Ahmed KALKAN

13 Mayıs 2023

SEÇMECE BUNLAR!

“Kar-buz” mevsiminin tadına varamadan “karpuz” mevsimi yaklaştı. “Seçmece bunlar!” diye bağıran karpuz satıcısı, tezgâhındaki içi ne renk belli olmasa da dışı yeşil karpuzlar arasında tercih yapmada vatandaşı serbest bırakıyor. Seçildikten sonra servise sunulunca belli olur; hangisinin içi kırmızı, hangisinin ak-kırmızı karışımı, hangisinin renksiz olduğu…

Gardiyanınız çatık kaşlı mı olsun, yere bakan yürek yakan cinsten mi? Boş verin zindandan çıkış yolu aramayı; siz gardiyanlarınızı seçin.

Tepsin diye kırk katır mı istersiniz, kessin diye kırk satır mı? En iyisi, ölümü görün, sıtmaya râzı olun. Düşünmeyin! Düşünmek sizin işiniz değil, acele karar verin, daha doğrusu sizin adınıza karar verenlere uyun, uyuyun. Sürüye katılın, seçime katılın.

AIDS mi olmak istersiniz, yoksa kanseri mi tercih edersiniz? İsterseniz değişik hastalık sebebi farklı mikropları da tercih edebilirsiniz. Düzen bataklığı ne güne duruyor? Size mikrop üreterek hizmet etmeyecek de ne yapacak? Mikrobu çok düzenin, sizden mi esirgeyecek, seç beğen al, kullan. Beğenmez ve hayatta kalırsan, bir dahaki seçime başkasını denersin.

Aynı delikten üç kez, beş kez mi ısırıldın, yetmez! Ölünceye dek seni ısıran sandığın deliğine uzat elini. Parmağına kan mı bulaştı? Yok canım, kan değil boyadır o. “Sıbğatullah” olmazsa olmasın o boya. Bakma sen “sıbğatuşşeytan” diyenlere. At oyunu, seçimini yap.

Halka hükmeden zihniyet, mânen idamına hüküm verdiği ve bu ölüm fermanının değiştirilmesi teklif bile edilemez kabul edildiği için mânevî yönden ölüme mahkûm olduğunu kabullenen insana cellâdını seçme hakkı lutfetmiş. Gözünü sevdiğim demokrasi, sen ne nimetler sunuyorsun! Cellâtlardan birini seçebilirsin. Daha haşin ve gaddar olanı veya sana biraz benzeyeni. Seç birini.

Sürü haline getirdikleri ve ilâhlarına adayıp rejimin büyük tâğutu adına kurban etmeye hazırlandıkları zavallıların, oy adına oynanan oyunun figüranı koyun haline getirilenlerin boyunlarını kesecek bıçakları seçme günü var. Koş sandığa; istediğin bıçağı seç; bıçağını ve kasabını.

Minareyi çalanlar gibi, cinayeti planlayanlar da kılıfı hazırlamış: Cinayete intihar süsü verecekler. Ama rollerini çok kibarca oynuyorlar: Zehirlerden zehir beğenmesi için halka seçim hakkı veriyorlar. Katıksız acı olan zehir var, içine birkaç damla bal şerbeti damlatılanı var. İstediğini seç.

Kırbaç altında ölümü mü tercih edersin, yoksa altın vuruşla öldürücü dozda uyuşturucu almayı mı? Seçme hakkı senin. Aman ha birini seç, berikini seç, yoksa ötekisi gelecek.

Allah’a isyan edeceksiniz, tamam da; baskı ile mi isyanı tercih edersiniz, iknâ edilip râzı edilerek mi; seçim sizin.

Sen Ata’nın ve atalarının yolundan vazgeçme. Ne demiş ataların: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” Sen de onların yoluna uy: “Bana, benim cemaatime, çalışmama, faaliyetime, derneğime, radyoma, televizyonuma… karışmayan yılan bin yaşasın!” de. Yoksa, sana hemen dokunacak yılan gelecek. Öteki yılanı tercih et. “Beriki de neslini zehirliyor, çocuğunun boynuna dolanıyor” diyenleri boş ver; ama oyunu boş verme, seç birini.

Tahterevallinin ister sağındaki ister solundakini seç. İster aşağıdakini kaldır, ister havadakini yere indir. Sana bu yetkiyi Demokrasi dini veriyor. Uy ona: “Güç sende! Sensin egemen olan.” Tahterevalliye oturtulanlar arasında bir tercih yaptığını unut; seçtirenlere itaat et. Ne diyor seçtiren derin güçler: “Sen, bizim seçtiklerimizden birini seçeceksin, seç!”

Kim diyor: “Egemenlik aslında kayıtsız şartsız yattığı yerden Atatürk’ündür, silahlı kuvvetlerindir, TÜSİAD’ın ve para babalarınındır, Ergenekon türü derin güçlerindir, Amerika’nındır. Seçtikleriniz sadece sekreter görevindedir” diye? Hele kimmiş onlar: “Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ın” diyen, “Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenin kâfir, zâlim ve fâsık olduğunu” söyleyen? Hâlâ kaldı mı bunları dillendiren? Bırak onları. Onlar demokrasi düşmanları. Sen boş ver onları da görev ver oy dilencilerinin birine; Tâğut rızâsı için şu fakir(leştiren)e bir oy! Boş geçme ne olur!          

Yönetimi değil, yöneticileri; tokmağı vuranı değil, davul taşıyanları; yönetmeni değil, senaryosu belli filmin oyuncularını, iyi rol yapanları, derin güçlerin onaylayıp “görülmüştür, seçebilirsin”, hatta “seçmelisin!” dediklerinden birini seçecekmişsin; olsun! Seçiyorsun ya bu sana yeter. Seç, demokrasiye alternatifi düşünme, hemen seç!

Yönetime, düzenin tâğutî olmasına bakma sen; yöneticinin diktatör tipli biri mi, yoksa demokrat, liberal ve kısmen özgürlükçü biri mi olması gerektiğine bak. İkinci özellikte olanı seç ki, rejimin zulüm düzeni olduğunu unutasın, unutturasın; göreceli rahatlıkla dünyevîleşesin. Bilinçsiz de olsa düzeni zaafa uğratanla, bilinçsiz de olsa düzeni güçlendiren arasında ikinciden yana tercihini yap. Buna rağmen “ehven-i şer” de seçtiğine; nasıl olsa kimse kavramları da düzeni de seni de sorgulamaz.

Unutma ha! Bak, düzen, seçmeyenleri seçim curcunasına katılmayan, alnına (pardon, parmağına) leke sürmeyenleri suçluyor, para cezasına çarptırıyor. Kork devletin azâbından! “Öte dünyadaki azap” mı diyorlar? Onlar hâlâ oralarda mı? Geç arkadaşım onları. Aş bu eski radikal düşünceleri, yumuşa biraz, değiş; çağa, konjonktüre uy! “Koyverme, oy ver”; Seç, seç!

Her maç gibi bu maç da şikeli bile olsa; kazanan, seçimden önce bilinse de, önemseme; sen seçmene bak! Sana figüranlık mı düşüyor? Olsun! Sana seçtirir gibi yapıyorlar ya, bundan yararlan. Sen rolünü oynamana bak. Oyuna bak sen, oynatanlara sakın bakma! Kuklalardan hangisini istersen özgürce seç.   

Ölümlerden ölüm, azaplardan azap, helâklerden helâk beğen. Semud kavminin yolunu mu, Lut kavminin yolunu mu istersin? Yoksa Şuayb kavmi ile Âd kavmi gibi olma arasında bir seçime ne dersin? Ya da modern halefleri Avrupa Birliği ve Amerika ile, Rusya arasında tercihin? Firavun’u mu istersin, Nemrud’u mu? (Biraz ağır mı kaçtı? Olur, hafifletelim:) Ebû Cehil’i mi seçersin, Ebû Tâlib’i mi? Ebû Tâlib’i seçmezsen iyi düşün, Ebû Cehil gelecek, unutma!

Demokratlık sadece eski Yunan’da bir zamanlar uygulanıp tarih çöplüğüne atılan ilkel bir yönetim tarzı değildi. Aynı zamanda Peygamber öncesi Mekke’de de uygulanan bir inanç biçimiydi. Ebû Cehiller de Mekke’deki vatandaşlarını serbest bırakıyorlardı; Mekkeliler özgürdü. Kâbe çevresindeki 360 puttan (put adayından) dilediğini seçebilir, istediği puta özgürce tapabilirdi. Demokrattı Mekke yöneticileri. Öyleyse sen de onlar gibi seç önüne konulan 360-560’tan birini.

O da ne demek oluyor? “Peygamberlerin yolu, Peygamber’in usûlü, Rabbânî metod, Sünnetullah…” Kafanı mı karıştırıyorlar? “Allah’ın hükmüyle hükmedecekse isterse ‘öteki’ gelsin; yok, O Kitab’ın hükmüyle hükmetmeyecekse ‘beriki’ de, hiçbiri de gelmesin!” Böyle mi diyorlar? Boş ver bu rahatsız eden sözleri. Hayır, asla! O gelmesin, bu gelsin! “Bay çok kötü” gelirse, bakarsın yine esnaf sokağa dökülür, halk düzene tavır alır, rejimi protesto edenler çoğalır; neme lâzım, rahatımız kaçar. “Halkı yücelt ki ‘devlet’ yücelsin” diyenleri yücelt. Sen kötüyü seçmezsen bak daha kötü gelecek, daha kötü gelecek, daha kötü… Bin defa söylesem az, öcü gelecek öcü! Seç, öcüyü değil, kötüyü seç. “Teğdü, teğmedü…” Sen teğmemüş diye seç. “Du bakalii n’olicek!?” de, seç ve bekle; bak bakalım daha neler olacak?

Hakka giden yol zor; dâvet/tebliğ istiyor, cihad istiyor, koşturma gerekiyor, çile ve bedel gerekiyor. Sen kolay olanı tercih et. Beş yılda bir sandığa git, vazifeni yap, vatandaşlık görevini ibadet düşüncesiyle îfâ et. Budur esas hizmet; ne demek “kulluk, ibâdet şuuru, İslâmî devlet?” Şerlerden birini seç; şerre râzı ol, ama büyük şerri seçme, “ehven”iyle avun. Açıkça bâtıl olana değil, bâtılın hak maskesi takanına takıl. Senin seçeceğin kötü, az kötüdür. Ne yani, Ebû Tâlib dururken Ebû Cehil’i seçecek değilsin ya… Dâru’n-Nedve’ye de Ebû Bekir aday olacak değil tabii… Hem, bu kadar insan bilmiyor da tek sen mi bileceksin, sen mi bulacaksın hakkı? Gel, sen de kalabalığa katıl, sandığı boykot etme seçimlere katıl.

“Gazap edilmişlerin ve sapıtmışların yolu” mu diyorlar? Kulak asma onlara. Bak, büyüklerimiz “dost ve müttefiklerimizin yolu” diyor. Sen, büyüklere uy. “Uydum kalabalığa, demokrasi ekber!” de, oyunla bey’atini tazele. Ankara’daki imama uy. Ama, mutlaka önce oy!     

Oy vermezsen, daha büyük tâğut başa geçecek. Sen tâğutun ehvenini seç. Mutlaka seçime katıl. Katıl ki demokratik itaati, demokrasiye kulluğunu, vatandaşlık ibâdetini yerine getiresin. (Varsa) tâğutların cennetine eresin, azabından ve cezasından korunasın. Unutma, koş sandığa, sürüden ayrılma, seç seni güdecek çobanını. Yoksa “öteki” kurt kapar seni.

Ne!? Siz böyle bir seçimden yana değil misiniz? Vay geri kafalı radikaller vay! Siz demek ki kulluğu, tevhidi, Rabbânî metodu, İlâhî rızâyı, Kitab’ın hükmünü, dâveti, vahdeti, ümmeti, cihadı, inkılâbı, İslâmî devleti istiyorsunuz ha!... Vay düzen düşmanları, sizi Atatürk çarpsın e mi?

Halkı kim daha çok oyalıyor, o daha çok oy alıyor. Ver oyunu, gör oyunu! 

Sözün özü: Beşer olduğuna bakmadan kendisinin (veya kendisi gibilerin) kanun koyup hükmedecek olanlar, hevâsını putlaştıran ilâh taslakları kendilerine suç ortakları arıyor. Veballerine, isyanlarına, tuğyanlarına ortak olacağın tâğutlardan tâğut beğen. Ama dikkat et, öteki tâğutu değil, beriki tâğutu, kendi tâğutunu seç. Zindanlardan zindan, cehennem tabakalarından bir cehennem, zâlimlerden bir zâlim seç. Sen de kalabalığa uy, oy, oyun… “Seçmece bunlar! Kan kırmızı… Seç beğen al. İyi çıkmazsa bir dahaki seçimde değiştirirsin, değiştirsin, değişirsin!”