KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
Tebbet suresi’nin bize öğrettikleri
'Türkiye, sırtını Batıya dönmüyor'   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Obama: Radarın kontrolü NATO'ya devredilsin   |   "İran'a saldırı planı hazır"   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
YOL AYRIMI
Hikmet ERTÜRK - 24/03/2009 - 09:44
Şimdi çok ciddi bir yol ayrımındayız. İslam’ın ne olduğunu Kur’an’dan öğrenmeye karar verdik. Kur’an’ın tarif ettiği Müslüman’ın kim olduğunu da öğrenmiş olduk. Öyle ise İslam olmanın ilk şartını da yine bu bilinçle yerine getirmek zorundayız. İşte bu şart; "Lailâhe illâllah, Muhammedurresûlullah"ın içerdiği mananın hayatımızda yaşanılır hale dönüştürülmesidir.

"Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. İşte kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir dalalete düşmüş olur." (Ahzab–36)

 

Tıpkı bir antlaşma metni gibi. Davet edildiğiniz yeni yaşamınızda uymanız gereken şartlar belirlenmiş. Eğer böyle bir yaşam biçimini kabul ederseniz Kur’an’da geçen hükümlere ve bu hükümlerin nasıl yaşanılacağını öğreten Peygamber’in (S) örnekliğine koşulsuz uymak zorundasınız. Bu konularda kendi isteğinize, nefsi kabullerinize göre fikir beyan etmeniz yasaklanmış. Tabi bu cümleleri ben burada sıralarken yaşadığınız çevrelerdeki insanların yaşayış şekilleri gelmiştir aklınıza. Eğer Kur’an’ı kendi dilinizde anlayarak okuyan kimselerden iseniz, çevrenizdeki insanların çoğunun İslam adına yapıp ettikleri amellerin Kur’an’ın onlara yapmalarını söylediği emirlerden çok farklı şeyler olduğunu görürsünüz. Öyle ki bu kimselerin çoğu Müslüman olmakla nasıl bir yükümlülüğün altına girdiklerinin farkında değiller ne yazık ki. Kur’an’ı anlama kaygısı taşımadıkları ve bu kaygıyla okumadıkları için Müslüman olmaları bilinçli bir tercihin sonucunda olmuş değildir. Çünkü genelde insanlar Kur’an’da kendilerine yöneltilen birçok emirden haberdar değiller. Bu yüzden Kur’an’da geçen ayetlerin, yaşamaları gereken hayat tarzı olduğunu düşünemiyorlar. Aldıkları Müslüman ismi ise bilinçli bir tercihle elde edilmiş bir isim değil, Müslüman bir ailede dünyaya gelmelerinden dolayı kendilerine kalan bir mirastır.

 

İslam dininin gerekleri O’nun Kitabı olan Kur’an’da yazılıdır. Bu yazılı emirlerinin nasıl yaşanılması gerektiğini de İslam dininin Peygamberi(S) yaşantısıyla göstermiştir. Günümüzde tüm bu kaynaklar en ince ayrıntılarına kadar elimizde mevcuttur. Üstelik kendi dilimize çevrilmiş ve anlaşılır bir biçimdedir. Yapılması gereken iş, bu kaynakların dikkatlice okunması ve yaşantımızın da bu bilgilere göre yeniden düzenlenmesidir.

 

Günümüz insanı, batılı düşünsel değerlerden oldukça etkilenmiş durumdadır. En çok telaffuz ettiğimiz batılı değerlerden biriside demokrasidir. Ahzab–37. ayeti, batılı değerlerden etkilenmiş olmakla birlikte kendisini Müslüman olarak nitelendiren bir kimseye okuduğunuzda itiraz ettiğini göreceksiniz. Çünkü insanların Kur’an ayetlerinde belirtilen hükümleri kendi isteklerine göre değiştirme hakkı yoktur. Yani bu konuda seçme hakkı mevcut değildir.

 

Kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir kimse İslam’la ilgisi olmayan demokrasi gibi bir kavramı nasıl savunabilmektedir? Tüm bu düşünceler, insanlara dinlerini özgürce seçme hakkının verilmemesinden kaynaklanmaktadır. Yukarıda anlattığımız şekilde insanlar Kur’an’ı baştan sona okusalar ve kararlarını ondan sonra verseler sorunların büyük bir kısmı da çözülmüş olacaktır. Çünkü insanlar Müslüman oldum demekle ne yapmaları gerektiğini ya da nelerin kastedildiğini anlamış olacaklar. Böylelikle Kur’an’dan haberdar olacak, Kur’an’da belirtilen hükümleri yerine getirmeye yanaşmayan bir kimse de kendini Müslüman olarak nitelendirmeyerek bu karışıklığa son vermiş olacak. Müslümanların da bu konularda kendilerini net bir şekilde ifade edemeyen insanlar üzerinde oluşturdukları psikolojik baskıyı kaldırmaları gerekir. Gerçekten de tüm bunların farkına varan fakat toplumsal baskıdan çekindiği için ben İslam’ın şartlarına inanmıyorum deme cesaretini gösteremeyen kimselere yardımcı olmalıyız. Onları kınamamalıyız aksine net kimliklerini söylemeleri hususunda cesaretlendirmeliyiz. Yapmamız gereken tek şey, Kur’an’ın evrensel düşüncesini, emir ve yasaklarını, yaşam şartlarını en açık, net bir şekilde anlatarak bilinçli bir şekilde Müslüman olma ya da olmama tercihini onlara bırakmaktır. Bu şekilde insanlar yüzlerinde ayrı bir maske ile dolaşmak zorunda kalmazlar. Müslümanım diyen bir kimse İslam’ın emirlerine riayet eder, istemeyen de kendi hayat tarzını yaşar.

 

Bu bağlamda yaşadığımız yörelerde kendilerini İslam’a nisbet eden farklı farklı grup ya da kimselerle karşılaşmaktayız. Bu kimselerin büyük bir çoğunluğu Kur’an’da defaatle red etmeleri istenen ‘’tâğut’’un anlamını kolaylarına gelecek şekilde kendi arzularına göre değiştirerek büyük bir külfetten kurtulmuşlardır. “Kur'an diliyle böylelerini yalnız Allah'a kulluk edip, tâğut'tan kaçınma­ya, ona yüz çevirmeye çağıracak olsanız, kulluk(ibâdet) sözcüğünü 'tapınmayla, tâğut sözcüğünü de 'şeytan'la öz­deş bildikleri için, size kalkıp hemen putlara tapmadıkla­rını, şeytana da buğz edip kin tuttuklarını, onu lanetle andıklarını söyleyecek ve çağrınıza bir anlam vermekte güçlük çekeceklerdir.’’(Mevdudi)

 

“Sırf lügat anlamıyla ’’tâğut’’ şu ya da bu konuda haddi aşan, taşkınlık ve azgınlık yapan kimse demektir. Terim olarak ise, bir kul ve yaratık olarak kendisine uygun düşen konumu ve statüyü aşarak kendisinde tanrısal nitelikler vehmeden; yapılması ya da gerçekleştiril­mesi ancak Allah'ın kudret ve yetkisinde olan işleri yapmaya kalkışıp bu hususta üstünlük ve yücelik iddialarıyla ortaya çıkan; insanları açık ya da kapalı kendisine kulluğa çağıran ve bu yolda gerekirse zora başvuran kimseler, güçler ve sistemler için kullanılır. İnsanın, yaratıcısı karşısında sergileyebileceği isyan ve taşkınlığı üç kademede düşünmek mümkündür. Bunlardan birincisi: İnsanın, ilke olarak, yaratıcısına na­sıl gerekiyorsa öylece itaat ve teslimiyet içinde olması gerektiğine inan­dığı halde, sıra eylem ve aksiyona gelince duralaması ya da çizgiden dı­şarı çıkması. Bu duruma FISK diyoruz, ikinci kademe: insanın, Allah'a karşı göstermesi gereken itaat ve teslimiyeti bilerek ve ilke olarak terk edip heva ve heveslerine, vehim ve insiyaklarına uyup, Allah'a kulluk edercesine yürekten ve bağlanarak Allah'tan başkasına ya da başkaları­na kulluk etmeyi yeğlemesi. KÜFR diyoruz bu duruma da. Allah'a kar­şı gösterilebilecek taşkınlığın, azgınlığın en ileri ve nihaî merhalesi ise: Allah'a baş kaldırıp O’nu ve O’nun yarattıkları üzerindeki yasama hak ve yetkilerini inkârla kalmayıp, bu hak ve yetkilere el koymaya, yeryü­zünde ve insanlar üzerinde hükmetmeye kalkışmaktır. Taşkınlık ve az­gınlığını bu sınıra vardıran kişi, zümre, sınıf, sistem ve organizasyonlar için Kur'an-ı Kerimde TAĞUT teriminin kullanıldığını görüyoruz. Yine Kur'an’ı Kerimde, Tağut'u inkâr edip ona baş kaldırmayanların mümin sayılamayacaklarını çıkarsıyoruz.’’ (Mevdudi)

 

Yukarda yapılan tanımlamaların ışığın­da fark edilecektir ki: kısmen ya da tamamen Kur'ani ilkelere sırt çevi­rip, bunların yerine Kur’an’a aykırı yasalar ikame eden yöneticilerin, is­ter istemez TÂĞÛT kategorisi içinde mütalaa edilmeleri gerektir. Bu sınıfa giren yöneticilerin kendilerini İslâm'a bağlı görmeleri ya da böyle göstermeleri, hatta çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu toplumla­rın maddî çıkar ve yükselmelerine matuf amaçlar serdederek öne çıkma­ları durumu değiştirmez. Böylelerinin, Müslümanların yükselmelerinden anladıkları şey onların omuzlarına basarak kendi yükselişlerini ha­zırlamaktan ibarettir ve bunun için de sıkça kullandıkları yol, ya top­lumları İslam öncesi (cahili) kültürün karanlık bulutları içine sokan yol­dur, ya da kokuşmuş Batı kültürünün dipsiz bataklıklarına götüren yol.( Ebu Asad) (Ya da, "DİN" sözcüğünün" yol, düzen, yasa" gibi çağrışımları göz önünde bulundurularak, Zümer 11. ayetin daha açık bir ifadesiyle: "De ki, ben yasa ve düzen koyup yol göstermek işini yalnızca Allah'a özgü bilerek, Ona kulluk etmekle emr olundum." diye de çevirisi yapılabilir.’’

 

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız Tağut'u ret etmeye yanaşmayan bu kimseler tüm bu anlatılanları birer yorum olarak görmekte ve cehennemde günahları için bir müddet yandıktan sonra tekrar cennete gideceklerini düşünmektedirler. Üstelik burada çok önemli bir hataya da düşmektedirler. Kur’an’da ‘’şirk’’ olarak belirtilen davranışlarını ‘’günah’’ olarak algılamaktalar. Halbu ki tağutu ret etmek itikadi bir meseledir.

 

Kur'an’ı Kerim'de: "Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar tâğutun huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Hâlbuki tâğutu inkâr etmekle (tekfir etmek, lanetlemekle) emrolunmuşlardır." (4/Nisâ, 60) diye buyrulur.

 

Aynı yanlış anlam yüklemelerinin Kur’an’ın temel kavramlarında olan İlah ve Rabb terimleri içinde yapıldığını görmekteyiz.

 

“Diyelim ki, Kuran, insanları Al­lah'tan başkasını ilâh olarak tanımamak konusunda uyarıyor: bu uyarıya terimin en dar ve yoksul anlamıyla kulak veren çoğunluk, kendisinin bir takım mütecessim putlara, vesenlere tapınmak gibi bir garabet ve gerilik içinde olmadığını düşünüp bu çağrıda kendi durumu, ken­di hayatı için en ufak bir işaret, en ufak bir uyan bulama­makta, ama beri yandan hayatına Allah'tan başka güçle­rin, yasa koyucuların, başka efendilerin yön vermesine ses çıkarmamağa, Allah'tan başkalarının ihdas ettiği kıy­met hükümlerine itibar etmeyi çağdaşlık, medenilik vs. saymaya devam edebilmektedir. Kur'an, Allah'tan başka Rab olmadığını mı söylüyor; terimin yaygın ve örselenmiş anlamıyla bu hakikati düşünen çoğunluk, kendisini ilgi­lendiren bir ikaz, bir işaret görememektedir bunda; çünkü 'Rab' terimi genel geçer anlamıyla düşünüldüğü sürece onun için zihnen ve söz olarak Allah'tan başka Rab olmadığını doğrulamakta teorik bir güçlük yoktur; bu kadarı da zaten tevhid inancının sözlü (lafzî ya da şifahî) müeyyidesi her neyse onu yerine getirmiş olmak yönünde yeterli itminanı vermektedir ona. Zihnen böyle bir karı­şıklık içinde bulunan kimselere, umut ve korkularına hükmeden itibarî güçlerle, değerler ve bağlılıklarla Al­lah'tan başka pek çok şeyi, kişiyi ya da sistemi, dolaylı bir biçimde de olsa fiilen Rab yerine koymuş olduklarını an­latabilmenin kolay olmayacağı ortadadır.’’(Mevdudi)

 

Üstelik bu kimselerin namaz, oruç, hacc vb gibi İslam’ın temel ibadetlerini de hiç kaçırmadan yerine getirmeye çalıştıklarını da düşünürsek bu hadiselerin anlatılmasının güçlüğü daha da anlaşılmış olacaktır. Gerçi Kur’an; İnsanlara “Firavun ve avenesine ibadet etmeyin’’ demekle ‘’ibadet’’ terimine bu kimselerin anladığı manadan daha faklı bir mana yüklemektedir.  

 

"Andolsun ki biz, her kavme "Allah'a ibadet edin ve tağuta kulluk(İbadet) etmekten kaçının " diye (tebliğ yapması için) bir peygamber gönderdik" (en-Nahl, 16/36) .

 

İnsanlar, Firavun ve avenesi için oruç tutup namaz kılmadıklarına göre buradaki ibadetten kasıt “Firavuna itaat etmeyin, O’na boyun eğmeyin” anlamını ihtiva etmektedir. Tek olan Allah’a ibadet edin, O’na kul olun, her işinizde O’na tabi olun, itaat edin…” denmektedir. Yani Tağuta kulluk (ibadet) etmemek, onların sözlerini geçersiz kılmak oluyor.

 

İşte çevremizde sıkça rastladığımız bir başka kesim ve inanış şekillerini yansıtan kesitler:

 

Birçok insan ölçüsüz bir hayat yaşıyor, çünkü herhangi bir bilgiye sahip değiller. Öylesine bir hayatı yaşıyorlar. Teselli buldukları şeylerin peşinden koşuyorlar. Dertlerini unutturacak her şeyi deniyorlar. Uygunsuz ilişkiler, içki sofraları, kumar masaları aklınıza gelebilecek her türlü sefil yaşantı var. Ama dine karşı da çok tuhaf bir sevgileri var. Faizle içli dışlı bir hayat yaşıyorlar. Namaz kılmıyorlar, oruç ise ancak ilk üç güne kadar dayanabiliyorlar. Fakat bu kişiler ile sohbet edenleriniz varsa kesinlikle dinlerini pazarlık konusu yapmıyorlar. İslam’a karşı tuhaf bir saygıları var. Her lafa girişlerinde kalplerinin temiz olduğundan dem vuruyorlar. Anlaşılan o ki bu kimseler Allah ile aldatıcıları tarafından fena bir şekilde kandırılmışlar. Çünkü günahlarının cezasını çektikten sonra cennete gideceklerini düşünüyorlar. Şirkin tanımı konusunda herhangi bir bilgiye sahip olmadıkları için yaptıkları her şeyi günah olarak algılıyorlar. Bu düşünceleri sebebiylede bu sefil yaşantılarına bir son vermeyi düşünmüyorlar. Fakat Kur’an bu kimseleri aldatanların söylediği şeyleri doğrulamıyor. Ve bu kesim öteki dünyada hiç beklemedikleri bir hüsranla karşı karşıya kalacaklar. İşin tuhaf olan yönü ise böyle bir düşünce tarzının Kur’an’da sürekli eleştiriliyor olmasıdır. Ve hadise hep Yahudilerle ilgili meselelerde ele alınıyor. Yani bu düşünceler İslam’a Yahudilerden geçen çarpık inanışlardır. ‘’Ateş bize sayılı günler dışında dokunmayacak’’ diyen bu kimseler aşağıdaki ayetleri dikkatlice okur iseler bu düşüncelerinin ne kadar yersiz olduğunu göreceklerdir. Bu ayetlerde eğer günah işlemeyi alışkanlık haline getirmiş iseniz ve tövbe etmeye yanaşmıyor iseniz cehennemde süresiz kalacağınız söyleniyor.

 

"İsrailoğulları, sayılı birkaç gün müstesna, bize ateş dokunmayacaktır, dediler. De ki: Siz Allah katından bir söz mü aldınız -ki Allah sözünden caymaz-, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"(Bakara–80)

"Hayır! Kim bir kötülük eder de günahı kendisini çepeçevre kuşatırsa işte o kimseler cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar."(Bakara–81)

 

Bir diğer kafa karışıklığı yaşanan husus ise faiz ile ilgili meseledir. Bu konuda kafalar öylesine karışıktır ki çok ihlâslı görülen Müslümanlar bile faiz ile ilgili haramın içerisinde yer almaktadırlar. Aslında faiz ile ilgili Kur’an’ın hükmü yukarıdaki günah işleme meselesi kadar ağır bir hükmü içermektedir. Bu konuda Allah faiz gibi bir büyük haramdan uzak durmayanların cehennemlik olduklarını ve cehennemde süresiz kalacaklarını belirtmektedir.

 

"Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Zaten alışveriş de faiz gibidir" demelerindendir. Oysa Allah alış verişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah'a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır."(Bakara–275)

 

Şirk ile günahın birbirine karıştırıldığı meselesine yukarıda kısaca atıfta bulunmuştuk. Zaten şirk koşanlar İslam dininden çıkıp müşrik oldukları için tövbe etmeyip bu hal üzerine ölürler ise süresiz olarak cehennemde kalacaklar. Allah Rahimdir o yüzden Cennete müşrik ve kâfirler gidemezler. Yüce Allah müminlerin özellikleri sıralarken Onlar için Allah’ın yanı sıra başka bir ilaha yalvarmazlar, sebepsiz yere başka bir cana kıymazlar ve zina etmezler diyor.  

 

Onlar Allah'ın yanısıra başka bir ilaha yalvarmazlar. Allah'ın yasakladığı cana, sebepsiz yere kıymazlar ve zina etmezler. Bu suçları işleyenler cezalarını görürler.(Furkan–68)

 

Dikkat ederseniz Yüce Allah başka bir ilaha yalvararak şirk koşulan bir hadisenin yanında zina gibi büyük günahı da zikrediyor. Müminlerin bu suçları işlemeleri ve tövbe edip bu durumlarından vaz geçmemeleri halinde ise; ‘’ Kıyamet günü azapları kat kat olur ve horlanmış olarak ebediyen bu azabın pençesinde kalırlar’’.(Furkan–69) diyor. Bu ayetlerde de süresiz bir biçimde cehennemde kalınacağı meselesi zikredilmektedir.

 

İzah etmeye çalıştığımız meseleler inşaallah yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemiştir. Burada hiç kimseyi tekfir etmeye çalışmıyoruz. İşin özeti nasıl bir inanç sisteminin içerisinde bulunduğumuzu bilelim, hal ve hareketlerimizi de ona göre düzenleyelim. Anlatmaya çalıştığımız bu büyük çoğunluk doğru zannettiği bir dine samimi olarak bağlanıp Allah adına bir şeyler yapmaya çalışıyor. Fakat doğru yolda olduklarını düşünüp bir ömürlerini tükettikleri yolun öteki dünyada yanlış çıkması gerçekten çok üzücü bir durumdur. İşte ben diyorum ki tüm bunları bu dünyada iken öğrenebiliriz. Tek yapmamız gereken şey Kur’an’ı kendi dilimizde anlayarak dikkatlice okumak. Bunu yapar isek hiç kimsenin yalanına da aldanmadan direk Allah’ın sözlerini hayatımıza aktarmış oluruz. Anlaşmazlığa düştüğümüz ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiğini de zaten Peygamber efendimizin hayatından bulabiliriz.

 

Şimdi çok ciddi bir yol ayrımındayız. İslam’ın ne olduğunu Kur’an’dan öğrenmeye karar verdik. Kur’an’ın tarif ettiği Müslüman’ın kim olduğunu da öğrenmiş olduk. Öyle ise İslam olmanın ilk şartını da yine bu bilinçle yerine getirmek zorundayız. İşte bu şart; "Lailâhe illâllah, Muhammedurresûlullah"ın içerdiği mananın hayatımızda yaşanılır hale dönüştürülmesidir. Yukarıda bahsettiğimiz tağutu ret yani "La’’ (Hayır) demek, yine yukarıda bahsedilen ibadet, rabb, ilah terimlerini gerçek manaları ile hayatımızda yaşayıp Allah’tan başka tüm ilahları ret etmek "La’’ (Hayır) demek ve “İlahe İllallah’’ (Yalnız Allah için) doğrultusunda tüm ibadetlerimizi yalnız Allah için yerine getirmek. Kendilerini yukarıda tanımlarını yapmaya çalıştığımız anlamları ile Rabb, İlah yerine koyan ve yalnızca kendilerine ibadet etmemizi isteyen tağutları ve sahte ilahları ret etmek, onlarla mücadele etmek ‘’La İlahe İllallah’’ sözümüzün anlamını oluşturmaktadır. ‘’Muhammedun Rasulullah’’ ise O’nun Allah’ın Resulü/elçisi olduğuna inanmak, O’nun şeriat olarak ortaya koyduğu esaslar dışında Allah’a kulluk ve ibadette bulunmamak, heva ve heveslerimize göre hareket etmemek, hurafeleri ret etmek yani sadece O’nun yoluna tabi olmak demektir.

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.” (Haşr, 59/7)

Bu bilinçle verilmiş karardan sonra artık gerçek anlamda Müslümanlar olmaktayız.  

Şimdi inandım dediğimiz tamam ben artık Müslümanlardanım dediğimiz sözlerimizin gerçekte doğru olup olmadıkları araştırılacak. Bu konularda sınavdan geçirileceğiz. Hiçbir sınava tabi olmadan cennet için vize alacağımızı düşünüyorsak bu düşüncemizde yanıldığımızı göreceğiz.

 

"İnsanlar sırf ‘inandık' demekle; hiçbir sınavdan geçirilmeksizin bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar?" 29/2

 

Tabi ki İman ettiğimizin ispatı, Kur’an’da belirtilen emirlerin yerine getirilip getirilmemesi ile ilgilidir. Sınav türü uygulamalı, inandım demek yetmiyor, Kur’an’dan öğrendiğimiz emirleri uygulayıp uygulamadığınıza göre sınava tabi tutulacağız. Bu bağlamda aşağıdaki Kur’an ayetlerinde ‘’iman sözlerinde’’ doğru olanların ne yapmaları gerektiği açıklanmış.

Gerçek mü'minler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaşanlardır. İşte iman sözlerinde doğru olanlar onlardır. 49/15

Yapmamız gereken şeyler çok açık bir şekilde sıralanmış. İman ettikten sonra davamızda asla şüpheye düşmemek, davamız uğruna gerekirse can vermek gerekiyorsa mallarımızı vakf etmek. İşte sözü doğru olanlar bu samimi Müslümanlardır. Yoksa mallarını köşe bucak kaçıran en ufak bir baskıda müşriklerle uzlaşan kimseler gerçekte müminler değildirler. Bu sınav ile yüz yüze geldiğimizde sözümüzde doğru olup olmadığımız anlaşılacaktır. Bu sınavı hakkı ile vermemiş bizlerin kalkıp ta haklılık yarışı içerisine girmemiz çok utanılacak bir durumdur. Yapılması gereken en güzel şey kardeşlerimizle tartışmak değil tekrardan tövbe ile direnmeye, yeniden dirilmeye çalışmaktır. Şunu asla unutmayalım ki ’’…Bu sınav sonucunda Allah, doğru sözlüler ile yalancıları kesinlikle belirleyecektir. 29/3

 

Sözün özü İslam amiyane tabirle ‘’yan gelip yatma’’ yeri değildir. Müslümanlığımız ailelerimizden aldığımız miras şekli ile olmamalı. Bizler de çocuklarımıza bu kötülüğü yapmamalıyız. Kur’an ve sünnet dikkatli bir şekilde araştırılmalı dikkatlice okunmalı. Yukarıdaki gibi bir çelişkiye düşmek istemiyorsak bırakalım İslam’ın emirlerinden haberdar olan herkes Müslüman olma ya da olmamayı bilinçli bir şekilde yapsın. Psikolojik baskı yapılmadan, kişiler yanlış bilgilendirilmeden Kur’an’ın mesajlarından net bir şeklide haberdar edildiklerinde belki de birçok kişi Müslüman olmayı kabul etmeyecektir. Bu şekliyle insanlarımız ikiyüzlülükten de kurtulmuş olur. Ama yinede çift kişilikli olmayı isterlerse bu onların kendi bilecekleri bir iştir. Fakat unutulmasın ki bu şekilde bir kimlikle Müslümanlığımızı Allah’a (cc) onaylatamayız. Çünkü hayatımızda yaşadığımız her şeyde birbirimizle çekiştiğimiz her konuda Kur’an’ı ve dolayısı ile Peygamberimiz’in (S) Kur’an’dan çıkardığı hükümleri hakem kılmadıkça iman etmiş sayılmayacağız.

 

Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı bulmaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (Nisa–65)

 

Selam ve dua ile…

972
YORUM LİSTESİ
süleyman 29-08-2011, 16:27:38
Allah razı olsun insanları bilgilendirdiğiniz,doğru yolu gösterdiğiniz için insanların cahiliye dönemi bence hala devam etmekte ve kafalarındaki düşüncelerin gerçek olduğunu düşünüyolar kur-an a yaklaşınca kafalarındakinin yanlış olduğunu anlarlar inşallh
 
leyla 22-07-2011, 09:10:35
ALLAH razı olsun inş biz de müslümanlığı iyice öğrenen we yaşayan kişiler oluruz sizin bu verdiğiniz bilgiler ışığında
 
nco1 28-04-2010, 19:32:08
kur-anın dışında adı kur-an diye vaadler zincirlerinin ortasında her esen rüzgarın esintisi ile her yana yayılmış kardeşlerimizi uyandırmalı nasıl?kafa karıştıran konuları ayetlerle DELİLLENDİRTMEMİZ bizi kullanan sözde müslümanları mağlub edecektir
 
ADEMOĞLU 05-04-2009, 17:26:56
Uyanış kardeşe acizane birşeyler demek isterim.
yazısındaki serzenişleri doğru ve neyi nasıl yapmalı sorusuna verilmesi gereken
cevap kendimce şu.
ilk olarak hikmet beyin yazısını iyi analiz etmesi gerekiyor oradaki uyarı ve doğru
yönelişi kaynağı kuran olan ve içerisinde beşeri idolejilerden esinlenmemiş,insani
düşünçelerin katılmadığı islamdır.
Yaşadığımız şu ortamlarda ve geçmiştede olan durumlarda insanlar islamı belirleyip
şekillendirmeye yeltenmiş ve dini Allahın dini olmaktan çıkarıp filanın anlayış ve
yorumuna bağlanmıştır.
Halbuki islam Allahın belirleyip ve mükemmel bir şekilde hazırlanıp yaşamak isteyenlere sunulmuştur.
Yapılacak katkı ve düşünceler onun evrenselliğini dar kalıplara sokmaya
çalışmaktan öteye gitmedi fakat başarılı olunamadı yanlızca dinini öğrenmeye
çalışan kardeşleri saptırmadan öteye gitmedi ve kolay olan zora sokuldu. amaç da buydu.
Fakat islamın gerçek değerleri ve onu gerçekten anlamak ve yaşamak isteyenler onu
gereği gibi anlayıp yaşadılar ve yaşatmaya gayret ediyorlar da islam düşmanları ve onların antiislami yandaşları işte o islama ve islamı yaşayanları karşı propaganda yapıp
radikal islam ve islami terör gibi yaygara kopartılar ve devam deiyorlar ki insanlar
gerçek islami değerler yerine teslimiyetçi anlayış ve yandaş davraniş serğileyen sözde
müslüman olunmayı gündemde tutmaya devam ediyorlar.
işte yaşanılam hayatlar ortada eğer yaşamımızı sorgularsak Alahın ölçüsü olan kuranla
karşılaştırdığımızda gerçekler ortaya net bir şekilde çıkaçaktır.
Zaten gerçekten inanma ve yaşamaya gsyreti olanlar bunu anlayabilirler.
 
UYANIŞ 31-03-2009, 22:41:06
SA. Yanlız Allah rızası için değerli zamanınızı bizim gibi genclere harcayıp gaflet uykusundan uyanmamız için yaptığınız bu çalışmlardan dolayı sizl(lere) dua ediyoruz. Yazınızda:''Fakat doğru yolda olduklarını düşünüp bir ömürlerini tükettikleri yolun öteki dünyada yanlış çıkması gerçekten çok üzücü bir durumdur. İşte ben diyorum ki tüm bunları bu dünyada iken öğrenebiliriz. Tek yapmamız gereken şey Kur’an’ı kendi dilimizde anlayarak dikkatlice okumak.'' Diyorsunuz ama biz gerçektende bunu istiyoruz inanmışız ve inandığımıza göre en doğrusunu yapmayı tabi istiyoruz ama her tarafta başka sesler yükseliyor. kim doğru söyluyor kuran diyorsunuz bizde onu okuyuruz ama bir sürü meal ve tevsir var hangisine el uzatırsak bi diğeri onun hakında olumsuzluklardan bahssediyor. meale bakıyoruz kuru bir mealdende pek bişey anlaşılaçağına inanmıyorum. BENCE SİZLER VE DİĞER BÜTÜN DİNİ DÜŞÜNÜRLERİMİZ ÖNCE OTURUP BİR NOKTADA ANLAŞMALI. VE ONDAN SONRA TOPLUMA YÖN VERMELİSİNİZ. YOKSA BİZLERDEN ÇOK SİZLERDEN BAZILARI DİĞER DÜNYADA BEKLEMEDİKLERİNİZLE KARŞILAŞAÇAKSINIZ.
Gerçekten bu karanlık yolda ve bu çok zor telefisi olmayan sınavımızda sizlerin en doğru sözlü olanınıza ihtiyacımız var. Allah RAZI OLSUN
 
Hubeyb 30-03-2009, 00:55:36
Müslümanım demekle bırakılıverilmeyecekleri kendilerine hatırlatılan insanlar,bütün ikazlara ragmen yinede kendi hevalarının ,gerekse islam dışı kültürlerden taşınan kalıntıların akıl ve vicdanlarda yer etmesine meydan vermelerinin sonucu olarak bitkiyi sarıp gelişmesine engel olmaktadırlar.Bunun çetin sonucu geregi gibi düşünebilselerdi,ne eder ne yapar tırnaklarıylada olsa o yabani otları söküp temizlerler.Ve Allah'ın gönderdigi dinin kendilerinde dal-budak salıp gelişmesine ve hayatlarını kapsamasına yol açarlardı.Allah razı olsun.
 
ADEMOĞLU 28-03-2009, 17:47:02
---Sizden önçekilerin başlarına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete gireçeğinizi mi sandınız.
Rahman ayetinde bahsetiği kimseleri bizlere şöyle tanımlıyor.
-----Onların etleri kemiklerinden demir taraklarla taranırdı da onlar yinede imanlarından
taviz vermezlerdi. diyor Allah resulü.
buradaki ölçü ve kaide hangi durumda olunursa olunsun hayatın CİHADİ islam
olduğunu bunun dışındaki yaşamın gerçek yaşamla özdeşmediğini anlıyoruz.
peki böyle bir hayat nasıl ve hangi ortamda yaşanır diye akla gelen soru olabilir.
Asla ve asla kurani kavramların dışındaki bir hayat olamaz dersek yanlış anlaşılır.
Çünkü yaşanılan hayatlar kurani sayılıyor ve öyle anlaşılıyor ve yanlışlıklar,
hatalar devam ediyor bizler alışıla gelmiş kılışeleşmiş inanişlarla devam ediyoruzda
ondan.
İşte gerçek kurani hayatların yaşanmaması islamın hakimiyetinede zarar veriyor
islamın hakim olmadığı toplumlarda işte görüldüğü gibi toplumların hakim olduğu
islam karşımıza çıkıyor ve tabiki sanal cennetlere doğru emin adımlarla gidiliyor.
Hüsranı gördüğümüzde iş işten geçmiş oluyor.
Artık yemeği agzımızla yerken şaşırıp göümüze aktarmıyorsak işte ilk adımı
dogru attık demektir ayrıca işlamı kurumlar hizipler belirlememeli .
selam ve dua ile.
 
ihsan 27-03-2009, 15:37:59
Allah razı olsun abi. gerçegi benim düşüncelerimi yazılı olarak aktarma kabiliyetim biraz kısırdır; ama şunu bütün samimiyetimle söyleyeyim gerçekten de insanın kafasıda olan soru işaretlerini daha dogrusu kafasındaki dogru saydıklarının birbirine zıtlaştıgı yerleri çok iyi tespitetmişve bu zıtlıkları açıklana bilecek en güzel şekilde açıklığa kavuşturmuşsunuz.
 
zumer_ 27-03-2009, 14:44:10
Allah razı olsun... Ne mutlu Alllahı tek illah tek kanun koyucu tek egemen olarak kabul edip Hz Muhammed s.a.v şeriatından kalplerinde hiç bir şüphe olmayanlara ve beşeri idolojilerden kaçınıp Allahın kulpuna sımsıkı yapışanlara SELAM OLSUN...
 
mehlika 27-03-2009, 13:19:55
allah razı olsun
 
vahted 26-03-2009, 12:16:28
Allah razı olsun. günümüz coğrafyasında müslümanlığın sadece miras bir din oarak aktarılıdığı kısır dönemde insanların kavramlara ne kadar uzak olduğunu tespitini iyi analiz etmişsiniz. kendisini müslüman olarak tanımlayan bir kimsenin islamla ilgisi olmayan demokrasi gibi bir kavramınasıl savuna bilir? üstelik biz müslüman bir partiliyiz diyen bir parti liderinin biz diğer partilerden daha demokratiğiz dediği günümüzde. Allh razı olsun
 
musab571 25-03-2009, 18:33:55
Allah razı olsun...
 
tapusuz 24-03-2009, 17:35:07
Allah razı olsun. gerçekten de ön yargısız Kurana yaklaşıldığında, bizlerin ne denli çelişkilerle karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkıyor. Ama çok az bir kesim sizin bu önerinizi yapıyor.İnsanlar da çoğunluğa uymakta diretiyor, kendilerine emir sahibi yaptıkları kişilerin sözleri ile hareket ediyorlar.İnşallah Allah bu kardeşlerimizi Kuran ve sünnet ışığında, tağutun pençesinden kurtarıp hidayet yolunu gösterir.
 
bünyamin 24-03-2009, 17:12:14
kelimeler ,kavramlar ve onlara yüklenen anlamlar.insanları aynı şeyi okudukları halde farklı şeyler yapmaya yönelten sebeb budur.insanlar aynı kuranı okuyor aynı peygamberin hayatını öğreniyor.ama yaşamları arasında uçuk bir fark var.bu da okudukları kelimelere yükledikleri anlamlarla ilgili.yani kelimelere allahın yüklediği manaları kabul edenler olduğu gibi şeytan ve dostlarının sistemli çalışmaları ile yüklenen anlamları kabul edenler de vardır. bu sorumluluk yol ayrımında duran insanlara aittir.kimisi bu yol ayrımına hiç gelememektedir.gelenler de bu iki tercihten birini yapmaktadır.genelde de kolay olan ve tehlikesiz olan,dünyada rahat bir hayat ve ahirette de cennet vaadeden yol seçilmektedir.diğer yolun yolcuları da hep az bir topluluk olmaktadır.o az topluluktan olmak en büyük dileğimizdir.kelimeleri anlamlandıranm kardeşimize eline sağlık diyorum.allah razı olsun.müslümanlara ve müslüman adaylarına tavsiyem de kelimelere allahın yüklediği anlamları öğrtenerek bakın.o zaman ahirette bir süprizle karşılaşmayız inşaallah.
 
DİĞER YAZILARI

20/04/2012 - 15:51 MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK

14/03/2012 - 07:17 SINAVA DÂHİL OLMAK

14/02/2012 - 08:11 AŞK, SEVGİ, "SEVGİLİLER GÜNÜ"

12/01/2012 - 23:27 İNFAK: EN SEVDİKLERİMİZDEN

17/11/2011 - 21:26 AMERİKAN BAHARI

06/10/2011 - 09:22 OLUMSUZ BAĞIŞIKLIKLAR

15/09/2011 - 08:31 KISKANÇLIK/HASET

20/07/2011 - 23:11 KENDİNİ BEĞENMİŞLİK

17/06/2011 - 11:17 İKİYÜZLÜLÜK

11/05/2011 - 11:18 BÜYÜKLENMEK

11/04/2011 - 13:10 DÜNYA SEVGİSİ

08/03/2011 - 01:10 "KAZA" VE "KADER"

06/02/2011 - 13:48 TUNUS VE MISIR AYAKLANMALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

01/02/2011 - 19:25 DÜRÜST ADAM, HIRSIZ ÜLKE

11/01/2011 - 22:29 İktibas Dergisi'nin 31. Yılı

16/12/2010 - 23:02 O gün

29/11/2010 - 19:13 SULANDIRILAN KAVRAMLARIMIZ VE GÜNDEMİMİZ

12/11/2010 - 11:59 KURBAN BAYRAMINDA İSLAM COĞRAFYALARI

19/10/2010 - 18:21 TEK DİN İSLAM

20/09/2010 - 14:19 MÜSLÜMAN OLMAM NEYİ GEREKTİRİR?

23/08/2010 - 12:20 UMRE İZLENİMLERİ

27/07/2010 - 12:09 RAB VE İLAH KAVRAMLARINI YENİDEN HATIRLAMAK

25/06/2010 - 10:28 İLK GÜNKÜ GİBİ OLABİLMEK

26/05/2010 - 10:29 AZ KALSIN MÜSLÜMAN KALAMAYACAKLARDI…

29/04/2010 - 11:51 MECNUN’UN DEVESİ

12/04/2010 - 10:58 "ESKİLERİN MASALLARI"

25/03/2010 - 11:43 GÖKYÜZÜNÜN ERİMİŞ MADEN GİBİ OLACAĞI GÜN

03/03/2010 - 17:24 KAVGAYI GÖRMEK GEREK

22/02/2010 - 08:15 GERÇEK TAKVA SAHİPLERİ

25/01/2010 - 15:04 DOĞRU DİN BİRDİR, DEĞİŞMEZ!

05/01/2010 - 10:39 İMANIN HAKİKATİ

15/12/2009 - 11:36 KÖKTEKİ BİLİNÇ

01/12/2009 - 10:22 HİCRET

30/10/2009 - 13:44 AHDE VEFA

04/10/2009 - 15:45 İÇİMİZDEKİ 'BEN'

08/09/2009 - 09:51 ORUÇ, "GIYBET"İ YOK ETMELİ

13/08/2009 - 17:52 RAMAZAN AYI KUR’AN AYIDIR

14/07/2009 - 00:05 ALLAH'IN İSİMLERİNİ EZBERLEMEK

18/06/2009 - 12:32 NUH'UN GEMİSİ

19/05/2009 - 22:37 EBU LEHEB’İN ELLERİ KURUSUN!

21/04/2009 - 00:19 SAHİPLİĞİ DEĞİL ŞAHİTLİĞİ OMUZLAMAK

14/04/2009 - 11:43 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM–2

24/03/2009 - 09:44 YOL AYRIMI

16/03/2009 - 09:34 ÇEÇENİSTAN’I UNUTMAYALIM

26/02/2009 - 12:09 28 ŞUBAT TAMAM, YA İÇİMİZDEKİ 28 ŞUBATLAR

08/02/2009 - 21:07 MÜNAFIKLAR HAKKINDA…

14/01/2009 - 10:44 ŞEHİD GAZZE

22/12/2008 - 22:00 SABIR GÜNLERİ

29/11/2008 - 12:45 ÖZGÜVEN İÇERİSİNDE YOL ALMAK

10/11/2008 - 12:29 YUSUF KISSASI VE DAVET METODU
YAZARLAR
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
MÜLK KAVRAMINI DOĞRU ANLAMAK
Ömer KARAKAŞ
KOPARILAN İMAN-AMEL BÜTÜNLÜĞÜ BAĞI
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat