Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
RAB VE İLAH KAVRAMLARINI YENİDEN HATIRLAMAK
Hikmet ERTÜRK - 27/07/2010 - 12:09
Günümüzdeki durum da bundan çok farklı değil. Allah’ı Rabb olarak işimize, yönetimimize karıştırmak istemiyoruz. İstiyoruz ki, o hep göklerin Rabbi olsun. Halbuki Rabbimiz hem göklerin, hem de yerin Rabbi, yöneticisi, hüküm koyucusudur.

'Heva' kelime manası olarak nefsin kınanmış kötü isteklerinin toplamı anlamına gelir. İnsanda zaten iyilik ve kötülük gibi iki zıt kutbu içerisinde saklı tutan bir yapıdır. Heva, Kur’an-ı Kerim'de Allah (c.c.)'a karşıt ilah edinmeye konu olmuştur. Bu konu Kur’an'da şöyle geçmektedir ; “Hevasını ilah edineni gördün mü?” (Furkan–43) Günümüzde oldukça yoğunlaşan, Rabbimizi ilahlık makamından kovarak kendisine yer açan, orayı sahiplenen sahte Rabb, işte bu heva’dır. Yani "Ben canımın istediğini yaparım" anlayışıdır. İşte iyiyi sürekli erteme mantığıyla işimize gelene uymaya, her şeye hazcı bir anlayışla yaklaşmamıza sebep olan da bu sahte ilahımızdır. Sahte ilahımız diyorum çünkü Rabbimizin "yap" dediğini bırakıp canımızın istediğini yapıyor olmamız bunun en açık delilidir. Zaten ilah’ın kelime anlamı; 'ısınmak, alışmak, birisine aşırı sevgi ile yönelinen, kulluk edilen, mâbud haline getirilen, alışılan, düşkün olunan' demektir. Kavram olarak ise; 'her şeyden çok sevilen, üstün sayılan' her şeyin ortak adıdır. İşte bu şekliyle Allah’a rağmen önceliklerimiz, tercihlerimiz hangi noktalarda oluyorsa ilahımız da o oluyor demek manasına geliyor. O halde şimdi tek tek ne kadar çok şeyi ilah edinmişiz bunların listesini yapabilir, tanıdığımız, haberdar olduğumuz bu ilahlarımızdan nasıl kurtulacağımızın hesaplarını yapabiliriz. Zaten insan veremediği şeyin kölesi olmuş demektir. Onu yöneten şey aslında kendisi değil hayatından uzaklaştıramadığı her türlü bağımlılık araçlarıdır. Bu araçlar kimi zaman arabamız, bulunduğumuz konum, kimi zaman çocuklarımız ya da evimiz, sürekli biriktirip yığdığımız para, hiç biri değilse canımızın sıkılması, üşengeç ve umursamaz alışkanlıklarımızdır. Yani insan böylelikle canının sıkılmasını, umursamazlıklarını bile ilah edinebilir.

İşte böyle bir hayat yaşıyorken İslami yürüyüşümüze yanlış yön veren başka bir konu ise bize verilen süreli hayatı sürdürürken bazılarımızın bazılarımızı Rabler ediniyor olduğumuz gerçeğidir. “De ki: “Ey ehl-i kitap, sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye gelin: Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; Allah’ı bırakıp da, kimimiz kimimizi rabler de edinmesin.” (Al-i İmran- 64) Bu ayette geçen Rabb kelimesinin çoğulu olan "erbâb" lafızları, toplulukların ve milletlerin önder ve rehber edindikleri kimselere işaret etmektedir. İşte bizler bu önderlerin emirlerine uyar, yasaklarından kaçınır ve onların koydukları kural ve kaidelere uyarsak; onların hiç bir delile dayanmaksızın ileri sürdükleri "Şunları yapabilirsiniz" veya "Şunları yapamazsınız" gibi değerlendirmelerini de kabul edersek bu onları Rabler edindiğimiz anlamına gelir. Bizler aramızda konuşurken genel manada Rabb kelimesini bizleri yaratan Allah manasında kullanırız. Halbuki Rabb, Allah’ın kendisi değil O’nun bir sıfatı yani özelliğidir. Rabb, 'kendisine itaat edilecek, emirlerine uyulup, yasaklarından uzak durulacak yegâne güç' anlamına gelir. O halde tapmak kelimesi sadece puta tapmak manasında kullanılan bir kavram değildir. Allah'tan başkalarının sözünü dinlemek, kabullenmek, Allah'tan başkalarına itaat ederek tercihte bulunmak ve islam'ın hükümlerine muhalif bir yaşantıyı seçerek Allah’ın hükümlerine muhalefet etmek, Allah'tan başkalarını Rabb edinmek ve onlara tapmak demektir. Daha anlaşılır bir ifadeyle bir yandan Müslüman olduğumuzu söylerken Allah’ın emir ve yasaklarını görmezden gelmek, böyle bir yaşantıyı erteleyerek çevremizde gördüğümüz birtakım kişilerin yaşam tarzını kabullenmiş olmak, onlarla birlikte hareket edip sözlerine itaat ederek Allah’ın emirlerine muhalif bir yaşantıyı tercih etmek onları Rabler edindiğimiz manasını taşımaktadır. O halde Rabb, terbiye eden, yememize içmemize, dolayısıyla her şeyimize karışan Allah demektir. Allah’ı hayatımıza karıştırmamak, dini vicdanımıza hapsetmek ve bu şekliyle Allah’ın emirleri dışında bir hayatı telkin eden kimselerin yaşayışıyla yol almak Allah’ın Rabb olduğunu kabul etmemektir ki, bu da şirktir. Firavun’un sihirbazları ‘’Biz Musa’nın Rabbine iman ettik’’ dediklerinde ‘’Ben sizin en büyük Rabbiniz değil miyim?’’ demesi "Ben sizi yarattım" manası taşımamaktadır. Yani Firavun burada Allah olduğunu iddia etmiyor. İddia ettiği şey hüküm verme konusudur. Yani o da Allah’ı tanıyor, fakat "Benim hükmüme, benim emir ve yasaklarıma uyacaksınız" diyor.

Günümüzdeki durum da bundan çok farklı değil. Allah’ı Rabb olarak işimize, yönetimimize karıştırmak istemiyoruz. İstiyoruz ki, o hep göklerin Rabbi olsun. Halbuki Rabbimiz hem göklerin, hem de yerin Rabbi, yöneticisi, hüküm koyucusudur.O, Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabb'idir. Doğuların da Rabbi’dir.” (Saffat–5) Zaten bu ayetin inmesine sebep olanlar Mekkeli müşriklerdi. Mekkeli müşrikler de tıpkı Firavun gibi Allah’a inanıyor hatta birbirlerine söz verirlerken de "vallahi", "billahi" şeklinde Allah’ın adına söz veriyorlardı. Putlara neden taptıklarını ise bakın nasıl izah ediyorlar; "Uyanık Olun, hâlis olan din yalnız Allah'ındır. O'ndan başka velî (dost, ilâh)'lar edinenler: 'Biz bunlara, ancak bizleri Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz,(derler). Muhakkak  Allah, ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir. Şüphe yok ki Allah, yalan söyleyen, kâfir olan hiçbir kimseye hidayet vermez."(Zümer–3) Ayette de görüldüğü gibi Allah’ın varlığına inanma ya da inanmamanın müşrikler açısından bir sorun teşkil etmediği anlaşılıyor. Asıl sorun Allah’ın Rabb olarak kabul edilip edilmemesi meselesidir. Yani Mekkeli müşrikler istiyorlar ki, Allah yeryüzündeki işlerimize karışmasın. "Biz halkları kendi çıkarlarımız doğrultusunda beşeri kanunlarla istediğimiz gibi yönetelim. Böylelikle yalnız kendilerinin faydalandığı dünya nimetleri elimizden uçup gitmesin. Kazancımızı fakir halkla paylaşmak zorunda kalmayalım. Zaten Allah’ın sadece gökyüzüne karıştığı, hayatımızda var olmadığı bir din anlayışına hiç kimse ses çıkarmayacaktır." Peki, Peygamberimiz (S) aramızda olsa, bizlere Allah’ın hükümlerini, emir ve yasaklarını uygulama noktasında bir telkinde bulunsa ona ne diyeceğiz? "Ya Resulallah bu konular bizim Allah’la aramızda olan şeylerdir, siz karışmayın lütfen" mi diyeceğiz? Ya da "Bu konuyla Allah’ın ne ilgisi var, lütfen bu işlere Allah’ı karıştırmayalım" mı diyeceğiz? Bunları Mekkeli müşrikler de söylüyordu. Bu yüzden Peygamber bu müşriklerle savaşmak zorunda kaldı. Hatta kendisine teklif edilen liderliği de kesin bir dille reddetti. Ne demişti yapılan bu teklife; "Sizin dininiz size benim dinim bana." Bizlerin yapması gereken de bizlere sunulan mal, makam / mevki gibi dünyaya dair kazanımlardan uzak durarak Peygamberimizin (S) gösterdiği net tavrı sergilemektir.Allah’ı hüküm koyucu (Rabb) olarak kabul etmeyen Müslümanlardan (!) uzak durmalı, onları desteklemekten vazgeçmeliyiz. İsterseniz sözü bir de Mevdudi’ye bırakalım. Firavunlar Allah’ın Rabb olarak kabul edilmesine neden bu kadar karşı çıkıyorlar anlamaya çalışalım. Tabii yine sebepler değişmeyecektir, çünkü ;‘’Firavun ve ailesinin otoritesine bağlı olan ekonomi, siyaset, toplum, din ve o zamanki Mısır'da yürürlükte olan sistemler devletin dinini oluşturuyordu. İşte Firavun böyle bir dinin Musa'nın (S) daveti ve mesajı ile değişmesinden korkuyordu. Fakat o diğer iğrenç liderler gibi, "İktidarı benden almasından korkuyorum, bu amaçla onu öldürmek istiyorum" demeyip daha değişik bir üslup kullanıyordu : "İnsanlar! Onun bana verebileceği bir zarar yok. Olan size olur. Musa'nın (S) hareketi eğer başarılı olursa o zaman dininiz değişir. Ben kendim için değil, sizin için endişeleniyorum. Benim iktidarım sona ererse, siz ne yapacaksınız? Bu yüzden bu zalimin öldürülmesi gerekir. Çünkü o, vatan, millet düşmanıdır." Mevdudi (Kur'an'da Firavun, shf. 218) Dikkat edin sakın sizi siz adına, sizi Allah adına kandırmaya kalkmasınlar. Eğer bu liderler tarafından vatan haini olmakla da itham ediliyorsanız bilin ki, doğru yoldasınız. Doğrusu sizin için endişe eden bu çağın Firavunlarına karşı şüpheyle yaklaşmalısınız.

Peki, neden bu böyle? Biz neden Mevdudi’nin duyduğunu, gördüğünü bir türlü göremiyor bunu idrak edemiyoruz. Çünkü vahyin yaşanabilirliğine mesleki bir bakış açısıyla bakmak gibi yanlış algılamalarımız var. Zannediyoruz ki, islam'ı imamlarımız yaşayacak bizler de arada bir onlara sorular soracağız. Öyle ki, İslam'ı Allah’ın istediği gibi hayatına hakim kılmak isteyen kardeşlerimize yöneltilen ‘’sen de mi hoca oldun’’ tabiri bu çarpık anlayışın bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Kur’an bütün insanlığa indirilmiştir. Üstelik sadece hocalarımızın anlayacağı şekilde değil herkesin anlayacağı ve sorumlu tutulacağı şekilde indirilmiştir.

"Belki ÖĞÜT alırlar diye onu senin dilinle kolaylaştırdık.” (Duhan–58)

"Biz Kuran’dan öğüt alınabilsin diye onu kolay anlaşılır kıldık. Yok mu öğüt alan?" (Kamer–17)

Kur’an ayetlerini bizlerin anlayamayacağını ya da kendi dilimizle anlaşılmaz olduğunun söylenmesi Allah’ın sözüyle çelişen bir durumdur. Çünkü Kur'an öğüt alınabilsin diye anlaşılır bir şekilde bizlere ulaştırılmıştır. Üstelik kolaylık açısından da o toplumun kendi dilinde indirilmiştir. Peygamberimiz (S) de diğer ülkelere gönderdiği elçiler vasıtasıyla onları islam'a davet ederken yazmış olduğu mektuplardaki Kur’an ayetlerini onların diline çevirerek göndermiştir.

O halde tüm bu aktarılan bilgilerden sonra O'ndan geldiğimizin ve dönüşümüzün de yalnız O'na olduğunun bilinci içerisinde olmalıyız. Bu bilinç düzeyini canlı tutmak kendi kavramlarımıza sahip çıkarak ve onları kendi yaşantımıza taşımakla mümkündür. Bunu yapmak bizler için kaçınılmaz bir zorunluluktur. Peygamberimiz asla başkalarının kavramları üzerine bir yaşam felsefesi kurmamıştır. Kur'an kavramlarının uygulanırlığını da yürüdüğü yol üzerinde ispat etmiştir. Çünkü bu din bir antitez değil başlı başına bir tezdir. Dolayısıyla herhangi bir senteze de ihtiyacı yoktur. O halde biz ancak kendi kelimelerimizle konuşursak kendimizi sağlıklı bir biçimde ifade edebiliriz. Aksi halde konuşan biz olmayız. Fransa'da İslami vecibelerini yerine getirmeye çalışan, namaz kılan, oruç tutan, içki içmeyen vs. müslümanlar için kullanılan bir tabir vardır: "musulman pratiquen" ... Yani uygulaması, pratiği olan müslüman. Fransızlar temelde iki tip müslüman olduğunu tespit ediyorlar; ibadet edenler ve sadece adı müslüman olup Avrupalı gibi yaşayanlar. Bu nedenle bunları birbirinden ayırt etmek için "musulman pratiquen" kavramı geliştirilmiş. Avrupalı insan gördüğü şeye bizden daha objektif bir şekilde bakabiliyor. Demek ki, insan içinde olduğu hataları fark etmekte güçlük çekebiliyor. Tabii bu halimiz Kur'an'ı kendi dilimizde okumak zahmetine katlanmamamızdan kaynaklanıyor. Müslümanlar olarak bize yapmamız gerekenlerin bildirildiği kitabı okumamak çok garip bir anlayış olsa gerek. Müslümanlık iddiasında bulunmak ama İslam’ın ne olduğunu bilmemek...

Oysa Kur'an, kendi tabiri ile mezarlarda okunmak için değil "Diri olanları uyarsın ve inkâr edenlere de azab hak olsun.(Yasin–70) diye indirilmiştir. Fakat biz ısrarla Ya-sin suresini ölülülerimize okuyor, kendimiz için okuma, anlama, hayatımıza dönüştürme gereği duymuyoruz. Halbuki bu kitap bir uyarı olmasının yanı sıra hayatta nasıl bir yol üzere yürüyeceğimizin bilgisini veren ilahi bir kitaptır. Duvarlarımıza asılıp öylece bırakılacak bir kitap değildir.

(Kur'an) Bazen anneye hitap eder, çocuğunu nasıl yetiştireceğini açıklar, bazen babaya hitap eder, eşine ve çocuğuna nasıl davranması gerektiğini bildirir. Bazen tüccara, bazen askere, bazen yöneticiye, bazen düşküne, yoksula, zengine... hitap eder ve durumlarını açıklar, neler yapmaları gerektiğini bildirir. Böylelikle de bütün bir hayatı kuşatır. Bireysel ve toplumsal yönleriyle, düşünce ve uygulamalarıyla, inanç ve hayat tarzıyla bütün bir hayatın genel çerçevesini çizer. Dosdoğru bir inanç ve hayat tarzının esaslarını hiçbir açık nokta bırakmadan, hiçbir çelişkiye neden olmadan, hiçbir tereddüt veya sıkıntıya sevk etmeden en mükemmel tarzıyla açıklar. İnsana, hayatının bütün aşamalarında yol gösteren fonksiyonunu en mükemmel tarzıyla yerine getirir. Celalettin Vatandaş (Kur'an ve Hayat, shf. 113)

Eğer bizler Kur'an-ı Kerim-i kendi anladığımız dilde okumaz isek inandığımız gibi yaşamaktan kaçınarak yaşadığımız gibi inanmaya, yaptığımız yanlışları doğru olarak görmeye başlarız. Kur'an-ı doğru ve anlaşılır bir şekilde okumaya başladığımızda bizler için gereken yol azığının orada var olduğunu göreceğiz. Hatta bizlerle aynı hatalar üzerinde ısrar eden toplumların nasıl ve neden helak edildikleri bilgisine de sahip olacağız. Unutmamalıdır ki, her insan kendi yaşadığı çevre ve zaman dilimi ile kendi kapasitesi ve konumu ile imtihandadır.

Böylelikle İlah ve Rabb kavramlarını yüzeysel de olsa tanımış olduk. Belki de bunlar zaman içerisinde unutulmaya yüz tutan ya da farklı manalar yüklenmeye çalışılan kavramlardı. Bu vesile ile bizler de yeniden bu kavramları hatırlamış olduk. Nasıl düşünürsek düşünelim, nasıl bir hayatı kendimize yol azığı yaparsak yapalım bizden sonra da bu kavramlara doğru şekilde tutunup yol alan kardeşlerimiz olacaktır. Bizlerin hayatında olumsuz değişiklikler meydana gelse de, inandığı gibi değil yaşadığı gibi inanan insanlar olup çıksak da Kur'an'ın ilahi söylemi dünyanın sonuna kadar geçerli olacaktır. Ve o vahye tutunup kurtuluşa doğru yol alan, arkalarında şahidler, taşıyıcılar bırakacak muvahhitler de her zaman var olacaklar.

Selam ve dua ile…

694
YORUM LİSTESİ
f çınar 20-08-2010, 02:33:04
rab ve ilah kavramını çok güzel anlatmışsınız birde halka anlata bilsek insanların kendilerine ne kadar çok rab ve ilah edindiklerini göstere bilsek.en azından bizlerin üzerinden de vebal kalkar insanların şu mübarek günlerde hurafeler le dolu hadis veya menkibelerle dini öğrenmeye çalışıyor olmaları çok kötü birde rabbi rabbimizi anlatsalar acaba anlatanlar önce kendimi korkuyor rab kavramından selam ve dua ile
 
fikret 15-08-2010, 10:35:51
mekkeli müşriklerde ilk etapta baktığımızda çok fazla şey istemiyorlar.bir kaç taviz.ama işte rab kapı gibi suratımıza çarpıyor.karışan allah.selam ve dua ile
 
mehmet maksut 11-08-2010, 19:18:08
Allah razı olsun keke . rabbim imtihanımızı kolaylaştırsın ve imtihanın hakkını verenlerden eylesin.
 
nco1 05-08-2010, 17:54:11
Allah razı olsun.
 
ademoğlu 30-07-2010, 19:21:01
Yolunda ve hükümranlığını kabul edip ondan başkasına boyun eğilmeyen Rahman olan Allah a hamd olsun.yorumum yayınlanmamış ben de yenisini yazdım.
Kurani hayatı yaşamayı ilke edinen olarak
Allahın rabbaniyetıne inan gayretli müslümanlar islami hayatı yaşarken Leilehe illallah kavramını tam olarak yaşamadan asla taviz vermeyelim sözler yaşamlarda ne
kadar önemliyse asıl olan hayatlarda ki net duruşlardır kişilerin fertlerin ulihiyet
çizgisinden uzaklaştırmak ve bu amacla yola cıkanları red edip omların cematlerini topluluklarını islami hayatlara sokmamak için gayret edelim.
keki Allah razı olsun.
 
salih 29-07-2010, 22:45:48
rahman ve rahim olan Allahın adı ile
fransalı insanları tebrik ediyorum cünkü günümüz müslümanlara cok yerinde ve dogru birisim bulmuşlar(pratik müslüman) bu fransada kullanılan bir kelime sanırım ama sınırları aşan bir isim dünyayı kaplayan bir kavram olumuş Allah razı olsun elinize saglık s.a
 
ilyas metin 27-07-2010, 18:29:24
Hikmet kardeşim bizlere İlah ve Rab kavramlarını hatırlattıgın için teşekkurler.
Gerçektende bu kavramlara farklı anlamlar yüklenyen kimselerin arttıgı bu zamanda ,bu anlamda birileri kendilerini gözden geçirir ve ıslah olurlar inşallah.
^^ne mutlu dogru sözü işitipte ona kulak asanlara^^
selam ve dua ile
 
Said Alioğlu 27-07-2010, 16:23:04
Hikmet kardeşimden önemli bir yazı. Allah(cc) kendisinden razı olsun. Kendisinin de belirttiği gibi "Hevasını ilah edineni gördün mü" ayeti herşeyi açpaçık ortaya koymaktadrı. Buradan yola çıkarak günümüz 'müslüman'larının neredeyse önemli bir bölümü azimeti bırakıp ruhsat adı altında taviz olgusunu kendilerine şiar edindiklerinden dolayı dini öyle bir kolaylaştırma yoluna girmektedirler ki, neredeyse din tanınmaz hale gelecek!
Yok yeni bir söylem, yok yeni bir dil vs. diye, diye kendilkerini İslam dairesinin dışına itecekler! Artık, yüzlerin hakikate dönük olması, o dönüklüğü Kur'an'la teyid ettirmesi gerekir günümüz Müslümanının! Zira hakikate yanlış ve batıl yollarla ulaşılamaz! Selamlar!
 
DİĞER YAZILARI

20/04/2012 - 15:51 MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK

14/03/2012 - 07:17 SINAVA DÂHİL OLMAK

14/02/2012 - 08:11 AŞK, SEVGİ, "SEVGİLİLER GÜNÜ"

12/01/2012 - 23:27 İNFAK: EN SEVDİKLERİMİZDEN

17/11/2011 - 21:26 AMERİKAN BAHARI

06/10/2011 - 09:22 OLUMSUZ BAĞIŞIKLIKLAR

15/09/2011 - 08:31 KISKANÇLIK/HASET

20/07/2011 - 23:11 KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

17/06/2011 - 11:17 İKİYÜZLÜLÜK

11/05/2011 - 11:18 BÜYÜKLENMEK

11/04/2011 - 13:10 DÜNYA SEVGİSİ

08/03/2011 - 01:10 "KAZA" VE "KADER"

06/02/2011 - 13:48 TUNUS VE MISIR AYAKLANMALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

01/02/2011 - 19:25 DÜRÜST ADAM, HIRSIZ ÜLKE

11/01/2011 - 22:29 İktibas Dergisi'nin 31. Yılı

16/12/2010 - 23:02 O gün

29/11/2010 - 19:13 SULANDIRILAN KAVRAMLARIMIZ VE GÜNDEMİMİZ

12/11/2010 - 11:59 KURBAN BAYRAMINDA İSLAM COĞRAFYALARI

19/10/2010 - 18:21 TEK DİN İSLAM

20/09/2010 - 14:19 MÜSLÜMAN OLMAM NEYİ GEREKTİRİR?

23/08/2010 - 12:20 UMRE İZLENİMLERİ

27/07/2010 - 12:09 RAB VE İLAH KAVRAMLARINI YENİDEN HATIRLAMAK

25/06/2010 - 10:28 İLK GÜNKÜ GİBİ OLABİLMEK

26/05/2010 - 10:29 AZ KALSIN MÜSLÜMAN KALAMAYACAKLARDI…

29/04/2010 - 11:51 MECNUN’UN DEVESİ

12/04/2010 - 10:58 "ESKİLERİN MASALLARI"

25/03/2010 - 11:43 GÖKYÜZÜNÜN ERİMİŞ MADEN GİBİ OLACAĞI GÜN

03/03/2010 - 17:24 KAVGAYI GÖRMEK GEREK

22/02/2010 - 08:15 GERÇEK TAKVA SAHİPLERİ

25/01/2010 - 15:04 DOĞRU DİN BİRDİR, DEĞİŞMEZ!

05/01/2010 - 10:39 İMANIN HAKİKATİ

15/12/2009 - 11:36 KÖKTEKİ BİLİNÇ

01/12/2009 - 10:22 HİCRET

30/10/2009 - 13:44 AHDE VEFA

04/10/2009 - 15:45 İÇİMİZDEKİ 'BEN'

08/09/2009 - 09:51 ORUÇ, "GIYBET"İ YOK ETMELİ

13/08/2009 - 17:52 RAMAZAN AYI KUR’AN AYIDIR

14/07/2009 - 00:05 ALLAH'IN İSİMLERİNİ EZBERLEMEK

18/06/2009 - 12:32 NUH'UN GEMİSİ

19/05/2009 - 22:37 EBU LEHEB’İN ELLERİ KURUSUN!

21/04/2009 - 00:19 SAHİPLİĞİ DEĞİL ŞAHİTLİĞİ OMUZLAMAK

14/04/2009 - 11:43 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM–2

24/03/2009 - 09:44 YOL AYRIMI

16/03/2009 - 09:34 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM

26/02/2009 - 12:09 28 ŞUBAT TAMAM, YA İÇİMİZDEKİ 28 ŞUBATLAR

08/02/2009 - 21:07 MÜNAFIKLAR HAKKINDA…

14/01/2009 - 10:44 ŞEHİD GAZZE

22/12/2008 - 22:00 SABIR GÜNLERİ

29/11/2008 - 12:45 ÖZGÜVEN İÇERİSİNDE YOL ALMAK

10/11/2008 - 12:29 YUSUF KISSASI VE DAVET METODU
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat