Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
MÜ'MİN ZİHNİN TEMEL KODLARI
Şükrü HÜSEYİNOĞLU - 21/05/2010 - 18:39
Vahyin inşa ettiği zihnin ilgi alanı, kıyametin ne zaman kopacağı, cennet ve cehennemin nerede olduğu, meleklerin mahiyetleri gibi gaybi konular değil, ahiretin tarlası olan dünya hayatını nasıl ihya edebileceği, yeryüzündeki şirk, zulüm, sömürü, fısk ve fücura karşı tevhid ve adalet mücadelesinin nasıl sürdürüleceği, bu konuda Mü’minlerin üzerine düşen vazifelerin ne olduğu gibi hayat alanlarıyla ilgili konulardır. Kısacası, Mü'min zihnin ilgi alanı gayb âlemi değil, Rabbani imtihanın gerçekleştiği hayat alanlarıdır.

Zihniyet kavramını, insanların, varlığı ve hayatı algılama tarzı, hayatı okuma, anlama ve anlamlandırma biçimi olarak özetlemek mümkün. Kavramın, “İslami zihniyet”, “Müslümanca zihniyet”, “Batı zihniyeti”, “Haçlı zihniyeti”, “Emperyalist zihniyet”, “Siyonist zihniyet”, “Batıcı zihniyet”, “Baskıcı zihniyet”, “Kemalist zihniyet”, “Irkçı zihniyet”, “Sosyalist zihniyet” gibi belli bir dünya görüşü veya tutumu ifade eden kullanımları olduğu gibi, “CHP zihniyeti”, “Ak Parti zihniyeti”, “MHP zihniyeti”, “Tüsiad zihniyeti”, “Müsiad zihniyeti” gibi belli bir örgütlenmenin yaklaşımlarını ifade eden kullanımları da söz konusudur.

 

Bu yazıda, İslam’ın nasıl bir zihniyet inşa etmek istediğini, “İslami zihniyet” ve “Müslümanca zihniyet” gibi nitelemelerle ifade olunan vahiy merkezli zihniyetin Rabbimiz tarafından hangi temeller üzerine oturtulduğunu Kur’an’ın konuyla ilgili mesajları çerçevesinde ele almaya çalışacağız.      

 

Vahyin inşa ettiği zihin ve zihniyetin temel özeliklerini maddeler halinde özetlemek gerekirse, şu hususları belirtebiliriz:

 

1- Bilgi ve belgeye dayanmayı temel şart bilen, insanı neye niçin inandığı ve neyi niçin yaptığının bilincinde olmaya çağıran ve buna karşılık körü körüne taklidi ve zanna tabi olmayı reddeden bir zihni yaklaşımı ifade eder.

 

Kur’an vahyinin ilk vurgusu “okumak”, ardından “kalemle yazmak” ve “öğrenmek” olmuştur. İlk inen ayetler bu hususlara vurgu içermektedir:

 

“Yaratan Rabbinin adıyla, oku!

O, insanı alaktan yarattı.

Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir.

O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti.

İnsana bilmedikleri şeyi öğretti”. (Alak 1-5)

 

Yine ilk inzal olan Kur’an mesajları arasında bulunan Kalem Suresi’nin ilk ayetinde de kalem üzerinden bilgiye, yazıya vurgu yapılmaktadır.

 

Daha sonra inzal olan sûrelerde ise, Mü’minlere, kevnî ve kitabî ayetler üzerinde düşünmeleri, tedebbür ve tefekkür etmeleri çağrısı yapılmakta ve zanna uymaktan, kulaktan dolma bilgilerle hareket etmekten sakınılması öğütlenmektedir. Atalar kültüne tâbi olan ve bir delile dayanmayıp zanni bilgilerle hareket edenler eleştirilmektedir.

 

Medine’de İslam davetine muhatap kılınan ve fakat atalar kültüne sarılarak çoğunlukla yüz çevirmeyi tercih eden Yahudilerin söz konusu edildiği bir ayetler grubunda o insanlarla ilgili şu teşhisi görmekteyiz:

 

“İçlerinde bir takım ümmiler vardır ki, Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar.” (Bakara 2/78)

 

Bu ayet-i kerime çerçevesinde bugünkü Müslüman toplumları bir değerlendirmeye tâbi tutmak ve benzer bir hal içerisinde bulunulduğunu söylemek herhalde zorlama bir yorum olmayacaktır. Evet, günümüzde kendisini İslam’a nisbet eden toplumların yaygın olarak Kitab’dan (Kur’an’dan) –Kur’an’ın içeriğinden ve mesajlarından- habersiz bulunmaktadır ve hakim kültür kulaktan dolma bilgiler, taklit ve zanni inanışlardır. Oysa Kur’an, bu tür bir din algısını kesin olarak reddetmektedir ve insanları bilmeye, delile dayanmaya, düşünmeye davet etmektedir:

 

“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra 17/36)

 

“Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.” (Necm 39/28)

 

“Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helak eder. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.” (Casiye 45/24)

 

“Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.” (Necm 39/23)

 

“Onlara, ‘Allah'ın indirdiğine ve Resul'e gelin’ denildiği vakit, ‘Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter’ derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?” (Maide 5/104)

 

“Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf 12/40)

 

Tüm bu Rabbani beyanlar, vahyin inşa etmek istediği zihin ve zihniyetin, bilgi ve belgeye dayanan, neye niçin inandığını ve neyi niçin yaptının bilincinde bir dünya görüşü ve hayat algısını ifade ettiğini göstermektedir.   

 

2- Kula kulluğun her çeşidini reddeden ve mutlak tabiiyet ve itaati yalnızca âlemlerin Rabbi yüce Allah’a has kılmayı öngören tevhid eksenli bir zihniyet.

 

Zannı, taklidi, bilgisizliği ve bilinçsizliği mahkûm eden ve Mü’minleri okuma, yazma ve öğrenmenin, kısacası bilgi ve bilincin aydınlığına sevk eden Kur’an vahyinin temel uyarılarından biri de, insanların birbirlerini rab ve ilah edinmeleri konusundaki ikaz ve bu sapmalara karşı getirdiği önlemlerdir.

 

Bu konuda Rabbimiz, mutlak olarak kendisine tâbi ve teslim olunacak tek merciin kendisi olduğunu bildirmekte, kendisine karşı tuğyan edip yeryüzünde ilahlık taslayan tağutların reddini imanın ilk şartı olarak beyan buyurmaktadır. Rabbimiz ayrıca tarih içerisinde insanların içine düştüğü bir başka sapma olarak, peygamberler ve din bilginlerinin rableştirilmeleri/ilahlaştırılmaları konusunda da son vahyin tâbilerine teyakkuz çağrısı yapmaktadır:

 

“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.

 

Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkâr edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.” (Bakara 2/256-257)

 

“(Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i (İsa'yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilaha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” (Tevbe 9/31)

 

“De ki: 'Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda ortak (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.' Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: 'Şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız.'” (Al-i İmran 3/64)

 

“Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. Şimdi o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah'a kesinlikle zarar veremez. Allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.” (Ali İmran 3/144)

 

Bu konuda, yukarıda mealini verdiğimiz Tevbe 31. ayet hakkında, Rasulullah (a. s.) ile Hıristiyanlığı terk edip İslam’ı benimseyen Adiy b. Hatem arasında geçtiği kaynaklarda aktarılan konuşma önemli mesajlar içermektedir. Adiy b. Hatem, Hıristiyanların rahiplerine secde ve rüku etmediklerini, dolayısıyla ayetteki “rahiplerini rabler edindiler”

 hükmünü anlayamamış, ancak Rasulullah, rahiplere körü körüne tabi olarak onların helal dediğini helal, haram dediğini de haram kabul etmelerinin onları rableştirmek olduğunu belirterek konuyu izah etmiştir.

 

3- Vahyin inşa ettiği zihniyetin ilgi alanı gayb alemi değil, insanın imtihan alanı olan hayattır.  

 

Kur’an vahyi, Mü’minlere gaybe iman etmeyi emreder, fakat Mü’minleri gaybi bilginin peşine düşmekten, bu konuda haddi aşmaktan, kısacası gaybı taşlamaktan men eder. Gaybın anahtarlarının ancak yüce Allah’ın elinde olduğu ve O’nun gaybından ancak dilediği elçisini haberdar edeceğini bildirir.

 

İman eden insanlara düşen, gaybe iman etmek ve bu imanın gereği olarak hayat alanlarında kendilerine yüklenen sorumluluklarıyla ilgilenmektir. Vahiy bu konuda da Müslümanlara kılavuzluk etmektedir.

 

Vahyin inşa ettiği zihnin ilgi alanı, kıyametin ne zaman kopacağı, cennet ve cehennemin nerede olduğu, meleklerin mahiyetleri gibi gaybi konular değil, ahiretin tarlası olan dünya hayatını nasıl ihya edebileceği, yeryüzündeki şirk, zulüm, sömürü, fısk ve fücura karşı tevhid ve adalet mücadelesinin nasıl sürdürüleceği, bu konuda Mü’minlerin üzerine düşen vazifelerin ne olduğu gibi hayat alanlarıyla ilgili konulardır. Kısacası, Mü'min bir zihnin ilgi alanı gayb âlemi değil, Rabbani imtihanın gerçekleştiği hayat alanlarıdır.

 

Bu konuda vahiy merkezli zihniyetten uzaklaşıp gaybı taşlamaya yönelen, ebced-cifirle hem kendi zihinlerini, hem de toplumun zihinlerini zehirleyen çevreler malumdur.

 

Bu konuda Kur’an’ın apaçık ölçülerini bildiren birkaç ayeti hatırlayalım:

 

"Gaybı taşlayıp, -Onlar üç kişi idiler, dördüncüleri köpekleriydi, diyecekler. Beş kişi idiler altıncıları köpekleriydi, diyecekler. Ya da yedi kişiydiler, sekizincileri köpekleriydi, diyecekler. De ki: -Onların sayısını en iyi Rabbim bilir. Onları çok az kimseden başkası bilmez. O halde, onlar hakkında açık olarak ortaya konandan başka bir şeyi tartışma. Onlar hakkında kimseye bir şey sorma." (Kehf 18/22)

 

“Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’am 6/59)

 

“Gaybı bilen O'dur. Gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak elçileri içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler koyar.” (Cin 71/26-27)

 

“De ki: ‘Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.’ De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?" (En'am 6/50)

 

“De ki, ben kendi kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden başka biri değilim.” (A'raf 7/188)

 

4- Vahyin inşa ettiği zihniyet, hayata bütüncül yaklaşan, hayatın tüm alanlarıyla ilgi ve irtibat sahibi olan bir zihniyettir.

 

Hayat; ticaretiyle, siyasetiyle, koşturmacası, dinlenmesi, evi, işyeri, camisi, çarşısı, parlamentosuyla bir bütündür. İslam hayatın bütününe hitap etmek ve hayatın bütününe nizam vermek için vaz olunmuştur. İslam muharref Hıristiyanlık gibi bir mabed ve ruhban dini değildir. Hayatın her alanına hitap eden Rabbani ölçüler manzumesidir. Onu mabedlere hapsetmeye kalkışmak, mülkün sahibine ihanet etmek anlamına gelir. Yaratmak da, hükmetmek de âlemlerin Rabbi yüce Allah’a mahsustur. (Bkz. A’raf 7/54)

 

Şu ayet-i kerime, Müslümanın hayata nasıl bakması gerektiğini özetleyici mahiyettedir:

“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am 162)

 

5- Vahyin inşa ettiği zihniyetin bir diğer özelliği de, çevresine ve tüm yeryüzünde ve evrende yaşananlara, sorunlara, gelişmelere duyarlı olmasıdır.

 

Kur’an vahyi, inzal olmaya başladığı ilk dönemden itibaren kendisine tâbi olanları yaşanan hayatla ve hayat alanlarıyla irtibatlandırmış, yaşanan mazlumiyet ve mahrumiyetlere karşı duyarlı kılmıştır. Tâbilerine bir yandan topyekün tevhid-şirk çatışması perspektifi kazandıran ve tağutların reddi, zulmün önderlerine itaat edilmemesi ve ancak Allah’ın tekbir edilmesi bilinci aşılayan Kur’an, diğer yandan mevcut şirk sistemi içerisinde yaşanan mazlumiyet ve mahrumiyetlere karşı da iman edenleri duyarlılığa ve harekete geçmeye davet etmektedir. İlk elde davete muhatap kılınan yakın çevrenin yanı sıra dalga dalga tüm yeryüzü vahyin inşa ettiği Mü’min zihnin ilgi alanına girmektedir. Nitekim Rasulullah’ın dönemin iktidar merekzlerine davet mektupları göndermesi, hicret için Habeşistan’ı işaret etmesi ve Rum-Sasani savaşlarına Mü’minlerin ilgisi (Bkz. Rum 30/1-5) bu cihanşümul yaklaşımın işaretlerindendir.     

 

Tüm bu bilgiler, vahyin müntesiplerinde inşa etmek istediği zihniyetin, “yeryüzünün halifeliği” misyonu gereğince çevreye ve tüm yeryüzünde yaşanan olaylara, sorunlara ve gelişmelere duyarlı bir zihniyet olduğunu göstermektedir.

 

6- Vahyin inşa ettiği zihniyet, Allah merkezli düşünen ve hayatı Allah merkezli algılayıp yaşamayı temel gaye bilen zihniyettir.

 

Vahyin inşa ettiği zihniyet, mutlak olarak itaat edilecek, kendisine boyun eğilecek, kendisinden mutlak olarak korkulacak, her şeye kadir, her şeyi işiten, gören ve bilen yegane kudretin ve otoritenin âlemlerin Rabbi yüce Allah olduğu bilincine sahip bir zihniyettir. Tarih boyu olduğu gibi, bugün de zalim otoritelerin kendilerini her şeye kadir, her şeyi görüp işiten birer sahte ilah olarak propaganda ettikleri bilinmektedir. Bugün birçok insanın zihni, ABD her şeyi bilir, her şeyi görür ve her şeye kadirdir şeklinde sakatlanmış bir zihniyete sahiptir ve hayatı ve dünyayı bu yanlış zihniyetle algılamaktadır. Dolayısıyla Allah’tan çok ABD’den korkmakta, hesaplarını buna göre yapmaktadır. İşte vahyin inşa ettiği zihniyet, insanı bu zilletten alıkor, insanı yalnızca Allah’a kul kılar, kula kulluk zilletinden muhafaza eder. Rabbimiz henüz Mekke döneminin başlarında Rasulullah ve onun şahsında tüm iman edenlere şu öğüdü veriyordu:

 

“Hayır; o(yalanlayan)a boyun eğme, (Rabbine) secde et ve yaklaş.” (Alak 96/19)

 

Bu maddelerde özetlemeye çalıştığımız vahiy merkezli zihniyetin oluşmasında Kur’an’ın akideye dair, ibadetlere ve muamelata dair beyanlarının yanı sıra Kur’an kıssalarının da büyük bir işlevi vardır.

763
YORUM LİSTESİ
nco1 13-06-2010, 18:35:36
kendisine Kur-anı örnek alan insan ilkesinide yasasınıda bulur
 
Mehmet maksut 27-05-2010, 19:31:53
mamosteye delal Allah senden razı olsun.Bu yazın ve çıkardıgın ilkeler güzel olmuş.Rabbim yakin gelinceye kadar ilkeli kalıp ilkeli yaşayabilmeyi bizlere nasip etsin.Böyle güzel yazıların devamını bekler, dualarımı sunarım.XWEDA JI TE RAZİ BE EY CİWANE DOZA AŞİTİYE...
 
Ş. Hüseyinoğlu 27-05-2010, 11:27:47
Değerli Mehmet ağabey, inşaallah başbaşa daha ayrıntılı konuşuruz bu konuları, burada şu kadarını söylemekle yetineyim: Tasavvuf kültürünün kaynağını takva ve zühd gibi kavramlar olarak görmek çok yanıltıcıdır. Tasavvuf kültürünün kaynağı amel noktasındaki birtakım pratikler olmaktan ziyade, itikadî alandaki kendine özgü yaklaşımlarıdır. Ki bu yaklaşımlar, çoğu yerde, Rabbimizin Kur'an'da bildirdiği ve Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği esaslarla mutabık değildir. Sözgelimi vahiy kültürü iman edenlerden Allah rızasını aramalarını ve cehennem azabından korunup cennet nimetini elde etmeye çalışmalarını isterken, tasavvuf kültürü fenafillahı/Allah'ta yok olmayı hedeflemektedir. Ta ilk tasavvufçulardan olan Rabiatul Adeviyye'de kendini gösteren ve sonraları Yunus Emre'de de "Cennet cennet dedikleri..." diye başlayan dizeleriyle kendini gösteren "Cenneti neyleyim bana Rabbim gerek" mantığı bu farklılığın somutlaştığı alanalrdan biridir. Oysa Rabbimiz iman edenelere kendilerini ve ehillerini cehennem azabından korumaları ve cennet nimetini elde etmeyi "çalışanlar bunun için çalışsınlar" beyanıyla hedef olarak bildirmektedir. Fenafillah anlayışı ve "bana Rabbim gerek" türü yaklaşımlar, Rabbimizin belirlediği Rab-kul ilişkisini kabul etmeyerek, yeni bir ilişki türü ihsas etmeye kalkışmaktır, ki bu da kadim muharref kültürlere dayanan ve sonradan İslam toplumları arasında da taraftar bulan bâtıl bir yaklaşımdır. Tasavvuf kültürünün dayandığı temeller de maalesef bu yaklaşımlardır. Tasavvuf kültürünün kullandığı "zikir", "takva", "veli/evliyaullah" gibi kavramlar ise temelde Kur'ani olan ve fakat içi tamamen boşaltılmış ve muharref kültürlerin etkisiyle yanlılş olarak dolduurlmuş olan kavramlardır. Mesela Kur'an'da (Yunus Suresi 62 ve 63. ayetler) "evliyaullah/Allah'ın velileri" kavramı tüm Mü'minleri ifade eden bir kavram olarak kullanılırken, bu kavram tasavvuf kültüründe keramet gösteren, özel vasıflara sahip olan bir ruhban sınıfı için kullanılır olmuştur.
 
mehmet akgül 26-05-2010, 11:19:29
Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN İslâm Dergisi, Şubat 1997

Bu yazımı size Mekke-i Mükerreme'den el-Mescidül-Haram'dan seher vaktinde yazıyorum. Allah-u Taâlâ'nın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun! Rabbim cümlemizi her türlü zulümden, şerden, zarardan, fitne ve fesattan korusun! Hiç şüphe yok ki fitnelerin en kötüsü insanın dinine, imanına, ahiretine zarar verenidir.

Bu Ramazan-ı şerifin ibtilâ ve imtihanı bir hayli tehlikeli boyutlara ulaştı. Bazı kimseler halkın temiz ve hâlis inancı ile oynamağa giriştiler. Bilen bilmeyen her kafadan bir ses çıkıyor, Ehl-i Sünnet akàidi zedelenmeğe çalışılıyor.

Herkes tereddütsüz bilsin ki tasavvuf, en önemli, en değerli İslâmî ilimlerden biridir; çünkü Allah'ı bilmeyi, O'na ermeyi, rızasını kazanmayı öğretir; evliyâ olma yoludur, sonuç olarak cehennemden kurtulup cennete girmeyi sağlar.

Bu ulvî gàyeye ulaşmak için neler yapılması gerektiği, Kur'an-ı Kerim'de, Sünnet-i seniyye-i nebeviyye'de, Şeriat-ı garrâ-yı Ahmediyye'de açıkça bildirilmiştir; tasavvuf bunları bilir ve uygulatır. Şeriat'ın, Kur'an'ın, Sünnet'in dışında tasavvuf olmaz, zındıklık, zıpırlık, sapıklık olur. Çünkü Allah CC Hazretleri'nin sevgisi ve rızası, O'na isyan ederek, günah işleyerek kazanılamaz. Efendimiz, rehberimiz, serverimiz, nümûne-i imtisâlimiz Hazret-i Muhammed AS Allah'ın en sevgili kulu ve en yüce peygamberi olduğundan, bizim de Allah'ın sevgilisi olabilmek için O'na, o mübarek Resûl'e, en güzel şekilde ittibâ ve iktidâ etmemiz, yegâne salâh ve felâh yoludur, başka çıkar yol yoktur.

O çok zâhidâne, çok dervişâne bir hayat sürmüştür, çok fazla ibadet ve tâat kılmıştır, çok takvâlı hareket etmiştir, çok müeddeb ve çok mükemmeldir, çok yüksek ahlâk sahibidir. Ümmeti O'nu örnek aldığı için mutasavvıf olmuştur. Çünkü O, dervişlerin şâhı, müttakîlerin önderi, zâhidlerin serveri, edeb ve ahlâk menbâı, âriflerin sultanı, âşıkların cânânıdır. Tarîkatlar, O'nun Tarîkat-ı Muhammediyyesinin devamı ve dallarıdır; şeyhler ve mürşid-i kâmiller, O'nun baktığı gülzârın gülleridir; ulemâ-i muhakkıkîn o yüce Peygamber'in mânevî vârisleridir, meşâyih-ı vâsılîn O'nun irşad makàmının memurlarıdır.

Nefsi tezkiye ve terbiye, zikr-i kesîr ve halvet, güzel ahlâka teşvik, ulül'emre (ulemâya) itaat, dini tâlim ve taallüm, âlime hürmet, takvâ, ihlâs, ibadet ve tâat, zühd ü kanaat vs. gibi nice tasavvufî hususlar, Kur'an'da, Sünnet'te, Asr-ı saâdet'te, Ashâb-ı kirâm'da ve sâlih selefte varken tarîkat ve tasavvufa çatmak, kerameti inkâr etmek; akla, mantığa, dine, imana, ahlâka, vicdana, basîret ve ferâsete, hiç mi hiç uymaz.

Kul Resûlüllah'a uydu, kullukta ilerledi mi, Mevlâ onu keramete erdirir; onun gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olur; ona yardım eder, duasını kabul buyurur, işini rast getirir, türlü türlü maddî, mânevî nimetlere, ikramlara, makamlara erdirir. Ondan acâib, hârikulâde haller zuhura gelir, cümle halk bu işlere şaşar kalır. O mübarek şahıs, o asırda zamanın evliyâsı, kutbu, gavsı olur. Resûlüllah SAS'in vâris-i hakîkîsi ve halife-i mânevîsi, ümmetin önderi, mü'minlerin serveri ve rehberi olur. Halkın ona ittibâsı ve itaati lâzım gelir, ittibâ etmeyen câhiliye ölümü ile ölür; bu cihana a'mâ gelip a'mâ gider.

Mânevî terbiyeyi almak, ma'rifetullaha ermek nefsi islah eylemek, kötü huylardan kurtulup ahlâk-ı haseneye sahib olmak için o mürşid-i kâmile teslim olmak, hürriyetlerini yitirmek, şahsiyetini kaybetmek değildir; bil-akis hakîkî hürriyete kavuşmak, nefse esir olmak ve şeytana kulluk etmekten kurtulmak, muazzam ve muhteşem bir şahsiyet kazanmak demektir. Ölmeden önce ölmek, yepyeni, dipdiri, pırıl pırıl bir hayata sahib olmaktır.

Hasta kendisini tedavi eden tabibe elbette tam tamına itaat etmeli, tavsiyelerine harfiyyen riayet eylemelidir. Sahabe-i kiram RA Resûlüllah'a mutlak olarak bağlanmakla fenâ mı yapmıştır, yoksa Allah'ın rızasını mı kazanmıştır?!.. Tarîkatı, tasavvufu, ilm-i ledünnü bilmeyenler aslında Şerîat'ı da tam bilmiyor demektir. Bu denlü haddini bilmezler, kırık dökük Arapça ve yarım yamalak ilim ile hem kendilerini tehlikeye atıyor, hemde halkı yanıltıp kandırıyorlar. Bazı ayetleri ileri sürüp ayn konudaki diğer ayetleri gözardı etmek, ne büyük gaflet ve cehâlettir! Allah islah etsin!..

Asrın moda olan sapık görüşlerini ve tarihin Ehl-i sünnet dışı yanlış ve bayat fikirlerini ısıtıp ısıtıp halkın önüne sürenler, eğer felâketten kurtulmak istiyorlarsa, biraz da ehl-i basîret ve ehl-i hakîkat ve ehl-i ma'rifetin mübarek kitaplarını okusunlar, kibir ve ücûbu, cidal ve inadı tamâmen terk etsinler ki, bu kötü huylar hicâb-ı tevfîk-ı ilâhîdir.

Din düşmanları İslâm'a saldırabilir ama, müslümanım diyenlerin onların safında yer almaları akıl alır bir iş değil! Allah cümlemizi nevm-i gafletten îkaz eylesih!..

Yâ Rab! Cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak olarak görüp ona uymayı, bâtılı bâtıl olarak görüp ondan korunmayı nasîb eyle! Bizi sevdiğin, razı olduğun kullar zümresinden ayırma!..

 
hikmet erturk 25-05-2010, 09:07:21
Mehmed Akgül kardeşimiz/abimiz ne güzel ifadelerde bulunmuş.Böyle üzerini silmeden hakikatı araması doğruyu bulma adına sorular sorması görüşme isteğinde olması gerçekten çok güzel davranışlar.Keşke herkes böyle olsa.Allah inşallah doğru yolu size bize hepimize en güzel şekli ile gösterecektir.Yeter ki onun kitabındaki sözler için dinleyiciler olalım.Ben teşekkür ediyorum kardeşimizin bu arayışları ve güzel sözleri ve soruları için.
 
Ş. Hüseyinoğlu 24-05-2010, 19:40:55
Değerli Mehmed ağabey, inşaallah en kısa süre içerisinde ziyaretinize gelmeye çalışacağım. Bu konuları da konuşuruz inşaallah.
 
Mehmed Akgül 24-05-2010, 15:42:55
saygı değer güzel kardeşim Ayetler ışığında bizlere tuttuğun bu güzel ışıktan yararlana bilmek için bu naciz kardeşinin itiraflarına cevap vermeni diliyorum ,aslında keşke zamanım olupda sizi şahsen bir ziyaret ederek karşılıklı bir sohbet içersinde sorunlarımı size aktarmak isterdim, ama bu sütunlardanda ileteceğim bu sorunlarım bütün ümmetin sorunu aslında , mesela bizler belirli bir yaş gurubu kimseler genelde hep tarikat ehli olma yolunda asrımızın mürşidi saydığımız kimselerden el alarak onların himmetleri doğrultusunda ahiretimizi kazanacağımıza inanarak söylenilen veya bizlere ders olarak sunulan tesbihat ve zikirleri harfiyen yerine getirebilmek için çabalıyoruz ve açık konuşayım bu tesbihat ve zikirlerdende oldukca haz duyuyoruz ,ama si
z kardeşimizin sıraladığı ayetlere bakınca bizlerin bu davranışı tamamen şirke yol açıyor gibi geldi bana çünkü biz yaratana varabilmek adına aramıza bir aracı koymuş oluyoruz ama bu aracı bize haşa ALLAHI inkar edin demiyor bizlere zikrin ve tesbihatın güzelliklerini ve bu tesbihat ve zikirsayesinde ALLAHA daha güzel yaklaşılacağını vurguluyor ama yine sizin peygamber efendimizle yeni müslüman olan bir hırıstıyan dönmesinin aralarındaki konuşmaya baktığımızda ben şahsen iliklerime kadar irkildim haşa yani biz şimdi ilminden dolayı saygı duyduğumuz şeyhimizin veya mürşidimizi rabmı ilan ediyoruz veya onları ilahlaştırıyormuyuz ,inanın bu konularda daha teferruatlı açıklamalarınızı bekliyorum çünkü şu asrın karanlığında gerçek bir ışık arayan bizler kime neye nasıl inanacağımızı şaşırdık ,ALLAH encemımızı hayr eylesin selamlarımla
 
İSMİ_MEÇHUL 22-05-2010, 17:44:09
Degerli abim emeginizden dolayı Allah razı olsun. Ayetler ışıgında islamı düşünceyi özetlemeniz güzel olmuş. Çoktandır bu tarz yazıları yazmıyordunuz.
Zihinlerin bulanıklaştırıldıgı ve herşeyin iç içe girdigi bu dönemde bence bu tür yazıları artırmamız lazımdır. İnsanlarımız malesef kandırılıyor. Zihinler flulaştırılıyor.Tüm bu tuzaklara karşı durabilecek şekilde birlik ve beraberliğimiz olmadıgı için malesef müslümanlar dahi bu zaaflara düşüyorlar. Bir bütün olarak dünyayı ve olayları degerlendiremiyoruz. Zihinlerimiz ümmet bütünlüğünü kaybettigi için bir bütünçül bakış açısı geliştiremiyoruz.
Bence eskiden inşa ettiğimiz zihinlerimizi tekrardan gözden geçirmeliyiz. Vahyin kodlamalarıyla tekrar ufuklarımızı ve bakış açılarımızı genişletmeliyiz...
Bu tür yazılarınızın devamını beklerim.Sizlerden istirhamım yazılarınızı mümkün mertebe bu tür yazmanızdır...Rabbim yardımcımız olsun
 
ilyas metin 22-05-2010, 16:12:44
muslumanların düştükleri gafletlere,ISLAH edici hatırlatmalarından dolayı Rabbimiz razı olsun kardeşim. selam ve dua ile
 
DİĞER YAZILARI

23/05/2012 - 04:50 UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ

07/05/2012 - 22:04 MÜLK KAVRAMINI DOĞRU ANLAMAK

21/04/2012 - 13:21 KULLANAN - KULLANILAN!

01/04/2012 - 14:55 FE EYNE TEZHEBÛN!

23/03/2012 - 22:15 TARİH NİÇİN TEKERRÜRDEN İBARETTİR?

18/02/2012 - 00:04 İDDİALARIMIZ VARDI BİZİM

02/02/2012 - 21:40 SURİYE DİRENİŞİ VE ÂDİL ŞAHİTLİK SORUMLULUĞU

14/01/2012 - 08:01 DERGİ DEĞİL MEKTEB: İKTİBAS

30/12/2011 - 09:55 HEPİMİZ “KORSAN”IZ, HEPİMİZ “KAÇAKÇI”!

23/12/2011 - 11:21 MÜSLÜMANLARIN KURUMLAŞMAKLA İMTİHANI

13/12/2011 - 00:10 KÜRESEL NEVZAT TANDOĞAN: NATO

03/12/2011 - 00:47 FETVA

18/11/2011 - 15:37 "ÇÖZÜM İSLAM'DA" HAKİKATİNE BURUN KIVIRMAK

23/10/2011 - 12:42 "İDEOLOJİSİZ ANAYASA" TALEBİ VE MÜSLÜMANLAR

12/10/2011 - 00:17 NİÇİN CİDDE VE KAHİRE?

21/09/2011 - 20:13 SUS PAYLARI VE MÜSLÜMANLAR

16/09/2011 - 15:57 BİLGİ FETİŞİZMİ

19/08/2011 - 05:05 AÇLIK SORUNU, İNSANİ YARDIM VE İSLAMİ MÜCADELE

16/08/2011 - 05:05 YÜZDE 81 DİNDAR, YÜZDE KAÇ MÜSLÜMAN?

25/07/2011 - 22:39 UNUTULMAYA YÜZ TUTAN DİL: TEVHİDCE

20/07/2011 - 10:23 DİCLE, KURTLAR, KUZULAR VE MÜSLÜMANLAR

07/07/2011 - 12:36 NAMAZDA KUR'AN OKUDUĞUMUZUN FARKINDA OLMAK

30/06/2011 - 07:14 HUDEYBİYE İSTİSMARINDA SON NOKTA

22/06/2011 - 18:56 İSLAM COĞRAFYASI, TÜRKİYELİ MÜSLÜMANLAR VE ÜÇ TUTUM

13/06/2011 - 23:31 RAHAT KAÇIRAN ÂYETLER!

02/06/2011 - 05:58 SİSTEM İÇİ DEĞİŞİM MÜSLÜMANLARIN LEHİNE Mİ İŞLİYOR?

27/05/2011 - 17:29 İTİDAL KAVRAMI DOĞRU ANLAŞILIYOR MU?

10/05/2011 - 11:19 "MEÂL - TEFSİR" FORMU DOĞRU MU?

01/05/2011 - 13:20 "TÖRENLER CUMHURİYETİ" VE ÇOK KUTSALLILIK

15/04/2011 - 13:01 İSLAM TOPRAKLARI NİÇİN KOLAY BOMBALANIYOR?

10/04/2011 - 23:36 BDP ÇOK GEÇ UYANDI!

25/03/2011 - 11:41 SENİN QULHUN SANA, BENİM QULHUM BANA!

05/03/2011 - 00:27 BÖLGEDEKİ GELİŞMELER: "İSLAM'SIZ LÂ" NE GETİRİR?

28/02/2011 - 23:05 ÖLÜM, İLKELER, PRAGMATİZM

18/02/2011 - 18:20 ŞEHADET: ALLAH İÇİN OLMAK

12/02/2011 - 08:56 TUNUS VE MISIR DENKLEMİ

31/01/2011 - 12:11 “Tarihin sonu"ndan devrimler çağına

21/01/2011 - 22:56 BİN ALİ, NE ÖZENTİSİYDİ?

07/01/2011 - 08:58 SEYYİD KUTUB VE BİZ: GERİ DEĞİL İLERİ

11/12/2010 - 01:09 “SEYYİD KUTUB’U AŞMAK” SÖYLEMİ

27/11/2010 - 12:49 KAPİTALİST KUŞATMAYA KARŞI ÇARESİZ MİYİZ?

10/11/2010 - 23:46 BİR AĞAÇ GİBİ TEK BAŞINA, BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇE

26/10/2010 - 00:35 MÜ'MİNLER BİRBİRLERİNİN VELîSİ Mİ?

23/10/2010 - 12:46 DANİEL BEBEK

12/10/2010 - 23:28 İSLAMİ SİYASET, MUHAFAZAKÂR SİYASETTEN AYRIŞMAKLA BAŞLAR

24/09/2010 - 12:41 KUR'AN MI TEMEL BELİRLEYİCİDİR, HADİSLER Mİ?

13/09/2010 - 13:13 AHALİYİ KİMLİKSİZLEŞTİRME PARTİSİ

07/09/2010 - 11:50 SON OLARAK...

28/08/2010 - 16:48 TERAZİNİN AYARLARIYLA OYNAMAK

23/08/2010 - 14:18 PRAGMATİZM ÇIKMAZI

13/08/2010 - 11:24 ERCÜMEND ÖZKAN FARKI

06/08/2010 - 11:48 HANGİ KÜRT MESELESİ?

16/07/2010 - 10:51 DUAYI BİREYSELLEŞTİRMEK

07/07/2010 - 13:33 RASULULLAH NİÇİN HABEŞİSTAN’A HİCRET ETMEDİ?

21/06/2010 - 10:18 ZAYIFLATILAN İSLAM DEVLETİ PERSPEKTİFİ

11/06/2010 - 15:29 ŞEHİDİN ARKADAŞI OLMAK

03/06/2010 - 11:05 KAHROLUYORUM

21/05/2010 - 18:39 MÜ'MİN ZİHNİN TEMEL KODLARI

15/05/2010 - 19:46 İLİŞTİRİLMİŞ DUYARLILIKLAR VE AFGANİSTAN

27/04/2010 - 12:47 TEVHİDDEN BAĞIMSIZ ADALET SÖYLEMİ

21/04/2010 - 12:28 MÜSLÜMANLAR VE "SİSTEMİN YENİDEN İNŞASI"

19/04/2010 - 13:48 TERÖRİZMİ KINAMAK

12/04/2010 - 19:12 TEKNOLOJİ: NE MAHRUMİYET, NE MAHKÛMİYET

10/04/2010 - 13:56 PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALMAMALI

30/03/2010 - 22:35 KENDİ YERİMİZDE VE KENDİMİZ OLARAK...

26/03/2010 - 14:20 BUGÜNE KADAR HELAL MİYDİ?

12/03/2010 - 11:17 SOMALİ'DE "KORSANLAR VE İMPARATORLAR"

02/03/2010 - 17:59 MİNBERLER VE MİHRABLAR

19/02/2010 - 11:39 NATO'YA KİM "ONE MİNUTE" DİYECEK?

14/02/2010 - 19:26 SORGULANMAYAN VESAYET

06/02/2010 - 11:23 BAŞÖRTÜSÜ: ÇÖZÜM YAHUT ÇÖZÜLME

25/01/2010 - 14:13 DAVETTE YUVARLAK MASA MODELİ

19/01/2010 - 17:24 İSLAM RESTLEŞMEDİR!

09/01/2010 - 13:28 ÜÇ TARZ-I SİYASET

28/12/2009 - 20:03 BİZİM DE MUNTAZERİLERİMİZ OLMALI

17/12/2009 - 13:11 YOL AYRIMINDA İKİ PROJE

10/12/2009 - 19:02 O ZATEN KEFENİNİ GİYMİŞTİ

02/12/2009 - 09:53 İSLAM, KAPİTALİZMİN VİCDANI KILINAMAZ

26/11/2009 - 18:40 KURBAN

14/11/2009 - 17:50 GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ DİNDARLIK

08/11/2009 - 14:32 KİRLİ ÇORAP - KİRLİ MAHYA İKİLEMİNDE DİYANET

31/10/2009 - 16:11 ZİKR: RİTÜELLEŞTİRİLEN HAYAT ÖLÇÜSÜ

22/10/2009 - 14:30 İSTİKRAR

10/10/2009 - 14:19 ÇÖP İŞÇİSİNİN ÖLÜMÜ

24/09/2009 - 12:04 'DİNDARLIK ANKETLERİ'NDE SORULMAYAN SORU

06/09/2009 - 11:44 HANGİ EHL-İ SÜNNET?

26/08/2009 - 14:11 NAMAZ KILMAYANLAR NİÇİN ORUÇ TUTAR?

10/08/2009 - 10:55 RAMAZAN NİÇİN ZAM AYI OLDU?

15/07/2009 - 19:42 SEN DE Mİ ADEM!

01/07/2009 - 08:09 İSLAM İHTİLALCİ DEĞİL İNKILABCIDIR

16/06/2009 - 14:18 İRAN'DA "CUMHURİYET MİTİNGLERİ"

30/05/2009 - 08:50 DİNİ PAYANDALAŞTIRMAK

16/05/2009 - 10:19 OBAMA'DAN "CAN ALICI" MESAJLAR

04/05/2009 - 22:51 NÖBET YERLERİMİZİ NE ÇABUK TERK ETTİK

19/04/2009 - 11:34 "KUTLU DOĞUM" NE ZAMAN?

03/04/2009 - 19:56 "BEN YAPTIM OLDU" UMURSAMAZLIĞI

26/03/2009 - 11:50 BULDUĞUMUZ DEĞİL UMDUĞUMUZ

19/03/2009 - 08:16 PUTİN RUSYASI ve İSLAM

11/03/2009 - 00:16 BEN “SEÇİM”İMİ O GÜN YAPMIŞTIM

28/02/2009 - 12:05 AK PARTİ 28 ŞUBAT’IN MUSA’SI MI, ÂSÂSI MI?

19/02/2009 - 22:50 BAŞÖRTÜSÜNÜ SAVUNMAYA VAR MISINIZ?

13/02/2009 - 09:51 GAZZE'NİN KİMLİK İHRACI VE ÇOCUKLAR

30/01/2009 - 11:06 BİR AYAKKABI DA ERDOĞAN’DAN

18/01/2009 - 11:28 KAZANAN GAZZE HALKI OLDU

05/01/2009 - 22:13 İNSANLIĞIN ÖĞRETMENİ ŞEHİD GAZZE

20/12/2008 - 17:07 ALLAH’TAN KORKMUYORSAN, HİZBULLAH’TAN UTAN!

11/12/2008 - 14:49 ARABESKİN EN TEHLİKELİSİ

28/11/2008 - 10:00 KURBAN ORTAKLIĞI

20/11/2008 - 08:30 BÜYÜCÜLER VE KEMALİSTLER

08/11/2008 - 11:01 OBAMA KİMİ KURTARACAK?

08/10/2008 - 16:34 KÜRT SORUNU: ÇÖZÜMSÜZLÜK MÜ, ÇÖZÜM MÜ?

18/09/2008 - 11:05 RAMAZAN, KUR’AN VE KADINLAR

07/09/2008 - 16:03 ANNE-BABAYA "ÖF" DEMEYEN BİR TOPLUM!

27/08/2008 - 21:10 RAMAZAN DENİNCE

19/08/2008 - 08:57 AKVARYUM MÜSLÜMANLIĞI

03/08/2008 - 12:38 PUTLARIN HAKKI DEVİRİLMEKTİR, ISLAH EDİLMEK DEĞİL!

17/07/2008 - 12:07 İSLAM’IN İLK ŞARTI CİDDİYETTİR!

08/07/2008 - 18:26 MÜSLÜMANLAR CAHİLİ SİSTEME KANAT OLMAMALI!

29/06/2008 - 18:24 ÇİZGİ FİLMLER NE KADAR MASUM?

20/06/2008 - 14:25 PROVOKATÖR İTHAMI ÜZERİNE

03/06/2008 - 07:03 DOĞRU CAMİLER AÇIK, FAKAT NEYE?

24/05/2008 - 17:08 YANGINDA İLK KURTARILACAK

14/05/2008 - 22:21 BOYKOTUN ÖNEMİNİ KAVRAYAMAYANLAR İÇİN BİR HABER

03/05/2008 - 20:49 YALANDAN KİM Mİ ÖLMÜŞ?

19/04/2008 - 19:45 NE "HOŞKÖRÜ", NE ŞİDDET KÖRÜ!

05/04/2008 - 13:58 HATİM KAMPANYALARI

11/03/2008 - 20:02 KADIN-ERKEK: REKABET Mİ, VELAYET Mİ?

01/03/2008 - 10:40 “MÜCAHİD DENKTAŞ” İSLAMİ DEĞERLERE KARŞI!

23/02/2008 - 19:13 KUR’AN İLAÇ DEĞİL REÇETEDİR

07/02/2008 - 13:09 HERKES DİNİNİN SAHİCİ ADAMI OLMALI

26/01/2008 - 19:42 BU KADAR CEHALET İÇİN "AYDIN" OLMAK ŞART MI?

20/01/2008 - 14:49 BAŞÖRTÜSÜNE KARŞI KEMALİZM-APOİZM İTTİFAKI MI?

06/01/2008 - 23:06 NAMAZLARIMIZI HIZDAN KORUYALIM

25/12/2007 - 20:03 HACCIMIZI GERİ İSTİYORUZ

04/12/2007 - 21:22 BU SENARYO, ALFRED HİTCHCOCK'A MI AİT?

19/11/2007 - 10:24 KUDÜS BULUŞMASI: RENKLER AYRI, DUYGU VE SLOGANLAR AYNI

01/11/2007 - 10:38 TOPLUM MÜHENDİSLERİNİN YENİ GÖZDELERİ: NEOMENKIBECİLER

08/10/2007 - 17:22 TV ESİR ALIYOR; ESİR OLACAK MIYIZ?

01/10/2007 - 12:44 "NİŞANLILIK DÖNEMİ NİKAHI": KİTABA UYMAK YERİNE KİTABINA UYDURMAK

11/09/2007 - 12:37 BELEDİYELER VE RAMAZAN: GÖLGE ETMEYİN BAŞKA İHSAN İSTEMEZ!

01/09/2007 - 15:23 KAVRAMLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM!

07/08/2007 - 10:53 “İSLAMSIZ İSLAM” SAPTIRMALARINI BOŞA ÇIKARMAK

27/07/2007 - 17:13 ULUSALCILARIN MUMU YATSIYA KADAR YANDI!

23/07/2007 - 12:59 İSLAMİ MÜCADELE BİR BÜTÜNDÜR, PARÇALANAMAZ!

12/07/2007 - 10:35 YALANDAN KİM Mİ ÖLMÜŞ?

02/07/2007 - 11:31 JAKOBENİZMİN YENİ MEVZİSİ, YENİ MASKESİ: ULUSALCILIK

14/06/2007 - 18:33 ÇEVRESEL İFSADIN SONUCU: "SEKÜLER KIYAMET" BEKLENTİSİ

05/06/2007 - 18:20 LAİSİZMİN MERCAYUN'U, İSLAM'IN BİNT CİBEYL'İ

25/05/2007 - 13:16 İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR

12/05/2007 - 14:29 ÇÖZÜM; MEŞAKKATLİ FAKAT İSABETLİ OLAN NEBEVİ HAREKET METODUDUR

01/05/2007 - 20:38 HAYALCİ VE ERTELEMECİ SİYASETİN SONU: "TİYATROMUZ BURAYA KADARDI!"

27/04/2007 - 15:24 PROVOKASYONLAR, TEKTİPÇİ ULUS KİMLİK KURGUSUNDA DÜĞÜMLENİYOR

18/04/2007 - 20:14 “ILIMLI MÜSLÜMAN” KİMDİR?

11/04/2007 - 19:50 KAVMİYETÇİLİK, EMPERYALİZME KUSURSUZ HİZMETİNİ SÜRDÜRÜYOR

30/03/2007 - 11:55 İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK

22/03/2007 - 18:56 ESKİDEN BAKKALLARIMIZ VARDI

12/03/2007 - 13:32 “BÜYÜK BULUŞMA"DAN BÜYÜK TAHRİBAT

23/02/2007 - 16:14 “MUHAFAZAKAR DEMOKLES”İN KILICI İLKAV’IN TEPESİNDE

07/02/2007 - 11:30 KUR'ANI TAHKİR VE TEZYİF SUÇU

22/01/2007 - 17:03 İKİ YÜZLÜ MEDYANIN “ÇILGIN TÜRKLER”İ
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat