Tarih bir toplumun inşa edildiği çerçevenin fotoğrafını çekmektedir. Bu fotoğrafı çekemezsek zulmün ve adaletin mücadele tarihini veremez, dolayısı ile de sahih bir kimlik üretemeyiz.
“Halksız Müslümanlık” olarak tanımlanabilecek radikal fıkıhçılık terk edilmek zorundadır. İslam hayata gelmiş bir dindir. Hayattan kopuk, yeryüzüne doğru akmayan bir İslam anlayışı Allah’ın muradı değildir. Vahyin hayatı kuşatan, insanları ve toplumları çözümlere doğru götüren karakteri hikmetten uzak, sığ tevhid-şirk tartışmalarına feda edilmemelidir.
Müslümanlar Türkiye tarihi boyunca büyük baskılara ve hak gasplarına maruz kaldılar. Bilinçaltlarında bu baskı ve korkunun derin izleri rahatça görülmektedir. Başka siyasi güçlerin açtığı gedikler bugün fazlasıyla büyüdü ve farklı toplumsal kesimlerdeki özgüven bunalımının bir nebze de olsa da geri çekilmesine vesile oldu. Bu gediklerden, devrimci duruşuyla öne çıkan İslami yapılanmaların nisbî tecrübeleriyle siyasete doğru emin bir yürüyüş gerçekleştirilmelidir.
İstiklal mahkemelerinin ve Osmanlı sonrası icraatların en büyük mağduru olarak Müslümanlar sürecin hesabını sormalıdır. Tarihi hakikatlerin ortaya çıkarılmasıyla bugünkü baskıların kökenleri sistematik bir tahlile tabi tutulacak, kitlelerin de siyasallaşıp İslami kimliklerinin gereği olan haklarını savunmaları için uygun ortamlar yeşerecektir. Bu sebeple tarihi alanda yapılacak çalışma ve yayınlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Tarih bir toplumun inşa edildiği çerçevenin fotoğrafını çekmektedir. Bu fotoğrafı çekemezsek zulmün ve adaletin mücadele tarihini veremez, dolayısı ile de sahih bir kimlik üretemeyiz.
Bugün yaşanan ve en çok Kürt meselesi üzerinden somutlaştırılan açılım çalışmalarının temelinde tarihin kayıt alanına giren süreçler, zulümler yatmaktadır. Kemalist tahribatın had safhada yaşandığı bir alan olarak Kürt meselesi turnusol kâğıdı mesabesinde bir role sahiptir. Hiçbir toplumsal problem yekdiğerinden bağımsız değildir. Kürtler inkâr politikalarına kurban edilirken diğer toplumsal kesimler, Kürtleri de içine alan Müslümanlar bundan ayrı tutulamaz. Sahih İslami kimliklerin inşasının yanında cumhuriyet sürecinin tahrip ettiği İslami kimlik, halkın önünde ve zalimler aleyhine açıkça tartışılmalıdır.
Bu meselelerle bağlantılı olarak eğitim alanındaki dayatmaların, tek tipleştirmelerin önüne artık Müslümanlar daha nitelikli ve cesur adımlarla gitmelidir. Bilimsel ve siyasal ayaklarıyla mesele çok boyutlu etkinlik ve yayınlarla bir propaganda mantığı ile ele alınmalı ve sürecin zalimleri 28 Şubattan başlayarak geriye doğru mahkûm edilmelidir.
Eğitimin kitleleri değiştirip dönüştüren işlevselliği onun Müslümanlar için ne kadar hayati bir mesele olduğunun tartışılamaz kanıtıdır. Çocuklarımızı ifsad edici zorunlu eğitim tornasından geçirmekte ısrarcı egemenlere artık karşı koymak, sendika ve dernekler ya da başka araçlarla muhalefet etmek geciktirilemez sorumluluklar olarak değerlendirilmelidir.
Mücadele araçları olarak yukarıdaki alanlarda dinamik bir biçimde kullanılabilecek birçok seçenek mevcuttur. Müslümanların gerek kendilerinden gerekse de başka siyasal hareketlerin tecrübelerinden yararlanacakları önemli imkânları içeren bir geçmiş vardır. Bilimsel çalışmalar olarak sempozyum ve konferanslardan yayınlara kadar, eylem ve mitinglerden sanatsal faaliyetlere kadar geniş bir yelpaze fedakâr adımları bekliyor.
Topyekûn bir hareket, egemen zulmün geriletilmesini ve sağlıklı bir toplumsal bilincin yaygınlaşmasını sağlayacaktır. Toplumsal dönüşümler zamana yayılan çabaların nihayetinde mümkündür. Kulluk vazifesi ise herhangi bir neticeyi dayatmayacak genişliktedir.
Siyasal mücadele alanında dernek ve sendikaların yanı sıra uygun koşulları gözeterek Müslümanlar siyasi parti oluşumlarını da düşünebilmelidir. En nihayetinde legal sistem içi araçlar bahsinde değerlendirilebilecek bir parti imkânı toplumsal bir hareketin elini güçlendirecek, propaganda ve siyaset üretme potansiyelini artıracaktır.
Hâsılı, büyük bir statüko geçmişinden sonra yaşanan yine büyük siyasal ve toplumsal dönüşümlerin eşiğinde, her ne niyetle olursa olsun kırılan paradigma sürecinde inisiyatif mücadelesinde avantajlı konuma geçme mecburiyetimiz vardır.
Doğrudur, harekete geçme vaktidir ama bu zaten bireysel anlamda ta baştan Müslümanlığın bilinçli bir şekilde ikrar edilmesiyle olması gerekendir… Kastedilen anlamda toplum olarak harekete geçmenin gerekliliğini istişare merkezli ortaya koyabilecek bir mekanizma da henüz ortalıkta yoktur. Yani şimdilerde oluştuğu varsayılan boşluklardan faydalanmak tüm Müslümanları tetiklemesi gereken “harekete geçmek” ifadesinin karşılığı değildir.
Bugünkü şartlara göre hareket fıkhı geliştirmek diye bir şey varsa, niye bizim haberimiz yok?
Cemaatlerin, tarikatların ve diğer sivil toplum kuruluşlarının mevcut siyaseti olumlamaları geliştirilmiş bir hareket fıkhının karşılığı mıdır?
Parti vs.ye kavram olarak kimsenin karşı çıktığı yok ama çalgı aleti olarak hangi bestenin, hangi notalarına ve hangi ölçülerle basılıp nasıl çalındığı veya nasıl çalınması gerektiğidir üzerinde durulması gereken.
Güfte yazanlar,beste yapanlar Müslümanlıklarını ikrar sebebiyle bizden gibi görünseler de güfte ve bestenin formu ve nota ölçüleri bizden değildir. Dolayısıyla Müslümanlar önlerine gelen her güfteyi ve her besteyi, ellerine tutuşturulmuş her enstrümanla çalıp söylemek mecburiyetinde değillerdir.
Şimdilerde dillerde terennüm edilen nağmeler, çalınan parçaların ritmi kulağımıza hoş gelebilir ve yüreğimizi insani tarafımız nedeniyle kıpır kıpır edebilir ama kalkıp oynamamız gerekmez. Müslüman bilinçlidir, vakarlıdır ve düşünüp taşınarak yapar her şeyi. Bu velev ki uzun soluklu oturmayı -ki burada kastımız bilgilenme ve bilgiye bağlı düşünce geliştirmedir- gerektirse de böyle…
İlave edelim ki eleştirilmeye çalışılan hareketsizlik ve çözüm üret-e-meme Müslüman bir iradenin doğrudan tercih ve kabul edebileceği bir durum değildir.
Öneri olarak getirilebileceğimiz şey de şudur:Müslümanlar sistemin önlerine dayattığı meselelere kafa yormanın da ötesinde, önce kendi aralarında asla tekabül etmeyen füruatlarla kavga etmeyi bir kenara bırakıp hareket fıkhını geliştirmelidirler. Olabilecek bir anlaşma, konsensüs tavizsiz kabullerle parti kurmayı gerektiriyorsa ve şartlar zaten buna elveriyorsa eyvallah- ki bunu bir vakitler rahmetli E.Özkan denemiş ve teklif etmişti ve neredeyse dost bildiklerinden tabiri amiyane ile bir dayak yemediği kalmıştı- mevcut yasa ve hükümlerle bunun zorluğu ortadadır.
Buna rağmen yine yapılacak her şey, ortak hareket kabulünün oluşumuna bağlıdır ve bu bilinçli bir uygulamadır. Şimdilerde görünen tablo münferit kabullerden ibarettir ve ortak bir bilincin mahsulü değildir ve maalesef lokomotif olabilecek bir çok insanımız, bazı dostlarımızın da ifadesiyle devletin tahsildarı, bürokratı, memuru olmuşlardır ve üstelik neredeyse hiç geriye bak-a-mamazcasına; ki olanca kuşatılmışlığın içinden başlarını kaldırıp nasıl baksınlar ki?
Müslümanlar oluşmuş gündemlerin peşine takılmak veya olumlamak yerine aslında kendi gündemlerini belirlemek ve bunları toplumla paylaşmak durumunda değiller midir?
Not olarak ilave edeyim: Entelektüel birikimi yerinde ve Müslümanlığın başlangıçta hakkını vermeye çalışan bir-iki milletvekilinin(tanıdığımız,bildiğimiz insanlar) vekil olduktan sonraki uğraştığı şeyler yol, su, elektrik işleri, birilerine makam vermek, birilerini makamdan etmek,tayin ve atamalarla uğraşmak vs. daha bir dolu basit meselelerdir ki devlet kademelerinde bütün bu işlerin zaten hakkından gelebilecek bir dolu bürokratlar varken bu böyle…Bahsettiğimiz meseleler insana,topluma hizmettir ama bir milletvekilinin kendini tüketmesine sebep olabilecek şeyler değillerdir ve dediğim gibi devletin bu işler için teşekkül ettirdiği kurumlar zaten vardır..
***
Doğrudur, insanlar bir takım sebeplerle iman ederler ve hareket, yaşam fıkhını, yani bütün bunları kapsayan bilgiyi sonradan öğrenirler… Bu da ta işin başında konulan samimi niyete ve kararlılığa bağlıdır. Örneği verilen Habeşli Bilal, istikamet üzre karar kılmış ve sonradan ikmal ettiği bilgilerle yine istikamet üzre mücadelesini sürdürmüştür. Ama şimdilerde imandan sonra elde edilen bilgi, ne hikmetse geçmişe yönelik, yani iman ettikten sonraki edindiği bilgi ve ona bağlı eylemlerine yönelik tersinden bir pişmanlığın karşılığı olmaktadır.
***
Soru sormadan geçmek olmaz:
Bütün Müslümanlar olarak yetişmiş kadrolarımızla verili siyasetin içine, yine verili kanun ve yasalarla ister mevcut AKP’si ile veya ister yeni bir parti kurarak girelim mi ve bundan sonraki eylemlerimizi bu doğrultuda şekillendirelim mi?
Tartışmaları en basit anlamıyla karşılığı olabilecek soru bana göre budur.
Hem bir dolu insanımız mevcut iktidarın görevlendirmesiyle devlet kadrolarında, meclislerde, şurada, burada zaten yer tutmuş vaziyette…
***
Doğrudur, dernek ve vakıf faaliyetleri dar anlamda paslaşmamız nedeniyle kendin çal kendin oyna tarzında veya körler sağırlar birbirini ağırlar şeklinde gelişmektedir. Müslümanlar olarak bu enstrümanlardan çıkan sesleri toplumlara ulaştırmanın yollarını araştırmak zorunda olduğumuz ortada. Ama maalesef maalesef düşünce ve birliktelikteler de gettolaşmamız sebebiyle dernek ve vakıflar ve hatta diğer sivil toplum kuruluşları asli görevlerini icra edememektedirler.
Sendikalara bakın(!)…Oralara üye olmuş insanımızın siyasi kadrolardan beklentisi nedir?
Din, İslam adına tertip edilen organizasyonlar -ki bunu Gazze/Filistin bağlamında geliştirilen tepkilerde bol bol gördük- parti ve sendikaların kendilerine üye toplamak için, yine kendilerini övüp durdukları ortamlar oluvermektedirler. İslam adına, mustazaflara yardım adına tertip edilmiş organizasyonlarda parti, sendika reklâmı yapmak ve daha ilerisi ticari kuruluşların reklâmını yapmak ne kadar ahlaki?
Sair dinlerlerle uzlaşı yerine Müslümanlar önce kendi dinlerinin mensubu olanlarla ortak değerler adına anlaşma yolunu tercih etsinler.Ama görünen o ki daha bu konuda bile bizim bir hayli yol kat etmemiz gerekmektedir. Bakın aralarda tartışılan meselelere asıl olmayan furuatlar… Kullanılan kavramlara bakın, hep ötekine dair. Ama iş parti ve bilhassa AKP’ne gelince herkes sus pus…
Olmaz efendim!…
Daha çok düşünmek ve tartışmak gerektiği ortada…
Son söz olarak iyi niyetli ilave edersek, A.Örs kardeşimizin dediği gibi harekete geçme zamanıdır ama Müslümanlığımızı ilan etmek zaten harekete koyulmak değil midir?
Ahmet Örs
05-12-2009, 12:36:01
Allah razı olsun.
-Toplumdaki insanları tek tek dönüştüremeyiz.Ama onları zalimlerle hesaplaşmaya çağırabiliriz. Bu arada ıslah çalışmaları da sürer, dileeyn Rabbine varan bir yol tutar.
-Bu parti ya da sivil, ya da bambaşka bir usulle olabilir. Bilal-i Habeşî sadece şunu anlamıştı ve anladığı şey onun Muhammed'in peşine düşmesine yetti: Ebu Cehil'in dini zulüm, Muhammed'in dini adelet üretiyor. Diğer dini bilgileri sonradan öğrendi.
hikmet erturk
05-12-2009, 11:06:30
Hüseyin alan abimiz güzel konulara değinmekle birlikte Ahmet örs kardeşimizi cesaretlendirecek tarzda çağrışımarıda içeren bir yorum yapmış.Önemli uyarılar olmakla birlikte bazı noktalara kapı aralayan yaklaşımlarıda olmuş.Ahmet örs kardeşimizi tanıyoruz yaptıklarını da islam adına daha fazla ne yapabilirim çabalarından dolayı yaptıgını gayreti ve samimiyetini önemsiyorum.fakat arkadaşlar belli bi çevre ve belli bir yörede tek tip tplulukta tek çerçevede olaylara yogunlaşırsanız böyle bir tablo çıkması kaçınılmazdır.Zamansız, zeminsiz havada kalan şeyler bunlar.Kim oldugunuzu, neyi amaçladığını, sonuçlarını,zamanını , yolarkadaşlarınızın gücü ve vefalarını,karşınızdaki gücü iyi tahlil etmelisiniz.Sürekli aynı hatalar üzerinde yol almamalıyız.Bu tarz çalışmalar toplumsal bir dönüşüm sağlarmı bunu iyi tahlil ediniz.Yani toplumndaki büyük çogunluğun edindigi bilgi sizlerin peşinden gelecek düzeydemidir.Yoka hiç bir bilgi olmadan sizlerin bizlerin cesareti yada mazlumiyeti onları peşimizden sürükler mi ? Önünüzde onca insan islami bilgiden yksun iken islamın sürekli siyasi boyutuna yönelmeniz çok şaşırtıcı.Sonra şu soruyu sürekli sormak zorunda kalacaksınız? Toplum neden bizimle değil de söylemlei akıl dışı saçmalıklar dolu kimilerinin yanına kayıyor oraya koşuyor orayayardım ediyor.Çünkü alanı boş bırakmışsınız.bazen ben diyorum ki ya farklı bir dünyada mı yaşıyoruz.benim çevremde gittiğim yerlerde en yakınlarımdan tutun bir çok kimse anlattığımız islami sözleri ilk kez duyduklarını söylüyorlar.Bizler bu alanlarda neden ykuz ki? Mücadele bireyden başlamalı hak ve taban oluşmalı bu süreçte böyle mücade adı altında ki söylemlerden de uzak durulmalıdır.her evi her kapıyı islamın mesajı adına çalmalı islamın net mesajını o evlere ulaştırmalıyız.Parti falan bunlar çok tabnsız sözlerdir.Kendimizi kandırmayalım.Şuan o işi fetullah gülen cemaati ve ak parti yapabileceği en güzel şekli ile yapıyor zaten.Bir şey çıkacaksa bunlar ellerindeki maddi imkanları kullanıp muhafazakar zenginler oluşturup diğerlerinide dünya malı ile yanlarına çekip yapabilir.Size kimse parti kurdurmaz e şuan yaptıgınız mevzi çalışmaları/kazanımları istedikleri an durdrabilirler.peki nedne böyle söylemler çıkıyor çünkü bir adım ötesine hazır hale getiriliyor insanlar.Sonra bu tarz şeylerin samimi olmadığı ortaya çıkıyor.28 Şubat gibi basit bir baskıya dayanamayan müslümanları farklı yerlere dönüştürmemeliyiz.Olayları çevreyi ötekini kendimizi iyi okuyalım.Yapılabilecek o kadar çok şey varki? Sıralanan bu şeylere uzun bir müddet sıra gelmez.Adam elindeki asasını malını mükünü vermeye hazır değil devlet kuracak.Dalgamı geçiyorlar ya.İki kişi ile yani müslüman ile iki dkka arkaaşlık yapamıyor farklılıklarına sabr edemiyor yapacagı söylediği sözlere bak...Şu dikdörtgenleri biraz ufak çizelim isterseniz sonra açgözlülüken dikdörtgenin ucunu bir araya getiremeden ahirete göçüp gideceğiz galiba.Anlattığım şeyler kardeşlere yanıt şeklinde değildi genel resmimizde kendi gördüklerimdi.Allah razı olsun.
Ahmet Örs
03-12-2009, 21:43:56
Hüseyin abiye, B. Bircan Bey'e ve diğer yorumcu arkadaşlara teşekkür ediyorum.
"Halksız Müslümanlık" adlı Haksöz'ün kasım sayısında bu minvalde yazdıklarımla islamvehayat sitemizde yazdıklarımı bir potada bir araya getirmek ve bunları süreç içerisinde yeni yazılarla desteklemek istiyorum.
Öz olarak gerek siyasal muhalifler, gerek ab, gerekse de müslümanların emeği sonucu özgürlükler alanında yapılan iyileştirmeler kendi mesajımızı net bir şekilde ifade edeceğimiz kanalların artmasına vesile oldu. Parti de bu imkânlardan biridir diye düşünüyorum. Varsayalım ki bu özgür süreçlere yaşanmadı; o zaman da sistemi zorlayarak propaganda, muhalefet etme kanallarındaki haklarımızı almaya çalışacaktık, hâlâ da çalışıyoruz. Parti kurmak hemen sistemi işletmeye talip olmak şeklinde değerlendirilirse gerçekten ayağımıza kurşun sıkmış ve kendimize yazık etmiş oluruz.
Mevcut potansiyelimizle bu araçları bir muhalefet etme ya da propaganda imkanı olarak görmeliyiz. İktidar hedefi olarak değerlendirmek sağlıklı olmaz.
Biz dernek çalıştırıyoruz ve zaten siyasetin epeyce içindeyiz, neden diğer imkânlardan da yararlanmayalım?
Yıllarca evlerde oturduk, elbette ciddi mesafeler aldık ama bizi bizden başka kimse duymadı...
HÜSEYİN ALAN
03-12-2009, 19:46:07
Sevgili Ahmed'in yazısında hatırlattığı gibi, zulüm sistemini geriletecek, kimlik gizlemesine gitmeden vahyi muhalefeti yaygınlaştıracak yol ve yöntemler çoktur. Yeter ki mücadele etmenin gereğine uyulmuş olunsun. Ayağa kurşun sıkmak kadar kendi kendimize ettiğimizi, başkaları bize etmemektedir. Bilinenlerin dışında üretilebilecek alternatif yol ve yöntemleri, sendikacılık gibi, particilik gibi, baştan reddetmek hatta mahkum etmek, çok da doğru bir yaklaşım değildir.
Particilik, parti örgütlenmesi, adı üstünde, siyasi amaçlar ve faaliyetler için müracaat edilen örgütlenme biçimleridir. Burada önemli olan parti örgütlenmesi veya particilik faaliyetleri değil, o partinin tüzük ve proğramıdır. Mer'i mevzuata dayanan, oradan hareketle kendini sınırlandıran faaliyetler, adı ne olursa olsun 'islami örgütlülük ve mücadele' adını alamazlar. Oradakilerin kendilerini nasıl vasfettiklerine bakarak değil, oradakilerin faaliyetlerini hangi mevzuata dayandırdıkları, hangi amacı güttükleri ile ölçmemeiz gerektiği için böyle yorumluyoruz. Önemli olan da burasıdır.
Mer'i mevzuatı kaale almadan, onunla bağlı olmadan, onu meşru da kabul etmeden yola çıkanlar, kendilerini böyle tavsif edenler, dolayısı ile mevcudu aşacağını iddia edenlerdir. Bunlar, mümkün olursa, mevcudu, mevcudun içinde değiştirmeyi de hedeflemişlerdir. Mevcudu aşmayı yahut değiştirmeyi dillendirenler, bu amaç için örgütlenenler, hangi yol ve yöntemi uygun görürlerse kullanabilir, bu uğurda yeni adımlar da atabilirler. Bunların amaçları, sistemi işletmek veyahut aksayan yanlarını tamir etmek değildir, dolayısı ile sistem içi-dışı argümanı onları bağlamaz.
Sistem içi araçlar açıklaması ile yapılabilir faaliyetlerin tümünü ayırım yapmaksızın mahkum etmek, farkında olunmasa da durağanlığı, tembelliği, 'halksız müslümanlığı' öne çıkartmaktadır. Buradan iki yol çıkartılabilir; mekan ve toplumsal öznellik gözetilmeden başvurulan, selefilik tarzının kılıç kalkan cihadiliği yahut sadece inançlardan ibaret bir din anlayışı. Bu tarzı ürettiklerini fark etmeyenler, retöriklerinin hayatla-gerçekle uyumluluğunu, yeniden değerlendirmelidirler.
HÜSEYİN ALAN
03-12-2009, 18:56:42
Yaratılışa, dünya hayatına dair verdiğimiz cevap, aynı zamanda üyesi olduğumuz toplum içinde nasıl bir duruş üreteceğimizi, yaşama biçimimizi de refere edip sınırlandıracaktır. Vahyi ölçülere ve salih örmekliklere göre müslüman bir insan teki olarak kendimizi nasıl düzenliyor, düzeltiyor ve arındırıyorsak, aynı şekil ve şartlarda "vasat ümmet" ler olarak da topluca "salih hareket"ler yaparak cahili toplumlardan ve cahili değerlerden ayrışmaya bakıyoruz. Bunlar için sabrediyor, bunlar için mücadele ediyor ve direnmeye bakıyoruz. Ve biliyoruz ki, bu tarz tutumlarımız ve davranışlarımız bizleri cennete ulaştıracak, cehennemden uzaklaştıracak.
Cahili topluluklar ve tağuti sistemler içinde yürütülen İslami mücadele sürecinde, sistem içi ve sistem dışı yol ve yöntemler ayrımı, esasa müteallik olmaktan daha çok teknik bir ayırımı ifade etmekte fonksiyoneldirler. Tartışmalarda sıkça düştüğümüz hatalarda da görüldüğü gibi; meşruiyeti sorgulanmadan takip edilen hatta çoğu kanıksanmış ama sakıncalı olduğu erbabınca bilinen onca yol ve yöntemler hepten göz ardı edilerek, gündem dışı tutularak, sanki hiç bir şey de yokmuş gibi davranarak, dolayısı ile bunca önemli bir konunun çerçevesini de daraltarak, işi sadece dergicilik ve dernekçilikle sınırlandırmak, ağaçlara aldanıp ormanı gözden kaçırmaktan farklı sonuçlar doğurmamaktadır.
Araçların, yol ve yöntemlerin kullanılabilir olup olmaması, sistem içi-dışı olmasından daha çok onları kullananların düşünüş tarzı, duruşu ve yaptıkları faaliyetin nitelikleri ile alakaldır. Konuyu sadece sistem içi araçlar açıklaması ile sınırlandırarak yapılabilir her türden faaliyeti daha baştan mahkum edip buzdolabının dondurucu bölümüne kaldırmak, aslında, yürümekte olan canlı ve sıcak her bir hayatı ve kurulan tüm ilişkileri de buzhanede varsaymaktır. Cemaat ve cemiyetten uzak durmak, toplulukların ve hayatın uzağında bir yerlerde hayat sürmek, selefiliğin bu tarz sakıncalı boyutunu, yeniden ihya etmektir. Oysa, selefiliğin bu versiyonunu, toplumsal sakıncaları ile tecrübe etmiş bir nesil, bu dar alanda oynaşmamalı, geniş alanlara açılabilmelidir.
Verilen örneklerden hareketle; birlikte hareket kastıyla bir araya gelip bir dergi çıkaranların, bir dergiyi çıkarıp çıkarmaması değil, hangi kimlikle ne türden mesaj verdikleri ve dolayısı ile nasıl bir dergi çıkarttıkları önemli bulunmalıdır. Dergi mevzuatı gereğince müracat edilecek ve haber verilecek kurumlara müracaatın şekil şartlarından daha çok nasıl bir dergi çıkartılacağına ilişkin içerik sınırlandırmalarının olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Şayet içerik sınırlandırması var ve o da size ait düşüncelerin yazılmasına engel teşkil ediyor, dergi çıkartanlar da o sınırlandırmaya uyarak dergi çıkartıyor ve bunu da meşru gösteriyorlarsa, işte karşı çıkılması hatta reddedilmesi gereken durum budur. Bunun tersinde, övülmesi gereken dergicilik ise, cari mevzuata ve sınırlandırmalara aldırmadan, onları hesaba katarak değil ama Allah'ı hesaba katarak, bundan dolayı başa gelebilecek olanlardan değil Allah'dan sakınarak, söylenmesi gerekenleri söylemek, siyasi duruşu ortaya getirmek vs dir.
Ticari hayatta da olduğu gibi; mal alıp satmak için uyulması gereken şekil şartlarından daha çok, helalinden ticaret yapılıp yapılmadığı önemlidir. Maliye'ye müracaat, vergi mükellefi olmak, vergi levhası asmak, elde edilecek olan kardan yapılan masrafları düşerek kalan bakiyeden belirlenmiş oranda vergi vermeyi kabul etmek, şekil şartlarına uymaktır. Buraya kadar olan kısımda, her hangi bir toplumda sistem tartışması yapılmaz. Her sistem benzeri tarzda bir kurallar çerçevesi çizer. Çizdiği için de sistem olur. Bu nedenle, buraya kadar kabul edilenler, sistemle bağlantılı, sisteme teslimiyetle alakalı bir bağ değildir ve sistemi de doğrudan alakadar etmez. Buraya kadar her sistemde ve şartta olması gereken normal bir durumdur. Mekke'de, on üç yıl boyunca, peygamberleri aralarında olduğu halde, insani gereklilik için kimi ilişkilerde birlikte yaşayan müslümanların toplumsal halini, bu tarafı ile de düşünmek, konuya genişlik kazandıracaktır. Musa (s)'ın, Firavun'un, ona karşı ileri sürdüğü sarayda yetişme, besleyip barındırma, kavmine karşı iyilikleri vs başına kaktığında verdiği cevabı, bu bağlamda düşünürsek, örnekleri çoğaltmaya gerek kalmayacaktır.
O halde şunu söyleyebiliriz; karşı çıkılması gereken durumlar, itaat edilmemesi gereken şartlar ve dikkat edilmesi gereken ilkeler, buraya kadar olan şekil şartlarından daha çok, burdan ötesi durumları kapsar. Nitekim bundan sonraki aşamalar tercihe, inanca, kararlılığa, kimliğe, kişiliğe ait alanları ve ilişkileri kapsamaktadır. Dikkat edilmesi gereken noktalar da, bu aşamalardaki tercihler olmalıdır.
Örneklerdeki diğer faaliyetlerden dernek ve sendika faaliyetinde bulunanlarında, o mekanlarda nasıl bir faaliyet yürüttükleri esas alınmalıdır. Anayasada belirtilen temel kurallardan Atatürk ilke ve inkilaplarına uyacağına, ata'nın gösterdiği hedeften, yürüdüğü yoldan şaşmayacağına, laik-demokratik Türkiye cumhuriyeti devletinin kurallarını üstün tutacağına dair verili şartlara uyularak yapılan her türden faaliyetler, adı ne olursa olsun, vahye teslim olduğunu söyleyenler için abesle iştigaldir. Bu tarz faaliyette bulunanların işleri, Allahın dinine hizmetle değil, Atatürk ilke ve inkılaplarına hizmetle değerlendirilir.
Burada önemli olan, sistem içi bir yolu veya aracı kullanmak veya kullanmamak değildir; bir aracın sistem içi veya dışı olup olmadığı da değildir; o aracın nasıl ve ne yönde kullanıldığıdır. O da, kullanıcıların kimlikleri ile, birikimleri ile bağlı bir husustur. Buradan hareketle faaliyetlerin doğru yapılıp yapılmadığı tartışılmalı, eleştirlmeli hatta karşı da çıkılabilmeli ama, buradan hareketle faaliyetsizlik durumlarına meşruiyet kazandırılmamalıdır. dır ama, yanlışda devam edip etmemesi tartışılabilir olmalıdır.
HÜSEYİN ALAN
03-12-2009, 16:23:00
Sevgili Ahmedin yazdığı, dolayısı ile tartışmaya açtığı konuyu oldukça önemli buluyorum. Konu dolayısı ile müslümanların esaslı konularda genel düşünüş biçimini, zihniyetini böylece tartışabilmiş olmaktayız.
Dünya hayatında olup bitenleri anlamak, etrafta olması gerekenleri söylemek için bile, doğru soruları sormak, doğru cevapları bulmak gerekmektedir. Sırf bunun için bile yazarı cesaretli bulduğumu ve tebrik ettiğimi bildirmek istiyorum.
Buradan hareketle müslümanlar olarak "nerede durduğumuzu", modern "cahiliyye sistemi-toplumu" ( günümüz Türkiyesinde liberal kapitalist paradigma rehberliğinde inşa edilen muhafazakar-mütedeyyin kimlikli "vatandaşlığın" /yaşama biçiminin ) ile kurduğumuz/kuracağımız ilşkileri hangi "değerler" üzerinden yürüttüğümüzü ve nihayet topluca insanları neye çağırdığımızı, bir kez daha konuşmuş oluyoruz.
Geçmişin cüruflarını ayıklayabilmek, periyodik dalgalanmalarda hasıl olan savrulmaların nedenini daha iyi anlayabilmek ve giderek daha az hata etmek için bile, bu tarz yararlı tartışmalara daha çok ihtiyacımızın olduğu hatırlanmalıdır.
İster buradaki yorumlara verebileceği daha ayrıntılı cevap mahiyetinde, isterse bir başka yazısında, konuyu daha anlaşılır şekilde işlemesine sebep olmak adına, tartışmayı hareketlendirmek için ben de yorumcular arasına katılmak istedim. Sevgili yazarımız, konuyu gereksiz uzattığımı düşünerek bana bu konuda sitem etmeyecektir!
mehmet gündüz
03-12-2009, 13:23:37
kasım 16 da yazılan bir yazıya insanlar yorum yapıyorlar. Yazarın ayın 26 sında kalkıp ta bir açıklama yapması ve bu yapılan açıklamanında yine üstü kapalı yeni adımları değerlendirmek gerektiğini açıklaması da bizlere, nasıl bir parti sorusunu sorma ihtiyacı hissettirmemektedir. Eğer öyle olsaydı islam medinede degilde mekkede yayılırdı çünkü mekkeli müşrikler peygamberimize şimdikilerden daha iyi imkanlar sunmuşlardı Ama islamda uzlaşma kavramının olamayacağını bizler peygamberin onlara verdiği cevaptan biliyoruz.Rahmetli ercüment özkanın dediği gibi Hz.yusuf kıssası hiç gündemde yokken MSP kurulurken bu kıssayı kendisine rehber alıyor.Hz. yusuf firavunun emrine girmiyor aksine her düşüncesini firavuna yaptırıyordu. Yoksa sayın örsünde böyle bir bildiği mi var.
Şükrü Hüseyinoğlu
26-11-2009, 11:01:36
Öncelikle, parti kelimesini duyunca "Nasıl bir parti?" sorusunu bile sorma gereği hissetmeden hemen şirk kavramını gündeme getiren yaklaşımı doğru bulmadığımı blirtmek isterim. Bununla birlikte, A. Burak Bircan abinin tesbit ve eleştirisinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Mevcut sistemde parti "sistem içi araçlar" olarak nitelendirilen dergi, dernek gibi araçlardan farklı olarak, doğrudan "sistemin bir aracı" olarak kurgulanmıştır ve muhalif söylem sahibi partiler dahi mevcut parti sisteminin bu niteliği gereği ister-istemez sistemin parçası olmaktadırlar. Salt "propaganda" amaçlı bir parti düşünülse bile bu böyledir, zira mevcut parti sisteminde yer almak için baştan sisteme biatta bulunmak, kimliğinizi daha tüzükte gizlemeniz ve sistemin bir parçası olduğunuzu deklare etmeniz şarttır.
Ahmet Örs
26-11-2009, 00:42:46
geniş bir mevzu. siyaset yapmanın imkânları türlü çeşittir. bazen sistem içi araçlar, bazen de tamamen harici imkânlar... önemli olan zulüm sistemini geriletmek ve vahyi karartmamak, kimliği gizlememektir.
yeni adımların "sistemi işletmeye talip olmak" şeklinde değerlendirilmesi alternatif yol ve yöntemler üretmemizi baştan engelelyen bir tavır olabilir.
ayağımıza kurşun sıkmamak icap eder.
habbap
25-11-2009, 15:38:54
Bu yazıdan ve yorumların ötesinden Türkiyede ki KÜRT hareketinin siyasal uzantısı acaba şu önermeyle örtüşüyormu?'Zira legal bir siyasi parti demek, Anayasa'nın temel ilkelerini benimseyen ve kendini kanunlar çerçevesinde sistemi işletmek üzere aday olarak ve belirli "çıkar grupları"nın sesi olan bir siyasi organizasyon demektir.Bu unutulmamalıdır...
Bu önerme DTP ile örtüşüyorsa ve bunu Kürt hareketini Kemalistlerin ekmeğine yağ sürdüğü düşünüyorlarsa.Düşünmeye devam edelim...DTP sistemden istediğini alma mucadelesini ifade etsede Müslümanlar için bu sadece bir propaganga düzleminde değerlendirilmelidir.Tıpki dernekler ve sendikalar,dergiler vb gibi organizasyonlar yapıların kamuya açılan pencereleridir.Penceresiz kalarak karanlıklara alıştık sanırım..Bence korkularımız olduğunu düşünüyorum.
Sadık AYDIN
25-11-2009, 14:44:27
Toplumsal aktivitede açılım araştıran bir yazı dizisi.
Özellikle uygun koşullar, bu koşulların oluşturulması, dayatılan temel prensipler/vesayet ve kendi temel dayanaklarımız açısından iyice tahlil edilmeli.
Yazarın aktivist ve ilkelere bağlı bilinen konumu, bu tahlilleri gözardı etmeden sunulan bir forum/öneri olmadığını gösteriyor.
Özellikle siyasi parti, potansiyel tehlikeleri barındırıyor.
Her ülkenin ayrı zemini olduğu gibi, aynı ülkeninde zamana bağlı değişen zemini var. Bu zaman bazen oldukça hızlanıyor.
İnsiyatif almak gerçekten zor iş. Kuru bir direnişten daha zor.
A. Burak BİRCAN
22-11-2009, 22:40:23
TEKRAR TEKRAR DÜŞÜNELİM LÜTFEN!
İslam ve Hayat adlı siteyi bir kardeşimin isteğini yerine getirmek için ziyaret ettim.Söz konusu sitede Ahmet ÖRS'e ait iki makaleyi dikkatle okudum.Harekete Geçme Vakti-1(11.10.2009) ve Harekete Geçme Vakti-2(16.11.2009)başlıklı yazılarla ilgiliçok şey söylemek lazım.Ama bu tür tartışmanın yarar getirmeyeceği mülahazasıyla Ahmet ÖRS Bey'e yazdıklarını bir de bizim dikkate sunmaya çalıştığımız kriterlere göre değerlendirmesi, bizim ulaştığımız bu doğruları geçerli görmüyorsa düşüncelerini hangi temel düşünceler üzerine kurguladığını bizlerle paylaşmasını sağlamaya yönelik bir yaklaşımı tercih ettik.
Özellikle şunu belirtmemiz gerekir ki, zulmün her aşamasında farklı biçimlerde muhalefeti kulluğun bir gereği olduğu görüşünüze katılmaktayız.Ancak bu düşüncesiyle ciddi olarak çelişen ve İslami düşüncesindeki netlik hususunda bizi şüpheye düşüren, Menderes dönemindeki sağ politikaları sahiplenen siyasi anlayışı herşeye rağmen sistemle hesaplaşma olarak görmesi gerçekten bizi şaşırttı.
"Halksız Müslümanlık" olarak tanımladığı ve çerçevesini netleştirmediği radikal fıkıhçılığın terk edilmesi gereğinden bahseden Ahmet ÖRS Bey, "Vahyin hayatı kuşatan, insanları ve toplumları çözümlere doğru götüren karakteri hikmetten uzak, sığ tevhid-şirk tartışmalarına feda edilmemelidir." derken, bizce İslam'ın hayat dini, bir yaşam biçimi olduğu yönündeki kaygıları hissedilmektedir.Ancak, muğlak ifadelerle Tevhid ekseninde bir hayatı öngören İsalm'ın, insanları ve toplumları hangi ölçütlere göre çözümlere yönelttiği ve İslami Hareket'te yöntem konusunda ne düşünüldüğü ortaya konulmadan bu konuda hikmetli yaklaşımların sergilenmesinin mümkün olup olmadığı sathilikten uzak bir şekilde tartışılmalı değil mi?Zira bizim için "en güzel örnek"olan peygamberlerin mücadelesi Tevhid-Şirk ekseninde hikmetli bir Hak-Batıl mücadelesidir!..
"Sahih bir kimlik" üretmek gibi önemli bir vurgu yapan Ahmet ÖRS Bey, bu kimliğin hangi temel esaslar çerçevesinde yükseltileceğini ortaya koymamış olsa da, söz konusu makalesinde ihsas ettirdiği hususlar pek olumlu bir fotoğraf ortaya koymamaktadır...
Sistem içi mücadeleyi öngören Ahmet ÖRS Bey, "Siyasal mücadele alanında dernek ve sendikaların yanı sıra uygun koşulları gözeterek müslümanlar siyasi parti oluşumlarını da düşünmelidir.En nihayetinde legal sistem içi araçlar bahsinde değerlendirilebilecek bir parti imkanı toplumsal bir hareketin elini güçlendirecek, propaganda ve siyaset üretme potansiyelini arttıracaktır." derken ne önerdiğinin umarım farkındadır.Zira legal bir siyasi parti demek, Anayasa'nın temel ilkelerini benimseyen ve kendini kanunlar çerçevesinde sistemi işletmek üzere aday olarak ve belirli "çıkar grupları"nın sesi olan bir siyasi organizasyon demektir.Bu unutulmamalıdır...
Öyle anlaşılmaktadır ki Ahmet ÖRS Bey ve kendisiyle paralel düşünenler, uzun süredir, yaygın bir şekilde gündeme gelen ve İslami Hareket Oluşum sürecinin açmazlarından, sorunlarından yola çıkarak konjoktürel hareket tarzı tavsiyesinde/önerisinde bulunan bir çizgiyi temsil etmektedirler.Kavramsal olarak titiz ve seçici olmayı, en azından ideolojik kavramlar/inanç sisteminin temel esaslarını ortaya koyan kavramlar konusunda dikkatli olmayı pek önemsememektedirler.Ne yazık ki!..
Bahse konu olan makaleleri kritik etme vesilesiyle düşünmeyi, akletmeyi, ibret almayı çok önemseyen ve inandığı gibi yaşamayı kulluk görevinin bir gereği olarak gören insanımıza aşağıdaki sorularla bazı temel konuları hatırlatmakta yarar görmekteyiz...Müsadenizle!..
Bir toplumda kendini İslam ile tavsif eden insanların yönetimde olmaları o toplumda, sistemde hakim olan dünya görüşünün, değerler sistemin niteliğini değiştirir mi?Önemli olanın kişiler olmaktan çok hangi değerlerin esas alındığı ve yükseltilmeye çalışıldığı değil midir?
İslam'ın hakim olmadığı sistemlerde, mesaj getirdikleri, uyarıcılık görevini yaptıkları toplumların içinde yaşayan peygamberlerin, cari sistemin ideolojisini, değerler sistemini reddettiği bir"sistem-dışı duruş sergilemesi anlamlı değil midir?Ve bu duruşun da en küçük bir taviz, uzlaşma söz konusu mudur?
Her türlü zulme karşı durmak kimliğimizin gereğidir.Öyleyse sistem içi bir mücadele yaşanırken, faşist-ulusalcı-statükocu zalimlere karşı çıkarken, felsefi olarak aynı zihniyete sahip ılımlı laik, demokrat kesimin konumu biz müslümanları rahatsız etmeli değil mi?Sinsi, müslümanlara yönelik "yeni nesil" kuşatmaları, tuzakları boşa çıkarmamız gereği önemsiz mi?
Yaşadığımız toplumda kimliğini kaybeden, muhafazakarlaşan, sağcılaşan, dehşet verici ama "Laik-demokrat-"müslüman" ucube tanımıyla karşımızda duranlarla ilgili tavrımız ne olmalıdır!
Selamların en güzeliyle selamlıyorum!
bi kul
22-11-2009, 18:49:40
selamunaleykum ustadım particilik şirk olmaz mı diyorsun allah aşkına bu soruya doğru cevap alabbileceğini umarak mı sordun yoksa soru yoluyla hakikati hatırlatmak için mi? eğer cevabını arıyorsan hüküm ayatına ve bu ayatın nebi'nin hayatında ki yansımasına bakman yeterlidir.
hikmet erturk
20-11-2009, 15:04:31
Sayın ahmet örs kardeşim "Siyasal mücadele alanında dernek ve sendikaların yanı sıra uygun koşulları gözeterek Müslümanlar siyasi parti oluşumlarını da düşünebilmelidir. En nihayetinde legal sistem içi araçlar bahsinde değerlendirilebilecek bir parti imkânı toplumsal bir hareketin elini güçlendirecek, propaganda ve siyaset üretme potansiyelini artıracaktır. "
Bu cümlelerini okudum.Sizleri ilgi ile takip ediyorum.Allah razı olsun.Fakat yukarıdaki satırları okuyunca ve aşagıdaki yorumcu kardeşlerin yorumlarını görünce acaba yanlışmı anladım diye düşündüm.Kardeş bu parti oluşumu cümleni biraz açarmısın. Ercümen özkan'n üzerinde durduğu gibi İslami tüzüğe sahip bir parti denemesinden mi söz ediyorsunuz, yoksa bu tür kaygıları olmayan konjonktür partisinden mi?
çetin yıldırım
18-11-2009, 09:17:07
İslami mucadele ve muhalefet açılımında biz partisel hareketleri kendimize vurduğumuz prangalarla mesafe koyduk.Belkide bizim mahallenin baskısıda buydu.Hem sistemle hemde bu dogmalarla mucadle hattını genişletmek gerekmektedir.yazının üzerinde geniş ve uzun bir tartışma yapılmalı.
Murat Güzel
17-11-2009, 22:09:12
Harekete geçmek lazım ama parti şirk olmaz mı?
mustafa kıyak
17-11-2009, 10:39:51
Siyasi parti kurmak için gerekli zemin oluşmuştur. Mücedele için gerekli her türlü olanağı kullanmak zorundayız. Gereksiz ayrıntılardan ve polemiklerden kurtulup bir an önce hangi araçtan ne ölçüde faydalanabilriz ona bakmalıyız. Gerekirse atılacak olumlu adımlarda destek vermeliyiz. Eski kalıplaşmış alışkanlıklar terkedilip yeni bir mücadele stratejisi oluşturulmalı. Bu mücadele stratejisi ise islami kimlik açısından tavizsiz olmalı fakat yöntem konusunda çeşitli esneklikler barındırmalı.
Alaattin Uras
17-11-2009, 00:54:13
'Siyasal mücadele alanında dernek ve sendikaların yanı sıra uygun koşulları gözeterek Müslümanlar siyasi parti oluşumlarını da düşünebilmelidir. En nihayetinde legal sistem içi araçlar bahsinde değerlendirilebilecek bir parti imkânı toplumsal bir hareketin elini güçlendirecek, propaganda ve siyaset üretme potansiyelini artıracaktır', kısmı heyecan verici bir fikir olarak geliyor bana ve bunun için çalışmalara başlanabilir bile. Kurulan yeni dünya düzeninde sıkça duyduğumuz: İslami hareketin bundan sonraki merhalesi ne olacak, yaşanan başörtüsü yorgunluğunun aslında gelinen noktada bir acziyeti ifade ettiği ve bundan sonra ki taleplerin ne gibi zeminlerde üretilebileği gibi çıkmazlar belki de bu yolla ifade edilebilir, neden olmasın. Artık kendi toplumsal zeminimizi yaratacak araçlar ciddi ciddi düşünülmelidir. Eğer hakikatin ipini halkın kavrayacağı şekilde eline vermezsek, o ip elimizden pırtabilir, hem de çok kolaylıkla.