KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
Tebbet suresi’nin bize öğrettikleri
'Türkiye, sırtını Batıya dönmüyor'   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Obama: Radarın kontrolü NATO'ya devredilsin   |   "İran'a saldırı planı hazır"   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
EBU LEHEB’İN ELLERİ KURUSUN!
Hikmet ERTÜRK - 19/05/2009 - 22:37
Eğer Ebu Leheb ve diğerlerinin malları ve sahip oldukları imkânlar gerçekte tesirli olsaydı çocuklarını yanlarında tutmayı başarabilirlerdi.

Ebu Leheb, Peygamberimizin amcasıdır. Muhammed Esed’in mealiyle; "İğrenç söylentilerin taşıyıcısı" olan karısı da Ebu Süfyan’ın kız kardeşi Ümmü Cemil’dir.

İşte Rabbimiz bu aileyle ilgili buyuruyor ki:

1-Ebu Leheb’in iki eli kurusun ! Ve kurudu da.
2-Malı da kazandıkları da kendisine hiçbir yarar sağlamadı.
3-O şiddetle Alevlenen bir ateşe girecektir.
4-Karısı da ona odun taşıyacaktır
5-boynunda bükülmüş iplerden bir halatla...

Yukarıdaki ayette geçen "iki el" mana olarak Ebu Leheb’in kendi toplumu içerisindeki güç ve otoritesinin simgesidir. Bu aile Mekke’de statü sahibi, varlıklı bir aile idi. Dünyaya dair elde ettikleri geçimlikleri sayesinde ayrıcalıklı bir konumdaydılar. Elleri diğer insanların söylemlerini, davranış ve yaşam biçimlerini değiştirecek kadar güçlü durumdaydı. Bu kazanımları neticesinde şekillenen yönetim anlayışı, daha rahat bir yaşam, kendi konumlarını ve yaşamlarını meşrulaştırma, toplumun diğer unsurlarını daha fazla korkutma ve onların karşı gelme duygularını caydırma odaklı gelişmiştir. Öyle ki bu rahat yaşam tarzı, ihtişam ve güç, toplumlarında söz sahibi olma, onları çıkarları doğrultusunda yönetme hırsı, fakir, zavallı halklarının emeklerinin sömürülmesi üzerine kurulmuştur. İşte bu tek bir aileyi mutlu eden düşünce sistemi ellerinde yeterince maddi varlıkları olmayan fakir halkı çok güç durumda bırakıyordu. Ancak bu insanlar ilk mesajlarla birlikte kendilerine hiçbir karşılık beklemeksizin değer veren, onların dertleriyle ilgilenen, ekmeğini paylaşan, kendileriyle aç kalan, üzüntülerine ortak olan yeni bir lider anlayışıyla da tanıştılar. Daha önce duydukları kelimelerin yeni, farklı anlamları olduğu bilgisiyle karşılaştılar. Bu kavramlar onlara farklı özellikleriyle yeni tanıştıkları Rableri için ölümü kuşanmayı, direnmeyi öğretti. Mutluluğun maddi olanla değil ahlaki değerlerle inşa edileceğini öğrendiler. İşte elleriyle her yere uzanan, insanlar üzerinde söz sahibi olan Ebu Leheb’in bu güçsüz topluluğa hiçbir zaman sözü geçmedi, parası, gücü, otoritesi onlar üzerinde etkili olmadı. O dönemin hiçbir maddi güce sahip olmayan Müslümanları o güçlü eli kuruttular. Hepsi öteki kardeşinin mutluluğunu tercih etti, hepsi birbirleri için güven unsuru oldu. Mekke'de ölüm korkusuyla iç içe idiler ve yalnızdılar, ne var ki yalnızca Rablerinin sözlerine ve birbirlerine sarılarak ayakta kalacakları bilincini kuşanmışlardı. Rableriyle bire bir irtibat halinde olan kutlu önderleri onların kurtuluş rehberiydi ve ölünceye kadar sevgi besleyecekleri, destek olacakları, sevgilerini ufak bir kazanca, anlaşmazlığa değişmeyecekleri bir sevgi topluluğunu oluşturdular.

Çağımız Ebu Leheb’lerine karşı tavırlarımızda sorunlar yaşadığımız bir gerçek. Sergilememiz gereken net tavrın onlar tarafından bizlere karşı sergileniyor olması şaşırtıcı da olsa yadsınamaz bir vakıa. Bu çok güçlü eli kurutan, etkisiz kılan, bu güce karşı meydan okuyan iman sahiplerinin özelliklerini yaşantımıza aktaramadık. Kendilerine sınanma aracı olarak verilen geçimlikleri sahiplenen, lüks yaşamları için israfta bulunan bu zengin sınıfın ellerinin kurutulması, vahyi doğru anlamlandıran Müslümanların önceki sorunlarını bir kenara bırakarak Kur'ani doğrular çerçevesinde kardeşler olmaları ile mümkün olmuştur. Burada bizlerin göstermesi gereken tavırdan bahsedilirken, şimdilerde bizlerin kuruyasıca ellere karşı tavır takınması bir yana, hakim sınıfın kendi dünyevi ideolojisi doğrultusunda bizlere karşı nasıl net tavır sergilediğini görmekteyiz. Müslüman etiketli kimi birey ya da toplulukların sözü edilen zihniyete yaranma refleksleri ise son derece utanç verici bir durumdur. Yapmamız gereken şey onların beslendiği yanlış söylem ve davranışlarımıza son vermektir, kesinlikle tevazu göstermemeli, açık ve kararlı bir şekilde düşünce ve davranışlarını, diğer bir ifadeyle yaşam biçimlerini onaylamadığımızı hissettirmeliyiz. Onlara hayran olmadığımızı anlamalarını sağlamalıyız, onların dünyaya dair elde ettikleri kazanımların bizler üzerinde etkili olmasına izin vermemeli, davranışlarımızla statü ve kazanımlarına daha da değer verici tavırlar segilememeliyiz. Maddi güçleriyle her şeye ulaşabilmeleri ve işlerini mevcut duruma göre herhangi bir şekilde (gerektiğinde cebir ve baskı ile) yürütüyor olmaları ellerine geçirdikleri imkanlarla azanların hayat tarzı haline gelmiştir. Bu zihniyet kendisinden alt seviyedekileri nesneleştirerek işlerinin yürütülmesi bakımından araç olarak gören bir bakış açısına sahiptir. İlahi olana gerçek manada iman edemedikleri için onları hayata bağlayan yegane şey maddi güçlerinden dolayı başkaları tarafından beğenilme, takdir görme duygularıdır. Bu insanların ellerinden mallarını mülklerini alsanız onlardan geriye hiçbir şey kalmadığını görürsünüz. Çünkü devamlı surette maddi olan yanlarıyla bizlerle ilişkide bulunmaktadırlar. İşte Rabbimiz kendilerini beğenmiş bu zengin sınıfa karşı geliştirmemiz gereken davranış tarzını Tebbet suresinde bizlere bildiriyor ve bize onların ellerini kurutmamızı öğütlüyor. Elde ettikleri maddi imkanların uygulama alanı bizleriz, bizler izin vermediğimiz sürece elde ettikleri dünyevi imkanların gücü olmayacaktır. Haliyle sorgulamamız gereken şey gayet açıktır: O dönemdeki Müslümanların karşı duruşlarını sergileyebiliyor muyuz? Bütün dünyadaki fakir ve sömürülen, aç kalan insanların kurtuluşu için gerekli olan maddi kaynakları kontrol altına alan günümüz Ebu Leheb’lerine karşı net bir duruşumuz var mı? Bu servetleri elde etmiş Müslümanların mevcut otoritenin mustazafları dışlayıcı istekleri karşısında servetlerini koruma endişesi taşımaksızın bu söz konusu istekleri reddedebilecek onurlu davranışları mevcut mu?

Bizler öyle bir kaynaktan besleniyoruz ki gerçek manada iman ettiğimiz takdirde bu kaynağın bize aşılayacağı düşünce ve davranış şeklini kırabilecek hiçbir beşeri el yoktur. Göreceksiniz ki kıymet vermediğimiz zaman Ebu Leheb’ler zenginliklerinden aldıkları hazzı kaybedecekler. Öyle ki söz konusu zihniyetin tüm yaşam yakıtı elde ettikleri ihtişama duyulan ilgidir. Güç ve para, harcanabilecek satın alınabilecek bir şeyler varsa sahibini değerli kılar. Bu iş yaptırabiliyor olma ve ötekini satın alma gücü, ellerinde güçleri olmayanların bir araya gelmeyi, güçlerini birleştirmeyi başaramamalarından dolayıdır. Eğer Ebu Leheb ve diğerlerinin malları ve sahip oldukları imkânlar gerçekte tesirli olsaydı çocuklarını yanlarında tutmayı başarabilirlerdi. Ama başaramadılar, onların evladlarından birçoğu Muhammed’in(S) yanında ebedi dirilişe koştu. Bizler için epey karmaşık bir hal almış günümüz cahiliyesinde Ebu Leheb’lerin ellerini kurutmak hiç de kolay gözükmüyor. Yani onların statülerine, bizlere bir şeyler kazandıracağını umduğumuz faydalarına kayıtsız kalmak... Üstelik onların hakim oldukları ticari ortamlarda rızık endişesi taşıyorsak görünen resmi tersine döndürmek oldukça zor gözüküyor. Anlaşılacağı üzere bu etkileyiş bizlerin davranışlarındaki tutarlılıkla, iyiye olan inanmışlığımızda gösterceğimiz inatla ve sürekliliğimizle alakalıdır. Çağdaş Ebu Leheb'lerin başkalarını düşünmeyen, paylaşımdan uzak zenginliklerine kıymet vermeyerek etkisizleştirme bilincimizi geliştirebiliriz. Bu lanetli düşüncenin sömürüye gidiş yollarında kullandığı vasıtalar yakıtını bizim emeklerimizden almamalı. Ellerini, kanlarımızı bedel sayabileceğimiz ebedi kardeşlik ve bir arada olma arzumuzda kurutalım, etkisiz kılalım ve iyiye dönüştürelim. En kısa zamanda net tavırlar sergilememizi kolaylaştıracak direniş azığımızı kazanma endişesi taşıyarak Ebu Leheb ve avanesinin bizlere karşılıksız iyilikte bulunmasına izin vermemeli, böyle bir zorunlulukla karşılaşmaktan mümkün olabildiğince sakınmalıyız. Böyle bir durumda talebimiz sadece emeğimizin karşılığı olarak hakkımızı istemek olmalı. Ayrıca güç ve iktidar sahiplerinin ellerinde bulundurdukları imkânlarda gözümüzün olmadığını, zenginliklerinin ve otoritelerinin bizlere herhangi bir etkisinin olamayacağını ortaya koyan tavırlar sergilemeliyiz. Tercihimiz kırık dökük de olsa Müslümanların evlerinde barınmak, onların fakir sofralarına misafir olmak olmalı. Unutmayalım ki, bu lanetli zihniyetin yaşam felsefesi kendilerini sahip oldukları araçlara dönüştüren, diğer bir ifadeyle nesneleştiren ruhsuz kimlikleri ön plana çıkarmakta. Ancak her ne olursa olsun bizler cehennem ateşinin yakıtı olan bu lanetli zihniyetin teklif ettiği ücretler karşılığında dinimizi pazarlık konusu yapmayacağız. Onların dünyaya dair elde ettikleri kazanımlara değer vermediğimizde onlardan geriye hiçbir şey kalmayacak ve bu ilgisizlik onlar üzerinde kaçınılmaz olarak toplumsal bir baskı oluşturacaktır.

O halde yapmamız gereken şey Rabbimizin telkinlerini dikkate alarak hiçbir zalim zengin elin bizleri yönetmesine, üzerimizde söz sahibi olmasına, emeklerimizi sömürmesine müsaade etmemek olmalıdır. Bundan sonra bizlere düşen tek şey fakir ellerimizi birleştirmektir. Şeytanın adımlarını takip etmeden, ayrılığa düşmeksizin dünyanın lüks ve ihtişamını ellerinde bulunduranlarla yalın ayaklı kardeşlerimiz arasındaki tercihimizi tereddütsüz olarak mustazaflardan yana yapmalı ve Allah’ın bizler için seçtiği yaşam biçimini eksiksiz bir biçimde ortaya koymalıyız. Duamız odur ki: "Eğer Allah bizlere de dünyevi zenginlik nasip eder ve bizler de mallarımızı davamız için kullanmaktan çekinip kendi adımıza sahiplenerek Ebu Leheb'in davranışlarını sergilersek, karşımızda tavrını net bir biçimde ortaya koyan, kötülükten yana uzanan iki elimizi kurutan, gerektiğinde bizimle kardeşliklerini noktalayan mustazaflar hep yanımızda olsun.

En emin olana emanet olun. Selam ve dua ile...

1168
YORUM LİSTESİ
gulaislame 01-10-2009, 11:28:08
Allah razı olsun Rabim gunumuz ebu leheplerin sömurgelerine karşı kıyam etme ve fakir ellerimizi birleştirmemizi sağlayacak imanı nasip etsin. ebu leheplerin ellerini kurutmanın tek yolu vahiyle beslemektir.
 
ADEMOĞLU 28-05-2009, 18:42:56
Canım kardeşim hep beraber bu ve bunun gibi kurani kavramlarla yola çıkmadık mı?
fakat bedeni ve yükünü taşıyamayan ayaklar ne yazık ki kurani hayata gelirgen ona
derman ve taakat olaçak güçü kaynağı almaması gereken yerden almaya kalkışınça
işte şimdi olduğu gibi yolda değil yollarda yapayalnız kaldık bu yollar bizi rahmete değil
Ebu leheplerin kuçağna itti fakat anlayamadığım şey bu durumları açık ve net gördüğü halde
bu yol olmayan yola gelmeyi arzulayan çabalayan hatta ve hatta yalvarırcasına gelmeye
çalışanların hali yokmu işte bu beni kahrediyor. Daha açıkmı olsun tamam
Yaşadığımız şu kapkara cahili ortamda ayakta kalmaya gayrat eden kardeşleri bırakarak
zora doğru kulaç atmak halbuki kara yakınken denizin onunu ararcasına boşluğa yani
nefesinin tükenip geni,ş ummanda kaybulmaya doğru gitmek.
hal bu iken denizin ortasında karaya çıkmaya çalışanların nidasına aldırış etmeden devam etmek
hiç te hoş değil bu sözler geneldir.
İşte bir vakit ebu leheplerin ellerini kurutan muvahitlerin apaçık yolu dururken yeni ebu lehepler
var etmek veye yein ebu leheplerin ellerini yeşertmeye gayret etmek için caba sarfedenler.
sonrada yaşadığımız hayatı kurani hayat olarak görmek ne dereçe doğru olur.
İnşallah hatalı ve yanlış yollardan bir an önçe uyanırda doğru olana doğruça yöneliriz.
AMİN.
 
tapusuz 28-05-2009, 14:22:44
Ebu leheb gibilerin ellerini kurutmak zor degil. Ama maalesef bizler bu zor olmayını imkansızlaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Peygamber safa tepesinde yakınlarını topladığında bize getirdiğin şey bu mu diyerek peygambere hakaret eden ve taş atan bu adam islamdan nasibini alamadı. Alamadığı gibi ölümüde çok kötü bir sonla bitti.Cenazesini bile parayla tutulan insanların kaldırdığı söyleniyor. Kibiri ve gururu yüzünden en yakınındaki yeğeninin getirdiği kurtuluş reçetesine isyan eden bu adam, kendini farklı görmüştü.
Bizlerin öncelikle birer hatice,ali,ebubekir olmamız gerekmez mi. kurandan ve peygamberden faydalanan bu insanlar gibi olmadıkça, ebu lehebleri nasıl anlayabiliriz.,Onların çağdaş mirasçılarını nasıl görebiliriz.Allah razı olsun.
 
feda 24-05-2009, 22:18:51
Allahın selamı onun dinini dert edinenlerin üzerine olsun.

Yaşantımızda, tutum ve davranışlarımızda pratize etmediğimiz sürece, tek bir adım bile olsa atılmadığı sürece bu hatırlatmaların bir anlam ve fayda veremeyeceğinin bilincindeyiz.

Vahyin ışığından esinlenen bu cümlelere itiraz söz konusu değil. Rahmandan dileğimiz odur ki bu güzel ve güzel olduğu kadar da ürpertici mısraların sahibinin uyarı ve hatırlatmaları bizlere ışık olur, artık sözden çıkıp eyleme dönüşür.
Asayı atmadığımız sürece, şu kısacık dünya hayatının zevklerine olan sevgimizi dizginlemediğimiz sürece, Ebuleheblerin ellerinin mustazaflara vermiş olduğu zulumden bizlerin de pay sahibi olduğunun bilincinde olmalıyız.

Öbür dünyaya yönelik hiçbir amaçları bulunmayan fakat buna rağmen aynı zulmü yüreklerinde taşıyan bu müstekbirlerin birlerine vermiş oldukları destek ile bizlerin yani öbür dünyanın var olduğuna ceza ve mükafatın uygulanacağına inanan bizlerin bu paramparçalanmışlık hayatları düşündürücü değil midir

Birleştirelim artık şu fakir ellerimizi, birleştirelim,

Yalın ayaklılarla birlikte geçen fakir fakat onurlu bir hayat, ebuleheb ve avanesi ile birlikte geçirilen varlık içinde onursuz bir hayattan daha fazla zevk, mutluluk vereceğine inanıyorum

Hiç bir hayat emaresinin bulunmadığı kavurucu sıcağı olan bir çölde küçük ismail ile yalnız kalan ve İbrahime eğer Rabbin bunu diyorsa bırak bizi ve git diyebilen şartsız imana sahip olan Hacerin rabbi , Kalemi gibi yaşantısı da dimdik olan hikmet abimizin bu hatırlatmalarını hayatımızda yeşertme fırsatı versin inş.
Allah razı olsun.
 
salih 23-05-2009, 20:32:52
rahman ve rahim olan allahın adı ile
yazıda da kullandıgınız gibi beraber olmalı ve bizi idare etmeye calışacak bireylere karşı tavrımızı net bir şekilde ortaya koymalıyız birlik ve beraberlik içinbe bir direniş güstermeliyiz ki bu günümüz ebu leheplerininde elleri kurusun kurusun s.a
elinize saglık
 
Ahmet Örs 23-05-2009, 00:22:23
kurusun ve bu sloganı yüksek sesle haykıralım!
 
bünyamin 22-05-2009, 15:07:32
kardeşimizden allah razı olsun.ümmetin içinde bulunduğu acınası resmini çizmiş.öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki hak ve batıl birnirine girmiş.insanlar ayırmada zorlanıyor.hatta ayırmak için herhangi bir çaba da sarfetmiyor.şirk içinde olanlar cennet hayallerini kuruyor.hatta şeytan ve yandaşları onları en dindarlar olarak gösteriyor.
yapılması gereken öncelikle insan hakkı bulacak ve tercihini yapacak.ebu cehilin kim olduğuna karar verecek çünkü günümüz ebu cehilleri ben müslümanın diyor.ondan sonra da pazarlıksız iman edecek ve malıyla canıyla müslümanların yanında yer alacak.allah yolunda sabit adımlarla yürüyen kullarından eylesin.
 
musab571 22-05-2009, 01:49:00
Allah razı olsun...
 
DİĞER YAZILARI

20/04/2012 - 15:51 MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK

14/03/2012 - 07:17 SINAVA DÂHİL OLMAK

14/02/2012 - 08:11 AŞK, SEVGİ, "SEVGİLİLER GÜNÜ"

12/01/2012 - 23:27 İNFAK: EN SEVDİKLERİMİZDEN

17/11/2011 - 21:26 AMERİKAN BAHARI

06/10/2011 - 09:22 OLUMSUZ BAĞIŞIKLIKLAR

15/09/2011 - 08:31 KISKANÇLIK/HASET

20/07/2011 - 23:11 KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

17/06/2011 - 11:17 İKİYÜZLÜLÜK

11/05/2011 - 11:18 BÜYÜKLENMEK

11/04/2011 - 13:10 DÜNYA SEVGİSİ

08/03/2011 - 01:10 "KAZA" VE "KADER"

06/02/2011 - 13:48 TUNUS VE MISIR AYAKLANMALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

01/02/2011 - 19:25 DÜRÜST ADAM, HIRSIZ ÜLKE

11/01/2011 - 22:29 İktibas Dergisi'nin 31. Yılı

16/12/2010 - 23:02 O gün

29/11/2010 - 19:13 SULANDIRILAN KAVRAMLARIMIZ VE GÜNDEMİMİZ

12/11/2010 - 11:59 KURBAN BAYRAMINDA İSLAM COĞRAFYALARI

19/10/2010 - 18:21 TEK DİN İSLAM

20/09/2010 - 14:19 MÜSLÜMAN OLMAM NEYİ GEREKTİRİR?

23/08/2010 - 12:20 UMRE İZLENİMLERİ

27/07/2010 - 12:09 RAB VE İLAH KAVRAMLARINI YENİDEN HATIRLAMAK

25/06/2010 - 10:28 İLK GÜNKÜ GİBİ OLABİLMEK

26/05/2010 - 10:29 AZ KALSIN MÜSLÜMAN KALAMAYACAKLARDI…

29/04/2010 - 11:51 MECNUN’UN DEVESİ

12/04/2010 - 10:58 "ESKİLERİN MASALLARI"

25/03/2010 - 11:43 GÖKYÜZÜNÜN ERİMİŞ MADEN GİBİ OLACAĞI GÜN

03/03/2010 - 17:24 KAVGAYI GÖRMEK GEREK

22/02/2010 - 08:15 GERÇEK TAKVA SAHİPLERİ

25/01/2010 - 15:04 DOĞRU DİN BİRDİR, DEĞİŞMEZ!

05/01/2010 - 10:39 İMANIN HAKİKATİ

15/12/2009 - 11:36 KÖKTEKİ BİLİNÇ

01/12/2009 - 10:22 HİCRET

30/10/2009 - 13:44 AHDE VEFA

04/10/2009 - 15:45 İÇİMİZDEKİ 'BEN'

08/09/2009 - 09:51 ORUÇ, "GIYBET"İ YOK ETMELİ

13/08/2009 - 17:52 RAMAZAN AYI KUR’AN AYIDIR

14/07/2009 - 00:05 ALLAH'IN İSİMLERİNİ EZBERLEMEK

18/06/2009 - 12:32 NUH'UN GEMİSİ

19/05/2009 - 22:37 EBU LEHEB’İN ELLERİ KURUSUN!

21/04/2009 - 00:19 SAHİPLİĞİ DEĞİL ŞAHİTLİĞİ OMUZLAMAK

14/04/2009 - 11:43 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM–2

24/03/2009 - 09:44 YOL AYRIMI

16/03/2009 - 09:34 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM

26/02/2009 - 12:09 28 ŞUBAT TAMAM, YA İÇİMİZDEKİ 28 ŞUBATLAR

08/02/2009 - 21:07 MÜNAFIKLAR HAKKINDA…

14/01/2009 - 10:44 ŞEHİD GAZZE

22/12/2008 - 22:00 SABIR GÜNLERİ

29/11/2008 - 12:45 ÖZGÜVEN İÇERİSİNDE YOL ALMAK

10/11/2008 - 12:29 YUSUF KISSASI VE DAVET METODU
YAZARLAR
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
MÜLK KAVRAMINI DOĞRU ANLAMAK
Ömer KARAKAŞ
KOPARILAN İMAN-AMEL BÜTÜNLÜĞÜ BAĞI
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat