Bu yalanı söyleyenler, iki yıl önce Lübnan’daki Şii Müslümanların siyonist işgalciye karşı yazdığı destanı da mı görüp işitmediler? Arap devletlerinin, ordularıyla bileğini bükemediği siyonist işgal ordusunu darmadağın eden Hizbullah’ın zaferi henüz taptaze iken böyle bir yalanı kitlelerin önünde nasıl dillendirebiliyorlar?
Selahaddin Eş Çakırgil’in gülümseten tanımlamasıyla, daha çok giydiği libasla anılan bir kişi, taraftartarlığını ve temsilciliğini yaptığı batıni anlayışın yığınlarca bid’at ve hurafesine bakmadan ve Ehl-i Sünnet’le asla bağdaşmayan bu bid’at ve hurafeleri sırtında taşımaya devam ederek, son zamanlarda, Ehl-i Sünnet adına önüne gelene kara çalan bir kara propagandanın aktörlüğünü yürütmeye başladı. Geçmişten günümüze İslami uyanış sürecinin önderliğini yapmış olan İbn Teymiyye, Cemaleddin Afgani, Seyyid Kutub, Ali Şeraiti, Mevdudi gibi öncüler ve günümüzde geleneğin ezberlerine körükörüne tabi olmayıp Allah’ın dinini asli haliyle anlama ve anlatma çabası içerisinde olan mütefekkirler “giydiği elbise ile anılan kişi”nin ağır ithamlarına hedef oluyor. Ayrıca topyekün Şii Müslümanlar da bu kişinin kara propagandasına hedef olmaktan kurtulamıyor.
Söz konusu kişi, güdümünde olan bir radyo kanalını da bu kara propaganda kampanyasında cömertçe kullanmaktan çekinmiyor. “Ehl-i bid’at”, “mezhepsiz”, “zındık”, “İngiliz ajanı”, “Yahudi ajanı” gibi ithamlar, ismi lale ve gül gibi iki nadide çiçekten oluşan bir radyoda, çeşitli İslami uyanış hareketleri, Müslüman topluluklar ve düşünce adamlarına karşı hoyratça dillendiriliyor.
Birkaç hafta önce yolda seyir halinde iken, Ömer Karaoğlu’nun beğendiğim bir ezgisine denk geldiğim için söz konusu radyo kanalını dinlemeye başladım. Ezginin ardından Arap dünyasından bir konuğun yer aldığı ve bu konuğun “giydiği libasla anılan kişi”nin sorularına cevaplar verdiği bir program yayına girdi. Libasıyla anılan kişi, soru sorup aynı zamanda konuğunun cevaplarını tercüme ediyor ve yorumlarda bulunuyordu. Arap dünyasından getirilen konuk, söz konusu radyo dinleyicileri için yeni ve orijinal hiçbir şey söylemiyor, zaten “libasıyla anılan kişi”nin son zamanlarda dozajını arttırdığı kara propagandayı kelime kelime tekrarlıyordu.
“Libasıyla anılan kişi”nin Şia ile ilgili sorusuna konuğunun verdiği cevap da, söz konusu radyo kanalının dinleyicileri açısından bir yenilik taşımıyordu. Yıllardır tekrarlanan bir kara propaganda cümlesini Arap konuğunun ağzından da dinleyicilerine aktarmış oluyordu “libasıyla anılan kişi”, o kadar… Konuk Arapça konuştuğu için bazı dinleyiciler nezdinde söylenenin etkisinin artacağı hesabı yapılmış olmalıydı. “Libasıyla anılan kişi”nin heyecanlı ifadelerle tasdik ettiği o bildik cümle şuydu: “Şiiler hiçbir zaman kafirlerle mücadele etmemişlerdir. Kafirlere karşı değil, hep Ehl-i Sünnet’e karşı savaşmışlardır.”
O anda radyoları başında sohbet dinlemek gayesiyle bulunan belki on binlerce kişi bu tek yanlı kara propagandayla zehirlenmiş oluyordu. Bu kara propagandayla, Ehl-i Sünnet’ten olduğunu söyleyen nice Müslümanların zihinlerine, Şii Müslümanlara yönelik düşmanlık tohumları ekildiğinde kuşku yoktu.
Arap konuk, Şia’yı tamamıyla batılın içerisinde bir fırka olarak tanımlıyor ve Şii Müslümanları da topyekün mahkum ediyordu. "Libasıyla anlıan kişi" ise konuğunu hararetle tasdikliyor ve destekliyordu.
Tabii ki yapılan tam anlamıyla kara bir propagandadan ibaretti. Toptan bir dışlama, mahkum etme ve yalana dayalı itham söz konusuydu.
Hepimiz biliyoruz ki, Şia da, Ehl-i Sünnet de İslam toplumları içerisinde tarihsel şartlarda oluşmuş yaklaşımlardır. Tarihsel şartların izlerini üzerlerinde taşımamaları, bünyelerine çeşitli hurafeler bulaşmamış olması düşünülemez. Ne Şia, ne de Ehl-i sünnet ed-Din’in kendisi ya da temsilcisi olabilir. Ancak, ed-Din’in, yani Rabbimizin bizler için seçip beğendiği İslam’ın, tarihsel şartlar içerisindeki yorum biçimleri olarak nitelenebilir bu her iki anlayış da. Dolayısıyla her ikisi de İslam’ın doğrularına sahip olmakla birlikte birtakım yanlış anlayışları da bugüne taşımış olabilirler. Mesela, Şia’nın “masum imam” inancı ile, Ehl-i Sünnet’in “zalim sultana itaat” inancını bu çerçevede zikretmek mümkündür. Kısacası her iki anlayış da tarihsel şartlardan etkilenmiştir.
Doğru olan, yıkıp dökmeden, kardeşlik hukukunu zedelemeden Kur’an’a ve Hz. Peygamber’in günümüze kadar aksamadan mütevatiren gelmiş olan pratik örnekliğine yönelerek, yanlışlardan arınmaya çalışmaktır. Yüzyılların biriktirdiği sorunları bir günde çözme baskısına yönelmeden, cennet ve cehennem kadılığına soyunmadan, tekfirciliğe kalkışmadan, ortak değerleri öne çıkararak ve diyalog zeminini artırmaya çalışarak farklılıklarımızı aza indirebilir, tarihsel şartların taşıdığı yanlışları birbirimize gösterme ve hep birlikte Kur’ani doğrulara ulaşma imkanı bulabiliriz. Geçmişten günümüze gerek Sünni aleminde, gerekse Şia aleminde İslami uyanış önderlerinin söylediği de budur.
Müslümanlar arasında tarihsel şartlarda oluşan farklı anlayışların minimize edilmesi sonucunu doğuracak bir birlikteliği sağlayacak olan İslami uyanış ve direniş sürecidir. Buna inanmak ve bu yolda ilerlemek icab etmektedir. “Sünni” Hamas ile “Şii” Hizbullah bugün İslami uyanış ve direniş sürecinde kolkola yürüyorsa bundan sevinç duymak ve bu süreci ilerletmek için çaba göstermek gerekmektedir.
Yazımıza konu teşkil eden kara propaganda sahiplerinin yaptığı ise, bu süreci baltalamak ve İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir. Müslüman toplumlar arasına kin tohumları serpmeye çalışmak ve bunun için de “Şiiler hiçbir zaman kafirlerle mücadele etmemişlerdir. Hep Ehl-i Sünnet’e karşı savaşmışlardır” gibi yalanları yaymak, bu ümmete yapılacak en büyük kötülüklerden biridir.
Bu yalanı söyleyenler, iki yıl önce Lübnan’daki Şii Müslümanların siyonist işgalciye karşı yazdığı destanı da mı görüp işitmediler? Arap devletlerinin, ordularıyla bileğini bükemediği siyonist işgal ordusunu darmadağın eden Hizbullah’ın zaferi henüz taptaze iken böyle bir yalanı kitlelerin önünde nasıl dillendirebiliyorlar?
Yalanlara dayalı bu kara propagandanın sahiplerine şunu söylemekle yetinelim:
Allah’tan korkmuyorsanız, bari Hizbullah’tan utanın!
selamın aleyküm abi
ağzına, kalemine ve yüreğinesağlık ben butür bir eylem içerisinde olanlara zalimlerin gönüllü taşeronluğunu yapan islamın varlığından nasibini alamamışlar diyorum.bu tür ayrılıkları körükleyenler elbet islama zalimlerin bile hayal edemiyeceği zararları verebiliyorlar.hala bu söylemlerinde ısrarcı olmaya devam edeceklerse bunu çok iyi bilsinler ki zulme uğrayan değil müslüman inançsız bir insan bile olsa zulme karşı durmak müslümanlara farzdır.selam ve dua ile.
Şükrü Hüseyinoğlu
26-12-2008, 12:17:32
"Kim Vahdet İstemez" deyip, ardından da Che Guavera'yı ve Deniz Gezmiş'i Şii Müslümanlara ve tarikat ehli Müslümanlara tercih etmekten yana olduğunu belirten kardeşimize bir çift sözüm olacak...
Bu nasıl bir mantıktır ki, yüce Allah'ın varlığını bile inkar eden insanları farklı mezhep ve meşrepten Müslümanlara tercihe zorluyor sizi? En azından "Kıble ehli" diye bir tabir de mi duymadınız?
Rabbimiz Kur'an-ı Keriminde, ta ki Medine dönemine gelinip kıble emrini bildirinceye ve böylece herkesin safını netleştirmesi süreci tamamlanıncaya kadar, şirke dayalı yığınlarca inanç ve uygulamaya sahip olan Kitab Ehli'ni dahi İslam dışı olmakla itham etmemiştir. Yalnızca onlardan inançlarının gereğiini yerine getirmeyenleri, inançlarını dünyalığa değiştirenleri vs eleştirmiş ve o günün şartlarında onlardan ahiret gününe iman ediip salih amel işleyenleri cennetle müjdelemiştir.
Ayrıca en büyük hatanız toptancılığınız. Mümeyyiz bir akıl Müslümanın en büyük sermayelerinden biridir. O devre dışı kalınca hakkaniyet, adalet, insaf da devre dışı kalıyor işte.
Bir kere ne Şii Müslümanlar tek kalıptan çıkmış insanlar, ne Sünni Müslümanlar, ne de tarikat ehli Müslümanlar öyle..
Her birinde de tamamen hurafelere dayalı bir inanç taşıyanlar olduğu gibi, tarihten taşınan hurafeleri sorgulayanlar, arınmaya çalışanlar, Kur'an'a yönelenler de var. Yazıda sözünü ettiğim İslami uyanış süreci de bunu ifade ediyor zaten. Mesela bugün Hizbullah'ın manevi lideri olarak anılan Muhammed Hüseyin Fadlullah, masum imam inancının doğru olmadığını söyleyebiliyor. Aynı şekilde Sünni dünyada da geleneksel olarak taşınan Kur'an dışı inanışları sorgulayan düşünürler var. Aynı şey tarikat çevreleri için de geçerli. Orada da batıni çizgisini sorgulamayan ve sorgulatmayanlar olduğu gibi bu çizgiyi yanlış bulup Kur'an'a yaklaşan bir çizgiye yönelenler var. Eskiden Kur'an meali okumak insanı dinden çıkarır diyen bazı tarikat çevrelerinin bugün Kur'an meali dağıtması söz konusu. Bu süreci baltalamak yerine desteklemek gerekir. Tasavvufun Kur'an dışı bir kültür olduğunu söylemek, tarihsel olarak bu çizgiyi taşıyan Müslümanlara yaklaşıp onlarla diyalog hallinde Kur'an'ı gündemleştirmeye engel olmamalıdır.
Ehl-i sünnet ve Şia ise tasavvufla aynı kategoride değerlendirilemez. Her ikisi de Hz. Peygamber sonrası ortaya çıkan siyasi şartların doğurduğu birer İslami fırkadır. Lakin bu fırkaların da bünyelerine zamanla çeşitli yanlış anlayışlar bulaşmıştır, bu bir gerçektir. Yapılması gereken, yazıda da belirttiğim gibi asırların sorunlarını bir günde çözme baskısına yönelmeden ve tekfir silahına sarılmadan Kur'an'a yönelme sürecini güçlendirmektir.
emir paşaoğlu
25-12-2008, 15:25:27
Allah razı olsun ağbi.
konuyla direkt alakalı olan şu linkte de iki yazı var.
Masumiyet inancı taşıyanmı?laik inancı taşıyanmı?eeee demekki laik zümre amarikaya kafa tuttuğunda derhal yine tevhidi bir tarafa koyup laiklerin yanına koşacaksınız!!! şimdi şiilerin yanında olduğunuz gibi!!!hadis uydurmak bir tarafa efsane uyduran bu tiplerin inancını sizce neden avrupalılar ve amerika sistem olarak daha benimsiyor dersiniz!!!!bu arada hizbulllaha giren sünni sayısını bileniniz varmı?o da önemli değil sizce gerçektende hizbullah mı kazandı???bence asla zira osmanlının son kazandığı savaşta çanakkkale!!!eee o savaştan sonra osmanlı yok!!!laik tc var buna ne dersiniz!!!bazen kazandık dersin ama kaybeden sendirsin bilemezsin
uhut gibi!!!yemin olsun uhut,da kazanılan zafer en büyük zaferdi iyice araştıran için!!!son söz ben istemezmiyim vahdeti kim istemez ama akaidinde takiyye olana siz güvenebilirmisiniz bunu düşünün ben güvenmem,güvenmedim,güvenmeyeceğim...talibanı tartışmak amacım değil dogru yada yanlış o ayrı ama taliban ve güçlerini şu ortamda dahi amarika ve avrupaya şikayet edenler sizce vahdetçimi?yoksa fars imparatorlugu peşindemi???yorumum agır diye yayınlamaya bilirsiniz , ama
en azından cevap yazarsan ız mennun olurum.bu arada son soru şimdi türkiyedeki tarikat ehli bilirsiniz inançlarını çözebilirsen tabiki zira islam dini dışında her inanca sahipler!!!batı ve amarikaya karşı savaş başlatsalar onların yanındamı olmalıyız??olmalıysak o zaman ki(asla)mademki iman esasları önemli değil şia yanında olunuyor ki onlarında yanında olunabilir diyeceksiniz(tahmin)o zaman che,deniz gezmiş vs onların yanında bulunun derim zira karşışındaki insanlara en azından takiyye yapmazlar!!!!
EDİTÖRÜN NOTU:
KİM VAHDET İSTEMEZ rumuzuyla yorum yapan sayın okurumuz, yorumunuzda Şii Müslümanlara yönelik ağır hakaret içeren bir ifadeyi kaldırmak durumunda kaldık. Gerçi yorumunuz baştan sona hakaretlerle dolu. "hadis uydurmak bir tarafa efsane uyduran bu tiplerin..." gibi, ayrım gözetmeksizin tüm Şii Müslümanlara yöneltilmiş hakaret içerikli suçlamalarınızı okuyucunun takdirine bırakıyoruz. Hakaret etmeseniz, sadece fikirlerinizi söyleseniz, yanlış gördüğünüz neyse bunu dile getirseniz daha doğru değil mi?
muratgunes
25-12-2008, 08:49:02
"libasıyla anılan kişi" bunu hayatı boyunca yaptı arkadaşlar, zulmün arttığı her ortamda sesleri kesilen tavırları değişen bu arkadaşlar "ortalık durulunca" sağa sola saldırarak taraftar toplamaya, sayı artırmaya ve sayıyla beraber başka getirileri artırmaya çalıştılar. bunu hep yaptılar... ben hiç şaşırmadım. müslümanlar bu hususta ne yapabilir dersek tasavvuf ortak paydasında olan bu insanlarla ne konuşulacak ne tartışılacak ne de paylaşılacak çokta bişey yok bence ALLAH hepsini ıslah etsin.
ADEMOĞLU
23-12-2008, 21:08:21
Yaşamında anladığı değerlerinkaynağınını bilmeyen
kendilerini ....Çİ CU OLARAK GÖSTRMEYİ ŞEREF SAYANLAR
Allah ın kitabi ve resulüm sünneti ortada iken
lütfen taraflı yanlı ve ön yargılardan kurtulup Mezhep,tarikat
demeden Rabbim Allah diyeni sevmeyi ve savunmayı
deneseler ne olur.
Tabiki tevhidi tevhid olarak anlayıp yaşamak şartıyla
çünkü malum tavhidi bile hiç sayan amerikadan yaşayan
efendiler var,kitabı ve sünneti az değere satanlar varya
onların sözde Rabbim Allah demeleri biraz düşündürücü.
Kim ama kim olursa olsun Kuranı Kuran olarak anlayıp yaşamaya gayret eden
herkes dost ve kardeştir hata ve günahları Allahla onun arasındadır
yanlız yanlış anlaşılmaya fırsat vereçek hareketlerden
kaçınmak dahada güzel olaçaktır.
Şiilerin bügün küfrün karşısındaki duruşu izzetli
tavrını örnek alalım.dua ve temenilerle yanlarında olalım.
ömer bitlis
23-12-2008, 00:52:12
Türkiyedeki cemaat sahiplerinden biri şii olmuş deseler, kim olmuş demeden önce cüppeli mi olmuş derim...
İtikadi (vahdeti vücud) ve ameli (ibadi boyutu kasıtla) türkiyede, gulat denilen aşırı şiilere en yakın kesim cüppelinin kesimi gel görki sanki türkiyede şiayla mücadeleyi yürütüyormuş gibi bir tavır içindeler.
Hepsi yalan...
Ergenekonculara söyleyemediği lafları, türkiyedeki Tevhidi müslümanlara ve onların önderlerine söylüyor.
Kesinlikle tavır gösterilmeli ve türkiyedeki Müslümanlardan tecrit edilmeli.
Bunuda yapması gerekenler Türkiyedeki Cemaat önderleridir.
Allah sonumuzu hayır etsin (Amin).
MURAT ERASLAN
23-12-2008, 00:22:04
Yunus un dedigi gibi "Dervislik olsaydı fes ile hırka, bizde alırdık otuza kırka." Malesef Peygamberi yalnıs anlayan, mezhepleri futbol kulupleri gibi goren o musluman kardeslerimizi Allah ıslah etsin demekten gayrı ne kalır bize dusen.
Ben de bir defasında bu radyoyu dinlerken malum zatın, - Aman ha sakın sia nın kitaplarını okumayın sizin kafanız calısmaz farklı seyler olur alimallah... manasında ogutler verdigine sahit olmustum, aklını seyhlerine teslim etmis kardeslerimize. Gunumuzde birlik olmak, tarihsel hataları onarmak icin mucadele verip yek yurek olma yolunda projeler olusturmak yerine ummeti bolmek adına bu kadar, fitne demiyecegim sahidimki musluman kardeslerimiz, olumsuz soylemlere ne gerek duyuyorlar anlamıyorum. Hicmi Allah tan korkmuyorlar pergamber savas sırasında ben muslumanın dedigi icin "vurmayın boynunu icini bilemeyiz" manasındaki tavrından hicmi ders almayıp musluman ve dava bilincinde olan ve hayatını islama feda ettigine sahit oldugumuz insanlara kafirlige varıncaya kadar varan hakaretlere sarılıyorlar. Bu davranıslar icine giren insanlar aldıkları egitimle Allah a yaklastıklarını sanıyorlar iseler cuma suresi 5 ayete bakabilirler.Neticede Allah ıslah etsin.Sukru abi agzına saglık sindiremedigim duygularımı dile getirmissin Allah razı olsun, ama musade edersen yazının sonuna bir cumle eklemek isterim uygun gorursen...
Yapılan bunca olumsuz tavırlardan oturu Allah ın bize ogretisi olan "muminler yalnız kardestir" ilkesi ile hareket edip bu kardeslerimize Allah tan ıslah dileyip, bir an once saplandıkları yerden kurtulup ummetin birligi icin mucadele etme olgunluguna erismeyi Rabbimin onlarada nasip etmesi temnnisi ile...
Selam sevgi ve dua ile...
ahmet örs
21-12-2008, 23:25:04
evet mesele budur. zavallılığın tavan yaptığı bir inanç ve söylem.
ne diyelim, Allah ıslah etsin.