Bu coğrafyada yaşayan bir Müslüman olarak, İslami uyanış süreciyle tanışıp “ilah”, “rab”, “ibadet” ve “din” kavramlarının Kur’ani anlamlarına vakıf olduğum ve bu bilgi ve bilinçle yeniden iman ettiğim gün “seçim”imi de yapmış bulunuyordum.
28 Şubat sürecinin baskı ve dayatmalarına rağmen artan bir ivmeyle yükseldiği varsayılan “dindarlaşma” eğilimi üzerine, bu eğilimin niteliği eksenindeyazmayı düşündüğüm yazıyı erteleyip, seçim sath-ı mailine girilmesi ve Müslümanlar arasında oy verip-vermeme tartışmasının yeniden alevlenmesi sebebiyle bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.
Bir Müslüman olarak “seçim”le ya da “oy”la bir sorunum olmadığını baştan söyleyeyim. Benim için mesele, “seçim”imde iman ettiğim ilke ve değerlere mutabık olmak, “oy”umun bu ilke ve değerlerle çelişkili olmamasıdır.
Bu çerçevede, “seçim”imi doğru yapmam için, öncelikle, iman iddiasında olduğum ilke ve değerlerin bilincine varmam gerektiğini ve içinde yaşadığım toplum ve bu topluma hükmeden siyasî organizasyon biçimini bu bilinçle algılayıp yorumlamam gerektiği bilmeliyim. Çünkü bu temel altyapı olmadan doğru “seçim” yapmak imkânı yoktur.
Bu coğrafyada yaşayan bir Müslüman olarak, İslami uyanış süreciyle tanışıp “ilah”, “rab”, “ibadet” ve “din” kavramlarının Kur’ani anlamlarına vakıf olduğum ve bu bilgi ve bilinçle yeniden iman ettiğim gün “seçim”imi de yapmış bulunuyordum.
O zamana kadar bilinçsizce tekrarlayıp durduğum “Lâ ilahe illallah”ın, yeryüzünde yüce Allah’ın hükümranlığına boyun eğmeyen, başkaca hükümler uydurarak O’nun hükümlerini geçersiz kılmaya çalışan tüm otoritelere açık bir reddiye olduğunu kavramış ve bu bilinçle “seçim”imi yapmıştım.
Tarafımı bu bilinçle belirlemiş ve “oy”umu tağuti düzenleri tüm kavram, değer yargısı ve sembolleriyle reddetmek yönünde kullanmıştım.
Gelelim meselenin “29 Mart” kısmına…
Tüm kavram, değer yargısı ve sembolleriyle reddi yönünde “seçim”de bulunduğum bir sistemin genelde ya da yerelde kimler tarafından işletileceği yönünde yapılan oylamalar benim seçimim değildir ve olamaz. Bu oylamalara iştirak etmek suretiyle, yaptığım köklü “seçim”le çelişkiye düşmekten Allah’a sığınırım.
Allah’ın insanlar için belirlediği hayat ölçüleri dışındaki tüm anlayış ve idolojilerin ortadan kalkması ve yeryüzünde yalnız Allah’ın ölçülerinin hakim kılınması dâvâsına gönül vermiş biri olarak, bâtıl bir sistemin daha iyi işletilmesi yönünde yapılan bir yarışa iştirak etmeyi kendimi tekzip etmek sayarım.
Mevcut sistemi idare edecek aktörlerin belirleneceği bir oylamaya katılmanın, bu sistemi ayakta tutan “kanat siyaseti”ne dahil olmak, ona hayatiyet vermek anlamına geldiğinin bilincinde olarak, “seçim”imde sabit kadem olmayı yeğlerim.
Ve ben bilirim ki, “Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirecek değildir.” (Bkz. Ra'd 13/11) Dolayısıyla, yapılması gerekenin, bâtıl sistemlerin ömrünü uzatan oylamalarla oyalanmak yerine, var olan potansiyel ve enerjiyi davet eksenli ciddi bir toplumsal dönüşüm mücadelesine kanalize etmek olduğuna inanırım.
haklısınız bilindiği gibi ülkemizde oykullanmamamk suçtur boş oy atmanın sistem partilerine yarayacağı aşikardır ben izmirde yaşayan birey olarak ve izmirin kenar semtlerinden birinde ikamet ettiğim için,ve 41 yıldır izmirde yaşıyorum hiç bir hizmet görmedik desek yalan olmaz kim kazanırsa kazansın kenar semtlerde yaşayanlar için değişen bir durum yok
Şükrü Hüseyinoğlu
25-03-2009, 00:18:15
Gaflet nedir bilir misiniz Erdinç bey?
Müslüman olmanın ilk şartı ve adımı olan "La ilahe illallah" cümlesini, bu cümlenin tüm bâtıl anlayışları, yaşayış biçimlerini ve sistemleri reddetmek ve yalnız alemlerin Rabbi yüce Allah'ın ölçülerini ölçü edinmeye söz vermek olduğunu bilmeden söyleyip durmaktır.
Gafil olmak, reddetmekle yükümlü olduğumuz tağuti sistemleri daha iyi yönetme iddiasıyla yapılan seçimleri sorgulamak yerine bu seçimlerin bir parçası olarak "Lailahe" dediğimizde verdiğimiz o ağır sözün hilafına davranmaktır.
ERDİNÇ
24-03-2009, 00:41:05
Ey Kardeşim eğer samimi isen gafilsin, aksi hali düşünmek dahi istemiyorum.
Selam ve Dua ile...
Editörün Notu:
Sayın okurumuz, yorumunuzun hakaret içeren cümlesini kaldırmak zorunda kaldık. Lütfen yorumlaınızda sadece fikirlerinizi belirtin. Kimse kimseye hakaret etmeye hak sahibi değildir.
Enes
23-03-2009, 18:20:21
Siyasi tartışmalara girmicem ama Şükrü abi bana uzak cümleler kuruyon yada çok bilimsel konuşuyon benim haberim yok :D
Ahlas
21-03-2009, 01:16:22
AKPnin islami bir grup olmadigini rahatlikla soyleyebiliriz. Cunku amaclarini ve tabi olduklari degerleri her zaman belirtiyorlar. AKP İslam adina birsey yapti mi? dolayli yoldan faydali oldugu dusunulse de ben bunu ciddi bulmuyorum. Ayrica ben onlarin muslumanlarin direncni kırmakla ve gunaha daha cok sevk etmekle sucluyorum. En basiitinden bakalim istanbulda yollar ve metrobusler yapti ve insanlarin yasam kosullarini kolaylastirdi. Ama bir musluman Taguti bir sistemin basina gecenleri maddi menfaatler icin destekleyemez ki? Bu dunyevilesme olmaz mi, cunku taguti sistemi elestirmeden basina gecenler sizce Kur'an'in emri olan tagutu reddetme eylemini gerçekleştirmiş olur mu? Ayrica bir musluman olarak zinanin ebedi atese goturen 4 gunahtan biri oldugunu Kur'an'dan biliyorum. Kur'an ayni zamanda zinaya yaklasmayi ve goz zinasini acikca yasaklamisken, buyuksehiir ve bircok ilce belediyesini ellerinde bulunduran AKP neden zinayi dolayli yoldan yayginalstiriyor. Levent metrosunda 1 sene boyunca 13 yasindaki cocuklarin yer aldigi dogum kontrol mazlzemesi reklami yapildi kac kez dilekce kutusunu doldurmama ragmen. simdi yapilan metrobusun her duraginda İsrail urunu Avon'un reklami ciplak bir kadinla yuzlerce billboardda yuzbinlerce insanin gunahina girilerek yapiliyor. Neden izin veriyor buna AKP? Maddiyattan baska nedeni yok? Yani Kur'an'a ve muslumanlarin taleplerine ragmen bunu yapiyorlar, Cunku halk artik AKP'ye guvenmis bir kere ne olursa olsun guvenmis Tayyib ve Abdullah Gül'un varligi veya eslerinin basortulu olmasi yeter onlara! Ama samimi muslumanlara bunlar asla yetmeyecektir?
Şükrü Hüseyinoğlu
17-03-2009, 10:36:39
Ben CHP ve sistemin paradigma ve insan kaynağı açısından bittiğini söylüyorum, sense işi ironiye döküp "CHP'ye oy vermek"ten bahsediyosun. Böylece CHP'ye arayıp da bulamadığı kaynağı biz sağlayalım demiş olmuyor musun değerli kardeşim!
Ayrıca bizlerin tek amacı bâtılı yıkmak değildir, aslî olarak hakkı hakim kılmaktır. Batıl gidince hak gelmez, hak gelirse bâtıl zail olur. Dolayısıyla bizim yapmamız gereken, kâr-zarar hesaplarına göre politik manevralar yapmak değil, Nebevi metod uyarınca davet eksenli ciddi toplumsal bir dönüşümün mücadelesini vermekir.
ömer bitlis
17-03-2009, 09:19:22
o zaman CHP ye oy verelim...
Şükrü Hüseyinoğlu
16-03-2009, 22:01:17
Değerli Ömer kardeşim,
Mevcut sistemin bir enstrümanı olarak oy vermeyi reddedip de "AKP belediyeleri"nde çalışan ya da bu belediyelere iş yapanlar, bunu daha çok bu kurumlarda yöneticilik yapan ya da çalışan tanıdıkları aracılığıyla yapmaktalar. Kimliklerini ve tercihlerini açıkça ortaya koydukları, şahitlik misyonundan ödün vermedikleri müddetçe bunda bir sakınca olacağını zannetmiyorum.
Bizim kararlarımızı vermekte temel alacağımız ölçüler iş bulma, iş alma gibi dünyevî beklentiler olamaz. Kararlarımızı inandığımız ölçü ve ilkelere göre vermemiz gerekir.
Oy vermeme tavrı kısa vadede CHP'ye yarayabilir. Fakat uzun vadede hem CHP, hem de CHP'nin kurucusu ve halen temel unsuru olduğu sistem açısından hiç de olumlu olacağı söylenemez. Zira mevcut sistem paradigma olarak da, insan kaynağı olarak da bitmiş durumdadır. 28 Şubat sonrasını hatırlayalım: Ecevit Hükümeti memur maaşı veremez duruma gelmişti ve deprem yardımlarını memur maaşı vermek için kullanmak durumunda kalmıştı. Şunu söylemek istiyorum: meydanın CHP kalması CHP ve sistem açısından yükseliş değil bitiş anlamı taşıyacaktır, bunun tüm işaretleri mevcuttur. Bugün muhafazakâr kadrolar bitmiş bir sistemi ayakta tutan koltuk değneği işlevi görmektedirler.
Bizim dünyamıza yakın insanların oluşturduğu siyasî partilerin kazanması duygusal olarak hoşumuza gidiyor olabilir. Seçim akşamları bu duyguları yaşayabiliriz. Fakat bu duyguların aklımızın ve ilkelerimizin önüne geçmesine izin vermemeliyiz. Duygularımızla değil, doğruyu yanlıştan ayıran ilkelerimiz ve bu ilkelerle yaşadığımız hayat arasında bağ kuran aklımızla hareket etmeyi bilmeliyiz.
ömer bitlis
16-03-2009, 00:18:01
"Tüm kavram, değer yargısı ve sembolleriyle reddi yönünde “seçim”de bulunduğum bir sistemin genelde ya da yerelde kimler tarafından işletileceği yönünde yapılan oylamalar benim seçimim değildir ve olamaz. Bu oylamalara iştirak etmek suretiyle, yaptığım köklü “seçim”le çelişkiye düşmekten Allah’a sığınırım. "
Seçimler ve seçimde oy kullanma meselesi yukardaki paragrafı yazdım işi çözdüm diyecek kadar kolay değil.
Bazı noktalara temas etmek istiyorum.
1-Yukarıdaki yazı genel seçimler için yazılsa daha tutarlı olmuş olabilirdi.
2- Seçimlerde oy vermem diyenlerin AKP belediyelerinden gerek işalma, gerek iş bulma noktasında sıkça faydalanması bir tenakuz olarak karşımızda duruyor.
3- Akp li belediyeler çok olsun islamcılarda işbulsun. Bu kötü bir ikilememi, yoo benim kulağıma çok kötü gelmiyor. Ama tartışmak lazım.
4-AKP ye oy vermeyince CHP nin işine yaramış oluyormu bu tutum?. Yarıyorsa oy vermemek caiz mi?
5-AKP İslami Hareketi dejenere ediyor onun için oy vermeyelim mi? Yoksa İslami hareket zaten dejenere kendini AKP ile mi kandırıyor?
6- AKP ye islami hassasiyeti ile oy vermeyenler seçim akşamı Akp ile CHP arasındaki oy oranı farkı çok olunca sevinirlermi? Sevinirlerse niye oy vermezler?
7-Hem AKP ye oy verip hem AKP li olmamak nasıl izah edilir?
Bu soru biçimindeki tesbitlere yukarıdaki yazıda cevap bulabilmiş değilim. Ama genede yüreğine sağlık.
Ziyahan
12-03-2009, 09:33:36
Seçimler bir illüzyondur. Şükrü Hüseyinoğlu her şeyden önce satır aralarında bu gerçeğe ışık tutuyor..
Nicedir, halk temsili demokrasinin cilvelerinden bıkmış, bir "illüzyon" olan seçimlerde, reyinin bir kıymeti olmadığını, ne sihrinin ne de kerametinin bulunmadığını, esas marifetin el çabukluğunda olduğunu zaten kavramış bulunuyor. Bu yüzden değil midir, oy kullanma oranlarının giderek düşüyor oluşu..
Seçimlerin kıymetine dair hem Vahyi hem de reel politikanın içerisinden pek çok referans bulmak mümkündür.
Örneğin, Rus Devrimi'nin önderi V.I Lenin, "Seçimler hep olmuştur, ama seçimle hiç olmamıştır" diyerek bu gerçeğe ışık tutarken, alternatif olarak halk ayaklanmasını göstermiştir.
Vahyi bakış ise, biricik kaynağı Kur'an-ı Mubin'de, toplumların değişim dinamiklerini, çelişkiye yer olmaksızın tespit etmiş, "hidayet" istikametini tutacak olan toplumlara bir yol haritası bahşetmiştir.
Sosyoloji terminolojisi ile devam edersek, Kur'an-ı Mubin'de yer alan, davet çalışmaları yapan ve Hakk'a çağıran elçilerin hikayelerini (Kısas-ül Enbiya) bir monografi olarak okursak, Kur'an'ın tespit ettiği Toplumların Değişim Dinamiklerinin bir etüdünü görmüş oluruz. Kur'an, yalnız geçmişte değil, bugün ve gelecekte de inanan ve teslim olanlar ile gerçeği örtenleri de bu etüd sahasına davet etmektedir. "Yeryüzünde dolaşıp sizden öncekilerin sonunu görmez misiniz?"
...
Seçimlerin hırgürü içerisinde, seçilen birkaç kelime olarak, temiz toplum ve temiz siyaset kelimeleri ne kadar albenili gözükse de bir kez daha, halkın tercihii yine halkın niteliğinin belirleyeceği apaçık duruyor.
Çünkü verili durumda, kimsenin yolsuzluk ve hırsızlıktan şikayetçi olmayıp, aksine, sıranın bir türlü kendilerine gelmemiş olduğundan muarız oldukları gerçeğini kavrarsak, geriye bir tek şu harikulade vahyi önerme kalıyor..
"Bir toplum kendi içindekini değiştirmedikçe, biz o topluluğu değiştirmeyiz." Rad 11