Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
YOL AYRIMINDA İKİ PROJE
Şükrü HÜSEYİNOĞLU - 17/12/2009 - 13:11
Yaşadığımız bu çetrefilli süreçte, Uhud'da mevzilerini terk eden okçuların konumuna düşmek de, düşmemek de bizlerin elindedir. Cahiliyeyle ayrışma bilincine kavuşmuş Müslümanların yapması gereken, başka projelerin peşinden sürüklenmek değil, kendi projelerine sahip çıkmaktır.

Bu coğrafyada yaşayan Müslümanlar olarak, birbirinin tamamen zıddı ve antitezi durumundaki iki ciddi projeye muhatap olduğumuz söylenebilir. Bunlardan biri “cahiliyeden ayrışma”ya dayalı tevhidi proje, diğeri ise “cahiliyeyle bütünleşerek var olma”ya dayalı muhafazakâr projedir.

 

Hz. Peygamber ve beraberindeki ilk Müslümanlar, Müzzemmil Sûresi’nde yer alan “…onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla kopup ayrıl” (1) ayetinin gereği olarak, Mekke’nin cahilî hayat tarzı ve siyasal işleyişinden ayrışarak, tevhid ve adalet eksenli yeni bir toplumsal ve siyasal yapılanmanın çekirdeğini oluşturacak ilk Kur’an neslinin inşasına koyulmuşlardı.

 

Kur’ani bir ilke ve bu ilkeye dayalı Nebevi hareket çizgisini ifade eden cahiliyeden ayrışmaya dayalı tevhidi duruş, Müslümanların tarihinde yaşanan onca inhiraf süreçlerine rağmen muvahhid öncülerin çabalarıyla günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

 

İçinde bulunduğumuz modern dönemlerde bu çizgiyi güçlü şekilde dünya Müslümanlarının gündemine taşıyan isim ise “Yoldaki İşaretler” kitabıyla Seyyid Kutub olmuştur. Bu kitabından ötürü çağdaş Firavun Abdunnasır rejimi tarafından idama mahkûm edilmiş olan Kutub, kitabında cahiliye ile İslam’ın bir arada bulunmasının ve uzlaşmasının imkânsızlığına vurgu yaparak, cahiliyeden ayrışmış, bağımsız bir İslami kimliğin yeniden inşasında ciddi bir çığır açmıştır.

 

Saltanat geleneğinden devralınan geleneksel din anlayışlarının taşıdığı sorunların yanı sıra, cumhuriyet rejiminin ilanı sonrasında dayatılan modern cahili değerlere karşı takınılan reddiyeci tutumu da Demokrat Parti iktidarıyla birlikte gardını düşürerek terk eden ve ulusal değerlerle uyumlu bir dindarlığa yönelen bu coğrafyanın Müslümanları, ancak 60’lı yılların ortalarından itibaren Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler” ve Mevdudi’nin "Kur’an’a Göre Dört Terim” adlı eserlerinin Türkçeye tercüme edilmesiyle yeniden cahiliyeden ayrışmaya dayalı tevhidi çizgiyle tanışma imkânına kavuşacaklardı.

 

Bu yıllardan sonra Türkiye’de kendini İslam’a nisbet eden insanlar arasında hep iki temel çizgi olagelmiştir. Yazının ilk paragrafında ifade etmeye çalıştığımız bu iki çizgi, bugün de iki farklı proje olarak karşımızda ve gündemimizde bulunmaktadır.

 

Cahiliyeden ayrışarak yeniden arı-duru bir Kur’an nesli inşasına yönelmek ya da cahiliyeyle bütünleşerek var olmak… Bu iki projeyi telif etmek, ortada bir yerde buluşturmak mümkün değildir. Rabbimizin, daha risaletin en erken döneminde Hz. Peygamber ve arkadaşlarına şart kıldığı cahiliyeden ayrışma çizgisi, rıza-i İlahiye giden dosdoğru bir yol tutturmak isteyenler için alternatifsizdir.

 

Gelin görün ki, son dönemlerde yaşanan politik süreçlerin cahiliyeden ayrışma perspektifine sahip Müslümanları dahi etkisi altına almaya başladığını görmek zor değildir. Yaşanan her bir politik dalgada dökülen Müslümanları görmek bizi üzmektedir.

 

28 Şubat’ta rüzgârlar biraz sert esmeye başlayınca, ilk karşılaşılan imtihanda "cahiliyeye rağmen var olma" çizgisini terk ederek “cahiliyeyle bütünleşerek var olma” tutumuna entegre olan nice Müslümanlar oldu.

 

O rüzgârlarda eğilmeyen, zor zamanda duruşunu muhafaza eden bazı Müslümanların ise, Ak Parti’yle birlikte esmeye başlayan ılıman rüzgârların etkisi altına girmeye başladıklarını, 28 Şubat sonrası memurunun maaşını bile veremeyecek bir acziyete düşen sistemi tutup ayağa kaldıran Ak Parti’nin bu asli misyonunu gözden kaçırarak, başlatılan açılım süreçleri üzerinden, bu süreçlere gereğinden fazla anlam yüklemek suretiyle giderek sistem iç işleyişe entegre olan bir söylem ve duruşa yöneldiklerini görmek zor değildir.

 

Ortaya konulan açılımları soğuk kanlılıkla tahlil ederek olumlu yönlerini desteklemek ayrı şeydir, bu süreçler üzerinden sistem içi çözüm arayışı ve işleyişlere entegre olmak ayrı şeydir. Ne yazık ki bazı Müslümanların bu alanda kantarın topuzunu kaçırdığını söylemek zorundayız.

 

Cahiliyeden ayrışma perspektifine sahip olan ve bu söylemle kitlelerin karşısına çıkan Müslümanların, bugün, cahili sistemin icracısı ve cahiliyeyle bütünleşerek var olma çizgisinin amiral gemisi durumunda olan bir partinin destekçileri konumunda bir görüntü vermesi, izahı zor bir paradokstur.

 

Yaşadığımız bu çetrefilli süreçte, Uhud'da mevzilerini terk eden okçuların konumuna düşmek de, düşmemek de bizlerin elindedir. 

 

Cahiliyeyle ayrışma bilincine kavuşmuş Müslümanların yapması gereken, başka projelerin peşinden sürüklenmek değil, kendi projelerine sahip çıkmaktır.

 

Dipnotlar

 

1- Müzzemmil, 73/10

1095
YORUM LİSTESİ
Ahmet ASLAN 02-01-2010, 23:49:48
Ortaya konulan açılımları soğuk kanlılıkla tahlil ederek olumlu yönlerini desteklemek ayrı şeydir, bu süreçler üzerinden sistem içi çözüm arayışı ve işleyişlere entegre olmak ayrı şeydir.
BUNLARIN ALTINI ALTINI ÇİZİYORUM
Analiz güzel kardeşimi tebrik ediyorum
 
Şükrü Hüseyinoğlu 23-12-2009, 13:30:22
Konuya duyarlılık gösteren tüm kardeşlerimize teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Özellikle Hüseyin ağabey ve M. Atav kardeşlerimiz yorumlarıyla konuya ciddi açılım getirmiş oldular. İnşaallah "Üç Tarz-ı Siyaset" başlıklı bir sonraki yazım da bu konuyla ilgili olacak. O yazıda, dönüştürme bilinci sahibi Müslümanlar arasında belirginleşen farklı siyaset tarzlarına değinip, olması gerektiğine inandığım yaklaşımı biraz daha açarak ifade etmeyi amaçlamaktayım.
 
matav 23-12-2009, 01:18:09
Tüh! İşte yine olmadı!
Yine okkanın altına girdik! Çırpındıkça da batıyoruz mu ne?
Bir kardeşimiz Allah razı olsun, hem övmüş, yetmemiş, hem de peşi sıra konum bildirgesini ilave edivermiş!
“M.Atav kardeş tevhidi çizgiye getirilen eleştirileri ve KENDİ İÇİNDEKİ ÇIKMAZLARI sesli düşünmüş. Hüseyin Bey de çizgiyi hatırlatmış”
Var efendim var, bende bir gariplik var, hem de bir hayli fazla…
Hüseyin kardeşimizin yorumundan sonra da, Uğur kardeşimizin yorumundan sonra da, geriye dönüp yeniden, defaatle okudum yazdıklarımı ama bir türlü, yorum yazıp beni çekip çevirmek isteyenlerin gördüklerini göremedim(!)…
Yok, yok, olmuyor, dediğim gibi biz bu işi bilmiyoruz(!)… Biz bu işi bilmiyoruz; ama ben yine de bir daha deneyeyim. Nasıl olsa burası dostlar, kardeşler meydanı, öyle değil mi?

