Televizyonlarda, işyerlerinde, okullarda… her yerde kocaman kocaman, takım elbiseli, gravatlı düşünürlerimiz var bizim! Hatta onların açtığı yolda bütün bir toplum düşünüyor, tartışıyoruz ve inanın bu düşünce suç olarak da kabul edilmiyor. Bilakis değerli büyüklerimiz (!) bizi böyle düşünmeye teşvik ediyorlar... Oturup açlık, savaşlar, sömürü, ahlaksızlık, yozlaşma gibi gereksiz konular düşünüp konuşacak değiliz ya...
Sakın kimse sizi düşünceli görmesin. Hemen sorar: “Ne düşünüyorsun, yoksa hasta mısın?”
Düşünmek aklın eylemi, insan olmanın gereği iken bizim toplumumuzda bir hastalık belirtisi olarak algılanmaktadır.
Durumu daha iyi tespit edebilmek için düşünce ve düşünmekle ilgili toplumun söz ve davranışlarını tahlile devam edelim:
“Ne düşünüyorsun, Karadeniz’de gemilerin mi battı?” Demek ki düşünceniz hastalıktan kaynaklanmıyorsa mutlaka başınıza gelen büyük bir felakettir, düşünmenizin sebebi.
Hem normal zamanda ve normal şartlar altında iseniz; sağlıklı bir bedene ve sağlıklı bir akla sahipseniz, neyi, niye düşüneceksiniz ki!.. Üstelik gerektiğinde sizin yerinize sizden daha iyi düşünen din ve devlet büyükleriniz varken…
“Çok fazla düşünme, kafayı yersin!” Herhalde insanlar beyinlerini, satın aldıkları ev eşyalarına benzetiyorlar ve ne kadar az kullanırlarsa bozulma ihtimalinin o kadar az olacağını sanıyorlar. Hatta çoğu akıllarının ambalajını açmadan yaratıcıya iade etmenin derdinde..
Haksız da sayılmazlar. Siz “Düşünen adam heykeli”nin neden Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde olduğunu zannediyorsunuz?!..
Eylemleri renklerle ifade etseniz, (Nasıl olur demeyin. Mesela hayal kurmayı, hülyalara, düşlere dalmayı pembe ile ifade ederiz) düşünmeye hangi renk düşer acaba? Aman ha bunca riski varken fazla düşünmeyin ben hemen söyleyeyim:
“Kara kara düşünmek”
Hadi biraz da hayvanlar âlemine bakalım: Örneğin gücüyle anılan bir hayvan bulalım. Hemen “aslan” dersiniz herhalde. Çalışkan hayvan? “arı, karınca”
Peki düşünmekle alakalandırılan bir hayvan biliyor musunuz?
Durun arkadaşlar, ben ne yapıyorum? Soru sorarak sizi düşünmek gibi garip bir eyleme teşvik ediyorum! Hemen söyleyip sizi kurtarayım: HİNDİ…
Hani Nasreddin Hoca'nın fıkrasından hatırladığımız, konuşma taklidi yapan papağan kadar para etmeyen düşünen hindi… Ve bu fıkranın mesajında olduğu gibi düşünenlere değil düşünmeden taklit edenlere değer verilen bir dünya!
Din de düşünmeye tahammülü olmayan bir konu! Düşünmeden, aklınızı kullanmadan teslim olacaksınız. Düşünmek şeytani bir iştir, insanı saptırır! (Zaten ilk düşünen de şeytan değil mi Şehristani’den öğrendiğimiz kadarıyla!) En ufak bir şeyi sorgular, en küçük bir düşünce kırıntısı taşırsanız dinden çıkarsınız, zinhar kâfir olursunuz Allah korusun!
“Kardeşim bir müsaade edin de önce düşünüp anlayıp öylece dine tabi olayım. Çıkıp çıkmayacağıma daha sonra karar veririm. İnsan girmediği yerden nasıl çıkar” bile diyemezsiniz.
Size sunulan dini kim düşünüp de kabul etmiş ki siz edesiniz! Ya düşünmeden kabul et, ya da düşün dışlan!
İyi de neden yaşadığımız toplumda düşünce bu kadar lanetlendi? Düşününce birilerinin çıkarlarına mı dokunuyoruz?
Yoksa Karunlar rahat sömüremiyorlar mı düşünenleri!..
Yoksa Firavunlar gütmek için uysal koyunlar bulamıyorlar mı, insanlar düşündüğünde!..
Düşünce suçu diye bir kavramı bunun için mi ürettiler? Hani her türlü suç affedilse bile affedilmeyen bir suç var ya!
Hiç mi düşünenlerimiz yok. Bu kadar da insafsız olma diyorsunuzdur şimdi.
Olmaz mı!..
“Düşünüyorum öyleyse varım” demiş Descartes. Biz düşünmeyip de yok mu olalım toplu olarak! Elbette bizim de düşünenlerimiz var.
Televizyonlarda, işyerlerinde, okullarda… her yerde kocaman kocaman, takım elbiseli, gravatlı düşünürlerimiz var bizim! Hatta onların açtığı yolda bütün bir toplum düşünüyor, tartışıyoruz ve inanın bu düşünce suç olarak da kabul edilmiyor. Bilakis değerli büyüklerimiz (!) bizi böyle düşünmeye teşvik ediyorlar. Ne mi düşünüyoruz? Öyle boş şeyler değil çok önemli (!) şeyler.
Oturup açlık, savaşlar, sömürü, ahlaksızlık, yozlaşma gibi gereksiz konular düşünüp konuşacak değiliz ya. Tabi ki hangi takım hangi takımı yendi, o pozisyonda ofsayt var mıydı, yok muydu, penaltı haklı mı verildi, haksız mı?..
Neyse ben de çok düşündüm herhalde. Başım derde girmeden akletmeyi bırakıp nakletmeye başlayayım. Hem biraz da duygularınıza hitap edeyim:
“Kara gözlü bir çocuğun yumuk elleri kavrıyor kalın ve paslı parmaklığı.
Babasının neden eve gelmediğini soruyor çocuk.
Utancından kızarıyor yeryüzü, elleriyle yüzünü kapatıyor mavi okyanus…
“DÜŞÜNDÜM” diyor baba…
Korkuyor çocuk; soruyor tekrar: “Çocuklar için küçük hapishaneler yaparlar mı baba; çünkü ben de DÜŞÜNDÜM” (ODTÜ İkindi Dergisi Nisan–96)
Biz miyiz “düşünmez misiniz, anlamaz mısınız, akletmiyor musunuz?” diye bizi sürekli uyaran Kitab’a teslim olanlar?
Bizler mi düşünmeyi farz kılan bu dinin inananlarıyız?
Düşünceye asıl anlamında yaklaşmışsın Allah razı olsun. düşünmeyi hastalık sayan zihniyeti tokatlamış olmak çok güzel bir duygu olmalı. Bu düşünceye herkes varamıyorda.Çünkü herşeyi düşünerek başarabileceğimizi, başımıza ne geldi ve geliyor ise düşünmeden yaoptıklarımızdan olduğunu iyi vurgulamış kardeşimiz. düşüncesiz bir toplum ne üretebilir nede değerlerine sahip çıkabilir. çıkamaz ve üretmez zira düşünmek akletmek onun işi olmadığı için o dediklerimizin değer ve üretimlerin farkında bile değildir. zaten her şey de bu noktada yani farkı anlayamamak ta düğümlenmiyormu? madem ki fark düşünebilmekte (ki öyle) düşünebilmek aklı kullanmayı, aklı kullanmak üretmeyi, üretmek hayatı, hayat ise daimi olan ahiret hayatını getirir. bunların olabilmesi içinde vahy + akıl + zaman ilişkisinin farkında olmak tan geçtiğimni de yine Serdar kardeşimiz bir konuşmasında belirtmişti. inşallah o yazısınıda buradan herkesle paylaşmak nasip olur.
Fahri ERGÜN
15-05-2008, 23:20:20
Üstat yine çok düşünmüşsün!!!
Ahmet Örs
14-05-2008, 07:14:38
DÜŞÜNMEDEN DÜŞECEĞİMİZ
Düşünceden korkmak her zaman olagelen. Keşke düşünce insanlara bu kadar ağr gelmeseydi. Düşünce, fikir yani eskilerin diliyle. Ne zaman, düşünce dedik ya işte! Gülümse. Düşünceden anladığımız belki de sadece budur.
Okumazsam düşünce yok, okursam olan şey düşünce mi, yasak mı, korku mu? Korku mu yasağı besliyor, yasak mı korkuyu. Bilen varsa doğrusunu beri gelsin de bizi engin düşünceleriyle aydınlatsın.
Düşünce ne işime yarar benim. Düşünceyle ancak borsa düşünce işim olur, ya da faizler çıkınca. Faiz düşünce yanıma gel de sana düşüncenin en derinini açıklayayım.
Yaz oğlum, belki düşünceye değer veren biri vardır da o denk gelir yazdıklarına. Belki bir okuyanın çıkar. Ama ben yazınca düşünceden yana onlar sadece ne kadar ettiğini soruyorlar, ne kazanıyorsun. Ben de cevapladığımda kimlik ve onur, ama mührü resmi dairede vurdurman gerekmiyor mu?
Okuluma giderim, ödevimi yaparım, düşünceye sıra geldiğinde notlarım düşer diye hiç oralı olmam. Bana ne düşünce diye diye notlarım düşünce babama ne derim ben, baban gibi adam ol, der bana, düşünce notların gelme yanıma.
Korku en büyük düşüncedir dedi adam, evet kork ve korkut. Korkunun felsefesini üret ki tesirin kuvvetli olsun. Senden büyük düşünce adamı olmaz o zaman, havalısındır artık, çünkü korkuyu üretenden insanlar korkar, sevgiyi üreteni ciddiye alan olmaz.
Bir kitap okusan derse okumam demek belki yakışık almaz ama okumayı kurtarmak, mış gibi yapmak mümkün, mümkün yolları var. Hem düşünce uğramaz konforunu tedirgin etmeye, hem de günü kurtarırsın işte, fena mı.
Bizim oralarda bir düşünce adamı vardı. Hep düşünürdü. Düşündüğünü dile getirmeye geldiğinde ise konuşamaz, işin içinden çıkamadıkça da edepsiz kelimelerle etrafa tehditler savururdu. Yok, derdi yok, bizde düşünce adamı yok, lanet olsun. En sonuncusu dedemin dedesi zamanında yaşamış.
Takmışsın dedi, varsa yoksa düşünce. Sen mi kurtaracaksın dünyayı, yoksa kâtip mi olacaksın. Sana ne, otur keyfine bak, ne ortadoğusu, ne bopu, durumun kötü, hasta olacaksın diye korkuyorum. Bak sonun iyi değil, kitap, okuma, düşünce diyen bir tanıdığım vardı uzaktan, mahkemelerden beri gelemedi. Uzaktan diyorum ha, yanlış anlaşılmasın. Çok şükür herhangi bir yakınlığım yoktur kendisiyle, biline de başımıza işler gelmeye.
Zararsız Düşünceler Mektebi diye bir okul kurmuş biri, oraya kayıt yaptırmalı. Hem düşünmeli, hem açık etmemeli, açık etmek düşünceye zarar. Mesela bir ayak yuvarlağı oyunu hakkında saatlerce düşünmek serbest, sayfalarca makale okumak, yazmak, orada burada tartışmak. Ama serbest olmaz ha başka meseleleri dillendirmek. Akla zarar düşünceye karşıyız efendim.
Siyaset yapsak olmaz, tarih eleştirsek olmaz, eğitimi ele alsak olmaz, din iman işine girsek olmaz, edebiyatı alt üst etsek olmaz, peki biz ne yapacağız. Yapacak iş mi yok, bi çay söyleyeyim de laflayalım oradan buradan. Laflarken laf kaçırırsam ağzımdan, işte o lafı deme.
Dergimiz var alır mısın, okur musun. Alamam, param yok diyemeyeceğim, var param ama okumaya niyetim yok. Yoksa paraya ne olmuş, her gün saçıyorum dört bir yana. Ben de alamam çünkü ne yaptığınızı sanıyorsunuz ki, nedir yani. Size düşene kadar düşünce daha nitelikli bir şey değil mi, edebiyat, öykü, şiir falan. Canın sağolsun üstad, o da bir düşünce en nihayetinde. Ama bu sözlerinizle düşürdünüz değerini düşüncenin.
Bunların diyor, beynini yıkamışlar. Allah Allah, nasıl yıkıyorlar şu beyin dediğinin şeyi. Peki senin beynini kim yıkadı. Benim beynim özgür düşünceden yana. Hımm, demek özgür düşünce sensin, araya araya bulamadığım. Düşünceyi özgürleştiren sensin yani, çok memnun oldum. Dağıtalım biraz, derdi, kederi unutalım, dünyayı biz mi kurtaracağız.
Sonra düşüne düşüne adam hakikate yaklaştı en sonunda, dedi ki, bir düşünce adamı bulursam ona soracağım ki düşünce olmazsa düşeceğimiz yer neresidir, alçalacağımız.