KNKM'de "Umre Yolculuğu" konuşulacak
Hamza Er, Edremit'te konuşacak
Kafkas sempozyumundan Rusya rahatsız oldu
İktibas'ın Mayıs sayısı okuyucuyla buluştu
Tebbet suresi’nin bize öğrettikleri
'Türkiye, sırtını Batıya dönmüyor'   |   Heniyye: Filistin topraklarında İsrail'e yer yoktur   |   Oğlumu iki metre toprak altından çıkardım   |   Obama: Radarın kontrolü NATO'ya devredilsin   |   "İran'a saldırı planı hazır"   |  
Ana Sayfa Künye İnternet Kullanma Kılavuzu Ziyaretçi Defteri İletişim
KUR'AN SİYER AKAİD FIKIH KAVRAMLAR RÖPORTAJLAR VİDEO İSLAM DÜNYASI GÜNCEL KÜLTÜR SANAT MEDYA OKUMA GÜNLÜĞÜ
Canlı Yayınlar
Kategoriler
KUR'AN
SİYER
AKAİD
FIKIH
KAVRAMLAR
RÖPORTAJLAR
VİDEO
ETKİNLİKLER
KARİKATÜR
İSLAM DÜNYASI
GÜNCEL
KÜLTÜR SANAT
SEÇME YAZILAR
MEDYA
E-KİTAP
İBRETLİK
ŞİİR
TAKVİMİMİZ
OKUMA GÜNLÜĞÜ
Şahit Olanlar
Okuma Günlügü
Kitaplar
Dergiler
Anket

Yönetici :..

Ak Parti en çok kimleri dönüştürdü?

Seçenekler
Sistemi
Sağcıları
Solcuları
Müslümanları

Sonuçları Göster

 
EŞİMİ SILA BİLDİM -1-
Mustafa KOCAMAN - 18/01/2009 - 11:38
Evlilik içinde ise alçakgönüllülük, eşinizin kimlik (cinsiyet, karakter ve şahsiyet) oluşumuna etki eden, onu sizden ayırıp özgün kılan unsurların hürmete layık olması, bu özgünlüğün eseri olarak ortaya koyduğu güzel eylem ve çabaların karşılık görmesidir.

Çevremizde nice umutlarla, güzel hayallerle başlayan birçok evliliğin, hazin bir şekilde sonlandığına ya da zoraki beraberliklere dönüştüğüne şahit oluyoruz. Bu vakaların iç yüzünü eşelediğimizde ise evliliğin mantık örgüsünden uzaklaşmış, bencilliğin öne çıktığı insan manzaraları çıkıyor karşımıza.

Neden böyle oluyor diye sorduğumuzda, birçok sebep sıralamak mümkün tabii. Ancak temel sıkıntı, evliliğin doğasını, onu oluşturan ya da oluşturması gereken unsurları bilmiyor oluşumuz maalesef. Bu yüzden olsa gerek çıkmazlarımız içinde bocalıyoruz habire.

Önce evlilikle insan fıtratı arasındaki münasebete değinmek istiyorum kısaca.

İnsan, yetişkinliğe erişinceye kadar farklı birçok dönemden (bebeklik, çocukluk, v.s.) geçer. Bu dönemler birbirini izlerken kişi, iç ve dış(aile, arkadaş, v.s.) birçok faktörün etkisinde kalır.

İnsan hayatındaki asıl değişimler ise ergenlik çağında görülür. Bilhassa cinsel kimliğin oluşumu, mevzu dönemi diğerlerinden ayıran belirgin bir farktır.

Bu döneme kadar sükûn halde bekleyen cinsellik, ergenliğe adım atıldığında, kişinin bünyesinde bedensel ve ruhsal değişimlere yol açacak yeni bir süreci başlatır. Böylesi bir süreç sonunda, insan durularak yetişkin bir erkek veya kadın olarak hayat içinde görünürlük kazanmaya başlar.

Ancak kendisi için yaşam gelgitlerle dolu, kabarıp duran bir denizdir artık.  Onla baş edebilmek, suyun üzerinde kalabilmekse yalnız başına kolay değildir. İşte bu anda evlilik kadın-erkek her iki taraf içinde umuda bir yol olarak önlerinde uzanıverir. Fakat bu yolda seyahat etmeninde kendine göre esasları vardır.

Bu konuda önemli gördüğüm aşağıdaki ayeti sizlerle paylaşmak istiyorum:

 “Sizi topraktan yaratmış olması, O'nun ayetlerindendir; sonra siz, (yeryüzünün her yanına) yayılmakta olan bir beşer oldunuz. İçinizden, kendisinde huzur ve sükûn bu(lup duru)lacağınız eşler var edip, aranızda meveddeti ve rahmeti ikame etmesi de O’ nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Rum Suresi )20-21

Ayetler genel hatlarıyla bize evliliğin resmini çiziyor.  Bu resmi gerçek kılmak içinse dört önemli kavrama değiniyor.

Bunları tevazu, sekinet(huzur ve sükun), meveddet(sevgi ve muhabbet) ve rahmet(veya şefkat) olarak sıralayabiliriz.

Bunlardan tevazuyu ele alalım önce isterseniz.

Tevazu diğer bir deyişle alçakgönüllülük, büyüklenmenin, kendini beğenmişliğin karşıtıdır. Hayat içinde sizi üstün kılan dünyevi her ne varsa (para, zeka, makam, şöhret v.s.) onlardan sıyrılarak, muhataplarınızla ilişkilerinize uhrevi bir sadelik ve ölçü getirmektir.

Ayetin başında insanın topraktan tabiatına vurgu yapmanın hikmeti de bu olsa gerek.

Evlilik içinde ise alçakgönüllülük, eşinizin kimlik (cinsiyet, karakter ve şahsiyet) oluşumuna etki eden, onu sizden ayırıp özgün kılan unsurların hürmete layık olması, bu özgünlüğün eseri olarak ortaya koyduğu güzel eylem ve çabaların karşılık görmesidir.

Örneğin kadın ve erkek olarak ayrı ayrı tabiatlara sahip olmak bir farklılıktır. Ancak ne erkek olmak tek başına bir üstünlük, ne de kadın olmak bir zayıflıktır. Sadece rabbimizin bizler hakkındaki tercihinin yeryüzündeki tezahürüdür o kadar. Ki bu fark bizleri bir araya getiren ana sebeptir aynı zamanda.

Ya da eşinizin karakteri; o da saç rengi, göz rengi gibi insanın genlerine kodlanmış bir bilgi aslında. Farzı mahal siz dışa dönük bir insansınızdır eşiniz ise tam tersi bir yapıya sahiptir. Veya tez canlısınızdır, eşiniz daha ağır bir insandır. Siz duygusal bir insansınızdır, eşiniz sert mizaçlıdır. Misalleri çoğaltmak mümkün,  onun içinde eşinize yaklaşırken, davranışlarını kavramaya çalışırken bu tarafının farkında olmak gerekir.

Bu konuyla ilgili başka bir husus da karakterimiz üzerinde yükselen şahsiyetlerimiz.

Eşinizin sizle birleşen hayatına kadar geçen zamanda şahsiyetini oluşturan etkenler doğal olarak sizden başka olacaktır. Bu başkalık aynı zamanda kendine has(etnik, kültürel, ekonomik, v.s.) birçok farklar içerecektir. Dolayısıyla eşinizi diğer insanlardan ayıran, onu biricik kılan şahsına karşı da tevazu içinde olmanız gerekir.

Tabii insanın söz ve davranışlarının, kimliği ve alışkanlıkları etrafında anlam kazandığını da unutmamak lazım. Doğaldır ki eşinizle olan ilişkinizde, bu çerçevede biçimlenecektir. Bu biçimleniş esnasında ise hatalar yapmanız muhtemeldir. Böyle bir noktada, eşinizin şahsıyla hatalarını ayıracak feraseti-bakışı sağlayacak olan, yine mütevazi duruşunuz olacaktır.

Değinmek istediğim diğer bir kavramda şefkat (merhamet) .

Tevazu gibi şefkatte eşimizle kurduğumuz dostluğa anlam katan, onun devamlılığını sağlayan hayati bir damardır.

Evliliğimizin karşılıklı anlayış çerçevesinde sürüp gitmesini mümkün kılan, beraberliğimizi diri ve taze tutan önemli bir duygusal bağdır.

Yaşam kendi hızında akıp giderken evliliğiniz her zaman istenildiği gibi seyretmeyecektir. Zaman zaman doğanız gereği hatalar-yanlışlar yapmanız muhtemeldir.

Bu hal ilişkilerinizde açmazlara, gerilimlere yol açabilir. Daha da kötüsü yaşadığınız sorunlar, zamanla büyüyerek eşinize karşı sizi kin ve nefretle yükleyebilir. Mevcut bu durum giderek ilişkinizi törpülemeye, yıpratmaya başlar. Tam bu noktada selim aklı sağduyuyla buluşturup sizi çözüme götürecek olan, eşinize karşı duyduğunuz şefkat hisleri olacaktır.

Kısa bir hikâyeyle yazımı tamamlamak istiyorum.

Evlilikleri huzur içinde sürüp giden mutlu bir çift, zaman içinde ortaya çıkan anlaşmazlıklar yüzünden boşanmanın eşiğine kadar gelmiş. Çıkar yol bulamayınca da çevrelerinde sevdikleri-saydıkları bir bilgenin kapısını çalmışlar.

Bilge onları uzun uzun dinledikten sonra müsaadelerini isteyerek evinin bahçesine kadar çıkmış. Kısa bir süre sonra elinde bir fidanla odaya geri dönmüş. Sonrada onlara hitaben demiş ki:

Sizden elimde gördüğünüz fidanı, evinizin bahçesine dikmenizi istiyorum. Eğer ki gün gelirde bu fidan kurursa, beraberliğinizin bir anlamı kalmamış demektir,  o zaman ayrılabilirsiniz.

Gel zaman git zaman fidan yavaş yavaş büyümeye başlamış. İki taraf da fidan kurumasın diye birbirinden gizli, su vermeyi ihmal etmiyormuş.

Ancak bir gün beklenmedik bir şey olmuş. İkisi de ellerinde su kabı varken, gecenin bir yarısı bahçe kapısında karşılaşıvermişler. Bir anlık şaşkınlıktan sonra birbirlerine sevinçle sarılarak, ağlamaya başlamışlar.

İşte böyle! Sizde tevazunun toprağına ellerinizle dikmiş olduğunuz sevgi fidanını, şefkatle sulamayı unutmayın.

Bir sonraki yazımızda meveddet ve sekinet kavramlarını ele almaya çalışacağız inşallah.

Selam ve dua ile…

1260
YORUM LİSTESİ
bekir 16-03-2009, 15:24:47
Bir gün Efendimiz Hz. Ali ye sorar :
Ya Ali Allah ı seviyor musun?
Evet Ya resulullah

Peki Beni seviyor musun?
Evet Ya resulullah

Peki Anne babanı seviyor musun?
Evet ya resulullah

Peki çocuklarını seviyor musun?
Evet ya resulullah

Peki bu kadar sevgiyi bir kalbe nasıl sığdırıyorsun?
diye sorunca, Hz. Ali bu beklemediği soru karşısında şaşırmış ve cevap verememişti. Bunu düşünmem gerek diyerek oradan ayrılmıştı..
Hz. Ali düşünceli bir şekilde dolaşırken eşi Hz. Fatıma eşinin düşünceli olduğunu fark edince kendisine sorar:

'Nedir bu hal Ya Ali' der. "Eğer bu düşünceliliğin dünyevi kaygılardan dolayı ise sana yakışmaz bırak gitsin. Yok bu halin Rahman i kaygılardan dolayı ise anlat birlikte çözüm bulmaya çalışalım" der.

Hz. Ali, efendimizle geçen diyaloğu bir bir Hz. Fatıma ya anlatır. Hz. Fatıma durumu öğrenince tebessüm eder ve Hz. Ali ye der ki:

"Git babama de ki:
Kişi Allah ı aklı ve ruhuyla sever..
Peygamberimizi kalbiyle sever..
Anne babasını saygısıyla sever..
Eşini nefsiyle sever..
Çocuklarını ise şevkatiyle sever..

Hz. Ali aldığı bu cevap karşısında memnun olur ve hemen Peygamberimizin yanına gelir.
Hz. Fatıma dan öğrendiklerini Peygamber efendimize anlatır.
EFendimiz cevabı alınca tebessüm eder ve der ki:
Ya Ali bu bana getirdiğin bir güldür ve o gül nübüvvet ağacından koparılmıştır..

hatice kardesime katiliyor ve soylediklerini bu yaziyla destekliyorum bir kalpte bi sevgi gerek....
vesselam
 
Abdullah 23-02-2009, 16:03:41
Tesbihte hata olmasin ama hikaye burda bitiyor.
Nedendir bilinmez insanoglu kendi basina gelmeyen ,baskalarinin yasadigi olaylara karsi, hep birseyler soyleme geregi duyar.iki uc kitaptan okudugumuzla alim olur akil dagitirirz.oysa ki varolan bir olayin icinde bulunmamak yada benzeri bir olayi bizatihi tecrube etmemis olmak, baskalarinin yasadigi olay hakkinda yorumlar yapmamiza engel olmalidir.hemde bu olay evlilikse... aksi takdirde Kur`an da `yapmadiginiz seyleri neden soyluyorsunuz `buyrugunun muhatabi olmaktan bizi kimse koruyamaz.Soyledigimiz seyler kimilerinin hayallerini yerle bir ederken kimilerine umut olabilir. fakat soylediklerimiz ispat edilmemis denenmemis oldugu muddetce birilerini hayal kirikligina ugratmamiz kacinilmazdir.Evlilikle ilgili cok sayida kitaplar yazilmistir tecrubeli abi ve ablalarimiz tarafindan.Bunlarla yetinilmeli yazilanlar dogrultusunda kendimizi sekillendirmeye calismaliyiz, baskalarini degil! Yazmak ve okumakla bir netice alinabilseydi yeryuzunde mutsuz insan kalmazdi ve Allah cc bizden ibadeti, ameli istemezdi.demekki mesele okuyup konusmak degil, okuyup hayata gecirmektir, gerekirse ornek olmaktir, onder olmaktir, arkadan gelenlere yol gostermektir...
O ZAMAN SOYLEDIKLERIMIZ BIR MANA IFADE EDECEK INSAALLAH!!!
 
Abdullah 23-02-2009, 15:32:16
hatice kardes Allah cc in Efendimiz sav i diger peygamberlerden daha cok sevdigini dile getirmissin.Esasinda cok yaygin olan bu sozun hicbir dayanagi yoktur.Arastirirsaniz bu bilgi sizi cok zorlamadan karsiniza cikacaktir ins.
Ve mustafa bey size bir alinti yapmak istiyorum.
zamanin birinde bir cocugu hasta diye hekime gotururler hekim cocugu kontrol eder ve cocugun anne babasina onu alip goturmelerini 40 gun sonra tekrar getirmelerini soyler.Ebeveyn sasirir fakat caresiz cocugu alip evlerine donerler.kirk gun gectikten sonra tekrar hekimin yanina gelirler.Hekim cocugu muayene ettikten sonra babasina doner ve soyle der bu cocuga kirk gun boyunca bal yedirin Allah in izni ile sifa bulur.Baba tekrar hayreteder ve sorar hekim efendi bunun icin mi bizi bu kadar beklettin? hekim cevap verir ben daha once hic bal yememistim su halde bu cocuga nasil bal yedirin deseydim?
 
HATICE KOCAK 19-02-2009, 17:51:13
Allahin rahmeti ve bereketi uzerinize olsun insallah!!!

İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş... Hep şikayetçi hep bıkkınmış... Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler...
"Saklayalım, zor bulsunlar... Zor buldukları için belki kıymetini bilirler"
diyerek başlamışlar tartışmaya... Sorun büyükmüş... Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü... Kimisi:
"Everest'in tepesine saklayalım" demiş,
kimisi:
"Atlas Okyanusu'nun dibine
demiş. Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası... Bir hastanenin yenidoğan odası, dondurma külahı... Sigara paketi, lale bahçesi... Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş... Derken meleklerden biri:
"İÇLERİNE SAKLAYALIM" demiş... "Kimsenin aklına gelmez içine bakmak!!!"
İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış... Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü... Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk... Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde... Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun... Siz dışını boşverin, içine bakın...

Yerinde bir kissamidir bilmiyorum....affiniza siginarak ekledim
VUrgular dikkat cekici,onemli,gozden kacmamali....

Hz Mevlana diyorki:İnsan kimi severse ona eştir.Bu alemde de onunladır o alemde de...

Madde gözüyle bakıldığında tek hecelik olan bu kelime, mana gözüyle bakıldığında ummanlara denktir, ummanlar kadar sonsuzluğa yol çizer. Aşk hissetmek için, yaşamak için var. Aşk ezelden ebede... Hiç bitmeyen, bitmesi hiç mi hiç mümkün olmayan...
Aşkı Adem de yazmıştı kalbine; Rabb'i ruhuna nakşetmişti aşkın parıltılı, aydınlık, nurlu çizgilerini. Havva'da da vardı bu aşk nakışlarından. Havva'nın ruhunun en bilinmeyen, en görülmeyen, en deruni safhasında işliydi bu aşk nakışları

Yüce ALLAH gül kokulu Peygamberin aşkıyla yaratmıştı bu dünyayı. Aşk dolu bir alemdi bu alem. Muhammed(S.A.V) olmasaydı Adem ve Havva yaşarlar mıydı aşklarını?.. Ve meyveler, yani insanoğlu yetişir miydi aşkla? Sözün kısası aşkın temeli ilahi aşka, ALLAH'a dayanıyor

İnsanoğlu kainattaki her şeye aşık olamaz bence. Ya siyahı seviyorsundur ya beyazı. Ya gül güzeldir senin için ya fesleğen; ama ikisini de seviyorum dersen yanılırsın. Aşkın kuralı budur: Tek bir şeyi sevmek. İki tane seviyorsan aşk değildir bu... Tek olmalı... Gül ile fesleğenin arasında fark olmalı... Birini daha fazla sevmelisin. Nasıl ki ALLAH Muhammed'i (S.A.V)diğer peygamberlerden daha çok sevdi... O'nun aşkıyla evreni yarattı... Onun gibi işte... Nasıl ki Adem Havva'yı sevdi...

Rabbim karsimiza hakiki aski yasamayi nasip etsin insallah
 
DİĞER YAZILARI

25/08/2011 - 16:33 BIRAKIN KUR’AN HAYATINIZIN DAMARLARINDA DOLAŞSIN!

29/06/2011 - 09:47 AKLINIZDAN EVVEL, KALBİNİZİN YERİNDE OLUP OLMADIĞINA BAKIN!

18/01/2009 - 11:38 EŞİMİ SILA BİLDİM -1-

15/12/2007 - 14:20 İLKELERİ, TUTARSIZLIĞIN ÇAMURUNA GÖMMEK

23/06/2007 - 15:03 BAŞÖRTÜSÜ: RUHU AYDINLATAN IŞIK

13/04/2007 - 11:53 AKLINIZDAN EVVEL, KALBİNİZİN YERİNDE OLUP OLMADIĞINA BAKIN!

27/02/2007 - 12:05 BIRAKIN, KUR’AN HAYATINIZIN DAMARLARINDA DOLAŞSIN!

22/01/2007 - 16:52 EVLİLİĞE GİDEN YOL
YAZARLAR
Fatih PALA
BAHADDİN YILDIZ VE KADİR KIYMET BİLMEK
Bünyamin ZERAN
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Mükerrem BULUT
DÜNYA; KALBİMİZDE Mİ ELİMİZDE Mİ?
Mustafa ATAV
DURDURUN TRENİ, İNECEK VAR!
Cemil ARSLAN
YENİ BİR DÜNYA KURMALIYIZ!
Mehmet PAMAK
MODERN PUTPERESTLİK: FUTBOL FANATİZMİ
Mehmed MAKSUT
GEZİ VE MUHASEBE
Şükrü HÜSEYİNOĞLU
MÜLK KAVRAMINI DOĞRU ANLAMAK
Ömer KARAKAŞ
KOPARILAN İMAN-AMEL BÜTÜNLÜĞÜ BAĞI
Hikmet ERTÜRK
MÜSLÜMAN OLARAK YAŞLANMAK
Ahmed KALKAN
4+4+4, MÜSLÜMANLAR İÇİN NE İFADE EDİYOR?
M. Kürşat GÜRSOY
BİR KONFERANSTAN İZLENİMLER
Fatma CEREN
BAŞLIKLI MASAL -3-
Şinasi ULUDOĞAN
AYAĞI YORGANA GÖRE UZATMAK!
ENÇOK OKUNANLAR
MEKKE VE MEDİNE`YE SAHİP ÇIKALIM
İSLAM SADECE ANLATILMAZ, YAŞANIR
MÜSLÜMAN GENÇLERDE BURÇ SAPMASI
MÜSLÜMAN OLMAK YETMİYOR MU?
TEVHİD VE ŞİRK ÜZERİNE
İNTERNETİ MÜSLÜMANCA KULLANMAK
RADİKAL AYNA
TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK VE TABAKALAŞMA
NEYİ ANLATACAĞIZ?
SÜTÇÜ İMAM BUGÜN YAŞASAYDI NE YAPARDI?
GÜNÜN KONUSU
BİR AYET
BİR HADİS
BİR SÖZ
VİDEO
 
 
Copyright © 2009 İslam ve Hayat
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Evden Eve Nakliyat Evden Eve Nakliyat