Sivas olayları o kadar çok boyutlu ki bir yazıda bunlara ancak işaret edilebilir. Ergenekon uzantıları belki göremeyenler için bir pencere açabilir ancak Sivas ve benzeri olaylarda “derin” karakter ve bağlantıları göremeden yıllarca ahkâm kesenlerin zavallılıklarını dinlemek zorunda kaldı insanlar.
Sivas’ta on beş sene önce yaşanan olaylar bir damar olarak ülke siyasetindeki yerini derinleştiriyor. İlk yıllarda belki daha zayıf olan taraflaşma, olaylar üzerinden siyaset yapma niyetleri sebebiyle bugün daha bir derinleşmiş durumda.
Travma tartışmalarını hatırlatır cinsten bir mesele Sivas olayları. Ergenekon bağlantılarıyla ilişkilendirilmeden de önce meseleleri takip edenler bunun Sivas halkıyla ilgili bir durum olmadığını rahatlıkla kavramışlardır. Travma, olayları farklı uçlarda yaşayanlar için farklı şekillerde şekillendi. Siyasetin görünür ve görünmeyen gidişatını kavrayamayanlar ne yaşanan travmaları ne de meselenin hakiki yönünü görebildiler.
Sivas olayları o kadar çok boyutlu ki bir yazıda bunlara ancak işaret edilebilir. Ergenekon uzantıları belki göremeyenler için bir pencere açabilir ancak Sivas ve benzeri olaylarda “derin” karakter ve bağlantıları göremeden yıllarca ahkâm kesenlerin zavallılıklarını dinlemek zorunda kaldı insanlar.
Bir kısım Alevi çevreler olaylar üzerinden siyaset yaptıklarını sandılar/hâlâ sanıyorlar ama derin siyasetlere malzeme olmaktan kurtulamadıklarını göremiyorlar. Alevilerin haklarını, siyasetlerini takip ettiklerini zannettikleri Kemalist/solcu kesimlerin yanında saf tutma talihsizliklerine devam ediyorlar.
Sivas’ta ölen insanları gözü dönmüş Müslümanların katlettiği iddia ediliyor. Yıllarca bir arada yaşayan insanların birbirlerini katletme arzuları olsa neden bu arzu daha önceki zamanlarda değişik vesilelerle harekete geçmedi? Neden organizatörler İslam’a saldıran adamlarla şenlik yapıp Müslümanların değerlerine hakaret ettirdiler?
Derin güçlerin ülkeyi zapt u rapt altına almak için buna benzer nice olaylar tezgâhladığı bittecrübe aşikâr iken sorgusuz sualsiz insanları yargılamak, tuttuklarını ömür boyu hapislere atmak nasıl bir adalet anlayışıdır? Elbette kimse bu şekildeki bir olayı kabul edemez ancak suçu bir yerlere atmakta acele edenler meselenin hakiki boyutunun görünmesini her zaman engellediler ve bu durumdan siyasi ve sosyal çıkarlar devşirmek istediler.
Malum çevrelerce memlekette herkes “aptal” görülür ya da öyle olması arzulanır ya, bu doğrultuda yazılan senaryoların kabul edilmesi istenir, başka bir açıdan değerlendirme yapılamayacağı bilinçaltlarına yerleştirilmek istenir. Bu çevreler yıllarca “katliam” jargonu üzerinden düşüncelerini dayattı. Birçok Müslüman yıllardır hapislerde. Karanlık ama niyeti belirli güçler kendi hedefleri için yandaş olarak gördükleri insanları katletmekten imtina etmediler. Bütün bu gerçeklere rağmen hâlâ Alevi kimliğiyle siyaset yapanlar ezber kalıpların dışına çıkabilecek bir söylem geliştirecek bir özeleştiri yapamadılar.
Faili meçhul niyeti açık nice cinayet hep aynı doğrultuda ilerlerken propagandalara malzeme olarak kullanılan Alevi halkından beklediğimiz şudur: Eğer kendinizi bir şekilde İslam’a nispet ediyorsanız vahyin çağrısıyla buluşup İslam’ın aydınlığını karartmak isteyenlerle hesaplaşın. Ateist, İslam düşmanı siyasetlere kendiniz üzerinden propaganda ve İslam düşmanlığı yapma fırsatı vermeyin. İdeolojik duruşları iyi tahlil etmelisiniz yoksa Allah korusun acılarınızın sürmesi ihtimali her zaman varlığını sürdürecektir.
Ergenekon soruşturma sürecinde yaşananlar bu çerçevede bir fırsat olarak algılanmalıdır, insanları acılara boğarak siyaset üreten malum güçlerle artık hesaplaşılmalıdır. Başbağlar’a gösterilen ilgisizlik sözde hümanist anlayışlarla Sivas’a yoğunlaşan ilginin samimiyetini gölgelemektedir. Darbeci çetelerin ve gizli bağlantıları meydana çıkarabilecek ipuçlarının orta yere serilmeye başlanmış olması hesaplaşma için bir fırsat olmalıdır.
Şu bir gerçek ki karanlık güçleri tamamen gün yüzüne çıkartmak mümkün değildir ama mümkün olabilecek adımlar vardır: Niyetleri önyargılardan arındırmak ve hakikati aralamak için yola çıkmak.
Tarih ilerledi, imkânlar değişti, bilgilenme ve bilinç arttı. Güneşin balçıkla en az sıvanacağı günlerdeyiz. Samimi olanlar bir adım öne çıksın.
Batılılaşmaya ilk adımların atılmasından buyana yaklaşık 150 küsur yıl geçti. O günlerin atmosferinde oluşan Osmanlı batılılaşması, artarak devam etti ve cumhuriyet elitinin elinde şekil ve muhteva değiştirerek halkı her açıdan tedibe yönelik bir silaha dönüştü. Cumhuriyetin ilk günlerinden itibaren de batılılaşma uğruna ümmet'ten ulus apartma, farklı etnik unsurları, dayatılan ulus kalıbına sokup, yok etme ve sosyolojik anlamı itibarıyla da nötr olan Türklük üzerinden üst kimlik oluşturma çabları günümüze kadar devam etti. Varlık vergisi, 6/7 Eylül olayları, Şeyh Said kıyamı, Dersim faciası, Müslüman alimlerin ya idam edilmesi, ya gurbet ellere sürülmesi, zaman içerisinde oluşan sol/ssoyalist muhalefeti ezme çabası, sonra oluşmaya başlayan tevhidi uyanışı baltalama, yıllar yılı süren Kürt halkının peyder pey yok edilme operasyonları, Maraş ve Çorum katliamları, Gazi olayları ve en nihayetinde de meşum Sivas olayları; İşte bunlar, özellikle de sonuncuları ya başından beri, yada aynı irade tarafından sonradan oluşturulan derin devletin derin çalışmalarının sonucu olarak, kanlı bir şekilde tezgahlandı. Ama neden se, belli kitlelere hedef saptırılarak, Müslümanlar suçlu gösterilmek istendi. Maalesef, kamuoyu'nda derin izler bıraktı ama, güneşin balçıkla sıvanamayacağı gerçeğince, tezgahların mahiyeti de bir bir ortaya çıkıyor. Sözde mağdur edilen kitle sol veAlevi kitleydi. Ama, bir bakıyorsunuz, Ergenekon'u Doğu Perinçekler oluşturuyor, Diskli Süleyman Çelebiler destekliyor, bilmem hangi solcu yazar ve çizer medya üzerinden ahkam kesiyor. Sanki operasyonlar, zxulmen mağdur oluşturuyor. Sol'un geldiği, gelebildiği bu mu olsa gerek! Garip, ama gerçek! Mutlaka, sol cenah içerisinde istisna kişiler ve yapılanmalar vardır ama, etme bulma dünyası psikolojisi içerisinde bizler kalkıp, şerh düşsek bile, sürekli olarak sol'a yön vermeye çalışan iradenin üzerlerine düşen gölgesinden dolayı, İslam'la bir dargın, bir barışık halktan olan insanlara bazı hakikatleri anlatmaız hayli zaman alır. Bu konuda iş, kendini ifade etme konusunda var ise, dürüst ve namuslu solculara düşmektedir!
Bu açıklamalardan yola çıkarak, Ağustos/1993 tarihli İmza Dergisi'nde kaleme aldığımız 'Sivas Olayları' ile ilgili yazımızdan, olayların mahiyetiyle ilgili olarak sıraladığımız soruları içeren paragrafımızı aşağıya iktibas edelim;
"Sorular... Sorular...
Sivas'ta karanlık ve laik güçlerin tertiplediği bu oılaylar, yılarca tartışılıp duracaktır belki. Ve belki o zaman, asıl suçlular ortaya çıkarılır da, 'nedenler ve nasıllar' üzerinde en sağlıklı değerlendirmeler yapılır.
Şimdiki aşamada şu sorular sorulabilir:
1- Yıllardır adına etkinlik düzenlenmeyen birkişi için, neden son yıllar uygun görüldü?
2- Etkinlikler Banaz köyü'nde yapılsaydı daha doğal ve daha anlamlı olmaz mıydı?
3- Alevi olmasına rağmen, 'laik-ateist' dinsiz olmayan bir insan adına düzenlenen etkinliklere, laik ve ateist kimlikli ve bir o kadar da İslam'a düşman birisi niçin davet edildi?
4- Kendi halkına, Müslümanlığından dolayı düşman olan bir bürokrata neden ve hangi sebeplerden dolayı Sivas gibi bir ilin valiliği verildi. Daha makul bir insan böylesi bir göreve getişrilemez miydi? ... ...
5- Şehirdeki medrese duvarlarına Marx, Lenin ve Stalin gibi Marksist lider ve önderlerin fotoğrafları, 'halkı tahrik için mi, yoksa teskin etmek için mi(!) yapıtırıldı?
Aslında soruları daha da çoğaltabiliriz. Belki de bir grup azınlık dışında, hemen herkes bu türden soruları aklına getirmiş olabilir. Bu olan bitenin, aklı başında olan insanları düşündürtmemesi zaten imkansı gibidir. Zira ortada 'resmen ve cebreb' bir düzenbazlı var."
"Sivas'tan Başbağlar'a...
Sivas'ta Alevileri kandırıp, aldatmak için Aziz Nesin'in piyonluğuında oynanan ve Müslümanlara mal edilmek istenen oyunlardan sonra, bir grup terörist; Erzincan/Kemaliye (Esli ismiyle 'Eğin')'ye bağlı Başbağlar köyü'nü yakıp, katliam gerçekleştirdi. Bu olayda tam 33 Sünni Müslüman teröristlerce katledilmişti." Sivas'tan kalasım olmayan bu vahşetin, esas önemi yönü bizce Eğin gibi nüfusu ağırlıklı olarak Sünni ve aynı zamanda da medeni insanların yüzyıllardır yurdu olan topraklarda, sözde Aleviler adına bedevilik üzre intikam alınmasıydı. Eğer Alevi kitleler ve onlar adına iş gördüğü iddia edilen sol zihniyetli insanlar İslam'a ve Müslümanlara varlık sebebi açısından düşman iseler, katliamları da kendilerini ifşa edici bir yön taşır. Ve o mazlumların kanı yerde kaldığı ve devletçe de hesabı sorulmadığı sürece ve aynı zamanda bir itiraf söz konusu değilse bize düşen görev, hem itikaden ve sosyalen o insanları düşman bellemektir. Zaten, hiçbir zaman dost olmamışlar, düşmanlıklarını çeşitli vesilelerle, hemen hemen her platformda sergilemişlerdir. Sosyal anlamda adı geçen bu kamp -Alevi cenahı- içerisinde yer işgal ettiği halde, Allah'a , onun peygamberine, kitabına inanıp, kabulde kusur etmeyen Aleviler, her zaman kardeşlerimizdirler! Zira, saydığımız o kıstaslar mucibince, esas belirleyici olanın sadece ve sadece itikadi ilkelerin varlığıdır! Zaten o insanlar, görebildiğimiz kadarıyla, derin hesaplar içerisinde olmaktan ziyade, baştan beri uzağında durmaktadırlar. Ör. Ehl-i Beyt Vakfı vb. Allah, kendi dinine yardım etmek isteyenlere muzaffer, bi'l-cümle zalimleri ise kahretsin! Esassında Sivas'ta ve Başbağlar'da yanan mümin yüreklerimizdi. Ne Aziz Nesin, ne de bir başkası! Bakın işte batılılaşma serüvenimizin sonucuna; Kan, duman, intikam; yok edilen Sivas ve mazlu Başbağlar!
Bşbağlar'daki vahşeti, bunca yıldır, görmeyen, gözler, duymayan kulaklar ve yürekler oldu! Bilmem, dünyanın hangi bölgesinde ölen insanları gören, duyan ve hisseden insanlar, Başbağlar'ı göremedi. Yazıklar olsun; o göze, o kulağa ve o yüreğe! İşte, o hasletlerden yoksun insancıklar, derin devletin sol cenahının da yardınmıla -ne yardım, ne yardım!!!- Sivas'ı bahane ederek Başbağlar'ı katlettiler ve akıllarınca da Alevi kitleden bir ulus formu kotarmaktı! Bizce de esas yapılmak istenen de buydu. İnşaallah bu düşüncelerimizi ileride kaleme dökeriz.
Mustafa
05-07-2008, 10:08:49
İmralıda Adnan Menderes ve arkadaşlareının idam kararını veren hakim kararını gerekçesini şöyle belirtmişti: Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor
Sivas olaylarını tertipleyen irade olauyların aydınlatılmasını istemiyor ve bazı çeevrelerin klişe tepkileri de o karanlık iradeye hizmet ediyor.
Cengiz Sırtıkara
04-07-2008, 22:09:33
Sivas olayları karanlık güçlerin tezgahıydı. Kominizm bitmişti, İslamla daha yoğun bir şekilde savaşılabilirdi. Sivas'ta bunun kıvılcımını yaktılar. Burdan 28 şubatlara uzandılar. 8 yıllık kesintisiz eğitimle imam hatiplerin önü kesilince o yıl hacı bektaş etkinliklerine gidip müjde verdiler.
Bunlar sistemin alevileri yedeğe alma çabasıdır.