Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
SULANDIRILAN KAVRAMLARIMIZ VE GÜNDEMİMİZ
Hikmet ERTÜRK - 29/11/2010 - 19:13
Hem Allah’tan hem de hakikati inkâr edenlerden korkan, hem Allah’ı hem kâfirleri seven, kafası karışık, garip bir Müslüman tipi... Bu durumda karşıt değerlerin kalbimizde oluşturduğu bir ortaklık yani şirk söz konusudur. O halde hal ve hareketlerimizin "illâllah" (yalnızca Allah için) olabilmesi, kalbimizde oluşturduğumuz iyi-kötü ortaklığına "La" (Hayır) diyerek şirk'e son vermekle mümkündür.

Toplumun kaderi sizin elinize verilse onu yüceltmek ve iyileştirmek adına ne yapardınız?

Bu soruyu Konfüçyüs’e sormuşlar. O, bu soruya; “İlk işim, isim ve kavramları değiştirmek olurdu’’ diye cevap vermiş. Demek ki, kavramlara yüklenilen manalar bir toplum üzerinde bu kadar etkili bir rol oynayabiliyor. Dolayısıyla toplumu oluşturan bireyler adına kavramlarla oynamak, onları asıl manalarından uzaklaştırmak, bireylerin hayatları üzerinde olumlu ya da olumsuz bir daha değiştirilmesi mümkün olmayan etkiler bırakabilir. Şu an itibariyle Müslümanlar üzerinde oynanan oyun, silaha başvurmadan bu kavram şaşırtmacasının evlerimize kadar servis edilmesidir.

Öyle ki, Kurani yürüyüşümüzü doğru bir şekle dönüştüren kavramların sulandırılması nedeniyle, gençlerimizin birtakım kavramlarla birlikte anılmak istememeleri ve bu doğrultuda ilahi olandan yüz çevirmeleri gibi vahim bir durumla da karşı karşıyayız. İşte bu, bir toplumu silah ve güç kullanmaksızın bedavadan yönetmenin en kolay yoludur. Buna karşın biz Müslümanların hafife alınan ve alay edilen kavramlarımızı kurtarmak adına karşı kavramlar üretemediğimiz, dolayısıyla gündem oluşturmada yetersiz kaldığımız görülüyor. O halde ya bu sorunun farkında değiliz ya da bunu bir sorun olarak algılamıyoruz.

Hayatlarını vahyi doğrularla değiştirme kararı alan kardeşlerimize “Sende mi hoca oldun?’’ sorusunun yöneltilmesinden önce 'hoca’ kelimesine yüklenen anlamın, toplumda artık itibar görmeyecek bir şekle dönüştürüldüğünü görüyoruz. Üstelik böylece “Ben hoca değilim’’ demek adına binlerce gencimiz İslam’a mesafeli yaklaşmakta ve ilahi olana doğru değişimini ertelemektedir. Hatırlarsanız adı 'Müslüman' aslı ise 'İsyankâr' olan güruh, sahip olduğumuz isimler üzerinde öyle tekerlemeler üretti ki, bunun sonucunda örneğin; çocuklarımıza ‘Hasan’ ismini koymaktan dahi çekinir bir duruma geldik. Zira çocuğumuzun, arkadaşları arasında bu şekilde alay konusu olmasını istemiyoruz. İsimler ve kavramlar öylesine sulandırılmış bir halde ki, bu isimlere doğru şekilleriyle sahip çıkmaya kalkışmanız halinde toplum içerisinde marjinal olmakla ya da herhangi bir “terör örgütüne” (!) üyelikle dahi suçlanabilirsiniz.

Şunu unutmamak gerekir ki, İslami kavramları içselleştirme iddiasında bulunanların net bir duruş sergilememeleri de bu durumu kolaylaştırmaktadır. Anlaşılan o ki, kamuoyu denen havayı iyi koklayanlar bu işi daha bir güzel yapıyorlar. Ortalıkta görünmeyen ve belli bir tanımı olmayan bu havayı soluyan insanların, hak olandan yana değişim göstermeleri gün geçtikçe daha da imkânsız bir hale geliyor. Bu öylesine bir soluma ki, müşrikler adına köleleştirilmiş, üstelik köleliklerinin farkında olmayan bu insanlara hiçbir ücret de ödenmiyor. Sefilce bir hayat sürmelerine karşın yine de gereken adımlar atılamıyor. Bir başka ifadeyle, gözler perdeli ve bu noktada kör ve sağırlar misali hareket ediliyor. Ünlü tasavvufçu Celaleddin Rumi'nin ifadesiyle, bulanık bir gecede gemiye binenler, Allah’ın denizinde Allah'tan uzak bir yaşam sürüyorlar.

"Yazık ki akşam oldu biz yine yalnız kaldık; bir kıyısı görünmez denize daldık. Bir gemiye binmişiz bulanık bir gecede; Allah’ın denizinde Allah’tan uzak kaldık."

Büyük çoğunluğu Müslüman kabul edilen bir toplumda İslami yaşantıdan uzak kalmak pek de anlaşılır görünmüyor değil mi? Öylesine bulanık bir hava ki, aynı Kitab’a, aynı dine inandığınız dindaşlarınızın bir kısmıyla bir araya dahi gelemiyorsunuz. Ancak bu, tamamen bizim elimizde olan bir durum değil. Öyle ki, şartlar ve oluşturulan hava, gitmemeniz gereken ya da kesinlikle irtibat kurmamanız gereken yerleri belirlemiş haldedir. Üstelik bunlar yapılırken ekstra hiçbir güç, hiçbir para harcanmamaktadır. İçimizdeki birtakım unsurların yönlendirmesiyle, isteyerek (!) bu tercihlerde bulunmaktayız. Paranın kendilerine aktarıldığı kişi ve kurumlar elbette mevcut, fakat siz bu alanın dışındasınız, zira henüz gönüllü asker statüsündesiniz ve buna hiçbir itirazınız da yok.

Küfür adına tezgâh kurularak sistem kusursuz işleyince geriye kalan tek şey, bu lanet olasıcıların bizimle kedi-fare misali oynamalarıdır. Söz konusu zihniyet her ne kadar insan katlederse katletsin, -hatta yanlışlıkla (!) sizin evlatlarınızı katletse dahi- daima barış elçisi konumundadır. Akıtılan Müslüman kanı hep bizlerin mutluluğu içindir. Buna karşın biz "Burası bizim ülkemiz, değerlerimizi korumak uğruna mücadele etmek bizim için farz değil mi?" dediğimizde kendi halkımızın gözünde bile terörist durumuna düşmekteyiz. Kamuoyu oluşturmak ve gündemi belirlemek dediğimiz şey tam olarak budur. Bu nedenle biz, "Sistemin gündemini bir tarafa bırakarak kendi gündemimizi oluşturalım" diyoruz. Zira mevcut gündemin takipçisi olmak binlerce kardeşimizin kanının akması anlamına geliyor. Dolayısıyla yapılması gereken şey, mevcut gündeme kapılmamak ve kendi gündemimizi kendimiz oluşturmaktır.

Bu ülkede İslam karşıtı unsurların bizim için uygun gördüğü nitelemeler, İslam’a sempatisi olanlar ve kendilerini İslam’a nispet eden insanlar ile İslam arasında aşılmaz setler oluşturmaktadır. Müslümanlara yöneltilen, mürteci / gerici, çağdışı, fundamentalist / köktendinci, terörist vb nitelemelerin karşıtlarını onlara izafe etmek şöyle dursun, üzerimize vurulan yaftayı kabullenmiş durumdayız. Bununla birlikte söz konusu zihniyet 'insan hakları' gibi bir kavramın içine dahi kan ve gözyaşı sokmuştur. Öyle ki, insan haklarının her gündeme getirilişinde binlerce Müslüman’ın kanı dökülmektedir. NATO, Birleşmiş Milletler, IMF vb kurumlar karşısında 'İslam Konferansı Örgütü' gibi laik sistemlerin teşekkül ettirdiği kurumlar yanında, Müslümanların kendi inançları doğrultusunda ihdas ettiği herhangi bir kurum mevcut değilken, Müslümanlar söz konusu kurumların üyesi konumundadırlar. Gregoryen takvimi, kapitalist finans kurumları, dolar-euro, F16, Mercedes, BMW, Bosch, General Electrıc... Bize ait olan hiçbir değer yok. Barış ve insan hakları gibi üretilen birtakım sahte kavramlar üzerinden kendi kardeşlerimizin yaşadığı toprakları bize işgal ettirerek bu toprakların sahip olduğu yeraltı ve yerüstü zenginliklerini kendi ülkelerine pompalayan şeytani bir zihniyet... Ancak ne yazık ki, biz hala evlerimizde yabancı kanallar, bu kanallarda yayınlanan haber programlarını, yarışmaları ve dizileri izlemekteyiz. Kafamıza kodlanan ama farkında olmaksızın sahiplendiğimiz yabancı kültür, kendimize yabancılaşmayı da beraberinde getiriyor. Bu yabancılaşma ise İslam dininin ve bu dinden neş'et eden kültürün bizim açımızdan yaşanır hale gelmesine engel teşkil ediyor. Buna karşın 'İslami' olarak nitelendirilen birtakım Tv kanalları, kendi kültürümüzü bize sunmaktan oldukça uzakta bulunuyorlar. Zira korkular, yasaklar ve çizilen sınırlar buna engel teşkil ediyor.

Hal böyle iken, bütün bu konularla ilgili olarak Hz. Nuh ve kavmini hatırlamakta fayda var. Zira Nuh kavminin gençlerinde de aynı etkilenmişlik göze çarpıyor. Oluşturulan kamuoyu nedeniyle ayaklarının dibine gelen kurtuluş gemisine binmeyi reddediyorlar. Çünkü Nuh (a. s.), onların gözünde güçsüz birisidir ve sırtlarını dayamış oldukları kodamanlar inanılmaz bir güç ve servete sahiptirler. Yapılan propaganda öylesine güçlüdür ki, Nuh’un oğlu dahi bu gemiye binmemekte ısrar etmektedir. O, hayatını değiştirmemek için direnmesine sebep olan yersiz güveni içinde barındıran sözler sarf ediyor. Babasının içten gelen kurtuluş çağrısına, selde boğulmak üzereyken bile "Ben bir dağa tutunur kurtulurum" diye cevap veriyor. Böylelikle bir can daha yok oluyor ve öteki dünyada Peygamber oğlu olmasının fayda vermeyeceği bir mahkemede yargılanmak üzere hayata veda ediyor.

Peki, ya ailelerimiz, onlar kendi çocukları için Hz. Nuh’un duyduğu kaygının onda birini duyuyorlar mı acaba? Ne yazık ki, onlar da çocuklarının kurtuluşunu bu dünyada arıyorlar. Bu bulanık hava onların görüş alanına da birtakım sınırlamalar getirmiştir. Bu nedenledir ki, hak ve batıl ayırt edilememektedir. Ailelerin bu refleksi, yanlış yönde gelişen anne ve babalık içgüdüsüne dayanıyor. Çocuklarını tehlikeli bir iş yaptıkları zannıyla korumaya çalışıyorlar. Zira Kur’an mesajının işitilmesi ve doğru bir biçimde algılanması müstekbirler tarafından engellenmektedir. Bu ses, izin verildiği ölçüde cenaze namazlarında ve mezarlıklarda yankılanmaktadır. Dolayısıyla bu mesajın, kodamanları ürküten hiçbir yanı yoktur.

O halde mesajın bizlere ulaşmasında sıkıntı çektiğimiz hususlar üzerinde ciddi manada düşünmemiz gerekmektedir. Bunun için sorumlu tutulacağımız, hesaba çekileceğimiz ve süresiz bir acıyı içinde barındıracak olan öteki dünyadaki hayatımızın muhasebe kayıtlarını bir başkasına emanet edemeyiz. Cennet ya da cehennem hepimizin kalıcı ikametgâhı olacak. Bu durumda tek çıkar yol, Kur’an'ın anlaşılmasının önünde engel teşkil eden durumların ortadan kalkması için mücadele etmektir.

Burada yapmamız gereken ilk iş ise kendimizi tanımak olmalıdır. Zira kavramları doğru okuyabilmek ve müşriklerle kendi öz kavramlarımız temelinde ilişki kurabilmemiz için öncelikle kim olduğumuzu bilmemiz gerekmektedir. Neleri yapıp neleri yapamayacağımız konusunda sağlıklı bir fikre sahip olmamız gerekmektedir. Toplum içerisindeki diğer unsurlarla doğru biçimde ilişkiler kurabilmemiz buna bağlıdır. Kendini hakiki manada tanımayan kişi dışarıdaki dünyayı anlamlandıramaz. Ayrıca kendini bilmeyen kişinin Rabbini doğru bir şekilde tanıması da mümkün değildir.

"Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan (fasık) kimselerdir." (Haşr Suresi–19)

Görüldüğü gibi Allah’ı unutmak, kendimizi unutmakla eş değerdir. Kendini bilme aşamasına gelmeden atılacak adımlar neticesinde müşriklerin ekmeğine yağ süren unsurlar haline gelmek kaçınılmazdır. Kültürümüz zannettiğimiz, bize ait olarak gördüğümüz ve dillendirdiğimiz her kelimede hakikati inkâr eden zihniyet büyük kazanımlar elde edecektir. Zira henüz kendini dahi tanımayanların söz konusu zihniyetten ve onların yaşam tarzından tam olarak sıyrılması mümkün değildir. Bir başka ifadeyle konuştuğumuz dil ile yaşantımıza aktardığımız ameller arasında bir hayli mesafe olduğunu görmekteyiz. Yaptığımız anlamsız işlerin temelinde düşünce / akıl ve kalp arasındaki ihtilaf yatmaktadır. Ufak bir düşünsel sapmanın hayata olan etkisi kat kat fazla olmaktadır. Bu nedenle tüm düşünsel sapmaları ortadan kaldırmak için çaba sarf etmek durumundayız.

Müslüman, 'Tüm benliği ile Allah’a teslim olan' kişidir. Müslüman olmanın şartı ise öncelikle bizleri Allah’tan uzaklaştıran her şeye "La" (hayır) demek, ve "illallah" doğrultusunda O'ndan başka tüm ilahları reddetmektir. Hayatın her alanında Hz. Peygamber’i (s) örnek almak ise bu kutlu kelimeyi tamamlayan yegâne unsurdur (Muhammedur rasulullah). Çocukluk çağlarından itibaren ailemizden ve toplumdan aldığımız cahili değerlerin kalbimizde yer ettiği, yadsınamaz bir gerçektir. Dolayısıyla kalbimizde yer eden cahili değerleri aslolan değerlerle değiştirmek zorundayız. Zira cahiliyeden kalma sevgi, korku, dostluk, arkadaşlık ve dünyaya hayatına bağımlılık gibi birtakım anlayışları kalbimizden çıkarmaksızın İslam'ı yaşamaya kalkışmak bizleri garip bir Müslüman şahsiyete dönüştürecektir. Bu durumda sahip olduğumuz inanç üzerimizde askılıktaki içi boş elbise gibi duracaktır. Hem Allah’tan hem de hakikati inkâr edenlerden korkan, hem Allah’ı hem kâfirleri seven, kafası karışık, garip bir Müslüman tipi... Bu durumda karşıt değerlerin kalbimizde oluşturduğu bir ortaklık yani şirk söz konusudur. O halde hal ve hareketlerimizin "illâllah" (yalnızca Allah için) olabilmesi, kalbimizde oluşturduğumuz iyi-kötü ortaklığına "La ilahe" (Hayır) diyerek şirk'e son vermekle mümkündür.

Diğer unsurlarla olan ilişkilerimizi Allah’a verdiğimiz söz çerçevesinde şekillendirmeye çalışmak, 'Müslüman' isminin gerektirdiği bir hayat tarzına sahip olmak bizim için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bu ise ancak ruhen olduğu kadar hayat içerisinde de batıl zihniyetten uzaklaşmayı ve Müslümanlarla bir arada yaşamayı gerekli kılmaktadır.

"(Allah'a) Şirk/ortak koşan bir müşrik, müslüman olduktan sonra, kâfirlerden ayrılıp müslümanlar arasına katılmadıkça Allah, onun hiçbir amelini kabul etmez. (İbn Mâce, Hudûd 2, Hadis No: 2536; Nesâî, Zekât 73, Hadis No: 2558)

"Ben, müşriklerle beraber yaşayan müslümanlardan beriyim/uzağım. Müslümanlarla müşriklerin ateşleri birbirini görmesin." (Nesâî, Kasâme 25, Hadis No: 4753; Tirmizî, Siyer 41, 42, Hadis No: 1654; Ebû Dâvud, Cihad 105, Hadis No: 2645)

“Müşriklerle beraber oturmayın, onlara karışmayın; kim onlarla birlikte oturur veya onlara karışırsa onlar gibidir.” (Tirmizî, Siyer 42)

İnşallah Rabbimiz etrafımızda oluşan bu sisli havanın dağılması için bizlere yardımcı olur. Çoğunluğun oluşturduğu batıl gündemin etkisinden kurtulmamıza yardımcı olarak bizi kendi yolunun yolcuları olarak kabul eder ve ayartıcılarla mücadele etme azmini bizlere bağışlar. Allah, hepimizi amelleri yalnızca O’nun için olan Müslümanlardan kılsın.

Selam ve dua ile…

599
YORUM LİSTESİ
ersin 11-12-2010, 20:59:11
Gerçektende kuran kavramları bilinirse bütünsel manada bir anlam kazanıyor ve bizim için anlaşılır hale geliyor.Rabbim kavramları anlamayı ve yaşamayı nasib etsin.
 
necati türkoğlu 11-12-2010, 12:58:43
hikmet kardeşim güzel yorumladınız. allah ufkunuzu genişletsin sabikunlardan eylesin. islami çevrelerin genel çoğunluğu, kavramların ne anlam ifade ettiğini bilmekte olduğunu düşünüyorum. bizlerin asıl sorunu birliğin sağlanamaması. bir arada toplanmayan gücün güç olmadığı bir ortamda, ne namazlarımız bir başkasını rahatsız eder, ne başka ibadetlerimiz. hep düşünmüşümdür, halada düşünmekteyim. neden bir mekke müslümanların konumuna gelemiyoruz ? selamlar
 
muhammed yakup 05-12-2010, 11:28:56
kavramın sahibini sevmeden sevip anlamadan,onları sahiplenip yaşamak zor olur.çünkü kimin kavramını ne için olduğunu anlayıp yaşamak ilahi hayatın ana temelidir.
ilahi kavramları yaşamak o kavramlardan olan MÜMİN olabiliriz.
allah razı olsun
 
ADEMOĞLU 04-12-2010, 11:22:32
Bizler kavramları,kendimizi, dinimizi,tanıma ve yaşama seyrinden uzak hayatların bğlayıcı olmayan tutum ve davranışlarda boçalarken bazılarının ileriye atılıp öz değerlere saldırmış bazı şeyleri değiştirmiş farkında bile değiliz bağlı olduğumuz tutsak hayatı bırakmama ve onun bize sunduğu değersizleri taşıyıp değer yapma uğraşları ilahın değiştiğini hesaplama şöyle dursun akletmeyizbile
bu hayatve yaşamlar asla kavram ,din,dogrultu vs. lerden kurtulamıyoruz.
Sonra kalkıp yaşam ve hayat ve duruşladan bahsetmek hiç dogru değil ve bu söylemi paylaşanların alınlarının karışlanması lazım
içinde bulunduğu dik duruşlu hayatlara zarar verir ve gelişmeyi engeller.
Rahman olan Allahın emrettiği her durum için
bizi bağlayan bağlardan sıyrılmaya ve ne pahasına olursa olsun varım ve varız.
 
yusuf 03-12-2010, 18:35:02
allah razı olsun kavramların islamişlemesi küfrün sonu demektir.tahliliniz ve ifadeniz ziyadesi ile yerinde olmuş allah razı olsun.
 
Adil H. 02-12-2010, 17:23:43
Değerli kardeşim!
Allah razı olsun. Önemli konuların altını çizmişsiniz. İnşallah, öncelikle indirilmiş kavramlarımıza sahip çıkar ve tevhidi mesajı, bu taşıyıcı, inşa edici ve istikameti doğrultmaya vesile olarak dönüştürücü kavramlarımızla davetin muhataplarına ulaştırma çabası içinde oluruz.

Bugünlerde çok daha önem arz eden tespit ve önerileriniz sebebiyle Rabbim sizden razı olsun. Rabbimiz istikameti koruyan tevhidi duruşu her şartta sürdürerek örnek olan müminlerin sayısını arttırsın inşallah.
 
mehmet maksut 30-11-2010, 14:32:10
güzel bir çalışma olmuş keke .Allah razı olsun ve kavramlarımıza dönerek dirilebilmeyi nasip etsin bizlere...

xweda jı we razi be niviskaré dılxaş
 
fikret 30-11-2010, 08:35:39
hiç bir şey yapamıyorsam,ailemle ilgileneyim bari.en azından onları kaybetmem.bende böylece yanlız kalmamış,gündemimi de kendim oluşturmuş olurum.sa
 
asöz 29-11-2010, 23:59:47
s.a
kavramlar yeterince öğrenilmeli,zamana ve şartlardaki durumu iyi bilinmelidir
 
ilyas metin 29-11-2010, 23:39:20
Rabbimiz ecrini versin kardeşim hafızalarımızdakileri güncellediniz.ama yazdıklarına göre kendini islama nisbet eden çogunlugun formatlanması gerektigini anladım. acaba bu toplum HAYATI KULLANMA KILAVUZUnun Kuran oldugunu ne zaman ögrenecek.
selam ve dua ile
 
mehmet gündüz 29-11-2010, 21:52:05
kavramların ve kelimelerin anlamlarının durmadan degiştirildiği bir ortamda yaşıyoruz. bugün söylediğimiz bir söz yüzünden tokat yerken, yarın alkış alabiliriz. Abdullah b.mesut müşrik mekkelilerin karşısında okuduğu kuran ayetleri neticesinde onların saldırısına uğrayıp bir çok yerinden darbeler almıştı. Sonrasında söylediği söz tek cümleydi: Vallahi onları hiç bu kadar aciz görmemiştim. şimdi ise herkes kuran okuyor. şimdi soralım kendimize okuduğumuz kuranın mı mesajları değişti yoksa bizlerin sergilediği tutum ve davranışlar mı? Şuayb peygamberin kıldığı namaz inanmayanları korkuturken bizim namazlarımızın hiç bir anlamı olmuyor onların gözünde.halen farklılığımızı ortaya koymayıp bekliyoruz, ne olur ne olmaz diye.Allahın bizden istemiş olduğu adımları bir türlü atamıyoruz. Her ne olursa olsun yinede bizler rahmet dergahında bir damla olduğumuzu düşünerekten ümit edeceğiz bağışlanmayı.
 
DİĞER YAZILARI

20/04/2012 - 15:51 MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK

14/03/2012 - 07:17 SINAVA DÂHİL OLMAK

14/02/2012 - 08:11 AŞK, SEVGİ, "SEVGİLİLER GÜNÜ"

12/01/2012 - 23:27 İNFAK: EN SEVDİKLERİMİZDEN

17/11/2011 - 21:26 AMERİKAN BAHARI

06/10/2011 - 09:22 OLUMSUZ BAĞIŞIKLIKLAR

15/09/2011 - 08:31 KISKANÇLIK/HASET

20/07/2011 - 23:11 KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

17/06/2011 - 11:17 İKİYÜZLÜLÜK

11/05/2011 - 11:18 BÜYÜKLENMEK

11/04/2011 - 13:10 DÜNYA SEVGİSİ

08/03/2011 - 01:10 "KAZA" VE "KADER"

06/02/2011 - 13:48 TUNUS VE MISIR AYAKLANMALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

01/02/2011 - 19:25 DÜRÜST ADAM, HIRSIZ ÜLKE

11/01/2011 - 22:29 İktibas Dergisi'nin 31. Yılı

16/12/2010 - 23:02 O gün

29/11/2010 - 19:13 SULANDIRILAN KAVRAMLARIMIZ VE GÜNDEMİMİZ

12/11/2010 - 11:59 KURBAN BAYRAMINDA İSLAM COĞRAFYALARI

19/10/2010 - 18:21 TEK DİN İSLAM

20/09/2010 - 14:19 MÜSLÜMAN OLMAM NEYİ GEREKTİRİR?

23/08/2010 - 12:20 UMRE İZLENİMLERİ

27/07/2010 - 12:09 RAB VE İLAH KAVRAMLARINI YENİDEN HATIRLAMAK

25/06/2010 - 10:28 İLK GÜNKÜ GİBİ OLABİLMEK

26/05/2010 - 10:29 AZ KALSIN MÜSLÜMAN KALAMAYACAKLARDI…

29/04/2010 - 11:51 MECNUN’UN DEVESİ

12/04/2010 - 10:58 "ESKİLERİN MASALLARI"

25/03/2010 - 11:43 GÖKYÜZÜNÜN ERİMİŞ MADEN GİBİ OLACAĞI GÜN

03/03/2010 - 17:24 KAVGAYI GÖRMEK GEREK

22/02/2010 - 08:15 GERÇEK TAKVA SAHİPLERİ

25/01/2010 - 15:04 DOĞRU DİN BİRDİR, DEĞİŞMEZ!

05/01/2010 - 10:39 İMANIN HAKİKATİ

15/12/2009 - 11:36 KÖKTEKİ BİLİNÇ

01/12/2009 - 10:22 HİCRET

30/10/2009 - 13:44 AHDE VEFA

04/10/2009 - 15:45 İÇİMİZDEKİ 'BEN'

08/09/2009 - 09:51 ORUÇ, "GIYBET"İ YOK ETMELİ

13/08/2009 - 17:52 RAMAZAN AYI KUR’AN AYIDIR

14/07/2009 - 00:05 ALLAH'IN İSİMLERİNİ EZBERLEMEK

18/06/2009 - 12:32 NUH'UN GEMİSİ

19/05/2009 - 22:37 EBU LEHEB’İN ELLERİ KURUSUN!

21/04/2009 - 00:19 SAHİPLİĞİ DEĞİL ŞAHİTLİĞİ OMUZLAMAK

14/04/2009 - 11:43 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM–2

24/03/2009 - 09:44 YOL AYRIMI

16/03/2009 - 09:34 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM

26/02/2009 - 12:09 28 ŞUBAT TAMAM, YA İÇİMİZDEKİ 28 ŞUBATLAR

08/02/2009 - 21:07 MÜNAFIKLAR HAKKINDA…

14/01/2009 - 10:44 ŞEHİD GAZZE

22/12/2008 - 22:00 SABIR GÜNLERİ

29/11/2008 - 12:45 ÖZGÜVEN İÇERİSİNDE YOL ALMAK

10/11/2008 - 12:29 YUSUF KISSASI VE DAVET METODU
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat