SOSYAL MÜCADELE ALANLARINA
“YOLDAKİ İŞARETLER”DEN BAKABİLMEK
Ahmet ÖRS -
29/12/2007 - 12:15
İnsan haklarından sendikal mücadeleye kadar hemen her alanda iş yapmaya ve söz söylemeye çalışan müslümanların, Kutup’un önerdiği bütüncül mantığı kavramakta zorlandıklarını müşahade etmekteyiz. Bir mü’minin temel sorumluluğu Allah’ın dininin şahidi olması, onu başkalarına götürmesi iken mesaj ve şahitlik kaygılarının olmadığı uğraşıların amaç haline getirilmesi ve bunların muhayyel imani yorumlarla kabullenilmesi önemli bir sapma olarak karşımızda duruyor.
Seyyid Kutup’un Yoldaki İşaretler’inden çıkarılacak çok ders var. Kutup’un, öncü Kur’an neslini inşa sürecine ilişkin öneri ve değerlendirmeleri çok önemli. Hz. Peygamber’in inşa ettiği örnek kuşak değerlendirmesinde Seyyid Kutup kaynak olarak Kur’an’ın alındığını ve metod olarak da sadece Kur’an’ın belirlediği metoda bağlı kalındığını ifade eder. Kur’an metodunun yegane metod olduğunu ve Resul’ün muhtemel başka yollara tevessül etmediğini ısrarla vurgular.
Yoldaki İşaretler’in başlangıç bölümlerinde, bir cahiliyye toplumu vasatında nasıl bir strateji izleneceğini tartışır Kutup. Bu tartışmada metodun Kur’anî olması gerektiğini vurgularken önemli örneklemelerde bulunur. Hz.Peygamber’in doğrudan Mekke müşrik toplumunun ilahlarına ve yaşam tarzına dönük bir duruş yerine, o zaman Bizans ve Sasani nüfuzuna sıkışmış Arap yarımadası ile Arap kavimlerini kurtarmaya ve onların birliklerini sağlamaya dönük bir amaç gütmesi için şartların uygun olduğunu, bu amaç gerçekleşip güç ve iktidarı eline geçirdikten sonra Allah’ın mesajını daha iyi bir şekilde topluma ulaştırma ihtimalinden bahseder. Bir kısım çizgilerin o günden bugüne vazgeçemedikleri bu tercihi Kutup muhal görür ve bunun mümkün olamayacağını, çünkü İslam’ın bütüncül bir mesaj olduğunu, Bizans ve Sasani zorbalarının yerine bir Arap zorba getirmeyi amaçlamadığını söyler. İslam’ın ulusal bir din olmadığını belirtir. Sosyalist mücadele dolayımında bir ihtimal olarak; kölelik üzerine kurulu acımasız bir kapitalist düzen gerçeğinin olduğunu, Hz. Peygamberin sınıf mücadelesi yöntemini öne çıkararak İslam’ın mesajını ulaştırabilmek için bir ön mücadele verebileceğini ama bunun da tevhidi ilkelerle uyuşmayan, Kur’an’la ters bir tarz olacağını, İslam’ın kavmiyetçilik gibi sınıfçılık ideallerine de karşı çıktığını belirtir. Bir diğer örnekleme ya da ihtimal de ahlaki yapının bozulduğu Mekke müşrik toplumunda ahlakçılık/maneviyatçılık propagandasıyla toplumla buluşabilecek Resul’ün belirli bir aşamadan sonra pek tepki toplamadan bir kitleye ulaşıp mesajına insanları daha rahat bir şekilde çağırmasıdır. Kutup bu ihtimali de Kur’an’a aykırı görür ve İlahi bir dayanağı olmayan bütün ahlâk çağrılarının en nihayetinde insani zaafları bünyesinde taşıyacağını ve kesin kurtuluşu sağlayamayacağını savunur. Ona göre Kur’an bu ihtimallerden uzak, bütüncül bir mücadele metodu sunmaktadır.
Müslümanların yerel ve küresel sorun ve mücadelelerine bakıldığında Seyyid Kutup’un çizdiği çerçevenin haklılığı ortaya çıkmaktadır. Hayatın içerisinde pek tabii olarak oluşacak bazı problemler üzerinden siyaset ve düşünce üretimi yapılıyor. Bütüncül bir mantık, Seyyid Kutup’un önerdiği şekilde somut, pratik bir model olarak önümüzde yoktur. Aynen Yoldaki İşaretler’de vurgulandığı gibi tali alanlar, akideyle uyumları gereği gibi düşünülmeksizin ana mücadele alanı olarak kabullenilmektedir.
İnsan haklarından sendikal mücadeleye kadar hemen her alanda iş yapmaya ve söz söylemeye çalışan müslümanların, Kutup’un önerdiği bütüncül mantığı kavramakta zorlandıklarını müşahade etmekteyiz. Bir mü’minin temel sorumluluğu Allah’ın dininin şahidi olması, onu başkalarına götürmesi iken mesaj ve şahitlik kaygılarının olmadığı uğraşıların amaç haline getirilmesi ve bunların muhayyel imani yorumlarla kabullenilmesi önemli bir sapma olarak karşımızda duruyor.
İslami kimlikten yoksun bir insan hakları mücadelesi bir mü’minin hangi özelliğini kâmilen gösterebilir? Mesajı kitlelere/insanlara ulaştırmayı amaçlamayan bir hak savunusunun nihai amacı ne olabilir? Her türlü zulme karşı çıkmak insani ve İslami bir erdemdir elbette ama bu sorunların kaynağını oluşturan şirkin karanlıklarını göstermeyen bir çabayla olursa ilahi kaynaklı adalet anlayışının insanlarla buluşması mümkün olamayacaktır.
Ekonomik sömürüye karşı bir başkaldırı olarak algılamak istediğimiz sendikal hareketler özellikle Türkiye’deki muhafazakar karakterlerinin tezahürü olarak İslami kimliği yanlarına yaklaştırmayarak hangi adalet çağrısında bulunabilecektir? Bir mü’minin görevi sadece ekonomik adaletsizlikleri, ifsada sebebiyet veren boyutlarını işaret etmeden mi öne çıkarmak olmalıdır? İslami kimliği taşımayan, mesaja insanları çağırmayan, diğerleriyle beraber ekonomik ifsadın da tek çözümünün vahyin arı duru çağrısı olduğunu dillendirmeyen bir sendikal mücadele bizler için hangi kıymete sahip olabilir?
Muhafazakar yayınlarla, vahyi özünün üzeri örtülerek yapılan ahlak çağrısı insanlara hakiki kurtuluşu verebilme kudretinde olabilir mi? Asla olamaz. İlahi kaynağa sahip olmayan hiçbir kurtuluş çağrısı mutlak kurtuluş olma istidadında değildir. Bir önceki problemli dönemi bir şekilde yeniden doğuracak, farklı kalıplarda onu yeniden üretecek çağrılar insanlığı yıpratmaktan başka bir şeye yaramayacaktır.
Yoldaki İşaretler’i bugünkü sorunlarımız ışığında okuduğumuzda yapılan tespitlerin haklılıklarına bir kez daha şahit olmaktayız. Fıtrî hassasiyetleri vahyî bütünlüğün dışında bağımsız alanlar olarak görmek emeklerin hebasından ve ilahi cezadan başka bir sonuç getirmeyecektir. Bu çabaların vahyî bilinçle bir bütün halinde, Kur’an mesajını insanlara ulaştırmak gayesi taşıyan bir anlayış potasında birleştirilmesi tek çıkar yoldur. Aksi halde dönüştürücü değil de onarımcı, kesin çağrılar yerine genellemeci yaklaşımlar çağrımızın daha da bulanıklaşmasına sebebiyet verecektir.
Şehid Kutup, Hz. Peygamber’in yetiştirdiği örnek neslin Kur’an metoduna bağlılığı sonucu, diğer parçacı yöntemlerin de arzu ettikleri sahih dönüşümleri geçekleştirdiğini hatırlatır ve bunun tek çıkar yol olduğunu ifade eder.
asıl sisteme dahil olan "dahili" arkadaşların yolu açık olsun. Herkes çabalarının sonucunu görecektir. Allaha emanet olunuz.
Ahmet Örs
03-02-2008, 11:54:11
30-40 yaşına kadar dernek ve vakıf çalışması yapmayan insanlar uzaydan iner gibi bu alanlarlada çalışma yapmaya başlamadılar. dernek, dergi, bireysel ilgi alanlarını saymak ne kadar doğrudur? Bunlar birbirinin alternatifi değildir. birini yapan için neden diğerini nâ-mümkün görüyorsunuz? Allah'a emanet...
mutezili
02-02-2008, 00:26:07
garip bir biçimde ne demek istediğimizi anlamaya yanaşmıyorsunuz. biz ortaya ne mi koyuyoruz? eğri oturup doğru konuşalım, burada herkes müstear isimle yorum yapıyor. haliyle burada kimin gerçekte kim olduğu belli değil, o halde ne ortaya koyduğumuz noktasında birtakım meseleleri burada herkese deşifre etmek zorunda değiliz. ayrıca biz vakıf-dernek çalışmaları yürütenlere değil bu çalışmaları başlı başına İslami hareketin ana metodu olarak algılayan ve bundan öte de hiçbir faaliyeti olmayanlara yönelik bir eleştiri getirdik. sorun ahmet beye yürüttüğü dernek çalışmasından başka neyi var. halbuki bu mücadele bireyleri ve toplumu yeniden inşa etmekle birlikte siyasal, ekonomik ve hukuki yönden köklü bir değşimi gerekli kılar bunun için de sadece vakıf-dernek çalışmaları yetmez. işin önemli kısmı da burasıdır. parçacı değil bütüncül bir mücadeledir aslolan. fakat ne yazık ki, kral çıplak... gelinen son nokta salt vakıfçılık ve dernekçilik. eğer ortada başka bir şey varsa ve biz bilmiyorsak söyleyin de öğrenelim. biz evimizde oturarak kendimizi bu sistemin dışında mı zannediyoruz ? hayır efendim, bir kere biz evde oturanlardan değiliz, ikincisi ise ben şahsen bu sistemin ne sigortasından ne hastanesinden ne de başka bir şeyinden yararlanmış birisi değilim. araç-amaç meselesine gelince, araç olarak bir bu mu kaldı elimizde, Allah rızası için dar kafalılığı bu noktada siz bir kenara bırakın, illa da bu olacak, vakıf-dernek... araç bu, elimizdeki bu kadar... desenize vay bizim halimize, ölmüşüz ağlayanımız yok, bir fatiha okuyayım bari... selam ile...
dahili
01-02-2008, 21:49:46
20. yüzyılın son çeyreğinde Türkiye'de "ılımlı, olumlu, müspet kavramları " çok sık kullanılmaya başlandı. Bu sıfatların haiz olduğu bir nesil oluşturma gayretleri ortaya çıktı. Tabii bu kavramlar bilinçli, eyleme dönük bir nesil yerine statik ve daha da öte belki pasif direnişi tercih eder nitelikte kişileri temsil ediyor. Bu yazıda ise Kur'ani anlayışla beslenen dinamik bir nesilden bahsediliyor. Bunun da parça pörçük yöntemlerle olamayacağı iddia ediliyor. Doğru da aslında. Bu işe soyunan her kesimin (STK'lar) Kur'anın bir yönünü, Peygamber'in bir yöntemini uygulayarak yeni ve dinamik bir Kur'an nesli inşa edemeyecekleri aşikardır.Değerli yazar Ahmet ÖRS, inşa sürecinde müslümanın "bardağın bir de dolu tarafının görülmesi" metodu yerine, bardağın tamamının doldurulması gerektiğini söylüyor. Hatta bardağı başkaları değil biz doldurmalıyız, diyor. Evet, bugüne kadar hep başkalarının gösterdiği, açtığı yoldan yürüdük artık kendi yolumuzu açarak ilerleyeceğiz. Bu bağlamda "Yoldaki İşaretler" bu yolu sırf yürüyün diye açmıyor, yolları Kur'ani metodla birleştirin, diyor. Sayın Harici kardeş yolunuz açık olsun!
hasan
01-02-2008, 19:39:20
Türkiye'de kimi müslümanların hala anlayamadığı bir durum var. Hiç kimse içinde yaşadığı ulus devlet sisteminin dışında kalamıyor.Daha doğduğunuzda elinize bir nüfus cüzdanı ve bir kimlik numarası veriliyor.Ulus devletin okullarında onun eğitim sisteminden geçiyorsunuz.Ulus devletin belirlediği bir hukuk sistemine tabi oluyorsunuz.Ya ulus devletin kurumlarında çalışıp ondan maaş alarak ya da onun belirlediği ekonomik kurallar çerçevesinde ticaret yaparak kapitalist sisteme eklemleniyorsunuz.Hasta olduğunuzda ulus devletin sağladığı bir sosyal güvenceyle onun hastanelerinde tedavi oluyorsusunuz. Hayatınızın hiçbir alanını ulus devlet boş bırakmıyor.Mutezili arkadaş evinde otururken bu sistemin dışında kaldığını mı zannediyor.Ayrıca bu arkadaş bu ceberrut sistem içerisinde nasıl bir mücadele tarzı yürütüyor merak ettim doğrusu.
harici
01-02-2008, 19:33:59
Gerçekten bu dar kafalılığı bir kenara bırakmalı. Arkadaşın Seyyid Kutub'u anlamadığı açık. Elimizdeki her türlü olanağı ilkelerden taviz vermeden değerlendirmemiz şart. Mutezileyi zerre kadar anlamamış arkadaşım siz mutezili düşüncenin çok gerisinde kalmışsınız. Nebevi metodu biz de sizin kadar biliyoruz. Bizim mücadele mantığımız elbetteki bir araç . Biz dernekleri ve vakıfları kutsamıyoruz. Sadece sizin gibi eleştirip durmuyoruz. Hareket zamanıdır. Ortaya siz ne koyuyorsunuz veya ne yapıyorsunuz ona göre değerlendirelim. Selametle...
mutezili
01-02-2008, 12:53:53
eleştirilince nasıl da feryad ediyorsunuz. öncelikle eleştiriye tahammül etmelisiniz. aydın bir müslümana yakışan da budur. biz sizin Allah'ın ayetlerini kararttığınızı falan söylemiş değiliz, yorumu iyi okuyun. buradaki sorun nebevi metodda stk'cılığın yeri var mı yok mu sorusunun doğru şekilde cevaplandırılamamasıdır. öncelikle sizin nihai bir hedefiniz var mı, varsa bunun adı nedir ? eğer hedef rasul'ün 23 senelik sürecin sonunda gerçekleştirdiği köklü bir değişimse takip ettiğiniz metod (stk'cılık) bu hedefe hizmet etmez, zira bu daha önce de test edilmiş ve olumsuz yönde onaylanmış bir metoddur. üstad kutub kur'ani metod diyor ve ne yazık ki, sizin mücadele tarzınız bu metodun içerisinde yok...
Ahmet Örs
01-02-2008, 11:17:57
mutezile islam ümmetinin aydınlık yüzüydü. insan irade ve tercihlerinin kur'an ve akıl rehberliğinde tevhid ve adaletin ikamesi için islam tarihinin en önemli ekolü oldular. sizin o sıfatla böyle bir yorumlamada bulunmanız gerçekten tam bir talihsizlik. bizim sadece ve sadece kaynağı ve hedefi belirsiz bir STK'cılık yaptığımızı hangi delile binaen öngörüyorsunuz? bizim dernek çalışmalarımızda Allah'ın ayetlerini kararttığımıza, hakikatin insanlarla buluşmasını engellediğimize dönük bir durum varsa açıkça onu yazmalısınız değil mi? Seyyid Kutub'un öncü Kur'an neslini inşa projesine Kur'an'dan kalkarak omuz verme niyetindeki hangi çabamız mesnetsiz STK'cılık suçlamasına sebebiyet verdi? Artık dar düşünce kalıplarını terkederek burada yazdığımız yazıları ve dost derneklerle aynı çizgide yürüttüğümüz dernek çalışmalarımızı önyargılarınızı bir kenara bırakıp değerlendirin lütfen. mutezile'ye yakışan budur ve siz mutezilenin ne kadar da uzağında duruyorsunuz.
mutezili
31-01-2008, 11:14:36
üstad kutup, size stk'cılık da yapın demiyor ayrıca, kur'ani metoddan bahsediyor dikkat ederseniz. lakin siz bunu kendinizce te'vil ederek yola devam ediyorsunuz. selam ile...
mustafakıyak
30-12-2007, 19:08:28
Sadece Yoldaki İşaretler görmezden gelinmiyor, hem Kuranın ısrarla vurguladığı mantık kulak ardı ediliyor, gereksiz ayrıntıların peşine düşülürken, asıl meseleler unutuluyor. Hz. Peygamberin vefatından hemen sonra İslam dünyasının içine düştüğü çıkmazı, geçmişle hesaplaşarak Yoldaki İşaretler'in öncülüğünde kendimize yeni bir yol haritası belirleyerek aşmamız gerekiyor. Allah azı olsun. Kaleminize sağlık...