Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
KİFAYETSİZ TERCİHLER
Hüseyin ALAN - 09/08/2010 - 16:51
Anayasa maddelerindeki kısmi veya tamamına dair siyasi bir değişiklik süreci ile “Kürt meselesi” gibi yakıcı hale getirilen toplumsal bir konuda Müslümanlar pragmatik ve aceleci davranarak, kendi dinlerine ait esaslı bir görüş beyan etmekten ve doğru bir tercihe dayalı doğru bir taraf olmaktan uzak düştüler. O nedenle yaşadıkları hayatı hak değerler üzerinde dönüştürme iddiasının altında kalıp yaşanan hayatta bir yer tutmaya razı olma noktasına ulaştılar.

Bir zamandır süregelen anayasa maddelerindeki kısmi değişiklikler üzerine yoğunlaşan gündem, referandum süresinin yaklaşması ile diğer gündemleri de belirler hale dönüştü. PKK saldırılarının artması, askeri operasyonların yoğunlaşması, kimi “uygun” yerlerde iç çatışma provalarının gösterime sokulması ve aynı merkezden yönlendirmeli benzeri gelişmeler, tüm ülkeyi etkisi altına alarak insanları ortak bir çözüm için “benzeşmeye” yönlendiren bir atmosfer basıncına dönüştürüldü.

 

Bu arada gelişen olayların merkezine oturtulan “Kürt sorunu” araçsallaştırılarak kimilerinin özgürlük, barış ve demokrasi refleksini artırırken, aslında liberalizmden başka ideoloji kalmadığını “tarihin sonu ” olarak çok önceden ilan edenleri de haklı çıkartmaya yaradı(!).  Gerçekte ise, tüm sorunların anası olarak asıl sorun olan devletin-sistemin niteliği başarılı biçimde göz ardı ediliyor.

 

Oligarşik iktidar yapısı dolayısı ile iktidar çevreleri tarafından kuşatıldığını ve özgürlük imkânlarından mahrum bırakılarak dışlandığını veya iktidar bloğunda hak ettiği yeri alamadığını düşünen ve dolayısı ile kendilerini mağdur gören tüm sosyal gruplar, uluslar arası atmosferin de katkısı ile tek başına baş edemediklerini düşündükleri Kemalizm’e karşı duydukları öfkelerini de açığa vurma fırsatını yakalayıp rahatlamış oldular. Böyle olmalı ki liberal-demokrat tezler ortak paydasında buluşan tüm gruplar, topluca “muhalefet” etme atağına kalkmış gözüküyorlar.  

 

Sosyal gruplardan her birisi dilediği muhalefet tarzını seçebilir, ortak platformlar oluşturup ortak muhalefet yürütebilir, ülkede şikâyetçi olduğu ve karşı çıktığı politikalara, uygulamalara ortak tavırlar da geliştirebilir. Bu bakımdan her bir grubun sahiplendiği dinleri (ideoloji), amaçlarına uygun tutarlı gerekçeleri nedeniyle, yeterince popülizm kokan muhalif gösterileri ve tavırları da anlaşılabilir bir şeydir.  

 

Ne var ki; ben Müslüman’ım, ben de Müslümanlardanım diyenler, her durumda bağlı olacaklarını beyan ettikleri referanslarını-dinlerini dikkate alırlar, inzal edilen esaslar doğrultusunda ve genel-özel konularda her zaman gösterilmesi gereken teslimiyetlerini de her daim gösterirler. Bir anlamda, beşer olarak yapıp etmelerimizin tamamında neden öyle ya da böyle davranmamız gerektiğinin gerekçesi, bu bağlamda yapılması gereken ve de bizleri bağlayan tercihlerle doğrudan alakalıdır.

 

Bu tercihlerimiz sayesindedir ki bizler referansımıza bağlı kalır, davranışlarımızı sahihleştirir, sözümüze sadakat katar ve Allah’a olan kulluğumuzu sürdürürüz. Böylelikle insanlara karşı hak beyanların şahitleri olarak marufu emr, münkeri nehy sorumluluğunu yerine getirmiş ve kâfirlerle dost olmaktan, siyaseten velayet ilişkileri sürdürmekten uzak durmuş olabiliriz. O halde Müslüman kulun yaptığı her bir tercih, bu da böyle olsun denmeyecek kadar önemlidir, kıymetlidir, esastır. Nihayet biz Müslümanlar biliriz ki, insanlar, yaptıkları tercihlerinden dolayı hesaba çekileceklerdir.

 

Bilinir ki ibadet ve kulluk anlayışı belirli alanlara has, belirli ritüellerden ibaret değildir. Aksine, esaslı bir tercihten hareketle dünyevi hayatın tamamında olması gereken ve diğer tercihlerle belirlenen özgün bir yaşam biçimi olarak her alana ve her ilişkiye ait kuşatıcı bir tutarlılığa ve inşacı bir kişiliğe aittir.

 

Buradan hareketle, namaz kılarken istikamet olarak Allah’a yöneldiğimizde verdiğimiz sözün anlamı, kıyamda tekrarlayarak içerik ve detay kazandırarak tescillediğimiz zikrin sonucunda, itibar edeceğimiz tek söz sahibinin ve büyükleyeceğimiz tek varlığın ancak Allah olduğudur. Dolayısı ile bir başkasının veya başkalarının istikametine yönelmeyeceğimizi, onları asla büyüklemeyeceğimizi, tezlerine ve değerlerine itibar etmeyeceğimizi, sözlerine ve ölçülerine uymayacağımızı da beyan etmiş oluyoruz.

 

Tercihe dayalı olarak namazda Allah’a gösterdiğimiz teslimiyet ve itaat örnekliği, sadece bu işte ve o anda olmayıp, ondan sonra başlayan ve devam eden hayat içerisindeki siyasi-sosyal-ekonomik-kültürel her işte ve ilişkide de gösterilmelidir. Namazında Allah’a itaat eden bir kul, siyasi ilişkilerinde ve tutumunda başkalarına itaat edebilir, bu işleri birbirinden ayrı tutabilir mi?

 

Türkiye’de, Oligarşik iktidara bağlı Laik-Kemalist-Batılı değerleri savunan ve yaşayan, sistemin itibar ettiği ulusal Türk kimliğini benimsemiş azınlığın dışında kalan sosyal grupların tamamının bu sistemle sorunları olabilir ve sorunlar çerçevesinde sisteme karşı da olabilirler. Müslümanlar da bir biçimde sisteme karşı olabilirler. Karşı olmak bakımından çok genel bir bazda ortak bir payda da olabilir.

 

Kemalist sistemi zayıflatan her açılım yahut politik değişimler dolayısı ile sistem muhalifi gruplar tarafından yararlı bulunabilir hatta desteklenebilir de. Burada kimin ne amaçla ne yaptığından daha çok, Oligarşik iktidar gruplarının ve sistemin geriletilerek grupların özgürlük alanlarının genişletilmesi ve sistem tarafından kabul edilmesi esas alınmaktadır. Bir anlamda, “düşmanımın düşmanı dostumdur” felsefesi ve pragmatizm ön plandadır.

 

Müslümanların sistem karşıtlığı ve gerekçesi, otomatik olarak taleplerini de gündem yapacağı için, şüphesiz diğer gruplardan öncelikle temelde farklılaşacak ve ayrışacaktır. Bu nedenle, sistem karşıtlığında Müslüman’ca muhalefetin gerekçesine uygun ve tutarlı bir tutum sergilenmeli ki, Müslümanlar ve Müslüman’ca talepler de bu nedenle içerde tutarlılık kazanarak diğerleri tarafından dikkate ve ciddiye alınabilsin ve sonuçta kendine has gündem yapılabilsin.

 

Aksi durumda Müslümanlar, tıpkı bu günlerin getirebileceği durumlarda olduğu gibi, kısa bir süreç sonrasında, palyatif ortaklıklar bozulduğunda diğerleri tarafından ve haklı olarak tutarsızlık ve “sahtekarlık” suçlamasından kurtulamayacaklardır. Bu sonuç, diğerlerine ve sisteme bühtan etmeden, kendi mücadele çizgisini ve amaçlarını netleştirememiş grupların büyük büyük laflarına rağmen kendi sorunu, eksikliği ve ayıbı olarak görülmelidir.

 

Anayasa maddelerindeki kısmi veya tamamına dair siyasi bir değişiklik süreci ile “Kürt meselesi” gibi yakıcı hale getirilen toplumsal bir konuda Müslümanlar pragmatik ve aceleci davranarak, kendi dinlerine ait esaslı bir görüş beyan etmekten ve doğru bir tercihe dayalı doğru bir taraf olmaktan uzak düştüler. O nedenle yaşadıkları hayatı hak değerler üzerinde dönüştürme iddiasının altında kalıp yaşanan hayatta bir yer tutmaya razı olma noktasına ulaştılar. Sonuç olarak kendi referanslarından kopup başkalarının görüşleri etkisi altında kalanların, onlar gibi politikalar üretmesi ve benzer taraflardan yana yer tutması normalleşti. Başka bir deyişle bu durum, asıl sorun olarak zihinsel bir problemi de açığa vurmuş oldu.

 

Zihinsel problemi olanlar, tercihlerinde sahihlik çizgisini bulanıklaştırıp kaçıracak, kifayetsizliğe düşeceklerdir. Bu duruma düşenler, yukarıdaki tartışmalarda çözüm olarak ortaya sürülen ve başkalarına ait başat yol haritalarının peşine takılarak seküler ideolojinin belirlediği yeni toplumsallıkta, neo-nurculuğun “Kur’an’ı önceleme” farkıyla yeni versiyonunu üretecek ve nihayet Emevi’lerle başlayan tarihsel çizgideki “devlet dindarlığını” yeniden keşfetmiş olacaklardır. Siyaset alanının, politik iktidar yapısının uluhiyet ve rububiyet alanı olduğunu da unutarak... Ne diyelim, hayırlı olsun(!).  

1044
YORUM LİSTESİ
bilgin göl 25-09-2010, 16:44:13
saygıdeğer editör; ben bu makalenin son paragrafının çok açık hakaret içerdiği halde çok önemli sosyolojik bir tespitmiş gibi sunulmasına fena halde içerledim. eleştirim de bu mahiyetteydi. ilginize teşekkürler.
 
bilgin göl 22-09-2010, 09:17:53
sayın editör eleştirel mahiyetteki yorumları yayınlamıyorsanız bizde zahmet edip okumayalım, sitenizdeki yazıları.

EDİTÖRÜN NOTU: Sayın Göl, eleştiri ile alay ve küçümseme farklı şeyler. Sizin yorumlarınızda maalesef bu nitelikler öne çıkmaktaydı ve onaylayamadık.
 
fikret 15-08-2010, 10:25:39
allah razı olsun.selam ve dua ile
 
ismi mechul 11-08-2010, 14:33:08
Allah sizden razı olsun . referandum süreçinde müslümanlarda var olan hali iyi okumuş ve yazmışsınız. kazanımlar diyerek , rahatlama diyerek, biraz daha iyileştirme diyerek sistemin anayasasınadaki mevcud maddelere evet diyenlerin halini gördükce dua ediyorum.
bilmiyorum bunlar kendilerine bu maddeleri onaylatacak hangi delilleri kullanıyorlar. oysa bize düşen tagutları ve hükümlerini red etmekken neden onların maddelerine vet diyoruz
peygambere bir çok tekliflerle gelen müşriklere hz peygamberin tavrını sergilemek bizlere düşerken bizler kalkıp nasıl davranıyoruz. sonrada dilimizden kuran sünnet kavramlarını usulunu düşürmüyoruz.
çelişkilerden uzak allaha verdikleri sözde sadık kalanlar kıyıları geçenlerdir.

bu tür yazılarınızın devamını beklerim. umarım faydalı olur böyle yazılar
 
Orhan Albayrak 10-08-2010, 17:10:07
Yazınız bir takım çevrelerce begenilecek bir takım çevrelercede konuşma çözüm üret mantalitesiyle degerlendirilip,varsa daha iyi bir önerin getir kardeşim kabilinden yaklaşımlara neden olacaktır diye düşünüyorum.Benim bir türlü anlayamadıgım şey bizler hak talep etme mücadelesi içinmi direndik bunca zamandır.gelinen noktaya bakılırsa görüntü bu.Demekki yanlış bir şeyler yaptık veya yapıyoruz.Ben şahsen otoriteye olan karşı çıkışlarımızın yanlış sloganlarla yanlış söylemlerle olduguna inanıyorum.Oysa islam alternatiti hani,en sahih mirasımız olan 'ed-din!böylemiydi.Yoksa şartalar degişti de mi böyle oldu.Kendimizi sorgulamak zamanı geldi.İbrahim'in, Musa'nın,Muhammed'in (a.s) duruşlarına benzemiyor bu duruşlar.
 
Adatepeli 10-08-2010, 16:34:40
Allah razi olsun abi...
 
ilyas metin 09-08-2010, 21:28:12
Huseyn abi yazın için teşekkurler.
uzun zamandır yazmıyorsun merak ettik bende seni soruyordum nerelerdedir bir diye.
tekrar hoş geldin abi.selamlar
 
DİĞER YAZILARI

16/01/2012 - 09:03 KENT TOPLUMU VE MÜSLÜMANLAR

24/11/2011 - 10:51 MEKKE'DE KADIN-ERKEK İLİŞKİLERİ VE AİLE

10/11/2011 - 09:46 CAHİLİYYE KAVRAMININ FARKLI KULLANIMLARI

18/10/2011 - 13:04 CAHİL-CAHİLİYYE VE MÜSLÜMAN-MİLLET (ÜMMET) İLİŞKİSİ

27/09/2011 - 11:40 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -VI-

25/08/2011 - 16:15 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -V-

11/08/2011 - 12:16 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -IV-

16/07/2011 - 09:46 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -III-

30/06/2011 - 22:44 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -II-

15/06/2011 - 23:32 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -I-

28/05/2011 - 08:42 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -VI-

13/05/2011 - 11:04 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -V-

23/04/2011 - 00:28 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -IV-

08/04/2011 - 06:34 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -III-

27/03/2011 - 09:53 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -II-

09/03/2011 - 23:46 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -I-

16/02/2011 - 18:19 MUCİZE KONUSU VE BİR MODERNLİK DEĞERLENDİRMESİ -II-

12/02/2011 - 13:55 MUCİZE KONUSU VE BİR MODERNLİK DEĞERLENDİRMESİ -I-

22/01/2011 - 21:59 Siyerin Gölgesinde - 5

27/12/2010 - 07:44 SİYERİN GÖLGESİNDE - 4

03/12/2010 - 18:06 SİYERİN GÖLGESİNDE-3

05/11/2010 - 11:28 SİYERİN GÖLGESİNDE - 2

19/10/2010 - 18:25 SİYERİN GÖLGESİNDE

24/09/2010 - 08:32 HALA “GÂVUR” MU İZMİR?

09/08/2010 - 16:51 KİFAYETSİZ TERCİHLER

27/05/2010 - 13:11 BİR “YILDIZ” DAHA KAYDI ARAMIZDAN

18/05/2010 - 13:13 İZMİR'İN YİĞİDİ

02/05/2010 - 23:40 ANAYASA TARTIŞMALARI ÜZERİNE

02/04/2010 - 16:55 NEYİN ŞAHİTLİĞİ?

26/02/2010 - 10:51 TEVHİDÎ STANDART

01/02/2010 - 15:57 LİBERALİZM VE MÜSLÜMANLAR

11/01/2010 - 21:00 DOĞRU OTURUP DOĞRU KONUŞMALI

03/11/2009 - 18:32 YOLA REVAN OLMAK

22/09/2009 - 19:52 BAYRAM
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat