Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
KAVGAYI GÖRMEK GEREK
Hikmet ERTÜRK - 03/03/2010 - 17:24
Sadece inandık diyerek bu sorumluluktan kaçamayız. Dışarıda olan Rabbani kavgaya da müdahil olmak zorundayız. Bizim irademize bırakılmış olan hayatı yaşarken 'yaşadığımız gibi inanma' hastalığının Kur’an'ı okumayı ertelemekle alakalı olduğunu anlamalıyız.

Sanırım bir şeyler yolunda gitmiyor. Hiçbir ücret istemeyen uyarıcılara verdiğimiz tepkiler nedeniyle sürekli aynı hatalara düşebiliyoruz. Rabbimiz buyuruyor ki; Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar? (Kalem–46)

Seyyid Kutub’un ifadesiyle bunu aktarırsak; "Yoksa doğru yolu bulmalarına karşılık olarak istediğin bu ağır ücret mi onları burun kıvırmaya, Allah'ın ayetlerini yalanlamaya ya da umursamamaya sürüklüyor? Ödemek zorunda kaldıkları bu ağır bedel mi onları bu iğrenç akıbeti tercih etme durumunda bırakıyor?"

Yukarıdaki ayetin muhataplarına karşılaşacakları o korkunç kıyamet gününün sahneleri anlatılmış. Ve uyarıcılarının hiçbir ücret talep etmeden kendilerini uyarma sebebinin böyle korkunç bir sahne ile karşılaşmamaları için olduğunun da haberleri verilmiş. Tabi bu sahneler bizleri de uyaran ilahi emirlerdir. Çünkü bu bilgiler biz Müslümanların inandıkları bizlere hitap eden Kur’an’da yer alıyor.

Bizlerin de kendi uyarıcılarımız karşısında ortaya koyduğumuz hal ve hareketler, sanki bizden dünyaya dair elde ettiğimiz kazançlardan bir şeyler isteniyormuş ve bunun neticesinde çok ağır bir borç altında kalıyormuşuz gibi bir görüntü oluşturuyor ki, Rabbimiz sözleriyle bu davranış şeklimizi yeriyor, buna kızıyor. Hâlbuki bizlerin yanlış algıladığı ağır borç, doğru yolu bulmamız, öte dünyadaki kurtuluşumuz olarak açıklanmış.

Öyle ki, sadece bu dünyayı değer ölçüsü alan anlayış tarzımız doğru yolu bulmamız için bizlere yapılan ısrarcı telkinler karşısında burun kıvırıp, nazlanmamıza sebebiyet veriyor. Oysa bizlerden ücret olarak istenen tek şey öte dünyadaki kurtuluşumuz için doğru yolu bulmamızdır. Öteki dünyada bizim kurtuluşumuz için, uyarıcıların çektiği sıkıntı... O halde vahiyle özgürleşip, bizleri geçici olana bağlayan zindanlarımızdan kurtulduktan sonra bizler de diğer kardeşlerimizin kurtuluşu için isteyerek kendimizde olanı vermeli, hiçbir talepte bulunmadan onlar adına sıkıntılara katlanmalıyız. Birbirimize güven duyma bilincimizi geliştirmeliyiz. Öyle ki, yol arkadaşlarımıza ya da bizleri uyaranlara karşı güvensizlik üzerine kurulmuş bir yürüyüş asla hedefine ulaşamaz. Unutmayalım ki, kendilerini tehlikeye atan, sıkıntılarla yol almaya çalışan bu kardeşlerimiz bizim kurtuluşumuz için çabalamaktadırlar. Bekledikleri tek karşılık kardeşlerimizle iyi geçinmemiz ve birbirimizi sevmemizdir. Sürekli "Acaba benden ne isteyecek yine" şüphesiyle aramıza mesafe koymak Allah’ı dikkate almadığımızı gösterir.

Dünyaya dair elde ettiğimiz kazançlar bizlere emanettir, asıl sahibi bizler değiliz. Asıl olan bu kutsal emanetleri kutlu olan Kur’an neslinin oluşması için harcamamızdır. Bizim olmayan şeyleri sahiplenmemiz zaten başlı başına asıl olandan sapmadır, çocuklarımızın çalınan kutsal değerleridir. Bizlere yaşamamız için iletilen sözlerin Allah'ın sözleri olduğu bilincini kuşanmak zorundayız. Bu sözler, ilişkilerimizi noktaladığımız, kendilerine karşı sevgimizin azaldığı ya da onaylamadığımız kişilerden geldiğinde geçerliliğini yitirmez. O kişi hoşumuza gitse de gitmese de Allah'ın mesajlarının taşıyıcısıdır. Mesaj ise asıl olandır, Allah'a ait olandır. Zaten bizlere iletilen mesajlar bizlerin arınması ve kurtuluşuyla ilgili mesajlardır. Ve bunun karşılığında herhangi bir ücret talep edilmemektedir.

Bazen kardeşlerimizdeki kötü hasletlerin ortadan kalkması için kendilerine uyarıda bulunurken epeyce zorlanıyoruz. Bir türlü onları gerçek olan kişilikleriyle yüzleştiremiyoruz. Hep mutlu olduğumuz, kendimizi rahat hissettiğimiz pencereden bakıyoruz. Kendimizi bir diğer kardeşimizin yerine koyamıyoruz. Aslında hiçbirimiz bir başkası için ilahi olanı benimsememeli ve hiç kimse için de ilahi olandan yüz çevirmemeliyiz. Onlar var diye bir arada olmaya karar vermediğimiz gibi, onlar gidiyorlar diye de birlikteliklerimizi noktalamamalıyız. Bir arada olmaya özlem duymamız Allah öyle istediği içindir. O’nu dikkate aldığımızın ispatıdır. Yaşadığımız olumsuz ilişkiler İslam’ın bir arada yaşanmaması için delil teşkil etmez. Elde ettiğimiz dünya kazançlarını vermemek için köşe bucak kaçmamızın hiçbir fayda sağlamayacağı, yolun tükeneceği bilinmelidir. Rabbimiz bir yerde onları bizden isteyecektir. Rahat bir hayatı özümseyip bunu süreklilik haline getirmemeliyiz. Rabbimiz diyorki; Gerçek şu ki, Biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan [ile yüklü bir hayat]a gönderdik. (Beled-4) Acı, sıkıntı ve imtihan yüklü bir hayata gönderilmişiz, artık nasıl bir inanç sisteminin içerisinde yer aldığımızın farkına varmak zorundayız.

Tabii ki, şu an Müslümanlar açısından böyle bir resmi görmemiz mümkün değil. Her birimiz fakirlik ihtimalini göz önünde bulundurarak rahat yaşantımızı ve yer aldığımız konumu tehlikeye düşüreceğini düşündüğümüz kardeşlerimizden uzaklaşmak suretiyle sahte olan bir yaşama sıkı sıkıya tutunmuş durumdayız. Sözde buraya kadar gelmişken iman iddiasında bulunduğumuz Allah'ın sözlerine kulak verelim. De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz oymak ya da boy, kazanıp (biriktirdiğiniz) mallar, kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticaret, hoşlandığınız konutlar size Allah'tan ve O'nun Elçisi'nden ve O'nun yolunda kavga vermekten daha gönül bağlayıcı geliyorsa, bekleyin o zaman Allah iradesini açığa vuruncaya kadar; Ve [bilin ki,] Allah, günaha gömülüp gitmiş bir topluluğa asla hidayet etmez.” (Tevbe–24)

Artık gönül bağlayacağımız değerler değişmişse, Allah yolunda kavga vermekten daha hoşumuza giden değer yargılarımız oluşmuşsa ve böylece günaha kapılıp gidiyorsak asla hidayeti bulamayacak ve iman etmiş bir şekilde Rabbimizin yanına gidemeyecekmişiz. Allah günaha gömülüp gitmiş bir topluluğu asla hidayete layık görmeyecek. Öyleyse ötekilerle bir arada olmaktan, onların inanç sisteminin bir parçası olan ticari rızk kapılarından kurtulmanın hesaplarını yapmak zorundayız. Bu sıkıntıyı yüreğimizde hissetmeliyiz. Allah’ın sözlerinin hiçe sayıldığı bu yerler ilişkilerimizi derinleştireceğimiz, dünyaya dair pay alma hesapları yapacağımız, bize ait yerler değildir. Lütfen oraları kendi kurtuluşunuz olarak görmeyelim. Rızık endişemizi kötü olanı meşrulaştırmak üzere kurgulamayalım. Ait olduğumuz kültüre yabancılaşmayalım. Allah için kazançlarınızın azalması endişesi taşımayalım. Bu şekliyle, evlerimizde tek başımıza inançlarımızın gereğini yerine getirdiğimizi düşünmek çok insafsızca bir yaklaşım olacaktır. Evlerimizde kimselerin bilmediği bir inanç sistemini yaşıyor olmamız ticaretimizi kötüye götürecek bir kaygı, biriktirdiğimiz kazançları azaltacak bir sıkıntı oluşturmaz. Öyleyse anlatılan şeyler dışarıda yaşanan bir kavgayla, bir mücadele ile ilgilidir, dışarıda yaşananlara yönelik bir serzeniş, bir kaygı söz konusudur. Bu kavgayı görmek gerek. Eğer dışarıda bir kavga söz konusuysa bu kardeşlerimizle birlikte vereceğimiz ilahi bir kavgadır."

Yüce Kur’an'ın söylediği gibi "İNSANLAR, [sadece] “İnandık” demeleriyle bırakılacaklarını ve sınava çekilmeyeceklerini mi sanıyorlar?" (Ankebut-2)

Sadece inandık diyerek bu sorumluluktan kaçamayız. Dışarıda olan Rabbani kavgaya da müdahil olmak zorundayız. Bizim irademize bırakılmış olan hayatı yaşarken 'yaşadığımız gibi inanma' hastalığının Kur’an'ı okumayı ertelemekle alakalı olduğunu anlamalıyız. Tekrar dirilmek, vahyi hayatımıza tekrar davet etmek için çaba sarf etmek zorundayız. Heyecanımızı tekrar ayağa kaldırmalıyız. Eğer kötü olanda ısrarcı olur, umursamayı beceremezsek başımıza gelecek olan, kalbimizin sağırlaşması ve sahte olan değerleri sahiplenmemiz olacaktır. Tıpkı Rabbimizin buyurduğu gibi; Elbette sen ölülere asla duyuramazsın ve sırtlarını [sana] dönüp uzaklaşan [kalbi] sağırlara [da]! (Rum–52) Allah hepimizi yukarıdaki sondan koruyup gözetir inşallah. Kalplerimize sorumluluğu sahiplenen bir huzur bahşeder.

Selam ve dua ile…

1200
YORUM LİSTESİ
ahmet 24-03-2010, 11:29:42
Allah sizden ve sizin gibi yayayan ve yaşama gayreti içinde olan tüm kardeşlerimizden razı olsun....
 
hikmet erturk 20-03-2010, 10:12:55
Allah razı olsun katkınız için.İnşallah bu güzel düşünceni sürekli kıl.Zaten toplumu değiştirecek olanda sizler gibi düşünen gençlerdir.Erdemli olmak doğru olduğu için sorumluluk hissetmek hepsi olumlanacak şyler.Allah yar ve yardımcınız olsun.Sizleri bereketli kılsın inşallah.
 
Rêzan mesut... 19-03-2010, 19:33:08
Saoğlun hikmet abi,verdiğiniz cevaptan ve gayretinizden dolayı teşekkür ederim,ne demek istediğinizi anlıyorum sizinde öyle düşünüyor olmanız sevindirdi beni,ama şunu da eklemeden geçmeyecem;Mücadelede caydırma yada teşvik amacıyla yeri gelince ahiret söyleminin dile getirilmesi tabi ki önemlidir,zaten hayata anlam kazandıran ve binevi kontrol mekanizması işlevini gören de bir gün herkesin hesap vereceği inancıdır,eleştirilen de bu değil zaten,ama benim sorun olarak gördüğüm şudur bunun hikmet abiyle ilgisi vardır anlamında söylemiyorum,bazı şeyler olması gerektiği için yapılmalı ibadileştirmek onu belli bir sınıfa hapseder,mesela yerdeki bir çöpü kaldırmak bir erdemdir ve olması gereken birşeydir getirip bunu ibadileştirmenin anlamı yok,yada işte kaldırırsan şu kadar mükafat var,kaldırmazsan yanarsın söylemi çok abes bir söylemdir,bu küçük örneği başta dediğim gibi hikmet abiyle alakası yoktur,sadece ne demek istediğimi anlatmak için dile getirdim,ihlas ve takva üzere bir hayat yaşandığı zaman bu tür şeylerin sözü bile edilmez zaten,neyse fazla uzamasın,allaha emanet olun.
 
hikmet erturk 19-03-2010, 10:55:38
Sevgili mesut kardeşim öncelikle çok teşekkür ederim yorumunuzu okudum.İşin doğrusu yazılara bu denli öğrenmeyide amaçlayan samimi eleştiriler gelmiyor.Bu açıdan tekrar teşekkür ediyorum.Ama şuan ne şekilde bir cevap verir isem vereyim bu net ortamında çokta ikna edici olmayacaktır.Ben kendi yazımı tekrar okudum.Kendi anlayışımı anlatmam gerekir ise ben sürekli islamı öğrenmek isteyen mesajı ulaştırılması gerekli olan kimselerin içindeyim.yazılarda zaten bizzat yaşanılan şeylerin ürünü.Yani bu kardeşlerin hal ve davranışlarını konu ediniyor.Tabi ki bu kardeşler de klasik manada bizim coğrafyamızdaki bir islami anlayışa sahipler.Kur'an'ın ana vurgularının zaten ilk dönem ve sonraki dönemlerinide hatırlar ise cennet cehennem ve ahiret inancı oluşturur.Yani zalimler ile mücadelede azık olarak yaslanılacak şey ahirete iamn vurgusudur.Mesela insna davranışlarını tahlil edelim.Cesaretin ne olduğunu daha iyi anlayabilmek için, onun zıddı olan korkuyu burada çok iyi analiz etmemiz gerekir. Korku meselesi öyle bir şey ki insanı ya Allah’a kul (yani O’nun emir ve yasakları doğrultusunda bir hayat sürmeyi sağlıyor ve nihai olarak cennetin kazanılmasına sebep oluyor) yada hayvan mesabesinden daha düşük bir pozisyona düşüren, kula kul olma durumuna getiriyor.

Korku nedir sorusuna gelince; Korku halk arasında şu şekilde kullanılmaktadır: Tehlikeli bir hal, sıkıntı veya bunlarla ilgili düşüncelerin doğurduğu heyecanla yüklü his, kaza korkusu, kaygı, endişe, tasa, üzüntü, ürkme, dehşet ve tehlike. (Temel Büyük Türkçe Sözlük: D. Mehmet Doğan)

Şimdi, Müslüman’ın korkuya bakış açısına, İslamın korku hakkında ne dediğine bir bakalım: Hayatı ve hayattaki güzellikleri vermekle rahmeti, lütufları sebebiyle Allah’ı sever, kulluk vazifemizdeki eksikliklerimiz, isyanlarımız sebebiyle de O’ndan korkarız. Allah’tan korkmamız Kur’anın emrine uymak içindir. Zira Kur’an; Allah’tan korkmayı emretmekte, zalimler ve âsiler için Allah’ın azabını (cehennemi) haber vermektedir.

Ayetlerde sevgiyi tahrik eden “cennet” kelimesi ile, korkuyu tahrik eden “cehennem” kelimesi çoğu kere yan yana zikredilmiştir. Keza, rahmet ve cennetiyle müjdeleyen ayetlerle, azap ve cehennemiyle korkutan ayetler de Kur’an’da yan yanadır. Kısacası Allah korkusundan tecrit edilmiş bir İslam düşünülemez. Beşer korkusunun getireceği esaret zehrinin panzehiri olarak İslam, Allah korkusunu teşri etmiş, bunda ısrar etmiştir. Resulullah (sav) birçok hadislerinde “ beşer korkusu” ile hakkı söylemekten kaçanları kınar, tehdit eder. Mümin beşerden değil Hakk’tan korkmalıdır der. Yani bunlar islamın temel unsurlarıdır.Fakat eğer siz benim anlayışımı soruyor iseniz ben tüm bunlara katılmakla birlikte insanın inandığı değerler uğruna mücadele etmesi yada hayatını adaması için herhangi bir ödüle geek yoktur.Ama şunuda unutmayalım ki dünyada düşünceleri değiştirenler hep ahiret inancı olan kimselerdir.Demek ki bu bir motive ve iman aracıdır.Ayrıca islamı bir örgüt formatında algılamayıda dogru bulmuyorum.Ama insan değerleri uğruna bir feda da bulunuyor ve bunuda karşılıksız yapıyor ise buda büyük bir takvadır.Ki biz bunu Kurandaki salih amel kavramında görmekteyiz.Ama cennet iel müjdeleme ve cehennem ilekorkutma tüm peygamberler için geçerli bir uyarı tebliğidir.Eğer bunun aksini düşünüyorsanız bunlar ile ilgili daha ikna edici deliller sunabilirsiniz.Yazıları belki hep aynı vurgu formatında yapılması okuyucuyu sıkmış olabilir.Bu konuya uyarınız bağlamında dikkat etmeye çalışırım inşallah.İlk başta söylediğim gibi kardeş bu konuları burada dogru anlatabileceğimi düşünmüyorum.Söylediğiniz husus benim içinde dikkat çekicidir.Ben cennet cehennem olmasada yine şuan ki hayatı yaşar yine mazlum ezilmiş insanların yanında kalmayı tercih ederdim.Bu ayrı değerlendirlecek bir konu.Hakkınızı helal edin konu uzadı.İnşallah az da olsa bir şeyler anlatabilmişimdir.Allaha emanet olun.
 
Rêzan mesut... 19-03-2010, 03:36:21
Evet niçin mücadele, ben hikmet abinin yazılarını elimden geldiğince kaçırmamaya çalışır ve severek okurum, ama hikmet abinin bu makalesinde olduğu gibi genel makalelerindeki ve iktibastaki makalelerindeki mücadelenin ve mümince bir hayatın bir mükafatının olduğuna dair ahiret(cennet, cehennem)söylemi bana göre eleştirilmeyi değer bir durum, inşallah doğru anlamışımdır, yada eleştirim doğru anlaşılır inşallah, şöyle ki; Hikmet abinin makalelerinde ki baskın uslüp(bu sadece bir uslüp sorunu da olmayabilir), bu dünyada mümince yaşanılan bir hayata karşılık cennet ve İslamsız yaşanılan bir hayata karşılık ise cehennem gibi karşılıkları olacağına dair farklı bir söyleminin olmasıdır. Elbette yaşanılan o tür hayatlara karşılık dile getirilen mükafat veya cezalandırmalar yanlış aktarılmış demiyorum, sorun şu; sanki bu karşılıklar olmazsa yapılmamalı gibi bir dil kullanılıyor, bu kavramı kullanmak istemiyorum ama cennet müşteriliğinden kaynaklanan bir İslami mücadele doğurur bu söylem diye düşünüyorum, elbette cehennem ve cennet gibi olgular kale alınmayacak veya gündeme alınmayacak gibi küçük şeyler değil, ama sadece bunlar için yapılan bir mücadele, yada mücadelenin bunlar için yapılması gerektiği söylemi, insanı farkında olmadan oportünist(faydacı) bir yaklaşımla hayatını sürdürmesine sebep olabilir, sizin ibadetlerinize ihtiyacım yok, eğer şerefli, onurlu ve mümince bir hayat yaşamak istiyorsanız, fıtratınıza uygun bir hayat yaşamak istiyorsanız, kendi benliğinizden uzaklaşmadan yani hayvanlaşmadan bir hayat yaşamak istiyorsanız benim söylemlerimi şiar edinin demiyor mu rabbimiz, bu talepler sadece bir karşılığı olduğu için yapılacak şeyler değil ki bunu hepimiz biliriz, hikmet abinin ahiret vurgularını tabiki kendimce Allah rızası endeksli bir hayat yaşanılması geretiğini düşündüğü için dile getiriyor diye düşünüyorum, yani o Ahiret vurguları bundandır diye düşünüyorum, ama kanaatimce üslup sorunlu, belki de sorun bir üslup sorunu da değildir artık bu hikmet abimizin cevaplayacağı bir sorudur. Makalenizden dolayı yüreğinize sağlık.
Selam ve dua ile...
 
mehmet maksut 12-03-2010, 10:16:41
Rabbim kavganın hakkını verenlerden eylesin bizi.Yazınızdan dolayı teşekkürler... Rabbim sizleri ve ailenizi bu yolun mücadesini verenlerden kılsın
 
taha 12-03-2010, 09:11:02
Allah razı olsun; Bu yazıyı okurken Hz Ömer’in kıssası aklıma geldi ‘ Adaletten şaşmamanın en etkili yolunun, her gün ölümü hatırlamak olduğunu keşfetti. Bir adam tuttu ve cebinden maaşını verdi. Adama şunu söyledi:
-Senin görevin, bana her gün Birkaç defa ölümü hatırlatmak olacak...
Adam her gün Birkaç defa Hz. Ömerin huzuruna çıkıp:
-“Ya Ömer Ölüm de var! ” diyordu.
Bizler yaşamımızı islama göre belirlememiz gerekirken islamı yaşantımıza uydurmaya kalktık, örnek almamız gereken resul bizim için ulaşılmaz biri, onun hayatı dinleyip ağladığımız ama model olarak düşünmediğimiz bir peygamberdi, çünkü bu çağda onun gibi yaşanamazdı, ölüm ve hesap için çok erken,
Müslümanlar zaten herşeyi hakketmiş cezalarını çekiyorlar onun için onların sıkıntıları bizi ilgilendirmiyor, bizim görevimiz rahat yaşamak için çok çalışmak, daha çok biriktirip daha rahat yaşamak, Mustafa İslamoğlu hocanın ‘sizin sahip olduklarınız Allah için verdiklerinizdir, öbür dünyaya gönderdiklerinizdir, bu dünyada biriktirdikleniz sizin değil size verilen emanettir ‘sözü sadece acaba yanlış mı yapıyoruz diye, yok yok olurmu öyle şey
'Şüphesiz benim namazım,kurbanım,hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir..''(Araf 170)
 
musab 08-03-2010, 19:23:02
s.a allah razı olsun
 
ahid 08-03-2010, 10:15:31
Seyyid Kutup haklı olarak feryad etmekteydi: “Niçin eşsiz bir Kur’an nesli çıkmıyor” diye. Bizler şartlı imanı seviyoruz. Çocuklarımızın geleceğine mani olmayacak kadar Müslüman, rahat yataklarımızda ölecek şekilde koşturmaca, toplumdan dışlanmayacak kadar teslimiyet, kurumları yüzümüze kapatmayacak kadar köktencilik istiyoruz. Bal tutan parmağını yalar hesabından suyun başına geçince testiyi, eleştirdiğimiz zalimlerden daha büyük bir iştah ve hırsla dolduracak kadar hesapçı bir İslam’a inanmak istiyoruz. Onun içindir ki dünyayı bu halimizle değiştirecek bir yeteneğe ve imana sahip değiliz. Onun içindir ki eşsiz bir Kur’an nesli oluşturmaktan oldukça uzağız.ama ümitlerimiz hala var. bir gün bu devranda dönecek bundan hiç şüpemiz yok.bu uyarıcılarımızın sesine bir nesil gelecek cevap verecek kuşkusuz.ama neden o nesli bekleyelim ki!?o nesil neden biz olmayalım?
 
musab571 06-03-2010, 14:22:49
cok guzel bir yazı bu yazıyı okuyupta bundan ders cıkarılması gereken cok yer var evet yazılan yazıda bir cok ayet var ve bu ayetlerin hepside tuyler urpetici.De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, mensup olduğunuz oymak ya da boy, kazanıp (biriktirdiğiniz) mallar, kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticaret, hoşlandığınız konutlar size Allah'tan ve O'nun Elçisi'nden ve O'nun yolunda kavga vermekten daha gönül bağlayıcı geliyorsa, bekleyin o zaman Allah iradesini açığa vuruncaya kadar; Ve [bilin ki,] Allah, günaha gömülüp gitmiş bir topluluğa asla hidayet etmez.” (Tevbe–24) bu ayetle ilgili cok yakın bi zamanda tanık oldugum bir olay hatırıma geldi.zengin ve ofkesine hırsına yenik dusen bir iş adamı ile ilgiliydi malını ve kariyerini cok yukseklerde goruyordu kendini öve öve bitiremiyordu lakin gun geldi ki bu elde ettigi mal mulk kariyerin hepsinin bitecegini anladı ve o zaman gercekten sıkıntıya girdi anladı ki herseyin verende ALLAH alanda ALLAH bundan olsa gerek ki bu iş adamı cıkılmayacak bir karanlık odanın içinde dusunceleriyle yanlız kaldı namaza basladı anlamıs olmalı ki yanında ki dostlarının hepsininde sırf ondan faydalanmak içi yanında oldugunu fakat sunuda anlamıs olmaki ALLAH tan baska dost ve yar olmadıgını.ALLAH elbet kapattıyı kapılar yerine baska kapıyı acmasınıda bilir, kapatılan kapılar yerine yeniden acılan kapılar olustu umulur ki bu iş adamı gercekten ALLAHı tanıyıp ve bu olaydan cok guzel bir ders cıkarmıstır.ALLAH yar ve yardımcısı olsun muslumanlara faydalı biri olrak yoluna devam etmesi dilegiyle... ALLAH razı olsun abi yazın cok guzeldi.
 
cetin 04-03-2010, 12:14:38
Eğer kavganın müsbet manadaki tanımını merak ediyorsanız okuyun.Bir odacı bile olma hakkı verilmeyen insanın (ERCÜMEND ÖZKAN)mücadelesini,kavgasını anlayalım.Dünyayı değil vahyin anlaşılmasını önceleyen bu yazınızdan dolayı teşekkür ederiz.
ALLAH RAZI OLSUN...
 
gulaislame 04-03-2010, 11:51:19
kendi nefsimizi hesaba çekmeye yönelik faydalı bir paylaşım olmuş.

ALLAH RAZI OLSUN.
 
sinan 04-03-2010, 09:27:36
ALLAH sizin gibi düşünenlerden razı olsun.Gerçekten bu dünyanın sadece bir imtihan dünyası olduğu,iman etmeyenler için de bir menfaat dünyası olduğu da aşikardır.Nasıl ki çalışılmadan bir bilgi sahibi olunamazken,sözde iman edipde kur'an ahlakını yaşamadan ve kendi çevresine anlatmadan imanlı olunamayacağı yazınızda ifade etmişsiniz.Bu konuda peygamber efendimizin (s.a.v) ve sahabelerin imanlı yaşam tarzlarını dikkate almalıyız.
 
mozgulnar 03-03-2010, 21:20:27
Gerçek şu ki, Biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan [ile yüklü bir hayat]a gönderdik. (Beled-)
evet sıkıntılı bir dünyada,geçim derdinden ;ne dinimizin gereğini yapabildik ne de mutluluğu gerçek huzuru bulabildik.

İnsanın:istekleri,ihtiyaçaları bitmiyor.bieteceği gün öldüğü olsa bile bu sefer ahirette da bu dünyaya dönüp şunu yapmak istiyorum.böyle yapacağım diye ahlar vahlar la Allah'tan istekte bulunacağız.

işte insanın doymak bilmeyen ihtiyaçları ;nedense inanç ve iman üzerine hiç istek duymaz.
herkesin bir derdi vardır.bir sıkıntısı ...var da var .
şöyle bir düşündüğümüzde bütün dünyevi istekler karşılansa bile ,her istediği olsa bile insan mutlu olamaz.çünkü hepsi geçici de ondan mutlu olmaz.
insan cenneti daha bu dünyadayken istiyor orada herşey var ,bu dünya insanı tatmin edemez.
peki insan cennete adaysa neden gereklerini yapmaz o zaman? işte insan onu kavrayamadığı için ,yada ayettede dediği; gibi Elbette sen ölülere asla duyuramazsın ve sırtlarını [sana] dönüp uzaklaşan [kalbi] sağırlara [da]! (Rum–52)bizler sırtımızı dönüyoruz Allah'a dinlemiyoruz isteklerini,bizden istediğide kendi kurtuluşumuz için çabalamamız.o na kullulta samimiyet göstermemizi istiyor.

işte bize yol gösternleri dikkate almamız gerektiği ,bazen hiçbir şey yapasım gelmez yada sohbetlere gidesim gelmez ,oysa bizim için çabalayan kardeşlerin istediği yine bizim kendi kuruluşumuz için bu görememek nekadar büyük bir gaflet ne acınacak bir durum.

yılların negatif birikimlerini atmak zor üzerimizden,doğru yolu Allah dilemedikçe kimse bulamaz,bizleri doğru yola ulaştıran siz degerli abilere ve bizim için çabalayan diğer (h.d)abiler sonsuz teşekürler.
inşallah Rab'bimiz bizi kendisinden razı olduğu kullar arasında yer almamızı sağlar.
s.a.
 
bünyamin 03-03-2010, 20:43:30
allah razı olsun.gerçek şu ki bu sorunlar imani,itikadi elsikliklerden dolayı oluşuyor.insan göedüğü ve yakın olan tehlikelerden daha çok korkuyor.yine gördüğü ve yakın olduğu güzellikleri daha çok seviyor ve ona bağlanıyor.ahiret yurdu utopik bir değer olarak kalıyor.allahın effediciliği ile teselli bulan nefisler şeytanın yolunda fütursuzca yürüyebiliyor.yine günümüzde toplum tarafından kabul görmüş ve sistemle barışık bazı gruplar insanı hem tehlikeden uzak durma hem de cennette iyi bir makam vaadi nedeniyle taraftar toplamaktadır.ancak ahiretin mutlak hakimi olarak genelde kabul gören allah dünyaya da hakim olmalı dendiğinde ne yazıkki bu kadar taraftar bulamamktadır.işte bunu söyleyen müstesna müslümanlar da değişik vesilelerle tehdit edilmekte ve öncekilerin başlarına gelen müsibetlerin onların da başlarına gelmesi ile tehdit edilmektedirler.şunu unutmayalım ki cennet asla ucuz değildir.
 
DİĞER YAZILARI

20/04/2012 - 15:51 MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK

14/03/2012 - 07:17 SINAVA DÂHİL OLMAK

14/02/2012 - 08:11 AŞK, SEVGİ, "SEVGİLİLER GÜNÜ"

12/01/2012 - 23:27 İNFAK: EN SEVDİKLERİMİZDEN

17/11/2011 - 21:26 AMERİKAN BAHARI

06/10/2011 - 09:22 OLUMSUZ BAĞIŞIKLIKLAR

15/09/2011 - 08:31 KISKANÇLIK/HASET

20/07/2011 - 23:11 KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

17/06/2011 - 11:17 İKİYÜZLÜLÜK

11/05/2011 - 11:18 BÜYÜKLENMEK

11/04/2011 - 13:10 DÜNYA SEVGİSİ

08/03/2011 - 01:10 "KAZA" VE "KADER"

06/02/2011 - 13:48 TUNUS VE MISIR AYAKLANMALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

01/02/2011 - 19:25 DÜRÜST ADAM, HIRSIZ ÜLKE

11/01/2011 - 22:29 İktibas Dergisi'nin 31. Yılı

16/12/2010 - 23:02 O gün

29/11/2010 - 19:13 SULANDIRILAN KAVRAMLARIMIZ VE GÜNDEMİMİZ

12/11/2010 - 11:59 KURBAN BAYRAMINDA İSLAM COĞRAFYALARI

19/10/2010 - 18:21 TEK DİN İSLAM

20/09/2010 - 14:19 MÜSLÜMAN OLMAM NEYİ GEREKTİRİR?

23/08/2010 - 12:20 UMRE İZLENİMLERİ

27/07/2010 - 12:09 RAB VE İLAH KAVRAMLARINI YENİDEN HATIRLAMAK

25/06/2010 - 10:28 İLK GÜNKÜ GİBİ OLABİLMEK

26/05/2010 - 10:29 AZ KALSIN MÜSLÜMAN KALAMAYACAKLARDI…

29/04/2010 - 11:51 MECNUN’UN DEVESİ

12/04/2010 - 10:58 "ESKİLERİN MASALLARI"

25/03/2010 - 11:43 GÖKYÜZÜNÜN ERİMİŞ MADEN GİBİ OLACAĞI GÜN

03/03/2010 - 17:24 KAVGAYI GÖRMEK GEREK

22/02/2010 - 08:15 GERÇEK TAKVA SAHİPLERİ

25/01/2010 - 15:04 DOĞRU DİN BİRDİR, DEĞİŞMEZ!

05/01/2010 - 10:39 İMANIN HAKİKATİ

15/12/2009 - 11:36 KÖKTEKİ BİLİNÇ

01/12/2009 - 10:22 HİCRET

30/10/2009 - 13:44 AHDE VEFA

04/10/2009 - 15:45 İÇİMİZDEKİ 'BEN'

08/09/2009 - 09:51 ORUÇ, "GIYBET"İ YOK ETMELİ

13/08/2009 - 17:52 RAMAZAN AYI KUR’AN AYIDIR

14/07/2009 - 00:05 ALLAH'IN İSİMLERİNİ EZBERLEMEK

18/06/2009 - 12:32 NUH'UN GEMİSİ

19/05/2009 - 22:37 EBU LEHEB’İN ELLERİ KURUSUN!

21/04/2009 - 00:19 SAHİPLİĞİ DEĞİL ŞAHİTLİĞİ OMUZLAMAK

14/04/2009 - 11:43 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM–2

24/03/2009 - 09:44 YOL AYRIMI

16/03/2009 - 09:34 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM

26/02/2009 - 12:09 28 ŞUBAT TAMAM, YA İÇİMİZDEKİ 28 ŞUBATLAR

08/02/2009 - 21:07 MÜNAFIKLAR HAKKINDA…

14/01/2009 - 10:44 ŞEHİD GAZZE

22/12/2008 - 22:00 SABIR GÜNLERİ

29/11/2008 - 12:45 ÖZGÜVEN İÇERİSİNDE YOL ALMAK

10/11/2008 - 12:29 YUSUF KISSASI VE DAVET METODU
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat