Söz konusu “nikah” öyle bir nikah ki, nikah değil! Tıpkı devekuşu gibi; ne kuş, ne deve! Çünkü tarafları karı-koca haline getirmiyor. Mantığı şu: Nişanlılık dönemindeki görüşmelerde rahat davranılsın ve bu rahat davranmadan doğan günahlardan bu nikah sayesinde kurtulunsun!
Kitabullah karşısında insanlar temelde iki tür tavır takınırlar: Kitaba uyanlar ve kitabına uyduranlar. Kur’an’da insanlık tarihi boyunca bu iki tavır sahipleriyle ilgili çeşitli kıssalar anlatılır. Yüce Rabbimizin İsrailoğulları’nı cumartesi yasağıyla imtihanını anlatan kıssa bunlardan biridir. Bu kıssada, söz konusu yasak karşısında Kitab’a uyanlar olduğu gibi, kitabına uyduranlardan da söz edilir. Onlar, cuma akşamından ağlarını denize atıp, pazar günü topluyor, böylece güya hem cumartesi yasağını ihlal etmiyor, hem de Allah’ın imtihan için balıkları akın akın gönderdiği cumartesinin bereketinden mahrum kalmıyorlardı. Tabir yerindeyse ne yardan, ne de serden geçiyorlardı. Hem güya Allah’ın hükmüne tabi oluyorlar, hem de cumartesi akın akın gelen balıkları kaçırmamış oluyorlardı. Kur’an’da bu hadise şu şekilde haber veriliyor:
“Onlara deniz kenarındaki, cumartesi yasağını çiğneyen kasabayı sor. Onlara avları cumartesi günlerinde akın akın geliyor, yasakları olmayan günlerde gelmiyorlardı. İşte onları fasıklık ettikleri için böyle imtihan ediyorduk.
Onlardan bir topluluk şöyle diyordu: Allah’ın helak edeceği ve şiddetli bir ceza ile cezalandıracağı topluma niye öğüt veriyorsunuz? Rabbinize karşı bir mazeret olsun ve belki sakınırlar, diye cevap verdiler.
Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, kötülükten men edenleri kurtarıp, zalimleri fasıklık yapmaları sebebiyle çok kötü bir ceza ile yakaladık.” (Ar’af 7/163-165)
Kitabullah’a tabi olmak yerine, kitabına uydurmaya kalkışmak olarak niteleyebileceğimiz bu tavrın günümüzde de çeşitli iz düşümlerine şahit olmaktayız ne yazık ki. Allah’ın dinine inanmakla birlikte, heva ve heveslerini kayıtsız şartsız Allah’ın hükümlerine tabi kılmaya yanaşmayan kimseler, Allah’ın hükümlerine uymadıkları yerlerde tutup o hükümleri kendilerine uydurmaya kalkışabilmektedir.
Son dönemlerde sıkça duyduğumuz ve adeta bir furya halini alan “nişanda nikah kıyılması” konusuna getirmek istiyorum sözü. Aslında herkes bilir ki, nikah evlilik akdidir. Nikah akdi, kadın ve erkeğin karı-koca ilan edilmesi ve bir ailenin kuruluş sözleşmesidir. Alemlerin Rabbi yüce Allah ve insanlar karşısında yapılan bu akdin, taraflara verdiği haklar ve yüklediği sorumluluklar vardır. Bu, kişiden kişiye değişen bir akit değildir. Bu akdin tarafı kadın ve erkek, akdin yapılmasından itibaren karı-koca olmakta, birbirlerinin helali olmaktadırlar.
Fakat şimdilerde yaygın olarak uygulanmaya başlanan ve gariptir ama “nişanlılık dönemi nikahı” şeklinde kendine has bir niteleme yapabileceğimiz uygulamada ise, tarafların nişanlılık döneminde rahatça görüşmeleri amaçlanmakta ve nikah kıyılarak güya aralarındaki mahremiyet meşrulaştırılmak istenmektedir. Ne var ki bu nikah, tarafları karı-koca haline getirmeyen, sadece nişanlılık döneminde rahatça görüşebilmelerini gaye edinen kerameti kendinden menkul garip bir “nikah”tır. Çünkü aralarında bu şekilde nikah kıyılan tarafların karı-koca hayatı yaşaması meşru görülmemekte, aileler böyle bir şeyi değil kabul, düşünmek bile istememekte, karı-koca olmak, düğün öncesi kıyılacak yeni bir nikahla mümkün olmaktadır.
Şimdi burada ortaya çıkan çarpıklığın hangi birinden söz edelim? Söz konusu “nikah” öyle bir nikah ki, nikah değil! Tıpkı devekuşu gibi; ne kuş, ne deve! Çünkü tarafları karı-koca haline getirmiyor. Mantığı şu: Nişanlılık dönemindeki görüşmelerde rahat davranılsın ve bu rahat davranmadan doğan günahlardan bu nikah sayesinde kurtulunsun! Tam anlamıyla İsrailoğulları’ndan, cumartesi yasağı karşısında cuma akşamı ağlarını denize atıp pazar günü toplayıp böylece güya yasağı delmeden balıkları toplayanların yaptığı gibi. Kitab’a uymayıp kitabına uydurmaya kalkışma cehaletinin bugünkü izdüşümlerinden biri. Söz konusu istismara açık uygulama ile malesef birçok genç kız mağdur olmakta, hayatları alt üst edilmektedir.
Söz konusu uygulamayla nikah kavramının içi boşaltılmakta ve adeta nikah mefhumu oyuncağa çevirilmektedir. Adı nikah olan ama kendisi nikah olmayan, bu bilindiği için de zaten düğün zamanı geldiğinde yerini “asıl nikah”a bırakan bu ucube uygulama giderek yaygınlaşmaktadır. Bu yaygınlaşmada insanlarımızın İslam’ı doğru ve yeterli bilmemelerinin etkisi büyük ne yazık ki.
Olayın bir de bu ucube sözde nikahı kıyan “din görevlileri” cephesi var ki işin vahameti o noktada daha da artıyor. Her şeyden önce İslam’ı bildiğini iddia eden bir kimse nasıl olur da nikah gibi çok çok önemli bir mefhumun içini boşaltan böylesi bir uygulamaya dahil olur, doğrusu anlamak zor. Bu durum, toplumumuzda İslam’ın hükümlerini gereğince hayata aktarmaktan uzak oluşun yalnızca bilmemekten kaynaklanmadığını ortaya koyuyor. Bilmemenin ötesinde çok önemli bir sorun da İslam hakkında yanlış bilgilenme sorununun varlığı ve Kur’an’la sağlıklı bir bağı bulunmayan bir din anlayışının yaşatılmakta olduğudur.
Nişanlılık döneminde olması gereken, bu dönemin mümkün olduğunca kısa tutulması ve bu dönem içerisinde mahremiyetin korunarak görüşmelerin İslami ölçüler içerisinde yapılmasıdır.
Kitabına uyduranlardan değil de, Kitab’a uyan ve böylece dünya ve ahiret saadetine kavuşanlardan olmak için, öncelikle Kitab’a yönelip idrakimizi, teori ve pratiklerimizi Kitab’a inşa ettirmemiz gerekmektedir.
S.a öncelikle sizi bu güzel yazı için tebrik ediyorum, gerçekten bu durumda insanlar kitaba uymayıp "kitabına uydurma" eğilimindeler.. Sizin bu makaleniz geçen yıl okuduğum bi makaleyi hatırlattı eklemek istedim.. ALLAH(c.c.) sizlerden razı olsun
NİŞANLIYIM; ŞAŞKINIM!
Nişanlılıkla ilgili sorular hayli birikti. Nişanlılar tereddütlü ve dertli, çocuklarını nişanlayanlar endişeli ve diken üstündeler.
Her nişan böyle değil elbette; hemen ümitsizliğe kapılmayın. Şu var ki, güzel ve tatlı bir törenle, hoş ve renkli giysiler içinde başlayan nişanlılık dönemi, içinde çok sayıda belirsizliği taşımaya aday, çok sayıda kararsızlığı barındırmaya gebedir.
Nişanlanmış olanlar da iyi hatırlarlar ki, nişanlılık hayli zor iştir. Bu zor işi yarıda bırakıp sadece "nişanlı" olarak kalanlar, yani nişandan ötesini getiremeyenler var. Bu zor işi tamamlayıp nişanlılığı evliliğe eriştirenler de var; ama bir hatırlasınlar ne zor günler, ne çalkantılı devirler geçirdiklerini.
Nişanın belirsizliği en baştan bellidir aslında. Evlenecekleri, bir an önce belirlemek ve duyurmak niyetiyle yapılan nişan, bu belirlemenin bedeli karşılığında karı-koca adaylarını "belirsiz", "tanımsız", "isimsiz" bir ilişkiye sokar. Nasılsa evleneceklerine göre, artık birbirlerini "eş" olarak görebilirler mi? O halde, el ele tutuşmaları, zaman zaman yalnız kalmaları, birlikte gezip tozmaları uygun mu sayılmalıdır?
Hatta kimi aileler sırf nişanlılar günaha girmesin diye evliliğin resmî işlemlerini geciktirirler; ama "dinî nikah" yaptırırlar. Bir bakıma "el ele tutuşma" nikahıdır bu. (Siz bu isimde bir nikâh duydunuz mu?) İki kişinin el ele tutuşmalarını helâl eden "dinî nikah", neden "el ele tutuşmaktan" ötesini de helal kılmıyor? Hem sonra, "el ele" tutuşmaya izin verenler, "dinî nikah"ın sınırlarını kendilerine göre belirleme yetkisi mi görüyorlar? Yoksa, el ele tutuşmaktan ötesi için "resmî işlemler" mi gerekir? Çocuklarını "dinî nikah"la nikahlayanlar böyle mi düşünüyorlar?
Senaryoyu bir de "el ele tutuşabilen" çiftler açısından düşünün. Onlar "dinî nikah" gereği, birbirlerini ebediyen eş olarak seçme niyetlerini şahitlerin huzurunda açıkça ilan etmişler. Eğer bu şahitliği doğru ve tam olarak kabul edeceksek, el ele tutuşmadan ötesine neden izin verilmez ki? Birbirlerine verdikleri samimi sözü insanlar ciddiye almıyor mu? Yoksa şahitler yalancı mıydı? Hem sonra, kendi karınız olarak kabul ettiğiniz ve hatta ilan ettiğiniz kadınla görüşmek için birilerinden izin almanız niye gerekiyor ki? Ya da, kendi karısı olmaya söz verdiğiniz adamla görüşmeniz neden kısıtlanıyor ki?
Çelişki ortada: Nişanlılık ilan edildi; ama nikahlılık gizli gizli fısıldandı. Oysa, nikahlılık da nişanlılık kadar yüksek bir ses tonuyla ilan edilebilirdi. Elbette ki bu yapılamazdı; o zaman nikahlılık geçerli olurdu, nişanlılık raftan kalkardı. Bu defa da, nişanlılık "geçici" olmaktan da çıkar, "geçersiz" duruma düşer. Nişanlı çiftlerin "geçici"/ "geçersiz" statüleri, hem nişanlılar tarafından hem nişana şahit olanlar tarafından açıkça sorgulanmaya başlar. Evlenmelerine engel yoksa, neden nişanlı olarak vakit kaybediyorlar? Nişanlılık evliliği sadece geciktirmeye mi yarar? Öyleyse, evlilik niçin geciktirilir? Öyleyse, şimdilik "evli olmayanlar"a neden (gizli) nikah kıyılır?
Diğer taraftan gizli kalan nikahla, geçici olan nişan bir şekilde son bulursa ne olacak? Yani nişanlı çiftler "başından nikah geçmiş"ler olarak mı ayrılmış sayılacaklar? Yani, "dinen nikahlı" olanlar "dinen boşanmış" mı sayılacaklar? Başkalarının nişanlılık olarak bildiği şey, aslında nikahın bozulması ise, çiftlerin "nişanlılık gereği haram" ama "nikahlılık gereği helal" olan yakınlıkları ve bunların muhtemel sonucu (bekaret kaybını ve hamileliği bile göze almanız gerekir bu durumda!) nasıl açıklanacak, yükü kimin üzerinde kalacak?
Bir diğer ifadeyle, "nikahlı ama nişanlı" olarak tuhaf bir sınırlamayı yaşamayı göze alıyorlar, "nişanlı ama nikahlı" olarak sınırsız bir birlikteliğin yükünü omuzlanıyorlar. Bu durumda, çifte standart başlıyor tabii; nikahlı olarak her türlü beraberlikleri helal olurken, nişanlı olarak en azından bir taraf (çoğunlukla erkek) dilerse nikahla yaşananların sorumluluğundan kolaylıkla kurtuluyor.
"Çocuklar birbirini tanısınlar, birbirine alışsınlar" niyetiyle yapılan "nikahlı nişanlılık" her iki tarafı işte böyle zorda bırakıyor. Yoksa, "nikahlı nişanlılık" bir tür "helal flört" gibi mi algılanıyor? Böyle bir şeye ihtiyaç var mı?
Hadi senaryoyu yeniden alalım. Belki de siz bütün bu çelişkileri düşündünüz; çocuklarınızı nişanladınız ama nikahlamadınız. Yani "nişanlı ama nikahsız" yolu seçtiniz. Bu durumda, bir çelişki aklınıza geliyor mu?
Nişanlı olacak kadar yakın, ama nikahsız olacak kadar uzak kalmanın psikolojik ve sosyal gerilimlerini düşünebiliyor (ya da hatırlıyor) musunuz?