Hamas’ın ve Gazze halkının cesareti, onur ve inancı; bütün bu devlere, canavarlara meydan okuyan tavrı yeryüzündeki bütün mustazafların umududur, direnişin bayrağı ve sembolüdür.
İnsanlık onurunu, vicdanını tümüyle yok etmeyi hedefleyen azgın İsrail ve karşısında Kudüs’ü ve bütün mazlum halkları savunan Gazze…
Haritaya bakın: Sahil şeridinde minicik bir ülke Gazze. Kalbi kocaman. Onuru, kahramanlığı her şeyin üzerinde. İsrail, devlerin desteğini arkasına almış, kimsenin kendisine dur demediği azgın bir canavar.
Hamas’ın ve Gazze halkının cesareti, onur ve inancı; bütün bu devlere, canavarlara meydan okuyan tavrı yeryüzündeki bütün mustazafların umududur, direnişin bayrağı ve sembolüdür.
İnsanlığı bu azgın dev ve canavarlardan ancak ve ancak haritada varlığını bile seçemeyeceğiniz Gazze kurtaracaktır. Bunu inanın!
Gazze insanlığın vicdanı ve son adasıdır. Son ada; haritada küçücük ama dünyanın her bir yanında ezilen bütün insanların, halkların yüreklerinde ve alınlarında cesaretin ve onurun kocaman bir sembolü!
Gazze, zalimlerin ve işbirlikçilerin aynası.
Ey zalimler, ey korkak işbirlikçiler!
Kudüs’ün ve Gazze’nin direnişi, öfkesi hepinizi yutacak! Kudüs’ten ve Gazze’den yükselen İntifada çağrısı bütün mustazafların bayrağına dönüşecek! Irak’tan, Afganistan’a, Çeçenya’dan Latin Amerika’ya, siyah Afrika’dan uzak Asya’ya kadar zalimleri boğan bir ayakkabı seline dönüşecek ve o vahşi suratlarınızda patlayacak!
Gazze, insanlığın son adası! Varlığımız senin özgürlük yoluna feda olsun! Sen yoksan biz de yokuz! Senin ölümün insanlığın ölümüdür!
Yaşasın İntifada!
Yaşasın Kudüs’ün, inancın ve insanlığın varoluş mücadelesi!
Kahrolsun İsrail, kahrolsun Büyük Şeytan, kahrolsun bütün zalimler!
İsmini terketmemek üzerine...
Ahmet Örs Bey'e teşekkürler. Hak bildiğini cesurca söylemiş. Cemmaatin içindeki fitnelerden konuşmak. Dışardaki küfre sövmekten daha zor ve meşakkatli. İmdi Necip Fazıl ve Sezai Karakoç ile ilgili tepkisine hak vermek zorundayım. Ne kadar kişiliklerini sevsem de. Her mezhepten fıkıh alimlerinin batinilikleri üzerinde icma ettikleri bazı karakterleri duygusal bir şekilde sahiplenip üzerine geçirme durumları açık delillerle sabit olduklarından şeriatın kestiği parmak acımaz deyip sineye çekmek zorundayım.(Burda ek olarak Necip Fazıl herhangi bir delil gösteremeden bazı islam büyüklerine sövmüştür. Ki sövdükleri insanlar hem ilmi,hemde yaşamlarında hassasiyetlerini ispatlamış kişilerdi. Sezai Bey'de en azında böyle bir kabahat yoktu. O büyük ihtimal bu batini karakterleri zihniyet alanında islah edip hayra döndürmeye gayret etmiş olabilir. Geleneğimize çok yerleştikleri için red etme halinde çıkışsız bir fitne durumundan korkmuş olabilir. Ama sonuç değişmez. Suçu sabit birini bile bile aklamaya çalışmakta suçtur. İslam da avukatlık yoktur.)
Ama İsmet Özel'e olan yaklaşımına gönül rahatlığıyla itiraz edebilirim. Bunun bir yanlış anlamadan kaynaklandığını belirterek. Malum medya mecraları sloganları alıp, alt metni görmezden gelirler. Muhatap olma tarzlarında da ruhsuz bir tabiat vardır. İsmet Özel'in bu güruhun askerlerine karşı yaklaşımı genelde açıklamayı hak etmedikleri yönünde olabilir. Tabii ki küfür hak ettiği şekilde kibir gösterilip ezilmelidir. Hz. Ebu Bekir(r. a.)’in dediği gibi; "Bir kişinin değerini kime ne kadar hürmet gösterdiği belirler." Bir şeye hak ettiğinden az hürmet gösterecek olursak kendi seviyemizi düşürmüş oluruz. Aynı şekilde bir şeye hak ettiğinden daha fazla hürmet gösterecek olursak da, yine kendi seviyemizi düşürmüş oluruz. İsmet Özel zannımca kendi değerini muhafaza etmeye çalışan bir kimsedir. Bu noktada hasas adil bir ölçüsü olduğu intibağı uyandırıyor bende. Ve uslübunu takdir ediyorum. Yani haklı nedenlere dayandırabiliyorum. Milliyetçi,ulusalcı diye yaftalanan söylemine gelelim. "Kafirle çatışmayı gözealan müslümana türk denir." Malumdur ki bu toprakları yurt edinen sonrada vatanlaştıran bu kavim ismi ve namı islamı kabul ettikten sonra yürümüştür. Lisanı bile islamı anlamak için kökten dönüşmüş ve sadece ona vakf olmuştur. Bir namının oluşunun yagane sebebi islamdır. İslamı da kılıçla birlikte kuşanmıştır. Bir müslüman kavim olarak, darulharbe devamlı sefer düzenlemiş, diğer müslüman kavimleri himayesi altına almış. Ama bir adı olduğu andan itibaren ne gavur ne müslüman hiç bir kavmin himayesi altına girmemiş tek cemaattir. Bu onun adının geçmişi,yürüyen namı olmuş. Allah kavimleri yükseltir ve alçaltır. İslamda kazanılan mevzi terkedilemez. Kaybedilemez demiyorum, Terkedilemez. Kaybedildiği taktirde yeniden geri almak için cihad etmek farz ayndır. Türkler kılıçlarını kaybetmişlerdir. Ve eksikliğini meneviyatlarının ve isimlerinin bir parçası olduğu için hissederler. Bu parçalanmışlıkla kalbleri katılaşıp kılıçlarını terkedenler ise artık bu kavmin namını ve ismini taşımıyorlar demektir. İsmet Özel "Kafirle çatışan" demiyor, "çatışmayı gözealan." Kılıcını geri almayı ümit eden, kılıcı terketmeyen Müslüman türktür diyor. Burda ümmeti parçalayan bir anlayış yok, yalnızca adımızın ve muhataplarımızın bilinmesi adına bir ifşa var. Ki bize nasıl hitap edileceği bilinsin. Kim olduğumuz bilinsin. Bu Müslüman Türktür. İyi savaşır, ilmi konularda biraz zayıftır, zevkine düşkündür, kılıç salmadığında hafiften azar sapıtır, çabuk öfkelenir, çabuk durulur, biraz suyuna gitmek gerekir vs.vs... Türk ismi bir müslüman ismidir. Kılıcı terk eden, islamı terk eden Türk değildir. İsmini de terk etmiş,tanımsızlaşmış algılanamaz bir şeydir.
Şu an türklerin kendi başlarına gavurlara ve kendi parçalanmış maneviyatına vermek zorunda oldukları bir mücadele var. İtikatlarını ve isimlerini doğrultmak ve terketmemek adına. Bu da öncelikli bir nefsi müdafa; olmak yada olmamak meselesi. Ummete dahil olmak, yeniden türk olmak için verilen bir savaş.
İsmet Özel Ahmer Örs Bey'in bidatler konusundaki hassas ve incelikli İslam çizgindeki müslümanlara karşı her zaman hassas olmuş ve onlara iyi komşuluk göstermiş. Tassavvufun bu batini yönünü aynı hassaslık ve sertlikte eleştirmiş. Ve hürmet gösterilmesi gereken alimlere karşı da aynı hassasiyetle dikkatli davranmıştır.
Hamd Allah’adır. O’ndan yardım ister. O’ndan af dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin fenalıklarından Allah’a sığınırız. Allah’ın sapıttığını kimse hidayete erdiremez. Allah’ın hidayete erdirdiğini de kimse sapıtamaz.Cennetten daha büyük kazanç, cehennemden de daha büyük zarar yoktur. Allah hepimizi korusun, bizi İslam’da sabit kılsın. Takva ile, haya ile, huşu ile; Allah’a yönelen, kulluk ve kölelik eden, mümin kullarından kılsın. Allah merhamet etmeseydi; biz Müslümanlardan olamazdık. Allah kime hidayet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Kimide sapıtırsa onu kimse hidayete erdiremez. Ben şehadet ederim Allah’tan başka ilah yoktur. Hz. Muhammed (S.A.V) O’nun kulu ve Resulüdür. Allah’ım seni tesbih eder ve överim. Senden bağışlanmamı diler. Sana tövbe ederim.
Abdulehad Ömer
10-01-2009, 04:44:46
www.anlamak.com sitesinde geçen mevzu bahis alıntı...
Ali İzzet Malkoç 21 Mayıs, 2008 - 07:15
Kategoriler: eleştiri
Ali İzzet Malkoç yazıları tavsiye et yazıcıya gönder 1009 kez okundu rastgele...
Tokat'ta edebiyat seminerleri...
Eğitim çalışmalarını sürdüren TOKAD’da (Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği) “Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, İsmet Özel” konulu bir seminer yapıldı.
Tokat'ta eğitim çalışmalarını sürdüren TOKAD'ın haftalık seminerlerinde Ahmet Örs "Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, İsmet Özel" konulu bir seminer verdi.
Bu üç ismin Müslümanlar ve İslam düşüncesi bağlamında sürekli tartışılan ve önemli bir düşünsel-entelektüel etki uyandıran kişiler olması bakımından önemli olduğunu belirten ÖRS, bu isimler ve etkileri ile ilgili olarak aşağıdaki tespitleri yaptı:
Necip Fazıl Kısakürek
Batılılaşan Türkiye'nin batılı aydınlarına karşı geleneksel çizgiyi, milliyetçi-mukaddesatçı söylemi temsil eden Necip Fazıl, güçlü söyleyişi olan bir şair olarak taraftar kitleleri içinde önemli ve etkin bir isim olmuştur. Sivri dili karşıtları için keskin bir muhalif olarak algılanırken henüz İslam düşüncesinin kendini tevhidi bir çizgi şeklinde gösteremediği dönemlerde dindar kitlelerin siyasallaşmasına ve muhalefet etmesine katkıda bulunmuştur ancak gelenekçi çizgiyi aşamaması sahih bir dil üretmesini engellemiştir.Necip Fazıl'ın tasavvuru "Büyük Doğu" ismiyle şekillenmektedir. Ancak bu çerçeve en nihayetinde karma bir çerçevedir ve milliyetçi, İslami ve devletçi değerlerin harmanlanmasıyla oluşur. Büyük Doğu marşı bu bağlamda utanç verici mahiyettedir:
Necip Fazıl, İslamcı bir şair ve hareket adamı olarak bilinirken müşrik değerlerin Oğuz'uyla nesillerimizi isimlendirir. Burada Seyyid Kutub'un 'Kur'an Nesli' vurgusu ile Necip Fazıl mukayese edildiğinde aradaki fark gayet rahat bir şekilde anlaşılır.
İslam düşüncesiyle ilgili olarak Necip Fazıl'ın birikimi ilmihal düzeyini aşabilmiş değildir. Seyyid Abdülhakim Arvasi ile tanışıklığıyla başlayan tasavvuf süreci onda düşünsel durağanlığa sebebiyet verir. "İslam ve İman Atlası" ilmihal yolculuğu anlayışı doğrultusunda bir eser olarak değerlendirilebilir.
İslami şahsiyetlere dönük pervasız tutumu kabul edilebilir değildir. Düşüncelerini beğenmediği Mevdudi'ye "Merdûdî", Hamidullah'a "Ba'îdullah" demesi gayri ahlaki bir tercihtir ve kendi niteliğini ele verir mahiyettedir.
Necip Fazıl'ın milliyetçi vurgusu son derece belirgindir. "Sırtına Sakarya'nın Türk tarihi vurulur" meşhur mısrası Sakarya Türküsü şiirinde geçer ve bu bağlamdaki bütün terkiplerin özünü ihtiva eder: "Türk'ün ruh kökü, Türk Milleti'nin ruh mührü, Türk'ün hakikatı, Türk haşyeti, Türk'ün tarihi çilesi, Türk'ün mukaddesatı, Türk'e karşı Türk'ün yanında, Türk'ün saffetli hayatı, Türk anaları, Türk'ün bütün milli kokuları, Türk ruh kumaşı, Sapına kadar Müslüman dibine kadar Türk, Türk hücresi Anadolu, Türk'ün genç adam tipi, Asil Türk halkı, Aziz ve mübarek Türk Milleti... vs. vs."
Necip Fazıl'ın iki ay önce Hece dergisinde Adnan Menderes'e yazdığı mektupların bir kısmının yayımlanması karizmasına indirilen bir darbe olup onun psikolojik tarafını ele veren bir mahiyettedir. Bu mektuplarda Menderes'e yalvar yakar niyazda bulunan bir Necip Fazıl vardır. Kendisini kısacık hapis süresine dayanamayarak kurtarmasını Menderes'ten rica eder. Kurtarması durumunda partisi için çalışacağını bildirir. Ellerinden öper. Doğrusu her şeye rağmen insanı üzen ifadelerle dolu mektuplardır bunlar ve dışarıda aslan kesilen, büyük bir saldırgan olan Necip Fazıl'ın esasen ruh sağlığının yerinde olmadığına da bir işarettir.Bugün Necip Fazıl'ı büyük üstad olarak anan çevreler, onu aşmak, Kur'an'la buluşmak zorundadırlar. Haddini bilemeyen bir tutumla İslam düşüncesini şekillendirip geleneksel kalıplarda ve saldırgan, itham edici bir vaziyette dillendiren bu mezhepçi ve tasavvufçu anlayışın Müslümanlara verebileceği hiçbir şey yoktur.
Sezai Karakoç
Necip Fazıl gibi geleneği sırtlayan ama daha naif ve daha kuşatıcı bir tablo çizip bir medeniyet ve ümmet dairesine vurgu yapan şair Sezai Karakoç, Türkiye'de okuma-yazma sevdasındaki genç kuşaklar için her zaman söylemleriyle ilgi çeken bir isim olmuştur.
Sezai Karakoç'un din anlayışı tasavvuf üzerine bina olunur. Şiirleri bu bağlamda düşüncenin hizmetindedir. Said Nursi'de, İbni Arabi ya da Mevlana'da görülen batıni vurgu onda da yoğundur. Sadık Yalsızuçanların anlatımıyla; "Hızırla Kırk Saat'e ilişkin anılarından öğreniyoruz ki, Karakoç, bu magnum opus'undaki şiirlerin her birini ayrı bir Hızır buluşmasında kaleme almıştır. Bir yazısında belirttiği üzere, 'yazı kendisini yazmış'tır. Eğer Karakoç yazmasaydı, bu yazılar, kendilerini başka bir yazara mutlaka yazdıracaklardı." Gaybi alana ilişkin sınır tanımaz inanç iklimi Karakoç'u da kuşatmış görünmektedir.
Karakoç, Necip Fazıl ve İsmet Özel gibi "Türk" vurgusu yapmaz, Fas'tan Endonezya'ya bir ümmet ve İslam dünyası haritası çizer. Bu, onun olumlu yanı olmakla birlikte İbni Teymiye'den Mehmet Akif'e, İbni Arabi'den Mevlana'ya herkesi bir potada eritir ve bunların "Diriliş" adını verdiği projesinin elemanı olduğu inancını işler.
"Şam'dayız
Mevlana ve Mesnevi
Muhyiddin ve Yasin
Şems ve Füsus
Şems nasıl değiştirdi
Bengisu sarnıçlarından geçirerek
Mevlana Celaleddin'i
Ve Yasin bir delikanlı biçiminde
Ağır ölüm hastalığında
Nasıl iyileştirdi İbn Arabi'yi
Mekke çatısında Füsûs'un ve Fütuhat'ın yapraklarını ayıklayan
Güneşin yağmurun ve rüzgârın yardımcısı kimdi?"
Sezai Karakoç'un hatası diriltmeye çalıştığı geleneğin kifayetsizliğini kavrayamamasıdır:
"Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kâğıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
Nasıl sileceğimi öğretmediniz"
Sezai Karakoç, yeşil sarıklı ulu hocaların bu gerçekleri kavrayamayacaklarını hala anlayamamış görünmektedir. Seyyid Kutub'un "cahiliye toplumu" tanımlamasını yeterince tetkik edebilmiş olsaydı eğer yücelttiği değerlerin çoğunun ne kadar içlerinin boş ve tevhid dininden uzak olduğunu fark edecekti. Ama inanıyoruz ki Sezai Karakoç'un etrafındaki ve peşindeki çevre bunu istememektedirler. Tarih içinde üretilen ve belirsiz bir "doğu" tanımlamasına hapsedilen bir çizginin elbette vahiyle irtibatı zayıf olacaktır.
Sezai Karakoç'un takipçilerinin "Diriliş Medeniyeti" söylemlerinin mirasını hoyratça tükettiğini gözlemlemek mümkündür. Edebiyat ve düşünce alanında söz söylemeye çalışanlar için bir dibace hükmündeki konumuyla Sezai Karakoç'un takipçiliği iddiası reyting yapmaya devam etmektedir. Onun siyasi, kişisel ve ekol bağlamındaki tercihlerinde uzun soluklu birliktelikleri göze alamayanların tükettiği bir kavram olmuştur Diriliş…
İsmet Özel
Son zamanlardaki gündem bağlamından ziyade evveliyatından bugüne düşünce ve siyaset dünyasındaki yer/sizliğ/i bakımından bir İsmet Özel değerlendirmesi yapmak gerekiyor.
Sürekli abartıldığını düşündüğümüz bir "sosyalistlik dönemi" vurgusundan "büyük İslamcı şairlik"ine kadar İsmet Özel her zaman gündem oldu.
Güzel ve etkili şiirler yazdı ama ilk dönem çaba ve yönelimlerindeki nispi samimiyet yerini zamanla kibrin derin sularına bıraktı. Müslümanları aşağılamaktan çekinmeyen, elini hiçbir zaman hiçbir taşın altına sokmadan Müslüman mahallesinin imkânlarıyla ayakta duran bir hayatı oynadı. Bütün pervasızlıklarına rağmen birileri onu her zaman pohpohladı.
İslam düşüncesindeki seviyesizliği kitapları ve konuşmalarında her zaman kendini çok rahat bir şekilde hissettirmiştir. Necip Fazıl'da olduğu gibi ilmihal düzeyini aşamayan bir İslam algısı, kibrin sebebiyet verdiği psikolojik sorunlar yakasını bırakmadı.
Üç Mesele'den bu yana daha güncel ve magazinel düzeyde politik bir çizgiye oturan İsmet Özel, siyasi bağlamda isyan şiirleri söylerken sosyalist çizgiyi terk etmiş, sanki Müslümanların muhalefet edecekleri bir çerçeve yokmuş gibi hikmet söylemeye başlamış, şimdilerde de ulusalcı kanadı takviye eder mahiyette "Türk" vurgusuna çalışmıştır.
Onu bir şair olarak değerlendirmek isteyen zevat İsmet Özel'in siyasi vurgu ve yönlendirmelerine "delidir, ne yapsa yeridir" bağlamında mı değerlendirmektedirler ki onu anlaşılmaz, sorgulanmaz kılmak isterler? İslam'a ve okumaya yönelen insanların önüne kutsal bir kişilik olarak konulmak istenen İsmet Özel, sahih tavır ve düşüncenin önünde bir duvar gibi yükselmektedir.
Müslüman=Türk anlayışı, Türkiyeli Müslümanların tevhidi arınma sürecindeki ümmetçi mesafelerini baltalar mahiyettedir. Mutlaka ters cevaplar, çelişkili açıklamalar üzerinden açıklamalar yapmayı marifet bilen "büyük Türk büyüğü"nün bütün lafları bir çuvalı bile doldurabilecek kudrette değildir.
Takipçileri için İsmet Özel, kutsal bir kişiliktir, dedik. Şair Osman Özbahçe'den bir alıntıyla örneklendirelim:)
"yaşasın ismet özel!
yaşasın ismet özel!
yaşasın ismet özel!
yaşasın takım kaptanımız, hocamız, başkanımız, rehberimiz, imamımız, şairimiz, yol göstericimiz, canımız, kalbimiz, kafamız, şahdamarımız, sevincimiz, savaşımız, kahrımız, gazabımız, ruhumuz, en büyük aşkımız, biricik aşkımız ismet özel! seni çatlarcasına seviyorum ismet özel! sana çatlarcasına inanıyorum!"
İslam düşüncesiyle sahih bağlar kuramayan yeni kuşak düşünce ve sanat adamlarının anarşist söylemler zannettikleri vurgu İsmet Özel'in yeni "Türkçü" paradigmasıyla yeni bir sentez üretiyor.
SONUÇ
Şurası bir gerçek ki edebiyat ve sanatın bütün alanları siyasetin ve düşüncenin yaygınlaşması için verimli imkânlardır. Tarih boyunca bütün coğrafyalar için bu inkarı kabil olmayan büyük bir hakikattir. Sanat sadece kendi kalıbında durmaz, düşünce ve siyaseti hareketlendirir, bireyi ve kitleleri yerinden oynatır. O zaman yapılacak iş vahyin sanatını kitlelerle buluşturmak ve problemli ekol ve çizgileri lâyıkıyla tanımak olmalıdır.
HAKSÖZ-HABER / Tokat
Abdulehad Ömer
10-01-2009, 04:20:58
Ikra Suresi
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm
1- Yaratan Rabbinin adıyla oku! 2- İnsanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. 3- Oku! Rabbin en büyük cömertliğin sahibidir. 4- O'dur kalemle öğreten. 5- İnsana bilmediğini öğretti. 6- İş sanıldığı gibi değil. İnsan gerçekten azar. 7- Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür. 8- Oysaki, dönüş yalnız Rabbinedir. 9- Gördün mü o yasaklayanı, 10- Bir kulu namaz kılarken. 11- Gördün mü! Ya o iyilik ve doğruluk üzerine ise! 12- Ya o, takvayı emrediyorsa. 13- Gördün mü! Ya şu yalanlamış, sırt dönmüşse. 14- Bilmedi mi ki Allah gerçekten görür! 15- İş sandığı gibi değil. Eğer vazgeçmezse yemin olsun, o alnı mutlaka tutup sürteceğiz. 16- O yalancı, o günahkar alnı. 17- Hadi çağırsın meclisini/kurultayını! 18- Biz de çağıracağız zebanileri! 19- Sakın, sakın! Ona boyun eğme; secde et ve yaklaş.
Bismillâhirrahmânirrahîm
Hamd Allah’adır. O’ndan yardım ister. O’ndan af dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin fenalıklarından Allah’a sığınırız. Allah’ın sapıttığını kimse hidayete erdiremez. Allah’ın hidayete erdirdiğini de kimse sapıtamaz. Küfür tek bir millettir. Sorun şu; Müslümanlar sizin için ne kadar çırpınsa da sizin küfrünüz katlanarak artacak. Allah sizi İslam’a layık bulmamış, bulunduğunuz yer; olmanız gereken yerdir. Allah Müslümanları size üstün ve muzaffer kılmıştır. bu Allah’ın hükmüdür. Siz Müslümanların kölelerinin kölelerisiniz. Aynı zamanda Müminlere ibretsiniz. Allah her şeyin doğrusunu hakkıyla bilendir. Müslümanları size üstün kılmış, yeryüzüne halife tayin etmiştir. Müslümanlar size Allah’ın emrettiği gibi hükmedeceklerdir. Siz de zaten hükme uygun olarak kendi nefsinize merhamet ediciler değilsiniz. Siz dünyanın, kendi nefsinizin, karılarınız ve çocuklarınızın, mallarınızın, insanın çürümüş tasarılarının, hazzın ve oyalanmanın köleleri oldunuz. Aramızdaki sınıfsal ayrımı algılayabilecek akli yetileriniz de kaybolmuştur. Allah dilediğini üstün kılar, dilediğinin derecesini yükseltir. Dilediğini de zelil eder. Biz ise sizinle haddinizi bilip, boyun eğene kadar savaşmakla emir olunduk. Cennetten daha büyük kazanç, cehennemden de daha büyük zarar yoktur. Allah hepimizi korusun, bizi İslam’da sabit kılsın. Takva ile, haya ile, huşu ile; Allah’a yönelen, kulluk ve kölelik eden, mümin kullarından kılsın. Allah merhamet etmeseydi; biz Müslümanlardan olamazdık. Allah kime hidayet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Kimide sapıtırsa onu kimse hidayete erdiremez. Ben şehadet ederim Allah’tan başka ilah yoktur. Hz. Muhammed (S.A.V) O’nun kulu ve Resulüdür. Allah’ım seni tesbih eder ve överim. Senden bağışlanmamı diler. Sana tövbe ederim.
Ahmet Örs Bey sizden alıntılanmış bir metinle karşılaşmıştım.( Belki alıntıda bir hata da vardır.) Bir eleştiri yapmak durumunda kalmıştım. Muhatabın gıyabında hareket etmemek adına alıntıyı ve eleştiriyi hemen bulup size iletiyorum.
Sami Gören
09-01-2009, 01:42:40
EY MÜSLÜMANLAR!...
Siyonist İsrail'i cesaretlendiren iki olgu var:
1- ABD, İngiltere gibi zalim devletler,
2- Halkı müslüman olan ülkelerin yönetimleri
Maalesef AK Parti hükümeti "laf oyunlarıyla" kamuoyunu aldatıyor / kandırıyor...
Laf değil icraat istiyoruz...
- TBMM'nin İsrail'i kınama kararı alması gerekir...
- İsrail ile tüm diplomatik ilişkilerin kesilmesi, Ankara'daki elçinin sınırdışı edilmesi, Telaviv'deki elçimizin geri çekilmesi gerekir...
- İsrail ile yapılan anlaşmaların iptal edilmesi (hiç değilse askıya alınması) gerekir...
- Üslerin İsrail'e kapatılması gerekir...
-İsrail mallarının boykot edilmesi gerekir...
Ama nerede?...
Ne AK Parti'den ne de oy verenlerden ses-seda çıkmıyor...
Bu nasıl müslümanlıktır?...
Bu nasıl vicdandır?...
Bunlar yapılmadığı takdirde; tepki yalnızca "riyadır / nefsini tatmin vasıtasıdır", ""timsah gözyaşıdır"...
Ey Müslümanlar!..
Artık uyanın!...
Unutmayınız ki,
"Küfür tek millettir...."
Kafirlerle dost olanlar onlardandır...
Haksızlık karşısında susanlar dilsiz şeytandır...
Ve yine unutmayınız ki, "Müslümanlar aralarındaki tefrikaları bırakıp, yanlızca Allah rızası için bir araya gelmedikçe,
Zalimler zulümlerinden vazgeçmeyeceklerdir...."
Ey Müslümanlar!....
Gazze Ümmetin onurudur...
Onuruna sahip çık...
Cengiz Sırtıkara
08-01-2009, 17:03:08
Gazze; gaflet uykusunda olanlara, bedel ödemekten korkanlara, yerli işbirlikçilere itaat edenlere, İnsan olmanın farkında olmayanlara, dünyevileşenlere acıyor. Allah'a canlarını cennet karşılığı satarak bize örnek oluyor. Çevresi Mübarek kılınan Mescid'i Aksa için çarpışıyor, Emperyalizme karşı çarpışıyor, işbirlikçi; mısır'a , türkiye'ye, ürdün'e ,suud'a karşı çarpışıyor. Bizleri yerel tağutlardan kurtarmak için çarpışıyor. Yeryüzüne insan olmanın onurunu gösteriyor, yeryüzündeki mustazaflar için çarpışıyor. Gazze bize acıyor! cehennem azabından bizi kurtarmak için bize yol gösteriyor, şahitlik ediyor.
Abdullah
05-01-2009, 16:53:35
Gazze'de yaşananları evimizin içinde yaşanıyor gibi hissedemediğimiz sürece bizim için televizyon görüntülerinden ve fotograf kareleri olmaktan öteye gitmeyecektir.