Sağolsunlar, varolsunlar, tavsiyeleşmek, nasihat iyidir amma velâkin ben “içinde çıkmazları olan” biri değilim ki? Bu da nereden çıktı?
Baştan ifade edeyim, işimiz muhabbet, kırılmaca, gücenmece yok. Buralarda dertleşemeyeceksek, düşüncelerimizi paylaşmak için konuşup yazamayacaksak,
nerelerde konuşup yazacağız? Kurtlara, kuşlara mı yem edelim birbirimizi?

Ne demişti Şükrü kardeşimiz?
“Bunlardan biri “cahiliyeden ayrışma”ya dayalı TEVHİDİ PROJE, diğeri ise “cahiliyeyle bütünleşerek var olma”ya dayalı MUHAFAZAKÂR PROJE.”
Ve son cümleden olarak:” Cahiliyeyle ayrışma bilincine kavuşmuş Müslümanların yapması gereken, başka projelerin peşinden sürüklenmek değil, kendi projelerine sahip çıkmaktır.”

Hüseyin kardeşimiz de ;”Müslümanların, yani bizim bir projemiz var mı?” ve yine devamla ,” Peki, sana bana ne oluyor sevgili Atav, BİZ NE YAPIYORUZ, BİZ HANGİ DİNİ ANLAYIŞIN YANINDAYIZ? Bizlere ne oluyor ki, bu topluma sahih dini anlatacak, onları uyaracak, hak değerlerin şahitliğini ve örnekliğini gösterecekken, BAŞKA BAŞKA ALANLARDA ÖMÜR TÜKETİYORUZ!
Allah için, İslamcılara yapılan bühtanlara karşı çıkmak, hak olanın yanında yer almak bize düşmez mi?” diye…
Bunların hiçbirine itiraz etmek durumunda değilim. Bu saatten sonra “gayya çukuru” nun yanında, düştüm düşeceğim pozisyonunda kalmak/olmak istemem.
Şimdi sorayım, bizler yıllar evvelsi, Seyyit Kutup’un “Yoldaki İşaretler” kitabında parlamenter mücadeleyi olumlamadığını, hem de toplu halde beraberce okuyarak öğrenmedik mi? Mevdudi’nin o muhteşem “Dört Terim” kitabını okuyarak bütün ladini sistemlere, ideolojilere, putlara yine beraberce hayır demedik mi? Hüseyin kardeşimin dediği gibi söylem olarak kaldığı iddia edilse de, bu böyle olmadı mı? Ve yine “Hicap” kitabını okuduğumuzda eşlerimize ve kızlarımıza daha bir bilinçle örtüyü tavsiye etmedik mi? Bütün bunları fazlasıyla beraber biz konuştuk, biz tartıştık ve biz yaşadık. Ama Şükrü kardeşimizin tespit içeren “ Cahiliyeden ayrışma perspektifine sahip olan ve bu söylemle kitlelerin karşısına çıkan Müslümanların, bugün, cahili sistemin icracısı ve cahiliyeyle bütünleşerek var olma çizgisinin amiral gemisi durumunda olan bir partinin destekçileri konumunda bir görüntü vermesi, izahı zor bir paradokstur.”
bu cümlesinden de anlaşılacağı gibi hemen yanıbaşımızdakiler amiral gemisine koşuşturuverdiler. İşte o zaman başladı Seyyit Kutup ve diğerlerinin düşüncelerinin eleştirilmesi. İşte o zaman söz konusu oldu Humeyni rejiminin başkalarına hizmet ettiği iddiasının seslendirilmesi. Bizim ne kabahatimiz var? Ve o tartışmaya başlayan arkadaşlarımız diyorlar bize,” sen de çok geri kalmışsın,reelpolitik bunu “gerektiriyor,konjoktür farklı vs.” diye… Biz, demokrasi ıhh, olmaz dedikse de, şimdilerde Demokrasinin şuradan farkı ne,iş adamda bitiyor,adamda!” diyenlerle muhatabız..Ve yine şimdi bekleşiyorlar hep beraber;karizması güçlü,boylu poslu adamlarının anayasayı değiştireceği,Müslümanların görece özgürlüklerini daha bir artıracağı umuduyla yatıp kalkıyorlar her gün.
Ben de diyorum ki, olur mu olur(!)…Şayet olursa iddialarımız boşa mı çıkacak, tevhidi mücadelenin hakkını mı vermiş olacaksınız ve siz ,”Biz size demedik mi, diyeceksiniz?” diye sorup duruyorum biteviye. Ama ne çare ki gemi kalkmış limandan, hem de bize göre belirsiz bir istikamete doğru. Ve hem de kervan yolda düzülürmüş diyerek. Hoş ben de öyle diyorum ama, ama işte(!)…
Dedim ya maksat muhabbet, maksat en müslümanca tavrımızla paylaşmak. Ve maksat birbirimize üstünlük toslamak, muhatabımızı tamuya göndermek, gayya kuyusuna iteklemek değil.
Hülasa…
Çevremize bir bakalım, kimler Seyyit Kutup ve benzerlerinin düşüncelerini eleştirmenin akabinde “amiral gemisi durumunda olan bir partinin destekçileri” olmuşlar? Kimler Mevdudi’nin “Hicap” kitabını okuyup seslendirdikten sonra aksi bir yaşam biçimine soyunmuş? Ve kimler reelpolitik diyerek amiral gemisi bir partinin icraatlarını bulundukları her meclis te seslendirip duruyorlar. Ama, ama, biteviye ama; fakat, lakin, yani, aslında diyerek süreci olumlayan sesleri kimler çıkarıyor?
Biz sözü ortaya koyuyor, nasibi olan alsın diyoruz ama aslında en yakınımızdakilere laf geçiremiyoruz.Bizi kahreden de o işte…Çünkü birlikte yola çıktığımız dostlarımız onlar bizim,arkadaşlarımız,kardeşlerimizİ,hısım ve akrabalarımız..Ve o yüzden tutukluyuz,o yüzden bir tuhaf olmuşuz,o yüzden dilimiz lal oluyor bazen.
Eyvah ki eyvah! İşte, şimdi de bunu dedim diye, başıma olmadık işler almam işten bile değil…
Ama unutmayalım dostlar, ben söylemekten/yazmaktan bıkmam, maksat muhabbet…
Yok aslında birbirimizden farkımız,ama ,”ama”sı ve sonrası yok merak etmeyin.
Selam, dua ve muhabbetle..
 
uğur 22-12-2009, 14:54:47
Bir vesile ile okuduğum Şükrü beyin yazısı ve altındaki yorumlar gerçekten çok kaliteli ve düzeyli.Allah Razı olsun.
M.Atav kardeş tevhidi çizgiye getirilen eleştirileri ve kendi içindeki çıkmazları sesli düşünmüş.Hüseyin beyde çizgiyi hatırlatmış.Faydalı bir tartışma.
Bende M.atav a gerçekten arınması gereken 1000 yıllık tarihçilerin (İsmail Kara vb.tiplerin ) islamcılığa yönelttiği yerel eleştirileri koyver gitsin tavsiyesinde bulunuyorum.Diğer taraftanda biz işimize bakalım.Gemimimizi onarmaya devam edelim.Diyorum.Kaptanlarımıza da sahip çıkalım inşallah.AEO
 
mehmet gündüz 22-12-2009, 14:32:29
ŞÜkrü kardeşimizden Allah razı olsun. yorumlarıyla bakış açımızı genişleten kardeşlerimizden de. Ben Hüseyin Alan abimizin işaret ettiği Ercüment Özkanın KAVURGA meselesini ERCÜMENT ÖZKAN İLE İSLAMİ HAREKET ÜZERİNE (A.Burak Bircan-Mehmet Kürşat Atalar) adlı kitapta okudum Rahmetlinin aslında buna benzer bir çok yerinde örnekleri var ama ben Kavurga ile ilgili satırlarını olduğu gibi yazıyorum.
E.ÖZKAN : Varsayın ki bir buğday tanesi kavurga olmuşsa, onu kavurmuşsanız, kavrulmuş şeyi tane taneyi bırak, toprağa çuval çuval atsanız kesinlikle yeşermez. Çünkü kavrulmuş tohum inbat kabiliyetini yitirmiştir artık; o kavurga olmuş, kendi cinsinden bir şeyi üretemeyecek haldedir.
A.B.BİRCAN : İSLAMİ HAREKET AÇISINDAN KAVRULMADAN NEYİ KASTEDİYORSUNUZ?
E.ÖZKAN: Kavrulma , özünü yitirme, özünden uzaklaşma anlamına gelir.yani bir cinsin geninde bozukluk oluşmuşsa bozuk gen ancak bozuk genli tür üretir.Yani tevhid akidesine dayalı, kurani islam,kuranda ne varsa hepsi onun şartı olan islam, kala kala bugün yaygın şekilde gördüğümüz gibi özü gitmiş beş şarta indirgenmiş şekliyle yaşıyor, yaşatılıyor, seviliyor ve uğruna birşeyler yapılıyorsa böyle düşünenlerin eliyle ancak beş şartı bulunan bir islam iktidara getirilebilir. Yani altıncı şartı bulunmayan bir islam iktidara getirilebilir.
 
matav 22-12-2009, 02:48:34
Üstesinden nasıl geleceğim, bilmiyorum… Çünkü itiraza mahal vermeyecek tonlamada yazılmış bir yorumla karşı karşıyayım ve maksadım cevap yetiştirmek değil..
Hüseyin Alan kardeşim, Müslüman hassasiyetinin gereğince empati içeren cümlelerde vurguladığın gibi, ilgili yorumumda yapmaya çalıştığım şey, ne hakkım vardıysa artık, sadece düşündürmek ve çevremizdeki çözülme ve ayrışmaya işaret etmekti. Bunun için de satır aralarında yer yer,”yani onlara göre, iddia şu ki, yine bu anlayışa göre, bu mantık çerçevesince vb.” ifadelere yer vermiştim. Öyle anlaşılıyor ki “matav adlı yorumcu da onların düşüncesi derken kendi düşüncelerini de dile getirmiş.” cümlesinde de ifade edildiği gibi eleştirdiklerimin sanki tarafı konumuna düştüm. Yazı, böyle bir şey işte, meramını anlatmayı bilemezsen kastettiğinin dışında anlamlar çıkarılması mukadderdir. Bu da benim kusurum olarak kalsın, ne diyelim ki…

Sayın dostum, senin de çok iyi bildiğin ve farkında olduğun üzre ve benim de katkı sadedinde yazdığım yorumda değinmeye çalıştığım gibi ortada, Müslümanların Seyyit Kutup ve benzeri şahsiyetleri merkeze alarak geçmişlerini sorguladıklarına ve haliyle eleştirdiklerine dair bir vakıa var. Onlar, yani Seyyit Kutup, Mevdudi ve benzerleri elbette eleştirilebilirler ve olması gerekende budur ama sorgulamanın akabinde, denildiği gibi yerleşik din algısına ilişkin kabulün muhafaza edilmesine ve burayı, bu kabulün merkezi olarak görmek gibi bir sürece zorlanıyorsak düşünmek gerek. İşaret etmeye çalıştığım meselelerden biri bu idi…
Ve yine şahsen benim okumalarımdan ve şahit olduğum tartışmalardan ve özellikle AKP iktidarının yapıp etmelerinin hakkını vermek adına iktidarı olumlamaya çalışan söylemlerden çıkardığım sonuç bu. Sahih kaynaktan fersah fersah uzak olan yerleşik din anlayışının muhafaza edilmesine ilişkin çabayı Türkiye’nin Ortadoğu’ya ilişkin dış siyasetinde de görmek pekâlâ mümkündür. İktidar-Din çatışmasının olmadığı, teslimiyetçi, itiraz etmeyen, sorgulamayan ve “Din” gerçeğini sadece bireysel inanç ve eylemler noktasında yaşayan insanlardan müteşekkil bir “devlet” ve bir “toplum” kabulüne icbar edildiğimiz (bana göre) gün gibi ortada. Bu kabulü (aslında otoriteyi) sarsacak bütün şahıslar ve onlardan sadır olmuş her düşünce elbette merdud (bir zamanlar Mevdudi için, merdudi nitelemesinin kullanıldığını herhalde bilmeyenimiz yoktur) ilan edilecektir.
Siz ne dersiniz bilmem? Seyyit Kutup’u, Mevdudi’yi, Humeyni ve Ali Şeriati gibileri eleştirenler şimdi AKP’de siyaset yapıyorlar ve onun siyasetini kucaklıyorlar. BU İLGİNÇ BİR DURUM DEĞİL Mİ?
Yine malum şahısları eleştirenler şimdi kızlarını hem de önsaflarda oldukları başörtüsü mücadelesini terk ederek, yani akamete uğratarak okutuyorlar ve eşlerini de devlet memuru yapmak için adeta koşturuyorlar; ne gariptir ki bunun adına da “reelpolitik” diyorlar. Şimdi sorayım yine, bu bir çözülme değil mi? Öyle anlaşılıyor ki, bundan sonraki proje AKP iktidarını muhkem kılmak(!)… AKP iktidar da kalsın ki, M.Pamak’ın biteviye üzerinde durduğu ve sık aralıklarla dile getirdiği görece özgürlükler, görece rehavet daha bir artsın, Daha bir artsın ki biz İslam düşüncesini daha bir rahat seslendirebilelim, daha bir hizmet yapabilelim(!)…Ve,ve yine siyaset bu denli ılımanlaşmışken,liberaller,solcular,ateistler hazır Müslümanlarla birlikte aynı düzlemde hareket ederken,durduk yerde AKP’ye muhalefet etmek süreci Müslümanların aleyhine yönlendirmektir…Evet şimdi seslendirilenler bunlar. Sizce doğru mu?
Evet, ulusalcı, yerelci merkezi görünen ama süper güçlerin taşeronu olduğu söylenen bir siyaset tavrıyla ve başta da dediğimiz gibi etnik, kavmi, yerel bir din söylemiyle karşı karşıyayız. Fakat sizce “One minute “ çıkışını kahramanca bulanlar, bu bağlamda AKP’nin İsrail’e, Türkiye tarihinde bir ilk olarak kafa tuttuğunu söyleyenler; E-Muhtıra dolayımında AKP’nin orduyu hizaya getirdiğini ballandıra ballandıra anlatanlar, Ergenekon vb. dosyalar çerçevesinde olması gereken tavrı sürdürdüğünü söyleyenler ve en ilginci de “demokratik açılım” için alkışlayanlar sizce, yerelci, ulusalcı vb. asabiyetlerle olayları değerlendirmiyorlar mı? Bu çerçevede Reelpolitik adına bir takım gerçekleri göz ardı ettiğimiz ortada değil mi?
Bunları dillendirdiğimiz zaman aldığımız tepkiyi biz biliyoruz ve kıymetli kardeşim, senin de dillendirmeye çalıştığın gibi, ne yazık ki “Hep eleştiriyorsun, iyi de senin projen ne?” sorusuna muhatap oluyoruz. Müslüman olmak ve Müslüman kalmak için çaba göstermek bile başlıbaşına en önemli bir projedir sayın dostum. Cemaat olarak proje üretmek ve onu uygulamaya koymak İslami hareket bağlamında elbette istenen bir şeydir.Ama bizler henüz aramızda ortak bir söylem-dil oluşturamadık ki,birbirimizi “öteki” kılmak gibi bir gayretten vazgeçemiyoruz ki..Birbirimize güvenmeyi,birbirimizi,sevmeyi,birbirimizi kardeş kılmayı bir türlü öğrenemedik ki…Ve önyargılarımızı birbirimize bir silah gibi kullanmaktan bir türlü vazgeçemedik ki..
Öyle anlaşılıyor ki,Müslümanların birbirleriyle sürekli itiş kakış içinde olmalarının,birbirlerine karşı sürekli kendi benlerini sublime ederek davranmalarının neticesinden hayır beklemek iş değil be dostum..
Ve bunlar duygusal refleksler, ifadeler değildir, bizatihi Hz.Resulün hayatında işleme koyduğu söz ve davranış biçimleri ve tavsiyeleridir ve en önemlisi Kur’an’ın Müslümanlara yüklediği bir farizadır.
Evet, Hüseyin kardeşim, bu yazıyı, kendi yorumuna bir cevap olarak alma, sadece yorum çerçevesi içinde hasbihal etmekti o kadar.
Selam ve dua ile..
 
