Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
NEYİN ŞAHİTLİĞİ?
Hüseyin ALAN - 02/04/2010 - 16:55
Şahitlik kişinin öncelikle bizzat kendi ahlaki tutarlılığında, akidesinin üzerinde yükseldiği kişiliğinin oluşumunda, çalışmalarının ve mücadelesinin bütün alanlarında ama illa ki ilkeleri ile uyumluluk göstererek yaptığı pratiklerinde gözükmelidir. Kendisi dışında kalan çevresini ve gücü yettiği kadar ile herkesi hakka davet etmek, ilkeleri hatırlatmak, örneklik göstermek, bütün bunları yaparken insanları sadece ama sadece Allah’ın yoluna döndürmek kastı ile yapmaya dikkat etmelidir.

İnsanlık tarihi, insanlar arasında süregelen bir yarışın, bir mücadelenin de hikayesidir aynı zamanda. Bu yarış ve mücadele, temelde birbirine zıt iki grubun, iki hattın arasında sürüp gelen, kıyamete kadar da sürecek olan esaslı bir tercihin sonucuna dayanmaktadır. Grupların temel farklılığı; yaşanacak bir tek dünya var, o da şu anda sahip olduğumuz hayat diyenler ve tarafını öyle koyarak yaşam biçimini ona uygun düzenleyenlerle; bu dünya geçici, biz burada sınanmak üzere varız, buradan kazandıklarımızla asıl kalıcı yurt olan ahrete döneceğiz diyerek tarafını böyle belirleyenler ve buna uygun bir yaşam biçimi düzenleyenlerin arasındaki farklılıktır.

Bu temel tercih farkı; dünya hayatına dair, varlığa ve yaratılışa dair, dünyada yapıp etmelerin hangi değerler üzerinden yürütüleceğine dair kabul edilen ve yapılan esaslı bir yorumdan ve bu sorulara verilecek cevaplardan kaynaklanmaktadır. İlahi ya da beşeri irade ve tezler, bu sorulara kendince verdikleri cevaplarla işe başlar, diğer ayrıntıları ve bağlı değerleri bu temel üzerine oturtur ve nihayet kurucu-inşa edici anlam ve tanımlama önerisini de yine bu temeller üzerine kurar. Her birisi için en temel ilke budur, nihayet bu temel ilkeden hareketle, diğer ilkelerini de kendi hakikati anlayışı ile tutarlı olarak beyan eder.

Diğerlerini bir kenara bırakarak bizi her şeyden çok ilgilendiren, amacımızı, çalışmalarımızı ve hedefimizi kendisine referans ettiğimiz, varlık gerekçemizi ve totalde bağlılığımızı iddia ettiğimiz İslam’a bakalım. İslam’ın bu en temel ilkesinden hareketle diğer ilkelerine bir göz atalım.

Müslümanlar için Allah inancı ve tasavvuru, vahy, elçilik, ahiret anlayışı ve bunların sahihliği, diğer temel ilkelerdir. Bunlara dair detay inançlar, inançların içeriği ve çerçevesi, bu bağlamda yapılması gereken kulluk ve ibadetler salih olmak kaydıyla, bilgi ve ilim kaynağımız olan vahy ile tutarlı, elçilerin örnekliği ile de uyumlu olmak zorundadır. Burada bir eksiklik ya da fazlalık, içeriği bozan veya çerçeveyi taşan algılara-yorumlara-davranışlara dayanan bir sapkınlık yahut azgınlığın belirtisi olurken, itaat ve teslimiyetin sorunlu olduğunu da gösterecektir.

Kendimizi test edecek soruyu şöyle sorabiliriz; Allah hayata, tarihe ve insanlığa nasıl ve hangi yolla müdahale etmektedir? İslam dini niye vardır, İslam niye gelmiştir, peygamberler ne yapmıştır; cevabını da şöyle verebiliriz; ta başında insanlık tevhidi temelde bir tek ümmet iken ve tevhide uygun yaşantılarını sürdürürken giderek azgınlaştı, hevasını ilahlaştırıp yeryüzünde kan dökmeye ve fesat çıkarmaya başladı. Bundan sonra Allah, insanları yeniden kendi dini ile buluşturmak ve kendine döndürmek için elçileri ve kitapları ile müdahale etti.

Dünya hayatını düzenleyen, burada kusursuz bir düzen kuran, kendisine sadece itaat edip görevlerini yapan varlığın ve eşyanın kaderine hükmeden, her an bir işte ve yaratışta bulunan; insanı yaratan, hayatını bahşeden, güzellikle şekillendiren, ona sonsuz ikramlarda bulunan, nimetlerle donatan, tercihlik irade veren, tasarruf yetkisi ile yetkilendiren Allah’tır. Ve insan tekrar Allah’a geri dönecektir. Bunun içindir ki insan da; niyetini, teslimiyetini, sözleri ve davranışlarını Allah’a döndürmelidir. Şayet kazançlı çıkmak istiyorsa.

İnsan; itikadı, ahlakı, yaşantısı, toplumsal ilişkileri dediğimiz siyasi-ekonomik-sosyal-kültürel-estetik vs tüm davranışlarında, örgütlenmesinde ve mücadelesinde, kavgasında ve barışında tercih ettiği değerleri ile kendisini tekrar Allah’a döndürmelidir. Bunun için insanın en yüksek otoritesi Allah olması gerektiği gibi, bağlılık ve itaati de Allah’a yönelik olmalıdır. Burada, itaat ve bağlılıkta bir kesinti yahut ilişkilerinde başka değerlere de itibar varsa, kulun Allah ile olan ilişkiler de kesilmiş olur.

Allah’a itaat ettiğini söyleyen, bağlılığını onun gösterdiği ibadet ve kullukla sürdürenler, her haliyle ve her çeşidiyle yapıp ettiklerinde de yalnızca Allah’ı gözetecekler ve sadece Allah’a itibar edeceklerdir. İnsanlar Allah’ı birleyen itikadında, onun ortaksızlığında,  kitaplarına meleklerine itikadında, elçilerin hepsini, son elçi ve son kitabı tasdikinde, yaratıldığı gibi öleceğini de kabul eden gaybi bilgilere itminanında olduğu gibi; namazında orucunda, nikahında guslünde, haccında zekatında, ahlakında edebinde, kişisel vicdanında ve ailesi içinde Allah’a itaat ve bağlılığını sürdürenler; siyasi tutumu ve ekonomik ilişkilerinde, toplumsal mücadelesinde ve örgütlenmesinde, aleni sürdürmesi gereken daveti yaymasında, tuğyan edene ve zalimlik yapana karşı duruşunda da Allah’a isyan etmemeli, buralarda da bağlılığını sürdürmelidirler. Çoğunlukla tevhidin bozulduğu, şirke düşülen tutumların sergilendiği ilişki biçimleri olarak açığa çıkan kamusal alanda, topluluk içindeki görüntülerde ve siyasi kimliklerde de Allah birlenmeli ve Allah’a itaat edip bağlılık sürdürülmelidir.

Şu halde, bir Müslüman için Allah’ın dininin lehine şahitlik etmesi önemlidir. Şahitlik kişinin öncelikle bizzat kendi ahlaki tutarlılığında, akidesinin üzerinde yükseldiği kişiliğinin oluşumunda, çalışmalarının ve mücadelesinin bütün alanlarında ama illa ki ilkeleri ile uyumluluk göstererek yaptığı pratiklerinde gözükmelidir. Kendisi dışında kalan çevresini ve gücü yettiği kadar ile herkesi hakka davet etmek, ilkeleri hatırlatmak, örneklik göstermek, bütün bunları yaparken insanları sadece ama sadece Allah’ın yoluna döndürmek kastı ile yapmaya dikkat etmelidir. Ve nihayet bütün yapıp etmelerini, birbirini tamamlayan faaliyetler doğrultusunda ve Allah’ın istediği toplumsal düzeni insanlığın hayatında gerçekleştirmek için, sadece bu hedef dahilinde olmak üzere yapmaya gayret etmek. Bunlar birbirinden kopuk, başka maksatlar ve yöntemlere de itibar edilerek veya gizli saklı şekillerde yapılamaz işlerdir.

Kulunu her şeye şahit tutan Allah, onu her şeyden de sorumlu tutmuştur. Keza kulunun şahitliğini ve sorumluluğunu yerine getirebilecek niteliklerle de donatan Allah, özetle ne yapmamızı murat etmiştir? Tevhidi norm, sadece imani ilkeleri, akaid konularını, vicdani ve ahlakı erdemliliği ve kişiselliği kapsar da, toplumsal hukuku, ekonomik ilişkileri, siyasi ve toplumsal düzeni vs kapsamaz mı? Şahitliğin sınırı nedir? Bizler nelere şahitlik edeceğiz?

Şimdi hemen herkesin hatırlayacağı bir vakıayı hatırlayalım; Peygamber (s) bir gün Hz. Ömer’in elinde tevrat’dan bir sahife yahut sahifeler görür. Elçinin tepkisi şudur: “Kitap ehline herhangi bir şey ile ilgili soru sormayınız. Onlar (zaten) sapıtmışken size doğruyu gösteremezler. (Şayet size bir şey söyleyecek olurlarsa) siz ya bir batılı tasdik etmiş olacaksınız veyahut bir hakkı yalanlamış olacaksınız…” Bu önemli açıklamaya esas teşkil eden kuralı, evvelkileri de tasdik ettiğini söyleyen, dolayısı ile diğerlerine artık gerek olmadığını açıkça buyuran Rabbimizin son inzal ettiği kur’an’dan En’am suresi 153 le ve sadece bir ayet ile teyit edelim: “ işte bu benim dosdoğru yolumdur. O’na uyunuz. Diğer yollara uymayınız ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın…”

İnsanlardan sapanlar sadece kitap ehli midir, hayır; son ilahi buyrukların yeniden arı duru hale getirdiği tevhid inancını kirleten, bulandıran, kendilerince “hakikat” buyurduğunu söyleyerek fıtratı bozan, nefsi azdıran, insanı “tanrı” yapan, insanları aldatmak için çok tanrılı sistemleri sürekli yeniden üreten, siyasi-sosyal-ekonomik sistemleri ile zalimce bir düzen kurarak diğer insanları köleleştiren, dolayısı ile Allah’a ait olan en yüksek otorite ve kural koyma hakkını gasp ederek siyan eden tağutlar, onların beşeri ideolojileri, onların üfürdükleri zihin kurucu kavramlar ve bu kavramlarla düşünüp hareket eden, hayatını öyle sürdüren ve onlara bağlılığını bildiren tüm kullar ve toplumlar da sapmıştır.

Peygamber zamanında sadece kitap ehli sapıklar yoktu; Roma kültürü, hukuku ve medeniyeti, görkemli devleti ve kurumları; Pers kültürü, inancı ve güçlü devleti ve medeniyeti; eski Yunan’dan kalan mantık, felsefe bilgisi, şehirliye ait demokrasi kültürü ve site devletleri; Habeş krallığına ait medeniyet, kültür ve inançlar… vs Tüm bunlar o devirlerde baskın ve yaygın olarak yaşıyorlar, birbirleri ile rekabet ediyorlardı. Değerlerinin ve kültürlerinin yayılması için güçlü ordulara, geniş coğrafyalara ve büyük devletlere de sahiptiler.

Bütün bunlara rağmen Allah’ın son elçisi ve ona uyan ilk Müslümanlar, özgüvenleri yüksek, üstünlüklerini ve vakarlarını her daim hissettirerek ve koruyarak, hiçbir komplekse ve acze düşmeden, sadece kendi inançları, kendi yöntemleri ve bağımsız örgütlenmeleri ile hareket ettiler ve kendi hedeflerine kilitlendiler. Allah’a olan itaatleri, güvenleri ve samimi bağlılıkları karşılıksız kalmadı, Allah da vaadini tuttu ve onları tüm o dünyalara galip getirdi…

Ülkemizde bir süredir baş gösteren ilkelilik, ilkesizlik tartışmaları, yapılıp edilen faaliyetlerin gerekliliği yahut tutarsızlığı konusundaki farklı görüşlerden hareketle, yukarıdaki açıklamalarla konuyu doğru bir zemine kaydırmayı ve esasa yönlendirmeye katkı sağlamayı amaçlayarak bu uzun girişi yaptık.

Bizim çağımızda da, baskın, etkin ve yaygın kültürler, uygarlıklar var. Bu günde hakim bir ideoloji ve onun ardında duran toplumlar ve devletler, onları takip ve taklit edenler dahil diğer toplumlar ve devletler; genelde tamamen ateist, seküler, laik ve müşrik bir yapılanma üzeredirler. Bunlarda toplumsal düzenleri ve devlet yapılanmaları itibarı ile en az peygamberin günündekiler kadar zalim, gaddar, kıyıcı, sömürücü ve katliamcı. Yer kürenin ne kadar masum halkı ve zengin kaynakları varsa orayı talan edip soyuyor, insanları öldürüyor, iç savaşlar çıkartıp onları birbirlerine düşürüyor ve köleleştiriyorlar. Propaganda ve yalan mekanizmaları sayesinde çok büyük çoğunluğu kandırmayı da becerebiliyorlar. Bir taraftan kendilerine uşaklık eden işbirlikçileri buluyor, öte taraftan sahte kavram ve tezlerle milyarlarca insanın zihnini iğdiş ediyor ve yanıltıyorlar.

Bu günkü kitap ehli, hala peygamberin günündeki kadar sapkınlar ve hala bozgunculuk yapmaya, Allahın kullarını Allah adına yalanlar uydurarak yanıltmaya devam ediyorlar. Son elçi ve getirdiği son dini sahiplenenlerin büyük çoğunluğu da, itibar edilen din adamları, kendilerine verilen devlet destekleri ile kendilerine uymaktan başka yol bulamayan kalabalıklar içerisinde benzer fesadı üretmeye ve yaymaya, kitap ehlinin ve sapkınların peşinden gitmeye devam ediyor.

Yazının başında belirtilen sahih gruba, tarihi yolculuğunda sahici hatta dahil olmak isteyen, son elçinin örnekliğinde ve ona tabii olan ilk Müslümanların kutlu yolunu takip ederek, gerçekte Allah’a olan bağlılığını ve itaatini sürdürmek isteyenler, nedense yapmaları gerekenler konusunda şaşkınlık yaşıyorlar. Zihinler karışık, hedefler bulanık, yöntemler tartışmalı, örgütlenmeler ve çalışmalar meyvesiz, en tehlikelisi de ilkeler sorgulanıyor.

Liberal, demokrat siyasi tezler, kavramlar ve yöntemleri ile çoğulcu kimlik tartışmaları ve tanınma istekleri, her tür haramın önü açık ve sorgusuzca işlenebildiği serbest Pazar piyasa ekonomisi ve ilişkileri, insanı bireye dönüştüren kurucu ve yönlendirici varlık tanımları, bu aralar çokça sempatik geliyor ve çoğunlukla da rağbet görüyor. İslami tanım ve kavram değerleri hafife alınıyor, eşyayı ve hayatı açıklamada yetersiz bulunuyor.
Bağımsız, özgün ve İslami ilkelere has talepler ve karşı duruşlar, kendi yöntemlerine uygun örgütlenme ve amaçlı yapılması gerekli faaliyetler flulaşıyor, karmaşıklaşıyor ve çoklarını komplekse itiyor. Merhamet duyguları kabartılanlar, başkalarının planlarında yer tuttuklarından habersiz yanlış yerlerde tezgah açanlar, sosyal yardım ve dayanışma faaliyetlerini İslami hareketlerin yerine geçirenler, paradigma içi sivil talepler ve tepkisel itirazları İslamcılık adına onaylarken, bu durumlara eleştirel yaklaşanları faaliyetsizlik, atalete düşmek ve kuru ilkelere saplanıp kalmakla suçluyorlar.

Şimdi sorulması gereken ve hep beraber cevaplamamız gereken soru şudur; insanlık bir yolda akıyor. Azgın, sapkın tağutlar milyarları çaresiz bırakıyor ve zavallılaştırıyor. Uygarlık adına, medeniyet adına olmadık zulümler işleniyor, insanlık suni üretilen krizlerle efendilerine ve gösterdikleri yollara sadakatle koşturuyor, bağlılıklarını bildiriyor. Çok tanrılı dinlere selam duran, uluslaşma süreci boyunca uluslarca üretilen putlara secde eden ve bağlılık andı içenler, kültürüne, diline, tarihine ve devletine tapınarak bunların ardındaki tağuti kurnazlıkları görmeyenler, kalkınma ninnileri ile mutluluğun ve istikrarın peşinde bir ömür tüketenler, doğru yolda, doğru yönelişte midirler? Milyarlarca kalabalık, hangi tezgahlar ve sinsi planlamacılarla bu yolda sürüklenmektedir?

Bu kadar zavallı konuma düşürülen ve hayaller peşinde koşturulan insanlığa karşı, sadece kültürel çalışmalar, sadece tepkisel söylemler ve sadece sosyal dayanışmalar göstererek mi çare olacağız? Tüm oyunları tezgahlayanları, arka planda ellerini oğuşturup ön cephede insanları birbirlerine kırdıranları, onların düzenlerini ve işbirlikçilerini açığa çıkartmayacak mıyız? Dosdoğru yolu, hakça yaşamı ve düzeni gösterecek, esas hedefi ve muhatabı açık edecek, elçilerin yaptığını bu çağda tekrarlayacak tevhid ehillerine ve sahih hattı takip etmeleri gerekenlere ne oldu?

Açlıktan ve insanlardan korkmayıp sadece Allah’dan korkması gerekenler nerelere kayboldular? Allah’a çağırırken bir beklentiye girmeyenler, mücadele ettiklerinin vereceği rüşvete, sahip olduklarına göz dikmeyenler ne haldeler? Tağutları ve zalimleri hakka çağırırken onlara karşı yürütülecek mücadelede zavallı derekesine düşürülmüş insanlığın gözünü açacak, kulaklarındaki pası silecek, zihinlerindeki iğvayı düzeltecek, gönüllerindeki itaati ait olduğu yöne çevirecek ve onları kula kulluktan Allah’a kulluk etmenin şerefini tattıracak olanlarımız şimdilerde hangi işlerle meşgul olmaktalar? Ölüm melekleri canlarımızı alırken; “ne işteydiniz” diye sorduklarında cevabımız ne olacak?...

Tekrar soralım; şahitlik ve sorumluluk evet ama, Allah’ın dininin mi yoksa beşeri ideolojilerin mi?

1145
YORUM LİSTESİ
Orhan Albayrak 11-04-2010, 13:00:52
Sayın Editör sanırım yorumlar size geldiğinde Başlık sütünu yansımıyor. Ben yorumumu Yaparken Adil Cevaz Beye diye başlık altında yapmıştım.Hüseyin abi sanırım anladınız.Adil cevazın yorumunda geçen 'büyüklerimiz' kelimesi konuyla ilgilidir.Adil Beye gelince; siz benim muhatabım olamazsınız zaten.Böyle seviyesiz bir uslüpa hiç bir yanıt vermeyeceğim.
 
adil cevaz 11-04-2010, 01:09:59
Hüseyin Abiciğim;Yazımın başına senin yazından iktibasla başladım.Senin yazdıklarının üzerine yorum yazdım.Senin yazının muhatapları diğer sitedede yazan kardeşler,onların çalaşmalarını meyvesiz,zihinlerini bulanık olarak nitelemişsin bende o çalışmaların içinde biri olarak bu haksızlığa tepki vermek gerekli idi.Senin yazının muhatabı kimler olduğu gayet açık.Mehmet abinin yazısı üzerine yazılan yazı.Ardından Ahmet Örs yazısı,üstüne beytullah Emrah'ın sonra Şükrü Hüseyinoğlu'nun son olarak da senın yazın abi..Müslümanlar abi hem sendikal,hem dernekler,hem STK lar üzerinden mesajlarını dillendirebilirler.
Bunu yapan kadeşlerimiz var olacaklar da.Bu noktada bazı liberal veya faklı düşünen tiplerin Kardeşlerimizin oluşturup organizasyonunu gerçekleştirdiği yapıların ÇEKİM alanına girmelerinden korkmamalıyız.Tevhid talebi olmasa dahi Adalet ve özgürlük talebi olan kişilerin bizlerin yanına gelmesinden ne endişemiz olabilir.Rejimin karşısında ezilenlerin dinini sormadan ezilenlerin dili olmak müslümana yakışmaz mı?Yoksa bu bizi ilkesizleştirir mi?
Zaman tünelinde değerlendirişim önceki yazılara karşı yazdığını düşündüğüm için öyle ifade ettim.Anladım ki üzülmüşsün ama bende kötü oldum yazdıklarından Hakkını helal et.Kastımı aşmış olabilirim.Heyacanıma ver.

Siyaset üretmede ki sıkıntıları aşıp bu mazlum halka hakkı ve adaleti götürme sorumluluğumuzu öncellemek gerekmiyor mu?Doğru düşünce doğru eylemi getirmeli,doğru eylem de doğru sonuç vermeli, sünnetullah bu değil mi?
 
adil cevaz 11-04-2010, 00:46:48
el cevap orhan albayrak beye;tezgâhtan fikir geçirmek istemek kendisini merkeze almanın bir başka şekli.İlk önce kendi özeleştirisini yapmalı fikir tezğâhlamanın bir başka şekli bu olsa gerek.Kimsenin tezgâhına gelecek kadar basiretsiz değilim.Muhatabım değilsiniz...Tartışmanın arka planı olduğunu bilmeden "hıh"diyicilik yapmayın.
Yinede cevaben şunu bilin ki büyüklerimiz
ifadesindeki kastım içerisinde Hüseyin Alanın da olduğu,yaşça bizden büyük ve sahip olduğumuz fikre,bilinçe,tavra okuma alışkanlığımıza emeği geçen abilerimizdir.Zor zamanda zor imkanlarda çalışma yaparak kuranın anlaşılması için verdikleri mucadelenin hakkını vermek adına saygıyı fazlasıyla hak ediyorlar.Kastımda ki büyükler odur.Tabii BÜYÜKLERE alerji ile büyüdüğümüzden HANGİ Sİ? diye sormak doğal birilerini birilerine öykünerek mahkum etme alışkanlığımız hastalık ölçeğinde hala sürüyor.Ne yazıkki....
 
Hüseyin Alan 10-04-2010, 20:06:00
Orhan Kardeş!
Eksikliğime ver, "şu tezahtan geçmesi gereken" fikirlerden bi-haber ver. "Büyüklerimiz" kelimesinin geçtiği cümleyi bulamadım, dolayısı ile muradımı açıklayamıyorum. Yardımcı olur musun? Selamlarımı yolluyorum.
 
Hüseyin Alan 10-04-2010, 20:01:57
ADİL CEVAZ KARDEŞİM'E
Sevgili Adil, Allah önce seni sonra da beni bağışlasın. Yahu, o nasıl okuma öyle?

Muradı aşan yorumlar yapmışsın. Tekrar tartışmaya gerek yok ama bir şey söylemek istiyorum: Bir süredir süren "ilke" tartışmalarına katkı olsun diye yazdım bu yazıyı. Alınması gerekenler, yazıda anlatılan çerçeveyi taşıp başka çerçevelerde ve o çerçevelerin tezleri ve adamları ile iş tutanlar olmalıydı. Onları savunmak da sana bana düşmemeliydi.

Yapıp ettiklerinin meşruiyeti tartışmalı, siyasi kimliği hepten meçhul, sivilleşmeyi ve demokratlaşmayı marifet sayabilenlerin; tağuta karşı duruşunu, doğrudan onu ve sistemini eleştirir bir eylemliliğini ve ( neden yana olduğu çok belli olmayan ) tarafını, sen ben dahil dost düşman kimsenin duymadığı ve görmediği vatandaşların paradigma içi faaliyetlerini, seni bilmem ama benim doğru görmem mümkün olamaz. Bula bula bulduğu STK modeli ile faaliyetlerinin eni sonu nereye varacak ondan bile habersiz İslami hareket yorgunlarına bir çift söz de biz edelim dedik, kulak verirlerse iyi bir tartışma çıkar diye de hesap ettikti, çıka çıka sen çıktun bahtımıza, ne yapalım!

Sağolasın, sende bizi "zaman tünelinde " kalmak, herkesi "kendi tezgahımızdan " geçirmekle bühtan etmişsin. Yapma, erken karar veriyorsun, oysa bizler kardeşiz, hüsnü zanla bakmak daha çok yakışır birbirimize.

Peygamberin örnekliği ve modelliği duruken, en çok da ona dikkat edilmesi gerektiğini her fırsatta söylerken, yazı da tersi anlaşılır bir ifadem olmuşsa hemen tevbe ediyorum. Öyle de muradım da olmamaıştır. Buna rağmen ben de sen gibi aciz bir kulum işte.

Sence, Müslümanlığını varlık gerekçesi olarak görenler, yaşamo boyunca yapıp ettiklerini her zaman aynı gerekçeye onaylatmamalı değil midir? Kulluk tanımı değişti, bizler de "zaman tünelinde" kaldığımız için habersiz mi kaldık? Ne dersin?
 
necati türkoğlu 09-04-2010, 21:29:47
yorum yapan arkadaşlar, yorumlarınız kısa ve öz yaparsanız demek istediğiniz daha iyi anlaşılır. uzun yazılan yorumlar pek okunduğunu sanmıyorum, en azından ben okumuyorum, birkaç satır okuyorum bırakıyorum saygılarımla.
 
Orhan Albayrak 09-04-2010, 19:40:12
Hüseyin Bey in birilerini tezgahtan geçirmek gibi bir zihniyete sahip oldugunu düşünmüyorum.Ancak tezgahtan geçmesi gereken fikirler var.Öncelikle 'Büyüklerimiz'derken neyi amaçladığınızı açıkça belirtmelisiniz. Hangi Büyükler.Yazıyı tekrar akli selim olarak okumanızı öneriyorum.
 
adil cevaz 07-04-2010, 00:26:25
"Zihinler karışık, hedefler bulanık, yöntemler tartışmalı, örgütlenmeler ve çalışmalar meyvesiz, en tehlikelisi de ilkeler sorgulanıyor." bu ifadeler eleştiri sınırlarının ötesinde iftiraya kapı aralıyor abi...
Zihnin karışıklığını yansıması tevhidin anlaşılmaması olarak yadsıdığını buradan yazının başında ki ifadelerle anlaşılıyor.
Zaman tunelinde kalıp,kendini tekrardan başka pratiği olmayan,şirkin ve ifsadın şekillendiği zihinlerin yazılarını 'iktibas'etmekten başka bir organizasyonu olmayan,türkiyede islami düşüncenin kilometre taşlarından birine saplanıp patinaj çektiğini dahi fark edemeyen,donuk,pasif,edilgen zihinden kurtulmadan çizgiyi ileriye taşıyamayız.
Hedeflerimizi bulanık görenlerin gözlerinde ki katarktan kurtulmalarını sorgulamaları öncel problemleridir.Tartışma sadece bazılarımızın İLKE bağlamında yeniden bir özeleştiri gayretinide beraberinde getirmesi gerekirken iman ve bilinç,eylem yargıçlığına dönüşmeside kardeşlerimize yapılan haksızlıktır.
Örgütlenmeler ve çalışmalar meyvesiz derken yapılan çalışmaları hafife almanızıda tekrar gözden geçirimenizi isterim.Büyüklerimizin emeklerine olan saygımızı ve hürmetimizi bize karşı kullanmayın.İslami emek ve çalışmalar illa sizin tezgahınızdan geçmekse bu dediğinize anlam veririm.Her kardeşimiz kendi sathında bir gayreti var.Bunu hafife almak bunu meyvesiz olarak nitelemek kendisini 'takvametre'olarak tanımlamakla aynı şeydir.
Olaylara seyirci kalmak yerine aktör olma gayretini kuşanmanın zamanı geldi geçiyor bile....

 
hikmet erturk 05-04-2010, 13:49:20
Allah razı olsun abi.İfadeler net ama eksiklik bizlerde. Tam olarak hiç birşeye karar veremiyoruz. Herkes yettiği kadar yaşıyor ama sorun, eksikliğini kabul etmek yerine diğer kişiyi eleştiriyor. Ne yapalım oldugu kadar yola devam.
 
matav 03-04-2010, 00:34:49
Bir yandan komşu sitede bir kardeşimizin ;“o halde “tevhidi” diye başlayan tespitlerimizde liberalizm araştırmaları, pozitif-negatif özgürlük konusu, demokrasinin felsefi ve teknik açıdan değerlendirilmesi; S.Kutub’un akide-ahlak-siyaset üçleminde Özgürlük’e ne türden olumlu anlamlar yüklediği, O’nun demokrasi reddiyesini tam olarak anlayamayan Müslümanların neden özgürlük ve halk düşmanı haline gelebildikleri” şeklinde Müslümanların yaşanılan süreci iyi tahlil edemedikleri ve çağdaş kavramlar üzerinde isimleri zikredilen alim ve aydınların kabullerinden hareketle (benim anladığım bu,aslında bütünü okunmalı) yeni bir fıkıh geliştirilmesi gerektiğine dair önerileri…

Bir yandan da ;
“Liberal, demokrat siyasi tezler, kavramlar ve yöntemleri ile çoğulcu kimlik tartışmaları ve tanınma istekleri, her tür haramın önü açık ve sorgusuzca işlenebildiği serbest Pazar piyasa ekonomisi ve ilişkileri, insanı bireye dönüştüren kurucu ve yönlendirici varlık tanımları, bu aralar çokça sempatik geliyor ve çoğunlukla da rağbet görüyor. İslami tanım ve kavram değerleri hafife alınıyor, eşyayı ve hayatı açıklamada yetersiz bulunuyor.” şeklinde malum kavramlara mesafe konulması gerektiğinin altını çizen değerli dostumuzun ifadeleri..

Gel de çık işin işinden!

“Merhamet duyguları kabartılanlar, başkalarının planlarında yer tuttuklarından habersiz yanlış yerlerde tezgah açanlar, sosyal yardım ve dayanışma faaliyetlerini İslami hareketlerin yerine geçirenler, paradigma içi sivil talepler ve tepkisel itirazları İslamcılık adına onaylarken, bu durumlara eleştirel yaklaşanları faaliyetsizlik, atalete düşmek ve kuru ilkelere saplanıp kalmakla suçluyorlar. “
Şeklinde devam eden mevcut durumu eleştiren cümleler
Ve..
Tekrar soralım; şahitlik ve sorumluluk evet ama Allah’ın dininin mi yoksa beşeri ideolojilerin mi?”

Diye gelişen beşeri ideolojilere yaslanmayı,tartışmayı tavsiye eden Müslüman aklı ve vicdanını sorgulayan sorular..
Sıradan bir okuyucu olarak, kendim için, tam bir kafa karışıklı desem olur mu?
M.Pamak’ın yazısıyla başlayan, B.Kurbanoğlu’nun mezkur yazıyı katkı niyetli eleştiren bir başka yazısıyla gelişen,devamında A.Kalkan hocanın son yazısı,arada A.örs,B.E.Önce ve şimdi de H.Alan dostumuzun son yazı macerası..
Hepsi birbirini tetikleyen yazılar gibi..A.Örs bir söyledi bir söyledi “yemişim ilkeleri!” sözü boğazında düğümlenmiş olmalı..
Hep uyarmaya çalışırlardı bizi,”sözü bağlamından koparırsanız istediğiniz gibi yoğurabilirsiniz” diye. Evet bu doğru bir refleks değil bu.Ayrıca bir metni okumaya önyargılarla başlarsanız,ne yaparsanız yapın hayırlı anlamlar çıkmaz o metinden.Siyak,sibak,metnin bütünü gibi okuma teknikleri önyargı olunca rafa kaldırılabiliyormuş demek ki..Bu hatayı,ben dahil, yapmıyoruz diyen varsa beri gelsin dostlar..

Evet,Hüseyin kardeşim ,dostum,dediklerinin her biri teorik düzeyde el hak doğru ama sorun pratikte işte!
Nasrettin hoca demiş ya;”birine haklısın, ikisine haklısın,diğerine sen de haklısın ..ilaahir” diye bu durumdayız vesselam..Kendi düşüncemizi söylediğimiz de alimallah duvara çarpıveriyorlar adamı da o yüzden..Selam ve muhabbetle..
Not:Bir başka arkadaş haklı olarak soruyor sıralamış.Okuyalım efendim ve kızmayalım ve düşünelim..Doğru tespitler var içinde..
“İlk Müslümanlar.
İlk inen üç beş ayetle müslüman oldular.
6666 ayetle değil.
Ne siyer okudular ne hadis külliyatı ezberlediler.
Fıkhi kelami tartışmalara girip birbirlerini de yormadılar hiç.
Doğrudan hayatın içine girip birbirlerini kolladılar daima.
Fikirdaş,ülküdaş,idealdaş,daha bilmem ne daş olmadan evvel.
Haldaş oldular...Arkadaş oldular..Kardaş oldular..Yoldaş oldular.
Ve böylece kenetlendiler birbirlerine.
Bünyanen Mersus gibi.
Ya hayır yap yahut sus gibi.
Söyleyip söyleyip bahusus gibi yapmadılar.
Yapmadıkları şeyi de anlatmadılar.
Mahsuscuktan yapmış gibi.
Tafra da satmadılar üstelik.
Sağa sola şuna buna.
Laf yetiştireceğiz diye de didinmediler.
Bu eroğluerler.
İmanım eyvallah.!
Akademic-Ecolic.
Metafizik-Melancolic.
Hayalperest apolitic İktibasen İslamcı’lar gibi de.
Yapmadılar dahası.
Sistem dışında kalmak adına.
Hayatın dışına da.
Savrulmadılar.
Yok pahasına.
Beyhude
Tekfir et sonra da hicret et demediler.
Hicretlerini nefret üzerine inşa etmediler.
İnsandan tiksinmediler onlar.
İnsanlar bilmiyordular.
Ama öğreneceklerdi.
Bizzat görerek gözleyerek.
Yaparak ve yaşayarak.
Dönüşleri de bu nedenle muhteşem oldu işte.
Feth’ün minel qarib.
Muhammed ;
Haldaşımız,arkadaşımız,kardaşımız,yoldaşımız dı.
Sosyal mühendisimiz değildi..Jakoben vaftizci yahyamız değildi.
Başımıza bekçi kesilen;başımızın zorba kahyası değildi.
Bütünüyle Biz.. Ve.
Bütünüyle Kardeşimiz di O.!
Hayatını kitap yazarak kitap okuyarak kitap yazdırarak kitap okutarak yaşamadı O.
Bizzat kendisi kitap oldu .
O.
Te
vatür nedir.?
Rivayetinden kuşku duyulmayan hadis mi.?
Hayır.! ..
Tevatür bizzat yaşanmış ve halen de yaşanmakta olan davranışın ta kendisidir.
Itret’in ta kendisidir.
Mü’min fıtrat’ın eylemlenmiş ve el an eylenmekte olan halinin ta kendisidir tevatür.
Okunmayı değil yaşanmayı gerekser bu ıtret; bu tevatür sayın selefçi beyler.!
Haksız değil bu Aleviler bu Bektaşiler bu Sufiler bu Şiiler..
Yaşayan bir Kur’an ve Yaşayan bir Itret emanet edilmiştir elbet.
Yaşayan ve yaşatan Mü’minlere.
İla nihayet.!
Çağdaş cahiliyyenin kafir okullarında tıpış tıpış Latince okudunuz.
Sonra da Arabça Müslümanı oldunuz .
Öyle mi.?
.. Kendi tevatürünüzü.. Kendi itretinizi..Kendi mü’min fıtratınızı..
Okumaya hiç tenezzül buyurmadınız oysa.
Çünki.
İndi zanlarınıza göre.
Ne din kalmıştı ortada ne iman.
Ne Mü’min kalmıştı ne Müslüman.
Herkesler ya Sufi müşrik ya Bektaşi zındık veya ..
Müderris münafık yahut rafizi Şii ve…/..
Güya Caferi olmuştu da.
Sizden başka Müslüman da kalmamıştı memlekette.
Din elden gidiyor değil; çoktan gitmişti be.!
Ne güne duruyordunuz.?
Sizde bir peygamber sayılırdınız siz de bir resulullah.!
Ya bismillah.!
Şimdi yeniden yeni bir din icad etmenin tam sırası değildiydi de.
Ya neyin sırasıydı ya.?
Adını da ihya ve tecdid koydunuz öyle mi.?
Fakat ne ihya olan bir insan var dı ortada.
Ne tecdid edilmiş bir hayat.
Otur tefsir kalk fıkıh yat hadis uyan meal..
Hayal meyal-sürreal bir İslami diriliş.
Ve.
Sloganlarla şişirilmiş tasfiyeci bir edebi çirkiniş:
Kahrolsun küresel emperyalizm..
Gebersin kapitalist kibir çetesi.!
Eh.!
Lafla peynir gemisi değil.
Uzay gemisi bile aynen fezaya pırrr.!
Devr-i zamane İslamcı aydınları nazarında.
Fi emanullah.!
Tıkır tıkırr.. !
Kapatın o vakıfları dernekleri dergileri televizyonları gazeteleri.
Halka açılın halka.
Hayata açılın hayata.
Bizzat yaşayın halk ve hayatla.
Şiir ve edebiyatla yaşanmıyor bu hayat.
Vaaz ve kıraatla da yaşanmıyor bu hayat.
Bizzat icraatla yaşanıyor bu hayat.
Hala akletmeyecek misiniz.?
Ne dediydim ben.?
Çözüm önermeyi filan bırakın..Çözümün bizzat kendisi olun.
Mazlum halka akıl vermeyi bırakın.. Mazlum halkın yanında olun.
Sahib u musahibi olun bu halkın.
Vaizi ve hatibi değil.!
Ağız vermeyi bırakın… Ekmek verin ekmek.!
Diye de.
Eklemiştim .
Değil mi.?
Kim dinledi peki.?
Beyler.!
Kendi kişisel mevzilerinizi korumak adına.
Tevhid edebiyatı yaparak milletin kafasını karıştırmayı da bırakın artık siz.
Bu millet daha dün Müslüman olmadığı gibi sizi de yeni tanıyor filan değil.
Kendinizden başka adam kalmadı filan da zannetmeyin.
Sizi de beni de cebinden çıkaracak çok adam var bu memlekette merak etmeyin.
Dergi çıkarmadılar;yayınevi kurmadılar; internet site com.lamadılar diye.
Kimseyi yoksayamazsınız.
Onlar varlar ve hepimizden daha çok varlar.
Bu halklar sadece boş laflara karnı toklar olarak izliyorlar sizleri.
Kendilerinden; kendi içlerinden birileri olarak değil.
..
Mazlum halkın ölüsüne rahmet,hastasına şifa dilemek.
Onların yanlarında olmak demek değildir.
Sair söz ağaları da geri kalmıyor aman ayıp olmasın türünden mersiyeler söylemekten..
Halkın yanında olmak.. Onlarla yaşamayı; onlarla hastalanmayı.. Ve.
Onlarla ölmeyi .
Gerekser
. Kendi kendinize gelin güvey olmayı değil.
Diyarbakır’a taşının..Tunceli’ye göçün.
Vakıflarınızı da oralarda açın derneklerinizi de.
Ne var bu kent merkezlerinde anlamıyorum ben.!
Ne anlatacaksınız bu halinden hoşnut ;bu kentsoylu lümpen artistlere anlamıyom ben.!
Yahu.!
Hiç değilse.
Varoşlar ve gecekondu semtlerine taşının be.!
Mecbur mu millet merkezlere kadar ayağınıza kadar taşınmaya be.!
Adamcağızların bir cumartesileri pazarları var.
Hiç değilse o nu da mahallelerinde yaşasınlar be.!
Siz gidin kardeşim.
Ev ev kapı kapı kapı.
Siz gezin be.!
Sistem partisi oy avcıları kadar da mı kafanız çalışmıyo be.!
Ne deyim daha be.?
Ne deyim ha.?
Şu toplu tefsir derslerini filan da bırakın gari.
Millet müfessir oldu amma.
Müessir olamadı hala.
Ukala mıyım.?
Peh.!
Hiç değilse eylemsiz ulemadan değilim.
Çok şükür. “
Veysel Menekşe..
 
DİĞER YAZILARI

16/01/2012 - 09:03 KENT TOPLUMU VE MÜSLÜMANLAR

24/11/2011 - 10:51 MEKKE'DE KADIN-ERKEK İLİŞKİLERİ VE AİLE

10/11/2011 - 09:46 CAHİLİYYE KAVRAMININ FARKLI KULLANIMLARI

18/10/2011 - 13:04 CAHİL-CAHİLİYYE VE MÜSLÜMAN-MİLLET (ÜMMET) İLİŞKİSİ

27/09/2011 - 11:40 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -VI-

25/08/2011 - 16:15 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -V-

11/08/2011 - 12:16 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -IV-

16/07/2011 - 09:46 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -III-

30/06/2011 - 22:44 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -II-

15/06/2011 - 23:32 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN COĞRAFYASI -I-

28/05/2011 - 08:42 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -VI-

13/05/2011 - 11:04 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -V-

23/04/2011 - 00:28 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -IV-

08/04/2011 - 06:34 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -III-

27/03/2011 - 09:53 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -II-

09/03/2011 - 23:46 İSLAM ÖNCESİ ARABİSTAN'DA CAHİLİYYE -I-

16/02/2011 - 18:19 MUCİZE KONUSU VE BİR MODERNLİK DEĞERLENDİRMESİ -II-

12/02/2011 - 13:55 MUCİZE KONUSU VE BİR MODERNLİK DEĞERLENDİRMESİ -I-

22/01/2011 - 21:59 Siyerin Gölgesinde - 5

27/12/2010 - 07:44 SİYERİN GÖLGESİNDE - 4

03/12/2010 - 18:06 SİYERİN GÖLGESİNDE-3

05/11/2010 - 11:28 SİYERİN GÖLGESİNDE - 2

19/10/2010 - 18:25 SİYERİN GÖLGESİNDE

24/09/2010 - 08:32 HALA “GÂVUR” MU İZMİR?

09/08/2010 - 16:51 KİFAYETSİZ TERCİHLER

27/05/2010 - 13:11 BİR “YILDIZ” DAHA KAYDI ARAMIZDAN

18/05/2010 - 13:13 İZMİR'İN YİĞİDİ

02/05/2010 - 23:40 ANAYASA TARTIŞMALARI ÜZERİNE

02/04/2010 - 16:55 NEYİN ŞAHİTLİĞİ?

26/02/2010 - 10:51 TEVHİDÎ STANDART

01/02/2010 - 15:57 LİBERALİZM VE MÜSLÜMANLAR

11/01/2010 - 21:00 DOĞRU OTURUP DOĞRU KONUŞMALI

03/11/2009 - 18:32 YOLA REVAN OLMAK

22/09/2009 - 19:52 BAYRAM
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat