD’li düşünür S.P.Huntington Türkiye’nin konumu hakkında şunları ifade etmesi dikkat çekicidir: "Demokrasi ve ekonomik kalkınma Müslüman toplumlar arasında nadir görülmektedir. Türkiye bunu başararak, Müslüman toplumlara onların da başarabileceğini göstermelidir. İnanıyorum ki Türkiye bu yüksek gayeye sahip çıkacaktır ve eğer İslâmî bir anlayışla demokrasiyi birleştiren bir model olabilirse bundan hem Türkiye hem de dünya faydalanacaktır. Doğu Asya ülkelerinin de demokrasiye doğru hareket ettiklerini görüyoruz. Bu onların Batılı liberal bir demokrasiyi kabul edecekleri anlamına gelmez. Onlar kendilerine has bir demokrasi şekline varacaklardır. Fakat daha önce de işaret ettiğim gibi ülkeler ekonomik olarak kalkındıkça demokrasiye doğru hareket etmek zorundadırlar; çünkü kendi toplumlarında gücün kullanımı problemini çözmek için istişare mekanizmaları oluşturmaları gerekir. Türkiye'nin lider olma potansiyelinden, bunun için yenileşme modelini bir daha gözden geçirmesine ihtiyaç bulunduğundan söz ettikten sonra şunları söylüyor: "Türkiye'nin kültürel ve dini geleneklerini canlandırmanın ve İslam ve Osmanlı mirasının üzerine modern bir ekonominin ve demokratik bir siyasetin inşa edilebileceğini göstermenin zamanının geldiğini düşünebilir... İnanıyorum ki, Türkiye bu yüksek gayeye sahip çıkacaktır ve eğer İslamî bir anlayışla kalkınmayı ve demokrasiyi birleştiren bir model olabilirse bundan hem Türkiye hem de dünya faydalanacaktır...( s.172, 179)
Yukarıdaki İslam-demokrasi ilişkisini ABD sadece Türkiye üzerinden sürdürmüyor. Bu düşünceyi Ortadoğu’ya aktarabilmek için bazı şeyleri yumuşatıyor ve yıllardır düşman gördüğü bazı yapılara karşı ilişkisini de taktiksel olarak değiştiriyor. Örneğin Katar'ın başkenti Doha'da "ABD-İslam Dünyası Formunda ABD'nin İnsan Haklarından sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Scott Carpenter, Hamas ve Hizbullah benzeri örgütlere demokratik sürece katılma imkânı tanınmasının yanlış değerlendirilmemesi gerektiği üzerinde durarak, bu yeni anlayışın Amerika'nın İslamî rejimlere onay vermesi şeklinde yorumlanamayacağına dikkat çekince kendisine, "Amerika, İslamcı grup ya da partilerin demokratik yoldan iktidara gelmesini kabul edecek mi?" diye soru sorulduğunda, "Kabul etmekten öteye kolaylaştırıyor" cevabını veren Carpenter, örnek olarak da, Irak'ın İslamcı yeni Başbakanı İbrahim Caferi'yi gösteriyor. Daha önce AB dışişleri bakanlarının, Lüksemburg'da yaptıkları bir toplantıda da şimdiye kadar İslam ülkelerinde daima laik aydınlarla temas kurulduğu, inanç temelli sivil toplumla daha fazla ilgilenmenin ve İslamcı muhalif gruplarla da diyalog kurmanın zamanı geldiği kaydedilmiştir.
İslam ülkelerine demokrasiyi sokmak için mücadele veren ABD yetkililerinin ve demokrasi söylemlerin arkasında hangi tilkiliklerin döndüğünü Müslümanlar artık görmeli ve tavırlarını ona göre belirlemelidirler. Demokrasinin ABD’nin “İslami kitleleri amacından saptırma silahı” olduğunu anlamak işgale karşı belki de Müslümanların ilk ve en önemli zafer adımı olacaktır.
evet demokrasi açık bir şekilde küfür sistemidir. bu sistemide reddetmek imanın bir gereğidir. demokrasi benimsemek dahi kişinin imanı yok eder. fakat oy vermeyi, demokrasiyi desteklemek olarak telakki etmek yanlıştır. ayrıca oy vermek demokrasinin bekasını sürdürmek anlamına almak ince bir ayrıntıyı kaçırmak demektir.
cüneyt taşoğlu
21-06-2011, 23:48:32
mehmet maksut kardeşime tamamiyle katılmakla birlikde küçük bir ekleme yapmak isterim, isterse demokrasi halkın kendi kendini yönetebildiği bir sistem olsun, yaşamı yaratan yaratıcı halkın kendi kendini yönetmesine izin vermez. islam bunu reddeder, eger halk kendi kendini islam dışı bir model ile yönetebilseydi allah bu dini emretmezdi. Madem halk yönetebiliyor kendisini, neden Allah toplumu düzenlemek amacı ile din indirsin ki? ALLAH cc yaşam kurallarını koyma hakkını kendisinden alınıp, halkın (toplumun) kendisine verilmesine musade etmez. Allah hıc bır konuda kendi tasarrufunu kimseye vermez.
mehmet maksut
20-06-2011, 23:10:16
zeynep ablam / kardeşim
Demokrasinin küfür sistemi oldugunu söylüyorsunuz. dogrudur. İslamın küfre karşı çözümü nedir onuda bilmeniz gerekir(küfrü imha tevhidi ihya). İslami bir çözüm yerine zaten islam başlı başına bir çözümdür desek cevap olmaz mı? İslamın kendisi başlı başına bir çözümdür. Lakin ümmetin dagınıklıgı ve yıllardan beri hurafelerin ve işgallerin baskısından dolayı islam kendini topluma tanıtamamış. Tabii müslümanlarında zaafları eklenince iş daha da katmerleşiyor. Ama herşeye ragmen islam başlı başına alternatiftir. Önemli olan bunu toplumsal alana taşıyacak muttaki öncülerin olmasıdır. ve bu anlamda şahitlik yapacak mümine ve müminlerin olmasıdır. Tabii zaferle sorumlu degil seferle sorumlu olma şuuruyla çalışılırsa bu bir nebze olsun başarılır.
saygıyla selamlar hayırlı dualarımı sunarım...
mehmet maksut
20-06-2011, 22:58:24
ata mustafa kardeş
selamlarımı sunarım sizlere. demokrasi size hak ve özgürlükler vermiş olabilir ama bana hiç vermedi. (hem hak allahın verdiğidir ve bunlar bana yetiyor. eger demokratların elinden bu ilahi haklarımı alabilirsem kafidir)
demokrasi kimini etkin konuma getirirken kiminide yok etmiştir. demokrasi nerede durdugunuza göre size tavır alır.kimine gül atar kimine bomba. Bu sizin inanç düşünce ve dünyayı algılayışınıza göre degişir. Demokrasi konusunda yaygın var olan zihin kodlarınızı kıramadıgınızdan ve yüzyıldan beridir sürekli propagandası yapıldıgı için eleştirileri hayretle karşılamanız normaldir. Çünkü kutsanan ve alternatifsiz tek sistem olarak sürekli tanıtılan demokrasi bugün dinleştirilmiş ve eleştirilemez bir konumda toplumun zihnine nakşedilmiş. tüm umutlar olmayan bir hayale baglanmıştır.
Mustafa kardeşim yeterli gelmediyse bu konuda farklı kaynaklara bakabilir ve eksiklerinizi tamamlayabilirsiniz. ondan sonra kanaatte bulunsanız sizin içinde faydalı olur.
Amacım bilimsel bir şey yazmak degildir. Sadece demokrasi hakkında söylenmeyeni veya bilinmek istenmeyeni bir nebze olsun ortaya koymaktır. Eger gerçekten demokrasiyi anlamak istiyorsanız demokrasi hakkında yapılan eleştirel yazılara bakmanız iyi olur. Kaynak gösterme konusunda yardımcı da olabiliriz.
size verilen hakla acaba demokrasinin lutfu mu yoksa allahın verdiği haklar mı? hem demokrasinin verdiği hakları kullananların nerelere yükseldiğini ve neler yaptıgını da görüyoruz! hem merak ettim demokrasi sizlere neler vermiş ve sizlerden neler almış muhasebesini yaptınız mı? mustafa kardeş yıllardan beri demokrasinin kazanımları diye diye toplumu kurban ettiler batıl bir sisteme...
selam ve dualarımı sunarım abi...
sadece demokrasiyi eleştirenleri almış olabilirim. çünkü zaten digerleri yeterince piyasa da var.
ata mustafa
20-06-2011, 17:46:05
DEMOKRASİNİN BİZE VERDİĞİ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ GÖRMEZDEN GELEREK YAZDIĞINIZ BU YAZIYI HAYRETLE OKUDUM, BANA HİÇ BİLİMSEL VE YETERLİ GELMEDİ...
DEMOKRASİYİ SADECE ELEŞTİREN BİLİM ADAMLARININ GÖRÜŞLERİNİ YAZMAKLA DEMOKRASİYİ TANIMLAYAMAZSINIZ...
ZEYNEP KARDEŞİN
20-06-2011, 17:40:32
TEVHİDİ ŞUUR ALTINDA DEMOKRATİK KÜFÜR SİSTEMİNİ TANITTIĞIN İÇİN ALLAH RAZI OLSUN.BİR SORUM OLACAKTI ÇAĞIMIZDA DEMOKRASİ VAZGEÇİLMEZ BİR SİSTEM HALİNE GELMİŞTİR.BUNA İSLAMİ BİR ÇÖZÜM GETİREBİLİRMİYİZ?
Müslüm
16-06-2011, 12:54:05
demokrasiyi ne araç görebiliriz ne de amaç çünkü sistemi kökünden yanlış islam da bozuk düzenleri kökten reddeder.Bugün müslümanlar demokrasi ifadesini duydukların da hoşlanmıyorlar ama yaşamlarına baktığımızda hoşlanmadıkları belli etmiyor.Yani kökten reddemiyorlar.
fatma
12-06-2011, 22:36:16
Batılı düşünürlerin demokrasi hakkındaki eleştirilerine yer vermeniz farklı bir renk katmış...Şahsım adına çok yararlı oldu, Allah razı olsun.
"Demokrasi" bir zamanlar bizlerin de ve şu anda çoğunluğun da Allah'ı yoksayma alternatifimiz, şöyle demem doğrumudur bilmiyorum ama; "hayatımıza Allah'ı karıştırmama" metodumuzdu. Hamdolsun bugünümüze.. Fakat anlayamadığım kendilerine "müslüman" diyenler ve bilenler nasıl bu kelimeyle "İslam"ı yanyana düşünebiliyorlar bugün? yada bu iki kelimeyi kardeş ilan edenlere biz neden müslüman diyoruz?
Şimdi okumalarımdan anlıyorumki bizler, bilgiden, vahiyde, sünnetten çok çok yoksun ve çok çok uzak ; zanlarımıza göre hareket etmişiz,ama biz bir hayli uzaktık yani! peki şimdi bunların bilgileri de var hemde fazlasıyla...
......gerçekten anlayamıyorum.......
Bu insanlar bildiklerini unuttular mı, yoksa hiç bilmediler mi..yoksa benim kaçırdığım biyerlermi var..
Grazie!
talha
12-06-2011, 21:36:10
demokrasinin yerini tutacak bir çözüm onun getirecek yeni sistem olmadıkça bu iş böyle gidecektir islamda ülke yönetimini karşılayacak bir kavram olmadığı için her zaman kullanılacak bir oyun olarak karşımıza çıkması mümkündür böyle bir durumda çözümsüzlük hep olacaktır.
i.metin
11-06-2011, 20:25:26
"Demokrasi bozuk bir otomat gibidir. Bozuk otomata paranı atarsın, bisküvi istersin, çikolata verir. Demokraside de oyunu atarsın, A Partisi'ni istersin, B Partisi gelir... A. Metin"
ogluma ait bir tespitle katkı vermek istedim
selamlar