Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
ZAMAN TÜNELİNDEN ÇIKMALI
Ahmet ÖRS - 27/03/2010 - 15:43
İslam, adalet üzere bir dünya imar etmek ister. Bunu yaparken elbette Allah’ın yüceliğini ortaya koyma sadedinde yaratılışı insana daha iyi kavratmak için farklı ayetleri önümüze koyar ama Allah aşkına Rabbimizin amacı sürekli Allah’ın yüceliğini insanlara teolojik delillerle anlatmak mıdır? Müslümanlar zaten buna inanmışlar, bunda bir problem yok. İnandıkları bu temel onlar için nasıl bir dünya vaat ediyor? Mesele budur. İnandıkları bu ilkeler insanların yaşadığı birebir sıkıntıları nasıl göğüsleyecek, onlar için nasıl bir direniş haritası çıkaracak?

İslam sadece maneviyat, çok sevsek de Mutezile’nin kelami çabaları ya da tevhid-şirkin soyut mukayese alanlarından mı ibarettir? Kısaca cevaplayalım; “değil”dir. Biraz toplumsal gerçekliğe yoğunlaşan bir çalışma görülse hemen “manevi boyut görmezden geliniyor” itirazları yükseliyor maalesef. Hayatın anlamını kavramaya dönük felsefi çıkarımların ihmal edildiği kaygıları dillendiriliyor. Yoksulların dünyasına çevrilen projektörler, Marksizm’e kaymakla suçlanıyor. Adil bir dünya için ezen-ezilen çelişkisine yapılan vurgular maalesef kavranamıyor, buna dönük toplumsal mücadele alanları şirke, liberalizme kaymakla suçlanıyor. Onun bunun peşine takılmakla itham ediliyor.

İslam, adalet üzere bir dünya imar etmek ister. Bunu yaparken elbette Allah’ın yüceliğini ortaya koyma sadedinde yaratılışı insana daha iyi kavratmak için farklı ayetleri önümüze koyar ama Allah aşkına Rabbimizin amacı sürekli Allah’ın yüceliğini insanlara teolojik delillerle anlatmak mıdır? Müslümanlar zaten buna inanmışlar, bunda bir problem yok. İnandıkları bu temel onlar için nasıl bir dünya vaat ediyor? Mesele budur. İnandıkları bu ilkeler insanların yaşadığı birebir sıkıntıları nasıl göğüsleyecek, onlar için nasıl bir direniş haritası çıkaracak? Yoksul köylülerin, fabrikaları kapatılan işçilerin dertlerine neler söyleyecek? Kemalizmin ezdiği hayatları ayağa kaldırmak için hangi aşamaları teklif edecek? Kürt ya da Ermeni meselesinde hangi tavırları takınacak? Farklı inanç ve siyaset çevrelerinden insanlarla ahlaki temelde nasıl bir işbirliği önerecek?

Uzun dönemdir, haklılık evreleri hariç, Müslümanlar bir döngü içerisine kendilerini hapsettiler doğrusu. Müslümanlar derken mutlaka bu döngüyü zorlayan, onu aşmaya çalışan anlayış ve yapılar var oldu tabii ki ancak tevhidi kimlikli çevreler bu ölümcül tabloya layıkıyla cevap üretecek bir performans sergileyemediler. “İlkelerimize aykırı!” dediler, ilkelerini sorgulamadılar, Kur’an’dan öyle ilkeleri nasıl çıkardıklarını izah etmediler, kendilerini yenileyemediler. Bu zihinsel tembellik ya köklü bir savrulmayı ya da iyice içe kapanmayı getirdi.

Yeryüzünde adaletin timsali olacak Müslümanlar bir şekilde hayatla buluşamazlarsa, hayata dönük çabaları hep bazı argümanlarla kesilecekse insanlık hangi kurtuluş umudunun peşine düşecek? Bakıyorsunuz, “darbelere değil düzenin hepsine karşı çıkmalıyız”, “ekonomik sorunlar fazla öncelenmemeli yoksa dünyevileşiriz”, “acaba liberallerin peşine mi takılıyoruz”, “fazla Marksist söylemler üretmeyelim”… Bıktıran bu itirazlar tam da Müslümanlar usul usul sahaya inmeye çalışırken ayaklarımızı çelmeliyor. Sanki devasa bir yürüyüş varmış da sapmalar başlamış gibi.. Bırakalım da biraz bir şeyler yapsın insanlar, bu din dairesi nasıl bir şey ki hemen Müslümanlar bu daireden çıkıyorlar? Galiba bunun tek bir çaresi var, hiçbir şey yapmadan ilkelerimizle kendi köşemizde durup kalmak! Bırakalım hayat akıp gitsin, başka ideolojiler mustazafların elinden tutsun, biz öyle kenardan onlara bakıp ilke türküleri tutturalım!

Önerimiz, bir an evvel ilkeleri gözden geçirmektir. İlkeler birincisi, ne kadar Kur’an’ın hedefleriyle uyumludur? Hayata ne kadar tekabül ediyor? Yani gerçekten ilke midirler? İnsanlığa rahmet olarak gelen bir din, insanlara el vermeyen ilkeler üretebilir mi? Demokrasiydi, sendikaydı, Tekel direnişiydi, Akp’ydi derken o kadar garip itirazlar yükseliyor ki neyin nesidir anlamak mümkün değil doğrusu!

En büyük ilkemiz âlemlerin Rabbinin yarattıklarına zulmedenlere karşı cansiperane bir mücadele hattı oluşturmak olmalıdır. Yeni biçim ve içeriklerle sürekli yenilenen bir mücadele hattı inşa edemezsek zaman tünellerindeki mahkûmiyetlerimizden kurtulamayız. Gücümüz oranındaki aşamalı mücadele stratejisine biraz da geniş pencerelerden bakabilmeliyiz. Azıcık sesimiz çıkmaya başladı mı hevesimizi kursağımızda bırakan hassas uyarıları biraz daha gözden geçirerek yapalım.

1180
YORUM LİSTESİ
İlgisi sebebiyle önemli bir hatırlatma 04-04-2010, 15:43:51
“Fe eyne tezhebûn / Nereye bu gidiş?”
Yusuf Bey, sadece sizi daha doğru anlamak adına sormak istiyorum, aşağıdaki gibi bir kurum ve kişiler bahsettiğiniz kategorilerden hangisine girmektedir:

Mesela “sendikal mücadelede tevhidi duruş”u temsil iddiasındaki bir sendika, kendisini ve hedeflerini tanımlarken şöyle diyorsa:

“Tek derdimiz ülkemizin sivilleşmesi, özgürleşmesi ve AB standartlarında bir ülke olması yolunda sivil toplum olarak üzerimize düşeni yapmak!”

Aynı sendika, kendi sitesinde kendi konumunu ve istikametini ifade için şöyle bir çağrıya imza atıyorsa:

“(sendikamızın)… düşünce ve ifade özgürlüklerini savunan, demokrat, hukukun üstünlüğüne inanan fikir adamlarından başka gideceği bir yer yoktur… Düşüncelerinden ötürü… Mahkeme önüne çıkacak olan sayın genel başkanımıza kaleminizle, fikirlerinizle, demokratlığınızla destek vermenizi temenni ediyoruz.”

Yenişafak Gazetesi yazarı bu sendikanın ve genel başkanının amacını şu şekilde izah ediyor ve bu kabulleniliyorsa:

“(sendika başkanı), demokrasi kültürüyle yoğrulmuş bir gençlik yetiştirmek istiyorsak bu derslerin işlevlerini ve bir öğretmen olarak her gün birçok lisedeki uygulamalardan dolayı ortaya çıkan sakıncalarını oturup açıkça ele almalıyız diyor. Bunu asla askerlik kurumuna karşı aşağılayıcı en ufak bir ima taşımaksızın, sadece daha demokratik bir gençlik ideali adına yapıyor.”

Yine kendi sitesinde yer alan bir çağrıda bu sendika şunları söylüyorsa:

“(sendikamızın) Demokratlara çağrısı
Önceliğini hukukun, evrensel insan haklarının, demokrasinin, düşünce ve ifade özgürlüklerinin genişletilmesinden yana koyan,… bu anlamda düşüncelerinden, fikirlerinden, hukuka ve demokrasiye olan bağlılıklarından başka hiçbir şeyleri olmayan bağımsız bir sivil toplum örgütüyüz. Tek derdimiz ülkemizin sivilleşmesi, özgürleşmesi ve AB standartlarında bir ülke olması yolunda sivil toplum olarak üzerimize düşeni yapmak”.

Ve bu “tevhidi duruşlu” sendika bu sürecin sonunda gelinen noktada Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan ve Berat Özipek gibi, akıdevi olarak tevhidden uzak oldukları gibi “eşcinselliği de insan hakkı” sayan liberallerle de bütünleşerek ilerliyorsa…

Aynı liberallerle bütünleşen sendikadaki bir başka kardeşimiz de “ilkeleri feda edeceğiz diye muhkem durup halkı feda ettik nerdeyse! Halkın acılarına, gözyaşlarına derman olmayacak ilkeyi neyleyim! ... Bu arada şu liberaller kompleksini de her kim ürettiyse terk edelim bu takıntıyı derim” diyebiliyorsa…

Üstelik en yakınlarındaki mü’minler bu hali kanıksayarak sessiz kalıyorlarsa ve ters giden hiçbir şey yokmuşçasına birlikte hareket ediyorlarsa… “bu gidiş nereye doğrudur?” diye soranlar hata mı ediyorlar? Bu gidişe sessiz kalarak idarei maslahatçılık yapanlar mı yoksa Allah için emri bil maruf sorumluluğunu yerine getirenler mi bu kardeşlerimize daha hayırlı ve İslami sorumluluğun gereğini de yerine getiren bir işlev görmektedirler?
Sizce bu tür uyarıları yaparak gidişteki yanlışa dikkat çekenler, “1- erken İslamcılık döneminde ortaya çıkan ve meşhur olan İslami şahsiyetlerin/cemaatlerin ortaya koyduğu çözümleri tartışılmaz ilkeler olarak görenler” kategorisine mi giriyorlar? Sizce bu gidişi ilkesizlik olarak değerlendirip Allah için uyaranlar, “bir dönemin vakıasına ilişkin üretilmiş bilgiyi yada tavır alışları mutlaklaştırıp, Kuranın yeniden ve yeniden anlaşılmaya çalışılıp, sürekli Kuranla dipdiri kalma çabalarının önüne bir engel olarak çıkartılan bir yaklaşım türünü” mü temsil ediyorlar?

Yukarıdaki söylemlerle, AB standartlarında ve demokratik bir Türkiye ve demokratik bir gençlik oluşmasından başka hiçbir derdi ve hedefi olmamakla özetlenen ve demokrasiye, demokratik kesimlere, liberallere sığınmayı temsil eden bu tutum, “vakıaya şahidlik edecek türde yeniden Kur’anla formatlamak gerektiğini söyleyen” bir tutum mudur? Bunlara açıklık getirirseniz meramınızı daha iyi anlama imkânı bulacağız.
 
Âsi 02-04-2010, 10:03:54
ayhan bey valla sizin gibi düşünürsek ne sahaya ineriz,ne de top sektiririz.Enazında sizinle inmek onu gösteriyor.
 
kadrican mendi 02-04-2010, 02:27:55
ilgiyle takip ettiğim "değişim tartışmaları" ilkeleri savunma ve reddetme gibi kastı zorlayan bir eksene kaydı.zannımca bu durum biraz ,tamamen örgütsüz bir kitleye,ayaklarımızı basacak bir zemin olmaksızın hitap etmemizden kaynaklanıyor.bu tartışmalar bir "hareket"in yaşadığı tıkanıklığı aşmak için yapılmıyor maalesef.hatta bir hareketin olup olmadığı,yada olursa nasıl olacağı hatta olmasının gerekip gerekmediği gibi bir dizi sorunun üzerinden atlanılarak yapılan tartışmalar neticede...bunları bu mesaiyi çok önemseyen biri olarak söylüyorum.bir yorum sadedinde söylenebilecekleri hesap ederek bir kaç noktaya değinmek istiyorum. öncelikle şu "ilkeler" meselesinin netleştirilmesi gerekiyor.malum,usulde "mekasıd-u'şeria" denilen bir esas vardır. ilkelerin ancak amaçlarıyla anlamlı olabileceğini söyler.yani yöntemi akaidleştirme(me)mizi hatırlatır.zannımca bu tartışmalarda şeriatın amaçları ile bu amaçları gerçekleştirmeye dönük yöntemin nasıllığı
birbirine karıştırılıyor.Ahmet Örs bu soruna dikkat çekiyor zannediyorum.
bu bağlamda sanırım "ilke" olarak merkeze oturtulan "tevhid"i bir "amaç" olarak okumalı ve onu gerçekleyecek bir mücadelenin yöntemini ise "ilkeler" çerçevesinde tartışmalıyız ki böylece hayatı nasıl ıskaladığımız üzerine kafa yormaya başlayalım.tıpkı resullerin yaptıkları gibi,Tevhid ve Adalet "amaç"ını gerçekleştirmek için o kadar çeşitli "yöntem"ler ile o kadar çeşitli sonuçlara ulaştılarki Rabbimiz bizlere onların kıssalarını hatırlatıyor sürekli.ve bu kıssaların bütününe baktığımızda görüyoruz ki ;Resullerin amaçlarına (tevhid ve adalet)ulaşmak için kullandıkları yöntemlerin "adil olmak, zulme meyletmemek,direnmek,ve dayanışma içinde olmak"dışında değişmezleri yoktu.
son olarak Kur'an da geçen "şir'a ve minhac" kavramları üzerine de tefekkürü öneriyorum; ""Biz, herbiriniz için bir şir'a ve minhac belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir."maide 48
 
Murat AYDOĞDU 31-03-2010, 08:56:44
Yıllar önce bir arkadaşım bana danışmak istedi “Sen mühendissin, teknik konularda bazı bilgilere ihtiyacım var” diye. Bir üretim işine girecekmiş piyasa da kapsamlı ve iddialı bir iş. “Sermaye durumun nasıl?” dedim.
“Üç beş sene bir şeyler topladım, şimdilik bu yeter işi geliştirdikçe de tamamlarım. Yola çıkmak için fazlasına gerek de yok, vakitte, kervan yolda düzülür, aksi halde gençlik, ve heyecan gidiyor”
“Sadece parayı kastetmedim”
Zeki ve yetenekli bakışları ile beni süzdü. “Tecrübem yola çıkmak için yeterli, oldukça bilgi biriktirdim, araştırdım, bu konuda tecrübeli arkadaşlardan da fikirler aldım, biliyorsun bazı şeyler de piyasada öğrenilir ve geliştirilir.”
“Daha”
“Ha! Ortaklarım ve yardımcılar da buldum, biliyorum bazı zaafları ve noksanları var ama sermaye bu, kusursuz insan bulamayız ya. Bu zaaf ve kusurları biliyorum, tetikteyim ve önlemlerini aldım”
Diğer detaylara girmeyelim, kısa bir risk analizi yaptım, vazgeçmekle işi yapmak arasında ucu ucuna çıktı. Azmi ve şevki kırmak gelmedi içimden. “Başla işine, her türlü desteği de vermeye çalışırız”
3-5 sene olmadı iflas etti kardeşimiz. Ne o, ne de ben pişman olmadık, para, ne mal olduğu ortaya çıkan ortak ve yardımcı kayıpları oldu kuşkusuz. Ama tecrübe yeni ufuklara açılan kapıydı paha biçilmez ve biz oturup beklemedik.
Gıffar kabilesine mi yollamalı bedevice cesareti, Habeşistana mı yollamalı kültürlü ama zorluklara dayanıklılık geliştirememiş kardeşleri, meydana çıkmayalım henüz, sizden öncekiler ne zorluklara katlandı mı diyelim, yok geri kalmanın ve geç kalmanın bedelini kaldıramayız sonra.
 
adil cevaz 30-03-2010, 20:51:01
şunu kabul edelim ki teorik kabulleri çok büyük aşamaları ket etmişse de müslümanların saha tecrübeleri yok.

bu hususta sarsıcı tartışmalar, mücadele alanları bizi bekliyor. eminlik duygumuz alt üst olacak, görünen o.

bir nevi peygamber sonrası gibi, en basitinden cemel gibi... elbette o şekilde bir tablo değil beklenen, hâşâ, ancak peygamnber varken düüşnsel problem ve davranış hatası hemen hemen yok gibi; çünkü resul düzeltiyor.

ama evlerden, daraltılmış mahfillerden hayata doğru başını uzatmak isteyince müslümanlar, fanusun koruyuculuğundan mahrum kalacak ve biraz hırpalanacaklar doğrusu...

öyle miydi diyecekler, ilke olarak kabul ettiklerimizi mücadele alanında nasıl somutlaştıracağız?
 
sefa özdemir 30-03-2010, 19:25:41
Herhalde kimse kaale almak istemiyor sorularımızı..İlkelerden bahsederken insani hassasiyetlere dair başka ilkeleri çiğnediğimizi ihsas ettirmeye çalışıyorum ama hala bir devlet ve muğlak ifadelerle toplum projesi üzerine konuşuluyor.Hadi bir de ben söyleyeyim; Kur’an’dan kalkarak bireyi hedef almayan devleti ve dahi toplumu ve dahi cemaati neyleyeyim ben.Üstelik tepeden inmeci ,jakoben kabulleri reddeden dostların arasında ifade edemiyorsam kendimi.Tarih,zalim,zorba devletlerin ,milyarlarca insanı sırf kendi bekası için yok ettiğini anlatan hikayelerle şekillenmiş.Güya İslam şeriatını esas aldığı söylenen Emevilerden bu yana kurulmuş bütün devletlerin hikayelerine bakıldığında bunu görmek kaçınılmaz..Her bir yapı, insana ,bireye rağmen ,kurumu ayakta tutma adına kendi dinamizmini,kanunlarını oluşturmuş.Osmanlının akabinde kurulan TC.farklı mı davransaydı yani?
Vahyi merkeze almayan tüm kabuller için bu kaçınılmaz, Kur’an’da buna işaret ediyor zaten şeytani sembolize eden kıssada kıyamete kadar verilen mühletten çıkarmamız gereken sonuç budur kanaatimce.
Şimdiki zamanda,burada ve hemen yapılması gerekenler üzerine konuşmaya,yazmaya çalışıyoruz.Dikkat edelim ,başta da dediğimiz gibi söylemlerimizde vahyin belirlediği ölçülerle insani hassasiyetlere ağırlık vermemiz gerektiği aşikardır.Hedef insanı kazanmaya,içeride tutmaya yönelik söylemi şekillendirmektir.Ama kendi aramızda bile tartışırken,”hay sizin..” diye başlayan tepkilerle daha çok insanı kaçırmaya çalışıyoruz gibidir,giden gider,kalan kalır cinsinden.Elbette kimseyi zorla tutma lüksümüz yok ama ya buna bizim söylemlerimiz sebep oluyorsa,ürkütüyor,incitiyorsak insanları,düşünmemiz,kendimizi hesaba çekmemiz gerekmez mi?
Bu sitede, bahsi geçen Nurcu cemaatin,tarikatçıların,şunların bunların yorum yazacağını sanmıyorum,kaldı ki onların da buna hakkı vardır ve beğenmediğimiz gelenekten mülhem Müslümanlık iddiasındadırlar.Yok, siz Müslüman değilsiniz mi diyelim şimdi onlara,ilkeler bunu mu gerektiriyor yoksa?Bu bahs-i diğer elbette ama tekrar edeyim söylemlerimiz karşı tarafı incitici,töhmet altında bırakıcı..İşaret etmeye çalıştığımız bu.Eleştirdiğimiz laik sistem bizim bu itiş kakışımızdan nemalanıyor,istediği de bu zaten,bunun farkında olmamız gerekmiyor mu? Kadim İslam kültürünün farklı boyutlarından herhangi birini fıtrat, yaş, sosyal çevre vb.saiklerle tercih etmek durumunda olan insanları İslam esasi çerçevesince kardeşlik, dostluk söylemleriyle bir arada tutmak zor mu geliyor bize? Komplocu söylemler peşinde koştururken içimizden birilerinin kalbini kırdığımızı ve bunun uhrevi hesabının zorluğunu bilmiyor muyuz biz?
Ha bu ara, yanlış anlaşılmaz umarım,sormadan geçmeyeyim:Hüseyin kardeşim, maşallah dolgun laflar ediyorsun, itirazım yok temelde söylediklerine; ama sana da sorayım şu Kur’an’i ilkeler, prensipler nedir Allah aşkına?
12,32,54 farz vs. gibi bir şey midir onlar? Senin çıkarımların, benim çıkarımlarım, onun çıkarımları farklı olamaz mı? Olamaz diyorsanız e, buyurun o zaman ortak bir dil oluşturalım. Ama bunun için farklılıkları ortadan kaldırmak veya ortak bir noktada buluşmak için kullanılan dil önemli değil midir? Sahi, sana da sorayım, niye birlikte yola çıktıklarınla beraber değilsin, niye anlam olarak değil, fiziki olarak farklı yerlerde ifade etmeye çalışıyorsun kendini? Demek ki seni de rahatsız eden bir şeyler var. Seni de beni de rahatsız eden tavır ve davranışlar ortadan kalkmalı değil midir öncelikli olarak?
Dikkat edelim, istişareyi bile gereksiz gören, “ben ne diyorsam o” diyen bir tavır içindeyiz beraberce.
Hep söylenir Kur’an’da haram da bellidir,helalde ama sünnet algısı içinde geliştirilen başka haramlar ve helaller de vardır ve bu algıyı,geleneği eleştirmemize rağmen Kur’an’da net olarak belirtilmiş kurallar,haramlar dışında başka şeylerle icbar etmiyor muyuz birbirimizi,cemaat adına,dernek adına,dergi adına,eleştirdiğimiz laik yapı içinde teşekkül ettirilmiş kurumsal bir yapı ve bütün bunları koruma,muhafazakârlık adına?
Hep merak ederim Hz. Muhammed Ebu Talip’le o ölene kadar nasıl barışık durdu? O vefat ettiğin de nasıl ağlayabildi? Ve dikkat edelim Hz.Muhammed’in esas mücadele ettikleri Din’e bizatihi karşı çıkanlar ve insanlara zulmedenlerdir. Saldırmasalardı HzMuhammed’e,tuzak kurmasalardı,hile ve desise peşinde koşturmasalardı onu öldürmek için Mekke’yi bile terk etmezdi.Aksini düşünürsek Hz.Muhammed’i mekanik bir varlık derekesine indirdiğimizi de görelim artık.
Evet,Şükrü kardeşim..Sağ olasın,bu tartışmaya fırsat veriyorsun ama nedense sorularıma cevap vermiyorsun.Son söz olarak, “falan,filan gibiler” ifadesini senden duyunca çok şaşırdığımı söyleyeyim.Kaldı ki benzer iteklenmelerden sen de bizar olmuş birisin:bilmem anlatabildim mi sayın kardeşim?
Rabbimiz bütün Müslümanları dostluk ve kardeşlik bağları ile tutsun inşallah..Ama istemezsek biz neylesin Allah..
Selametle..
 
HÜSEYİN ALAN 30-03-2010, 17:27:50
Müslüman'ların zihinsel yapısına, o yapının hayat içindeki pratik açılımlarına, ürettiği ve güttüğü kültürleri ve temel politikalarına dair kardeş sitelerde yaptığın tartışmaları ve diğer tartışmacıları, camiamız ve her türden birikimimiz adına oldukça önemli buluyorum. Tıpkı seni ve sen gibi dostları da can-ı gönülden önemsediğim gibi.

Kafirlerin sultası altına girdiğinden bu yana ilkeleri, değerleri, ahlakları ve yaşam biçimleri esastan sarsılan ve bu durumda ne yapmaları ve nasıl yapmaları gerektiği konusunda tartışan Müslümanların görüşlerine bakınca, öteden beri tartışılan kadim bir tartışmayı hatırladım. Bu sorun, sadece bizim nesile has değildir, bizimle de bitecek gibi görünmüyor da ayrıca.

Bu, tağuti zalim bir sistemle yapılacak olan tevhidi temelli pratik İslami mücadelelnin; içerden üretilecek politikalar, kazanılacak mevzilerle mi yoksa dışardan yürütülecek ve varılabilir bir noktada açılacak cephe ile mi yapılacağıdır. Kısaca, sistem içi veya dışı olarak özetlenecek ve adlandırılacak tartışma bu.

Bir süredir yazılan yazılarda ve onun altında yapılan yorumlarda, kamuoyuna açık yapılan konuşmalarda ve buna ilişkin sürdürülen tartışmalarda, tarafların dillendirdiği tezlerin esasının buraya dayandığını düşünmekteyim. Taraflar adını böyle dillendirmese de, zihinlerin arka planında yatan ve farklı görüşlerin durdukları noktanın burası olduğunu sanıyorum.

Bunu, bu günkü söyleme tercüme ettiğimizde, şöyle de dillendirebiliriz;

birincisi: İslami ilkeler bizim varlık gerekçemizdir, kulluk bağımızıdır, bunu Allah bildirmiştir, onlardan asla taviz vermeyiz, ilkelere uymayan pratik açılımlara ve ilkesiz faaliyetlere de rağbet etmeyiz. Sistem içi mücadele alanları ve süreç bizleri dönüştürür...

İkincisi: ilkeler tamam da, bu arada yaşadığımız bir hayat var, bu hayatın içinde var olmalı mümkünse hayata cürmümüz kadar ile de müdahale etmeliyiz. Hayatın dışında kalmak, sistemin ürettiği zulümlere bi-gane durmak bizleri savrulmaya, giderek eklemlenmeye ve hatta değerlerimizin çürümesine kadar götürüyor...

İki kanadın da kendince güçlü argümanları, muhalefet biçimleri, örgütlenme ve mücadele etme anlayış ve yöntemleri ve kendilerince avantajları ve dezavantajları var. Bunları, bu yorum yazısında ayrıntıları ile tartışmaya gerek yoktur.

Demem o ki, biz burada bir orta yol bulmalıyız. Sahih ve makbul olan pozisyon her ne ise, ona kafa yormalı, onu üretmeliyiz. Nesillerimizin, enerjilerimizin ve dahi çağdaş sorumluluklarımızın gereği, bu tarz güzel tartışmalardan da hareketle, birbirimize sınırlar çekmeden, birbirimizi "gayya kuyularına" göndermeden, güzellikle uyarmaya, doğru olanı bulmaya devam etmeliyiz.

Şu temel ilkemiz, iddia taşıyan her bir Müslüman kardeşimizi bağlayıcıdır; " yarattığı kulunu her şeye 'şahit' tutan Allah, onu dünya hayatında her şeyden de 'sorumlu' kılmıştır. Şahitliğini ve sorumluluğunu yerine getirebilecek her türden niteliklerle donatarak, yine onu 'halife' tayin etmiştir." Buna bir itirazın olmayacağını düşünüyorum.

Şu halde, özetle şunu söyleyebiliriz; ilkelerden hareketle varlık gerekçesi olarak Müslüman olan kardeşlerimiz, artık, bu ilkelerden hareketle yapılabilir işler ve sürekli güdülebilir politikalar üretmek, tarihe, hayata ve insanlığa somut müdahalelerde bulunmak, bunun için adaleti tesis edecek güçlü yapılar oluşturmak, her daim hakkı üstün tutacak birlikler kurmak zorundadırlar.

Bunlar için bağımsız, sistem içinde ama sisteme rağmen topluluk inşaasına yönelmek, var olanlarla bütünleşmenin yollarını aramak, muhalefetinin esasını doğrudan sisteme, değerlerine, temsilcilerine, kurumlarına yöneltmek ama sistemi de aşan ama kendilerine has bir sistem kurma iddiası taşıyarak, üçüncü şahıslar ve kamuoyu nezdinde bunu açıkça ortaya koyarak yolumuza devam etmeliyiz.

Bu işi böyle yapmaya yeltenenlerin, tıpkı elçilerin yaptığını kendi çağında tekrar etme kastı ile tarihi yolculuklarını sahih hatta sürdürmeye devam ettirdiklerini ve sorumluluk aldıklarını düşünüyorum.

Bu işe soyunanların, toplumlarının içinde itikatları, ahlakları ve yaşantıları ile bilinen, insanları aldatmayan, haklarını gasp etmeyen, ellerindeki imkanları ile insanlara zulmetmeyen, iktidar yalakalığı ile rant ve statü peşinde koşmayan, fesadı yaymayan, fair fukarayı, garip gurebayı gözetip büyü-küçük zulme alet olmayanlar olduğunu düşünüyorum.

Keza, senin de güzellikle dillendirdiğin gibi, insanlara insanca muamele edenlerin, ezilmişlerin, yoksun ve mahrum bırakılmışların yanında yer alanların da bunlardan olduğunu düşünüyorum.

Bu işleri ilkelerden hareketle yapanlar ve ilkeleri doğrultusunda hareket edenler, yaptıklarını ve ettiklerini dönüp dönüp ilkelerine referans edenler, aslında ve zaten yapıp etmelerinde, tutum ve davranışları ile, pislik ve kötülük üreten düzenin ürettiği her zulmü, her kötülüğü doğrudan düzene muhalefet ettiği için, muhalefet ettiği çürümelere, baskı ve aşağılamalara cürmünce de çözüm üretmiş, bunu da yaşamlarında göstermiş olanlar olmalıdır.

Yani, sisteme muhalefetini ilkelerinden hareketle yürütünler, diğer dünyalılar gibi her türden alçaklığa ve gaddarlığa ortak olmayacaklar, karşı çıktıkları sistemin ürettiği zulümleri bir de kendileri işlemeyeceklerdir. Yoksa, senin de dediğin gibi; "yemişim o ilkeleri"

Allah'dan yana olanlar, Allah'a karşı olanlar gibi olamazlar. Namazında ve orucunda Allah'a itaat ettiğini söyleyenler, komşuluğunda, arkadaşlığında, kadın erkek ilişkilerinde, ticaretinde, sosyal-siyasi-estetik hayatında ve buna mümasil tüm tercihlerinde Allah'a isyan edemezler.

Tasavvufçuları, nurcuları, geleneksel din tacirlerini vs dini telakkilerinden ve dinlerine şirk koşmaktan dolayı eleştirenler, bunlara akideyi ve tevhidi ilkeleri siyasetten, ekonomiden ve toplumsal hayattan ayrıştırdığı ve tevhidi bozduğu ve kirlettiği için karşı çıkanlar, bunların dini her tür zulüm üreten sistemle ve topluluklarla "barış-diyalog" çağrısı ve çalışmaları içine girdikleri için sekülerliği kendince yeniden üretenleri haklı olarak reddedilmesi ve hatta açıktan eleştirilmesi gerektiğini söyleyenler, her halde bunlar gibi zalim, duyarsız, ahiretten habersiz bir ahlak, bir hayat, bir birliktelik ve yaşam biçimini savunuyor olamazlar!
 
sefa özdemir 30-03-2010, 02:42:27
Ben sorularıma cevap alamadım söyleyeyim...Yenilerini ilave edeyim yılmadan,ilkesizlikle suçlanma pahasına,kimin ne hakkı varsa..Bu yorumu yazarken Cübbeli namıyla meşhuru dinliyorum..Ne yalan söyleyeyim onun kadar geleneğin malumatını ezberlemiş olsaydım ve inansaydım doğruluklarına, size başka şeyler yazacak olurdum bilesiniz.Saatlerdir Kur’an ve hadislerden ve dahi kadim kültürden,ulemadan ilke ve prensipler va’z ediyor.Şimdi size de sorayım ve bana sıralayın nedir ilkeleriniz,nedir prensipleriniz?A cemaati,B cemaati nin,o, şu, bu cemaatin ilkeleri de var,öyle söylüyorlar sorulduğunda ve Kur’an’a ve sahih sünnete yönlendiriyorlar liste istenmesi halinde,sizin gibi..
Desem ki işte benim Kur’an’dan çıkardığım ilkeler, sahih gelenekten tespit ettiğim prensipler bunlar ve desem ki önceki yorumlarda sıraladım bir kaçını, itibar edecek misiniz dediklerime? Ve itiraf edeyim o ilkelerden hareketle buradayım, sorular soruyor, meram anlatmaya, meram anlamaya çalışıyorum.
Maksadım tartışmaya zenginlik katmak, nifak çıkarmak değil hâşâ.
A.Örs’ü tanımam ama komşu siteden mülhem yazdığından hareketle dediklerinin insanlıktan, insana değer vermekten, halktan, sosyal gerçeklikten kopuk ilkelerin ilke olarak va’z edilemeyeceğini hatta ilke olarak bile kabul edilemeyeceğini söylemeye çalışmış dili döndüğünce.Bana göre Eliaçık’da hayatın içinde aktif olmayan Kur’ani kabulleri sorgulayan biri ve o yüzden “Eliaçık gibiler” ifadesi rahatsız etti beni..Ali Şeriati,M.Sibai,S.Kutup gibi dava adamlarında;yerlilerden N.Topçu,H.Hatemi ve Direniş Teolojisi söylemiyle İ.Güler gibi aydınlarda da var sol söylem,her ne kadar nasyonal boyutu olsa da her ne kadar üstü örtülmeye çalışılsa da.Yani yeni bir şey değil ve bu söylemleriyle de”falanca gibiler” yergisine iteklenmeliler,yaşadıkları zamanadır ,zamanın iktidarlarınadır tepkileri çünkü.İrlandalı bir vicdan savaşçısına,GS futbol kulübünün vefat etmiş Başkanına methiyeler düzen –ki yadırgadığım sanılmasın,başka şey söylemeye çalışıyorum- arkadaşların malum kişi ve söylemler için aynı refleksi göstermemeleri ilke ve prensipler gereği midir?Merhametli olalım arkadaşlar,Allah’ın fıtratımıza nakşettiğinden mülhem..
Siz arada bir E.Sifil'i okuyun ve Cübbeliyi seyredin ekranlarda,videoları bol çünkü sanal alemde.Okuyun ve seyredin ki kendinizin ne olduğunu öğrenin onlardan;bakalım hangi ilkeleri asmış,hangi prensipleri çizmişsiniz ve tabii ki cehennemin hangi katında iskan edileceksiniz öürenin bir,öğrenin ki ayağınızı denk alın ve başkalarını "filanca gibiler" diyerek kimlerle yarış içinde olduğunuzu da görün.
 
ayhan 30-03-2010, 00:41:23
Diğer komşu sitede yapılan tartışmanın ya da son dönemdeki tartışmaların taraflarından hiç kimse hayattan kopuk fildişi kulelerinde ilke savunusu yapalım demiyor. Elbette ilkelerimiz var ve bu eğer pratikte anlamsız kalıyor gibi bir hal doğuyorsa sorun ilkelerde değil ilkelerin anlaşılmasında veya hayata geçirilmesindedir. Dolayısıyla siz eğer 'halkın sorunlarına çözüm üretmeyecek bir ilkeyi neyleyim' derseniz yanlış anlaşılmış olmaz yanlış ifade etmiş olursunuz, iyi niyetli olursak.

Hepimiz mazlumun yanında olunması gerektiğine inanıyor ve öyle olduğumuzu düşünüyoruz. Ama birileri islami düşünceyi liberal düşüncelerle harmanlayıp hergün AKP yayın organı gibi neşriyatta bulunursa birileri de noluyoruz kardeşim der.

İyi güzel yazıyor ve konuşuyoruzda mazlum lar halkımız falan diye, arkadaşlar üzerindeki kıyafet 5 asgari ücretlinin maaşından daha fazla olan 'mağdur' ve jeepli başörtülünün(ki bana göre başörtüsü sorunu liberal bir insan hakları sorununa dönüştü yani bırakınız açsınlar bırakınız kapatsınlar) 'derdini' 'acısını' hissettiğimiz kadar tekel işçilerine ilgi gösterdikmi ya da gösterdinmi Örs kardeşim. Ya da eleştirdinmi göstermeyenleri?

Ya da daha dün darbecilere alkış tutanlarla sorosun açıkça desteklediği örgütlerle iş tutarak onları 'aferimlerle' ödüllendirerek sahaya iniyor olmak sorun değilmi eleştirilmemelimi? Van minut dedi diye, ağlayan çok duygulanan arkadaşlarımızı görüp 'ya beyler bu işe kendinize kaptırmayın bu işin arkasınıda görün' demek çelme takmakmı?

Evet birileri sahaya iniyo ama yanlış adamlarla yanlış sloganlarla yanlış yönlendirmelerle... Tekel işçilerine sahip çıkılmadığı gibi daha bir de ergeneokoncular kullanıyor bunları yakıştırmaları bana sahaya inişte çok ciddi problemler yaşadığımızı göstermeye yetiyor sevgili Örs.

Velhasıl sorun sahaya inmek noktasında değil. Kiminle nasıl nereden hangi sloganlarla indiğiniz eleştiriliyor, sahaya inmek eleştiriliyor derseniz bende size meseleyi manipüle ediyorsunuz derim. saygılar.
 
çetin yıldırım 29-03-2010, 23:26:10
La demeye o kadar çok alıştırıldık ki; hayatı hep o pencereden gördük.O kadar içirildiki bize bu radikalce okunmuş kutsanmış su dilimize ŞİRK ve KÜFÜR pelesenk oldu.iLKE leri sorgulayalım dedik,Sapma var oldu.SERT olmayı NET olmakla bir algılandı.İLKE üzerinde bir çok tartışma tabikii zihinsel değerlendirmelerimizden kaynaklanıyor.İşkembeden konuştuğumuz iddia edilemez.Hemen önlem almak gerekirde ne demek.Biz hastalıklıyız ya "KARANTİNA"uygulanmalı belkide.İlke tartışmasına SAPma olarak değerlendirenler,bu tartışmadaki tarafı kendileri gibi değerlendirmeyenleride hastalıklı ilan edeceklerdir.Kendiler belki de bu süreçte inadına eski dergilere öykünerek kavramları tekrar yazma çizme gayreti ile uğraşacaklar.Zaman tünelinde hapsolmuş zihinlerini böyle avutacaklar.Müslümanların lehlerine veya alehlerine gelişecek bir olaya nasıl bigane kalabilirler.Özgürlük alanlarımzın genişlemesi için sınırları zorlamak; sistemin kutsallarını.Onaylamak mı?OLUYOR? Birilerimizin ilke dediği aslında kendi fikir dünyalarında ki İMAN-KÜFÜR çizgisinin yumuşatılmışı.Cennete giden yol...Birilerinin yanından geçmiyor!!!Siyaset üretememede ki açmazlarımızı sebeplerini sorgulamak bazılarımıza zor gelebilir.Herşeye cevap verecek yegane mesaj vahyi ise vahyin sözcülerini suskunluğa gömen zincirlerden kurtulmalıyız.Kimseye babasından miras kalmayan bu davayı kimse İLKE diye labirentler yumağına dönüştürüp üretkenliğini kısırlaştırmamalı.
 
hikmet erturk 29-03-2010, 15:15:55
İlkeler üzerinde bu kadar çok dikkat çekilmesinin bir nedenide bu olayın düşüncede başlıyor olmasıdır.Eğer düşüncede ki netlik bozulmuş ise bu hayatada yansır.Düşüncedeki sapma açısı çok küçük bile olsa bunun yaşantıya yansıyan olumsuz yani çok büyük olur.Yani yaşam formunda çok belirgindir.Bu yüzden görülen kısımda bu davranış biçimleri çok basit gibi göürnsede ileride gelinen nokta çok riskli olacaktır.Hemen önlem almak en dogrusu olacaktır.Hassasiyet bunun için gösteriliyor yani.
 
Şükrü Hüseyinoğlu 29-03-2010, 14:50:33
Öncelikle yapılan tartışmanın belirsiz konular üzerinde olmadığını belirtmek isterim. Zulme karşı temel mücadele, teorik düzlemde şirk düzenlerini tüm bileşenleriyle kesin olarak reddetmektir. Bununla birlikte zulmü geriletmek için mevcut durumda gösterilen çabalar da gerekli ve önemlidir. Lakin, ilkelere dikkat çeken Müslümanların söylediği, bu mücadelede, İslami konumun muhafaza edilmesi, mevzilerin terk edilmemesidir. Bu anlamda, bazı Müslümanların sistem partilerinden herhangi birinin destekçisi konumuna düşmeleri veya sivil anayasa talebi gibi neticede Müslümanları sistemin kutsallarının onaylayıcısı konumuna düşürecek bâtıl taleplerde bulunmaları, eleştirilen ve ilkelere daveti gerekli kılan sapmalar arasında bulunmaktadır.
 
ismi meçhul 29-03-2010, 14:36:33
Evvela yazıdaki emeginden dolayı yazar abiye teşekkür ederim. Yapılan yorumlar türkiyede yaşanılan gizli bir 28 şubatı yaşayan müslümanları ifade noktasında verimli bence. Türkiyedeki müslümanlar ak partının başa gelmesiyle birlikte bir çok imkanlara sahip oldu ve bu imkanlar dolayısıyla bazı zihinsel/metodsal/eylemsel/yapısal degişimler yaşadı. Bunu inkar etmek reeli göremeyip vakıayı inkar etmektir.Burada önemli olan degişimin müslümanlara ne kazandırıp ne kaybettirdigidir.Olaya salt iyimserlik ve duygusallıkla yaklaşan kesimler yapılan degişimlerin müslümanların yararına oldugunu dillendiremesede böyle bir algıya kapılan müslümanlar var.Bir de degişimi ve ve dönüşümü duygusal ve iyimserlikten uzak ,küresel dünya konjaktütürünüde hesaba katarak kuranı ve nebevi duruşla olayları degerlendiren müslümanlar var.Elbette her iki bakışın bazı eksikleri olmakla birlikte biz ikincisinden yanayız.Ama bu diger zihinsel yapıya sahip müslümanları yok sayma onları dışlama hakkını bize vermez.Fakat ben şunu ifade etmek isterimki olayları/olguları/süreçleri iyi tahlıl edebilmek için onların gidişatını iyi okumak lazımdır. Acaba süreç sadece süreçmidir. Bazı şeyler küçük birer kırılmayken ileri ki dönemlerde nasıl buyük degişimlere yol açtıgını bizler gördük.Bundan dolayı süreçlerin bugününü tahlıl ettigimiz gibi süreçin yarın nerelere varacagını da iyi sezmemiz lazımdır.
ilkelerle hareket eden kardeşlerimizin eger ilkeleri kurandan çıkarılmış ilkelerse zaten bunlarda degişim olmaz Zira ilkeleri degiştirme hakkı peygamberlere bile verilmemizştir. Ama eger ilkeler kişilerin/camiaların/cemaatlerin kendi yapılarının gereki olarak çıkardıgı bazı prensiplerese elbette bunlar gözden geçirilir ve zamana/süreçe/maslahata uygun yenilenir.Ki ahmet kardeşinde ilkelerin sorgulanması gerektir kastındanda ben bunu anlıyoru.(yanlış degilsem).
elbetteki müslümanlar yoksulların derdiyle dertlenmeli onların haklarını savunmalı . Bunu yaptıgımızda kimsenin solculukla yaftalama hakkı yoktur.Zaten bence kimsede bu noktada suçlamıyor .Ama eger bunları yaparken kurana arka plana atıp salt a.i.h.m yasalarına göre , evrensel insan haklarına ,demokratik haklara,sivil anayasalara , özgürlükçülüğe göre vb... şeylerle muhataba hitap ederseniz birilerinin sizin onlardan etkilendiginizi ve bundan dolayı kaygan zeminlerde harek ettiginizi söylemeye hakkı vardır ve bu da müminin mümin özerindeki hakkıdır( siz böylesiniz demiyorum dikkat edin)
Sendikalar konusu hep tartışılır. Buraları elbetteki kemalizmin ve diger izm ve sistemlerin egitimlerini eleştirmeniz dogrudur yerindedir fakat acaba bu düşünçe kendi içinde tuıtarsızlıklar içermiyor mu ? siz kemalizmin egitimini eleştirirken kemalizmin diger kurumlarından izin alarak bir şeyler yapıyorsunuz.Bu mantıklımıdır? Bu şuna benziyor ki halimiz budur. Sistemin ordusuna karşı çıkıp diger kurumlarına hiç karışmamak... Bu müslümanların sisteme karşı duruşlarında tutarsıuzlıgı göstermektedir.Cuntaya hayır, darbeye hayır, ideolajik egitime hayır ama bu zulumleri bize reva gören ana çatıdaki sistemin yönetiçilerinin yaptıgı yapacagı sivil anayasaya evet vb şeyler hiçte uygun degildir.
Sessiz bir 28 şubat yaşadıgımızın farkında olalım der tüm site okuyucu ve yazarlarına selam ve dua ederim
ELEŞTIRIRKEN SEVGINIZI ALKıŞLARKEN DIKKATINIZI KAYBETMEYIN...( ŞEHID ÜSTAD HASAN EL_BENNA)
 
sefa özdemir 29-03-2010, 13:07:39
Bakın yorumcu kardeşler. Kimse ilkesiz olunsun, neyse onlar, prensiplerden vazgeçilmesin demiyor. Şunu düşünün bir: Belki sizin ilkesizlik dediğiniz şeyler başkalarının ilkeleridir; sizin sapma dediğinin fikir ve düşünceler başkalarının Kur’ani vazgeçilmezleridir, olamaz mı böyle bir şey? Kendi geçmişinizi sorgulayın şöyle bir, bulunduğunuz yere nereden kalkarak, hangi noktadan bakarak geldiniz? Şunun farkına varabilmişsinizdir muhakkak, okuma ve öğrenme bir süreçtir. İnsan tabiatının, karakterinin, fıtratının ne derseniz deyin okuduklarıyla, dinledikleriyle, tavsiye edilenlerle özdeşleşmesi akşamdan sabaha şıpın işi olabilecek bir şey değildir. Ve farklılıklar, farklı kabuller tarihin bize bıraktığı bir mirastır.Şimdi buradan bakarak İslam kültürü,İslam medeniyeti diyoruz biz buna,hem de gönenerek,hem de yerli yersiz öykünerek..İsterseniz inkar edin,var bu gerçeklik ama selim akıl iddiası ile ortaya çıkanlar güya elimine etmeye çalışıyorlar bu kültürü,akılları ve ömürleri neye yetecekse şayet.Ve işte bu çabadaki samimiyet kurtaracaktır bizi,sahip olduğumuz değerleri yıkmadan,yakmadan,insanları daha bu dünyada cehenneme layık görecek kavramlar kullanmadan,insani hasletlere dair her ne varsa onları paylaşmak kurtaracaktır bizi.
Ulaştığımız doğruların mutlak doğru olduğu noktasında bir Hızır’ımız yok bizim bilelim, yoksa var mı? Benim rüyama girmiyor Hz. Muhammed söylediklerimi tashih etmek için, sahi sizin giriyor mu?
Hep söylenir,niye b unca tefsir,meal,itikat ve amelde mezhep,tarikat,fırka şu bu..Niye yüz binlerce az,ta geçmişten bu yana ele alınırsa milyonlarca telif ve tercüme eser?
Yoksa bizim kabullerimiz kadim kültürün vahiyle teyit edilmiş özeti midir?
Kabul edelim ,ne kadarsak artık, bir araya gelmiş arkadaşların okumalardan çıkardıkları sonuçlarla yol aldıkları gerçeğini de bilelim ama istişare dedikleri ümmet bilinci değil, yola çıktıkları üç beş arkadaşın bilinci kadardır,yola çıktıktan sonra sapmayalım ,ayrışmayalım,cemaatimizi yıkmayalım diye içe kapanılıyor çünkü..Niye eleştiriyoruz sair cemaatleri,risalelerden,bir takım ilmihallerden vs.den başka bir şey bilmezler diye?
Şimdi; biz kullanılan dilin gönül/kalp kırmasından, insanları nahak yere ötekileştirmesinden bahsediyoruz. Ve bunun kul hakkına neden olabileceğinden dem vuruyoruz. Ya yoksa karşı tarafta iddia ettikleriniz? Kimse onlar, yakıştırılan niyetlerle değil, sizin gibi Allah için çıkmışlarsa yola, ne halt edilecek öte tarafta?
Aslında bize özgüdür ilkeler, prensipler manzumesi diye ilan ettiklerimiz ve “zan” çıkarımlar olabileceği ihtimali üzerinde durmalıyız bütün bunların. Başkalarını daire dışına iteklerken zanni davranıyor olabileceğimizi düşünmeli değil miyiz biz?
Vahyin bizatihi vücut bulduğu ,dil olup seslendiği Hz.Muhammed bile geçmiş tecrübelerine ve o zamana kadar gelen vahiylere rağmen uyarılmışsa yer yer,tedip edilmişse birkaç kez düşünmeli değil miyiz bunları da?Vahyin izleri kurumamışken henüz,gökteki yıldızlar misali olanlar metaor taşı olup yakmışlarsa birbirlerini ibret almalı değil miyiz yaşananlardan?
Neyi ne kadar biliyoruz da ahkam kesiyoruz alem-i cihana?
Yoksa ben bir birey olarak ilkesiz değilim ve söylediklerim de “bana göre” vahyi izler, Muhammedi sünnetin örnekliği vardır. Biz de okuyoruz Kur’an’ı, biz de gözden geçiriyoruz yer yer Hz. Peygamberin hayatını. Hadi buyurun aksini iddia edin, işiniz buysa eğer?
Şedit davransaydı Hz. Muhammed insanlara, hakir görseydi çevresindekileri,azarlasaydı,kınasaydı bir bir isim vererek sağlanır mıydı birlik,olur muydu ilk vahiy toplumu?
Daha çok öğrenmemiz gereken şeyler var kardeşler,çok..
 
Muhammed 29-03-2010, 01:57:18
Son zamanlarda, ilkeli durmaya ve ilkeleri hatırlatmaya karşı, bazı kardeşlerimizin ısrarla tepkisel bir tutum içine girmeleri gerçekten ibret verici br gelişme olarak gündemi işgal etmektedir.

Kimilerinin vahyin sosyalleştirilmesindeki kimi eksikliklerinin ve zaaflarının faturası nedense ilkelere ve her müminin asla terk etmemesi gereken ilkeli duruşa kesilmeye çalışılmaktadır. ve toplumsal sorunlarla ilgilenme hatırına, liberallerle ya da sol kesimlerle ilkesiz beraberlikler kolayca kurulabilmekte, bu tutum teşvik edilmekte ve bu süreçte yaşanan etkilenmelerle, toplumsal sorunlara çözüm üretmek adına neredeyse ilkelerlerden taviz vermeyi meşru görmeye doğru bir eğilim güçlenmektedir.

Kardeşlerimi, bu konuda Allah için bir daha düşünmeye ve duygusal, tepkisel olmayan tutum belirleme çabalarıyla halimizi bir daha gözden geçirip bu zaafımızı aşmaya çağırsam yeni tepkiselliklere yol açarmıyım diye üktüğümü de ifade etmek istiyorum.

Bu sitede yazı ve yorum yazan kardeşlerimizin, aslında son derece ilkeli ve onurlu örneklikler ortaya koyan kardeşlerden oluştuğunu öteden beri izleyip takidir edenlerdenim. Ancak Allah için ve sevgiyle ifade etmek isterim ki, inanınız savrulan ya da değişim geçiren bir çok kesim, önce ilkeli duruşu ve ilkeleri sorgulayarak işe başlamışlardır. Bir müddet sonra da ilkelerde gedikler açarak yapmaya çalıştıklarını kanıksayıp, başlangıçta kendilerinin bile asla kabul edemeyecekleri noktalara sürüklenmişler ve üstelik bu yeni hali meşru gösterecek zorlamalara girişmekten ve Kur'ani ölçüleri bile yeni durumlarına uydurmaktan çekinmemişlerdir.

Halbuki var olan kimi zaafların sebebi, ilkeler ve ilkeli duruşlar değil, ilkelerin gereği olan doğru pratiklerin üretilememesi ve toplumsal alanlarda Kur'an'ı yaşamlaştırmakta gerekli duyarlılıkların ve ahlaklı örnekliklerin ortaya konamamsıdır. ve eleştirilmesi gereken de ilkeler ve ilkeli duruşlar değil, bu tür, pratiğe aktarama konusunda yaşanan zaaflardır.

Buna rağmen, ilkeli olan, tevhidi, imani, Kur'ani (bu tür ifadeleri kullanmak bile kimilerince neredeyse tahfif edilecek diye de koruyor insan ama neyse biz yine bu ifadeleri onurla kullanalım)ilkelerini korumakta ısrar eden kimileri, eğer bu ilkelerini korumak endişesiyle, şirk sistemi içine girdiğinde, kimi sistem içi araçları kullandığında, cahiliye toplumunun çeşitli alanlarında var olarak vehyin şahidliğini yapma çabası gösterdiğinde, toplumsal sorunlara çözümle ilgili bir eylemlilik gösterdiğinde kirleneceği ve doğru yapmayacağı çıkarımıyla, bundan uzak duruyorsa, bu tür kardeşlerimiz kanaatimce ancak ve en fazla yanlış yapan, cahiliye toplumuna güzel örneklik sunmak, model oluşturmak, hal ile daveti gerçekleştirmek noktasında zaaf gösteren kardeşlerimiz olarak nitelenebilir. Ve bunların eleştirlecek yanları ilkeli duruşları ve hiçbir maslahatla feda etmeye yanaşmadıkları Kur'ani ilkeleri değil, onların vahyi sosyalleştirmelerinde zaafa yol açan içtihatlarıdır.

Ancak böyle yapacaklarına, ilkeli duruşu ve ilkeleri koruyacaklarına tevhidi ilkelerden taviz vererek, seküler anlayışları içselleştirerek, liberal rüzgarlara kapılarak da olsa toplumsal alanlara çıkmaları, toplumsal sorunlarla ilgilenmeleri ve mazlum halk kesimlerinin sorunlarına şirke bulaşmış söylem ve kavramlarla da olsa çözümler üretmeleri daha iyidir asla denemez ve bu ifade Kur'ani ölçüler ve Resulün-ilk neslin model olan örnekliğinde ortaya konan mücadele sünnetinin temel ilkeleri ve yoldaki işaretlerle asla bağdaşmaz.

O halde, bu ikisinin ortasında dengeli "vasat" bir anlayışı üretmek sorumluluğumuz vardır. o da, hem Kur'an'da ortaya konduğu ve tıpkı Mekke'deki o muhteşem örneklikte modelleştirildiği gibi, son derece tavizsiz, uzlaşmasız bir ilkeli duruşu korumak, hem de bu ilkeleri açık ve net bir biçimde ibraz ederek bütün toplumsal alanlarda İslami kimlikli doğru, özgün bir temsille vahyin şahidliğini yapmaktır. yani vahyin adil ölçülerini açıkça ifade etmek ve mazlumların hak ve özgürlükleri için zalimlerin karşısında hakkı haykıran bir mücadeleyle, adil şahidliği ete kemiğe büründüren bir tutumla ortaya çıkmaktır.

Ama her şeye rağmen, bu dengeli ve vasat tutumun iki yanıdaki diğer iki tutumdan, ilkelerini koruyan birincisi, ilkeleri yıpratarak, terk ederek, tahfif ederek, diğer kesimlere benzeyerek ve bütünleşerek toplumsal sorunlara çözüm arayan ikinci uçtan daha değerli ve daha onurludur. Bu birincileri, zaten var olan ilkeleri ve ilkeli duruşlarına ilaveten, Kur'ani ölçülerle ikna ve irşad ederek Peygamberi örnekliği, ilk Kur'an neslinin model pratiğini de gündem yaparak vahyi sosyalleştirmeye yönelterek var olan eksikliği aşmak mümkünken, ilkelerini terk edip liberal ya da sol söylem, kavram ve anlyışlara savrularak sözüm ona toplumsallaşanları,yani toplumsal sorunlara çözüm arama adına başlangıçta tevhide doğru dönüştürme iddiasıyla yola çıktıkları cahiliye toplumunun cahili değerlerine doğru savrulanları tekrar tevhidi davete muhatap kılmak zorunda kalınacağı ve üstelik kolay kolay ikna etmenin de mümkün olmadığı neredeyse umutsuz bir çabayı vermek gerekebileceği unutulmamalıdır. Bilmeliyiz ki, mazlum halkların çıkarı için dahi ilkeler feda edilemez. Tam tersine nice mazlum Müslüman halklar, Kur'ani şiar ve ilkeler uğruna canlarını feda etmektedirler. Çok büyük zaruret ve sıkıntılara, işkence, katliam, ekonomik ve sosyal boykotlarla kuşatılmaya rağmen ilkelerden taviz vermeme adına büyük bedeller ödemeyi göze alan Peygamberi örneklikte de ortaya konduğu üzere doğrusu da budur. Çünkü mazlum halkların asıl menfaati, kısa vadede dünyevi çıkarlara ulaşmak için ilkeleri terk etmekte değil, tam tersine uzun vadede uğrunda can feda mücadeleler vererek Kur'ani ilkelerin hakimiyetini tesis etmektedir.

Üstelik bu konuda hiç de azımsanmayacak kadar ibret verici pratikleri müslümanlar yaklaşık 16-17 yıldır yaşaya gelmektedirler. Bu sebeple artık aynı delikten bir daha ısırılmayalım, uyanık olalım, titiz davranalım hatırlatması yapmayı, bir kardeşiniz olarak, hem kendim için hem de sizler için büyük sorumluluğum olarak düşünüyorum, değerli, sevgili ve saygıdeğer kardeşlerim. Allah yardımcımız olsun.

Sırat-ı müstekiminde ayaklarımızı sabit kılması ve buna sebep olacak ilkeli duruşlarla kendisnin taraftarı ve yardımcıları, Kur'anın hizmetkarları olmayı hepimize nasip etmesi için Rabbimize yalvararak hepinizi Allah'a emanet ediyorum değerli kardeşlerim.
 
çetin yıldırım 29-03-2010, 00:07:41
Örs'ün yazısı yıllardır bizleri kısırlaştırıp ciddi bir harekete dönüştüremiyen zihinsel algıyadır.Her yeni bir adımla HALKA ulaşma çabası farklı yaftalarla etiketlenmektedir.
TEKEL işçilerine destek verilmesini,asgari üçretle ezilen halkı sahiplenmek SOLCULUK diye algılanıyor.Eğitim eleştirilerimiz için bir mevzi olan sendikalaşmayı REJİMDEN icazetli nereye kadar denile biliyor.Rejimden izin alarak islami mesaj verilemiyeceğini düşünen zihinler kendi güdüklüklerini İLKE adıyla örtbas etmekteler.Ciddi öğrenci yapılanmaları oluşturulamıyor. islami yapısal gettolar kendi pasifliğini İLKE diye yutturmaya çalışıyor.Özeleştiri geleneğimizde çıtayı yükseltme zamanı geldi, geçiyor bile.
 
hikmet erturk 28-03-2010, 15:44:07
Yrumları okudum ama kim kime ne diyor ne öneriyor yada kime kızıyor neyi sahipleniyor anlayamadım.Aslında Ahmet kardeş ne dediğini net belirtmediği için olayda net anaşılmıyor.Diğer yazılarında da var kime ne adına kızıyor kendisi tam olarak neyi kasdediyor bunlar net değil.Yoksa otada bir çaba söz konusu.Takdir edilecek tarzda bir dert tasa var.Çevremizede şöyle bir bakınca keşke Ahmed örs gibi kmsler yanında yaşasak diyebilir insan.Çünkü öyle insnalara tahammül göstermek bir arada yaşamak zorunda kalıyoruz ki böyle müslümanarın kıymetini bilmek önemli bir vakıa oluyor.Tabi ki tahammül gösterilecek.Ama müslümanların kıble yönü aynı olup ellerinde zihinlerinde biriktirdikleri düşüncelerini çabalarını aynı havuza atmaları gerekiyor.Yoksa elde edilen çabalar bir kovayı bile doldurmaz.hatta bu çabaarınız kaba konulmadığından başkaları tarafından kullanılır.İyi bir şeyler yapıyoruz diye başkalarına fayda sağlarsınız.Belki bu yönü ile şu daireleri birz küçük çizip basit şeyleri yapabiliyormuyuz ona bakmalıyız.Sıra atlanır ise bu iş olmaz.Yani ağızlardan çıkanlar yapılıyor anlamınd değildir.Bu iş konuşrak olmaz.İslam her yönü ile bir bütündür ve ahiret dünyayı ilglendirir.Eğer bir müslüman fıtri htiyaç vebirikimlerini hallemeden meydana çıkmış ise belli br süre sonra yakınmalarına şahid olursunz.Fısatını buluncada kaçar gider sahneyi size bırakır.Yani müslümanlar böle entellektüel konuları sürekli konuşma yerine tabi ki yanıbaşlarındaki müslümanların barınma,güvenlik,ızık endişelerini halletmeliler.Zaten bir düşünce ortamına topluluğa müdahil olma bundan sonra ihtiyaç olabiir.Yksa aileleri yoksul, ihtiyaç içindeki herbir saati dolu olan müsümanlar ne yapabilirler ki? Bu ayıp tabi ki hepimizin olcaktır.Bu tarz ihtiyaçları iyi olanlar diğe kardeşlerinin hakları için kendilerinden olanı paylaşabilirler.Biribirleri için en ufak bir meblağ parayı bile veremeyen ekonomik ihtiyaçları islamın dışında bir düşünce olarak gören müslümanlar yanılgıdadırlar.İslami yürüyüş tüm ayartıcılara bütünsel olarak karşı durarak yapılmalıdır.Yoksa bu tür özelliklerini bilmediğiniz bir müslümanla çıktığınız yolda en ufak bir denme yada sınavda yarı yolda kalblirsiniz.Önce deneme dogru sözlü olup olmadıkları sınavı ve o sözü dinleyip nehirden geçerlerken sudan içmeyen susuz kalmayı göze alanlar ile bu yolda ilerlemek onur verici bir şey olacaktır.Bu bağlamda birşeylerini kaybetmeyi göze alarak çaba sarf eden müsümanarı önemsiyorum.Ama uyaılar kırılmamızı gerektirmiyor.bakalım görelim sonu ne olacak zaten gücünün azaldığı hatalarının görüldüğü yerde bu samimiyet onu yıkmaz müslümanlara daha da yaklaştırır.Birbirlerimizle sınandığımız bilinci ile biribirlerimze yardımcı olalım vesselam.
 
beytullah emrah 28-03-2010, 11:07:09
ahmet örs'ün yazıyı son zamanlardaki irtifa kaybına, kısırlaşan siyasal düşünce ve metodoloji tartışmalarına anlamlı, yerinde ve zamanında bir çıkış olmuş.

* * *

şablonik düşünme biçimlerini kırmak zorundayız. siyasal mücadelenin bizatihi kendisi "din" değildir, "din" de salt tek boyutlu bir siyasal mücadele değildir. dini siyasal mücadele kılarsanız, siyasal mücadeleyi de din kılarsınız ve zaman içinde kendi ürettiğiniz ve zamana, zemine göre değişebilecek taktik adımları da dini ilke gibi va'zetmeye başlarsınız. demek ki tevhid adına şirkten uzak duralım derken, farkında olmadan başka türlü şirk çeşitleri üretmek de ihtimallere dahil.

tartışılan, tartışılması gereken dini ilkeler değil tabi, bu konuyu da kimse tartışmaya açmıyor modernistler ya da tarihselciler haricinde... eee, buradaki tartışma da bu minvalde değil. anlaşılması gereken tevhidi mücadele-siyasal mücadele adına ortaya koyulan tavırların problemli halleridir.

ayrıca ilkeli olmakla ilkeselci olmak aynı şey midir? kimse tevhidi bir kenara bırakalım demiyor fakat herşeyi şirk haline getirmek, yorumun bizatihi kendisini de zaman halinde din gibi dayatmak başka problemleri beraberinde getiriyor.


* * *

şunu da anlayalım: tevhidi mücadele bir bütündür, insanlık tarihi boyunca tüm peygamberlerin ortak tecrübesidir ve onların takipçilerinin. Rabb'imiz kıssaları sadece hz. peygamber ders çıkarsın, biz de onun çıkardığı dersten ders çıkaralım diye mi anlatmıştır?

seyyid kutub okumalarındaki eksik parça budur. tarih, adeta son resülle sıfırlanmış ve herşey ondan sonra başlamış gibi bir fikre kapılıyor insan okurken. yorumlar da ona göre gidiyor. çözüm olarak da tarihin başına dönerek herşeyi sıfırdan başlatacak pratikler dile getiriliyor; ilk nesli, sahabi neslini yeniden üretmek gibi... şayet o neslin yaptığı herşeyi onlar gibi biz de aynen hayata taşıyabilirsek aynı başarıyı bizim de tekrarlayabileceğimiz, gerçekleştirebileceğimiz farzediliyor. bu tartışılır. üstelik tarihsel şartları gözetmeyen, mekke sürecini yaşanması farz bir dini pratik gibi algılayan şablonik ve sorunlu bir yaklaşım. bu husus da tartışmaya açılmalı.

hem gelenekselcileri eleştirip de hem de aksi iddia edilse bile yeni bir "asrı saadet" algısı üretmek ne oluyor? hem "mehdi" anlayışını eleştirip hem kolektif bir mehdilik zannı üretmek çelişki değil mi?

* * *

sosyolojiyi, toplumsallığı ve siyasal mücadeleyi ütopikleştiriyoruz. söylem kağıt üstesinde fazlasıyla ilkeli, tutarlı durur ama pratikte tıkanırsınız. tıkanıyoruz zaten. nefes alma çabaları da son günlerde gördüğümüz gibi hemen boğulmaya çalışılır.

* * *

apolitikliğe karşı çıkmanın karşıtı illa ki politik tavır olmuyor. büyük politikayı yakından takip edip siyasal kavramları ve yorumları dilden düşürmeyerek de siyaset üretilmiş olmuyor. neden islami bir direniş ya da siyasal mücadele üretmeyi öğrenemediğimiz hususunda bu konunun da payı var.

* * *

bu çıkışın geç kalmış bazı tartışmaları daha fazla geciktirmeden başlatması temennisi ile.
 
sefa özdemir 27-03-2010, 21:19:33
Sana bu yazıyı yazdıran sebebin farkındayız, komşu bir sitede görece özgürlük,Müslüman sol,ekonomi vs.kavramları çerçevesinde gerçekleşen tartışmaları okuyoruz çünkü .Diğer arkadaşlar,Siz de açılan tartışmaya eleştirel bir katkı diye kaleme alınmış yazıyı da okumuşsunuzdur..Bu ara, sömürüye karşı çıkan,haksız uygulamalara,hak gaspına,din sömürüsüne vs.vs karşı çıkan söylemleri nedeniyle solcu Müslüman derekesine indirilmiş Eliaçık’ a ilişkin ağır,itham edici eleştirel yazıları da okumuşsunuzdur.A.Örs’ün yorumuna ilişkin karşı yorumları keza..Şükrü kardeşim,Eliaçık gibiler cehennem zebanisi midirler,niye böyle ifadeler kullanma gereği duyuyorsunuz?Şimdi soruları artırayım;bu tartışmaların neresinde öncelikle insan hukukuna saygı, “özgürlük” kavramına sadık kalmak söz konusu?Neresinde hak ve adalet var?Söz söylendiğinde muhatabı rencide eder diye,muhatabın kalbi kırılacak diye,hak çiğneriz diye düşünmez miyiz biz,düşünülüyor mu oralarda? “Hucurat/11:Ey iman edenler, ...birbirinizi 'olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın. İmandan sonra FASIKLIK ne kötü bir isimdir.."
Biz bu ayeti,”Kör Hasan, Topal Ali, Deli Hüseyin” vb.gibi sıradan lakaplar için mi anlıyoruz? Herkesin yazıları yayınlanır da oralarda Eliaçık’ın yazıları niye yayınlanmaz ama en ağır eleştiriler niye yayınlanır hiç düşündük mü? Her kitabın, her derginin reklamı yapılır da niye İktibas tanıtılmaz? Bu nasıl birlikteliktir, bu nasıl dostluktur, bu nasıl düşünce özgürlüğü savunuculuğudur, bu nasıl hak, hakikat ve adalet mücadelesidir? Bu nasıl insan hakları savunuculuğudur? Sınırsız cinsel özgürlüğü eleştirmek Müslümanların kendi inanışları için mücadele etme söylemlerine nasıl ilintilenir? Bu “Soylu” bir davranış mıdır? Bu mudur cemaatçilik? Yarın iktidar olunduğunda bu tarz özgürlük taleplerine “biz vazgeçtik, özgürlük filan verilmeyecek” mi denilecektir? Ders olarak İran’ı görmez miyiz, hep devrimci tarafına mı takılacağız, hem devrimci tarafına laf eden mi var ama yanlışlara laf gelince niye gocunuyoruz? Bakın yorumlara da HAKKANİYET çerçevesince yorum getirin beraberce Allah aşkınıza!.Vahiy sadece bizim anlam dünyamıza mı sıkışmış? Bu söylemlerle mi yola çıkacağız biz? Daha yolun başında birbirlerini “öteki”leştirmekten, en ağır ifadelerle eleştirmekten geri durmayan, daha yolun başında tefrikaya, ayrışmaya razı olan söylemlerle mi, bunları ilke diye seslendiren dostlarla mı, herkesi kendi gibi olmaya icbar eden kabullerle mi yola düşeceğiz biz? Evet, A.Örs isimli arkadaş, seni tanımam, bilmem ama insani tarafınla olduğuna inandığım “İnsanı merkeze almayan, insana değer vermeyen, insanın parçacı da olsa sorunlarıyla ilgilenmeyen ilkeler neylensin” gibi laf edersen, dersen bu sözü safra ilan edilmen işten değildir. Kusura bakmayın dostlar, sıkıldım ben, gücendim bu tür söylemlerden; bir yönümüz öylesine sokakta ama bir tarafımız gettolarda sıkışmış;bir tarafımız özgürlük söylemlerine takılmış ama bir tarafımız güya liberalizme karşı;bir tarafımız ümmetçi ama bir tarafımız cemaatçi; bir tarafımız dost/kardeş söylemini yüceltir ama bir tarafımız dost/kardeş tanımaz;bir tarafımız geleneğe karşı ama bir tarafımız gelenekçilerle yarış halinde, yok böyle olmaz bu işler! Düşünceler söylensin,çünkü düşünceler paylaşıldıkça azalır farklılıklar..Birbirimize Allah için tahammül ettikçe azalır fitneler,tefrikalar..E.Sifil’i dinledim konferansta;alimler azaldı,herkes Kur’an okuyor,sair kitaplar okuyor;kimse alimlere soru sormuyor,herkes tefekkür ediyor,herkes biliyor çünkü;işte asıl fitne budur,asıl oryantalizm tuzağına düşmek budur,laik sitemin,batının istediği budur,sokaktaki adam,mühendis,doktor,avukat,işçi,memur tefekkür ederse olacağı budur gibi bir dolu şeyler söyledi.Yani sizin bizim gibiler müsteşriklerin,oryantalistlerin,ABD politikalarının,ılımlı İslam söylencelerinin kurbanı olmuşuz,asıl dizlerine oturulması gerekenler onlarmış.Bilmem anlatabildim mi,işin bir de bu yönü var,dikkat edelim çevremize ve ben bu tarz tartışmalardan sonra takılacağım onların peşine,kızdırıyor ,içimi acıtıyor bu söylemler çünkü..
 
... 27-03-2010, 20:46:41
ilkelerle hareket edip, ilkelerini salt reele göre degiştirip-yumuşatıp ve duygusallıga kurban etmeyen müminleri köşelerine çekilmiş olarak degerlendirmeniz yanlıştır... ilkelerinizin başına tevhidi yerleştirmemeniz yanlış...sistemin kendi bekası için yaptıgı yenilenmeyi müslümanların kazandıgı başarılar havasına girmesi çok tuhaf...ilkeleri sorgulamaya davet eden kardeşime bende sendikaları sorgulamasını isterim. başta sistemin ilkelerine ters düşmeyeceklerine dair söz veren sendikalar acaba ne kadar tevhidi davrana bilir. ve ne kadar biz kemalizmin zulmunu kaldırmak için mücadele ediyoruz deseler de kemalist kadroların verdigi izinle acılan sendikalar acaba ne kadar islami davranabilirler
 
Şükrü Hüseyinoğlu 27-03-2010, 18:24:08
İlkelerle hayat arasında bağ kurma konusundaki zaafiyet gündemleştirilip tartışılmalıdır. Bu konuda yeni şeyler söylenmeli ve somut öneriler ortaya konulmalıdır. Lakin Müslümanları ilkelerin gereğini yapmaya davet etmek ayrı şeydir, bizatihi ilkeleri tartışmaya açmak çok ayrı şeydir. İslam evet adaleti öngören ve zulmü ortadan kaldırmayı hedefleyen bir dindir, fakat bu, İhsan Eliaçık gibilerinin dediği gibi "nasıl olursa ve nereden gelirse gelsin" şeklinde bir adalet anlayışı değildir.

Tevhid yoksa adalet de yoktur. Bizim temel ilkemiz tevhid akidesidir. Bu akide, bize öncelikle makro bir adalet kavrayışı ve mücadele anlayışı kazandırır. İslam'ın hükümran olmadığı zeminlerde yürütülecek mikro iyileştirme çabaları gerekli ve önemli olsa da, zulme karşı asıl mücadele makro planda şirkin ortadan kaldırılmasıdır. Bu da, şirkle asla uzlaşmayan ilke merkezli bir duruşla mümkündür.

Bu anlamda Ahmet kardeşimizin yazıda vardığı noktaya katılmadığımı belirtmek isterim.
 
DİĞER YAZILARI

09/08/2011 - 09:59 GENERALLER GİDERKEN

14/07/2011 - 13:11 KÜRT SORUNU ve BAŞÖRTÜSÜ MÜCADELESİNDE YENİ AŞAMA

25/05/2011 - 01:31 YENİ EVREDE SENDİKALARIN MİSYONU

14/05/2011 - 22:42 HANGİ YENİ UFUKLAR?

12/02/2011 - 22:06 NE YAPMALI?

18/08/2010 - 13:34 SENDİKALARLA İLGİLİ ANAYASAL DEĞİŞİKLİKLER EMEKÇİLERE NE GETİRECEK?

16/08/2010 - 14:51 12 EYLÜL VE DİYARBAKIR ZİNDANLARI MUHABBETİ

07/08/2010 - 11:16 BİR EĞİTİM YILI DAHA RESMİ İDEOLOJİNİN GÖLGESİNDE GEÇTİ

20/06/2010 - 22:10 KEMALİZMLE HESAPLAŞMADAN KÜRT MESELESİ Mİ ÇÖZÜLÜRMÜŞ?

17/05/2010 - 09:14 ÖZGÜR YAZARLAR BİRLİĞİ KURULURKEN

21/04/2010 - 10:12 KÖLELERE ÖZGÜRLÜK!

27/03/2010 - 15:43 ZAMAN TÜNELİNDEN ÇIKMALI

23/02/2010 - 10:25 AFGAN BUMERANGI

04/01/2010 - 10:16 MEMUR-SEN’E AÇIK UYARI!

11/12/2009 - 10:25 REŞADİYE PUSUSUNA RAĞMEN İMKÂNSIZ DEĞİL

16/11/2009 - 11:41 HAREKETE GEÇME VAKTİ-II

11/10/2009 - 20:58 HAREKETE GEÇME VAKTİ - I

04/09/2009 - 14:16 HANGİ 25 YIL

07/08/2009 - 14:00 HESABINIZI VERME VAKTİDİR

15/07/2009 - 00:14 DARBENİN BELGESİ Mİ OLUR?

02/07/2009 - 10:16 SİVAS’I AYDINLATMA VAKTİ GEÇİYOR

24/06/2009 - 00:01 SEKÜLER DEVRİM BEKLENTİSİ

06/06/2009 - 09:57 İŞARET FİŞEĞİ

05/05/2009 - 09:19 RAHAT BIRAKIN İNSANLARI

14/04/2009 - 11:56 ERGENEKONU BİLMEZ, 28 ŞUBATTAN HABERSİZ

07/04/2009 - 11:09 MUHAFAZAKÂRLIĞIN YENİ DURAĞI: NATO’NUN ASKERLİĞİ

15/03/2009 - 12:05 KUYUCU MURAT PAŞALAR

21/02/2009 - 21:37 ERGENEKON, İLKAV VE ÖZGÜR-DER DAVALARI: ILIMLI SÜRECİN İKİ UCU

08/02/2009 - 21:11 İSLAM DEVRİMİNİN 30. YILI

04/02/2009 - 10:57 DAVOS ÇIKIŞININ UNUTTURDUĞU

15/01/2009 - 02:03 GAZZE DİRENİŞİNİN GÖSTERDİKLERİ

05/01/2009 - 04:23 GAZZE: İNSANLIĞIN SON ADASI

23/12/2008 - 13:34 HEPİMİZ MUNTAZARIZ!

09/12/2008 - 05:40 ALEVİ TOPLUMUNUN TALEPLERİ VE SAMİMİYET

25/10/2008 - 10:53 PEYGAMBERİN SÜNNETİ NEYDİ?

09/10/2008 - 09:54 SAHTE CENNETİN SONU

29/09/2008 - 10:39 GÜZEL GÜNLERE

08/09/2008 - 13:35 HALK KESESİNDEN SENDİKACILIK

15/08/2008 - 15:05 İSLÂMÎ KİMLİĞİN DEMİR ATACAĞI LİMAN NERESİ?

05/08/2008 - 17:23 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI NEYİN HABERCİSİ

30/07/2008 - 09:44 KENDİNİZİ DİRİLTİN, HURAFELERİ YIKIN

15/07/2008 - 13:08 BELGESELDEN MANİFESTOYA FOTOĞRAFIMIZ: HAMZA TÜRKMEN’İN KİTAPLARI

04/07/2008 - 13:18 GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ: SİVAS’I AYDINLATMA VAKTİ

25/06/2008 - 09:15 ELEŞTİRİ VE TAHAMMÜL

07/06/2008 - 10:35 PEKİŞTİRİLEN YASAKLAR, DERİNLEŞTİRİLEN DİRENİŞLER

02/06/2008 - 16:42 ÇATAL KAZIK YERE BATMAZ

05/04/2008 - 12:30 PARADİGMANIN İFLASI VE ALTERNATİFLER

27/03/2008 - 10:56 YOLDAKİ İŞARETLERDEN İSLAM BİRLİĞİNE

01/03/2008 - 10:21 28 ŞUBAT: ZULMÜN, İHANETİN, TUĞYANIN İŞARET TAŞI

02/02/2008 - 16:20 YOLDAKİ İŞARETLER’DEN ILIMLI İSLAM PROJELERİNE DEĞİŞEN EVRENSELLİK ALGISI

29/12/2007 - 12:15 SOSYAL MÜCADELE ALANLARINA “YOLDAKİ İŞARETLER”DEN BAKABİLMEK

26/11/2007 - 11:51 KÂRLARI FEDÂ ETMEDEN KÂR ETMEK MÜMKÜN MÜ?

24/10/2007 - 15:47 200. SAYISIYLA HAKSÖZ: BESLEYEN VE BESLENEN BİR IRMAK

04/10/2007 - 17:48 BAĞIMSIZ İSLAM DÜŞÜNCESİNİN YOKLUĞU VARLIĞIMIZI VE GELECEĞİMİZİ TEHDİT EDİYOR

07/09/2007 - 12:39 ILIMLI İSLAM: SÜREÇ VE NİYETLER

04/08/2007 - 12:33 İNANCI ARINDIRIP BERKİTMEK, İNSANLIĞI KURTARMAK

04/07/2007 - 13:00 NEYİ ANLATACAĞIZ?

09/06/2007 - 22:37 BİR SES OLMAK GEREKİYOR

20/05/2007 - 11:36 BOZULANI GÖRÜP DÜZELTMEK ZORUNDAYIZ

30/04/2007 - 12:29 NEYDEN KORKUYORSUNUZ?

10/04/2007 - 12:00 KİMİN PEYGAMBERİ: KUTLU DOĞUMUN MU, KUR’AN’IN MI?

17/03/2007 - 11:24 KÜÇÜK ADIMLAR BÜYÜK DÜNYALAR

28/02/2007 - 15:54 AYLARIN EN SOĞUĞU

16/02/2007 - 10:28 MÂLÎ YARDIM ÇALIŞMALARININ MANTIĞI

01/02/2007 - 12:35 TARİH BİLİNCİ - TARİH ZİNDANI

22/01/2007 - 15:54 SENDİKAL HAREKETLERİN SEFALETİ
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat