Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
ÖLÜM, İLKELER, PRAGMATİZM
Şükrü HÜSEYİNOĞLU - 28/02/2011 - 23:05
1996’dan 2011’e ne kadar çok şey değişmiş öyle değil mi dostlar? Ne yazık ki o gün için “aşılması gereken hastalık” olarak görülen pragmatizm, bugünün en geçerli akçesi haline gelmiş. Üstelik bu durum her karşılaşılan virajda daha da belirginlik ve yaygınlık kazanarak geri dönülmez bir hal alıyor. İlkeleri dillendirenler artık “çatlak ses” muamelesi görüyor, bir çırpıda sayılıveren onca “kazanım”ların pragmatizmi ile susturulmaya çalışılıyor.

Zaman zaman geçmişte okunanlara yeniden göz atmak, dergileri, kitapları yeniden karıştırmak faydalı oluyor. Hem bilgilenme, bilgileri tazeleme anlamında, hem de birtakım ölçüsüz, sürpriz değişimlerin izini takip etme anlamında…

Geçtiğimiz Cumartesi günü evime ziyarete gelen bir üniversite öğrencisi kardeşimle çeşitli konular üzerinde hasbihal ediyorduk. Konu futbolizme geldi. Birkaç kelam ettikten sonra, Yusuf Kaplan’ın yayın yönetmeni olduğu dönemde Umran dergisinin bu konuda çok kapsamlı ve perspektif aşılayıcı bir sayı çıkardığını söyledim ve arşivimdeki bu dergiyi okuması için kendisine verebileceğimi söyledim.

Umran’ın söz konusu sayısını ararken, kapak konuları dikkatimi çeken birkaç dergiyi de kendim yeniden göz gezdirmek için aldım. Bunlardan biri de Haksöz dergisinin Ağustos 1996 tarihli sayısıydı. “Geleceği uzlaşan değil, mücadele eden irade kuracaktır!” manşetiyle çıkmış olan derginin soruşturma konusu ise “pragmatizm”di. “Aşılması gereken hastalık: Pragmatizm” başlığı taşıyan dergide konuyla ilgili Mehmet Ballı, Ali Bakaner ve Yılmaz Çakır gibi isimlerin görüşleri yer alıyordu.

Soruşturma dosyası için derginin kaleme aldığı sunuş yazısında şu ifadelere yer veriliyordu: “Ancak 'ilke' yerine 'kazanç' veya 'fayda' etkeni sosyal ilişkilerin belirleyeni olduğunda sorunlar başlar. Bu açıdan gerek İslami oluşumları ve gerekse Müslüman şahsiyetini bekleyen önemli tehlikelerden birisi de 'doğru'dan ziyade 'işe yarayan'a meyleden pragmatik tavırlardır. Müslümanlar için pragmatik tutum önemli bir zaaftır. Pragmatizm başarıyı ve güçlü olmayı hedefleyen yolda dayatan reel şartları aşabilmek için doğru bilinen ilkelerden taviz vermek veya ilkesel tavrı esnetip-bulandırmaktır. Dolayısıyla bireysel ve toplumsal planda İslami kimliğin netleşmesi sürecinde aşılması gereken engellerden birisi de pragmatizmdir…”

Soruşturma dosyasına katkı sağlayan bugünkü İnsan Vakfı çevresinden Ali Bakaner, “Pragmatizm yozlaşmayı doğurur” başlığı altında “Vahyi referans almayan bir topluma karşı, ilkeli bir mücadele tarzı sergilemek birtakım riskler göğüslemeyi beraberinde getirmektedir. Tüm peygamberlerin, hayatları boyunca bilhassa itikadi noktalarda, savundukları izzetli çizgiye zarar verebilcek herhangi bir tavır içerisine girdikleri ve pragmatik yaklaşımlarla sistem içi ilkelerin işleyişine yarayan bir mekanizmaya talip oldukları vaki değildir” görüşlerini savunuyor.

“Pragmatizm sefaleti” başlığıyla dosyaya katkıda bulunan Haksöz yazarlarından Yılmaz Çakır ise, “…İlkeli olmanın maddi karşılıklarının hemen görülmemesi, belki de hiç görülmeyecek olması, 'cenneti satın almaları' istenenler için pek bir şey ifade etmese gerektir. Ne yazık ki bu düşüncemiz bazılarının pragmatizmi kutsamalarının önünü alamamaktadır. Gayba iman etmek sadece bir iddia olarak durmaktadır. Kur’an ve onun vaadleri, ilkeleri ile kimlik bulmaları gerekenlerin somut çıkarlar karşısında tercihlerini gelecekten ve “görünmeyen”den yana değil de şimdiden ve faydası dokunandan yana yaptıkları ortadadır.”

Çakır, bu ifadelerinin yanı sıra, dönemin Başbakanı Erkakan ve partisi RP’nin Çekiç Güç, Gümrük Birliği, OHAL gibi konulardaki “U” dönüşünü ele alıyor ve şu eleştiriyi getiriyor: “Bütün bunlarla birlikte pragmatizmin başarılı (!) uygulayıcıları arasında T. Özal’ın ve N. Erbakan’ın ayrı bir yeri vardır… Özal’ın en temel felsefesi olan pragmatizm, Erbakan’da biraz daha farklı olsa da devam etmektedir.”[1]

Dergide, pragmatizme karşı ilke merkezli tutum çağrısı yapılıyor, “Gerek İslami oluşumları, gerekse Müslüman şahsiyetini bekleyen önemli tehlikelerden birisi de ‘doğru’dan ziyade ‘işe yarayan’a meyleden pragmatik tavırlardır” hakikati dillendiriliyor, yine aynı sayıda “İslami tavır bu mu olmalı?” başlıklı bir yazıda, RP ve RP’ye yakın medyanın cezaevleri sorununa yaklaşımdaki sağcı-devletçi tutumu eleştiriliyordu. Yine RP’nin devletçi refleksi sebebiyle eleştirildiği “Cezaevleri direndi, düzeni kurtarmaya soyunanlar kaybetti” başlıklı yazının sonunda ise ilkesel harekete vurgu yapan şu ifadelere yer veriliyordu: “Müslümanlar şunu çok iyi bilmelidirler ki, zalimlerin açtığı karanlık kanallarda yürüyerek İslam’ın aydınlığını insanlara götüremeyiz!”

Evet, 1996’dan 2011’e ne kadar çok şey değişmiş öyle değil mi dostlar? Ne yazık ki o gün için “aşılması gereken hastalık” olarak görülen pragmatizm, bugünün en geçerli akçesi haline gelmiş. Üstelik bu durum her karşılaşılan virajda daha da belirginlik ve yaygınlık kazanarak geri dönülmez bir hal alıyor. İlkeleri dillendirenler artık “çatlak ses” muamelesi görüyor, bir çırpıda sayılıveren onca “kazanım”ların pragmatizmi ile susturulmaya çalışılıyor.

Aslında kalkıp 96’lara gitmeye de gerek yok, pragmatizmin yol açtığı ölçüsüzlüğü, ilkesizliği anlamak için. Daha düne kadar, devletçiliğini, kendisine de darbe yapmalarına rağmen darbeci generallere bir türlü bitmeyen sevdasını, 28 Şubat konusundaki suskunluğunu, 28 Şubat’ın baş aktörlerinden Demirel’e olan yakınlığını ve Ergenekon’a yakınlığı bilinen bazı partilerle ittifak arayışını gündeme getirdikleri bir siyasetçi vefat edince, ardından, övgü kuyruğuna girenler, onun şahsında “bağımsız İslami siyasi kimlik” ve “özgün İslamcı siyaset” vehmedenler gözümüzün önünde iken…

[1] Sözün burasında, söz konusu yazarın, Erbakan’ın vefatı sonrasında Haksöz Haber sitesine yazdığı yorumda şu ifadeleri kullandığını hatırlatalım: “İslam'ın ve Müslümanların aşağılandığı, horlandığı bu tarihsel ve siyasal süreçte; bugün vefatını derin bir teessürle öğrendiğim merhum Erbakan, en başta Müslümanlara kazandırdığı siyasal ve sosyal özgüven ile bütün vefalı yüreklerde şükranla anılmayı haketmektedir. İnşallah ahirette de çok sevdiği ve sevdirmeye çalıştığı "mücahid" sıfatına layık bir muamele bulur. Güle, güle mücahid, güle, güle....”

1047
YORUM LİSTESİ
polat 04-03-2011, 10:25:32
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Bizler hata etmiş kardeşlerimiz, nasılda yanılmışız, gerçekleri görememişiz.bugüne kadar Tevhid diye bir şey tutturmuşuz gidiyoruz. İnsanları yanlış yola sevk etmeğe onları yanlış bilgilerle yönlendirip düzeni sevmekten, onları kardeş edinmek sevgisinden mahrum etmişiz de haberimiz yok yazık bize ki ne yazık!.

İnsanlar hayatayken tenkit et, hatalarını bul, hatalarını devam ettiren anlayış değişmemiş olmasına rağmen, bu destek bu duygusallık yapmanın adaleti zedelediğini. Bu kabullenme sapma değil de nedir. İslami vazifeyi yerine getirmenin duyarlılığını paylaşmak hazzını tadıp, tarihe geçecek yazıları yazıp, sonrada onları unutup insanlar vefat edince, bütün duygusallığı ortaya koyarak methiyeler düzmenin de tutarlılığı yoktur.

Gerçekleri yazmak, o insanı olduğu gibi söylem ve eylemleriyle ortaya koymak, daha adaletli ve isabetli olur sanırım. Bir insanı gereğinden fazla yüceltmek gereğinden fazlada yermek pek tutarlı olmazsa gerek.

Eğer onlar haklıysalar bizde onlara tabi olalım her birimiz milletvekili adaylığımızı koyalım sistem içinde mücadele edelim.Eğer sistem içinde girerek bir mücadele metodunu ortaya koymuş bir peygamber varsa biz niye yapmayalım, bu metot olmadığına göre herkes haddini bilsin.

Sıratı mustakim de giderken yalpalanma ve savrulmalara meydan vermeden dik duran insanlar ne kadarda azaldı. Maruf görevini zaman, zaman kendinden beri tutanlara ne demeli, bize sorarsanız güzel bir dille onları uyarmak bizlerin görevidir, onuda yapmağa çalışmalıyz
İnşallah.


 
sadi öz 03-03-2011, 13:22:06
bu arada bu yazıya istinaden iktibas dergisininde hakkını vermek lazım.Gerçektende bu dergi sayfalarında ki 31. yılı hiç tutarsız çelişk şeyler göremezsiniz.Bu vesile ile bu hakkı ercümend özkan ve onun arkaaşlarına vermek lazım.Allah yazar kardeşimizdende razı olsun.
 
yusuf HAKSÖZLÜ 03-03-2011, 09:13:24
geçmişi güzel okumak bu olsa gerek.Şükrü hocam ağzına sağlık.Bu arada Murat isimli uzunca yorumu fevkalede güzel kendisini tebrik ediyorum.Böyle bir yazı yorum kısmında değilde yazı olarak yayınlanmasını gönlüm arzu eder.gerçekten güzel bir yazı olmuş.Allah her ikinizden razı olsun.inşallah.
 
muhammet 02-03-2011, 21:14:45
ALLAH sizden razı olsun.makalenizi yazarken insanların hoşuna gidecek olanı değil onlara doğru olanı hatırlatarak emri bil maruf ve nehyi anilmünkeri yerine getirmişsizniz.hak ve hakikat nerede ve nezaman ve kime karşıda olsa saklanmamalıdır.
 
Murat 02-03-2011, 19:56:11
Aşağıdaki paragraflar, bugün Erbakan’ın ardından yayınlanan içeriği tartışılan açıklamayı yapan çevreden bir yazar kardeşimizin, Özal’ın vefatını müteakip, geleneksel Müslüman kesimlerde ve kimi İslami çevrelerde yaşanan kendi deyimiyle savrulmaları eleştiren “Yolları Özal’a Çıkanlar” başlıklı yazısından alıntılanmıştır. “Haksöz Dergisi - Sayı: 27 - Haziran 93”. Sadece başlık “Yolları Erbakan’a çıkanlar” olarak değiştirilip, “geleneksel İslami kesimler” yerine de “tevhidi kesimler” konursa tarihin tekerrür ettiği görülecektir. İbret alınsaydı, aynı hal tekerrür eder miydi? Pragmatik değil de, ilkeli davranılsaydı, daha önce haklı olarak eleştirilen aynı duruma düşülür müydü?

"Hemen belirtelim ki, burada asıl olarak üzerinde durulması hedeflenen, genel anlamda Türkiye toplumunun "Özal olayı"na yaklaşımından ziyade, bu toplum içinde "İslami" endişelerle davranma, "İslami" bir kimlik taşıma iddiasındaki çevrelerin yaklaşımıdır. Kendi içinde homojen bir nitelik taşımamakla birlikte, tanımlama kolaylığı açısından "geleneksel İslamcı" başlığı altında toplayabileceğimiz bu çevreler ölümünün ardından Özal'a epeyce sahiplenici ve olumlayıcı bir tarzda yaklaşmaktadırlar.

Bu çevreler cenaze törenlerinde etkin bir biçimde yer alarak, gerek sahip oldukları basın-yayın araçları, gerek sözlü iletişim imkanlarını kullanarak ve çeşitli etkinlikler yoluyla Özal olayını alabildiğine İslami bir çerçeveye oturtmaya gayret etmişlerdir. Ve dikkat çekicidir ki, kendi elleriyle çizdikleri bu Özal tablosuna bakmak bu çevrelerde Özal'ın daha çok sahiplenilmesini, daha çok olumlanmasını getirmektedir. Özal'ı konu alan tartışmalarda sık sık cenaze töreninde getirilen tekbirlere, açılan pankartlara, okunan Kur'an'a atıf yapılması; "şu kadar insanın ardından rahmet okuduğu...", "şu, şu... muhterem hocaefendilerin namazını kıldığı..." diye başlayan delillerin (!) yaygın biçimde gündeme gelmesi, bu çevreler gözünde adeta Özal'ı tartışılmaz bir konuma oturtmuş, neredeyse tabulaştırmıştır.
Fakat müslümanlar açısından Özal olayı ve özellikle de Özal'ın ardından sergilenen tavırlar çok daha düşündürücü ve vahim unsurlar taşımaktadır ve bu yönüyle de tartışılmayı gerektirmektedir.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, laik rejimin en tepe yöneticisi fonksiyonunu yüklenmiş bir kişinin müslümanlar arasında şu veya bu gerekçelerle savunulmasını, temize çıkartılmasını hatta daha genel anlamda bu biçimde tartışma konusu, tartışma gündemi yapılmasını ilkesel açıdan tasvip etmek mümkün değildir. Sistemi geriletme, sistemi yıpratma gibi bir takım kendinden menkul iddialar adına da olsa, müslümanlar sistemin temel kuruluş ve kişilerini merkez alan, sistem içinde gelişen tartışma ve çatışmalarda asla saf tutamaz, konum belirleyemezler. Bu durum her şeyden evvel müslümanlarca İslami bir hareketin ilke ve yöntem sorunu bağlamında değerlendirilmelidir. Bu açıdan bakıldığında, Özal'ın ardından müslümanlar arasında süren tartışma ve değerlendirmeler tam bir curcuna ve savrulma eğilimi yansıtmaktadır.

"Geleneksel İslamcı" çevrelerin Özal'a yüklediği temel kimlik özgürlükçü, demokrat, halkın değerlerine sahip çıkan bir kimliktir, Bu çevrelere göre Özal döneminde Türkiye'de laik-kemalist diktası uygulamaların boyunduruğu hafiflemiş, müslümanlar rahat nefes alabilmiş, İslami faaliyet ve kurumlaşmalarda görülür bir artma olmuştur.

Öte yandan, özellikle 80'li yılların ortalarından itibaren dünya siyasetinde meydana gelen bir takım değişimlerin Türkiye'ye de yansıması ve ayrıca Türkiye'de rejimin kendini güvenlikte hissetmesine paralel olarak siyasi planda daha açık politikalar izlenmesi, daha serbest bir ortam oluşturulması olgusu yaşanmıştır. Özal dönemine tekabül eden bu olgunun yalnızca Türkiye ile sınırlı olmayıp, global planda yaşanan, konjonktürel bir olgu olduğu, pek çok ülkede yaşanan deneyimler incelendiğinde rahatlıkla görülebilir.

Özal açıkçası, dünya sisteminin işleyişine vakıf olarak egemen süreçle uyumlu politikalar izleme noktasında başarılı olmuş, müziğe ayak uydurmayı iyi becerebilmiş bir politikacıdır. "Geleneksel İslamcı" kesimin kimliği ve geleneği açısından konuya baktığımızda bariz bir şekilde görebileceğimiz gerçek, Özal'ın (ve benzerlerinin) peşine takılmayı getiren şeyin tevarüs edilen uzlaşmacı, sığınmacı, yetinmeci gelenek ve kimlik olduğudur. TC'nin baskıcı, zalim uygulamaları karşısında savunmaya çekilerek geliştirilen ve bir türlü de terkedilemeyen bu kimlik, "geleneksel İslamcı" kitleyi sürekli olarak 'ne kadar bağışlanırsa o kadarı ile yetinen', tahrif edilmiş bir tevekkül anlayışı ile hiç bir zaman bütüne talip olmayı, bütünü kopartıp almayı akla dahi getirmeyen bir kimliktir. Klasik sağcı-muhafazakar anlayışın hakim olduğu bu kesim için, kimi zaman ezanın tekrar Arapça okunmaya başlanması, kimi zaman İmam-Hatip okulları veya Kur'an kurslarının açılmasına izin verilmesi gibi tavizler bir takım düzen partilerine canla başla hizmet etmeye hak kazandırmaktadır.

Bu arada bu çevrelerin Özal'a sahip çıkan tavrını değerlendirirken, sahip olunan bulanık ve İslami netlikten uzak kimlik ve geleneklerin rolü yanında, Türkiye'de laik çevrelerin fanatik tutumlarının da rolüne değinmek gerekir. Şöyle ki, tek parti dönemi özlemcisi bu fanatik laik ve "aşırı dinsiz" çevreler rejime karşı sahip oldukları muhafazakar tutumlarının bir sonucu olarak Özal'ı hep bir tehdit olarak algılamış ve muhalif tutum takınmışlardır. Bu çevreler Özal'ın müdahil olduğu hemen her konuyu müslümanlara ve İslam'a karşı bir çatışma alanına dönüştürme çabası içine girmişlerdir. Anayasa Mahkemesi'ne atanacak üyenin kimliğinden, Bezm-i Alem Üniversitesi'nin kurulabilmesine imkan tanımaya kadar Özal'ın her tasarrufunun laik çevrelerce İslam'a karşı bir çatışma nesnesine dönüştürülmesi, sürekli yeni cepheler açılması ister istemez İslamcı çevrelerin de çatışma konusuna dahil olmalarına yol açmış, süreç içinde de Özal'ın sahiplenilmesi boyutunu arttırmıştır.
Özal döneminin Türkiye'de İslami gelişmenin önünü açtığı, İslami çerçevede büyük bir değişimin zemininin hazırlandığı ileri sürülebilmektedir. Özal'ın temsil ettiği özgürlükçülük anlayışının klasik Batılı liberalizm felsefesi (dini) olduğu ise görülememektedir.

Tağutlara şükranlarını iletmek için sürekli, geçmişle kıyaslamalar yaparak ulaşılan olumlu bir takım noktaları gündeme getiren kimi safdil müslümanlar ne ilginçtir ki, son on-onbeş yıl içinde Türkiye'de yaşanan ahlaki dejenerasyonu görmezden gelebilmektedirler.

Müslümanlar siyasi gelişmeleri tahlil ederken duygusallıkla değil, basiretle davranmak zorundadırlar. Türkiye'de yaklaşık son on yıllık dönemde yaşanan İslami canlanış olgusunu şu veya bu kişinin konumuyla açıklamaya çalışmak, İslami dinamikler yerine Özal veya düzenin bir takım imkanlarını öne çıkartarak yorumlamak tam bir sorumsuzluktur. Unutulmamalıdır ki, aynı dönem İslami hareketin tüm dünyada güçlendiği, geliştiği bir dönemdir ve Türkiye de aynı süreci yaşamıştır.
Türkiye'de iktidar konumunda kim olursa olsun, ister Özal veya bir başkası, İslami canlanışa uyumlu görülebilecek politikalar izlemek zorunda idi. Elbette bu politikalar İslami canlanışı teşvik için değil, güçlenen İslami hareketi doğrudan karşısına almak yerine onu saptırmaya, içini boşaltmaya yönelik "İslamizasyon" siyaseti doğrultusunda izlenmiştir. Özal eliyle yürütülen İslamizasyon siyasetinin de Türkiye'de sistemi güçlendirme, sistemin üzerine oturduğu tabanı daha bir genişletme yönünde başarılı sonuçlar aldığını görmek gerekir.

Kitle hangi saiklerle yürürse yürüsün ve hangi sloganları atarsa atsın sonuçta peşinden yürüdüğü (sürüklendiği) kişi bu rejimin en yetkili organının başında, bu rejimin en üst düzey temsilcisi konumunda bulunmaktadır.

"Hakk ile batılı birbirine karıştırmama" şeklindeki Kur'ani buyruğa göre hareket etmekle yükümlü müslümanlar doğruyu asla yanlışlar içinde aramamaya ve her zaman tutarlı davranmaya mecburdurlar. Bu itibarla Özal'ın (ve benzerlerinin) peşinde sürüklenen herkes mutlaka eylemlerini ve daha önemlisi geldikleri konumlarını sorgulamak zorundadır.

Herşeye rağmen Özal'ın ardından methiyeler düzmeye devam edenlere ise 'sizin yolunuz size' demekten başka yapacak bir şey yoktur. Özal'ın kılavuzluğunda yol gidenler çıkmaz bir sokakta yürüdüklerini nasılsa göreceklerdir. Yalnız yine de uyarmak isteriz ki, en çok Amerikan emperyalizminin Irak'ta katlettiği masumların kanlarına bulaşmış olma özelliğiyle hatırlayacağımız Özal'a olan muhabbetin, bu muhabbet sahiplerini de manen bu kanlara ortak etmesin den korkarız!"


 
Hakan 02-03-2011, 16:20:01
Müteveffa Necmettin Erbakan’ın yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz!

- Türkiye cahiliye toplumunda yapılan, sistem içi siyasi mücadelede önemli bir siyasi şahsiyetti!

- Kemalist zorba yönetimlerin hor görüp dışladığı, aşağılayıp ikinci sınıf vatandaş kıldığı, köleleştirdiği İslami duyarlılığı olan kesimleri arkasına alıp, devletle ve sistemle barıştırma noktasında ve onların da verili sistemin birinci sınıf vatandaşı olmaları için 50 yıl durmadan çırpınan bir siyasetçiydi.

- Kendisinden önceki Başbakanlara nazaran halka ve değerlerine daha saygılı ve bağlı, oligarşinin tekelinde olan ülkedeki iktidar ve ranttan daha geniş halk kesimlerinin, hiç değilse kendi tabanı olan kesimlerin de payını alması ve sömürünün azalması için çaba sarf eden bir Başbakandı.

- İslam coğrafyasındaki diğer devletlerle, mevcut İslam dışı halleriyle de olsa, küresel kapitalist emperyalist güçlere karşı, birlik oluşturmaya çalışan bir siyasi liderdi.

- Halka ülke imkanlarını açmaya çalıştığı, halktan insanları siyasi iktidara taşıdığı, zenginleşmelerine fırsat hazırladığı için, iktidar ve rantı halkla paylaşmak istemeyen asker-yargı-TÜSİAD-kartel medyasından oluşan oligarşinin hışmına uğrayan, her türlü alçakça saldırıya muhatap kılınan, hükümetten düşürülen, partisi kapatılan ve siyasetten yasaklanan bir siyasetçiydi.

- Ama bütün bunlara rağmen de, artık takiye yapmasını gerektirecek bir durum olmadığı, yasaklı ve siyaset dışı olduğu zaman bile kendisine bunca zulmü, hakareti, darbeyi, yasaklamayı reva görmüş, halkına bunca provokasyonla alçakça provokasyonlar yapmış, camileri bombalamayı bile planlamış, hatta kendisine küfreden darbeci generaller de dahil, TSK'nın bütün generallerinin "milli görüşçü" olduklarını söyleyebilmiş uzlaşmacılığı zirvede bir siyasidir. Hatta darbeci generaller, bizzat Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un yönlendirmesiyle 1973 yılında sürgünde olduğu Avrupa’dan Türkiye’ye askeri uçakla getirerek, kapatılan MNP yerine MSP’yi kurup seçime girmesini sağlamışlardı. (Darbecilerin hesabının sağ tabanı bu sayede bölerek CHP’nin önünü açmak olduğu da unutulmamalıdır).

- Kendisine darbe yapan generallerle ve darbeci Ergenekoncu unsurlarla, Doğu Perinçek’le kol kola girip, AKP hükümetinin askeri vesayeti geriletme, siyaset üzerindeki hegemonyasını azaltma politikalarına karşı "kızıl elma" koalisyonunda yer almakta beis görmemiş bir devletçiliği temsil etmiştir. Hatta kimi 28 Şubatçı darbecilerin bile, daha sonraki yıllarda hata ettik, Erbakan hocanın kıymetini bilemedik şeklinde günah çıkarmaları söz konusu olmuştur.

- Taguti sistemin şirkle hükmeden laik parlamento ve hükümetinin en başında görev yapmış, İslami duyarlılığı olan halkı devlete ve sisteme eklemlemede oldukça başarılı olmuş bir siyasetçidir. 1965-70 arası dönem, aziz şehidlerimiz Hasan el-Benna, Abdulkadir Udeh ve Seyyit Kutupların estirdiği tevhid rüzgarının Türkiye’ye tercümelerle taşındığı dönemdir. Tevhidi uyanış sürecinin, gerek İhvan gerekse Hizbuttahrir tercümeleriyle filizlenmeye başladığı dönemde kurduğu MNP ve daha sonraki partilerle, tevhidi davetin kuşatma ihtimali olan İslami duyarlılığı olan kitleleri, sisteme eklemleme rolü oynayarak, tevhid uyanış sürecini hep menfi olarak etkilemiş bir şahsiyettir.

- Hatta zamanla, çözümsüzlük, marjinallik bunalımı yaşayan ve bir an önce iktidar nimetlerinden pay kapma eğilimi içine giren, uzun soluklu mücadeleye nefesi yetmeyen bir çok tevhidi uyanış süreci öbeğinin bile, kimi imkanlara kavuşmak adına, görece özgürlükler uğruna, kendisinin ve talebelerinin oluşturdukları iktidarlar üzerinden sisteme doğru savrulmalarına vesile olmuş bir ekolün kurucu lideridir.

- Laikliğin İslam’ın özünde var olduğunu, bu sebeple de en çok Müslümanların laikliğe sahip çıkıp savunmaları gerektiğini söyleyen ve “savunan adam”dır.

- Gerçekten de Siyonizme ve ABD emperyalizmine karşı açık tavır almasına ve eleştirilerini sürekli bu eksende yoğunlaştırma olumluluğuna rağmen, siyonizmin ve ABD’nin emrindeki darbeci generallere olumlu yaklaşmayı, en gereksiz zamanlarda bile onlarla aynı safta yer almayı ihmal etmemenin çelişkisini yaşamıştır.

Sonuç olarak, bin yıllık tarihçi, devletçi, millici, Osmanlıcı, ılımlı laik demokrat düşünceye sahip bulunan ve tarikatçı, tasavvufçu, hurafeci boyutta da olsa İslami duyarlılıkları da olan, ezilen halk kesimlerine daha yakın duran, İslami kimi değerleri sahiplenen, Müslüman halka yönelik zulümlere karşı çıkan bir siyasetçiyi kaybettik.
Sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Ancak yukarıdaki bildirinin içeriğinde ve ilk yayınlandığı sitede altına giren yorumlarda, bu vakıadan kopuk hayali bir şahsiyet oluşturmaya kalkışıldığı ve her zamanki gibi duygusal abartılarla İslami ilkelerin yok sayıldığı ibretle gözlenmektedir. Bakınız bu abartı ve vakıayla bağdaşmayan duygusal hayalci yakıştırmalardan bazıları şunlar:

“Türkiyeli Müslümanların uyanışına, silkinişine katkıları olan”, “Erbakan öncülük ettiği siyasal partilerin her zaman sağcı-milliyetçi kimliklerden ayrıştırılarak özgün bir İslamcı kimlikle siyaset sahnesinde var olmasına çaba göstermiştir”, “Türkiye islami hareketinin en önemli, öne çıkmış ismi”, “Müslümanlara kazandırdığı siyasal ve sosyal özgüven”, “mücahid”, "güle güle mücahid", “Necmeddin Erbakan şüphesiz bu ülkedeki İslami Hareketin bizzat oluşumunda çok önemli katkılarda bulunmuş, İslam'ın ve müslümanların öksüz ve yetim kaldığı, çoraklaştırıldığı bir zaman diliminde İslami bir hareketin öncüsü olarak ortaya çıkmıştır”.

Eğer gerçekten böyle olduğuna inanıyorsanız, neden 50 yıl adamı yalnız bıraktınız? Neden platformlarınıza, Müslümanların uyanışına öncülük ettiğine, İslami hareketin en önemli ismi ve mücahid olduğuna inandığınız bu değerli Mü’minin lideri olduğu o camiayı da katmadınız? Neden ortak eylemler yapmadınız, tam tersine bir şekilde aynı eylemde karşılaştığınızda onların demoktratik millici söylemlerini “tekbir “sesleriyle bastırmaya çalıştınız? Neden özgün İslamcı kimlikli partisini desteklemediniz? Neden içinde yer almadınız? Neden muhalif takıldınız? Onun ifadesi şuydu, “burası cihad ordusudur, bu ordunun saflarında yer almayan bir Müslüman İsrail ile beraber sayılır”. Evet böyle düşünüyordu. Bizler tevhid ehli Müslümanlar olarak orasının laik demokratik sistem içi bir parti ve İslam dışında olduğuna inandığımız için uzak durduk. Peki sizler bu bildiri ve yorumlarınızda, onun konumunu İslami bulup, hatta “mücahid” olduğunu da teslim ederek rahmet, mağfiret ve cennet duası yapıyorsunuz da, neden cihad ordusunda yerinizi almadınız? Erbakan’ın ifadesi sizler için geçerli olmaz mı? Yıllardır bu “cihad” ordusundaki yerinizi almamakla, ona göre ve kendi kabulünüze göre sizlerin gerçekten de İsrail ile beraber sayılmanız gerekmez mi?

Anlaşılan odur ki, daha önce Yazıcıoğlu için yapılan çok daha fazlasıyla bugün bir daha tekrar edilmektedir. Hele referandum sürecindeki edilgen tutumların, bu tür eğilimleri daha da kolaylaştırmakta, doğallaştırmakta olduğu anlaşılmaktadır. Bu gidiş gerçekten hayırlı olmayan, hak ile batılı karıştırmanın erdem gibi sunulmasının doğallaştığı, pragmatizmin ilkeleri çürütüp yok ettiği bir süreç hızla yol almaktadır. İnşallah daha ileriye, dönülmez noktaya gidilmeden bu felaket fark edilerek, yeniden bir tevhidi silkiniş ve uyanışla ıslah çabası gündeme gelir.

 
hüseyin alan 02-03-2011, 14:40:39
NE GEREK VARDI MI DİYELİM?

Ayrı gayrı yok, bir kez daha düşünelim diyedir:

İki tür din anlayışında toplanır tüm yapacaklarımız; Ya Allahın iradesine tabi olur kulların önermelerinden çıkar, özgün, tevhidi vizyona sahip olarak başka bir dünya kurma hedefi güderiz, bu durumda, Liberal, kapitalist, demokrat olmayan bir dünya kuracağız demektir. Bu durumda söyleminiz de eyleminiz de herkeslerden farklı olur ve biz de diğerlerinden bu nedenle farklı muamele görürüz. Çünkü, tüm ayrılık referans noktasında oluşur. Özellikle de ahiret inancı nedeniyle hayat bizim için burda bitecek bir şey değil inancı bizleri yönlendirdiği, diğerleri de bunu öğrendiği zaman.

Bu durumda mevcut tüm dünyanın, tüm düzenlerin opsiyonu, karşılığı da biz oluruz o zaman. Çünkü iddia bunu haykırır. Başarırız ya da başaramayız, öyle bir derdimiz olmaz bizim ama kendimize ait özgün bir duruşumuz, yöntemimiz, yapımız, hedefimiz ve vizyonumuz olur, herkesler de bizi öyle bilir ve öyle sayar...

Ya da, mevcut dünyada ıkına sıkına, şu şöyle olsun, bu böyle olsun diye bir takım taleplerde bulunur, mevcutta bir yer arar dururuz. İçerden muhalefet yapar, biraz Makyavelistlik eder, kimlik haklarıydı, bir takım özgürlüklerdi falan derken bize vereceklerine yahut bizim kopartabildiklerimze dair ehvenlerimiz başlar. Sonunda "araçlar" bizi dönüştürür ve "amaç"larımızı belirler. Bunun için bile mücadele eder, hey ordakiler sesimize kulak verin burada biz de varız deriz! Onlardan gücümüz kadar, ağırlığımız kadar bir şeyler de kopartabiliriz, yok yok olmadı, söke söke alırız! (Hatta işe yararlılığımız ölçüsünde "akredite" bile olabiliriz, merak etmeyelim!)

Ama unutmayalım, bu toplumda biz gibi dertleri, sıkıntıları olan bir sürü başka gruplar da var, onların da bizim gibi talepleri olacak kendilerine ait. Belki dayanışma falan da yapmak gerekebilir, hani hep birlikte muhalifiz ya, kimbilir! Çok da özgün değiliz yani, bu da gerekebilir değil mi?...

Karşıdakiler de "salak" değil ya! Nihayetinde bizler de yönetilmesi gereken, idare edilmesi gereken toplamın içinde diğerleri gibi bir parçayız ve istediklerimiz oldukça dişlinin bir çarkı olmaklığımız daha iyi işleyecek! Toplum yönetmenin de bir raconu var öyle değil mi? yöneticiler de bu işleri bilen adamlar olmalı, değil mi? Yoksa nasıl yöneticilik yapacaklar ki? Adamlar ne diye tüm grupları karşılarına alsınlar, biraz biraz her tarafı menmun etmeliler ki onların da işi doğru yürüsün!

Kuru laflara, eylemsizliklere "karnı tok"muş bazı arkadaşların, ilk bakışta ne kadar haklı ve tutarlı gözüküyor değil mi?! Çok basit bir soru soralım bu tarz tepki verenlere o zaman, sadece anlamak için: Ben dişli grubunun bir parçası olmayacağım, yeni bir dişli grubu dizeceğim veya ayrı bir düzenek kuracağım diyebilir misiniz? Yani mevcuda, referans noktasında razı değilim, ben başka bir referanstan hareketle başka bir dünya istiyorum manasına!

Hani kızıp duruyorlar ya, yine tekrarlayalım; tevhidi ve açılımını dosdoğru, eğip bükmeden, bazı şeylerle karıştırmadan, oraya buraya yamamadan, apaçık ve anlaşılır şekilde, bir kez olsun dillendir bakalım, meşhur "eylemlerinde", bir kez olsun sadece "hak" olanı söyle ve sadece oradan onların düzenlerini eleştir bakalım", şöyle alemin duyacağı ve anlayacağı şekilde!

Kamuoyu bir görsün ve duysun bakalım senin mevcuda "opsiyon" veya "karşılık" bir iddia mı taşıdığını yoksa mevcudun içinden mi sızlandığını! Sadece yerel de değil, şööle tüm dünyaya da bir sözün olsun! Hani tevhid evrensel ya! Uzlaşmaz, kendine yeter bütünlükte ve kendine has ya! Parçacılığı ve uzlaşmayı "şirk" sayıp reddediyor ya!...
(Biz mi yanlış anlıyoruz şu tevhidi yoksa, hani olur ya!)

O zaman alem de baksın ve görsün, biz gibi "oturduğu yerden" mücahitlik "taslayanlar" veya kuru gürültücüler de duysun, ha, ne dersin? Hep birlikte görelim o zaman ne oluyormuş, nasıl muamele görüyor muşsun! Bir de ondan sonra oturup konuşalım, şu muhalefet neymiş, neyi kapsıyormuş, neleri getiriyormuş!... Tepkisellik önermiyorum, şiddet sarmalı falan da demiyorum, mazoşist falan da değilim, sadece işin doğasını, olması gerekeni hatırlatıyorum o kadar!

Vazgeçtim düzenden, düzenlerlerden (ahaliyi ip gibi hizaya çekip aynı sistemin parçası olarak düzeni ayakta tutanlar kast ediliyor), çünkü onlar bilir bu işleri, karınları da geniştir onların, öyle hemen tepki falan da vermezler, emin ol! Ama ittifak kurduğun "kardeşlerden", "duyarlı" varsaydığın "tevhid ehillerinden", destek olduğun düzeni ayakta tutan işletmecilerden, nasıl tepki alıyor, neyle suçlanıyorsun! Merak bu ya, soruverdim işte!

Sen hiç merak etmiyor musun Kuran'ın habire anlatıp durduğu şu peygamberlerin bu işleri nasıl yaptuklarını? Hiç düşündün mü onların başlarına gelenlerin neden geldiğini? İki istisna hariç hepsinin sövüldüğünü, dövüldüğünü, kovulduğunu hatta öldürüldüğünü? Dertleri neydi onların, durup durup "hır" çıkarmak, toplumlarında "fitne" çıkartmak mıydı? Onlar bu işleri bilmiyor, yanlış mı hareket ediyorlardı?...

Burda bir şey var yahu, ne oluyor, niye böyle dedin mi hiç? Yoksa, onlar geldi geçti, şimdi biz tarihsel başka "zamanı" mı yaşıyoruz diyorsun? Ne dersin ey din kardeşim?
 
Ş. Hüseyinoğlu 01-03-2011, 23:03:30
Öncelikle bir yorumcu kardeşimizin "karın ağrısı" nitelemesini çirkin bulduğumu belirteyim. Ayrıca sanırım kendisi sadece spotu okuyup yorum yazmış. Zira yazıda eleştirinin muhatapları çok açık. Ki o muhataplar bizim abilerimiz, kardeşlerimiz. Eleştirinin hep "karalama" olarak görülüp baştan mahkûm edildiği bir kültür içinde bulunsak da, bu çürütücü yaklaşımı aşacağız inşaallah. Tabii, benim gibi fazla hesabı olmayanlar, pragmatizmi hala keşfedememiş olanlar bu süreçte hırpalanacak, "çatlak ses" muamelesi görecek, görmezden gelinecek. Fakat susup dilsiz şeytan olmaktansa, hakkı tavsiyede ısrarlı olup çatlak ses muamelesi görmek evladır.

İran İslam İnkılabı'nın sembol isimlerinden Muntezeri vefat ettiğinde "Bizim de Muntezerilerimiz Olmalı" başlıklı bir yazı yamıştım. O yazıda da anlatmaya çalıştığım gibi, eleştiri kültürünü geliştirmeye çalışmalı ve Müslümanlar birbirlerinin eleştirilerine açık olmalı. Muntezerileri susturan ve cezalandıran değil, önlerini açan bir ortam oluşturmayı başarmalıyız. Aksi halde içe kapanma, otoriterleşme ve muhafazakârlaşma kaçınılmaz olmaktadır.

Bizlerin, eleştiriden muaf kutsal cemaatlerimiz, kutsal devletlerimiz ve kutsal liderlerimiz olamaz / olmamalıdır.

Muntezerilerin susturulduğu, dışlandığı her yapı (ister devlet boyutunda ister cemaat boyutunda)muhafazakârlaşmaya ve pragmatizmin çürütücü atmosferine savrulmaya mahkûmdur. İran'daki tartışmalar söz konusu olduğunda Muntezeri çizgisini savunan kimi yayın organlarında, tanınan, bilinen Müslümanların eleştirel yorumlarına bile tahammül edilemiyorsa, editör marifetiyle hakkı tavsiye niteliğindeki sesler boğuluyorsa, burada derin bir çelişki söz konusudur.

Bizim çırpınışımız, yılların İslami birikiminin "İslami aidiyetleri eriten" sistem içi aktörlerin ardında heba edilmemesi yönündedir.

Dost acı söyler, vesselam.
 
/* */
Hakan Biçer 01-03-2011, 22:08:49
Herkesin ne yöne gittiğinden ziyade doğru yolda olmak en önemlisi. Fuat Nuri Bey'e hak veriyorum. Allah razı olsun tesbitleriniz için. Pragmatizm ilkesizliğinin açtığı yola girmişlerin peşinden aynı yola düzülenlere maalesef yazık oluyor. Kendileriyle birlikte birçoklarını da saptırmak üzereler. Tehlikeyi daha yüksek sesle dile getirmek gerekiyor, Allah rızası için.
 
Fuat Nuri 01-03-2011, 18:19:21
Şükrü bey şuan yerinizde olmak istemem doğrusu!! Herkez Mersine siz tersine gidiyorsunuz!!
 
i.metin 01-03-2011, 17:49:35
geçen yıl haksöz dergisi dergi hakkında bir anket yapmıştı haksöz haber sitesinde okuyucudan görüş istek talep ve eleştirileri isteniyordu.
bende görüşümü yazdım ama yayınlanmamıştı,
derginin baş harfi(H)nin çıkarılmasıydı yani derginin isminin AKSÖZ olmasıydı,bu isim artık daha uygun düşüyordu.haksöz ancak Allahın kitabında olabilir. selamlar
 
uçandepik 01-03-2011, 17:24:55
haksöz mü-özgürder mi her neyse karın ağrısına sebeb olan, artık şunu doğru dürüst dile getirinde bu anlamsız göndermeler bitsin.
önemsediğim için bitsin istemiyorum.
yığınla gürültünü yapıldığı bir zamanda yaşayan biri olarak no problem.
ama korkum şu ki; birileri yanlışlıkla bu söylediklerinizden ciddi bir anlam çıkarma hatasına düşsün. yazık olur.
sizin oynadığınız şey belki bir başkası için hayatiyet arz eder.bunu bir düşünsenize?
yada düşüneyin boşverin.istediğim şey olabilseydi şu an size yorum yazmak zorunda kalmazdım.

 
sefa 01-03-2011, 16:07:00
Ömer Bitlis kardeşim, överken de yererken de ifrata kaçmak işimiz değil..
Böyle bir zaafımız var bizim..Dikkat edilirse buralarda müteveffa N.Erbakan’ın akıbeti hakkında değerlendirme yapılmıyor, sağlığında ona tabi olanların da..Ki bu kimsenin haddine de değil, denilmiştir..Ama ortada bir gariplik olduğu kesindir ve o yüzdendir içe kritik bakış..Şimdi söylenenler konusunda söz sahipleri yani medhiye düzenler sözlerinde samimi olsunlar, bizim derdimiz bu. Diyoruz ki madem öyle, niye Milli Görüş hareketi başlar başlamaz Türkiye’de ki tüm Müslümanlar sürece dahil olmadılar? Nurcusundan Süleymancısına, tarikatçısından Türk-İslam ülküsü sahipleri milliyetçilerine ve diğer cemaatlere varıncaya kadar tüm İslam davası güttüğünü iddia edenler niye N.Erbakan’ın peşinden gitmediler? Niye onun cezalandırıldığı 12 Eylül sonrasında ki hadi o zaman fiili bir darbe vardı, niye 28 Şubat’ın hemen akabinde meydanlara dökülmediler? Bahsettiğin eylemlilik hali bunu gerektirmiyor muydu? Niye 28 Şubat’tan sonraki süreçte yerden yere vurdular, onu cascavlak ortalık yerde bıraktılar ve esamisi bile okunmayan oy yüzdesine muhatap kıldılar? Şimdi sıkılmadan mehdiye düzüyorlar, gözyaşı döküyorlar! Sağlığımda kıymetimi bilmemişlerin, yanımda olmamışların, derdime derman bulmamışların arkamdan ağlamasından bana ne? O kalabalıklar ne ilgilendirir beni? Bizim buralarda öyle derler, kırkı geçtikten sonra görün siz tenkit ve eleştiriyi..Sıkı mı, öyleyse yakın gelecekteki seçimde SP’ye oy versinler de görelim. Milli Görüş vazgeçilmezse, İslam düşüncesi ve hareketine katkı sağlamış başat faktörlerden biriyse, işte projeleri ortada, dün politbüro, SP’nin derin devleti denilen ekibi de henüz sağ, hazirandaki seçimde mevtanın hatırına oy verip kalkındıralım SP’ yi! İtiraf edeyim mi, 12 Eylül sonrasında da, 28 Şubat’tan sonraki süreçte de muhaliflerin sırf din karşıtı söylemlerinden ve Askerin tutumundan dolayı RP ve SP’ye oy vermiş, etrafımdakileri teşvik etmiş biriyim ben. Bu tarz eleştiriyi yapmaya her şeyden önce benim hakkım var. Şimdi arkasından ağıt yakanlar geçmişte SP’yi destekleselerdi Erbakan önce Başbakan sonra da Cumhurbaşkanı olurdu. Müslümanlara faraza denilen faydalar işte o zaman sağlanırdı ki AKP’nin Müslümanları kimliksizleştirdiğini, Milli Görüş geleneğinin İslami hareketin önünde en büyük engel olarak gördüklerini söyleyen dostlara göre bu çok zor. Parti/gemi fırtınaya yakalanmış, sorayım, terk edenler kimler? Şimdinin iktidarı ve onlara oy verenler geçmişin tevhidi söylem sahipleri değil mi? Balık hafızalı olmak isteyen varsa buyursun..Dün yazılanlar, söylenenler ortada..Biz bu çelişkiye işaret ediyoruz.Yoksa mevtanın Müslümanlığını, bahsi geçen iyiliklerini sorgulamıyoruz.
Kadir kıymet bilmek sadece size özgü değil merak etmeyin. Kendinizi merhametli, başkalarını gaddar, iyilikbilmez nankörlerden sanmayın. Buna hiçbir hakkınız da yok. İsterseniz, bugün taziye ilanı veren, mehdiye düzenlerin dün neler söylediklerine, neler yazdıklarına bakın biraz. Tövbe etmek, yanlışlıktan dönmek elbette olması gerekendir. Eğer böyle diyorlarsa, geçmişte yazıp söylediklerinden pişmanlık duyduklarını, bundan sonraki süreçte SP ile birlikte hareket edeceklerini söyleyeceklerse hiçbir itirazımız olamaz. Gerekçelerini hakkıyla ortaya koyduktan sonra, Türkiyeli Müslümanlar olarak gerekli istişare ve teati yapıldıktan sonra, denildiği gibi yeni bir hareket fıkhı oluşturduktan sonra, maslahattır, konjoktürün gereğidir, geçici bir süreç içindir der biz de geliriz..Ama bu denilmeyip, AKP’nin peşinden gidilecekse işte orada durun demek bizim hakkımız değil mi?
Kandırmayalım birbirimizi, uzayda yaşamıyoruz biz..Kırk küsur yıldır Milli Görüş için demediğini bırakmayanların, kör ölür badem gözlü olur tarzı ağıt yakmaları sahici gelmiyor bana..Bizim derdimiz zaten Hakkın huzurunda hesaba durmuş olanla değil- ki Allah’ın rahmetine kimse müdahale edemez, geride kalanlarla yani çifte standartlı davranış sahipleriyle. Ve şimdi açıkça söylesinler: AKP’de mi karar kılacaklar yoksa SP’de mi?
SP ve Has partide bir ışık görsünler hemen onlara eklemlenmezlerse ne olayım?
Evet, hangisinde karar kılacaklarsa bilelim, geniş içtihadi öngörülerine biz de tabi olalım. Ne yani bizim başımız kel miydi de AKP’ de siyaset filan yapmadık?..Dün herkese tevhidi gereklilik adına statüko partileriyle iş tutulmaz, siyaset yapılmaz diyenler, şimdi mevcut partide köşe kaptılar, makam mevki sahibi oldular..Bizim gibileri de hasetten çatır çatır çatlatıyorlar, iş mi yani şimdi bu?
Evet, Ömer Bitlis kardeşim, biz bu çelişkilere işaret ediyoruz işte..Daha söylenecek çok şeyler var ama neyse..Her fani gibi N.Erbekan’ da Hakk’ın huzuruna durdu.Rabbimiz merhametinin, hak ve adaletinin gereğini zaten yapacak..Bütün dünya insanı dua da etse, varsa Rabbimize göre bir yanlışlık cezalandıracaktır; yine bütün dünya insanı beddua etse, varsa Rabbimize göre iyilik ve güzellikler Rabbimiz mükafatlandıracaktır; yani telaşa mahal yok..Önemli olan henüz mevta olmamış olanlar olarak süreci ve İslam adına yapılıp edildiği söylenenlerin hakkını vermektir. Buyursunlar akil adamlar, alimler, aydın ve aktivistler yeni bir hareket stratejisi, fıkhı oluştursunlar..Bir öyle bir böyle, bir ileri bir geri diyerek milletin kafasını karıştırmasınlar ki kafa karışıklığı bu son olayda da kendini gösterdi zaten..
 
ömer bitlis 01-03-2011, 09:52:16
Kattıkları için müteşekkiriz

Eleştiride ilk şartın ‘vicdan’ olduğunu bilmeyen ve pratiğinde ederi ‘zerre-i miskal’ olmayan eylemsizliklerin sahipleri ucuz ve ‘koftiden’ açıklamalarıyla ne Erbakan’ın ‘Mücahit Erbakan’ oluşunu ne ‘hayra motor, şerre fren’ oluşunu, ne de ‘Ümmete Motor’ oluşunu kavrayamazlar!

Kendisine Trablusgarb’tan Afrika sıcaklığında sevgi ve saygılarımı iletirken vefatının‘Müslüman’ yüreklerin algılarının açılmasına vesile olmasını temenni ederim.

O, açacağı gedikleri açtı….

Sonuna kadar hep Ümmetçi kaldı. Osmanlıcılığıyla Evrensel Ümmetçilik arasında hep gitti geldi. Türkiye'de antiemperyalizmi ve Antisiyonizmi, Batı taklitçiliğini halkın belleğine yerleştiren en önemli figürlerden biriydi Erbakan.

28 Şubat'ın savunan adamı, birilerinin mehdisi, birilerinin şeytanı, birilerinin günah keçisiydi o Ama herşeyden önce bir insandı. Kendince idealleri olan, iyi şeyler yapmaya çalışan bir insan...


Ve Tüm eksileri ve artılarıyla Allah'a hesap vermeyi beklemek için derin bir uykuya daldı. Geride kalanlara ise hataları muhasebe artıları geliştirme mirası kaldı....
 
sefa 01-03-2011, 00:21:32

Altına imza etmekten çekinmeyeceğim birkaç paragraf sunacağım sizlere ama isim vermeden. Dileyenin, kime ait olduğunu “google” dan rahatlıkla bulabileceği sözler bunlar:
“AK Parti 28 Şubat sürecinde ortaya çıkan zaafların bir sonucudur. İslami talepler açısından AK Parti ile birlikte İslamcılar ciddi anlamda bir dönüşüm geçirdiler. İslamcılık şu üç şeyi çok önemser: Küresel güçlere karşı güçlü bir karşı koyuş; İslam'ın sadece bireysel planda değil, toplumsal alanda da yaşanması ve etnik, bölgesel kimliklerin geri plana çekilip, Ümmet kimliğinin öne çıkartılması. Ak Parti'nin temsil ettiği anlayış ve yönelim ise bu üç noktada İslamcılığın temsil ettiği kimliğin tam zıddı bir noktada yer alıyor. Küresel sistemle uyum içinde olan bir İslam anlayışını öne çıkartıyor. Toplumsal yanından ziyade, bireysel temelde bir din algısını yaygınlaştırıyor. Ümmet fikri yerine Türkiyecilik anlayışını güçlendiriyor. Bu çerçeveden bakıldığında AK Parti kimlik ve siyaset açısından İslamcılığın tam aksi istikamette bir konumda bulunuyor.”
Bu sözlerden sonra şu paragrafa dikkat:
“Necmettin Erbakan Türkiye'de Müslümanların düzenin daralttığı kulvarlara sıkışma temelinde bir siyasete mahkûm olmayıp, sağcılık ve muhafazakârlık dayatmasını aşmaları gerektiğini çabalarıyla ortaya koymuş ve bağımsız bir siyasal kimlik kazanma sürecinde büyük katkılar sağlamış bir isimdir. 1960'lı yılların sonundan itibaren arkadaşlarıyla birlikte sürdürdüğü mücadelesinin ekseninde hep bağımsız, özgün bir İslamcı siyaset arayışı var olmuştur. “
Bunlar da 1998 de kaleme alınmış bir yazıdan..
“Demokrasi, tarihselcilik, görelilik tartışmaları hem geleneksel cemaatler ve dönek aydınlar hem de devlet tarafından sürekli olarak ısıtılıp ısıtılıp İslam'a ilgi duyan ve onu yaşamlaştırmak isteyen çevrelerin gündemine sokulmaya çalışılmaktadır.”
“Bu anlamıyla Türkiye'deki İslami uyanış süreci içinde isimlerine yer verilmeye çalışılan Süleyman Hilmi Tunahan, Said Nursi, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç, Necmeddin Erbakan gibi isimlerin ve "Süleymancılık", "Nurculuk", "Anadoluculuk", "Milli Görüşcülük" gibi akımların mücadelesini, tevhidi bilinci yaygınlaştırma çabası veya İslami hareket olarak tanımlamamız mümkün değildir.”
Şimdi de taziye ilanı bağlamında söylenenler:
“Türkiyeli Müslümanların uyanışına, silkinişine katkılarıyla hatırlayacağımız Necmettin Erbakan'ı hayırla yâd ediyor, kendisi için Allahu Teâlâ'dan rahmet ve mağfiret diliyoruz.”
1998’de “Tevhidi Bilinçlenme Süreci Milliyetçi-Mukaddesatçı Çizgiyi İkinci Kez Aşmalıdır” başlığı altında kaleme alınmış makalenin neredeyse hiçbir satırına itirazımız yok. Yine AKP’yi değerlendiren söyleşide söylenenlerin bir kısmına da..
Lakin sonraki süreçte ve şimdi de taziye bağlamında dile getirilenlere şerh düşmek, çekince koymak olmazsa olmazlardan olmuştur. Başkalarındaki fikri ve kavramsal değişimleri sapkınlık olarak görenlerin, kendilerine bu tarz değişimi reva görmeleri anlaşılır bir şey değildir de ondan.
Açıkça söyleyelim ki bir vefat haberinden sonra olması gereken şey, geride kalanlara taziyede bulunmak ve ölenin haşa akibeti hakkında ileri geri konuşmamaktır..O konuda zaten hakkı teslim ediyor, üzerimize elzem olmayan konulardan şiddetle kaçınıyoruz. Ama bütün bunlar halen sağ olanların istikametlerinin sıhhatini tartışmasına engel olmamalıdır. Gelin görün ki AKP’nin icraatların tenkit edilmesi zaten çoktandır bir problem olarak görülmeye başlanmıştı, şimdiden sonra da SP’nin yani Milli Görüş geleneğinin eleştirilmesi zinhar yasak olacaktır.
Bundan sonra yapılması gereken şudur: Müslümanların tümü ya AKP’de -ki tek parti olma önceliğini koruyor, ya HAS Partide ya da İslam düşüncesi ve hareketine yaptığı katkı liderinin vefatından sonra akla gelen SP’ de siyasete soyunmalarıdır.
Ama bölünmek ve güç kaybına uğramak istemiyorlarsa iyisi mi AKP’ de kendilerine yer bulsunlar! Öyle ya şimdiye dek mevcut partilerde siyaset yapmayanların, önce karşı olup da sonra AKP’ de kendilerine yer tutan ve itibar kazandıklarını vehmedenlerden neleri eksik, başları mı kel?

 
hikmet erturk 28-02-2011, 23:25:43
Haksöz dergisini takip ediyorum.Hala dergi sayfalarında çok güzel yorumlarda da bulundukları oluyor.fakat yaptıkları ile söyledikleri artık çelişiyor.Bu durum hiç hoş değil.Sanki hiç bir şey olmamış gibi yazılara devam ediyorlar.Bu kardeşlere üzülüyorum.İnşallah farkına varırlar.
 
DİĞER YAZILARI

23/05/2012 - 04:50 UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ

07/05/2012 - 22:04 MÜLK KAVRAMINI DOĞRU ANLAMAK

21/04/2012 - 13:21 KULLANAN - KULLANILAN!

01/04/2012 - 14:55 FE EYNE TEZHEBÛN!

23/03/2012 - 22:15 TARİH NİÇİN TEKERRÜRDEN İBARETTİR?

18/02/2012 - 00:04 İDDİALARIMIZ VARDI BİZİM

02/02/2012 - 21:40 SURİYE DİRENİŞİ VE ÂDİL ŞAHİTLİK SORUMLULUĞU

14/01/2012 - 08:01 DERGİ DEĞİL MEKTEB: İKTİBAS

30/12/2011 - 09:55 HEPİMİZ “KORSAN”IZ, HEPİMİZ “KAÇAKÇI”!

23/12/2011 - 11:21 MÜSLÜMANLARIN KURUMLAŞMAKLA İMTİHANI

13/12/2011 - 00:10 KÜRESEL NEVZAT TANDOĞAN: NATO

03/12/2011 - 00:47 FETVA

18/11/2011 - 15:37 "ÇÖZÜM İSLAM'DA" HAKİKATİNE BURUN KIVIRMAK

23/10/2011 - 12:42 "İDEOLOJİSİZ ANAYASA" TALEBİ VE MÜSLÜMANLAR

12/10/2011 - 00:17 NİÇİN CİDDE VE KAHİRE?

21/09/2011 - 20:13 SUS PAYLARI VE MÜSLÜMANLAR

16/09/2011 - 15:57 BİLGİ FETİŞİZMİ

19/08/2011 - 05:05 AÇLIK SORUNU, İNSANİ YARDIM VE İSLAMİ MÜCADELE

16/08/2011 - 05:05 YÜZDE 81 DİNDAR, YÜZDE KAÇ MÜSLÜMAN?

25/07/2011 - 22:39 UNUTULMAYA YÜZ TUTAN DİL: TEVHİDCE

20/07/2011 - 10:23 DİCLE, KURTLAR, KUZULAR VE MÜSLÜMANLAR

07/07/2011 - 12:36 NAMAZDA KUR'AN OKUDUĞUMUZUN FARKINDA OLMAK

30/06/2011 - 07:14 HUDEYBİYE İSTİSMARINDA SON NOKTA

22/06/2011 - 18:56 İSLAM COĞRAFYASI, TÜRKİYELİ MÜSLÜMANLAR VE ÜÇ TUTUM

13/06/2011 - 23:31 RAHAT KAÇIRAN ÂYETLER!

02/06/2011 - 05:58 SİSTEM İÇİ DEĞİŞİM MÜSLÜMANLARIN LEHİNE Mİ İŞLİYOR?

27/05/2011 - 17:29 İTİDAL KAVRAMI DOĞRU ANLAŞILIYOR MU?

10/05/2011 - 11:19 "MEÂL - TEFSİR" FORMU DOĞRU MU?

01/05/2011 - 13:20 "TÖRENLER CUMHURİYETİ" VE ÇOK KUTSALLILIK

15/04/2011 - 13:01 İSLAM TOPRAKLARI NİÇİN KOLAY BOMBALANIYOR?

10/04/2011 - 23:36 BDP ÇOK GEÇ UYANDI!

25/03/2011 - 11:41 SENİN QULHUN SANA, BENİM QULHUM BANA!

05/03/2011 - 00:27 BÖLGEDEKİ GELİŞMELER: "İSLAM'SIZ LÂ" NE GETİRİR?

28/02/2011 - 23:05 ÖLÜM, İLKELER, PRAGMATİZM

18/02/2011 - 18:20 ŞEHADET: ALLAH İÇİN OLMAK

12/02/2011 - 08:56 TUNUS VE MISIR DENKLEMİ

31/01/2011 - 12:11 “Tarihin sonu"ndan devrimler çağına

21/01/2011 - 22:56 BİN ALİ, NE ÖZENTİSİYDİ?

07/01/2011 - 08:58 SEYYİD KUTUB VE BİZ: GERİ DEĞİL İLERİ

11/12/2010 - 01:09 “SEYYİD KUTUB’U AŞMAK” SÖYLEMİ

27/11/2010 - 12:49 KAPİTALİST KUŞATMAYA KARŞI ÇARESİZ MİYİZ?

10/11/2010 - 23:46 BİR AĞAÇ GİBİ TEK BAŞINA, BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇE

26/10/2010 - 00:35 MÜ'MİNLER BİRBİRLERİNİN VELîSİ Mİ?

23/10/2010 - 12:46 DANİEL BEBEK

12/10/2010 - 23:28 İSLAMİ SİYASET, MUHAFAZAKÂR SİYASETTEN AYRIŞMAKLA BAŞLAR

24/09/2010 - 12:41 KUR'AN MI TEMEL BELİRLEYİCİDİR, HADİSLER Mİ?

13/09/2010 - 13:13 AHALİYİ KİMLİKSİZLEŞTİRME PARTİSİ

07/09/2010 - 11:50 SON OLARAK...

28/08/2010 - 16:48 TERAZİNİN AYARLARIYLA OYNAMAK

23/08/2010 - 14:18 PRAGMATİZM ÇIKMAZI

13/08/2010 - 11:24 ERCÜMEND ÖZKAN FARKI

06/08/2010 - 11:48 HANGİ KÜRT MESELESİ?

16/07/2010 - 10:51 DUAYI BİREYSELLEŞTİRMEK

07/07/2010 - 13:33 RASULULLAH NİÇİN HABEŞİSTAN’A HİCRET ETMEDİ?

21/06/2010 - 10:18 ZAYIFLATILAN İSLAM DEVLETİ PERSPEKTİFİ

11/06/2010 - 15:29 ŞEHİDİN ARKADAŞI OLMAK

03/06/2010 - 11:05 KAHROLUYORUM

21/05/2010 - 18:39 MÜ'MİN ZİHNİN TEMEL KODLARI

15/05/2010 - 19:46 İLİŞTİRİLMİŞ DUYARLILIKLAR VE AFGANİSTAN

27/04/2010 - 12:47 TEVHİDDEN BAĞIMSIZ ADALET SÖYLEMİ

21/04/2010 - 12:28 MÜSLÜMANLAR VE "SİSTEMİN YENİDEN İNŞASI"

19/04/2010 - 13:48 TERÖRİZMİ KINAMAK

12/04/2010 - 19:12 TEKNOLOJİ: NE MAHRUMİYET, NE MAHKÛMİYET

10/04/2010 - 13:56 PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALMAMALI

30/03/2010 - 22:35 KENDİ YERİMİZDE VE KENDİMİZ OLARAK...

26/03/2010 - 14:20 BUGÜNE KADAR HELAL MİYDİ?

12/03/2010 - 11:17 SOMALİ'DE "KORSANLAR VE İMPARATORLAR"

02/03/2010 - 17:59 MİNBERLER VE MİHRABLAR

19/02/2010 - 11:39 NATO'YA KİM "ONE MİNUTE" DİYECEK?

14/02/2010 - 19:26 SORGULANMAYAN VESAYET

06/02/2010 - 11:23 BAŞÖRTÜSÜ: ÇÖZÜM YAHUT ÇÖZÜLME

25/01/2010 - 14:13 DAVETTE YUVARLAK MASA MODELİ

19/01/2010 - 17:24 İSLAM RESTLEŞMEDİR!

09/01/2010 - 13:28 ÜÇ TARZ-I SİYASET

28/12/2009 - 20:03 BİZİM DE MUNTAZERİLERİMİZ OLMALI

17/12/2009 - 13:11 YOL AYRIMINDA İKİ PROJE

10/12/2009 - 19:02 O ZATEN KEFENİNİ GİYMİŞTİ

02/12/2009 - 09:53 İSLAM, KAPİTALİZMİN VİCDANI KILINAMAZ

26/11/2009 - 18:40 KURBAN

14/11/2009 - 17:50 GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ DİNDARLIK

08/11/2009 - 14:32 KİRLİ ÇORAP - KİRLİ MAHYA İKİLEMİNDE DİYANET

31/10/2009 - 16:11 ZİKR: RİTÜELLEŞTİRİLEN HAYAT ÖLÇÜSÜ

22/10/2009 - 14:30 İSTİKRAR

10/10/2009 - 14:19 ÇÖP İŞÇİSİNİN ÖLÜMÜ

24/09/2009 - 12:04 'DİNDARLIK ANKETLERİ'NDE SORULMAYAN SORU

06/09/2009 - 11:44 HANGİ EHL-İ SÜNNET?

26/08/2009 - 14:11 NAMAZ KILMAYANLAR NİÇİN ORUÇ TUTAR?

10/08/2009 - 10:55 RAMAZAN NİÇİN ZAM AYI OLDU?

15/07/2009 - 19:42 SEN DE Mİ ADEM!

01/07/2009 - 08:09 İSLAM İHTİLALCİ DEĞİL İNKILABCIDIR

16/06/2009 - 14:18 İRAN'DA "CUMHURİYET MİTİNGLERİ"

30/05/2009 - 08:50 DİNİ PAYANDALAŞTIRMAK

16/05/2009 - 10:19 OBAMA'DAN "CAN ALICI" MESAJLAR

04/05/2009 - 22:51 NÖBET YERLERİMİZİ NE ÇABUK TERK ETTİK

19/04/2009 - 11:34 "KUTLU DOĞUM" NE ZAMAN?

03/04/2009 - 19:56 "BEN YAPTIM OLDU" UMURSAMAZLIĞI

26/03/2009 - 11:50 BULDUĞUMUZ DEĞİL UMDUĞUMUZ

19/03/2009 - 08:16 PUTİN RUSYASI ve İSLAM

11/03/2009 - 00:16 BEN “SEÇİM”İMİ O GÜN YAPMIŞTIM

28/02/2009 - 12:05 AK PARTİ 28 ŞUBAT’IN MUSA’SI MI, ÂSÂSI MI?

19/02/2009 - 22:50 BAŞÖRTÜSÜNÜ SAVUNMAYA VAR MISINIZ?

13/02/2009 - 09:51 GAZZE'NİN KİMLİK İHRACI VE ÇOCUKLAR

30/01/2009 - 11:06 BİR AYAKKABI DA ERDOĞAN’DAN

18/01/2009 - 11:28 KAZANAN GAZZE HALKI OLDU

05/01/2009 - 22:13 İNSANLIĞIN ÖĞRETMENİ ŞEHİD GAZZE

20/12/2008 - 17:07 ALLAH’TAN KORKMUYORSAN, HİZBULLAH’TAN UTAN!

11/12/2008 - 14:49 ARABESKİN EN TEHLİKELİSİ

28/11/2008 - 10:00 KURBAN ORTAKLIĞI

20/11/2008 - 08:30 BÜYÜCÜLER VE KEMALİSTLER

08/11/2008 - 11:01 OBAMA KİMİ KURTARACAK?

08/10/2008 - 16:34 KÜRT SORUNU: ÇÖZÜMSÜZLÜK MÜ, ÇÖZÜM MÜ?

18/09/2008 - 11:05 RAMAZAN, KUR’AN VE KADINLAR

07/09/2008 - 16:03 ANNE-BABAYA "ÖF" DEMEYEN BİR TOPLUM!

27/08/2008 - 21:10 RAMAZAN DENİNCE

19/08/2008 - 08:57 AKVARYUM MÜSLÜMANLIĞI

03/08/2008 - 12:38 PUTLARIN HAKKI DEVİRİLMEKTİR, ISLAH EDİLMEK DEĞİL!

17/07/2008 - 12:07 İSLAM’IN İLK ŞARTI CİDDİYETTİR!

08/07/2008 - 18:26 MÜSLÜMANLAR CAHİLİ SİSTEME KANAT OLMAMALI!

29/06/2008 - 18:24 ÇİZGİ FİLMLER NE KADAR MASUM?

20/06/2008 - 14:25 PROVOKATÖR İTHAMI ÜZERİNE

03/06/2008 - 07:03 DOĞRU CAMİLER AÇIK, FAKAT NEYE?

24/05/2008 - 17:08 YANGINDA İLK KURTARILACAK

14/05/2008 - 22:21 BOYKOTUN ÖNEMİNİ KAVRAYAMAYANLAR İÇİN BİR HABER

03/05/2008 - 20:49 YALANDAN KİM Mİ ÖLMÜŞ?

19/04/2008 - 19:45 NE "HOŞKÖRÜ", NE ŞİDDET KÖRÜ!

05/04/2008 - 13:58 HATİM KAMPANYALARI

11/03/2008 - 20:02 KADIN-ERKEK: REKABET Mİ, VELAYET Mİ?

01/03/2008 - 10:40 “MÜCAHİD DENKTAŞ” İSLAMİ DEĞERLERE KARŞI!

23/02/2008 - 19:13 KUR’AN İLAÇ DEĞİL REÇETEDİR

07/02/2008 - 13:09 HERKES DİNİNİN SAHİCİ ADAMI OLMALI

26/01/2008 - 19:42 BU KADAR CEHALET İÇİN "AYDIN" OLMAK ŞART MI?

20/01/2008 - 14:49 BAŞÖRTÜSÜNE KARŞI KEMALİZM-APOİZM İTTİFAKI MI?

06/01/2008 - 23:06 NAMAZLARIMIZI HIZDAN KORUYALIM

25/12/2007 - 20:03 HACCIMIZI GERİ İSTİYORUZ

04/12/2007 - 21:22 BU SENARYO, ALFRED HİTCHCOCK'A MI AİT?

19/11/2007 - 10:24 KUDÜS BULUŞMASI: RENKLER AYRI, DUYGU VE SLOGANLAR AYNI

01/11/2007 - 10:38 TOPLUM MÜHENDİSLERİNİN YENİ GÖZDELERİ: NEOMENKIBECİLER

08/10/2007 - 17:22 TV ESİR ALIYOR; ESİR OLACAK MIYIZ?

01/10/2007 - 12:44 "NİŞANLILIK DÖNEMİ NİKAHI": KİTABA UYMAK YERİNE KİTABINA UYDURMAK

11/09/2007 - 12:37 BELEDİYELER VE RAMAZAN: GÖLGE ETMEYİN BAŞKA İHSAN İSTEMEZ!

01/09/2007 - 15:23 KAVRAMLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM!

07/08/2007 - 10:53 “İSLAMSIZ İSLAM” SAPTIRMALARINI BOŞA ÇIKARMAK

27/07/2007 - 17:13 ULUSALCILARIN MUMU YATSIYA KADAR YANDI!

23/07/2007 - 12:59 İSLAMİ MÜCADELE BİR BÜTÜNDÜR, PARÇALANAMAZ!

12/07/2007 - 10:35 YALANDAN KİM Mİ ÖLMÜŞ?

02/07/2007 - 11:31 JAKOBENİZMİN YENİ MEVZİSİ, YENİ MASKESİ: ULUSALCILIK

14/06/2007 - 18:33 ÇEVRESEL İFSADIN SONUCU: "SEKÜLER KIYAMET" BEKLENTİSİ

05/06/2007 - 18:20 LAİSİZMİN MERCAYUN'U, İSLAM'IN BİNT CİBEYL'İ

25/05/2007 - 13:16 İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR

12/05/2007 - 14:29 ÇÖZÜM; MEŞAKKATLİ FAKAT İSABETLİ OLAN NEBEVİ HAREKET METODUDUR

01/05/2007 - 20:38 HAYALCİ VE ERTELEMECİ SİYASETİN SONU: "TİYATROMUZ BURAYA KADARDI!"

27/04/2007 - 15:24 PROVOKASYONLAR, TEKTİPÇİ ULUS KİMLİK KURGUSUNDA DÜĞÜMLENİYOR

18/04/2007 - 20:14 “ILIMLI MÜSLÜMAN” KİMDİR?

11/04/2007 - 19:50 KAVMİYETÇİLİK, EMPERYALİZME KUSURSUZ HİZMETİNİ SÜRDÜRÜYOR

30/03/2007 - 11:55 İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK

22/03/2007 - 18:56 ESKİDEN BAKKALLARIMIZ VARDI

12/03/2007 - 13:32 “BÜYÜK BULUŞMA"DAN BÜYÜK TAHRİBAT

23/02/2007 - 16:14 “MUHAFAZAKAR DEMOKLES”İN KILICI İLKAV’IN TEPESİNDE

07/02/2007 - 11:30 KUR'ANI TAHKİR VE TEZYİF SUÇU

22/01/2007 - 17:03 İKİ YÜZLÜ MEDYANIN “ÇILGIN TÜRKLER”İ
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat