Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
BİR “YILDIZ” DAHA KAYDI ARAMIZDAN
Hüseyin ALAN - 27/05/2010 - 13:11
Bahaddin Yıldız bir tarihtir, bir uzun dönemin bizzat tanığı olarak... Onca badirelerde ve değişimlerde geriye düşmeden ayakta kalmış, ahlaki zaafa uğramamış, standardını bozmamış ve hayalini her daim korumuş bir yiğitti o. Çocuklarımıza gösterebileceğimiz bir kahramanlık örneği olarak yaşadı ve aramızdan ayrıldı.

Yaklaşık kırk yıllık bir geçmişin birikimi, yılmaz bir azmin sembolü, adanmış bir kişiliğin örnekliği, netleşen İslamcı çizginin bir müdavimi olan Bahaddin, arzusu istikametinde ümmetin garip diyarı Afganistan’da tamamladı ömrünü. Bir gruba dâhil, bir camiaya ait olmanın yanı sıra İslam ümmetinin bir evladı olmanın bilincinde ve sorumluluğunda olarak oradaydı bu defa da.  

“Anadolu’nun birçok yerinden çeşitli vesilelerle İzmir’e gelmiş, burasını mekân etmişiz. Artık İzmirli olmuşuz her birimiz. Şu memlekette yapılacak bir şey varsa eğer bunu bizler başlatmalı, bizler sürdürmeli, diğer yapılan hayırlı işlere omuz vermeli ve arkadan gelen gençlere örneklik etmeliyiz. Bu konularda güzel bir gelenek oluşturmalıyız” derken tehlikesinin farkında olduğu hemşericilikten, kavim ve bölgecilikten, grup asabiyesinden uzak durmayı, onun yerine iman temelli ümmeti oluşturabilmeyi kast ettiğini düşünürdüm.  

Elbette o da birilerinin evladı, eşi; birilerinin babası, amcası idi. Hatta kimilerinin hemşerisi, okul arkadaşı veya uzun yıllar birlikteliklerini sürdürdükleri dostlarının vefalı bir dava kardeşi idi. Ama artık o, bütün bu bağların üzerinde ümmetin yiğit bir evladı olarak şanlı yerini almış, ümmete mal olmuştur.

Çok azımızın becerebildiği, grup bağlılığı ve aidiyetini sürdürmekle birlikte yeri geldiği zaman bunların fevkine çıkabilen, diğerleri ile selam hukukunu sürdürebilen ve her zaman farklı çalışma yapanlara olan sıcaklığını devam ettirebilen güzel özelliği iledir ki, ümmetin yiğidi olmak gibi bir sıfat ona çok yakışır.  

80’lerin kasvetli ortamında mecbur kalıp çıktığı yurtdışı gezilerini, fırsat ve imkân bulduğu her zaman devam ettirdi. Ümmetin başka parçalarını, onların yerel şartlarını, mücadele tarzlarını ve aralarındaki rekabetleri, yakından öğrenme fırsatı bulmuştu. Dini telakki, usuli bakış, içtihadi zenginlikteki çeşitliliği ve hatta bölgesel bağnazlıkları biliyordu. “Oraları da buralara benziyor” der, çoğu tutum farklılıklarını kıyaslardı.  

Her yerin kendisine has özelliklerini tanımak ona bir zenginlik katmış, vukufiyetini ve ferasetini artırmıştı. Oralarda karşılaştığı diğer Müslümanlarla iletişim kurmakta zorlandığı zamanlar, Arapçaya hâkim, literatüre vakıf olamamanın sıkıntısını hissettiğini söylediği her zaman, ülkesinin devrim kanunlarına veryansın ederdi. Bir gecede cahil bırakılmanın, başsız buyruksuz kalmanın, ümmetten kopartılmanın ne demek olduğunu yaşayarak öğrenmişliği ile anlatmaya çalışır, asıl hasmımıza bu gibi vesilelerle dikkat çekerdi. 

İslamcı ümmetçi çizginin 80’lerin ilk devrelerinde ortaya koyduğu “alamet-i farika” sı sayılan demokrasinin ve laikliğin sapkınlığına hükmederek “memuriyet” yapılamayacağı, “Cuma” kılınamayacağı, mescitlerin “dırar” olduğu ilkeleri, karşı duruş olarak ona uyar, o vesile ile Kemalizm’e karşı koyduğu mesafeyi hep sürdürürdü. Karşı olmak ve hasmını bellemek bakımından derin bir İslami aidiyet bilinci oluşturan bu ve benzeri tutumların, zaman içinde kendini ifade etmede eksikliği fark edilince, denklemin bir tarafı zaafa uğramıştı. Bu kifayetsizlik onda ahlaki bir dönüşüme, savrulmaya ve taraf değiştirmesine yol açmadı. 

Sözünden ve duruşundan dönmediği için devlet işlerine bulaşmayan, siyasetin ve iktidarın rantına bel bağlamayan, onlar üzerinden hesap tutmayanlardandı. Tam olarak böyle ifade etmese de bilirdim ki; karşı olduğu sistemden beslenmek, onun imkânlarını bir biçimde kullanarak bir yere varmak yerine temiz kalmayı, mevcut imkânlarla mücadelesini sürdürmeyi yeğledi. Bir yerlere gelip birileri için “bir şey” olmaktansa, hiçbir yere göz dikmeden adam gibi kalıp Allah için “çok şey” olmaya baktı. 

Müslümanlar, insanlık için en yüce ahlaki ve siyasi değerleri savunan ve temsil eden insanlardır. Zenginliği bulup etrafa zenginlik dağıtan, huzuru bulup etrafa huzur yayan insanlardır. Bu değerlerden amaç, zillet ve zulüm yayan iktidarlardan ve sistemlerden kendini koruyup, insanların ve toplumun hayatını, izzet ve adalet ekseninde değiştirmektir. Buna rağmen Müslümanlardan olduklarını söyledikleri, bu amaçlarla yola çıktıkları halde, bu değerlerle bir hayat sürmesi gereken nicelerinin amaçlarının, aslında kendi zenginliğini ve iktidarını kurmak olduğunu yaşayarak gördük. İkimizin de yaşı müsaitti bu sapkınlığı ve tecrübeyi değerlendirmeye. Sık sık da dertleşirdik bu konularda. Bu durum sadece içerde, bize mi hastı sanki? ü

Bir gece “selamun aleykum kardeş” diye başlayan ve epeyce hüzünlendiği anlaşılan, dert kokan bir mailini, daha birkaç ay önce yollamıştı Almanya’dan:

“Feryat eder gibi naat söyleyen bir İranlı kadını dinliyorum, dönüp dönüp. Kızım Meryem; baba bu ne diye gülüyor! Ben mi; nedense, yalnız kalınca ağlıyorum.

Diktatörleri devirip zulümleri kaldırmak için bitmeyen bir aşkla, anlatılamaz acılara katlanan ve bu uğurda ölenler, yeni şahlar için yapmadı bu fedakârlıkları.

Ve her yerde yeni krallar çıkıyor karşımıza. İran’da bir seçimle bile imtihan edilmekten korkanlar, şu anda on binleri zindanlarda tutuyor. Afganistan ayrı  bir âlem… Sıffinde sayfalar mızrakların ucundaydı… Şimdikilerin elbiseleri ise ayetten dikili: yanlış diyenler, dinsiz oluyor!

Karıncanın taşıdığı  suyun kıymetini bilen mantık ve insanları zulümler altında inletenlerin adı ve rengi değişiyor sadece…” 

Kardeşim benim, ne kadar da haklısın. Meryem’imiz de anlayacak büyüyünce, hepimizde öyle olmadı mıydı? Oysa yeni yetmeler diyorlar ki; iktidar kötü, iktidar bozuyor! O nedenle İslam devleti mi, geçin oraları. Varsa bireysellik yoksa savrulmuşluk, sözün nereye gittiğinin farkında bile değiller, hal bu işte! Neymiş; sizin nesil devlet, devrim diye diye savruldu, sonra da kötü bir imtihan verdiniz, diyorlar! Sonra da soruyorlar; şimdi nerede onlar, nerelere kayboldular? Hani derdik ya; var olan bir şey kaybolmaz aslanım, havada buharlaşıp yok olmaz! Demek ki, var olduğunu sandıklarınız gerçekte zaten yoklarmış. Mış da, fırsatını bulamamışlarmış garipler! 

Mal, servet, iktidar, güç, bizatihi kötü olan şeyler ve işler değildir. İyi ya da kötü olan, onlarla kurulan ilişkilerin niteliğidir, aslında. Ele geçirilince gurur, kibir ve tahakküm aracı olarak kullanılan bu şeyler, İslam’ın baştan reddettiği ilişki türleri değil miydi? Hani bizler diğerlerinden farklı olacak, onlara sahip olunca da örneklik edecektik? Bir insan hem Müslüman olacak hem diğerleri gibi olacak; hem zengin olacak hem servet yarıştırıp tahakküm aracı olarak kullanacak; hem iktidar olacak hem zalimlerden olacak, bu akla ziyan bir iş olmaz mı? Bu hal, hem Allah’a itaat ettiğini söyleyip hem de ona isyan etmek değilse, nedir? 

Herkes öyle değil aslında. İşin gerçeğine vakıf, olması gerekeni iyi bilenler, hedefi farklı tutanlar da var. Bu gün Halit Meşal’in, kardeşimizin bir mesajı düştü internete; Müslüman ülkelerden gelen yardım konvoylarına, yardım kuruluşlarına ve yardım edenlere teşekkür ediyor. Ekliyor ve diyor ki o; bizim yardıma çok da ihtiyacımız yok, bizim asıl istediğimiz Müslümanların kendi ülkelerinde “intifada” yı başlatmalarıdır.  

Sağ olsaydın da Meşal’in bu mesajını okusaydın! Ne kadar haklı değil mi? Devleti olmayan, ordusu ve donanması bulunmayan Müslümanlar kendi varlıklarını nasıl koruyacaklar, kardeşlerine nasıl yardım edecekler, hiç düşünmezler mi? Şu devlet tartışmalarının arkasında yatan gafletin bu manada bir yeri var mıdır? Sık sık derdin ya; hasımlarımızın yine oyununa mı geliyoruz nedir? 

Attığın mailde belirttiğin gibi Müslümanların başında olan devletler, iktidar sahipleri, Müslümanların dikkatinin nereye çekileceği hususunda mahir olmalılar. Bizleri başka şeylerle oyalıyorlar zahir, başka ne diyelim ki?  

Bahaddin Yıldız bir tarihtir, bir uzun dönemin bizzat tanığı olarak... Onca badirelerde ve değişimlerde geriye düşmeden ayakta kalmış, ahlaki zaafa uğramamış, standardını bozmamış ve hayalini her daim korumuş bir yiğitti o. Çocuklarımıza gösterebileceğimiz bir kahramanlık örneği olarak yaşadı ve aramızdan ayrıldı.  

İki yiğit şehidimizin sözlerini hatırlıyorum seni anınca; ”Küfre olan hasımlığım İslam’a olan hısımlığımdandır”. Bir taraftan özgürlük diğer taraftan barış havariliğine soyunmuş “tosuncukların” ortalığı kapladığı şu günlerde, dinini ve kendini ciddiye alan, hasmını ve hısmını bu nedenle iyi bilen, bu bilinci yitirmeyen ve buna uygun sahici bir yaşam biçimi üretmek için koşturan sevgili kardeşim, hayatının anlam örgüsü bu kaideye otururdu senin, bilirim ya. 

“Bir insan ki İslam’la tanıştıktan sonra, onun yolunda olmak ve uğrunda ölmekten daha izzetli ve şerefli başka ne ola ki?” Eyvallah kardeşim, İslam’la tanıştığından bu güne kadar hep o yolda oldun ve nihayet o uğurda şehit oldun. Ne mutlu sana ki; kralın, melikin ve devletin dininden, yolundan ve davasından yana olmadın. Buna karşılık Allah’ın dininden, yolundan ve davasından yana oldun hep. Hasmının ve hısmının ölçüsü açığa çıktı değil mi, anlayana ibretlik bir ders işte!  

İnanıyorum ki Allah’a verdiğin sözde durup onun yolunda, onun dini uğruna cehd ederek süsledin şehitliğini. Dini yaşayan bir örnek, ete kemiğe büründüren canlı bir şahit oldun. Darısı, verdiği sözde durup sırasını bekleyenlere olsun inşallah. Selam olsun tüm şehitlerimize ve sana. Allah’a emanet olasın sevgili kardeşim benim.

1311
YORUM LİSTESİ
Seven Bir Dost 10-06-2010, 12:34:14
Yıldızlara Tapmak: Eş-Şı'râ isimli yıldıza bazı Araplar tarafından tapıldığı bilinmektedir. Bunların, Huzâa kabilesi olduğu söylenir. Allah, bir ayette "Doğrusu, şi'râ yıldızının da Rabbi O (Allah)'dur." (53/Necm, 49) buyurmakla, böyle şeylere tapmanın bâtıl olduğunu bildirmiştir.
Hz. İbrahim'in tevhid mesajını ilettiği toplumun yıldıza, aya ve güneşe tapanlar olduklarını, Hz. İbrahim'in bunların ilah olamayacağına dair aklî deliller sunmasından anlıyoruz. Irak'ta yaşayan Kildanîlerin bu inancı ve bâtıl tanrıların durumları anlatılır ki, düşünülsün; bu tür şirkten vazgeçilsin (Bkz. 6/En'âm suresi 76-79. ayetler).
Fahreddin Râzi, heykellerden yapılmış putlara tapmanın, temelde yıldızlara tapmanın sembolü olduğunu ifade ederken, yıldızlara tapmanın özelliklerini de açıklar (bkz. Fahreddin Râzi, Mefatihu'l Gayb (Tefsir-i Kebir), c. 2, s. 134).
Bu tefsirde, zikredilen sayfada şöyle denilmektedir:
“Bazı müşrik insanlar, bu âlemin durumlarının değişmesinin yıldızların durumlarının değişmesine bağlı olduğuna inanmışlardır. Bu inançta olanlar, yıldızların durumunu gözetleyerek bu dünyada meydana gelen mutluluk ve mutsuzlukların, yıldızlardaki talihlerine bağlı olduklarına inanmışlardır. Onlardan bir kısmı, yıldızların varlıklarının zatları gereği olduğuna, bu âlemleri de onların yarattığına inanmışlardır. Yine onlardan bir kısmı, bu yıldızların en büyük ilahın mahlukları olduğuna, bu yıldızların da âlemin yaratıcısı olduğuna inanmışlardır. Birinciler, bu yıldızların gerçekte ilah olduklarına, ikinciler de onların, Allah ile insanlar arasında vasıta olduklarına inanmışlar, böylece onlara ibadet ve inkıyatla meşgul olmuşlardır. Sonra ise, yıldızların çoğu zaman gözlerden gizli olduklarını görünce, onlar namına bazı putlar edinmişler ve bu putlara ibadetleriyle de bu gök cisimlerini kast ederek ve yıldızların görünmeyen gölgelerine yaklaşarak putlara tapınmaya yönelmişlerdir. Derken zaman uzayınca, yıldızların isimlerini aradan çıkarıp sadece bu heykellere tapınmaya başlamışlardır. İşte bunlar, gerçekte yıldızlara tapan kimselerdir.
"Gök Tanrı" inancının çok eski dönemlerde kaldığı, artık güneşe, aya, yıldızlara kimsenin tapmadığı gibi anlayışlar, kesinlikle doğru bir yargı değildir. Şirk cephesinde yeni bir şey yok. Kur'an-ı Kerim de bu yüzden "güneşe ve aya secde etmeyin." (41/Fussılet, 37) demekte; günümüzdeki insana da bu mesajı iletmektedir. Türklerin Gök Tanrı'ları'nın çoktan ölüp tarihin çöplüğüne gömüldüğü anlayışının doğru olmadığı küçük bir sosyolojik tahlille anlaşılabilir.
Medyada; medyumlardan, falcılardan, astrologlardan yani modern müneccimlerden geçilmiyor. Boyalı basın dediğimiz, yazıdan daha çok resimlerin yer aldığı gazetelerin tümünde her gün burç ve fal köşeleri yayınlanmaktadır. Buralarda "yıldızınız diyor ki" , "burcunuz" , "elektronik burç falı" , "bilgisayarlı astrolojik fal" gibi köşelere ne demeli? (Bu hurafeler, irtica kavramına girmediğinden kimsenin bir şey dediği yok. Peki müslümanların da mı diyeceği yok?!)
Her sözümüze ve her kelimemize dikkat etme tavsiyesiyle, selam ve sevgiler…
 
Seven Bir Dost 10-06-2010, 12:28:53
Bu güzel yazıya, "Bir 'Yıldız' Daha Kaydı Aramızdan" başlığı güzelliği bozmuş. Sebebine gelince:
Günümüzde Yıldızı Putlaştırma: Açıkça kâfir olanların yanında, nice “müslümanım” diyen insan, hâlâ yıldızların, burçların insan kaderinde etkili olduklarına inanmaktadır. İki kişi, birbirleriyle iyi anlaşıp geçinemiyorsa suç onların değildir; sebep yıldızlardır: Yıldızları barışmıyordur da onun için. Birisi, ün mü kazanmıştır, talihi açılıp meşhur mu olmuştur; öyleyse onun yıldızı parlamıştır. Herkesçe sevildiği için onun yıldızı dişidir de o yüzdendir bu sempatiklik. Yok, itibardan düşer, ününü yitirerek eski şöhreti kalmazsa, sebep; onun yıldızı sönmüştür. Artık o yıldızı düşük biridir. Biri ölünce, onun yaşayışında etkili olan yıldızı, onu terk ederek başka diyara göçtüğü için o ölmüştür. O zaman bir yıldız kaydı denilir. Müneccimin, kâhinin; geleceği (her şeyi değilse bile, çok şeyi) bileceğine hâlâ inanılır ki, gelecekle ilgili değerlendirmelerde bulunanlara; “sen müneccim misin, nereden biliyorsun?” diye sorulur; 'adam sanki kâhin' denilir.

Yine, bu sapık düşünceye göre yıldızlar konuşur, vahyeder; onların rasülleri / elçileri ise astrologlar, medyumlar ve cincilerdir. Yıldızların konuşma dilini anlayan bu sivri akıllılar, bu mesajları "yıldızınız diyor ki...", "burcunuzun durumuna göre başınıza şu, şu gelecek" diye insanlara para karşılığı tebliğ eder ki, bu mesaja göre bilinçlensinler ve ona göre davransınlar.

Haberden, fikirden daha çok magazine yer veren, yani hangi sanatçı(!)nın karnı ağrıdığından, hangisinin ayakkabısın ne renk olduğundan bahsedip dört bir yanından resimleyen gazeteler, bir bahane bulup/uydurup çektikleri resim için yazacakları yazılarda bu iffetsizleri topluma örnek olarak lanse etmeye çalışırlar. Tabii televizyonların nice programında da göstere göstere ve haramları cilalayarak bu meşhur edilen sanatçılar konu edilirken onlar yere sığdırılamaz, göklere çıkarılır. Onlara yeryüzünde benzeyen eş varlıklar bulunamaz. "Yıldız"dır onlar, "star"dır, "sanat güneşi"dir. Bu sıfatlar, gök cisimlerine tapan topluluklardan miras kalan isimlendirmelerdir.

Biraz daha dikkat! Halkın, elfâz-ı küfür ihtimali olan bilinçsizse kullandığı deyimleri değil; bizi sorumlu tutmayacak doğru kelime ve kavramları kullanmak için, halkı ve Hakkı doğru tanıyanların daha bir özen göstermesini tavsiye ediyorum.
 
ademoğlu 30-05-2010, 20:56:30
Hüseyin abi bir kadeşliğin sersenişine içten
katılıyoruz.
insanların gün geçtikçe islami değerleri anlama ve yaşama noktasında tamamen kopma noktasındayken bu şahdet haberi bizlerin uyanıp bu kutlu yolu o mubarek insanlar gibi yaşayı mevla bizlerede nasip etsin.
 
yusuf 29-05-2010, 00:10:00
Ne mutlu kardeşimize ki müslümanlar onun tevhid mücadelesi esnasında can verdiğine şahitlik ediyor.ne mutlu ki Allah o kulunu müslümanlar içinde şehit olarak ilan ettiriyor.onlar sözlerini tuttular ve diğerleri de sıralarına beklemektedir.Rabbim bizleri de sözünü tutanlardan eylesin.mekanı cennet olsun.Rahman ona rahmet etsin.
 
ömer ali 28-05-2010, 14:43:31
S.a
Selam olsun hak yolda yürüyen ve yürüyüp de şehit olanlara.ONLAR Afgan dağlarının birer kır çiçekleriydiler. İki mücahit abimin şehitlik haberini okuyunca boğazım düğümlendi. Onların yeryüzünde islam adına yapılması gerekenlerin en iyisini yaptıklarına inanıyorum. ALLAH'tan kendilerine rahmet, sevenleri ve yakınlarına sabır niyaz diliyorum.
 
S. Ateş 28-05-2010, 13:34:23
"Ey iman edenler!Bağlandığınız ahidleri yerine getirin.(Maide Suresi/1) Selam olsun Allah yolunda, Allah'ın dini İslam uğrunda şehit olup dünyada sözünde sabit ve ahirette de ebedi Cennetlere layık olan kullarına. Darısı bizlere nasip olsun İnşallah. Tüm müslümanların başı sağolsun.
 
hikmet erturk 28-05-2010, 12:28:58
İnşallah şehid oldu.İnşallah Rabbiniz katında rızıklar içerisindedir.Mutlaka bizimde bu halini bilmemizi istiyordur.kendisini unutmayan Hüseyin Alan abimizin bu serzeniş ve dualarınıda duyuyordur.Her ndense bu kimseler hiç hatırlanmak istenmiyor.Zaten kişilerin samimiyetide bu gibi zor nlarda ortaya çıkıyor.Hüseyin abinin kardeşinin son yolculuğunda arkasından yazdığı bu yazılar gereçekten çok vefa yüklü.Kendisinde Allah razı olsun.Şehidimizin ailesine de baş sağlığı diliyorum.Allah sabırlar versin.
 
Ş. Hüseyinoğlu 27-05-2010, 20:52:13
Ne mutlu sözlerini değiştirmeyip, Rabbiyle yaptığı akde sadık kalarak yaşayıp bu hal üzere son nefesini verenlere. Zaten hayatın anlamı da bu değil mi?
 
Mehmet maksut 27-05-2010, 19:23:24
Ne mutlu o yıldızlara.Rabbım müslümanları hiçbir zaman yıldızsız bırakmasın.Yıldızların kıymeti kaybolunca beli olur. Gerçekten de öyle oldu.
Rabbim en güzel şekilde kendi yolunda ,insanlara yıldız olup karanlıkları aydınlatan bu kardeşimizden inşallah razı olmuştur...YILDIZINI KAYBEDEN TÜM MÜSLÜMANLARIN BAŞI SAGOLSUN...
 
DİĞER YAZILARI

16/01/2012 - 09:03 KENT TOPLUMU VE MÜSLÜMANLAR

24/11/2011 - 10:51 MEKKE'DE KADIN-ERKEK İLİŞKİLERİ VE AİLE

10/11/2011 - 09:46 CAHİLİYYE KAVRAMININ FARKLI KULLANIMLARI

18/10/2011 - 13:04 CAHİL-CAHİLİYYE VE MÜSLÜMAN-MİLLET (ÜMMET) İLİŞKİSİ

27/09/2011 - 11:40 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -VI-

25/08/2011 - 16:15 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -V-

11/08/2011 - 12:16 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -IV-

16/07/2011 - 09:46 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -III-

30/06/2011 - 22:44 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -II-

15/06/2011 - 23:32 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -I-

28/05/2011 - 08:42 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -VI-

13/05/2011 - 11:04 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -V-

23/04/2011 - 00:28 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -IV-

08/04/2011 - 06:34 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -III-

27/03/2011 - 09:53 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -II-

09/03/2011 - 23:46 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -I-

16/02/2011 - 18:19 MUCİZE KONUSU VE BİR MODERNLİK DEĞERLENDİRMESİ -II-

12/02/2011 - 13:55 MUCİZE KONUSU VE BİR MODERNLİK DEĞERLENDİRMESİ -I-

22/01/2011 - 21:59 Siyerin Gölgesinde - 5

27/12/2010 - 07:44 SİYERİN GÖLGESİNDE - 4

03/12/2010 - 18:06 SİYERİN GÖLGESİNDE-3

05/11/2010 - 11:28 SİYERİN GÖLGESİNDE - 2

19/10/2010 - 18:25 SİYERİN GÖLGESİNDE

24/09/2010 - 08:32 HALA “GÂVUR” MU İZMİR?

09/08/2010 - 16:51 KİFAYETSİZ TERCİHLER

27/05/2010 - 13:11 BİR “YILDIZ” DAHA KAYDI ARAMIZDAN

18/05/2010 - 13:13 İZMİR'İN YİĞİDİ

02/05/2010 - 23:40 ANAYASA TARTIŞMALARI ÜZERİNE

02/04/2010 - 16:55 NEYİN ŞAHİTLİĞİ?

26/02/2010 - 10:51 TEVHİDÎ STANDART

01/02/2010 - 15:57 LİBERALİZM VE MÜSLÜMANLAR

11/01/2010 - 21:00 DOĞRU OTURUP DOĞRU KONUŞMALI

03/11/2009 - 18:32 YOLA REVAN OLMAK

22/09/2009 - 19:52 BAYRAM
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat