İlk nesil, Kur’an’ı ne ucuz sevap kazanmak veya ölülere sevap göndermek için, ne de bilgi olsun, akademik kariyer olsun vs diye okumuyordu. Onlar Kur’an’ı düşünce ve eylemlerinin belirleyicisi olması için, tamamen pratiğe yönelik olarak okuyordu. Bu yüzden de Kur’an’ı Rabbimizin istediği gibi tertil üzere, sindire sindire okuyorlardı. Hatim kampanyalarına hatim yetiştirmek için değil!
Alemlerin Rabbi yüce Allah’ın insanlığa kılavuz olarak bildirdiği, kerim, mübin, hakim olan hayat kitabımız Kur’an, inzal olunmaya başlandığı ilk günlerden bu yana üç çeşit zulme maruz kalmıştır:
-İnkar edenlerin yalanlama ve engellemeleri
-İnanıyor görünüp onun mukaddesliğini kendi menfaatleri için kullanmaya çalışan nifak ehlinin istismarı
-Kur’an’a iman edip onu baş tacı edip de, ona bir hayat kitabı olarak değil, adeta bir sevap kazanma ve kazandırma makinası, ölüler ve mezarlıklar kitabı muamelesi yapanların sapma ve saptırmaları
“Bu kitabı kendisi uyduruyor, bu konuda bir topluluk da kendisine yardım ediyor”, “bu, cinlenmiş bir adamdan başkasının sözü değildir”, “Bu bir sihirdir” gibi ithamlarla, “Onu dinlemeyin ve başkalarının dinlemesine izin vermeyin”, “O okuduğunda gürültü yapın ki anlaşılmasın” gibi engellemeler birinci çeşit zulmün örnekleridir ve halen de devam etmektedir.
İkinci çeşit zulme ilk örnek, meşru halife Hz. Ali’ye karşı kabile asabiyeti ve saltanat hırsıyla isyan eden Şam Valisi Muaviye’nin Sıffın Savaşı’nda yenilmek üzere olduğu sırada Amr bin El As’ın, Kur’an ayetlerinin yazılı olduğu sayfaları mızrağa geçirerek Hz. Ali’ye karşı bir psikolojik harp silahı olarak kullanması olmuştur. Amr bin El As’ın bu istismarı amacına ulaşmış, Sıffın’daki bu şeytani hileyle başlayan süreçte İslami siyaset ortadan kaldırılmış, yerini saltanata bırakmıştır. Günümüzde de Kur’an’ın mukaddesliğini kendi menfaatleri için istismarı edenler az değildir. Yaşadığımız topraklarda seçim meydanlarında ayet okuyan, Kur’an mushafını öpüp başına koyan, seçimlerden sonra ise Kur’an’ın ilke ve ölçüleriyle savaşanları hepimiz biliyoruz. Hatta bir ulusalcı çetenin, ölme öldürme andı içerken Kur’an mushafına el bastıklarını görmüştük kısa süre önce.
Üçüncü çeşit zulüm ise, Kur’an’a iman edip onu canlarından çok seven bazı Müslümanların, ona ölüler ve mezarlıklar kitabı, sevap kazanma ve sevap gönderme makinası muamelesi yapmalarıdır. Son zamanlarda bir furya halinde ortaya çıkan “Şehitler için Fatiha zinciri”, “Çanakkale şehitlerine 250 bin hatim kampanyası” gibi uygulamalar, Kur’an’ın maruz kaldığı bu “dost zulmü”nün hangi boyutlara ulaştığını gözler önüne sermektedir. Söz konusu kampanyaların, İttihat ve Terakki’nin Alman emperyalizminin dümen suyunda bir nesli ölüme yolladığı Çanakkale savaşının kutsanıp bayraklaştırılması ve “Fatiha zinciri” kampanyasında olduğu gibi mevcut laik sistemin askerleri için dahi “şehit” kavramının kullanılması zaten başlı başına bir faciadır. Bu faciaya bir de Kur’an’a yaşayanların idrakleri yerine ölülerin ruhlarına okunan kitap muamelesinin eklenmesi, faciayı katmerleştirmektedir. Bu "hatim kampanyası" meselesi öyle bir noktaya geldi ki, bazı radyolarda sürekli "Arayın bir cüz de siz alın" duyuruları yapılmakta, gazetelerde "kampanya" ilanları yayınlanmakta, bazı forum sayfalarında kampanyalar düzenlenip cüzler dağıtılmakta, "Abim vefat etti, bir hatim kampanyası da onun için düzenleyebilir miyiz" şeklinde talepler dile getirilmektedir.
Yaşadığımız coğrafyada bundan yaklaşık 100 yıl önce bir yanık yürek, alemlerin Rabbi yüce Allah’ın hidayet rehberi olarak insanlığa bildirdiği Kur’an’ın adeta bir ölüler ve mezarlıklar kitabı muamelesine tabi kılınması karşısında şu feryadı dile getirmişti manzum olarak:
“…
İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!
Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu ayetlerde?
Lafzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’an’ın:
Çünkü kaydında değil, hiç birimiz mananın
Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına;
Yahud üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyle bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!
…”
Kur’an şairi Mehmed (Muhammed) Akif’in bu feryadının aradan bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hala üstelik kendisini öve öve bitiremeyen geniş kesimlerde yankı bulmamış olmasını nasıl karşılayacağız, nasıl değerlendireceğiz?
Yüce Rabbimiz, insanlığa rehber olsun için inzal buyurduğu Kitab-ı Kerimini;
Ölülere değil diri olanlara indirdiğini, Kur’an’ın yaşayan insanlara hitap ettiğini, onları uyarmak, hesap gününden haberdar etmek için gönderildiğini (Kehf 18/2, Secde 32/3, Yasin 36/70, Fussilet 41/4);
- Onu, insanları karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkarmak ve doğruz yola iletmek için indirdiğini (Maide 5/16, İbrahim 14/1, 33/43, 57/9, 65/11);
- Üzerinde düşünülsün ve öğüt alınsın diye onu insanlara bahşettiğini (47/24, 54/17, 50/45, 38/29);
- Evlere muska niyetine asılsın diye değil, insanlara okunsun diye gönderdiğini (17/106)
- Onun apaçık ve kolaylaştırılmış bir kitap olduğunu (Hicr 15/1, Hacc 22/16, Şuara 26/2, Neml 27/1, Kasas 28/2, Yasin 36/69, Duhan 44/2, Kamer 54/17, 22, 32, 40);
- Onun hidayet ve rahmet kaynağı olduğunu (Yunus 10/57)
beyan buyurmaktadır.
Bu apaçık hakikatlere rağmen, tarihsel süreçte ne yazık ki, onu yüceltmek adına, Kuran, kolay anlaşılmaz bir kitap olarak algılanıp anlatılmaya başlanmış, hürmet adı altında onu okumak yüce Allahın öngörmediği şartlara bağlanarak zamanla hayat alanlarından uzaklaştırılmış ve yüksek raflara mahkum edilmiştir. Hayat alanlarından uzaklaştırılan Kur’an zamanla ölüler ve mezarlıklar kitabı muamelesi görmeye başlamıştır.
İşte Kur’an şairi Akif’in yukarıdaki satırlardaki isyanı, Kur’an’ın anlam ve amacını ters yüz eden bu yanlış yaklaşımlaradır.
Bugüne geldiğimizde hala Kur’an’ı dirilerin idrakine değil ölülerin ruhuna okumayı sürdüren milyonlarca Müslümanın varlığını görmek üzücüdür. Yukarıda değindiğimiz gibi, son zamanlarda bir furya halini alan ölmüşler için hatim indirme kampanyaları ise bu yanlış din anlayışına, Kur’an’ı işlevsizleştiren bu çarpık yaklaşıma tuz biber olmuştur. Müslümanlara yönelik yayın yapan gazetelerde, radyolarda gün aşırı yeni bir “hatim kampanyası” duyurusuyla karşılaşıyoruz. Sevabı ölmüş insanların ruhlarına gönderilmek üzere (Oysa Rabbimiz herkesin sevabının kendine, günahının da kendine olduğunu buyurmaktadır Kur’an’da; Bakara 2/286) hatimler sipariş ediliyor ve belirlenen sayıda hatime ulaşmak için reklamlar yapılıyor.
Bu uygulama kesinlikle Kur’an’ın anlam ve amacına aykırıdır, onun Hz. Peygamber’e inzal olunma amacını, hikmetini ters yüz etmektir.
Hayır, hayır, Kur’an asla ölmüşlere hatim göndermek için indirilmemiştir. Onun mesajı ölülere değil dirilere yöneliktir. O asla mezarlıkların kitabı değildir, meydanların parlamentoların, çarşıların, okulların, iş yerlerinin, evlerin kitabıdır Kur’an.
İlk nesil, Kur’an’ı ne ucuz sevap kazanmak veya ölülere sevap göndermek için, ne de bilgi olsun, akademik kariyer olsun vs diye okumuyordu. Onlar Kur’an’ı düşünce ve eylemlerinin belirleyicisi olması için, tamamen pratiğe yönelik olarak okuyordu. Bu yüzden de Kur’an’ı Rabbimizn istediği gibi tertil üzere, sindire sindire okuyorlardı. Hatim kampanyalarına hatim yetiştirmek için değil!
Asr-ı Saadet’te hayatın tam ortasında, belirleyen, yönlendiren, dönüştüren bir hayat kitabıydı Kur’an. Ölülere değil yaşayanlara hitap ediyor, mezarlıklarda değil şehirlerin meydanlarında okunuyordu. İşte o zaman müşrik ve zalimler rahatsız oluyordu onun okunmasından. Şimdilerde ise Kur’an ne yazık ki “kulakların pasını silen bir musiki” muamelesi görmektedir yaygın olarak. Birçok Müslüman, Kur’an’ın mesajlarıyla değil, Abdussamed’in, Minşavi’nin vs sesinin güzelliğiyle ilgilenmekte, o sese kulak kabartmakta, onunla mest olmaktadır ne yazık ki.
Kur’an’ın fert ve toplumlara yol gösteren, dünya hayatında insanoğluna rehberlik eden bir kılavuz değil de, okunuşu insanı cezbeden bir edebi şaheser, törensel bir kitap, bir ölüler kitabı, bir ucuz sevap kazanma kitabı olarak görülmesi, geleneksel din anlayışlarının en büyük sorunudur. Bu anlayışın hakim olmasıyla Kur’an hayat sahnesinden koparılmış, indiriliş gayesiyle yakından uzaktan ilgisi bulunmayan alanlara terkedilmiştir.
İnsanlar, artık Kur’an’ı ölüler için okumanın ona haksızlık olduğunu anlamalıdır. Bilinmelidir ki Kur’an’a saygı onun mesajlarının öğrenilip hayata hakim kılınmasıyla mümkündür.
Müslümanların yapması gereken, Kur’an mesajıyla insanlar arasına konulmuş engellerin kaldırılması ve insanların doğrudan Kur’an’la buluşmalarını sağlamaktır. Bu da Kur’an’la ilgili tüm yanlış anlayış ve yönelimlerin bertaraf edilmesini, Kur’an’ın vasıf ve amaçlarının doğru bilinmesini gerektirir.
Kur’an’ın kendini takdimiyle, zaman zaman insanların ona yaklaşımları ve ondan beklentileri arasında uçurumlar oluşmuştur. Kur’an insanların ilgisini daima içerdiği İlahi mesaja çekmeyi amaçlarken, tarihi süreçte çeşitli yanlış anlayışların etkisiyle Kur’an’a farklı ilgi ve beklentilerle yaklaşılabilmiştir. Bunların başında da, Kur’an’ın gerek tilavetinden, gerek ayetlerinin yazılıp taşınmasından veya evlere ve işyerlerine asılmasından, gerekse okunup üflenmesinden dertlere deva, hastalıklara şifa beklemek vardır.
Baştan sona yaşayanlara, dünya ve ahiret yaşamına yönelik mesajlar ve ölçüler içeren, insanların dünyevi ve uhrevi saadetleri için ilkeler ve yasalar beyan eden Kur’an-ı Azimüşşan, maalesef tarihsel süreçte ortaya çıkmış olan yanlış ilgi ve beklentilerle zamanla hayattan koparılmış, hayatın dışına itilmiştir. 70. ayet-i kerimesinde; “(Kur’an) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir.)” ifadeleri yer alan Yasin Suresi’nin, yaygın bir gelenek olarak ölüler için okunuyor olması, Kur’an’la ilgili yanlış yönelim ve beklentilerin ne boyuta vardığıyla ilgili ilginç bir örnek teşkil eder.
Her şey bu kadar apaçık iken ve bu konuda bunca kitaplar yayınlanmış, yazılar yazılmış, Allah’ın ayetleri açıkça hatırlatılmışken hala Kur’an’ı ölülerin ruhuna okumak, ona sevap makinası muamelesi yapmak nasıl bir tutumdur?
“Bu mubarek kitabı, insanlar ayetlerini iyice düşünsünler ve akıl sahipleri ders alsın diye indirdik." (Sad 38/29)
“Biz Kitab'ı, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir topluma rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik.” (Nahl 16/64)
Şehit kavramı İslam'ın kavramıdır ve kimlere şehit denileceğini ne ben, ne de bir başkası belirleyebilir... Hele laik bir sistem hiç belirleyemez, bu İslami kavramı kullanamaz. Çünkü adı üstünde laik bir sistemdir. Din dışıdır. Bunu da kendisi deklare etmektedir. Şehit kimlere denir, şehit ne demektir? Bunu Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'inde bildirmiştir:
"Allah yolunda öldürülenlere "ölüler"" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız." (Bakara 2/154)
"Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar." (Al-i İmran 3/169)
İslam'ın ölçüleri bu kadar açıkken bunu birilerinin dile getirmesi niye sizi bu kadar rahatsız etti? Yazık çok yazık...
veysi
15-04-2008, 11:27:08
" Söz konusu kampanyaların, İttihat ve Terakki'nin Alman emperyalizminin dümen suyunda bir nesli ölüme yolladığı Çanakkale savaşının kutsanıp bayraklaştırılması ve "Fatiha zinciri" kampanyasında olduğu gibi mevcut laik sistemin askerleri için dahi "şehit" kavramının kullanılması zaten başlı başına bir faciadır."
BU NASIL BİR TABİRDİR? KİMLERİN ŞEHİTLİK MERTEBESİNE ERİŞECEĞİNE SİZ Mİ KARAR VERİYORSUNUZ. MEVCUT LAİK SİSTEME ÇAMUR ATMAK YERİNE İSLAMİYETİ YOZLAŞTIRAN VE İSLAMİYETİ KÖTÜ OLARAK LANSE ETTİREN BU TARZ İNSANLARI KUSMAMIZ GEREKİR. ÇOK ANLAMLI BİR YAZI, BİR TEK CÜMLE İLE BÖYLE KATLEDİLİR. YAZIK ÇOK YAZIK....
Şükrü Hüseyinoğlu
10-04-2008, 11:39:44
Selamların en güzeliyle...
Büşra Can kardeşimize cevabımdır:
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bir kişi ya da kurumun iyi ve doğru şeyler de yapması, yanlış yapmasını meşruşlaştırmaz, yaptığı yanlışları hoş karşılamamızı sağlayamaz/sağlamamalıdır. Kısacası bir doğru bir yanlışı meşrulaştırmaz!
Anadolu Gençlik Dermneği'nin meal dağıtma kampanyası evet güzel bir kampanyaydı, ben de o kampanyadan nasiplenmiştim. O kampanyadan aldığım Kur'an mealinden yıllarca istifade ettim. Geçenlerde seminer için gitiiğim Bursa'dan İstanbul'a dönerken otobüste tanıştığım bir arkadaşa hediye ettim. İnşaallah o da yıllarca istifade eder.
İmdi, bir yaptığımız diğerini yalanlamamalı. Kur'an meali dağıtıp, insanları Kur'an'ı anlamaya teşvik edip, ardından da Kur'an'ın inzal olunma hikmeti ve gayesiyle taban tabana zıt yaklaşımlara yönelmek asla hoş karşılanamaz. Yazıda da yer alan şu ayet-i kerimeleri tekrar hatırlatmak istiyorum:
“Biz Kitab'ı, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir topluma rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik.” (Nahl 16/64)
“Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.
(Kur’an) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir.)” (Yasin 36/69-70)
Bir diğer husus da şudur; Kur'an'da Rabbimiz herkesin ancak kendi elleriyle yaptıklarının karşılığını göreceğini buyurmaktadır:
"Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir..." (Bakara 2/286)
Çanakkale savaşı meselesine gelince: Çanakkale'de savaşanların büyük çoğunluğunun Hilafet'i korumak, İslam ümmetini müdafaa etmek gayesi taşıdığında şüphe yoktur. Ancak, bu durum, Çanakkale Savaşı ve onun da bir parçası olduğu Birinci Dünya Savaşı'nın maceraperest batıcı İttihat ve Terakki'nin Osmanlı'nın başına sardığı bir bela olduğunu ve Osmanlı ordusuna bir Alman generalinin (Liman von Sanders) komuta ettiği Çanakkale'de Oslmanlı'yı ayakta tutacak eğitimli bir neslin heba edildiği gerçeğini değiştirmez. Çanakkale Savaşı bizler açısından sorgulanması, mesafeli yaklaşılması gereken bir savaştır, tıpkı yine bir İttihat ve Terakki yapımı olan Sarıkamış faciası gibi. Hal böyleyken bu savaşın kutsanıp bayraklaştırılması büyük bir zaaftır, sapmadır. Çanakkale Savaşı'nda Osmanlı ordusunun başında bir Aman generalinin bulunduğunu ve o generalin, Almanya'nın diğer cephelerde müttefikler (İngiltere, Fransa) karşısında rahatlaması için kara savaşını bilinçli olarak uzattığı gerçeğini unutmamalıyız. Müslüman bir neslin emperyalistler arasındaki kapışmada Alman emperyalizminin hesapları uğrunda kurban edilmesini hamasi yaklaşımlarla bayraklaştırmak mı gerekir, sorgulamak mı? Unutmayalım ki, tarihte yaşananlara gerçekçi yaklaşıp, yanlışlardan, sapmalardan ibret alıp ders çıkarmazsak, tarih tekerrürden ibaret olur. Vesselam.
Büşra Can
09-04-2008, 13:38:07
Yazıda yazılanlar doğru ama Kuranın tanımında anlayıp, hayata geçirilmesi gereken, rehber olan bir kitap olmasının yanında, sadece okunmasıyla dahi sevap kazanılabilecek mukaddes bir kitap olması var. Kaldı ki, Peygamber Efendimiz, Hz. Ali ile Hz. Osman arasında daha çabuk Kuran'ı hatmetme yarışı yapıyor. Kuranı kat kat kaplar içinde duvara asmanın yanlışlığı kadar, onu kudsiyetten (buna lafızdaki kudsiyette dahil) ayırmaya çalışmanın da çok yanlış olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca Çanakkale Savaşı Osmanlı Devleti'ni savunmak için yapılmıştı ve o zamanlar Halifelik Osmanlıdaydı. İdeal İslam Devleti olduğu iddiasında değilim, ama benim şu ana kadar algıladığım islam, yeryüzüne iğreti duran ve insan doğasına hitap etmeyen yani, hata veya eksik kabul etmeyen bir din değil, İslam Hakikat. ve Çanakkale savaşında ölenlerin, oraya vatanlarını kafirleirn işgalinden kurtarmak için gittiğini düşünüyorum. ve bu kampanya bence çok faydalı. kaldı ki, şehitler için okunan hatimden, okuyan bir fayda veya sevap alamaz, ya şehide ya kendine diye bir kural yok. Kuranı anlamaya da okumaya da yüzünden hatmetmeye de teşvik edilmesi gerekir. Anadolu Gençlik, evlerinde ve yurtlarında sabah namazından sonra 5 sayfa kuran ve mealini okuyor, haftada bir tefsir dersi veriyor. Aynı zamanda yurt çapında da hatim kampanyası yapıyor ve Kuran meali dağıtıyor. Bu faaliyetlerin hepsi ve bir bütün içinde, hayatlarımıza Kuranın hakim olması için güzel kapılar açıyor. Kurana yakın olmak, onunla tanışmak, varlığını ve nerede olduğunu hissetmek adına dahi güzel bir kampanya olduğunu düşünüyorum, hatim kampanyalarının. En azından benim için faydalı oluyor. Allah razı olsun yapanlardan.
selam ile...
barış sürer
08-04-2008, 20:37:00
bu anadolu gençlik iyice işi bozdu. yakında enver paşa'ya da hatim okurlar.
burhanettin öztaş
07-04-2008, 23:59:43
S.a Şükrü abicim emeğe saygı Allah'a saygı düsturuyla güzel bir konuyu irdelemiş ve eleştirmişsiniz.(Rabbim cümlenizden razı olsun). Bu konu hakkında neler söyleyebilirdim diye düşündüğüm cümleleri sizler dile getirmişsiniz.Ölüleri diriltisn diye gönderilen Kur'an'ı insanlar artık mezara gömmüşler ve öldürmüşlerdir. Arapçasından nede çok okuyoruz ama anlamaya çalışmamak en büyük gafletlerimizden. Bizi gaflete götüren her durumdan Rabbime sığınırım. Rabbim yardımcımız olsun selam ve dua ile
mehmet yolkesen
07-04-2008, 23:09:02
anadolu gençlik derneği çanakkaleye 250 bin hatim kampanyası yapıyor. hala akıllanmayacak bu müslümanlar. önemli bir konu.
mustafa kıyak
07-04-2008, 19:46:34
Abi özellikle son dönemde Çanakkale meselesi ile iyice gündeme gelen bu meseleyi çok iyi tahlil etmişsiniz. Allah razı olsun. Kuran ölü kitabı değildir.
süleyman dilmen
06-04-2008, 20:31:53
Bakara 121. ayet, Kurana imanin sartlarini gosteren nice ayetten sadece biri:
"Kendilerine verdiğimiz kitabi gereğii gibi okuyanlar var ya, işte ona iman edenler bunlardir."
Gereği gibi okunmayi da Allah Teala ve Subhane yüzlerce muhkem (hukmu kesin ve tek manaya gelen) ayette aciklamiştır. Rahmanin ornek olarak gonderdiği Rasul-i ekrem (a.s) da bunu hayatıyla ve sozleriyle ispatlamıştır. Sahabe de sizin dediğiniz gibi Kurani hayatlarinda uygulamanin mucadelesini surerek bize örnek olmuşlardır (Allah kendilerinden razı olsun) Lakin yine de insanlara araştırmak dini Kurandan öğrenmek ağır gelmiştir. Bu yüzden de herkes pisyasadaki kaynaksiz ve sıhhatsiz hadislerden istediğini seçebilir hale gelmiştir. İnsanlara yillardir Kuran hayat kitabidir, ölü kitabı değildir. Bunu ayetler de hadisler de söylüyor deyip deliller getirmeme karşın, aa bu kadar tv uleması! atalarımız, dedelerimiz bilmiyordu da sen mi bunu biliyorsun diyorlar. Alah hepimizi hidayet ve islah etsin. ..(Ölüleri değil), Diri olanları uyarmak (dirilere okumak) İçin. (36/70) gönderildiği ortada olan Kuran aynı zamanda
..Ölülere işittiremezsin. (27/80 30/52) diyor. Yne yanlış okumaların kurbanı edilen Kuran adeta buna isyan ederek turlu turlu yollarla bu hatim gönderme ! eyleminin saçmalığını ispatlıyor 53/ En Necm suresi 39 ve 40 :Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve çalışması da ileride görülecektir." ayetleri ve Rasulullah (a.s)in "Ademoğlunun ameli kesilmiştir. 3 şey hariç: sadakayı cariye, salih (şekilde yetiştirilen) evladın duası, ve (ölünün hayattayken ameliyle bıraktığı) faydalanılan ilim hariç " hadisi de Kuranin olulere yollanma niyetiyle okunmasinin ne kadar boş bir eylem olduğunu açıkça göstermektedir. Bu delilleri çoğaltmak mümkün. Biz ölülerin ardından Kur'an okunmaz demiyoruz. Her zaman okunur. Ama kişi bunu hayatına dökme ve insanlara ulaştırma niyetleriyle okursa kabul olunur diyoruz. Yoksa sevabından hasıl olan sevabı diye başlayıp giden niyetlerle okumanın Kurana karşı işlenilen büyük bir suç olduğunu söylüyoruz. bunu bu hadis de ortaya koyuyor: “SİZİN İÇİNİZDEN ÖYLE ZÜMRELER TÜREYECEKTİR Kİ, SİZ, ONLARIN NAMAZLARININ YANINDA KENDİ NAMAZLARINIZI, ONLARIN ORUÇLARININ YANINDA KENDİ ORUÇLARINIZI, ONLARIN İYİ İŞLERİ YANINDA KENDİ SALİH AMELLERİNİZİ KÜÇÜK GÖRECEKSİNİZ. ONLAR KUR’AN DA OKUYACAKLAR; FAKAT KUR’AN’IN FEYZİ VE TESİRİ ONLARIN HANÇERELERİNİ GEÇMEYECEK. ONLAR, OKUN AVI DELİP ÇIKTIĞI GİBİ DİNDEN ÇIKARLAR.”Tecrid-i Sarih Tercemesi)
Yalnız Alah'tan çekinmeyi kendine şiar edinmiş Şükrü abi, Allah sizin gibi bize Rasulullahı ve sahabeyi hatırlatanları artısın inşallah. Selam ve Dua İle
mustafa çavdar
06-04-2008, 11:00:46
selamünaleyküm
kardeşim şükrü sağ ol
bir yaraya daha parmak basmışsınız
her kişi inancını KURANI KERİM süzgeçinden bir geçirsin
bu kampanyayı tertipleyenler samimi iseler KURANI KERİMİN anlaşılmasının önündeki engelleri kaldırmanın mücadelesini versinler
köşe başlarına pusu kurup geliniz kuran öğretiyoruz deyipte içlerine aldıktan sonra
aman abdestsiz dokunma
aman anlamaya uğraşma yanlış anlarsan kafir olursun
sen hatim indir çok sevap kazanırsın deyip anlaşılmasını engelleyenler
haydin hepsini boş verelim KURANI KERİMİ rehber edinmenin yollarını arayalım
islamiyeti parçalayanları teşhis edip ALLAHIN bunları kabül etmediğini anlatalım
ALLAH kitabında nasıl bir müslümanlık tarif ediyorsa bizde ona uyalım
ALLAHAemanet olalım