12-04-2012 00:43

Sen hicret edersen...(Şiir)

Hüseyni kıyamın Zeyneplerinden olduğunu düşündüğüm ablama...

Sen hicret edersen...(Şiir)

           Sen hicret edersen...

 
Sen hicret edersen yalnız kalır bu şehir...
Güller umuda açmaz...
Kuşlar uçmaz özgürce...
Nehirler, fırat gibi derin bir sessizliğe bürünür...
Günler akar bilinmezliklere doğru ...
 
Sen hicret edersen yetim kalır bu şehir...
Barındırmaz geceler sokak çocuklarını...
Ay yüzünü mehtabı seyredenlere göstermez...
Söner bütün yolları aydınlatan ışıklar...
Durur insanı insana kavuşturan yürekler...
 
Sen hicret edersen mahzun olur bu şehir...
Şafağa hüzün güneşleri doğar...
Hazan yüklü yağmurlara gebe olur günler...
Üşür sessizlikten yorulmuş  maşuklar...
 
Sen hicret edersen firak rüzgârlarına şahit olur bu şehir...
Ayrılık, özlem, hasret dolaşır tüm kapılarda...
Gelmez o zaman hasretle beklenen mektuplar...
Kalır umutlar bir başka bahara...
Beklemekten yorulsa da bir mahkûm,
Gelen ya özgürlük olur ya ölüm...
 
Sen hicret edersen ceylanları vurulanların yeri olur bu şehir...
Narin ayaklarla gezemez artık Urfa'nın dağlarında...
Vurulur Ceylan Önkol...
Kalır geride parçalanmış bir beden...
Ağlar yüreğinde ceylanının kaybetmiş mahzun bir ana...
 
Sen hicret edersen
Bülbüllerin  feryadının  duyulduğu bir yer olur bu şehir...
Acıya eşlik eder ezanlar...
Ve duymaz artık güller bülbüllerin umut saçan davudi nağmelerini...
 
Sen hicret edersen
Gözlerinde fer kalmayan çocuklarla dolar bu şehir...
Mateme bürünür yürekler ve kan rengine bürünür yemyeşil, masmavi gözler...
Umutla bakmaz gençler geleceğe...
Göremez görünmesi gereken evrensel güzellikleri...
 
Sen hicret edersen
Hayatın menba'ını kaybeden bir mecnuna döner bu şehir...
Ne Leylalar bulunur ne de dağlar delinir o zaman...
Heybeye acı, elem ve aşkı koyanlar çoğalır kızgın çöllerde...
 
Sen hicret edersen İsmail Ensarların,
Muhammed Salihlerin başının okşanmadığı,
Yetimliğin acısının yüreklerde duyulduğu bir dünya olur bu şehir...
 
Kutlu bir davanın şehidi olmaya ahdetmiş bir kardeşin olarak
papatyaların solmadıgı,
kardelenlerin ölmediği
erguvanların bitmediği bir diyara ben gidiyorken
 
Sen;
 
Ümitsizlere ümit,
âşıklara maşuk, 
ceylanlara pınar, 
karanlığa çıra, 
acı dolu gecelere fecir,
hazan yüklü bulutlara gökkuşağı,
sessizliğe ses,
firaka vuslat,
mahkûmlara mektup,
bülbüllere gül,
gözlere umudun ışığı,
gençlere yaren,
Leylalara mecnun,
heybeye ekmek, su olmak için kal bu şehirde...
 
(Şiir: Mehmet Maksut)
YORUMLAR
  • davet   18-12-2012 10:58

    Mehmet kardeşin yazılarını ve şiirlerini takip eden biri olarak ne yapmaya çalıştığını anlayamıyorum editör: Bizde sizi anlamadık davetçi. Ne olmuş kardeşimize. eleştirileriniz varsa yazınız. yoksa böyle kapalı imalı ifadeler kullanmayınız. selametle

  • ayşe çetindağ   12-04-2012 17:16

    Degerli kardeşim yazmış olduğunuz şiirinize Ablanız olarak Allah razı olsun diyorum. selam ey umudun çocugu sensizligi yaşadım beton şehirlerde geceme hüzün düştü sensizliginde ne bitmez hasretlerdeyim ne mengenelerde sıkışır yüregim gecenin sessizliği sararken hüznümü sen gelirsin çocuk yürek yangınıma sarıverirsin ağrıyan yaralarıma bir anne gibi bir bahar gibi umut olursun sevda olursun dava olursun gözlerime ah lar çökerken nutkumun derinliklerine sen umudun çocuğu bahar gibi doğarsın yarınlarıma sen yoksan yüreğim yok çocuk sen yoksan yarınım yok baharım yok anlasana be çocuk iki yürek değil atan tek yürek bilmişim sen gidersen yüreğim gider yürek olmayınca ne kalırki geri eğer gideceksen çocuk ya yüreğini bırak ya benide götür...

  • ahmet deliktaş   12-04-2012 16:13

    eline yüreğine ve kalemine sağlık keko