Evlerimiz mescit olmayacaksa, mektep olmayacaksa, medrese olmayacaksa, Kur'an okulu olmayacaksa, Kur'an neslinin yetişme ve yetiştirme yeri olmayacaksa, şirkin- zulmün -küfrün karşısında direnecek kaleler olmayacaksa, Darul Nedvelere karşı Darul Erkamlar olamayacaksa, inanın dostlar zulümler hep devam eder başımızda.
Toplumsal çürümelerin çok yoğun olarak yaşanıldığı bu dönemde, toplum olarak bu çürümeden herkes etkilemektedir. Her gün insanlar biraz daha bataklığa doğru gitmektedir. İnsanın huzuru, mutluluğu, geleceği ve ahlakı hep yanlış insan ve sistemler tarafından istismar edilmektedir. Bu duruma dur demek isteyen samimi Müslümanlarda maalesef bir şekilde toplumdan dışlanmaktadır. Farklı iftira ve kötülemelerle, kötülüklere dur demek isteyen insanlar hep fişlenmektedir.
Firavuni sistemlerini kurmak isteyen insanlar, tarih boyunca bu yöntemi hep uygulaya gelmişlerdir. Toplumunu ilahi hakikatlere çağıran Hz Musalar fitneci, fesatçı, toplumu anarşizme sürükleyici olarak nitelemişlerdir. Ama şu da bir hakikattir ki tarih boyunca firavunlara karşı hep Hz Musalar, Hz Harunlar ve Asiyeler olmuştur olacaktır.
Müslümanlar olarak Firavunların baskıları karşısında yılgınlığı değil; alternatifler aramak ve bu alternatifler içerisinde firavunlarla mücadele etmek mümin olmamızın gereğidir. Allaha iman etmiş ve kendilerine tevhidi şiar edinmiş insanlar hiç bir zaman firavunun baskılarına karşı, zilletli bir sükuti hale bürünemez. Firavunların amacına ulaşması için eylemsizlik ve sessizlikleriyle onlara yardımcı olamaz.
Yaşadığımız dönem firavunun değil firavunların yaşadığı bir dönemdir. Bu firavunlarla mücadele etmek, onları rahatsız etmek onlara karşı Hz Musa’nın Hz Harun’un ve Asiye’nin misyonunu üstlenmek bizim görevimiz olmalıdır. Bu görevimizi ihmal etmemiz, kendimizi ve neslimizi kendi elimizle imha etmemiz anlamına gelir.
Firavun ile mücadele etmeye başlayan Hz Musa (as) firavunun karşısında mücadelesini izzetlice vermiştir. Verdiği mücadele sonucu firavunlar tarafından baskılara maruz kalmıştır. Baskıların yoğun olarak hissedildiği bir dönemde Allah, Hz Musa aleyselama ” Biz de Musa ve kardeşine; kavminiz için Mısır da evler hazırlayın ve evlerinizi yönelinecek kıble, namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın.( ey Musa, size uyan )müminleri ( zaferle )müjdele! Diye vahyettik.”( Yunus süresi 87) diyerek yol göstermiştir.
Allahın; firavuni baskılar uğrayan kullarına gösterdiği yol bizim için çok manidardır. Zira Allah baskılara maruz kalan kullarına yılgınlığı, korkuyu, ümitsizliği ve teslim olmayı değil; direnmeyi, yeni bir var oluş gerçekleştirmek için evleri ve evlerde yapılacak olan şeyleri bize bildirmektedir. Firavunun veya firavunların hâkim olduğu yerlerde, evlere sahip çıkmamızı ve evleri Allaha yönelinen yerler kılmamızı istiyor.
Maalesef bugün Firavuni baskılara karşı alternatif konumda olabilecek olan evlerimiz, ihmallerimiz neticesinde korunaksız hale gelmiş ve baskıcı sistemlerine karşı alternatif olamamıştır. Bu konuda maalesef biz Müslümanların çok büyük eksikleri bu gün halen devam etmektedir. Evlerimizi; Allah’ın isminin anıldığı, Kuran’ın hâkim olduğu, küfün, şirkin zulmün kaldırılması için hazırlıkların ve çalışmaların yapıldığı yerler olarak hazırla(ya)mıyoruz. Bu hazırlıkları yapmadığımız için veya evlerimizi ihmal ettiğimiz için birçok sıkıntıya maruz kalmaktayız. Evlerimiz bile bizim için güvenin ve huzurun yuvasına dönüşmemektedir.
Firavuni sistemlerin varlığı ve söz sahibi olmaları sonucunda ortaya çıkan sıkıntılarla nasıl baş edeceğiz, mücadelemize nereden başlayacağız sorusuna evlerimizden cevabını vereceğiz. Evlerimizi otel ve lokanta vb konumdan çıkarıp Kuran’ın okunulduğu yaşanıldığı, davet çalışmalarının yapıldığı mescit haline getirirsek o zaman bir nebze olsun kurtulabiliriz. Bu noktada evlerimizin Darul Erkamın fonksiyonlarını icra edecek şekle getirmeliyiz. Evlerimizi nefsin ve karnın doyurulduğu yerlerden önce ruhların doyurulduğu, huzurun Kuran’la hâkim olduğu mektepler haline dönüştürmeliyiz.
Evlerimizde Allaha karşı gösterdiğimiz hassasiyet bizim İslam’i duyarlılığımızı gösterir. Kuran, insanın ve toplumun inşa sürecini hep içten başlatmıştır. Bu konuda Rad süresi 11 ayet önemlidir. Eğer Kuran’ı hayata tatbik edip hâkim kılmak istiyorsak buna önce kendi özelimiz olan evlerimizden başlamalıyız. Kendi evine Kuran’ın kurallarını uygulatamayan bir insan; Kuran’ı okuluna, mahallesine, sokağına, şehrine ve ülkesine hâkim kılamaz. Evlerinde başlamak üzere şirke, küfre, zülme ve taguta karşı mücadele veremeyen insanlar emin olun ki toplumda da bunlara karşı hakkıyla mücadelesini veremez.
Evlerimiz toplumun kuran ile inşası için ihmal edilmeyecek kadar önemli karargâhlardır. Bu konuda tevhidi Müslümanların kendi evlerine karşı duyduğu duyarsızlıklar çelişkiden başka bir şey değildir. Dava delisi olarak dışarıda tanınan, bilinen insanların evlerinde ki durumları ve ailevi hayatları içler acısı… Başkalarının hidayeti için gösterdiği gayret ve çalışmaları maalesef evinde gösteremeyen bazı Müslümanların eksiklikleri bizlere çok acı bir tablo olarak geri dönmekte. Dışarıda geleneksel din anlayışına karşı duran Müslümanlar, kendi evlerindeki ilişkilerini geleneğe teslim etmekte. Modernist kültüre ve ahlakına karşı çıkan insanların kendi evindeki modernist kurbanlara uzan(a)mamasını nasıl izah edeceğiz bilmiyorum. Dışarıda, çalışma ve müfredatları uygulamak için uğraşan bu kardeşlerimizin aynı müfredatları evlerinde uygulamamalarını doğrusu anlayamıyorum.
Evlerimiz mescit olmayacaksa, mektep olmayacaksa, medrese olmayacaksa, Kur'an okulu olmayacaksa, Kur'an neslinin yetişme ve yetiştirme yeri olmayacaksa, şirkin- zulmün -küfrün karşısında direnecek kaleler olmayacaksa, Darul Nedvelere karşı Darul Erkamlar olamayacaksa inanın dostlar zulümler hep devam eder başımızda. Hayatımız Firavunların zulümlerinin mazlumları olarak hep devam eder.
Evlerimiz, çocuklarımızı toplum hayatına hazırlayan, toplumdaki küfürden ve şirkten etkilenmeyecek şekilde onları tevhidi özelliklerle şuurlandıran; sevgi, saygı, fedakârlık ve birlik yuvası haline gelmelidir. Aile yuvası okuldur, mescittir, huzur evi ve çocuk yuvasıdır. Hammadde halindeki küçük yavruların her yönden büyümesini sağlayan, onların şahsiyet sahibi bir insan, Allaha kulluk bilincine ulaşan bir Müslüman ve İslam toplumunun sağlıklı bir üyesi olmaları için onları yetiştirip geliştiren bir fabrikadır. Daha doğrusu böyle olmalıdır. (Ahmet kalkan)
Yeri gelmişken şunu da ifade edelim ki İslami çalışmaların merkezi evlerimizken maalesef son zamanlarda bu çalışmalar farklı yerlere çekilmiştir. Artık evlerimiz İslami çalışmalara kapatılmıştır. Bunun yerini dernek vb organizmalar almıştır. Her şey derneklerde görülür hale gelmiş. Buralar evlere alternatif değildir. İşlev olarak evlerin yerini tutamamaktadır.
Evlerimizin; kendimizi ve çoluk çocuğumuzu cehennem ateşinden korunuldugu( Tahrim 6 ) güven ve huzurun bulunulduğu ( Nahl 80)Allahın kitabının okunulduğu ve hikmetinin hatırlanıldığı (Ahzap 34) evler olmasını arzulamalıyız. Bu arzuya ulaşmak için tekrardan evlerimizi kuranın ve islamın uygun gördüğü şekilde konumlandırmalı ve Allahın boyasına büründürmeliyiz
Evlerimizin; kendimizin ve çoluk çocuğumuzun cehennem ateşinden korunulduğu (Tahrim 6), güven ve huzurun bulunulduğu (Nahl 80), Allahın kitabının okunulduğu ve hikmetinin hatırlanıldığı (Ahzap 34) evler olması duasıyla.
abi epey oldu yazınız degişmedi.özledik sizi abi yazınızı bekliyorum
mehmet maksut
19-06-2010, 17:05:11
konyalı kardeşim selam aleyküm.
Sanırım sorunuzun cevabını yazıda bulabilirsiniz.
Hz Nuh ve Hz lut peygamberinde eşleri iman etmemiş ve eşleriyle aynı mücadelede bulunmamışlardır.Ama onlar kendilerini tevhid ile ilahi mesajlarla donatıp hem aile içinde hemde toplumsal hayatta islami davet ve egitim faliyetlerini yürütmüşlerdir.Yaşadıgınız durum belkide aile ile imtihanınızdır.Bu konuda sizler hem eşinize karşı hemde çocuklarınıza karşı davet görevinizi onların anlayabilecegi bir şekilde yapabilirsiniz.Bu görevlerinizi yaptıktan sonra Rabbim neyi takdir etmişse o olur.Sizler kuranı ve mesajını hakkıyla öncelikle eşinize en güzel şekilde anlatırsanız inşallah rabbimizin yardımıyla hidayetine vesile olursunuz.Tabi bu arada çocuklarıda ihmal etmemek şartıyla...
Degerli kardeşim durumunuza tam olarak vakıf olamadıgım için ancak bu kadarını ifade edebilirim.Siz yinede etrafınızdaki tevhidi müslümanlardan yardım alabilirsiniz.Bizlerde inşallah dualarımızla yaşadıgınız sıkıntının giderilmesi için rabbimize niyazda bulunuruz.
EN GÜZEL SELAMLARLA SELAMLARIM SİZİ VE AİLENİZİ
bir garip dosttan konyalı kardeşime
19-06-2010, 17:01:21
cevap birde yazılanlar bir model örneklikti ikinci gereken ise bunları kapsayan olan iman ailesi aşağıdaki yazı alıntıdır
En büyük aile: İman ailesi
Muhatabına model ailelerin hayatlarını sunan Kur’an, aslında muhatabının hayatında o modelleri inşa etmek istiyordu. Bu anlamda vahyin ilk inşa ettiği kişi onun ilk muhatabı olan Rasulullah idi. O bu modelleri kendi hayatına uyarladı ve kendisi de tıpkı Hz. İbrahim ve ailesi gibi bir model (usvetun) olarak gösterildi. O sadece örnek şahsiyet olarak değil, örnek aile olarak da mü’minlerin modeli idi. Belki, tecrübeli bir koca ve baba olduktan sonra risalete muhatap kılınmasının altında yatan hikmet de buydu. Hz. Muhammed sadece bir koca ve baba olarak değil, bir yeğen, bir damat, bir kayınpeder, bir dede konumunda ve akrabalığın daha birçok alanında örneklik etti. Ailesini örnek bir aile olarak yetiştirdi ve bu örnekliği de gelecek kuşakların istifadesine açmaktan kaçınmadı. Bu yüzden onun aile hayatını kendi ailemizin hayatından daha ayrıntılı bilme bahtiyarlığına eriştik.
O, aileyi kan bağıyla sınırlı tutmadı. Nasıl ki, kıyamete kadar gelecek tüm mü’minler Hz. İbrahim’e “iman ailesi” kılınmıştı... Nasıl ki, biz namazlarımızın tahiyyatında kan atamıza duadan önce iman atamız olan Hz. İbrahim’e dua ediyorduk... İşte Hz. Muhammed de tıpkı öyle yaptı. Kan ve ırk yönünden yedi kat yabancı olan İranlı Selman’a “Selman bizdendir, ehl-i beytimizdendir” diyerek, ailenin sınırlarını iman bağını kapsayacak şekilde genişletti. Aslında Nebi’nin “Peygamberler miras bırakmaz” sözünü, zımnen “Peygamberin mirası risalettir, onu da büyük ailesi olan ümmetine bırakmıştır” şeklinde anlamak yanlış olmasa gerekti. Aynı hassasiyeti öz kardeşini Bedir esirleri arasında görüp “Şimdi benim kardeşim (şu an Allah’a karşı savaşan) sen değilsin, seni esir alan bu kişi!” diyen Mus’ab b. Umeyr’de de görüyoruz.
“Mü’minler ancak kardeştirler” ilahi düsturu, zaten iman eden herkesi kardeş olmaya mecbur kılıyor. Bunun bir başka ifadesi daha var: İman ailesine dâhil olmak. Buna Allah Rasulü’nün “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız” hadisini de ilave etmek gerek. Bunun anlamı şudur: Vahyin yeryüzündeki hedeflerinden biri, aynı iman etrafında dünyanın en büyük ailesini oluşturmaktır. Vahyin bu hedefini, kökü cennette olan ve dalları dünyaya ağan bir tûba ağacına benzetebiliriz. İşbu ağacın çekirdeği aile, düşmanı tefrika, güneşi vahdet, suyu merhamettir.
İslam itikadında tevhidin yeri ne ise, İslam cemaatinde vahdetin yeri de odur. Her aile, tevhid bilinciyle vahdete doğru atılmış mübarek bir adımdır.
İNSAN ANCAK TEENNÜS ETTİĞİNDE “VAHŞİ” OLANA MENSUP OLMAKTAN ÇIKIP “İNSİ” OLANA MENSUP OLUR. ZİRA O “SOSYAL BİR CANLIDIR.”
AİLE; BİRBİRİNDEN DESTEK ALAN, BİRBİRİNE DAYANAN VE YASLANAN, BİRİNİ ÇEKİNCE DİĞERİ AYAKTA KALAMAYAN BİRDEN FAZLA UNSURUN BİRLİKTELİĞİDİR.
ZEVC; BİRİ DİĞERİNİN YERİNİ TUTMAYAN VE BİRBİRİNİ BÜTÜNLEYEN İKİ UNSUDAN HER BİRİDİR.
TESETTÜR EMRİ BİR “GİYİNME” DEĞİL, BİR “ÖRTÜNME” EMRİDİR. İÇİNDE TESETTÜR ŞUURU OLMAYAN BİR GİYİNME, KOLAYCA TEŞHİRİN TAMAMLAYICI BİR UNSURUNA DÖNÜŞEBİLİR.
HZ. PEYGAMBER VAHYİ İLK ALDIĞINDA “SOKAĞA” DEĞİL “EVE” DÖNDÜ. ÇÜNKÜ EV “NEREDEN BAŞLAMALI?” SORUSUNUN TAM CEVABIYDI.
EZVAC BİRİ OLMADAN DİĞERİ OLMAYAN, EZDAD İSE BİRİ OLUNCA DİĞERİ OLMAYANDIR. MODERN AKIL EZVAC OLAN KADIN-ERKEK ÇİFTİNİ EZDAD HALİNE GETİRME GAYRETİ İÇİNDEDİR.
garip bir dosttan konyalı kardeşime
19-06-2010, 16:56:51
aile konusu kuranın bir çok yerinde kuranda model aileler örnekliği vardır aşağıdaki yazı alıntıdır
Vahyin kavram dünyası içerisinde analık sadece kan bağı ile sınırlı bir alanda kullanılmaz. “Anne” kelimesinin karşılığı olan umm kökü, kan bağını aşarak din bağını da kapsar. İslam’ın büyük ve evrensel ailesini ifade eden “ümmet” kavramı öyledir. Ümmet, insanlığa ana gibi şefkatli, ana gibi merhametli, ana gibi yar ve yardımcı bir lider topluluk idealini ifade eder. Ümmetin liderine verilen “imam” da yine aynı kökten türetilmiştir. “Önder, rehber, lider, başkan” anlamlarına gelen imam kavramının dilsel vurgusu, güç ve otoriteye dayalı siyasal bir makam olmaktan çok, şefkat ve merhamete dayalı ahlaki bir makam vurgusudur.
Kur’an örnek ve model şahsiyetlerden söz ettiği gibi örnek ve model ailelerden de söz eder. Al-i İmran suresinin 33. âyeti şöyledir: “Şüphe yok ki Allah Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini, İmran ailesini kendi çağının insanları arasından seçerek üstün kıldı.” Âyette iki fert, iki aile seçiminden söz edilmektedir. İlki Âdem’in seçimidir. Bu, esasen Âdemoğlu’nun seçimidir. Âdemoğlu, tüm canlı türleri içindeki bir beşerken, seçilerek akıl ve iradeyi temsil eden ruh üflenmiş ve ilahi emaneti taşıma sorumluluğu verilmiştir. Sözün burasında Âdem’in tevbesinin kabulüne verilen ödüllerden birinin de “eşi” olduğunu hatırlamak gerek. Mesaj açık: Âdemoğlu yitik cennetine kavuşmak istiyorsa, önce “ailesine” kavuşmalıdır. Hz. Nuh tüm insanlık içerisinden seçilerek ilahi risaletin ilk halkası olma sorumluluğu kendisine verilmiştir. Gelelim iki ailenin seçimine.
Âyetteki iki aileden ilki “İbrahim ailesi”dir. Bu aileyi oluşturan Hz. İbrahim, onun eşi Sare, oğlu Hz. İsmail, onun annesi Hz. Hacer, son oğlu Hz. İshak, yeğeni Hz. Lut’un kıssaları Kur’an’da nakledilir. Fakat Hz. İbrahim, Hz. Hacer ve Hz. İsmail’den oluşan çekirdek ailenin kıssaları yaşanıp bitmiş ve tarihte kalmış bir anı olarak bırakılmamıştır. İbrahim ailesi’nin hayatı binlerce yılı aşarak tüm müminlerin hayatına hac ibadetiyle taşınmıştır. Adeta hacca giden herkese, bu model ailenin rolünü bir kez daha canlandırma ve kendi şimdi ve buradalarına taşıma teklif edilmektedir. Hacca giden herkesten, baba ibrahim’i, anne Hacer’i ve oğul İsmail’i kendisine çağdaş kılması istenmektedir. Bu, İbrahim ailesinin ürettiği dillere destan örnekliğin Allah tarafından kabulünün bir ödülüdür. Bu ilahi ödül üzerinden tüm zamanların mü’minlerine kendilerinin de böyle model aileler üretmeleri öğütlenmektedir.
Âyette örnek gösterilen diğer aile “İmran ailesi”dir. En geniş anlamıyla Dede İmran, anneanne Hanne, kız Meryem, torun İsa, teyze Elişa (Elizabet), kocası Zekeriya ve onun oğlu Yahya’dan oluşan bir aile. Bu ailenin çekirdeğini oluşturan Hz. Hanne, Hz. Meryem ve Hz. İsa üçlüsünün kıssası, Kur’an tarafından rehberlik meselesine bir çözüm olarak sunulmaktadır. Bu üçlünün kıssası “üç kuşakta adayış” kıssasıdır. Allah’a adamak ve adanmanın ödülünün Allah tarafından özel bir terbiye ile yetiştirilmek olduğunu öğreten bu kıssa, muhataplarına “Beni kendinize çağdaş kılın! Beni kendi zamanınızda yeniden üretin!” diyen mesajlarla doludur.
konya
18-06-2010, 14:18:10
S A KARDEŞ İYİ SÖYLEMİŞSN HOŞDA PEKİ ASİYE GİBİ BİR EŞ YOK SA LUT AS EŞİ GİBİ BİRİ VARSA OZAMAN NETCEZ ÇOCUKLARIMIZ I NASIL MUHAFAZA ETCEZ BEN URAN ANLATIYOM O LAİKLİK ANLATIYO BUNA DA YORUM YAZARSANIZ SEVİNİRİM S A A E OLUN
şahin
17-06-2010, 12:07:26
kardeim diline saglık Allah razı olsun yazılarının devamını diliyorum s a
alper
12-06-2010, 13:56:24
Allah razı olsun agabey . yine kederli bir yürekle yarınlara dair beklentini yazıya aktarmışsın.Allah yolunda rabbim sana güç kuvvet metanet versin.
Said Alioğlu
11-06-2010, 18:23:51
Maksut kardeşimin zihnine, diline ve kalemine sağlık. Çok güzel bir çalışma olmuş. Hayattan kopmadan, şahidliğimizi iptal etmeden, ilkelerimizi koruyarak Medinelerimiz bir numune-i timsal misali evlerimizde kurmak en önemli görev olmalıdır. Hayya alal salah. Selamlar. Bırayén héja xweda te bıhéle...
Coşkun Uzun
11-06-2010, 10:51:42
Yürekten bir amin diyorum kardeşimin özlem ve dualarına.
Evlerimizi;
İşgal ve tahripten kurtarmak,
Dirilterek dirilmek,
Kurtararak kurtulmak,
Doğrultarak doğrulmak,
Özgürleştirerek özgürleşmek,
İstikamette tutarak istikameti korumak
için
HAYDİ EVLERİMİZE!
M.emin DeMiR
10-06-2010, 19:43:35
ÖNCELİKLE DARUL ERKAM BİR KÜLTÜRDÜR VE BU KÜLTÜRÜN BİZİM OLDUGUNU İYİ BİLMELİYİZ.
EVLERİMİZİN HER BİRİ DARUL ERKAM OLDUGUNDA NASIL EBU CEHİLLERİN EBU LEHEPLERİN SALTANATLARININ SALLANACAGINIDA BİLİYORUZ ONUN İÇİN ONLARIN SALTANATINI TÜMÜNDEN YOK ETMEK İÇİN YENİ BİR İNŞA İÇİN EVLERİMİZ DARUL ERKAM SLOGANIYLA BAŞLAMALIYIZ.ALLAH RAZI OLSUN.