ihsan güzel 20-12-2009, 13:42:14
lı xember zalıma em lı rıyatene ey bıraye ciwan raxma rebbul alemin lı serte u bıraye baweriye te be....em mecnunın tı yu leylame ey doza xuda
 
HÜSEYİN ALAN 20-12-2009, 02:28:38
ATAV'IN DİKKATİNE
Türkiye'de kendimize ait bir proje üretmek ve ona sahip çıkmak üzerine not düşerken, aslında böyle bir şey olmadığının iması mı yapılmaktadır? Öyleyse, yaş grubu olarak kendisi ve ben nereden peydah olduk? Biz gibiler türedi miyiz?
Sevgili Atav'ın bunlara ait değerlendirmesi vardır ama bizleri düşünmeye sevk ederek açılım kazandırmayı kast ettiğini sanıyorum
Yorumunda bahsettiği, kafalarda soru işareti bırakabilecek sorgulamalara, kendi kanaatimi belirtmek üzere, ben de bir kaç not düşmek istiyorum.
Dışardan devşirme fikirlerle yapılan 'islamcılık', bizim tarihimize ve kültürümüze uymamaktadır. Mevdudi, S. Kutup ve Humeyni örnekliğinden hareketle, o gibilerin önerdikleri islam, modern bir projedir, dolayısı ile Batılılara ait bir proje(!) midir?
Atav'ın da yakından takip ettiği ve bildiği gibi, bir Anadolu İslamı, yerli ve yerleşik bir islam veyahut bu topluma ait özelleştirilmiş bir din 'icad' etmek için epeydir ciddi çabalar gösterilmektedir. Bu tarz bir fikrin tutması için de, karşıt bir din anlayışı üretilecekti, o da, Arap İslamı da denilen siyasal islam anlayışı oldu. Düşman din anlayışının tu-kaka kahramnları da, yukarda ismi anılan salih insanlar oldular!
Ortaçağın aydınlanma dönemine evrildiği ilk yıllarda, ulus devletler yaratılırken, ekümeniklik iddiasını doğal olarak taşıyan ve evrensel olan Hristiyanlık da, ulusal dinler haline dönüştürülecektir. İngilterenin meşhur kralı 8. Hanry'nin ilk kez başlattığı bu yaklaşım, giderek tüm Avrupa da yaygınlaşacak, Hristiyanlık, evrensel olmaktan böylece çıkartılacaktır...
Uluslaşma sürecini uzun bir sürece yayan Türkiyede bu iş, Özal'lı yıllardan sonra ancak kotarılmaya başlanabilmiştir. Burada sevgili Atav'ın dile getirdiği itirazlarla birlikte hermenotik, tarihsellik gibi kimi ucube yorum ve anlama teknikleri de dolayısı ile yenidir...
Bu girişten sonra bir; Türkiyeli müslümanların, yerel ve özel şartları hariç, kendilerine ait bir projeleri olabilir mi? Son tahlilde ümmet perspektifinden ayrı ve kopuk, ümmetin siyasi birlik amacından yoksun, bağımsız, kendine has bir hareket inşa edebilir, ayrı bir hedef güdebilir mi? Soruyu olumlu cevaplamak gibi bir gaflete düşecek olursak, modern düşüncenin kurgusu olan laik-seküler bir ulus toplum projesini tekra etmiş olmayacak mıyız?
Bu durumda, İslam toplumu, İslam ümmeti, Kur'an nesli, insanlar arasından seçilmiş vasat ümmet... vs kurma önerisi ve gereğini nereye koyacağız? Elçilerin örnekliğini, evrenselliğini, vahyin tek hakikat öğretisini nasıl yorumlayacağız?
İki; bilindiği gibi, İslam dini, sahih hat olarak Adem (s) dan beri süregelmekte, arada geçen her nesil ve ümmet de kendi imtihanını vermektedir. Bu dinde, toplumlara ve coğrafyalara has olmak gibi bir ilke, kaide de yoktur. Dolayısı ile, ümmetlerin kayıpları ve kazançları, arkadan gelen her ümmetin de ortak değerleri ve birikimleridir.
Buradan hareketle, ismi geçtiği için, Mevdudi'nin, S. kutup'un ve dahi Humeyni'nin, ümmetin değerleri olması hasebiyle, sadece kendi toplumlarına ait olduklarını söyleyebilmek mümkün değildir. Her bir salih kul; öğretici, ihyacı, ıslahcı, direnişçi, şahit-şehid vs olarak ümmetin bütününe aittir. Onlara ait yerelliği görmek ve ayıklamak da ümmete düşen bir vazifedir.
üç; Dünyada dil değiştirerek kendi insanını bir gecede pür cahil bırakan, hafızasını silen, geçmişinden ve literatüründen kopartan Türkiye dışında başka ülke yoktur. Dolayısı ile, müslümanlar, uzun bir süre, dini bağ ve bağlantılarından uzak tutuldular. İkinci dünya savaşı sonrası, gavurların da baskısı ile, tekli bir yapıdan çoklu bir yapıya geçiş mümkün kılındığında, diğerleri gibi müslümanlar da biraz nefes alabildiler. Bu noktadan sonradır ki, bir taraftan sahih din anlayışına kavuşmak, diğer taraftan sahih hat ile buluşmak çabası başlayabilmiştir. Bir takım arızalardan, kimi hasarlardan bahsedilse bile, aslolanı göz ardı etmemeli, olup bitenleri, olması gereken yerde değil diyerek eleştirirken, daha dikkatli bir dili kullanmalıyız. Sence de öyle değil mi, sevgili Atav.
Nihayet dört; senin de dikkat çektiğin gibi, son zamanlarda İslamcılar acımasızca eleştirilmektedir. Kafası karışıklar ve seviyesi düşükler için bu eleştiriler, 'gayya kuyusu' gibidir. Sağcılıktan, devletçilikten, ulusçuluktan, tasavvufçuluktan, mezhepçilikten henüz kurtulamamış, bu cürufları İslamdan zannetmiş onca yığınlar, onlara hala bu tarz curuflarla karışık laik din anlayışını pompalayan ve asıl Batılı projelere hizmet eden 'ilahiyatçılar', 'aydnlar', 'gazeteciler','akademisyenler', 'politikacılar' ve bir de 'eski islamcılar' sayesinde, elbette bu gayya kuyusundan çıkamayacaklardır.
Peki, sana bana ne oluyor sevgili Atav, biz ne yapıyoruz, biz hangi dini anlayışın yanındayız? Bizlere ne oluyor ki, bu topluma sahih dini anlatacak, onları uyaracak, hak değerlerin şahitliğini ve örnekliğini gösterecekken, başka başka alanlarda ömür tüketiyoruz!
Allah için, İslamcılara yapılan bühtanlara karşı çıkmak, hak olanın yanında yer almak bize düşmez mi?
İslamcılar, Batılıların adamları diye iftira atanlara, bu modern bir projedir diye yapılan propagandaya kanan aklı kıtlara rağmen, hala en sahih din anlayışını temsil eden bir akımın yiğitleridir.
İslamcıların iddiaları ve referans kaynaklarından bazılarını hatırlatarak, hangi hattın yanında olmamaız gerektiğini de yeniden hatırlayarak, istemeden uzattığımız yoruma son verelim;
A- Kur'an yeniden keşfedilecek, din kendi aslından öğrenilecek,
B-Sahih sünnet çalışmaları yapılacak, peygamber örnekliği toplumsallaştırılarak islami hareketler kurulacak,
C-İslam topluluklarının mevcut bilgileri, her sahada, sahih bilgi kriterleri ile yeniden değerlendirilecek,
D-Modern çağ ve ona ait tüm bilgiler, İslami ölçülere göre yeniden değerlendirilecek, gerekli itirazlar yapılacak ve eleştirilecektir,
E-Yerli rejim ve işbirlikçi iktidarlara karşı direniş hareketleri oluşturulacaktır,
F-İslam ümmetinin siyasi birliği yeniden sağlanacak, bunun için şii-sunni ayırımını ortadan kaldırılacak çalışmalar yapılacaktır...
Son söz olarak, yukarda kısmen sıralanan iddiaları ve referansları belli olan İslamcıların, çağdaş olmaları gayet normaldir. İslamcılık, modern çağa ait bir kurtuluş ideolojisidir ve hak olanı dillendiren tek akımdır.
İslamcılık, İslam devletlerinin parçalandığı, hemen hepsinin işgal edildiği, laik ulus toplum projelerinin hepsini kuşattığı, hılafetin ilga ve şeriatın ortadan kaldırıldığı o dönemlerin, ki, o dönemler modern dönenmlerdir, en soylu, en asil düşünüş biçimidir.
Sahih hattı bizlere ulaştıran, sahici dini anlayışı bizlere kadar getiren de bu düşüncedir, bu akımdır. Allah, emeği geçen hepsinden razı gelsin.
 
HÜSEYİN ALAN 19-12-2009, 17:41:56
Gündeme aldığın konu, içerik olarak esaslı-gerekli ve işin özüne dair çok önemli bir konudur, yeterince uzun olmayan bir değini çerçevesinde olsa da. Burada, İslam dinini nasıl anladığımızı, telakkimizi, oradan hareketle davranış kodlarımızın referanslarını, cahiliyye'yi, cahiliye içinde ama ümmetçilik temelinde ayrı ve özgün bir toplumsal inşa projemizin nasıllığını tartışıyorsunuz.
Cahili bir toplumsallıkta, ümmetçilik perspektifinde, ayrı ve özgün bir toplumsal projenin nasıl gerçekleşeceğine dair bahsettiğiniz iki zıt projeden, kısa da olsa tarihsel bir perspektiften hareketle tahliller yaparak doğru olanı açığa çıkartıyor, bu arada, islami hareketliliğin süreci içinde oluşan savrulmalardan da kaygılarınızı dile getiriyorsunuz.
Bunca şeyi bu yazıdan çıkartabilmek için, yaşadığımız süreci sondan başa doğru sarabilmeli, hasassiyetleri ve esasaları kaybetmemelidir. Pek tabiidir ki bu arada, yaşananları bir değerlendirmeye tabi tutup, yapılabilir hatalardan dolayı geriye düşmek-dönmek yerine, tam da o naoktadan daha da güçlenerek ileriye doğru çıkmayı hesaplamalıdır.
Bir fizik kuralı vardır; fiziken var olan bir nesne-madde, başka şartlarda başka bir duruma geçse de ( su'yun buharlaşması yahut buz'lanması gibi. Burada aslolan madde su'dur, diğerleri, su'yun şartlara göre oluşan halleridir ama o hallerinde artık "su" olarak adlandırılmazlar ), fiziken yok sayılmaz...
Sevgili yazarımız, 28 şubat'ın sert(!) operasyonlarından arta kalanların AKP'nin imkanlı dönemlerinde sisteme eklemlendiğini, giderek açılım süreçleri gibi yeni politikalardan da etkilenerek hepten savrulduğunu, bu durumdan vazife çıkartmayı uman kimilerinin de kendi projelerinden vazgeçmek zorunda kaldıklarından bahsediyor, haklı olarak.
Sorulması gereken soru şudur; ( genel anlamda ) gerçekte müslümanların kendilerine has bir projeleri var mıdır? 'Cahiliyyeden ayrışmaya dayalı', 'tevhidi' temelde bir 'kur'an nesli inşası' projesininin kutlu şehidi S.Kutup'un ardından, bu projeye destek çıkan toplumsal gruplar nerededirler? Her projede olduğu gibi, bu projede de zorlu ve sıkıntılı dönemlere rağmen yol alınmakta mıdır yoksa, şartlara göre (projede değil de )proje değişikliğine mi gidilmiştir?
Bu kadim sorunun kimi cevapları yazıda var. Bize göre açıklamaya muhtaç olan kısmı, Türkiyede çeşitli evrelerden geçen cahiliyeden ayrışma çalışmaları, ümmet perspektifinden ve tevhid üzere birlik gayretlerinden yoksun kaldıkları her durumda, su'yun değişik halleri misali, değişen şartlarda değişen varlıklara dönüşmüş olmalarıdır.
Bir bakıma normal sayılabilir bu durumdan yakınmaları da doğru yerine koyarak, nesline ve çağına, tevhidi değerlerin şahitliğini ve salih amellerin örnekliğini göstermeye devam etmek yani sabrederek direnmek yerine, hemencecik değişime kapı aralamak hatta durumu meşru imiş gibi göstermek çok tehlikelidir. Ümmeti bozan ve fesat üreten bir udurmdur bu!Unutulmamalıdır ki, su, şartlarla kaim değişk hallere evrildikçe, su olarak kalmayacak, başka bir maddeye dönüşecektir. Burada su'yun su olarak kalıp kalmamasıdır mesele, değişmesi değil. Konunun izahını çok güzel anlatan Ercümend Özkan'ın 'gavurga' meselini, burada yeniden hatırlatırken bilmeyenlerin sorup öğrenmelerini, bulup okumalarını öneririm.
Burada hatırlatacağımız son söz, şartların kolaylığı veya zorluğu üzerinedir. Bilinir ki, bir müslüman için şartlar esas değildir. Müslümanlık her durumda ve her şartta geçerli olmalıdır. Zaten dünya hayatının aramızda bir sınanma olması da bu durumu açıklar. Duruma ve şartlara göre değişen bir müslümanlık henüz keşfedilmedi(!). Ama bir müslüman ferdin veya topluluğun, şartlara uygun stratejik öngörüleri ve taktik uygulamaları vardır, olmalıdır da. Burada esas olan şartların veya durumların müslümanları yönlendirmesi-değiştirmesi değil, şartları veya durumları, müslümanların belirlemesidir...

 
Sadık AYDIN 18-12-2009, 15:54:47
Seyyid Kutub'un "Kuran Nesli" tesbiti paradoksu tam da bu noktada çözen tesbittir. Muhakkak ki Şehadetine neden olan da Nasır'ın bu tesbitten doğan korkusudur.Başka projelere takılmayan ama kendi projesini üreten bir duruş.
Birinci tehlike bize sunulan "Eklemlenerek oluşturulan mücadele" tarzıdır ve bu kuşkusuz yenilgiye mahkümdur.
İkinci ve bizi içten vuran bir tehlike de bedevi zihniyetli, sağlıksız çıkışlardır. Şükrü kardeşimizin "Ortaya konulan açılımları soğuk kanlılıkla tahlil ederek olumlu yönlerini desteklemek ayrı şeydir, bu süreçler üzerinden sistem içi çözüm arayışı ve işleyişlere entegre olmak ayrı şeydir." yaklaşımı, takıntıdan kurtulmuş bir tanım olup, jakoben devrimcilerden ayrıldığımız noktayı işaret etmektedir. "İhtilal değil, inkilap" tabiri yine burada anlam kazanıyor. Nitekim Mücadeleyi üretken değil, sloganik alanlar, "Kuran Nesli" çalışmalarını küçümseyen ve hayal olarak değerlendirmelerinin temelinde de bu yatıyor. Projesi olmayanların, kendilerini sadece zulmün karşıtlığı ile tanımlayanların düştüğü hatadır bu. Yine bu noktada "Baş örtüsünü savunmak ve bunu kimlik olarak benimsemek ilkelerinden taviz vermeden proje üretmenin gerisinde kalıp başörtüsü üzerinden devrim yapmak" düşüncesi de burada tıkanıyor.
Nihayetinde Müslümanların; Vesayet altına girmeden, tabi olmadan, müdahane etmeden ve hatta içerdiği potansiyel tehlikeleri de vurgulayarak, bir takım açılımların sadece olumlu yönlerini desteklemeleri, hemen ihanet olarak değerlendirilebiliyor.
Gün; Darül Erkamlarda yetişmenin, Kur'anı özümsemiş kişilerin, eğitim ve mücadeleyi birlikte yürütecekleri, kimden gelirse gelsin doğruya doğru, yanlışa yanlış diyecekleri ve sadece kendileri olacakları gündür.
 
gulaislame 18-12-2009, 14:36:38
Ne yazık ki zamanımızdaki birçok musluman kendi projelerine sahip çıkmak yerine,mevzilerini terkedip,cahili sistemlerin oyunlarına gelerek birbirinden farklı birbirine muhalif guruplar ortaya çıkarmışlardır. kuran'ı kerimi sayfa ve satırlarda tahrif edemeyen şeytan ve dostları bu tahribatı insanların zihin ve nefislerinde yapmışlardır.
Allah'tan Biran önce cahilyeden sıyrılarak mevzilerimize geri dönup, kendi projelerimize sahip çıkma dileğiyle.

Allah razı olsun.
 
matav 18-12-2009, 11:37:47
"Feda" rümuzlu yorumcu kardeş,ya sizin açıklamanızda hata var,ya da ben yanlış anladım.
Yazdığım yorum,Şükrü kardeşimizin yazısına katkıdan başka bir şey değildir.Demeye çalıştığım şey,geçmişte bizim gibi düşünenlerin bir çoğunun, şimdi çıkış noktalarını ve o demlerde okudukları eserleri- ki bunlar da "yoldaki işaretler,dört terim" vs.dir- eleştirmeye çalıştıkları ve zaten geçmişte bunları yapanlarla aynı noktaya geldiklerine işaret etmektir.Zaten yazar kardeşimiz de herhalde bu doğrultuda birşeyler görmüş olmalı ki mezkur yazıyı kaleme almış.Geçmişin radikalleri olarak kabul edilenleri şimdiki siyasete eklemlenmiş görmenin,başörtüsü mücadelesinin önsaflarında olanların da şimdilerde çözülmelerinin karşılığı nedir?
Eleştirmek bir şeydir ama eleştirirken çözülmek bir başka şeydir.Geçmişin mücadele adamlarının düşünceleri eleştirilmez değildir elbette ama bütün bunları kendi koyvermişliğimize mesnet bulmak adına yapıyorsak,yanlış olan budur ve bugün bu yapılmaktadır.
 
feda 17-12-2009, 21:05:33
Allah razı olsun öze dönüş ve silkelenme için faydalı bır paylaşım.

matav adlı yorumcu da onların düşüncesi derken kendi düşüncelerini de dile getirmiş.

Ey müminler, yolculuğa çıkan ya da savaşa katılan kardeşleri hakkında "Eğer onlar yanımızda olsalardı ölmezler ya da öldürülmezlerdi" diyen kâfirler gibi olmayınız. Allah bu asılsız saplantıyı onların kalplerine çöreklenen acı bir hayıflanmaya dönüştürdü. Oysa can veren de öldüren de Allah'tır. Hiç kuşkusuz Allah yaptıklarını görür. (Aliİmran-156)
 
ilyas metin 17-12-2009, 19:59:28
Kantarın topuzunu kaçıranlar, Seyyid Kutubtan çok bahsedipte kavrayamayanlardır.
 
İHSAN GÜZEL 17-12-2009, 18:47:37
MÜSLÜMANLARIN GÖREVİ CAHİLİ DEGERLERLE UYUŞMAK DEGİL AYRIŞMAKTIR...NE MUTLU BUNU YAPABİLENLERE
 
matav 17-12-2009, 16:28:46
Şükrü kardeşim, meseleyi olması gereken yerden ele almışsın, eyvallah…
Lakin Seyit Kutup vb. üstatların düşüncelerinin, Türkiye’de bir proje dahilinde seslendirildiği iddialarının sık aralıklarla dile getirildiği bir vasatta yaşıyoruz. İddia şu ki;”ne güzel geleneksel değerlerimizle yuvarlanıp gidiyorduk, ne hadis sorgulanıyordu, ne ehl-i sünnet telakkisi, ne tefsirler ve ne de İslam-iktidar ilişkisi sorgulanıyordu; bu Mısır’dan, Pakistan ve İran’dan, yani şurdan burdan devşirme fikirler de nereden çıktı?” diye tepki gösterenlerimiz bugünlerde çoğaldı bilesiniz. O coğrafyalarda neşvu nema bulmuş kültürlerin bizim kendi tarihimize ve kültürümüze uymadığı kabulünden hareketle,buralarda seslendirilmesinin ancak fitneye yol açtığını söyleyenler bugün hala revaçta..Gazete,dergi,sanal alemde,kitaplarda vs.de malum kişi ve düşüncelere adeta nefretlerini kustukları yazılarını biz de ne yazık ki gündemi takip babında okuyup duruyoruz.O anlayışa göre uydurulmuş hadisler ,tefsirlerde yer alan israiliyat ve bu çerçeve de gelişmiş hurafeler bize aittir,bizdendir.Kim ki bunları sorgulamaya kalkışıyor,o bir projeye hizmet etmektedir.Bunun tarihi de 1900 ve sonrasıdır.1980 sonrasında da iş zaten çığırından çıkmıştır.Yine bu anlayışa göre,Mısır,Pakistan,İran vs.den gelen düşünceler,sahip olduğumuz İslami değerleri yerle yeksan ettikleri gibi, bize üs kaybettirmiş,yani vatan telakkisini bozuma uğratmıştır.
Yani onlara göre Seyyit Kutup,Mevdudi ve Humeyni gibi şahsiyetler batı projesinin temsilcileridirler.Üzülerek söyleyeyim ki,siz de biz de bu doğrultuda batı projesini uygulama noktasında gayret gösterenler kategorisindeyiz.
Ha bu ara,bizim de bir başkalarını aynı mantıkla ele aldığımız gerçeği de ortada…
***
Siyaseten çözülmüşlüğümüze işaret olarak da söylersek,Müslüman kesimin geçmişte MNP-MSP-RP ve SP ile şimdi de AKP ile yakın markaj içinde olduğu bilinen ve artık kabul edilen ve hatta olmazsa olmazlara getirilen bir durumdur.. Gelinen nokta ile Müslüman bürokrat/bürokrasi, Müslüman burjuvazi, Müslüman kapitalist,Müslüman feminist,Müslüman sosyalist vs. gibi kavramların yine Müslümanlar üzerinden tartışıldığı da ortada..
İktidar-din ilişkisinin bu saatten sonra olması gereken düzeyde sorgulanacağını düşünmek fazla iyimserlik olur. Kaldı ki din, böylesi bir iktidar kurgusunu bana göre reddetmekte ve Müslümanları iktidar nimetleri hususunda sık aralıklarla uyarmaktadır. İsmini andığımız partiler vasıtasıyla olsun, güya birilerinin verdiği fetvalarla maslahata özgü olarak diğer partilerle olsun iktidar nimeti tadılmıştır ve bugünkü şekliyle bir takım iyileştirmelerin olduğu kabulünden hareketle de bu nimetten vazgeçilmesi bu saatten sonra zor gibi görünmektedir.
Bu mantık çerçevesince artık mevcut siyaset desteklenmeli, başörtüsü gibi bir furuat nedeniyle partinin gücü kırılmamalı ve itibarına zarar getirilmemelidir. Eşler çalışmalı, kızlar üniversitede okumalı, babasının, ailesinin baskıladığı gün gibi aşikâr olan Ecenur gibi karakterlerle de sürece engel olunmamalıdır(!)...Ben demiyorum, onlar diyor…
Üzülerek söyleyeyim, bu saatten sonra başörtüsü platformlarının eylemlerinin de ne yazık ki kıymeti harbiyesi kalmamıştır. En iyisi mi onlar da siyasete eklemlensinler, okullarına gitsinler veya çalışsınlar artık(!)…
Bizler geçmişte mevcut siyaseti çok tartıştık,parti ile İslami mücadele olur mu diye çok soru sorduk ve şimdi içindeyiz(!)..
Yine başörtüsü lehine çok tartıştık,aksini iddia edenlerle cepheleştik ama şimdi kızlarımızı okula gönderiyor,eşlerimizi de çalıştırıyoruz..Yani biz tartıştığımız her şeyin cılkını çıkarıyor,süreç itibari ile yelkenleri suya indiriyoruz…
Öyle anlaşılıyor ki biz bu işi bilmiyoruz(!)…
Söylenecek çok şeyler var ama neyse,neyse…
 
hikmet erturk 17-12-2009, 13:52:04
Allah sizler gibi yazarların sayısını artırsın inşallah.Ölüm bize ulaşana dek böyle net arı duru İslam olarak kalmak dileği ile...
 
bi kul 17-12-2009, 13:46:02
"Gelin görün ki, son dönemlerde yaşanan politik süreçlerin cahiliyeden ayrışma perspektifine sahip Müslümanları dahi etkisi altına almaya başladığını görmek zor değildir. Yaşanan her bir politik dalgada dökülen Müslümanları görmek bizi üzmektedir.

Cahiliyeyle ayrışma bilincine kavuşmuş Müslümanların yapması gereken, başka projelerin peşinden sürüklenmek değil, kendi projelerine sahip çıkmaktır."

ne güzel sözler, Allah razı olsun.

İslam fert fert gelecektir oysa bazıları kitlelere hitap etme derdindeler. bunun içide parti dahil her yola başvuruyorlar. oysa Allah razı olacağı ameller Allah'ın razı olduğu yollarla yapılır.
 
DİĞER YAZILARI

23/05/2012 - 04:50 UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ

07/05/2012 - 22:04 MÜLK KAVRAMINI DOĞRU ANLAMAK

21/04/2012 - 13:21 KULLANAN - KULLANILAN!

01/04/2012 - 14:55 FE EYNE TEZHEBÛN!

23/03/2012 - 22:15 TARİH NİÇİN TEKERRÜRDEN İBARETTİR?

18/02/2012 - 00:04 İDDİALARIMIZ VARDI BİZİM

02/02/2012 - 21:40 SURİYE DİRENİŞİ VE ÂDİL ŞAHİTLİK SORUMLULUĞU

14/01/2012 - 08:01 DERGİ DEĞİL MEKTEB: İKTİBAS

30/12/2011 - 09:55 HEPİMİZ “KORSAN”IZ, HEPİMİZ “KAÇAKÇI”!

23/12/2011 - 11:21 MÜSLÜMANLARIN KURUMLAŞMAKLA İMTİHANI

13/12/2011 - 00:10 KÜRESEL NEVZAT TANDOĞAN: NATO

03/12/2011 - 00:47 FETVA

18/11/2011 - 15:37 "ÇÖZÜM İSLAM'DA" HAKİKATİNE BURUN KIVIRMAK

23/10/2011 - 12:42 "İDEOLOJİSİZ ANAYASA" TALEBİ VE MÜSLÜMANLAR

12/10/2011 - 00:17 NİÇİN CİDDE VE KAHİRE?

21/09/2011 - 20:13 SUS PAYLARI VE MÜSLÜMANLAR

16/09/2011 - 15:57 BİLGİ FETİŞİZMİ

19/08/2011 - 05:05 AÇLIK SORUNU, İNSANİ YARDIM VE İSLAMİ MÜCADELE

16/08/2011 - 05:05 YÜZDE 81 DİNDAR, YÜZDE KAÇ MÜSLÜMAN?

25/07/2011 - 22:39 UNUTULMAYA YÜZ TUTAN DİL: TEVHİDCE

20/07/2011 - 10:23 DİCLE, KURTLAR, KUZULAR VE MÜSLÜMANLAR

07/07/2011 - 12:36 NAMAZDA KUR'AN OKUDUĞUMUZUN FARKINDA OLMAK

30/06/2011 - 07:14 HUDEYBİYE İSTİSMARINDA SON NOKTA

22/06/2011 - 18:56 İSLAM COĞRAFYASI, TÜRKİYELİ MÜSLÜMANLAR VE ÜÇ TUTUM

13/06/2011 - 23:31 RAHAT KAÇIRAN ÂYETLER!

02/06/2011 - 05:58 SİSTEM İÇİ DEĞİŞİM MÜSLÜMANLARIN LEHİNE Mİ İŞLİYOR?

27/05/2011 - 17:29 İTİDAL KAVRAMI DOĞRU ANLAŞILIYOR MU?

10/05/2011 - 11:19 "MEÂL - TEFSİR" FORMU DOĞRU MU?

01/05/2011 - 13:20 "TÖRENLER CUMHURİYETİ" VE ÇOK KUTSALLILIK

15/04/2011 - 13:01 İSLAM TOPRAKLARI NİÇİN KOLAY BOMBALANIYOR?

10/04/2011 - 23:36 BDP ÇOK GEÇ UYANDI!

25/03/2011 - 11:41 SENİN QULHUN SANA, BENİM QULHUM BANA!

05/03/2011 - 00:27 BÖLGEDEKİ GELİŞMELER: "İSLAM'SIZ LÂ" NE GETİRİR?

28/02/2011 - 23:05 ÖLÜM, İLKELER, PRAGMATİZM

18/02/2011 - 18:20 ŞEHADET: ALLAH İÇİN OLMAK

12/02/2011 - 08:56 TUNUS VE MISIR DENKLEMİ

31/01/2011 - 12:11 “Tarihin sonu"ndan devrimler çağına

21/01/2011 - 22:56 BİN ALİ, NE ÖZENTİSİYDİ?

07/01/2011 - 08:58 SEYYİD KUTUB VE BİZ: GERİ DEĞİL İLERİ

11/12/2010 - 01:09 “SEYYİD KUTUB’U AŞMAK” SÖYLEMİ

27/11/2010 - 12:49 KAPİTALİST KUŞATMAYA KARŞI ÇARESİZ MİYİZ?

10/11/2010 - 23:46 BİR AĞAÇ GİBİ TEK BAŞINA, BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇE

26/10/2010 - 00:35 MÜ'MİNLER BİRBİRLERİNİN VELîSİ Mİ?

23/10/2010 - 12:46 DANİEL BEBEK

12/10/2010 - 23:28 İSLAMİ SİYASET, MUHAFAZAKÂR SİYASETTEN AYRIŞMAKLA BAŞLAR

24/09/2010 - 12:41 KUR'AN MI TEMEL BELİRLEYİCİDİR, HADİSLER Mİ?

13/09/2010 - 13:13 AHALİYİ KİMLİKSİZLEŞTİRME PARTİSİ

07/09/2010 - 11:50 SON OLARAK...

28/08/2010 - 16:48 TERAZİNİN AYARLARIYLA OYNAMAK

23/08/2010 - 14:18 PRAGMATİZM ÇIKMAZI

13/08/2010 - 11:24 ERCÜMEND ÖZKAN FARKI

06/08/2010 - 11:48 HANGİ KÜRT MESELESİ?

16/07/2010 - 10:51 DUAYI BİREYSELLEŞTİRMEK

07/07/2010 - 13:33 RASULULLAH NİÇİN HABEŞİSTAN’A HİCRET ETMEDİ?

21/06/2010 - 10:18 ZAYIFLATILAN İSLAM DEVLETİ PERSPEKTİFİ

11/06/2010 - 15:29 ŞEHİDİN ARKADAŞI OLMAK

03/06/2010 - 11:05 KAHROLUYORUM

21/05/2010 - 18:39 MÜ'MİN ZİHNİN TEMEL KODLARI

15/05/2010 - 19:46 İLİŞTİRİLMİŞ DUYARLILIKLAR VE AFGANİSTAN

27/04/2010 - 12:47 TEVHİDDEN BAĞIMSIZ ADALET SÖYLEMİ

21/04/2010 - 12:28 MÜSLÜMANLAR VE "SİSTEMİN YENİDEN İNŞASI"

19/04/2010 - 13:48 TERÖRİZMİ KINAMAK

12/04/2010 - 19:12 TEKNOLOJİ: NE MAHRUMİYET, NE MAHKÛMİYET

10/04/2010 - 13:56 PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALMAMALI

30/03/2010 - 22:35 KENDİ YERİMİZDE VE KENDİMİZ OLARAK...

26/03/2010 - 14:20 BUGÜNE KADAR HELAL MİYDİ?

12/03/2010 - 11:17 SOMALİ'DE "KORSANLAR VE İMPARATORLAR"

02/03/2010 - 17:59 MİNBERLER VE MİHRABLAR

19/02/2010 - 11:39 NATO'YA KİM "ONE MİNUTE" DİYECEK?

14/02/2010 - 19:26 SORGULANMAYAN VESAYET

06/02/2010 - 11:23 BAŞÖRTÜSÜ: ÇÖZÜM YAHUT ÇÖZÜLME

25/01/2010 - 14:13 DAVETTE YUVARLAK MASA MODELİ

19/01/2010 - 17:24 İSLAM RESTLEŞMEDİR!

09/01/2010 - 13:28 ÜÇ TARZ-I SİYASET

28/12/2009 - 20:03 BİZİM DE MUNTAZERİLERİMİZ OLMALI

17/12/2009 - 13:11 YOL AYRIMINDA İKİ PROJE

10/12/2009 - 19:02 O ZATEN KEFENİNİ GİYMİŞTİ

02/12/2009 - 09:53 İSLAM, KAPİTALİZMİN VİCDANI KILINAMAZ

26/11/2009 - 18:40 KURBAN

14/11/2009 - 17:50 GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ DİNDARLIK

08/11/2009 - 14:32 KİRLİ ÇORAP - KİRLİ MAHYA İKİLEMİNDE DİYANET

31/10/2009 - 16:11 ZİKR: RİTÜELLEŞTİRİLEN HAYAT ÖLÇÜSÜ

22/10/2009 - 14:30 İSTİKRAR

10/10/2009 - 14:19 ÇÖP İŞÇİSİNİN ÖLÜMÜ

24/09/2009 - 12:04 'DİNDARLIK ANKETLERİ'NDE SORULMAYAN SORU

06/09/2009 - 11:44 HANGİ EHL-İ SÜNNET?

26/08/2009 - 14:11 NAMAZ KILMAYANLAR NİÇİN ORUÇ TUTAR?

10/08/2009 - 10:55 RAMAZAN NİÇİN ZAM AYI OLDU?

15/07/2009 - 19:42 SEN DE Mİ ADEM!

01/07/2009 - 08:09 İSLAM İHTİLALCİ DEĞİL İNKILABCIDIR

16/06/2009 - 14:18 İRAN'DA "CUMHURİYET MİTİNGLERİ"

30/05/2009 - 08:50 DİNİ PAYANDALAŞTIRMAK

16/05/2009 - 10:19 OBAMA'DAN "CAN ALICI" MESAJLAR

04/05/2009 - 22:51 NÖBET YERLERİMİZİ NE ÇABUK TERK ETTİK

19/04/2009 - 11:34 "KUTLU DOĞUM" NE ZAMAN?

03/04/2009 - 19:56 "BEN YAPTIM OLDU" UMURSAMAZLIĞI

26/03/2009 - 11:50 BULDUĞUMUZ DEĞİL UMDUĞUMUZ

19/03/2009 - 08:16 PUTİN RUSYASI ve İSLAM

11/03/2009 - 00:16 BEN “SEÇİM”İMİ O GÜN YAPMIŞTIM

28/02/2009 - 12:05 AK PARTİ 28 ŞUBAT’IN MUSA’SI MI, ÂSÂSI MI?

19/02/2009 - 22:50 BAŞÖRTÜSÜNÜ SAVUNMAYA VAR MISINIZ?

13/02/2009 - 09:51 GAZZE'NİN KİMLİK İHRACI VE ÇOCUKLAR

30/01/2009 - 11:06 BİR AYAKKABI DA ERDOĞAN’DAN

18/01/2009 - 11:28 KAZANAN GAZZE HALKI OLDU

05/01/2009 - 22:13 İNSANLIĞIN ÖĞRETMENİ ŞEHİD GAZZE

20/12/2008 - 17:07 ALLAH’TAN KORKMUYORSAN, HİZBULLAH’TAN UTAN!

11/12/2008 - 14:49 ARABESKİN EN TEHLİKELİSİ

28/11/2008 - 10:00 KURBAN ORTAKLIĞI

20/11/2008 - 08:30 BÜYÜCÜLER VE KEMALİSTLER

08/11/2008 - 11:01 OBAMA KİMİ KURTARACAK?

08/10/2008 - 16:34 KÜRT SORUNU: ÇÖZÜMSÜZLÜK MÜ, ÇÖZÜM MÜ?

18/09/2008 - 11:05 RAMAZAN, KUR’AN VE KADINLAR

07/09/2008 - 16:03 ANNE-BABAYA "ÖF" DEMEYEN BİR TOPLUM!

27/08/2008 - 21:10 RAMAZAN DENİNCE

19/08/2008 - 08:57 AKVARYUM MÜSLÜMANLIĞI

03/08/2008 - 12:38 PUTLARIN HAKKI DEVİRİLMEKTİR, ISLAH EDİLMEK DEĞİL!

17/07/2008 - 12:07 İSLAM’IN İLK ŞARTI CİDDİYETTİR!

08/07/2008 - 18:26 MÜSLÜMANLAR CAHİLİ SİSTEME KANAT OLMAMALI!

29/06/2008 - 18:24 ÇİZGİ FİLMLER NE KADAR MASUM?

20/06/2008 - 14:25 PROVOKATÖR İTHAMI ÜZERİNE

03/06/2008 - 07:03 DOĞRU CAMİLER AÇIK, FAKAT NEYE?

24/05/2008 - 17:08 YANGINDA İLK KURTARILACAK

14/05/2008 - 22:21 BOYKOTUN ÖNEMİNİ KAVRAYAMAYANLAR İÇİN BİR HABER

03/05/2008 - 20:49 YALANDAN KİM Mİ ÖLMÜŞ?

19/04/2008 - 19:45 NE "HOŞKÖRÜ", NE ŞİDDET KÖRÜ!

05/04/2008 - 13:58 HATİM KAMPANYALARI

11/03/2008 - 20:02 KADIN-ERKEK: REKABET Mİ, VELAYET Mİ?

01/03/2008 - 10:40 “MÜCAHİD DENKTAŞ” İSLAMİ DEĞERLERE KARŞI!

23/02/2008 - 19:13 KUR’AN İLAÇ DEĞİL REÇETEDİR

07/02/2008 - 13:09 HERKES DİNİNİN SAHİCİ ADAMI OLMALI

26/01/2008 - 19:42 BU KADAR CEHALET İÇİN "AYDIN" OLMAK ŞART MI?

20/01/2008 - 14:49 BAŞÖRTÜSÜNE KARŞI KEMALİZM-APOİZM İTTİFAKI MI?

06/01/2008 - 23:06 NAMAZLARIMIZI HIZDAN KORUYALIM

25/12/2007 - 20:03 HACCIMIZI GERİ İSTİYORUZ

04/12/2007 - 21:22 BU SENARYO, ALFRED HİTCHCOCK'A MI AİT?

19/11/2007 - 10:24 KUDÜS BULUŞMASI: RENKLER AYRI, DUYGU VE SLOGANLAR AYNI

01/11/2007 - 10:38 TOPLUM MÜHENDİSLERİNİN YENİ GÖZDELERİ: NEOMENKIBECİLER

08/10/2007 - 17:22 TV ESİR ALIYOR; ESİR OLACAK MIYIZ?

01/10/2007 - 12:44 "NİŞANLILIK DÖNEMİ NİKAHI": KİTABA UYMAK YERİNE KİTABINA UYDURMAK

11/09/2007 - 12:37 BELEDİYELER VE RAMAZAN: GÖLGE ETMEYİN BAŞKA İHSAN İSTEMEZ!

01/09/2007 - 15:23 KAVRAMLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM!

07/08/2007 - 10:53 “İSLAMSIZ İSLAM” SAPTIRMALARINI BOŞA ÇIKARMAK

27/07/2007 - 17:13 ULUSALCILARIN MUMU YATSIYA KADAR YANDI!

23/07/2007 - 12:59 İSLAMİ MÜCADELE BİR BÜTÜNDÜR, PARÇALANAMAZ!

12/07/2007 - 10:35 YALANDAN KİM Mİ ÖLMÜŞ?

02/07/2007 - 11:31 JAKOBENİZMİN YENİ MEVZİSİ, YENİ MASKESİ: ULUSALCILIK

14/06/2007 - 18:33 ÇEVRESEL İFSADIN SONUCU: "SEKÜLER KIYAMET" BEKLENTİSİ

05/06/2007 - 18:20 LAİSİZMİN MERCAYUN'U, İSLAM'IN BİNT CİBEYL'İ

25/05/2007 - 13:16 İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR

12/05/2007 - 14:29 ÇÖZÜM; MEŞAKKATLİ FAKAT İSABETLİ OLAN NEBEVİ HAREKET METODUDUR

01/05/2007 - 20:38 HAYALCİ VE ERTELEMECİ SİYASETİN SONU: "TİYATROMUZ BURAYA KADARDI!"

27/04/2007 - 15:24 PROVOKASYONLAR, TEKTİPÇİ ULUS KİMLİK KURGUSUNDA DÜĞÜMLENİYOR

18/04/2007 - 20:14 “ILIMLI MÜSLÜMAN” KİMDİR?

11/04/2007 - 19:50 KAVMİYETÇİLİK, EMPERYALİZME KUSURSUZ HİZMETİNİ SÜRDÜRÜYOR

30/03/2007 - 11:55 İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK

22/03/2007 - 18:56 ESKİDEN BAKKALLARIMIZ VARDI

12/03/2007 - 13:32 “BÜYÜK BULUŞMA"DAN BÜYÜK TAHRİBAT

23/02/2007 - 16:14 “MUHAFAZAKAR DEMOKLES”İN KILICI İLKAV’IN TEPESİNDE

07/02/2007 - 11:30 KUR'ANI TAHKİR VE TEZYİF SUÇU

22/01/2007 - 17:03 İKİ YÜZLÜ MEDYANIN “ÇILGIN TÜRKLER”İ
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat