Hayat bir imtihan!
Suriye'de hastanelerde katliam yaşanıyor
KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
NATO'ya Türk sekreter konuşuluyor   |   Yürek sürgünlerinden mülteci kamplarına (Şiir)   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
AHDE VEFA
Hikmet ERTÜRK - 30/10/2009 - 13:44
Kardeşlerimizle iyilik adına ahitleşmemiz, onlarla omuz omuza yürümemiz ve sözümüze sadık kalmamız, Allah'a karşı sözümüze de sadık kaldığımız anlamına gelir.

Ahde vefa konusu ile ilgili olarak ciddi manada düşünüp elde ettiğimiz sahih sonuçları hayatımıza doğru aktarma noktasında bilinç düzeyimizi kontrol etmeliyiz. Neden vefasızlık yapabildiğimizi sorgulamalıyız. Bunun nedeni bir şekliyle kendimizi tanımama ya da süreç içerisinde bir diğer kardeşimize ya da Allah’ın sözlerine değer verme yetimizi olumsuz etkileyen sebeplere yenik düşmemiz olabilir. Ahdin 'verilen kesin söz', 'kesinleşmiş taahhüdünü çiğnememek', 'kopmamak, vaat edileni yerine getirmede şüphe duymamak', 'sıkı sıkıya bağlanmak' demek olduğu bilincini taşıyorsak ; "Müslümanlar kanlarını birbirlerine bedel sayarlar. Onlar başkalarına karşı tek bir eldirler. En zavallıları bile ortak yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışır" (İmam-ı Ahmed) sözü bu kavramı güzel tanımlıyor olsa gerek.

Seyyid Kutub’un tabiriyle; "Evet, Müslümanların en zavallısı bile ortak yükümlülüklerine sahip çıkar, hiçbir Müslüman yapmış olduğu antlaşmayı önemsiz görmez, hiçbir Müslüman kesinleşmiş taahhüdünü çiğnemez" diyor. Anlatılan şey sözlerine sadık kalmak için kanlarını bedel saymak. Başkalarına karşı tek bir el olmak. Bunlar şu anki yaşantımıza baktığımız zaman bizleri değil de ilk nesil Müslümanları tanımlıyor olsa gerek. Bizler için olması gereken bizlere bizden olmayanların yüklediği ödevleri yapmaktan vazgeçip, kardeşlerimiz için çaba sarf etmek, onlarla tek yürek-tek can olmaktır. Bize ait olmayan dünya kazançlarının, rahat yaşam arzularımızın, korkularımızın, kardeşlerimizin farklılıklarına karşı kırılganlıklarımızın kardeşlik ilişkilerimizi yavaşlatmasına izin vermemeliyiz. Çalıştığımız yerlerde yaptığımız işe ya da buralarda kullandığımız iş aletlerine dönüşmemeliyiz. Çünkü makineler ne söz verebilirler ne de sözlerinde durabilirler. Bu sıkı bağlılığımız, ahitlerimizi yerine getirmedeki ısrarımız, toplumlarımızı da iyiye dönüştürmeye yardımcı olacaktır. İşte bu sıkı bağlılık ilk nesil toplumları her yönüyle iyi olana dönüştürmüştür. Rabbimiz Resulüne, sözlerine sadık kalan yol arkadaşlarından razı olduğunu şöyle dile getiriyor;

[EY MUHAMMED,] o ağacın altında sana bağlılıklarını bildiren müminlerden Allah razı olmuştu, çünkü onların kalplerinden geçeni biliyordu; böylece Allah, onlara bir iç huzuru bağışladı ve yakında gerçekleşecek bir zafer[in müjdesi] ile onları ödüllendirdi. (Fetih–18)

Allah onlara iç huzuru bağışladığını söylerken bizlerin neden huzursuz olabileceğine dair ipuçları veriyor. Çünkü O, onların kalplerinden geçeni biliyordu ve onların kalplerinde karşılıksız, pazarlıksız adanmanın olduğunu görüyordu. O halde bir yönüyle mutlu ve huzurlu olmak sadakatimizle, verdiğimiz sözleri ufak bir soruna ya da kazanca satmamamızla da ilgili oluyor. Neden davamızda ilerliyorken zaferler kazanamadığımızın açıklaması da yukarıdaki ayette gayet açık görünüyor. Zaferi geciktiren en önemli sebep kardeşlerimizin birbirlerine olan sadakatlerinde sürekli olamamaları, zaman içerisinde yürüyüşlerine devam edememeleri gibi görünüyor.

O halde konuyu toparlarsak ahit 'verilen kesin söz' idi, vefa ise 'ilgili olmak', 'sevgimizi kaybetmemek', 'ilişkilerimizi hayatımızın sonuna kadar sürdürmek' manasına gelir. İlişkilerimizi noktalamak da zaten vefasızlıktır. Burada anlamamız gereken nokta, Allah'a verdiğimiz sözden dolayı oluşacak vefanın, Allah'ın Kur'an'da da belirttiği gibi kardeşlerimizle olan ilişkilerimizle alakalı olduğudur. Yani kardeşlerimizle iyilik adına ahitleşmemiz, onlarla omuz omuza yürümemiz ve sözümüze sadık kalmamız, Allah'a karşı sözümüze de sadık kaldığımız anlamına gelir. O yüzden kardeşlerimizle yaşadığımız sorunlarda kardeşlerimize kırılarak ilişkilerimizi noktalayıp Allah’a havale etme yerine kardeşlerimizle olan sorunlarımızı onlarla çözmeye çalışmalıyız. Yani kaybettiğimiz şeyi kaybettiğimiz yerde aramalıyız. O yüzden dini yalnız bireysel yaşamak gibi bir hatanın içerisinde olmamalıyız. Bu bizlerin vefasızlığını, sözlerimizde sadık kalmadığımızı gösterir. Bir hadiste öteki dünyada, yaptığımız vefasızlığımızın sergileneceği, işaretleneceği bir sondan bahsediliyor. Geri silemeyeceğimiz, düzeltme imkânımızın olmadığı bir son. Resul diyor ki ;

“Kıyamet gününde sözünde durmayan her hain için bir sancak (dikilecek) bu filanın vefasızlığıdır, hıyanetidir denilecektir.”

Çok korkunç bir durum. Dileriz ki, Allah bizleri bu sondan korur ve bu kötü alışkanlıklarımızı öteki dünyaya taşımayız. O halde bu dünyada yaşıyorken gururumuzu, şeytanın hilelerini yenip ahde vefa gösterelim ve kardeşlerimizle yeniden samimi dostluklar kuralım. Bunu beceremezsek öteki dünyada zaten istesek de bir arada olamayacağız. Kardeşimizin "kusura bakma, vefasızlık ettik vefasızız işte" sözünü söyleyip çekip gitmesiyle konu kapanmıyor. Yani olay kamusal davaya dönüşüyor. Yargı için konu Rabbimize intikal ediyor. Sonu ne olursa olsun boynumuzu büküp özür dilemeyi ve tövbe etmeyi göze almalıyız. Hatta haklı bile olsak kardeşimizi bu sonla yüzleştirmemek için suçu üzerimize almalı ve onu o sondan korumalıyız. Öfkesi geçtiğinde güzel bir dille uyarıldığında ya da yaptığımız fedakârlığın farkına vardığında kalbi yumuşayacak ve bizleri anlayacaktır.

Zaten Rabbimiz Müminlerin özelliklerinden bahsederken ‘’ Sürdürmelerini istediğim ilişkileri sürdürürler’’ diyor. ‘’Yine onlar, Allah'ın sürdürülmesini emrettiği ilişkileri sürdürürler. Rabblerinden korkarlar ve kötü hesaplaşmadan ürkerler.’’(Ra’d-21) Kardeşlik ilişkilerimizde ‘’sürdürülmesi gereken işler’’ hükmünde olduğuna göre kardeşlerimizle olan İslami hukukumuza son vermek, ilişkilerimizi kesmek bizlere bırakılmış bir mesele olarak gözükmüyor. Eğer tüm bu uyarılara rağmen ilişkilerimizi kendi başımıza Rabbimizin izni olmadan kesiyorsak bu bizlerin Rablerinden korkmayan, öteki dünyadaki kötü hesaplaşmadan ürkmeyen biri olduğumuzu gösterir ki bu bizlerin mümin olarak kalamayacağı anlamına gelir.

Öyle ki Rabbimiz kitabında az bir topluluktan bahsediyor, işte bizler de az bir topluluğuz ve bunun bilincini taşımak zorundayız. Bizler için her bir kardeşimiz farklı özellikleriyle mozaiğin ayrı bir parçasıdır ve ayrı bir değer taşımaktadır. Öyle ki yukarıda bahsettiğimiz bu az topluluk toplumlarımızın da dönüşüm mayasıdır. O zaman Ahde vefa; H.Z. İbrahim gibi ateşe atılacağını bile bile inancından taviz vermemektir. Kuyunun içinde Yusuf olabilmektir, hastalık anında Eyyup, Kabil karşısında Habil, Firavun'un karşısında Musa, tufan karşısında Nuh, ahlaksızlık karşısında Lut, zenginlik karşısında Süleyman, yalnızlık anında Meryem, Rabbi karşısında da  H.z Muhammed olmaktır. Artık vefa ve vefasızlık kavramları üzerinde şekillenen yaşantımızda karar vermek ve kararsızlıklarımızdan bir an önce kurtulmak zorundayız. Umarım Resulün bu sözü bizleri daha dikkatli olmaya sevk eder.

"Emanet ehli olmayanın imanı, ahde vefa göstermeyenin dini olmaz."

Tercih tabi ki bizlerin. Ama bu sondan korunmak için birbirimize ihtiyacımız var. Ebedi olarak kardeşler olmayı öğrenmek zorundayız. Birbirimizle yaşadığımız her saniyenin, paylaştığımız her sözün birer namusu olduğunu unutmayalım. Sözlerimizin ve dolayısıyla yaşantımıza aktardığımız İslami anlayışın namusunu da korumak zorundayız. Sözlerimizi yerine getirmemizde üşengeç davranmamıza sebep olan ayartıcılara karşı direnen, "hayır" diyebilen bir anlayışa sahip olmalıyız. Onlara verdiğimiz değer bilincimiz öteki dünyada Rabbimizin onlara verdiği kıymet ölçüsü ile aynı olmalıdır. Verdiğimiz sözlerin zaten üç beş kişi olan kardeşlerimizle aynı yolda yürümemize olumlu etkisi olmalı. Yoksa ilişkilerimizde hiçbir geçerliliği, etkisi olmayan bu sözlerin Rabbimiz katında da geçerliliği olmayacaktır.

Bir daha tekrar edersek; Allah’a verdiğimiz sözün geçerliliği kardeşlerimizle olan ilişkilerimizde, ötekilere karşı kardeşlerimizi tercih etmek noktasındaki net duruşumuz çerçevesinde olacaktır. Başkalarının haksız mal kazanımı ve kazanımlarının müstez'afları ezen anlayışlarını temsil eden sefil hayatlarından kendimiz adına pay bekleyen, şeref uman, statü uman bir anlayış çok ahmakça bir düşünüş biçimidir. Kimi kandıracağımızı düşünüyoruz ki? Oysa şeref de, onur da, zorluklara ve sıkıntılarımıza rağmen Allah’tan yana, dolayısıyla kardeşlerimizden yana taraf olmakla eşdeğerdir.

Onlar müminleri bırakıp kâfirleri dostlar ediniyorlar. Acaba onların yanında şeref mi arıyorlar? Oysa şeref bütünüyle Allah’ındır: Nisa–139

Bizleri Allah’ın mesajıyla tanıştıran çıplak, fakir uyarıcılarımıza duyduğumuz sevgi, bize dünyayı va'deden, dünyayı ayaklarımızın önüne sermeyi teklif eden 'ötekiler'e duyduğumuz sevgiden yüzlerce, binlerce, milyonlarca kat daha değerlidir. Uğrunda zalimlerin ellerini kurutarak ölmeyi göze alabileceğimiz bir sevgi biçimidir bu ve bunu dünyaya sıkı sıkıya sarılarak kölelik yemini etmiş olanlar asla anlayamazlar. Sözlerimiz Allah’a adanmıştır, bu adanmışlığımız kardeşlerimize olan sevgimizde tekrar tekrar dirilecek ve hayat bulacaktır. Bir ömür boyu ahdimize vefa göstermenin şahitliğini yaşayacağız/yaşamak zorundayız. İnanın bu yolda hepimiz birbirimizin en ufak çabasına dahi muhtacız. Ait olma bilincimizi geliştirerek amellerimizi yalnız Allah için yapmaya çaba göstermeliyiz. Eğer bulunduğumuz yolda samimi isek, "'her şeye rağmen yola devam etmeyi" arzuluyorsak, yaşadığımız sorunlarla Rabbimizin bizleri terbiye ettiği bilincini taşımalıyız. Rabbimiz bizlerde bir şeyleri eksik görmüş ve bizlerin o zafiyetli yönüyle ilgili sorunlarla bizleri baş başa bırakarak gerçeği görmemizi, kendimizi tanımamızı ve sorunlarımızı tedavi etmemizi arzuluyordur. Bir yönüyle sorunlarla yüz yüze gelmek, kardeşlerimizle sorunlar yaşıyor olmak Rabbimizin bizleri sevdiği anlamına da gelir. Bu tarz bir düşünce kardeşlerimizle oluşan sorunlarımızın rahmet olduğu bilinci ile bir arada yol almamıza ve birbirimize tahammül etmemize yardımcı olacaktır.

Rahman’ın sözleri her şeye rağmen birbirimiz üzerinde haklarımızın olduğu, kardeşler olduğumuzun bilinci içerisinde birbirimize tahammül etmeyi, ayrı kaldığımız zamanlarda birbirimizi özlemeyi, karşılıksız sevmeyi, sıkıntılarımızı kendi sıkıntılarımız gibi kabullenmeyi gerektirir. Bu inanış şekli aynı zamanda kendimizde olmayan yönümüzle konuşma dilimizi de etkisiz kılmalıdır. Öyle ki birbirimize karşı söylediğimiz 'kardeş' kelimesinin içini doldurabilmeli, bu ifadenin anlamı üzerinde nasıl bir sorumluluk yükleneceğimiz bilgisini kuşanmalı ve bunu pratiğe aktarabilmeliyiz. Böyle bir bilinç taşımıyor ya da bu tarz bir kardeşlik kavramını benimsemiyorsak mümkünse 'hayali kardeş' görüntülerimizden vazgeçmeliyiz ki, Rabbimize karşı mahcup olmayalım. Sonra bu yolda sıkıntıları kuşanmış, yürekten Rablerine adanmış az sayıdaki kardeşlerimizi de sıkıntıya sokabilir, onları üzebiliriz. Ama unutmamalıyız ki, kuşanmamız gereken yürüyüş, sıradan insanların bile bizden daha fedakârca bulundukları eylemlerdir. Nazlanan, kendini beğenen, büyüklenen, elde ettiği dünyaya dair kazanımların kendine yeteceğini düşünen kardeşler bir yerde Kur’an'ın değişmeyen mesajıyla baş başa kalıp çok acı çekecekleri bir sonla karşılaşacaklar.

O halde nasıl ki alın terimizle sahip olduğumuz kazançlarımızı kaybettiğimizde ya da yıllarca yemeyip, içmeyip büyüttüğümüz çocuğumuzla ilgili sıkıntılarda, onların yok oluşlarında içten üzüntü duyuyor, sıkıntı çekiyorsak; ayrılığa düşerek vahiy kaynaklı düşüncelerimizi terk ettiğimizde de aynı sıkıntıları duymalıyız. Eğer bu sıkıntıları duymuyorsak, tekrardan pişmanlıkla geri dönüşe yanaşmıyorsak demek ki, gerçekte bu düşünceleri sahiplenmemişiz demektir, bu düşünceler hiçbir zaman bize ait olmamışlardır. Yaşadığımız, 'İslam' zannettiğimiz şeyler, o dönemdeki arkadaşlarımızın bizlere gösterdiği ilgi ve alakadan etkilenmişlikle, bizlere söyledikleri övgü dolu sözlerin duygusallığıyla, yardımlaşarak ihtiyaçlarımızı giderme içgüdüsüyle, onların yanında kendimizi güçlü hissetmemizle alınmış fikirlerdir. Yani amellerimizi Allah'a ait kılamamışızdır. Çok fazla edinemediğimiz Salih amellerimizin olmayışı bizi ancak buraya kadar getirebilmiştir.

İnşaallah bundan böyle Rabbimize karşı verdiğimiz sözlerin namusunu koruyabiliriz. Kardeşlerimizle yapmış olduğumuz ahitlerimizi az bir kazanca satmayız. Allah’ın mesajlarıyla bizleri tanıştıran uyarıcılarımıza karşı vefalı olma bilincini kuşanır, dünya kazancının bizleri ayartmasına müsaade etmeyiz. Rabbimiz hepimizi bu dünyada arındırarak sözlerinde sadık, gösterilen her zerre çabaya vefasını gösteren, sevgi besleyen, doğru adımlar atıp iyiye doğru yönelebilen, başı sıkıştığında arakasını dönüp kaçmayan, gerektiğinde hayatını da bedel olarak ortaya koyabilen kullarından eylesin.

En emin olana emanet olun. Selam ve dua ile…

1349
YORUM LİSTESİ
baharatçı 05-12-2009, 14:49:45
ahdimize vefa gösteremez isek hep dünyevi sıkıntıları bahane ederiz hiçbir mazeret ahde vefasızlık yaptırmamalı. Allah razı olsun keki
 
VAHTED 14-11-2009, 19:37:31
ALLAH RAZI OLSUN
 
sevde 14-11-2009, 19:22:22
Allah razı olsun
 
bengin 08-11-2009, 17:54:03
Onlar müminleri bırakıp kâfirleri dostlar ediniyorlar. Acaba onların yanında şeref mi arıyorlar? Oysa şeref bütünüyle Allah’ındır: Nisa–139
ALLAH razı olsun..
 
feda 06-11-2009, 19:15:09
Hani söz vermiştik Alem-i Ervahta...
''Belâ'' demiştik ''Elestü bi rabbiküm'' sualine,
Yaratıcı, rızık verici ve yegane kanuna koyucu olarak
Allah'tan başka İlah, önder olarak da O'nun Resûlünden başkasını tanımıyacaktık.

Hani söz vermiştik,
Hani söz vermiştik Erkâm'ın evinde,
Hangi şart ve ortamda olursa olsun İlay-ı Kelimetullah misyonunu yürütecek
Musibetlerden yılmıyacak hiçbir tehditten korkamayacak,
Gerekirse ölümlerin en güzeline talib olacaktık.

Hani söz vermiştik Akabe tepesinde
Kendimizi ve ailemizi koruduğumuz gibi
Kanımızla, malımızla ve canımızla koruyacaktık Resülullah'ı
Hani söz vermiştik Akabe tepesinde
Doğru olan her şeyde Resule itaat edecektik
Rabbani davayı elden ele gönülden gönüle balçıkla sıvanmayan hakikat güneşini
Cihadsız ve şehadetsiz bırakarak lekelemiyecektik.

Hani söz vermiştik Medine'de,
Hani söz vermiştik dünya kardeşliğinin en güzel teşekkül etmeye başladığı Medinede,
Kıyamete kadar tüm müslümanlar kardeş olacaktı
Ve bizler... ''Muhakkak ki bütün müminler kardeştir'' Ferman-ı İlahisine gönülden bağlanacak
Vücudun azaları gibi hepimizin derdiyle dertlenip sevinçlerimize ortak olacak
Komşusu aç iken yatan bizden değil düsturuna,
Evrensel komşuluk bildirisine,
Kardeşliğin en alt eşiği olarak bakacaktık.

Nemlenmemiş bir gözle, yara almamış bir bedenle huzuruna varmaya utanıyoruz
Ahde vefa gösteremedik Allah'ım !
Bunu biliyoruz...
Ama şunu da biliyoruz ki;
Rahmet deryanda ufacık bir damlayız ,

Yüzümüz yerde ama..

Affet Allah'ım!..
Affet Allah'ım!
 
musab 02-11-2009, 18:42:40
Allah razı olsun rabbiyle yaptıgı ahde sadık kalanlardan olmak dilegiyle Allaha emanet olun
 
yolcu 01-11-2009, 17:16:36
Müminlerin özelliklerinin başında ahde vefa gelir. Sevdiğim bir şiir vardı; hani söz vermiştik diye. Alemi ervahta, erkamın evinde,akabe tepesinde, rıdvanda, mekkeye girerken vs.Yazıyı ilk okurken aklıma gelen bu şiir oldu.Çünkü olması gereken buydu.Ama maalesef belirtmeliyim ki çevremize, türkiyeye ve dünyaya baktığımızda ahde vefadan eser kalmamış. Müslümanlar bırakın birbirlerine verdikleri sözü tutmayı, birbirlerini parçalamaya ve Allahın bir rehber olarak bizlere sunduğu kuran ayetlerinde bile birleşmiyorlar.Allah razı olsun yazılarınızı okurken kendi muhasebemizide yapmamız gerektiğini görüyorum. Yazıda verdiğiniz ayet ve hadisler herkes tarafından tastik edilecektir. Ama bir artı olaraktan günümüz müslümanlarından da ahde vefa gösteren örnek yaşantıları anlatırsanız sevinirim. çünkü insanlara ayet söylediğinizde ben peygambermiyim, ben ensarmıyım yada ben bilal degilim diyecek olanlar çıkacaktır. bunun herkes tarafından yapılabileceğinin anlatılmasının daha etkili olacağına inanıyorum.
 
bünyamin 31-10-2009, 16:46:57
konunun güzelliği ve işlenişindeki incelikjle harika bir anlatım olmuş.nevzat kardeşin de bahsettiği gibi ancak yaşanarak,hissedilerek yani yanarak anlaşılıp anlatılabilecek bir konu.hikmet bey içinde yaşamış ve bu kadar güzel yansıtmış.allah razı olsun kendisinden ve tüm aile çevresinden dost çevresinden.aslında konuların tamamı gelip tek bir yerde buluşuyor.allahlı yaşamak.hayatın her anında ve her yerde allahın istediği bir yaşamı yaşamak ve savunmak.rabbim hepimize nasip etsin.inşaallah.
 
gulaislame 31-10-2009, 12:27:43
Ahde vefa salih amel ve itikadle olgunlaşan mumin in sıfatlarındandır.ister Allah'a ister insanlara karşı verilmiş olsun her vaad ve ahid yukumluluk açısından mumini borçlu ve sorumlu kılar.bu konuda hayat rehberimiz olan kuran'ı kerimde birçok ayetler vardır. Yetimin malına, rüştüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. verdiğiniz sözude yerine getirin. çunku verilen söz sorumluluğu gerektirir.
Allah'a resulune, Allah'ın nizamı şeriata ve şeriata bir butun olarak iman eden muslumanları darul cahilyede kendi aralarında seçtikleri imama bey'at etmeleri farzdır. "Ey iman edenler, Allah'a, Resulune ve sizden olan ulul-emre itat ediniz"
Ahde vefa kulun Allah'a, umetin peygamberine, muminin imamına, dostun dostuna, aile fertlerinin birbirlerine sevgi ve sadakatıdır. Allah rızası için birbirini sevmek ve bir araya gelmektir.
Allah razı olsun.

 
gürhan keskin 31-10-2009, 09:54:10
Dayı tam okudum aardabir yaazılarını okuyordum yarım yamalak bunu tam okudum gercekdende güzel konulları ele alıyorsun eline salık güzel miş gerceldende

kendine ii bak
 
nevzat bayraktar 30-10-2009, 16:21:53
Kim olduğunuzu bilmiyorum fakat yazılarınızı şahsım dahil herkese okutturmaya çalışyorum.Hayatımın şu döneminde öğrenebildiğim, ne yazıkki konuştukları/yazdıkları gibi yaşamayan/olmayan müslümanlarla dolu bir dünyada yaşadığımdır.Fakat sizin yazılarınızın sizin yaşantınızada aynen yansıdığına kalpten inanıyor ve kendim ve diğer inananlara müslümana yakışan bir hayat yaşatması için Rabbime dua ediyorum.Sıkıntılara sabretmenin zorluğuna karşı Rabbimden kendime ve tüm müslümanlara yardım diliyorum.

Allah razı olsun.

 
DİĞER YAZILARI

20/04/2012 - 15:51 MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK

14/03/2012 - 07:17 SINAVA DÂHİL OLMAK

14/02/2012 - 08:11 AŞK, SEVGİ, "SEVGİLİLER GÜNÜ"

12/01/2012 - 23:27 İNFAK: EN SEVDİKLERİMİZDEN

17/11/2011 - 21:26 AMERİKAN BAHARI

06/10/2011 - 09:22 OLUMSUZ BAĞIŞIKLIKLAR

15/09/2011 - 08:31 KISKANÇLIK/HASET

20/07/2011 - 23:11 KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

17/06/2011 - 11:17 İKİYÜZLÜLÜK

11/05/2011 - 11:18 BÜYÜKLENMEK

11/04/2011 - 13:10 DÜNYA SEVGİSİ

08/03/2011 - 01:10 "KAZA" VE "KADER"

06/02/2011 - 13:48 TUNUS VE MISIR AYAKLANMALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

01/02/2011 - 19:25 DÜRÜST ADAM, HIRSIZ ÜLKE

11/01/2011 - 22:29 İktibas Dergisi'nin 31. Yılı

16/12/2010 - 23:02 O gün

29/11/2010 - 19:13 SULANDIRILAN KAVRAMLARIMIZ VE GÜNDEMİMİZ

12/11/2010 - 11:59 KURBAN BAYRAMINDA İSLAM COĞRAFYALARI

19/10/2010 - 18:21 TEK DİN İSLAM

20/09/2010 - 14:19 MÜSLÜMAN OLMAM NEYİ GEREKTİRİR?

23/08/2010 - 12:20 UMRE İZLENİMLERİ

27/07/2010 - 12:09 RAB VE İLAH KAVRAMLARINI YENİDEN HATIRLAMAK

25/06/2010 - 10:28 İLK GÜNKÜ GİBİ OLABİLMEK

26/05/2010 - 10:29 AZ KALSIN MÜSLÜMAN KALAMAYACAKLARDI…

29/04/2010 - 11:51 MECNUN’UN DEVESİ

12/04/2010 - 10:58 "ESKİLERİN MASALLARI"

25/03/2010 - 11:43 GÖKYÜZÜNÜN ERİMİŞ MADEN GİBİ OLACAĞI GÜN

03/03/2010 - 17:24 KAVGAYI GÖRMEK GEREK

22/02/2010 - 08:15 GERÇEK TAKVA SAHİPLERİ

25/01/2010 - 15:04 DOĞRU DİN BİRDİR, DEĞİŞMEZ!

05/01/2010 - 10:39 İMANIN HAKİKATİ

15/12/2009 - 11:36 KÖKTEKİ BİLİNÇ

01/12/2009 - 10:22 HİCRET

30/10/2009 - 13:44 AHDE VEFA

04/10/2009 - 15:45 İÇİMİZDEKİ 'BEN'

08/09/2009 - 09:51 ORUÇ, "GIYBET"İ YOK ETMELİ

13/08/2009 - 17:52 RAMAZAN AYI KUR’AN AYIDIR

14/07/2009 - 00:05 ALLAH'IN İSİMLERİNİ EZBERLEMEK

18/06/2009 - 12:32 NUH'UN GEMİSİ

19/05/2009 - 22:37 EBU LEHEB’İN ELLERİ KURUSUN!

21/04/2009 - 00:19 SAHİPLİĞİ DEĞİL ŞAHİTLİĞİ OMUZLAMAK

14/04/2009 - 11:43 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM–2

24/03/2009 - 09:44 YOL AYRIMI

16/03/2009 - 09:34 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM

26/02/2009 - 12:09 28 ŞUBAT TAMAM, YA İÇİMİZDEKİ 28 ŞUBATLAR

08/02/2009 - 21:07 MÜNAFIKLAR HAKKINDA…

14/01/2009 - 10:44 ŞEHİD GAZZE

22/12/2008 - 22:00 SABIR GÜNLERİ

29/11/2008 - 12:45 ÖZGÜVEN İÇERİSİNDE YOL ALMAK

10/11/2008 - 12:29 YUSUF KISSASI VE DAVET METODU
YAZARLAR
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
UMRE YOLCULUĞUNUN ÖĞRETTİKLERİ
Ömer KARAKAŞ
MÜTEŞABİHATA SARILMAK!
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat